Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Burçak Yüce Yazio: Bilim Ne Değildir?

49PAYLAŞIM
Yazio Banner

“Bir şeyin ne olduğunu anlamak istiyorsan ne olmadığına bak!” 

felsefesinden yola çıkarak bu hafta arkadaşım Alper Bilgili’nin severek okuduğum hatta yazımın başlığı seçtiğim “Bilim ne değildir?” isimli kitabının üzerinden bilimin sınırlarını çizmek istiyorum.

Başta ben bir doğa bilimi insanı olarak bilimin meşru sınırlarını belirlemek istiyorum çünkü Alper hocam gibi bilimin sessiz kalması gereken konularda zorla konuşturulmasının bilimi yıpratacağı ve uzun vadede toplum nezdinde itibarsızlaştırılabileceği endişesini taşıyorum.

Öncelikle kendime soruyorum:

Ben ne değilim?

Aslında sınırlarını dahi keşfedemediğimiz kâinata baktığımda ben hiçbir şey değilim demek geliyor içimden.

Bu düzeni ben yaratmadığım gibi kendi bedenim üzerinde bile söz sahibi değilim. Ki kendimizi sahibi sandığımız en somut unsurdur bedenimiz. Lakin ne kalbimin atmasına karışabilirim ne de kesilen parmağımı ben tedavi ederim. Mesela saçlarım bir ömür uzamayı sürdürürken kirpiklerime “sen daha fazla uzama, gözüme gireceksin!” demediğim halde bir noktada durması bile yine benim elimde değildir.

Aynı zamanda eşrefi mahlukat olarak kıymetimizi de biliyorum ama sınırlarımın farkında olarak. Evet, belki atalarımın ellerini kullanabilmekle başlayan imal yeteneğim ve zaman içinde gelişen beynim, hiyerarşik düzende üst sıralara yükselmemi sağlasa ve uygarlıklar kurup, ahlaki kavramlar üzerine düşünüp, sanatla uğraşabilme gibi üstünlüklerle farkımızı ortaya koyabiliyorsak da gerçek değişmiyor. 

Yüzyıllar geçse de teknolojik imkânlarımızı saymazsak diğer canlılardan çok daha yetersiziz. 

Ne kediler veya kuşlar gibi uzak mesafelere gidebilecek yön tayinimiz var, ne kartal kadar keskin gözlere sahibiz, ne de bir çita kadar hızlı koşabiliyoruz.

Yani her konuda üstün değiliz. Sınırlıyız, aciziz. 

Kendimden yola çıkarak bilimin de sınırlarının olduğunun idrakindeyim.

Bu noktada bilim ve bilimcilik arasındaki farka değinmek istiyorum. 

Sıkıntı, bilimle bilimcilik arasında kararsız kalınan bu ikircikli anlayıştan çıkıyor zira.

Bilim ve bilimcilik

Bilim, evrenin, evrendeki olguların ve olayların bir bölümünü (özellikle altını çizmekte fayda var) ele alıp birtakım yöntem ve deney yolları kullanarak ve gerçeğe, gerçekliğe dayanarak birtakım yasalara ulaşan bilgi yolu, düzenli ve tutarlı bilgidir. 

Zamanla ilerler ve hatta yanlışlanabilir. 

Atomun anlamı bile Yunanca’da bölünemez demektir. Ve bizler bugün biliyoruz ki atom aslında daha ufak parçalarına bölünebilmekte.

Yani farkında olmadan bilimi kutsallaştırmanın, sınırlarının olmadığını ve evrendeki tüm olguları çözerken bilimi referans almanın çok sağlıklı bir yöntem sayılmadığı kanısındayım. 

Her sorunun cevabının bilimsel yöntemlerde aranması gerektiği düşüncesini savunanlar aslında bilimi değil de bilimciliği benimsiyorlar.

Peki, bilimciliği biraz daha irdeleyelim.

Bilimciliği savunanlara göre, tek geçerli bilgi türü doğa bilimleriyle elde edilen bilgilerdir. Onun dışında kalan bilgi türleri meşru değildir. Bu bağlamda bilimcilerin genel iddiası bilimin tek rehber olması gerektiğidir. Aslında her ne kadar isminde bilim kelimesini barındırsa da bilimcilik, bilimin zorunlu kıldığı, dikte ettiği bir görüş değildir.

Şahsen ben doğa bilimcisi olarak tarih, coğrafya, felsefe, sosyoloji gibi sosyal bilimleri asla küçümsemiyorum.

Dini konularda ve gündelik hayat pratiklerinde de tek referans olarak bilime başvuramayacağımın idrakindeyim.

Öyle olsaydı bir şarkıcının bestesini sevip sevmediğimi belirlerken yine bilimi referans alarak sesin frekansına, tınısına, şiddetine ve başka ölçütlere bakar öyle karar verirdim. Severdim ya da bana hitap etmezdi. Halbuki yeri geliyor bir zaman kulağımızı son derece tırmalayan müzikleri bile sonradan beğenebiliyoruz. Alper hocanın kitapta örneklediği gibi Beethoven’ın Serdar Ortaç’tan daha iyi bestekar olduğunu düşünüyoruz ama bunun temellendirmesini doğa bilimleriyle yapmıyoruz. 

Keza doğa bilimleri ahlaki değerleri savunmamızı da açıklayamaz.

Nazilerin nükleer silah projesinde çalışan büyük fizikçi Heisenberg’i hangi zeminde eleştirebiliriz?

Bilim tek rehber olduğunda Hitler Almanya’sında Doktor Mengele tarafından yürütülen ve 900 kadar çocuğun ölümü veya ciddi sakatlığıyla sonuçlanan deneyler nasıl kınanacaktır?

Bilimin hangi teorisi, hangi dalı bu eylemleri yasaklamaktadır?

Mengele’ye kızmamıza neden olan ahlaki öğretilerin bilimsel metotla elde edilmediği açıktır.

Yüzeysel olarak değindiğim bu konu üzerinde daha geniş araştırma yapmak isteyenlere Alper Bilgili’nin “Bilim Ne Değildir” isimli kitabını ısrarla tavsiye ediyorum.

Konu üzerine verilebilecek daha çok örnek var ama köşem dar.

Şimdilik bu kadar. 

Facebook

Instagram

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
mustafa-kocaboga

Alper Bilgili nin kitaplarını okudum.Harika bir analiz. Bilimle bilimciliğin ne kadar farklı olduğunu bilimin ne olup olmadığını çok iyi anladım

leus

Zırva

mukemmel-anneler

Çok güzel bilgiler bizimle paylaştığıniz için çok teşekkür ederim 🥰

mky41

Çok güzel bir yazı olmuş tebrikler 👏🏻

Görüş Bildir