article/comments
article/share
Haberler
Delisi Olmayan Şehrin Ruhu Olmaz

etiket Delisi Olmayan Şehrin Ruhu Olmaz

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Konya’da geçen gün bir kadın hayatını kaybetti. Sultan Özcan, yani herkesin bildiği adıyla Kırmızılı Kadın, tedavi gördüğü hastanede 74 yaşında hayata gözlerini yumdu. Cenazesine binlerce kişi katıldı; hiç tanımadığı, belki hiç konuşmadığı ama yıllardır aynı sokaklarda gördüğü bir kadına bir şehir vedasını böyle etti.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Oysa o hiçbir zaman “fenomen” olmak istemedi.

Oysa o hiçbir zaman “fenomen” olmak istemedi.

Yarım asır önce on beş yaşında bir kızdı, öğretmenine aşık oldu, evlendi, çocuğu olmadı; kocası onu bir gün gördüğü kırmızı elbiseli bir kadına imrenip terk etti. O da terk edilmenin acısını üstüne giydi, tepeden tırnağa kırmızı. Kimileri “deli” dedi ona, kimileri “aşkın en kırmızı hali” dedi. Sultan hiçbirini fazla umursamadı; o sadece kendi hikâyesini giyindi, şehir de onu bağrına bastı.

Türkiye’nin hemen her kentinde böyle bir isim vardır. “Bizim delimiz” denir onlar için, ama aynı cümlenin içinde bir saygı, bir de hüzün taşınır çoğu zaman. Malatya’da üç metrelik bir sopayı Mercedes zannedip trafik ışıklarında duran, trafik polisinin bile şakayla ceza kestiği, sanayi ustalarının tamire aldığı bir genç vardı mesela: Fatih Kaydı, herkesin bildiği adıyla Mercedes Kadir. Otuz altı yaşında hayatını kaybettiğinde vali de başsağlığı mesajı yayınladı, esnaf da. Şehrin kent müzesine balmumu heykeli dikildi. Bir sopaya bu kadar sevgiyi, ancak bir şehir gösterebilir.

Manisa’da ise çok daha eski bir hikâye var: Ahmet Bedevi. Aslında Kerkük kökenli bir Türkmen, İstiklal Madalyalı bir gazi.

Manisa’da ise çok daha eski bir hikâye var: Ahmet Bedevi. Aslında Kerkük kökenli bir Türkmen, İstiklal Madalyalı bir gazi.

Savaştan döndüğünde şehrin yakılıp yıkılmış ormanlarını görünce ömrünü ağaç dikmeye adadı; belediyeden aldığı cüzi maaşla, yaz kış şort ve lastik terlikle yaşadı. 1934’te sinemalarda gösterilen bir Tarzan filminden sonra halk ona bu adı taktı, o da itiraz etmeden kabullendi. On binlerce fidan diktiği söylenir. Yıllar sonra emeğiyle büyüttüğü çamların kesildiğini gördüğünde kalbi buna dayanamadı. Bugün hâlâ her 31 Mayıs’ta mezarı başında anılıyor.

Üç şehir, üç isim, üç ayrı hikâye. Ama ortak bir yanları var: Hiçbiri “ikon olayım” diye yola çıkmadı. Bir terk edilmişlik, doğuştan gelen bir farklılık, bir savaş sonrası öfke ve umut onları oraya sürükleyen hep yaşadıklarıydı. Şehir de onları alelade birer “garip” olarak kenara itmek yerine, kendi hikâyesinin bir parçası yaptı.

Asıl mesele bence “ermiş mi deli mi” sorusunun kendisi değil. Bizim halk kültürümüzde bu ikisi zaten hiçbir zaman birbirinden çok uzak durmamıştır. Köyün ermişi ile köyün delisi çoğu vakit aynı insandır; fark, bakan gözdedir. Yunus’tan bu yana bizim “deli” dediğimiz nice insan, aslında bir tür hakikate bizden daha yakın durmuştur.

Gerçek mesele, bir şehrin farklı olana ne kadar yer açtığıdır.

Gerçek mesele, bir şehrin farklı olana ne kadar yer açtığıdır.

Mercedes Kadir’in sopasını tamir eden usta, ona alay etmeden “arabanız hazır” diyebiliyorsa; trafik polisi gülümseyerek de olsa ona ceza yazabiliyorsa; esnaf Sultan Özcan’a her sabah ekmeğini uzatıp karşılığında hiçbir şey beklemeden selam veriyorsa o şehir aslında kendi vicdanını da sınıyordur.

Ama bunun bir de acı tarafı var. Bu insanları çoğu zaman ancak öldükten sonra, bir haber ya da bir belgesel çıktıktan sonra gerçekten “görürüz.” Sultan Özcan’ın hikâyesini pek çok kişi ilk kez şimdi, vefat haberiyle okudu. Oysa o elli yıldır aynı sokaklarda yürüyordu. Belki de bir şehrin en çok sevdiği insanlar, onu en çok görmezden geldiği insanlardır, ta ki kaybedene kadar.

Bugün Konya’da kırmızı bir boşluk var.

Bugün Konya’da kırmızı bir boşluk var.

Malatya’da hâlâ üç metrelik bir sopa, kent müzesinde, kimsenin bir daha binemeyeceği bir otomobile benziyor. Manisa’da altmış yıl önce dikilen çamlar, hâlâ o adamın adını fısıldıyor rüzgârda.

Bunlar bir şehrin sadece efsaneleri değil. Bunlar bir şehrin kendi acısını, kendi merhametini, kendi hafızasını nasıl taşıdığının kanıtı. “Delisi olmayan şehrin ruhu olmaz” derler; bence asıl doğrusu şu: delisine sahip çıkamayan şehrin de vicdanı olmaz.

Instagram

X

LinkedIn

Facebook

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
1
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam