Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Agah Aydın Yazio: Deprem: Bakmadığımız Yerden Yıkıldık

1.3bPAYLAŞIM
Yazio Banner

Çocuktuk!

Bilmemizi istemedikleri her şeyi bilir, hiçbir şeyi bilmiyormuş gibi yapardık. Bilmek istemediğimiz şeyleri de bilirdik. Ama kendi kendimizden utanıp bildiğimizi bilmiyormuş gibi yapardık. Türkân Şoray’ın Kanunlarını Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndan, hatta bildiğimiz her şeyden daha iyi bilirdik. O filmde Türkân Şoray’ın Kadir İnanır’la sevişip, dudak dudağa öpüşeceğini bilmemezlikten gelmek zorunda olduğumuzu da bilirdik. Mevzunun sevişmek değil aşk, şehvet değil şefkat olduğuna da inandırırdık kendimizi.

Filmin en heyecanlı yerinde 51 ekran televizyonun camında beliren kırmızı güllerin ardında adamla kadının şehvetle birbirinin içine geçmediğine kim inanır? Kadir İnanır diye öfkelenip, yapma Türkân Şoray diyerek sitem ederdik.

Freud’a göre medeniyete girişimiz, insan oluşumuz, vücudun bir parçasının hariç tutulmasını talep eder: Hem ödediğimiz bedel hem de bakmaktan aldığımız hazzın koşulu budur (1). Saçlar, dudaklar, yanaklar, ayaklar, eller, zaman zaman baş kaldırmış memelerden söz edilir de okuru endişelendirmemek için cinsellik, cinsel birleşme, erkek ve kadın cinsel organları neden dışarıda bırakılır? Biz onları dışarıda bırakınca onlar dışarı da mı kalır? Kalmaz elbette! Buna kim inanır? Kadir İnanır!

Hem Türkân Şoray filmlerinde hem de Divan şiirinde dışarda bırakılan bir şeyler olduğunu biliriz.

Fuzulî Divânı’nda kadınların güzelliğini anlatan onlarca gazelden birinde şöyle der: “Senin başının etrafında dönüp duran canımı, mum gibi yakıcı ve parlak olan yanağından men‘etme. Benim canımı da mum gibi yüzüne bir pervane et.” (2)

(Çizginirken başına şem‘-i ruhundan cânımı / Men‘ kılma anı hem ol şem‘e bir pervâne tut)

Mevzuya Freud’un önermesi üzerinden düşünerek bakarsak: Baktığımız değil bakmadığımız yer üzerine kurulan bir varlığız. Görmekten kendimizi men ettiğimiz şey üzerine kurgulanıyoruz. Dolayısıyla bizi de o yönetmeye başlıyor. Bir erkeğin bir kadına bakıp görmek istemediği şey baktığı kadının cinsel organıdır. Yani bakmadığı, bakamadığı yerden yönetiliyor insan. ‘Döviz kurunun, vaka sayısının ne olduğuna bakmam’ dediğinizde ekonomiyi bakmadığınız döviz kuru, sağlığınızı bakmadığınız vaka sayısı, enfeksiyona yakalanmış insanlar yönlendirir.

Evimizi yıkan, gerçeğin televizyon ekranı karşısındaki çaresizliğidir. Televizyon ekranları bakmamız gereken yerleri bizden gizlediler.

Oysa bizim deniz kumundan gökdelenler inşa eden müteahhitleri, o müteahhitlerin suç ortağı mühendisleri, o mühendislerin sahteliklerini ruhsatlandıran memurları, o memurları atayan, koruyup kollayan siyasetçileri, kolon kesen tüccarları görmeye, bilmeye, cezalandırılmalarına tanıklık etmeye ihtiyacımız vardı.

İnsan bakmadığı yerin kuru’dur. Bakmadığı yere kur yapan tek hayvandır. Binlerce insanın öldüğü Kocaeli Depremi’nden 21 yıl sonra İzmir’de 30 Ekim 2020 tarihinde evlerimizi yıkan, canımızı yakan, canlarımızı alan da bakmadığımız yerdir.

Katiller “ölenle ölünmez ki” diyerek suçlarının unutulmasını; mağdurlar bir şeyler yapılmasını, suçlunun cezalandırılmasını, verilen sözlerin unutulmamasını bekler.

Unutkanlığın, depremlerin yıkamadığı bir dünyamız olsun.

Notlar:

1- Leader D, Stealing The Mona Lisa (Çev. Akdemir H), 2004

2- Uludağ E, Fuzuli’nin gazellerinde bir güzellik unsuru olarak yanak, ERZSOSDE ÖS-III: 15-68 [2016]

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir