Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Doğu Anadolu'nun Ücra Bir Köyünde Çocuklar ve Bir Asker Arasında Yaşanmış Sade Bir Öykü

-
Abone ol

7 Haziran 2015 seçimlerinde Doğu Anadolu'nun kritik bir karakolunda(yerin gizli kalmasında fayda var) kısa dönem olarak askerdim. Aslında kritik karakollara kısa dönem asker pek verilmez ama şanssızlığımla meşhur olduğum için o karakola verilen 5 kısa dönem askerden biriydim.

İşte burada edindiğim sayısız tecrübeden yalnızca birini anlatmak istiyorum. Öyle filmlik bir hikaye falan beklemeyin, sadece hayatın olağan ama herkesin yaşamadığı bir yaşanmışlık öyküsü bu.

Kritik bir doğu şehri olduğu yetmezmiş gibi bir de şehrin en tehlikeli ilçesinde jandarmaydım. Çarşı izni dahi yoktu.

Seçim gününde civar köylerden birinde sandık güvenliğini sağlamak için göreve çıkacaktık. İki er ve bir komutan olarak görev yapacaktık ilgili köyde.

Hemen sorup soruşturdum tabii; bu köy ne kadar uzaklıkta, tehlikeli bir yer midir diye. Çünkü ilk kez karakol dışına çıkacaktık. İzmirli olup daha önce Doğu Anadolu'ya gitmemiş olmak bile başlı başına bir tedirginlik nedeni ne de olsa.

Seçim sabahı saat 3'te kalkıp hazırlıklara başlandı karakolda.

Askerler ilgili köylere gitmek için araçlara bindirildi. Dolu şarjörleri de takıp yola koyulduk bir düzine askerle.

Terör bölgesi olmasına rağmen zırhlı araçlara bindirilmedik her nedense, beyaz bir dolmuşla yola koyulduk. Yanımızda da köy korucuları eşlik etti. Köy korucularını görmek bile "Nerdeyim lan ben, benim ne işim var burada!" dedirtmeye yetiyor.

Araç dağlık bölgelere girmeye başladığında işin ciddiyetini daha iyi anladım.

Buraların benim İzmir'deki dedemin yemyeşil, deniz kıyısındaki, turistlerin uğradığı köyüne benzemediğini çok iyi idrak ettim.

Size yemin ediyorum, o kadar keskin virajlar ve sarp uçurumların kıyısından gittik ki; bunun korkusu yüzünden, yol kesen PKK'lı olur mu veya her an mayın patlar mı düşüncesi bile önemsiz kaldı o korkunun yanında.

Fotoğraftaki yer neresi bilmiyorum ama bahsettiğim yolculuk buraya çok benzer bir yolda gerçekleşti.

Sağ salim yolculuğu tamamlamayı başardık ve minibüsten bir komutan ve bir er arkadaşımla indik. Diğer askerler daha uzak köylere doğru yolculuğa devam ettiler.

Dağlarla çevrili köye şöyle bi' göz attıktan sonra "şimdi saldırsalar acaba nereden gelirler" düşüncesiyle birlikte oy kullanılacak okula doğru yürüdük.

Bu fotoğrafı ben çekmiştim.

Henüz oy kullanma saati gelmediği için sağ olsun köylüler bizi çok iyi misafir etti, unutamayacağım bir kahvaltı yaptık.

Karakoldaki vasat kahvaltılardan sonra çok iyi gelmişti. Kaçak çay hariç. :)

Temsilî bir fotoğraf.

Çok geçmeden etrafta birkaç çocuk belirmeye başladı. Önce çekingen tavırlarla bize doğru yaklaştılar, sonra iyice süzmeye başladılar.

Normalde olsa hemen konuşmaya çalışırım, çok severim çocukları ama üstümde üniforma, elimde tüfek olunca bende de bir belirsizlik oldu. Yaklaşmak istedikleri gözlerinden okunuyordu ama ilk adımı benden bekledikleri de belliydi.

Ben onlara gülümseyince onlar da bana gülümsemeye başladı. Yanıma çağırdığımda teklifimi karşılıksız bırakmadılar. Bir yandan da fazla yaklaşmalarını istemiyordum, silahtan uzak kalmalarına özen gösterdim.

İçlerinden birine "Adın ne senin?" diye sorduğumda utana sıkıla ismini söyledi, sonra diğerleri de aynı şekilde isimlerini söylediler. "Kaça gidiyorsun?" "Dersler nasıl?" gibi klasik sorularla konuşma devam ettikçe çok geçmeden hepsi etrafımda toplandı, bütün utangaçlıkları bir anda gidiverdi.

"Hadi asker selamı verin bakim." diyerek bu fotoğrafı çekmiştim.

Utangaçlıkları gidince kendileri soru sormaya başladı; "Cebinde bomba var mı?", "Tank kullandın mı?", "Roketatarın var mı?" gibi sorulara maruz kaldım.

Bu yaştaki çocukların "Babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi?" gibi sorular sorması lazımdı oysa ki. Sorulara şakayla karışık cevaplar vermekle uğraşırken, bir yandan da silaha dokunmaya çalıştılar fazla yüz verdiğim için. Kibarca engel olmaya çalıştım tabii.

Foto: Kullandığım silah buydu.

7 yaşında olduğunu öğrendiğim bir çocuk, seçimden bahsetmeye başladı sonra.

İlçedeki adayların isimlerini, kimin ne kadar oy alacağını en detayına kadar tahmin etti. "Ya çocuk senin ne işin var seçimle?" diye içimden geçiriyorum bu esnada. Bu çocuk 7 yaşında!

Çok geçmeden o çocuklar birden kahvehanedeki siyaset konuşan adamlara dönüverdiler şimdiden oy vermeye hazırlarmış gibi. Anladım ki bu ücra köyde çocuklar büyüklerinden hep bu muhabbetleri duydukları için konuşacak farklı şeyleri kalmamış. Şunu da anladım; bir çocuğun ağzında siyasi parti kısaltmaları, küfürden çok daha kötü duruyormuş.

Fotoğraf temsilîdir.

Üzüldüm, çocukluk değildi bu. Dikkatlerini dağıtıp konuyu değiştirme uğraşına girdim.

Bir yandan da köylülerle konuşurken siyasi fikrimi belirtmeyip geçiştirdim, oradaki görevimi unutmamam gerekiyordu ne de olsa. Görev demişken; hem çocuklarla ilgilenirken hem de güvenlik için çok da belli etmeden etrafımızı saran tepelere bir göz gezdirmeye devam ettim olası bir saldırıya karşı.

Konuştuklarım erkek çocuklarıydı, sonra az ileride bir kız çocuğunun meraklı bakışları altında olduğumu fark ettim.

Onu da çağırdım yanıma, adının Elif olduğunu öğrendim. 12 yaşında, zeki mi zeki bir kız. Başlarda o da utangaçken çok geçmeden konuşmayı ne kadar sevdiğini gördüm, adeta nefes almadan konuşuyordu. "Avukat mı olcan sen, ne çok seviyosun konuşmayı?" soruma şaşırtıcı bir cevap aldım. Gerçekten de en büyük hedefi avukat olmakmış."Söz ver bana bak; İstanbul'a, İzmir'e gidip üniversite okuyabilmek için çok çaba göstereceksin." diye tembihledim.  

Temsilî bir fotoğraftır.

Ama sonra yanında durduğum, oyların kullanıldığı derme çatma binanın içi aklıma geldi.

Bütün sınıflar tek bir odada ders işleme imkanına sahiptiler. Aslında bu şartlarda avukat olmasının ne kadar zor olduğunu anladım, ama yine de Elif'in bir gün avukat olabileceğine inancım sonsuz.

Belki bir gün avukata ihtiyacım olduğunda, saçlarım ağarmışken, karşıma gencecik bir avukat çıkar ve adı Elif olur; bizim Elif...

Fotoğraf: İki Dil Bir Bavul filmi

Okula gitmeye başlamamış bir çocuğa "Sen hangi evde oturuyorsun peki?" diye sordum. Maksat zaman geçsin, evin nerede olduğunu merak ettiğimden değil.

Cevabı yüreğimi parçaladı. "Başka bir köydeydi evimiz. O köyü teröristler bastı, bu köye kaçtık." dedi. Bu konu hakkında bu küçük çocukla daha fazla konuşmak istemedim. "Sen büyüyünce ne olacaksın?" deyip konuyu geçiştirdim. "Asker." cevabını verdi. Neden asker olmak istediğini sorduğumda "Teröristleri vurcam!" dedi. "Senin bu yaşta savaş oyunu içeren bilgisayar oyunu oynaman bile uygun değil be yavrucum." demek istedim sadece.

Fotoğraf temsilîdir.

Onlar bunları anlatırlarken o günün birkaç gün öncesinde nöbet esnasında Kürt arkadaşımın anlattığı bir çocukluk anısı aklıma geldi.

PKK'lılar, arkadaşımın köylerindeki evlerine girmiş bir akşam vakti. PKK yanlısı olmadığını öğrendikleri babasını, ailesinin yanından alıp götürmüşler kafasına sıkmak için. Bu coğrafyada PKK'nın ne kadar zararlı olduğunu bir kez daha anladım o gün.

Günün sonuna doğru bir çocuk daha belirdi biraz uzakta. Abartısız söylüyorum, hayatım boyunca gördüğüm en güzel çocuktu.

3 yaşlarında kumral bir kız çocuğu. Yanıma çağırdım ama gelmedi utangaç olduğu için. Umarım bir gün kız çocuğum olursa ona benzer. Onunla konuşamamam hep içimde kalmıştır.

Fotoğraf temsilîdir.

Koca bir günün ardından köyden ayrılma vaktimiz gelmişti. Köylülerle, çocuklarla vedalaşma faslı geldi ve araca bineceğimiz yola doğru ilerledik ama çocuklar peşimizi bırakmadı.

7 yaşında olan çocuk, elimi sımsıkı kavrayıverdi birden ve gitmememi söyledi ciddi ciddi. Bu çocuğun yaşındaki kuzenlerimden görmedim bu bağlılığı. "Beni de götürsene!" dedi. "Annen, baban üzülür ama." dedim. "Burayı da onları da sevmiyorum." dediğinde içimden bir şeyler koptu. Elimden bir şey gelmedi, ayrıldık.

Araca binip yola koyulurken çocuklar el sallamaya devam ettiler.

Temsilî bir fotoğraf

Son kez, arkamda bıraktığım o çocuklara bakarken aklımdan bir dünya şey geçti: Kötülük barındırmayan, tertemiz bu çocuklar büyüdüğünde nasıl insanlara dönüşeceklerdi?

Birileri bu çocukları zorla dağa götürüp kendi emellerine alet edebilirler mi? Gördüğüm en güzel o kız çocuğunun ellerine molotofları tutuştururlar mı? Ya avukat olmak isteyen Elif'in beynini yıkayıp onu cani bir teröriste dönüştürürlerse? Asker olmak isteyen o küçük çocuk gerçekten asker olursa ve bir gün PKK terörünce şehit edilirse?

Ya okumak için can atan bu öğrencilerin öğretmenlerine kıyarsa bu terör? Tıpkı Aybüke Öğretmen'e, Necmettin Öğretmen'e kıydığı gibi.

Ve geçmiş yıllarda da çok sayıda öğretmene kıydıkları gibi...

Umarım ki iyi bir eğitim alırlar.

Fakat belki de onlar büyüdüğünde bu coğrafyada terör kalmayacak.

Elif üniversitesini okuyacak, gerçek bir aydın olup yararlı biri olacak bu ülkeye. O çocukların her biri belki gerçekten şimdi oldukları kadar güzel kalmaya devam edecekler. Biz de yaşımızı başımızı aldığımızda bu kötülüklerin hepsi çocuklarımıza anlattığımız anılar olarak kalacak.

Umarım şu an iyisinizdir çocuklar.

Fotoğraf: Biz

Bir gün her şey güzel olur mu gerçekten?

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
akdemirbeyzaa

Tüylerim diken diken oldu resmen. Keşke her şey güzel olsa. Ama o tertemiz çocuklar dağa kaçırılıp beyni yıkanıyor. Bazılarını ise dağa kaçırmalarına gerek yok çünkü babaları tarafından küçüklükten aşılanıyor her şey maalesef. Doğuda görev yaptım 2.5 yıl müdürümüz bu tarzda biriydi. Çocuklatını da bu şekilde yetiştiriyordu. Zaten bulunduğum köy ilçede pkk yandaşlığında 1 numaraydı. Yok muydu aralarında iyileri muhakkak vardı. Hatta devlet hastanesinde genç bir kadınla muhabbet ettim sıramızı beklerken. Küçük erkek kardeşinin daha bir hafta evvel dağa götürüldüğünü kendilerinin hiç razı olmadığını annesinin ağladığını söyledi. "Biz kadınlar istemiyoruz bunları ama maalesef erkeklerimiz istiyor" dedi.

akdemirbeyzaa

Ayrıca seçim zamanlarında ciddi baskılar da oluyor. Yine müdürümüz 'bu köyden hdp dışında başka bir oy çıkamaz' diye gözdağı verirdi. Tabi ki sadece baskıların arkasına gizlenmek de gaflet olur. Çünkü koskoca ilçede hdp ye çıkan oy oranının %98 lerde olduğunu gördüm. Geri kalan yüzdeler de bizim gibi memurun polisin doktorun oyuydu.

merve-yildiz24

ya akşam akşam burnumun direği sızladı. çocuklara kıymayın efendiler diye bağırmak istiyorum

kerem-kasigur

inşallah dediğin gibi olur mehmetim.

Gizli Kullanıcı

nerdeee baksana seçimce bile hala hdp kazanıyor oralarda insanlar zır cahil kör sağır duymaz hadi onlar doğuda burdaki kürt vatandaşlara ne diyelim hala pkk yanlısı olan hala hakkımızı savunuyolar diye düşünenlere ne diyim coğrafya kaderdir ben ordaki insanlara üzülüyorum bizler batıda rahat hayat sürerken onlar kar kış altında kalıyolar yazı kavruluyolar çorak yerdeler ama bu iklim şartlarını siyasete bağlamak bana saçma geliyor akp devleti hiç yapmadığı kadar yatırım yapıyor doğuya (chp partisine oy veriyorum) ama insanlar yinede gerilla tutkusundan vazgeçmiyor

beyandur

cok guzel bir hikaye

Görüş Bildir