onedio
4,5 Milyar Liralık 3. Köprü İnşaatında Çalışan İşçilere Maaş Ödenmiyor
Binlerce ağacın katledilmesine neden olan milyarlarca liralık 3’üncü köprü inşaatında çalışan işçiler maaşlarını alamadıkları gerekçesiyle bir kez daha iş bıraktı.sendika.org’da yer alan habere göre, 3. köprü inşaatında çalışan işçiler daha önce de pek çok kez iş bırakan işçiler, son olarak, geçen pazartesi mesaiye bir saat geç başlayarak alacaklarını talep etmişti.IC İçtaş – Astaldi JV ortaklığındaki şirket sözünde durmayınca köprünün yapımı yeniden durdu. Şantiyede çalışan elektrik işçileri de elektriği kesip başka birimlerde işin devamını engelleyerek işçilere destek verdi.Şirket, 3’üncü köprü ve Kuzey Marmara Otoyolu ihalesini 4,5 milyar TL ödeyerek kazanmıştı.T24
Carlos: "Sahaya Girip Oynamak İstedim"
Sivasspor Teknik Direktörüğ Roberto Carlos, Fenerbahçe maçının sonrasında değerlendirmelerde bulundu.Sivasspor Teknik Direktörü Roberto Carlos, Fenerbahçe’ye 4-1 mağlup oldukları karşılaşmanın ardından konuştu.Carlos, “Aslında başlangıçta bizim için rahat bir karşılaşmaydı. Biz kendi kendimize maçı zora soktuk. Sahaya girip oynama isteğim vardı, ancak bu olmadı” ifadelerini kullandı.Takımı değerlendiren Brezilyalı hoca, “Elimizdeki takım bu. Devre arasına kadar bu arkadaşlarla devam edeceğiz ve toplayabildiğimiz en yüksekpuanı toplayacağız. Tek yapabileceğimiz bu” diye konuştu.Açık Mert Korkusuz
Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Medeniyetini Siler Atarsan Başkalarının Uzaya Gidişini İzlersin'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Diliniz neyse, dünyanız da odur. Dil medeniyettir, gönüldür, hafızadır. Dil millet olmanın ana vasfıdır' dedi.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dilin medeniyetin, hafızanın, millet olabilmenin ana vasfı olduğunu belirterek, 'Bir toplumdan dilini alırsanız, o toplumun milliyetini, medeniyetini, hafızasını da almış olursunuz. Bunun bedelini çok ağır ödemiş bir millet olarak bunu söylüyorum. Bir toplumun diline kastederseniz, o toplumun dinine, kültürüne, sanatına da edebiyatına da kast etmiş olursunuz' dedi.Erdoğan, Üsküdar Belediyesi tarafından Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen Hattat Hasan Çelebi'ye Saygı Gecesi'nde yaptığı konuşmada, Üsküdar Belediye Başkanı ve çalışma arkadaşlarına, önemli ve anlamlı geceyi düzenledikleri için şükranlarını ifade etti.Adına düzenlenen bu merasim vesilesiyle Çelebi'ye hürmetlerini sunan Erdoğan, Allah'tan sağlıklı, uzun ve hayırlı nice ömür niyaz ettiğini söyledi.Erdoğan, 'Hocam elinize sağlık, gönlünüze sağlık, yüreğinize sağlık. Allah sizden razı olsun. Rabbim bir ömür boyu mürekkeple, kalemle, kamışla, kağıtla dostluk yapmış o parmaklarınıza güç, kuvvet versin. Rabbim bir ömür boyu harflerin sırrının peşinde koşmuş, harflerin sırrına vakıf olmuş ve harflerle sırdaşlık yapmış yüreğinizden ferahlığı hiç ama hiç eksiltmesin. İnşallah ömrünüz boyunca öğrettiğiniz her bir harf için Rabbim size misliyle mukabele etsin, muamele etsin. Sadece yazdığınız, okuduğunuz, öğrettiğiniz harfler için de değil, sizin hatta döktüğünüz ve okunmasına vesile olduğunuz her bir harf için de Rabbim inşallah size misliyle ecir versin. Sürekli 'bizim medeniyetimiz' diyoruz ya. Bizim medeniyetimiz hattat Hasan Çelebi hocamızın engin gönlündeki birikimdir' diye konuştu.Adeta medeniyetin ete kemiğe bürünerek Hattat Hasan Çelebi olarak görüldüğünü ifade eden Erdoğan, Çelebi'ye bakıldığında sadece hat sanatının değil, bütün medeniyetin görüldüğünü kaydetti.Van Merkez Camisi ile Üsküdar Selami Ali Camisi'nin ortak yanının kıblesi ve Çelebi'nin hatları olduğunu vurgulayan Erdoğan, 'Eskişehir'de Reşadiye Cami ile Medine-i Münevvere'de Ravza-i Mutahhara'nın ortak yanı ezanıdır, bir de hattat Hasan Çelebi'nin hatlarıdır. Kazakistan Almatı Camisi'nde de onun el emeği vardır. Belçika Yunus Emre Camisi'nde de onun göz nuru vardır. Hocası merhum Hamid Aytaç'ın mezar taşında da Mihrimah Sultan'ın Eyüp Sultan'daki kabrinin kitabesinde de onun ustalığı vardır' dedi.Hat sanatının sadece güzel yazı olmadığını, coğrafya, harita ve büyük bir medeniyetin, kadim bir medeniyetin, sınırları olmayan coğrafyanın ortak dili olduğunu vurgulayan Erdoğan, dil neyse dünyanın da o olduğunu kaydetti.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kullanılan kelimelerin, kurulan cümlelerin sayısı neyse kişinin dünyası, tefekkürü ve tasavvurunun da o olduğunu söyledi.'Dil medeniyettir'Dile sadece iletişim aracı demenin büyük bir haksızlık olduğunu belirten Erdoğan, şöyle devam etti:'Dil medeniyettir, gönüldür. En önemlisi de dil hafızadır. Çocukluğunuzu, bebekliğinizi bir hatırlamaya çalışın. Belli bir yaşın atında hiçbir şey hatırlayamadığınızı göreceksiniz. Çünkü dil yoksa hafıza yoktur. Bebek ne zaman ki dili öğrenir, kullanmaya başlar, işte o zaman kaydetmeye, hafızaya yazmaya başlar. Sadece bebekler için değil, dil milletler için de hafızadır. Merhum Cemil Meriç diyor ki: 'Milletin ana vasfı devamlılıktır'. Dilde, terbiyede, gelenekte devamlılık. Evet dil medeniyetin, hafızanın, millet olabilmenin ana vasfıdır. Bir toplumdan dilini alırsanız, o toplumun milliyetini, medeniyetini, hafızasını da almış olursunuz. Bunun bedelini çok ağır ödemiş bir millet olarak bunu söylüyorum. Bir toplumun diline kastederseniz, o toplumun dinine, kültürüne, sanatına da edebiyatına da kastetmiş olursunuz.'Birinci Dünya Savaşı'nın yıl dönümü olduğunu anımsatan Erdoğan, çok kan aktığını, çok masumun katledildiğini, sınırların yeniden çizildiğini, yeni bölgeler icat edildiğini, yeni sömürü alanlarının ihdas edildiğini anlattı.Erdoğan, bütün bunların gelip geçebileceğini, bu düzenlemenin, bu kurgunun bozulacağını ifade ederek, 'Ama o süreçte çok geniş bir coğrafyanın diline ve kültürüne de kastedilmiş, dil ve kültür üzerinde de kurgular yapılmak istenmiştir. İşte en tehlikelisi de budur. Allah bizi bundan muhafaza buyursun. Allah'a hamdolsun bizi bundan muhafaza buyurmuştur. Yapılan onca saldırıya rağmen Arapça, Osmanlıca, Kürtçe hayattadır. Onca saldırıya rağmen Türkçe hayattadır. Örselenmiş, törpülenmiş olabiliriz. Acımasızca hızarlardan, değirmenlerden geçirilmiş, öğütülmeye çalışılmış olabiliriz. Ama dilimiz, dillerimiz büyük bir millet olmamızı temin edecek şekilde dimdik ayakta, dimdik hayattadır' diye konuştu.Cemil Meriç'ten, '600 yıldır cerrahi bir ameliyatla içtimai uzviyetinden koparılıp atılınca Türk düşüncesi boşta kalmıştır. Çünkü Batı'ya da tutunamamış, sırtını Batı tefekkürüne de dayayamamıştır. Uydurca ile bir 'Hürriyet Kasidesi', bir 'Sis', hatta bir 'Erenlerin Bağından' yaratılabilmesi için en az bir 600 yıla daha ihtiyaç var' şeklinde alıntı yapan Erdoğan, 'Evet çok büyük bir tahribat yaşanmıştır ama inanıyorum ki 600 yıla gerek kalmadan bu büyük tahribatı, bu büyük millet yeni nesillerle, genç nesillerle inşallah telafi edecektir' dedi.AA
Sow: "Benim Güvenim Allah'a"
Fenerbahçe'nin Sivasspor'u 4-1 mücadelede 2 gol birden atan Moussa Sow, mücadele sonrasında açıklamalarda bulundu.İŞTE SOW'UN SÖZLERİ'Takım halinde iyi bir maç çıkardık. Rakibimize bazı şanslar tanıdık maç içerisinde. Genel olarak ama, bizim için olumlu bir maçtı. 4 golle kazanmak bizim için büyük bir keyif. Taraftarlarımız uzun zamandır böyle bir galibiyeti bekliyordu. Bunun kendi sahamızda gerçekleşmesi güzel oldu.'BENİM GÜVENİM ALLAH'A''Kendi açımdan 2 gol attım ve çok mutluyum 2 gol nedeniyle. Allah'a şükrediyorum gollerimden dolayı. Benim için değişen bir şey yok. Her zaman elimden gelenin en iyisini vermeye çalışıyorum. Tabii ki bir forvet oyuncusuyum ve forvet oyuncuları gol atmadığında eleştirilir. Ben şu ana kadar elimden geleni yaptım ve bundan sonra da elimden geleni yapmaya devam edeceğim. Benim güvenim beni eleştiren insanlara değil, benim güvenim Allah'a. Onun her zaman insanlarla beraber olduğuna ve bize yardım edeceğine inanıyorum'Sporx
Alev Alatlı: 'Türkiye'deki Değişimin Rönesans Olduğunun Görülmesi Lazım'
Totaliter bir rejimin korku, propaganda ve beyin yıkamayla halkın hayatını manipüle etmesini anlatan ‘1984’ romanının yazarı George Orwell’in bugün yaşasa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ayakta alkışlayacağını öne süren yazar Alev Alatlı şimdi de Türkiye’nin rönenans dönemini yaşadığını savundu.Beni En İyi Erdoğan AnladıCumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri töreninde edebiyat alanında ödül alan Alatlı, teşekkür konuşmasında Erdoğan’a methiyeler düzerken, Gezi eylemlerine laf çarpmaktan da geri durmamıştı.Alatlı, “Bugün George Orwell olsa sizi ayakta alkışlardı. O yetmez Daniel Defoe de kalkar o da alkışlardı. Sizin sahici dostlarınız sanatçılar ve edebiyatçılar arasındandır” demişti.CNN Türk’te Şirin Payzın’ın konuğu olan Alatlı, tartışma yaratan bu ifadenin arkasında olduğunu söylerken, konuşmasında Erdoğan’a hem övgü hem de uyarı olduğunu, bunu da en iyi Erdoğan’ın anladığını ifade etti.“Yıllardır Türkiye’yi yöneten Erdoğan’ın gözünü, yüzde 52 oy aldı diye oymaya çalışmak, aşağılık bir şeydir” diyen Alatlı, Erdoğan’ı Türkiye’nin bağımsızlığı için bir şans olarak gördüğünü kaydetti.Türkiye’nin yaşadığı değişimin bir ‘rönenans’ olduğunu savunan Alatlı, “Dini kodları yerleştirmek bugünün çılgın dünyasında belki de devrimciliktir” diye konuştu.Diken
Fenerbahçe Gol Oldu Yağdı
Şükrü Saracoğlu'nda 29 maçtır kaybetmeyen Fenerbahçe, Sivasspor engelini de farklı geçti.Sarı Kanarya, Sow (2), Bekir ve Kuyt'ın golleriyle rakibini 4-1 mağlup etti, maç fazlasıyla zirveye yerleşti.Maça çok hızlı başlayan sarı lacivertliler, aradığı golü de henüz 3. dakikada Bekir'le buldu. Dakikalar 13'ü gösterirken Caner'in kısa düşen geri pasında topu kapan Aatıf, kaleci Volkan'ı da çalımlayarak topu ağlara gönderdi ve skora dengeyi getirdi.Ancak Sivasspor'un gol sevinci çok kısa sürdü ve 1 dakika sonra sahneye çıkan Sow, F.Bahçe'yi 2-1 öne geçirdi. 39. dakikada Caner'in serbest vuruşunda Sivasspor savunmasının ıskaladığı topa altıpas üzerinde vuran Dirk Kuyt, Fenerbahçe'yi soyunma odasına 3-1 önde götürdü.İkinci yarıda hız kesmeyen Fenerbahçe'de 65. dakikada sahneye yine Sow çıktı ve kendisinin 2., takımınını 4. golünü kaydetti.Kalan dakikaları rölantiye alan Sarı Kanarya, maçtan 4-1 galip ayrıldı.Bu sonuçla 27 puana yükselen Fenerbahçe, maç fazlasıyla liderliğe yükseldi. Sivasspor ise 10 puanda kaldı.Lig Tv
Reklam
Miyazaki ve Takahata !f İstanbul'da Bir Arada
14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, anime tutkunlarını mutlu edecek iki filmle geliyor.Bu yıl 14.'sü gerçekleşecek olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali'nde; anime ustası Isao Takahata’nın 14 yıl aradan sonra çektiği ilk film “The Tale Princess of Kaguya/Prenses Kaguya Masalı” ve Miyazaki’nin hayatının yanı sıra Ghibli Stüdyoları’nın kapanması haberinin gerisinde yatanları anlatan “The Kingdom of Dreams and Madness/Düşlerin ve Çılgınlığın Krallığı” adlı belgesel anime severlerle buluşacak.Grave of the Fireflies ve Only Yesterday gibi pek çok animeye imzasını atan usta anime yönetmeni Isao Takahata 14 yıl aradan sonra yeni bir filmle özellikle anime severlerin yüzünü güldürdü. The Tale Princess of Kaguya/Prenses Kaguya Masalı adlı belgesel ülkemizde !f İstanbul'da izleyicisiyle buluşacak. Pek çok eleştirmenin hayranlıkla karşıladığı ve gerçek bir sanat eseri olarak nitelendirip yılın en iyi animasyonu saydıkları film, Ghibli Stüdyoları’nda sırf elle çizilerek ve sulu boyayla renklendirilerek yaratıldı.
Bedelli Askerlik Onaylandı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kamuoyunda bedelli askerlik kanunu olarak bilinen 6582 sayılı kanunu onayladı.Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamada, '6582 sayılı 'Askerlik Kanunu ile Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun' Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından Anayasanın 89 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 104 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderilmiştir' denildi. DHA
Reklam
Tarihi Yedikule Bostanları Planı Reddedildi
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın onaylamayıp, bir kez daha görüşülmek üzere veto ettiği, Osmanlı saraylarına sebze yetiştirilen Yedikule’deki tarihi bostanlık alana imar yolunu açan planlar, İBB Meclisi tarafından reddedilip, Fatih Belediyesi’ne iade edildi.Hürriyet'ten Fatma Aksu'nun haberine göre; Fatih Belediyesi tarafından hazırlanan ve geçen ay İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin oy çokluğu ile kabul ettiği  tarihi Yedikule surlarının dibinde bulunan bostanlık alanı ile ilgili imar planını Belediye Meclisi bir kez daha görüştü. Başkan Topbaş’ın vetosu üzerine yeniden Meclis’e gelen plan bu kez oybirliği ile “yeniden değerlendirilmek üzere ilçesine iadesine” karar verdi.Tepkilere neden olan planı onaylamayıp İBB Meclis’ine geri gönderen Topbaş, bölge sakinlerinin görüşlerinin alınmasını, tarihi bostanın korunması izin çalıştay düzenlenmesini istemişti.Hürriyet
Başbakan Yardımcısı Akdoğan: 'Basın Efendilik Taslayamaz'
Başbakan Yardımcısı Akdoğan, 'Medya yasamanın, yargının veya yürütmenin yerini alamaz, bu kurumlara efendilik taslayamaz' dedi.TBMMBaşbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, 'Medya; yasamanın, yargının veya yürütmenin yerini alamaz, bu kurumlara efendilik taslayamaz. Herkes kendi asli mecrasında demokratik rolünü oynamak durumundadır. Biz manşetlerle çarpışa çarpışa iktidar olduk, ne basının tezviratlarından korkarız, ne de basının yalan haberlerine aldırış ederiz' dedi.Akdoğan, TBMM Genel Kurulu'nda, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ile Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun 2015 yılı bütçeleri üzerinde konuştu.Bu bütçenin 2002 yılı sonundan itibaren istikrarlı bir şekilde büyüyen Türkiye'nin daha da büyümesine ve daha da kalkınmasına, daha müreffeh bir ülke haline gelmesine vesile olacağına işaret eden Akdoğan, bütün milletvekillerine görüş, öneri ve eleştirileri nedeniyle teşekkür etti.Akdoğan, her türlü eleştirinin aynı zamanda bir tür katkı olduğunu, muhalefetten istifade etmenin iktidar için bir eksiklik değil kazanım olduğunu söyledi. 'Ülkemize hizmet etmek de sadece iktidar olmakla değil, aynı zamanda yapıcı muhalefet yapmakla da mümkündür' diyen Akdoğan, bu yüzden burada belirtilen her görüşü ülkeye hizmetin bir tezahürü olarak değerlendirdiğini kaydetti.Konuşmacıların genel olarak basın özgürlüğünden bahsettiğine işaret eden Akdoğan, şöyle konuştu:'Aslına bakarsanız siyaset-medya, iktidar-medya, sermaye-medya ilişkileri bütün dünyada sorunlu bir alandır. Bizlerin bu ilişkiyi sağlıklı bir şekilde tesis etmemiz, demokrasinin güç kazanması için büyük bir gerekliliktir. Yalnız bunun için sadece siyaset üzerine spotları çevirmek, sadece iktidara ayna tutmak yetmez. Aynı zamanda medyayı da masaya yatırmak, basının durumunu da analiz etmek, muhalefet-medya ilişkisini de irdelemek gerekir. Medya-iktidar ilişkisinden bahsediyorsak, bir medya analizi de yapmanın gerektiğine inandığımdan, biraz medya eleştirisi de yapmak istiyorum. Medya aracının kendisi, demokrasinin parçası değildir; basın ve medyanın yüklendiği misyon, oynadığı rol, taşıdığı anlam ve muhteva demokrasiyle ilgilidir. Demokratik olmayan ülkelerde de medya bulunuyor. Darbe döneminde de bizatihi medya, anti demokratik bir rol oynayabiliyor.Teknolojik gelişmeler medya alanında baş döndürücü bir değişim ortaya koydu. Peki zihniyet ve anlayış ilerledi mi, ne kadar değişti? Eskiden siyaset, soğuk savaşın parametreleriyle yapılıyordu. Silahların, ideolojik kutuplaşmaların, vesayetçi anlayışların gölgesinde yapılan siyaset, büyük güven kaybetmişti ve ayakları üzerinde doğrulamıyordu. Siyaset kurumu son dönemde önemli mesafeler kat etti. Ancak medya aynı parametrelerle hareket etmeyi sürdürüyor. Silahların gölgesinde manşet atan, darbelere ve vesayetçi anlayışlara alkış tutan, 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat rejimlerinin bülteni gibi kendisini konumlandıran medya 27 Nisan’da da 17 Aralık’ta da bu görünümden kurtulamadı. Topyekun savaş manşetleri atan, seçilmiş iktidarlara karşı seferberlik ilan eden, hükümet kurup hükümet yıkmayı asli fonksiyonu gören medya anlayışı, demokrasinin altını oyarken demokrasi nutukları atmaktan da geri durmadı. Postmodern darbelerde basının oynadığı rolü, bizzat o rolü oynayanlar yazdıkları kitaplarda itiraf ettiler ve özür dilediler. Yayıncılıkla siyaset mühendisliğini birbirine karıştıran anlayış ülkenin kaderine yön vereceği yanılgısına kapıldı. Medya çalışanlarına karşı düzenlenen andıçlar, yalan haberler, itibar suikastleri basının gözetiminde, bazen de suç ortaklığında gerçekleşti. 'Tehlikenin farkında mısınız' manşetleri, 'Genç subaylar rahatsız’ manşetleri', '411 el kaosa kalktı' manşetleri, 'Muhtar bile olamaz' manşetleri. Tüm bunlar basın tarihine kara bir leke olarak geçti.''Basın özgürlüğü ancak basın ahlakıyla birlikte anlam taşır'Başbakan Yardımcısı Akdoğan, basın özgürlüğünün ancak basın ahlakıyla birlikte anlam taşıdığını vurguladı.Basın ahlakının hiçe sayıldığı bir ortamda basın özgürlüğünün gelişmeyeceğine işaret eden Akdoğan, CHP İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi'nin uzun süre başkanlığını yaptığı Basın Konseyi'nin, Basın Konseyi Basın Meslek İlkelerini okudu.Bu ilkelerin, 'Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez. Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez. Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz. Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz. Saklı kalması kaydıyla verilen bilgiler, kamu yararı ciddi bir biçimde gerektirmedikçe yayınlanamaz. Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse suçlu ilan edilemez. Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez. Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır' olduğunu anımsatan Akdoğan, 'Acaba bu düsturlara ne kadar riayet ediliyor? Basında itibar cellatlığı, yargısız infazlar, kişilik suikastleri sıradan bir hal almadı mı acaba?' diye sordu.'Yıllardır köşeleri tutmuşlar beyefendiler, çok büyük maaşlara çalışıyorlar'Yalçın Akdoğan, kişisel hak ve özgürlükleri, kişisel onur ve itibar ile toplumsal fayda ve ulusal menfaatleri korumanın, basının ahlaki yükümlülüğü olduğunu belirtti. Akdoğan, şunları kaydetti:'Eğer siz bunları hergün ayaklar altına alıyorsanız; özgürlükten kastınız daha fazla küfür edebilmek, daha fazla yargısız infaz yapmak, daha fazla kişilik suikasti yapmaksa, bu basın özgürlüğü değildir. Basın özgürlüğünde kaçıncı sırada olduğuna anlam kazandırmak için, basın ahlakında kaçıncı sırada olduğuna da bakmak gerekir. Bu ikisi birlikte yürümek durumundadır. Eğer medya; psikolojik harekatların, algı operasyonlarının, siyaset mühendisliğinin parçası haline gelirse orada demokrasinin asli unsuru olan bir basından söz edilemez. Medya; yasamanın, yargının veya yürütmenin yerini alamaz, bu kurumlara efendilik taslayamaz. Herkes kendi asli mecrasında demokratik rolünü oynamak durumundadır. Çok açık söylüyorum: Biz manşetlerle çarpışa çarpışa iktidar olduk, ne basının tezviratlarından korkarız, ne de basının yalan haberlerine aldırış ederiz. Kimseyi susturmak gibi bir derdimiz de yok. Bugün açın bakın, yandaş denilen gazetelerin sayısı kaç tane, her gün Hükümeti yerden yere vuran gazeteler kaç tane?Onbinlerce lira maaş alan medya baronları için yatıp kalkıp gündem yapanlar, acaba niçin bin lira maaşla kayıtdışı çalıştırılıp kapıya konulan basın emekçilerinin meselelerini hiç gündeme taşımazlar? Yıllardır köşeleri tutmuşlar beyefendiler, çok büyük maaşlara çalışıyorlar. Basında bugün çok ciddi problemler var. Kayıtdışı çalıştırılanlar, 500 liraya, bin liraya, iki bin liraya çalıştırılanlar, maaşları verilmeyen, kapıya konulan, sendikasız çalıştırılan insanlar...''Patronlarının menfaatlerine karşı tek bir kalem oynatamayanlar...'Genel Kurul Salonu'nda kendisini çeken foto muhabirlerini gösteren Akdoğan, 'Foto muhabirleri, kameramanlar hangi haklara sahipler? Bu arkadaşlarımızın aynı futbolcular gibi, belli bir yaştan sonra o işi yapmaları da çok kolay olmuyor. Basında gerçekten ciddi birtakım sorunlar var. Ama diğer magazin haberler... Onlar daha büyük basın özgürlüğünün parçası olarak gündeme getirilen konular' diye konuştu.Başbakan Yardımcısı Akdoğan, 'Sermayeye karşı, patronlarının menfaatlerine karşı tek bir kalem oynatamayanların, basın özgürlüğü nutukları atması ne kadar sahicidir? Medya patronları ile ilgili gazetelerde, televizyonlarda tek bir cümle kurulabiliyor mu? Bu sorunlu bir alandır. Bunun doğru tanımlanması ve gazeteciliğin haklarını gerçekten garanti altını almak gerekiyor' dedi.'Medya ne iktidarın, ne muhalefetin sözcüsü olmalıdır; yalnızca milletin ve hakikatin sözcüsü olmalıdır' diyen Akdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Her sabah kalkıp (Hükümete nasıl zehir kusabilirim, savaş açabilirim) diye işe başlayan bir anlayış demokratik bir basın anlayışı olamaz. Medyanın tek bir tarafı vardır, o da millettir. Medya özgürlükten yanadır; haktan, hukuktan, adaletten, demokrasiden taraftır ve öyle olmalıdır. Sorumlu yayıncılık, basının temel karakteridir. Bugün Türkiye’nin ulusal çıkarlarını, birlik ve bütünlüğünü, milli güvenliğini tehdit eden uluslararası algı operasyonlarında maalesef medya kullanılıyor. Kendi ülkesinin çıkarını, geleceğini, menfaatini düşünmek sadece iktidarın görevi değildir. Bugün AK Parti’yi eleştirenler, geçmiş dönemlerde medyanın başına gelenleri iyi düşünmelidir. Bugün bizim tek yaptığımız meşru müdafaadadır, kalkıp kendini savunmaktır veya haksızlıkları eleştirmektir. Şimdi 'basın özgürlüğü öldü' diyenler, eski dönemlerde basın mensuplarının başına gelenlere acaba nasıl tepki gösterdiler? Gazeteciler sürgün edildi, Türkiye'yi terketti, işkence gördü, andıçlandı, karanlık örgütlerin hedefi oldu, faili meçhullere kurban gitti. İktidarlar medyaya söz geçiremediyse de medyanın sözünden çıkmadı. Allah aşkına bugün yazılamayan, konuşulamayan bir şey kaldı mı Türkiye'de? Herkes herşeyi yazıyor ve konuşuyor.İktidara geldiğimiz ilk günden beri, basın özgürlüğünün güçlendirilmesi ve basın-yayın mensuplarının çalışma koşullarının düzeltilmesi için, anayasal, yasal ve idari değişiklikler yaptık. Bilgi edinme hakkının anayasal teminata kavuşturulması, basın suçlarında daraltmaya gidilmesi, haber kaynaklarının korunması, yaptırım yetkilerinin kısıtlanması, yerel basının güçlendirilmesi, temsilde çoğulculuğun sağlanması, TCK’da basın özgürlüğü lehine düzenlemelerin yapılması, farklı dillerde yayın imkanının genişletilmesi, yurt dışına gitmek isteyen basın mensuplarının hizmet damgalı pasaport kullanabilme imkanının sağlanması, basın kartı yönetmeliğinde gazeteciler lehine değişiklik yapılması, azınlıklara ait gazetelere resmi ilan yayımlayabilme imkanının sağlanması gibi düzenlemeler attığımız adımlardan bazılarıdır.'Muhabir: Coşkun ErgülAA
Reklam
"Bütün Oyuncular Serbest, İstedikleri Yere Gidebilirler"
Galatasaray Basketbol Şube Koordinatörü Murat Özyer , Radyospor'da açıklamalarda bulundu.Özyer, ayrılan isimlerle ilgili bilgilendirme yaparken, Carlos Arroyo 'nun da istemesi durumunda ayrılabileceğini kaydetti ve, ' Aradori dün gece idmana ve maça çıkmayacağının tebligatını yaptı. Gece Jawai bugün öğlen de Vougouikas tebligatı yaptı. Bu giden oyuncular zaten süre alamıyorlardı, gitmelerinin sebebleri bence baktılar bizde iş yok gibi düşündüler. Mali problemlerimiz var doğru. Arroyo dahil herkes serbest istedikleri yere gidebilirler.' ifadelerini kullandı.Erceg 'in durumu ile ilgili bilgilendirme yapan yönetici, 'Erceg'i isteyenler var. Onu elimizde tutmak için yöneticiler elinden geleni yapacak. Bir ödeme yapacak. Miktarı da yönetim kurulumuz belirleyecek. İhtiyaç olan miktar biliniyor.' dedi.Ödemelerin yapılacağını kaydeden idareci, 'Hiçbir oyuncunun kulüpte parasının kalması söz konusu değil. Evet, geç ödeniyor, ancak paralarının kalması mümkün değil' diye konuştu.Sporx
Galatasaray 2 İsmi KAP'a Bildirdi
Galatasaray Kulübü, Furkan Özçal ve Umut Gündoğan'ın Karabükspor'a transferi konusunda KAP'a açıklama yaptı.Galatasaray, kadrosunda bulunan Furkan Özçal ve Umut Gündoğan’ı Kardemir Karabükspor’a veriyor.Galatasaray Sportif A.Ş tarafından KAP’a yapılan açıklamada, Furkan Özçal ve Umut Gündoğan’ın transferi konusunda Kardemir Karabükspor ile resmi görüşmelere başladığını duyurdu.KAP'a yapılan açıklamada 'Kardemir Demirçelik Karabükspor Kulübü ile Profesyonel futbolcularımızdan Furkan Özçal'ın transferi ve Umut Gündoğan'ın geçici transferi ileilgili olarak resmi görüşmelere başlanmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.' ifadelerine yer verildi.Milliyet
Anayasanın Bizi İlgilendirmediğini Kanıtlayan 10 Sebep
Anayasanın mühim bir şey olduğu muhakkak. Öyle ya; fırlatılınca ülke ekonomik krize girdi, uğruna komisyon kuruldu, bırakın komisyonu mahkemesi bile var. Öğrenim hayatımızın farklı dönemlerinde hep bir ağızdan “anayasa bir toplumsal sözleşmedir” diye bağırdık. Dünyada birçok avukat, hakim, savcı ekmeğini bundan kazanıyordu, kıskandık. Anayasa profesörleri vardı örneğin, çok havalılardı.Peki bir Allah’ın günü olsun okula / işe giderken, yolda yürürken, karşıdan karşıya geçerken, arkadaşlarınızla sohbet ederken, ailenizle yemek yerken anayasa aklınıza geldi mi? Gelmedi değil mi? Neden acaba! Çünkü anayasa ihtiyaçlarımıza karşılık gelmiyor, yaşantımızı tarif etmiyor; ne yazık ki kağıdın üzerinde var olurken, bize dokunmuyor ve uygulamada sınıfta kalıyor. Yani diyoruz ki Anayasa bizi ilgilendirmiyor. Üstelik kanıtlarımız da var. Buyrun 10 tanesini birlikte okuyalım:
Reklam
Galatasaray'a 41.6 Milyon TL Vergi Cezası Kesildi
Spor Toto Süper Lig ekiplerinden Galatasaray'a 41.6 milyon TL vergi cezası kesildi.Sarı-Kırmızılı kulüpten Kamuyu Aydınlatma Platformu'na gönderilen yazıda şöyle denildi:“Şirketimiz daha önceki yıllarda da benzeri vergi uyuşmazlıklarında inceleme aleyhine dava yoluna müracaat ederek veya İdare ile uzlaşma yoluna giderek hukuka aykırı inceleme ve değerlendirmelerin önüne geçmiş ve söz konusu tutarlarda büyük indirimler sağlamıştır. Yeni inceleme sonuçları da yetkililerimiz ve uzmanlarımız tarafından halen bu bağlamda değerlendirilmektedir” denildi.Sporx
Hasip Kaplan Kürsüye Sapanla Geldi
TBMM Genel Kurulu’nda bükçe görüşmelerinin ikinci turunda söz alan HDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, sarı bir zarf ile kürsüye geldi.TBMM Genel Kurulu’nda elinde sapanla çıkan ve güvenlik paketini eleştiren HDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Başbakan Yardımcıları Yalçın Akdoğan, Numan Kurtulmuş ve Ali Babacan'a sapanı göstererek, 'Sapanın cezası 4 sene, tabancanın cezası 1 sene. Sizin hükümet kuş mudur korkuyor' dedi.TBMM Genel Kurulu’nda bükçe görüşmelerinin ikinci turunda söz alan HDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, sarı bir zarf ile kürsüye geldi. Konuşmasının sonunda zarfın içinden Kpalan, gaz kapsülü ve sapan çıkarttı. Kapsülleri gösteren Kaplan, ardından eline sapanı alarak komisyon sırasında oturan Başbakan Yardımcıları Yalçın Akdoğan, Numan Kurtulmuş ve Ali Babacan’a sapanı göstererek, “Güvenlik paketi mermi cezası yok. Gaz kapsülü kafada patlasa cezası yok. Bende bir sapan göstereceğim. Sapan 4 sene, tabancanın cezası 1 sene, sizin hükümet kuş mudur korkuyor sayın Akdoğan. Kuş mudur hükümetiniz. Güvenlik hukukla, İnsan hakları, demokrasi, adalet ile korunur. Adaletin olduğu yerde barış olur' dedi.DHA
Reklam
Adnan Polat Sessizliğini Bozuyor
Galatasaray Kulübü eski başkanlarından Adnan Polat, hakkında çıkan iddiaları yanıtlamak üzere bir basın toplantısı düzenleyeceğini duyurdu.Adnan Polat söz konusu basın toplantısıyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada şu ifadeleri kullandı:Son dönemde Galatasaray camiasını ve beni üzen bir takım söylemler kamuoyunu meşgul etmektedir. Bu süreçte ortaya atılan konularla ilgili doğru bilgilendirme ve Galatasaray’ın bugününü değerlendirme ihtiyacı doğmuştur.Bu doğrultuda 15 Aralık 2014, Pazartesi günü saat 11.00’de Polat Renaissance Barbaros Hotel’de düzenleyeceğim basın toplantısında sizleri görmekten mutluluk duyarım.Açık Mert Korkusuz
'Bülent Arınç'ın Dediği Gibi; Türkiye İçin Vahim!'
Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın medyaya yönelik operasyon ihtimaline, “Vahim, umarım aslı çıkmaz.” açıklamasını haklı gördüğünü söyledi. Dumanlı, 'Doğrudur, çok vahim! Neden vahim? Sadece bahsi geçen gazeteciler veya medya grupları için değil, Türkiye için vahim!” dedi.Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde toplanan binlerce kişi, medyaya yönelik yapılacağı iddia edilen operasyonu protesto etti. Adliyeye gelen Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı da, basın mensuplarının sorularını cevapladı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın medyaya yönelik operasyon iddiasına ilişkin dün Meclis’te yaptığı, ”Bahsi geçen tweetleri aldım, ciddi buldum, biraz da vahim buldum. Daha ne söyleyebilirim. Umarım aslı çıkmaz veya bu ölçüde çıkmaz veya yargı sürecinin dışına taşan bir olay olmaz. Bunu da temenni ederim, bunu da söylemek isterim.' açıklamasının sorulması üzerine Dumanlı, “Bülent Bey’in açıklamasında iki şey gördüm. Birincisi ‘çok vahim, umarım böyle bir şey yok! diyor. Doğrudur, çok vahim! Neden vahim? Sadece bahsi geçen gazeteciler veya medya grupları için değil, Türkiye için vahim!” şeklinde cevapladı.Dumanlı, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Sayın Arınç yılların politikacısı. Elbette hemen anlamıştır ki bu hakikaten Türkiye’mize büyük zarar verebilecek vahim bir olaydır. Ama siyaseti kof kabadayılığa dayamış, siyaseti bağırıp çağırarak, insanları azarlayarak, siyaseti insanların üzerinde bir sopa kırma vesilesi sayanlar, Türkiye’nin despot uygulamalardan nasıl zarar göreceğini anlamamış olabilirler. Onu da bu halk anlatıyor, biz söylüyoruz. Diyoruz ki ‘bunu yapmayın! Bize zarar veremezsiniz. Biz bu ülkenin has be has evlatlarıyız. Bülent Bey’in o açıklamasını manidar buldum, tecrübeye dayalı buldum ve haklı gördüm. Yani esef verici bir şeydir.Meselenin bir internet dedikodusundan ibaret olmadığını söyleyen Dumanlı, “Şuna inanmaya gayret ettik. Bu hadise bir Twitter fenomeninden ortaya çıktı. Saatlerce olumlu ya olumsuz Adalet ve İçişleri Bakanlığı’ndan bir açıklama bekledik. Diyebilirler ki ‘evet bir soruşturma var, biz bu soruşturmanın detayını açıklamak zorunda değiliz’ diyebilirler, bu da onların hakkı. Ama büyük bir derin sessizlik halkta bir infiale yol açtığı gibi bizde de kuşkuyu artırdı. Üstelik sağdan soldan çek edince, meseleleri çapraz kontrole tabi tutunca anladık ki maalesef bir internet dedikodusundan ibaret değil. Bir plan yapılmış. Bu planı yapan insanlara da ‘işte geldik hodri meydan! Adliyenin önündeyiz. Dilekçemizi de veriyoruz. Eğer bir suçumuz varsa –ki 20 senelik gazetecilik yapan insanlarız. 20 senedir bu suçu fark edilmemiş de şimdi mi fark edilmiş?” ifadelerini kullandı. Bayram Emir - Osman Arslan, CİHAN
Reklam