article/comments
article/share
Haberler
Bir Jeoparktan Daha Fazlası: Balıkesir’in Yeni Kimliği

etiket Bir Jeoparktan Daha Fazlası: Balıkesir’in Yeni Kimliği

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Geçen hafta bir sabah, Kozak yaylasına çıkan yolun bir kıvrımında arabayı kenara çektim. Önümde, sanki bir dev elinin yere bıraktığı granit kayalar duruyordu; aralarında çam kokusu, uzakta bir köpek sesi, toprağın üzerinde ise sabahın serinliği… O an aklımdan geçen tek cümle şuydu: “Biz bu taşların yanından yüzyıllardır geçiyoruz ama onları hiç okumadık.” Bu yazı, o kıvrımda başladı.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Taşın Hafızası, Kentin Aynası

Taşın Hafızası, Kentin Aynası

İda Madra Jeoparkı’ndan söz edildiğinde çoğumuzun aklına önce korunması gereken bir doğa parçası gelir. Kaz Dağları’nın eteklerinden Madra Dağları’na, Ayvalık’ın girintili kıyılarından Marmara Adası’nın mermer ocaklarına, Hisaralan’ın travertenlerinden Kozak’ın granitlerine uzanan geniş bir coğrafya… Elbette bütün bunlar korunmalı. Ne var ki bana göre meseleyi yalnızca “koruma” kelimesine sıkıştırmak, Jeopark’ın taşıdığı asıl potansiyeli görmezden gelmek demek.

Jeopark kavramı, dünyada çoktandır bir çit, bir yasak levhası ya da bir müze vitrini olarak düşünülmüyor. UNESCO’nun Küresel Jeoparklar Ağı’ndaki başarılı örnekler, yerbilimsel mirası yerel halkın geçimiyle, eğitimle, mimariyle ve kültürle buluşturan birer kalkınma modeli olarak işliyor. Burada dikkatimi çeken şu: En başarılı jeoparklar, en etkileyici kayalara sahip olanlar değil; o kayaların hikâyesini en iyi anlatanlar.

Parçalı Bir Kimliğin Ortak Paydası

Parçalı Bir Kimliğin Ortak Paydası

Balıkesir, Türkiye’nin iki denize kıyısı olan nadir illerinden biri. Ege ile Marmara’yı, dağ ile ovayı, Yörük kültürü ile göçmen hafızasını aynı sınırlar içinde taşıyor. Ancak bu zenginlik, şimdiye dek bir avantajdan çok bir dağınıklık olarak yaşandı. Ayvalık kendi markasıyla, Edremit körfezi kendi sahiliyle, Bandırma kendi limanıyla, merkez ise kendi gündelik telaşıyla ayrı ayrı var oldu. Ortak bir hikâye kurulamadı.

Bütün bunları yan yana koyduğumda şunu görüyorum: İda Madra Jeoparkı, bu parçalı coğrafyayı birbirine bağlayabilecek ilk gerçek “ortak payda” olabilir. Çünkü jeolojinin idari sınırlarla işi yoktur. Kozak’ın granitiyle Ayvalık’ın adaları aynı yer kabuğu hikâyesinin bölümleridir. Bir ilçenin turizmi, öbür ilçenin köyleri, kent merkezinin üniversitesi bu hikâyenin içinde aynı cümlenin kelimeleri hâline gelebilir.

Kevin Lynch, kentlerin okunabilirliğinden söz ederken insanların zihninde iz bırakan işaretlerin önemine dikkat çeker. Kanaatimce Balıkesir’in bugüne kadar eksik olan şey tam da buydu: Zihinde yer eden, “Burası Balıkesir” dedirten güçlü bir işaret. Jeopark, bu işareti binlerce yıllık taşların diliyle verebilir.

Mimarlık: Toprağın Sesine Kulak Vermek

Mimarlık: Toprağın Sesine Kulak Vermek

Jeopark tartışmasında en az konuşulan ama bence en belirleyici alanlardan biri mimarlık. Bir jeoparkın ziyaretçi merkezi, yürüyüş rotasındaki bir dinlenme noktası, köydeki küçük bir pansiyon… Bunların her biri ya bölgenin karakterini güçlendirir ya da onu sessizce aşındırır.

Kozak’ın taş evleri, Ayvalık’ın Rum mimarisinden kalma yapıları, Kaz Dağları köylerinin yerel taşla örülmüş duvarları zaten bize bir yol haritası sunuyor. Yeni yapılacak her şey bu dili tekrar etmek zorunda değil; ama onunla konuşmak zorunda. Portekiz’deki Arouca jeoparkında olduğu gibi, çağdaş mimarinin yerel malzemeyle kurduğu sade ilişki, bir bölgeyi dünyaya tanıtmanın en zarif yollarından biri olabilir.

Ben burada başka bir soru görüyorum: Jeopark sınırlarında rastgele beton yapılaşmaya göz yummaya devam edersek, korumaya çalıştığımız şeyin ta kendisini kendi ellerimizle silmiş olmaz mıyız? Bu yüzden belediyelerin, mimarlar odasının ve üniversitenin bu bölge için ortak bir tasarım rehberi üzerinde çalışması bir lüks değil, bir zorunluluktur.

Kültür Turizmi: Hızlı Tüketimden Yavaş Keşfe

Kültür Turizmi: Hızlı Tüketimden Yavaş Keşfe

Balıkesir turizmi uzun yıllar boyunca deniz, kum ve yazlık üçgeninde sıkıştı kaldı. Sezon kısa, kazanç dar, yük ağır… Jeopark ise bambaşka bir turizm anlayışının kapısını aralıyor: Mevsimlere yayılan, kalabalığı değil derinliği önceleyen, ziyaretçiyi bir tüketiciye değil bir keşifçiye dönüştüren bir anlayış.

Bir yürüyüş rotasında jeolog rehberle Hisaralan travertenlerini dinleyen, akşamında köyde yerel kadınların hazırladığı sofraya oturan, ertesi gün Marmara Adası’nda mermerin binlerce yıllık yolculuğunu öğrenen bir ziyaretçi düşünün. Buradan şunu çıkarıyorum: Jeopark turizmi, bölgeye daha az insan getirip daha fazla değer bırakabilir. Midilli’deki Taşlaşmış Orman jeoparkı, tam da bu modelle küçük köylerin ekonomisine hayat verdi. Komşumuzun başardığını biz neden başaramayalım?

Yerel Kalkınma: Köydeki Kadının, Çobanın, Zanaatkârın Payı

Yerel Kalkınma: Köydeki Kadının, Çobanın, Zanaatkârın Payı

Bir jeoparkın başarısı, ziyaretçi sayısıyla değil, köylerdeki hayatın ne kadar değiştiğiyle ölçülmeli. Kaz Dağları’nın kekiği, zeytinyağı, peyniri; Madra’nın bal ve yayla kültürü; taş ustalarının el emeği… Bunların hepsi jeoparkın birer “ürünü” olabilir. Coğrafi işaretli yerel lezzetler, jeopark logosuyla güçlendirilmiş el sanatları, köy pansiyonları ve yerel rehberlik bu mirası doğrudan insanların geçimine bağlayabilir.

Tam da bu nedenle jeopark yönetiminin masasında yalnızca kamu kurumları değil, muhtarlar, kooperatifler, kadın girişimciler ve gençler de oturmalı. Yukarıdan aşağıya kurulan bir yapı kâğıt üzerinde kalır; aşağıdan yukarıya büyüyen bir sahiplenme ise kalıcı olur. Çünkü bir dağı en iyi, o dağın eteğinde doğan insan korur.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Bir Fırsatın Eşiğinde

Bir Fırsatın Eşiğinde

Bana kalırsa buradaki asıl mesele UNESCO tescili değil. Tescil önemli bir kapıdır, dünyanın dikkatini çeker, uluslararası iş birliklerinin yolunu açar. Ama asıl soru şu: Kapının ardında ziyaretçiyi nasıl bir Balıkesir karşılayacak? Kendi taşının, kendi dağının, kendi kıyısının hikâyesini bilen ve anlatan bir kent mi; yoksa yalnızca bir logo edinmiş ama ruhunu kurmamış bir coğrafya mı?

Meseleye buradan baktığımda İda Madra Jeoparkı’nı bir “doğa projesi” olarak değil, bir mekân kimliği projesi olarak görüyorum. Okullarda çocuklara kendi bölgelerinin taşlarını anlatmaktan, kent meydanlarında yerel malzemeyle yapılmış tasarımlara; gastronomiden edebiyata, festivalden akademik çalışmalara kadar uzanan geniş bir seferberlik bu. Balıkesir’in yıllardır aradığı ortak hikâye, belki de hep ayaklarımızın altındaydı.

O sabah Kozak’taki kıvrımdan ayrılırken granit kayalara son bir kez baktım. Milyonlarca yıldır oradaydılar ve bizden çok sonra da orada olacaklar. Onların bize ihtiyacı yok. Ama bizim, kim olduğumuzu ve nereye gittiğimizi hatırlamak için onlara ihtiyacımız var.

İda Madra, bir jeoparktan daha fazlası. Balıkesir’in kendine yeniden bakabileceği bir ayna.

Instagram

X

LinkedIn

Facebook

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam