Diri Diri Yakmaktan, Kafatasını Delmeye... Şizofreni Tedavisinde Kullanılan 'Ürkütücü' Yöntemler

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Şizofreni, psikoz hastalıkların en beteridir desek yanlış bir ifade kullanmış olmayız sanırım.

İnsan zihninin karmaşıklığının belki de en üst noktası olan şizofreni, gerçekle bağlantı kuramama hali, bir başka deyişle rahatsızlığının dahi farkında olmama durumu olarak ifade edilebilir.

Bir başka deyişle, görülen şeyin somut gerçeklik olduğunu iddia etme, hastalığı kabul etmeme durumudur.

Bu liste böyle uzar gider de, bizler halen şizofreni hastasının zihninde gerçekleşen karmaşanın onda birini bile anlayamayız.

Bu ‘anlayamama’ durumundan ötürü olacak ki, şizofreni hastalarının yaşadıkları bu ıstırabı azaltmak için türlü tedavi yöntemleri geliştirmiştir insanoğlu.

Bunların belki de en eskilerinden birisi trepanasyondur.

İlk çağlarda akıl hastalarını, kötü ruhların işgal ettiğine inanıldığı için kafatası deliniyor, yani trepanasyon uygulanıyordu.

Trepanasyon, ulaşılan ilk örnekleri M.Ö. 6500 yılına dayanan ve hastanın kafatasında delik açılarak yürütülen bir ameliyat prosedürü idi.

Geçmişte insanları sağlığına kavuşturduğuna inanılan bu akıl almaz yöntem, Yeni Çağın başlangıcına kadar devam etti.

Trepanasyon ayrıca ilk ameliyat örneği olarak kabul edilir ve bu ameliyat sonunda malesef neredeyse tüm hastalar hayatını kaybetti.

Daha sonraları akıl hastası olan insanların zihinlerinde şeytanların olduğu düşünüldü ve hastalar malesef diri diri yakıldı.

Bu yakılmalara bir kılıf da uyduruldu elbette, bu kişilerin birer cadı oldukları, akıllarını kaybettikleri ve öldürülmeleri gerektiğinde karar kılındı.

Selçuklular dönemine gelindiğinde, 1204 yılında Kayseri’de açılan Gevher Nesibe Hatun Şifahanesinde İbni Sina, Biruni ve Razi gibi alimlerin, yöntemleri ruhsal hastalıkların tedavisinde kullanılmaya başlandı.

Akıl hastalarının kaldığı odaların içerisinde su ve müzik sesi eşliğinde, olumlu telkinler de bulunularak hastalar tedavi edilmeye çalışıldı ve bu Şifahane 1890 yılına kadar hizmet verdi.

1900’lü yılların başında psikotik bir ruhsal hastalık olduğu keşfedilen bu rahatsızlık, şizofreni adıyla anılmaya başlandı.

O günden bu yana ise tıp dünyası bu illet hastalığa daha fazla önem vermeye başladı.

Bu önemin ortaya çıkardığı ve belki de en çok kullanılan tedavi yöntemi ise insülin şoku.

Bu tedavi yöntemini ünlü matematikçi John Nash’in hayatının anlatıldığı ‘A Beatiful Mind’ filminden hatırlayacaksınız.

Filmde, gördüğü sanrıların gerçekliğini uzun süre sorgulamaz John Nash.

Delilik ve dahilik, yanılsama ve gerçeklik iç içe geçmiştir onun dünyasında. Seneler boyu gerçekle olan bağlantısı yoktur ve bu durumu kabullenmenin zorluğundan yakınır.

John Nash’e şizofreni tanısı koyulduktan sonra ona uygulanan ve izleyen pek çok kişinin elektroşok tedavisi sandığı sahnede, insülin şoku gerçekleştirilmiştir.

Lakin bu tedavide John Nash’i gerçek dünyaya bağlamakta yetersiz kalır ve rahatsızlığını tedavi edemez.

Şizofreninin tedavisinde insülin şoku haricinde birkaç tedavi yöntemi daha kullanılmıştır.

Bunlar uyku tedavisi, yüksek ateş tedavisi, oksijen yoksunluğu ve karbondiyoksit inhalasyonudur ve tıpkı insülin şoku gibi, şu an hiçbiri şizofreni tedavisinde kullanılmaz.

Hepsi rafa kalkmıştır...

Günümüzde şizofreni tedavisinde farklı yöntemler kullanılsa da malesef şu ana kadar hiçbiri bu hastalığın yok edilmesini sağlayamadı.

Sadece hastanın yaşadığı ruhsal çalkantıları bir süreliğine bastırma ve hastaya yaşadığı anlarda daha fazla ‘gerçeklik’ sunabiliyor.

Ve haliyle en çok kullanılan yöntem, ilaç tedavisi.

Gelelim bu hastalığın tedavisinde aileye, arkadaş çevresine, yani bizlere düşen görevlere.

Her şeyden önce vermemiz gereken en önemli şey: Sevgi.

Bir hastanın iyileşme sürecini kolaylaştırmak için birine elini uzatmaktan, ona tanıklık etmekten, acısının yükünü paylaşmaktan ve iyileşeceği umudunu korumaktan, buna inanmaktan, ve bu inancını ona hissettirmekten daha büyük bir onur ve ayrıcalık yoktur.

Eski bir şizofreni hastası olan Araştırmacı Psikolog Eleanor Longdon iyileşme sürecinde yaşadıklarını, çevresinden aldığı destek sonrası hissettiklerini şu şekilde aktarıyor:

‘’Biz benzersiziz. Bizim yerimiz doldurulamaz. İçimizde yatan şey asla gerçekten sömürülemez, alınamaz veya çarpıtılamaz. Işık asla yok olmaz. Tanıdığınız kişilerin, bildiğiniz yerlerin, sizin için en önemli anların hiç bir zaman sizi terketmediğini, ölmediğini fakat zaten hiçbir zaman da varolmadığını aniden öğrendiğinizi hayal edin. 

Bu nasıl bir cehennem olurdu?..’’

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
joelee

Şizofreniyi fazla abartıyorsunuz. Bazıları olayın farkında. Ehem, zamanında kendini Tanrı'nın seçtiği özel kişi sanan, üstüne tuhaf ruhların onun peşinde olduğunu düşünen hafif yatkın biri olarak söylüyorum ki bir tarafınız her zaman bunlar hayal diye bağırıyor. Ya da benimkisi genelde atak şeklinde geldiğinden öyle oluyordu, bilemiyorum. Şu an eskisine göre daha iyiyim ama arada hala bu tür ataklarım oluyor. Ve merak etmeyin, yoldan geçenlere saldırmıyorum veya insanlara bunları söylemiyorum. Öcü değilim.

ege-yigit-piskin

şizofren olsan...

joelee

Tanrı'nın peygamberi olduğunu düşünme, gizli bir ajan olduğunu düşünme, bir örgütün onu güçlerinden dolayı yakalamak istediğini düşünme vb.. bunlar gibi sayısız düşüncem oldu. İlaç verdiler, kullanmadım. Şizofren olmasam da belli bir derecede empati kurabiliyorum.

Başlıklar

Kayserimüzik
Görüş Bildir