Çocukken 23 Nisan Seçmelerine Alınmadığım İçin Yaşadığım Komik Travmayı Dünya Alem Duysun Artık

157PAYLAŞIM

Bir çocuğun hamburger yememesi ne demek bilir misiniz? Niyazi şerefsizi bilmez bu hissi mesela!

Hayatın gerçekliğinden uzak ve bir o kadar sorumsuz olduğumuz o ilkokul dönemlerini hatırlıyor musunuz? Ben hatırlıyorum çünkü bir konuya çok canım sıkılmıştı...

Michael Jackson mı Madonna mı yoksa Zeki Müren mi Bülent Ersoy mu tartışmalarının hararetle yaşandığı 80'ler Türkiyesi'nde bir mahalle okuluna gidiyordum. Üzerimizde 23 Nisan'ın çok büyük bir telaşı vardı. Çünkü 23 Nisan demek, bir çocuğun prodüksiyon ve yaratıcılıkla tanıştığı, sahnelerle buluştuğu, kan ter içerisinde performansını sergilediği ilk tecrübesidir.

İlkokul 4 müydü 5 miydi neydi. O zamanlar Ziyaretçiler dizisi, uzaylılar merakı falan derken bizim okul 23 Nisan gösterilerine kartondan bi UFO bi de astronot konseptiyle katılmaya karar verdi.

Durum bu sefer farklıydı çünkü bu okullar arası bir organizasyondu. İş ciddi yani! Müdürümüz çok hırslı bi kadın olduğu için bu işe sağlam bütçe ayırdıydı. Bebelere alüminyumdan kostümler falan diktirdiler. Akçaabat halk oyunları ekibinden bu yana o kadar dev bi prodüksiyon okulumuzda hiç görülmemişti. Ben okulla ilgili her türlü şovlarda aranan isim olduğum için seçileceğimden hiç şüphem yoktu. Zaten babam okulun her türlü alt yapı sorununa yardım ediyor, anam da Müdüre Hanım'ın canı börek istediğinde yapıp getiriyordu. Evimiz okulun tam karşısı.

Neyse Mart gibi seçmeler başladı. Bilin bakalım kimi seçtiler?

Niyazi, Gamze, Mustafa ve diğer sınıftan iki çocuk. Beni seçmediler! Okulun göz bebeği olan şu kardeşiniz tek kalemde harcandı. Emekliliği gelmiş bir Yeşilçam yıldızının hüznünü içten içe yaşadım fakat bu tarifi o zamanlar yapamadım.

Daha çok odama kapanıp Burhan Çaçan'ın son kasetini dinlemeyi tercih ettim (Ayaz geceler / Yaradana Kurban - Türküola)

Bilen bilir, onca yırtıklığa rağmen ezik bi yapım vardır. Beni niye seçmediniz diye bir gün olsun soramadım. Ayrıca o uzaylı ekipte olmanın bir sürü avantajı vardı; Matematik dersine girmemek, öğretmenimize daha yakın olmak, okul saatleri içerisinde dışarda olmak ama kimsenin hesap soramaması... Elimden kuş gibi uçtu gitti bu imkanlar.

Seçilen çocukların ortak özelliği okulun en çalışkanları olmasıydı. Benim bunu kabul etmem epey zaman aldı gerçi.

Kabul etmeden önceki gerekçelerim Gamze'nin babasının öğretmenimiz olması, Niyazi ve Mustafa'nın da en ön sırada oturmalarıydı yani hepsi torpilliydi nazarımda! Sırf bu ayrıcalıklara sahip olamadığım için uzaya gitmekten mahrum bırakılmıştım. Okulumuz simülasyonu içerisinde gideceğim en uzak yer Trabzon-Akçaabat olarak belirlenmişti.

Bi gün bu uzaylı ekip, sınıf öğretmenimiz eşliğinde yine okul dışı bi yere çalışmaya gittiler.

Ben zaten derdimden kendimi hayat bilgisi kitabına vermişim, bu meşum olayı unutmaya çalışıyorum. Birisi gelip hatırlatsa "Uzay mı? O ne ya?" diye soracağım, o kadar yok saymaya çalışıyorum hadiseyi. Ta ki yanımdaki strateji bilmez geri zekalı, sıra arkadaşım Niyazi ile şu sohbeti yapana dek...

-Niyazi n'aptınız? Dersimiz dün çok güzel geçti ama siz yoktunuz +N'apalım yaa Atakule'ye gittik...

- Atakule mi???? Hani şu yeni yapılan büsbüyük uzun yer? Vooohaaaaa
+ Evet orası. Tepesi de dönüyo zaten. UFO'yla oraya çıktık
- Nasıl??? Gökyüzünden mi????
+ Hayır olm salak mısın! Asansör var dışarıyı gören, onunla çıktık
- Asansörü de mi vaaaar?
+ Var tabii. Gamze ağladı kız olduğu için korktu ama biz Mustafa'yla hiç korkmadık hatta çok zevkliydi.
- Ben bi kere babamın işyerinde binmiştim ama dışarısı görükmüyodu.
+ Görükmez tabi olm bu başka

- Eeee sonra?

+ Sonra öğretmenimiz bizi hamburger yemeye götürdü.
- Hamburger mi??? Ohaaa çok pahalı bi şey yemişsiniz. Öğretmenimiz mi verdi parasını, siz mi verdiniz?
+ Müdüre Hanım verdi olm
- Müdürümüz de mi geldi? Kızmadı mı size?
+ Ne kızcak yaa. Çok iyi bi insan o bi kere. Siz korkuyorsunuz tabi hehehehe

Bu noktadan sonra benim dudaklarım titremeye başladı işte. Hayat Bilgisi kitabımı açıp Çoban Çeşmesi'ni baştan aşağı tekrar tekrar okumaya koyuldum.

Yanağımdan süzülen sicim gibi yaşlar Çoban Çeşmesi'nden ılık ılık akmaya başladı. İki elimle de yüzümü kapattım ki kokmuş Niyazi'ye yenildiğim anlaşılmasın. Bi kere Atakule dediğin yer bizim evimize ve okulumuza nerden baksan en az 25 km uzaklıktaydı. Benim oraya annemle bile gitmem için büyüklerin anladığı çok önemli bi işimizin olması gerekiyordu. Annesiz oraya gitmek kim bilir nasıl bir özgürlüktü Allahım! Ben bunu bile içime sindiremezken bir de hamburger meselesi vardı çözmem gereken. Size yemin ederim ortaokul kantinine kadar hamburgeri yakından görmüşlüğüm olmadı. Biz en fazla babam maaş aldığında varoş mahallemizin ilçe merkezinde bulunan kebapçıya döner yemeye giderdik; fakirlikten değil, vizyonsuzluktan...

Sosyal demokrat bir ailede doğup tam bir orta direk Özal çocuğu olarak büyüyordum ve hamburger benim için yeni bir ufuk çizgisiydi. Pislik Niyazi'nin bu ayrıcalıktan faydalanma sebebi kalın camlı gözlükleri ve uzaylı olması mıydı? Evet tam olarak öyleydi...

Yıllar yılı güzel Türkçemizi kullanarak okuduğum 23 Nisan şiirleri, atletik ve esnek hareketlerimle dikkat çeken vücut yapım sayesinde kazandığım halk oyunları ekip başlığım boşa, hep boşa gitmişti. Tırnaklarımla kazıyarak yarattığım karizmam bir uzaylı istilası sonucu yok olmuştu...Yıkıldıydım!

İşte tee o zamandan beri bir sinsilik gafletine daha düşmeyeyim diye hep bir miktar daha iddiasız olmayı seçtim. Doğrusu bu temkinli halim, daha bir çok kayba sebep olsa dahi, hayal kırıklıklarımı ve hırslarımı törpülememe sebep oldu.

Olan bitenlerin yanında :

*Niyazi avukat oldu, aktif olarak siyasette yerini aldı.
*Gamze doktor oldu, Amerika'ya yerleşti. Çok güzel bir evlilik ve kariyer yaptı.
*Mustafa uçak mühendisi oldu, Türkiye'nin önemli bi firmasında yöneticilik yapıyor. Evlenince feysbuk hesabını kapattı.

Ben...Takvimden bir sonraki resmi tatil hangi güne denk geliyor diye bakıp, delibaş gibi oradan oraya gezsem diye düşünüyorum. İngilizce bilmekteyim, evim-arabam, beni seven kocam ve mükemmel iki tane çocuğum yok...

Bu içerik tamamen eğlence amaçlı üretilmiş olduğundan kullanılan görsel ve metinler haber değeri taşımamaktadır.


BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
brazian

1 günlüğüne belediye başkanı oldum. Öğretmenim ve okul müdürü ne dediyse onların yapilmasi talimatını verdim telefon ile. Sonra tam o an jeton düştü karşımdakiler de benim gibi çocuk, çok bilmiş gibi oyun yapacam ya diğer çocukları ve öğretmenleri belediyenin yemekhanesine yemeğe davet ettim. Sandım ki parayı bizim müdür ödeyecek. Ödemedi tabi. O 23 nisanda ne kadar benim gibi çocuk ve öğretmeni varsa hepsi geldi. Tabi benim üstümden nemalanan gerçek belediye baskani yerel gazetede fotolar falan...

Gizli Kullanıcı

bizde de vardi.Sabahin korunde stada indirirlerdi aq.Sonra bando gecerdi biz de dururduk oyle.Cizgilerden yuruyup koca gobekli kaymakami selamlayip giderdik.

ceronedio

Keyifle okudum ama bu iddiasızlığın kıyas olduğu nokta beni biraz üzdü, kendimi buldum bu yazıda :)

gizem.dikmen

İlkokul 1. sınıfta boyum çok kısa diye 23 nisan müsameresine alınmadım, günlerce ağladım. İlkokul 4. sınıfta da Kafkas ekibi maskotu iken, okul aile birliğine daha fazla yardım yapan kızı maskot ilan edip beni kovaladılar, yine ağladım. Aynı sene bando takımını genişletmeye karar verdiler, bando ekipmanı odasından bandoları ilk kapıp geleni ekibe alacağız dediler. Hızlı koşardım. O odaya ilk ben girdim ve boştaki bandolardan birini yakaladım. Bando takımına girdim. Kafkasçılar dahil tüm okul ritmime uyup arkamdan geldi. Küçük yaşta fiziki özellikler ile paranın bu hayatta nasıl belirleyici olduğunu, bir yere varabilmek için ise ekstra efor sarfetmem gerektiğini anladım. Sonraki hayatımda çok yardımcı oldu ama bir çocuğun da kalbi kırılmış oldu işte.

evilbane-netmarble

derdini si...

Görüş Bildir