Karayılan: 'Süleyman Şah Türbesi Operasyonunda Başarı da Zafer de Yoktur'
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Türkiye’nin Şah Fırat operasyonunu değerlendirdi. Karayılan, Türkiye’nin askeri bir operasyon gerçekleştirmediğini, diplomatik ilişkilerle IŞİD’le anlaşılarak hamle yaptığını söyledi.Fırat Haber Ajansı’ndan Deniz Kendal’ın sorularını yanıtlayan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Süleyman Şah Türbesi’nin yerinin değiştirildiği Şah Fırat operasyonunun PYD ve YPG’nin bilgisi ve onayı ile gerçekleştirdiğini belirterek, “Tamamen tartışılmış, konuşulmuş ve karşılıklı çıkarlar temelinde ortak bir plan doğrultusunda uygulanmış bir harekat söz konusudur” dedi.Türkiye’nin IŞİD ile de anlaştığını, Süleyman Şah Türbesi’ne gidilirken IŞİD güçlerinin geri çekilerek askerlere herhangi bir müdahalede bulunmadığına dikkat çeken Karayılan, “Mevcut taraflarla diplomatik ilişkiler sayesinde zaten görüşülmüş, haberdar edilmiştir. Açık ki Musul’da IŞİD tarafından alıkonulan konsolosluk mensuplarının kurtarılmasına benzer bir yöntemle buradaki askerler getirilmişlerdir. Burada herhangi bir askeri başarı veya zafer yoktur; çünkü herhangi bir çatışma ile yapılmış bir kurtarma operasyonu yoktur. Dolayısıyla başarıdan veya başarısızlıktan bahsetmenin yeri de yoktur. Burada daha çok ilişkinin ve diplomasinin iyi kullanılmasından bahsetmek mümkündür” şeklinde konuştu.ANF’deki Karayılan söyleşisi şöyle:Öncelikle Süleyman Şah Operasyonu hangi temeller üzerinden gerçekleşti? Bu operasyonda Kürt güçlerinin rolü ne oldu?YPG Genel Komutanlığı’nın ve temsilcilerinin yaptığı açıklamalara göre, Türk devlet yetkilileri bu operasyonla ilgili olarak Kobani Kanton yöneticileri, yine YPG temsilcileri ve PYD Eşbaşkanlığı ile 5 kez görüşme yapmışlar ve Süleyman Şah’taki askerlerin kurtarılması operasyonu için kendilerinden izin ve destek istemişlerdir. PYD, YPG ve kanton yetkilileri de kendi aralarında yaptıkları uzun tartışmalar sonucu Türk devletinin bu yönlü teklifini uygun görmüşlerdir. Bence de bu durum her iki taraf için de yararlı olabilir. Eğer ilişkilenmek ve dostluk geliştirmek isterlerse, bu, iyi bir başlangıca vesile olabilir.Açıklamalardan da anlaşılacağı üzere Kobani’den Süleyman Şah’a 3 km yakınlaşana kadar olan tüm alan boyunca YPG güçleri tedbir alıyor, koridor açıyor, YPG araçlarının eskortluğunda Türk devlet güçleri oraya getiriliyor ve bu temelde bazı araçlar da yol boyu ilerleyerek Süleyman Şah Saygı Karakolu’na gidiyorlar.Tamamen tartışılmış, konuşulmuş ve karşılıklı çıkarlar temelinde ortak bir plan doğrultusunda uygulanmış bir harekat söz konusudur. Hatta anladığım kadarıyla Uluslararası Koalisyon’dan bir devletin de bu konuda güven arttırıcı katkılar sunduğu ve bu işbirliğinin yürümesi yönünde telkin edici girişimlerde bulunma durumu da söz konusudur. Demek ki Türk devleti oradan da destek istemiştir. Kısaca operasyon bu temel üzerinden gelişiyor.“IŞİD, SÜLEYMAN ŞAH’I KULLANIYORDU”Siz Türk devletinin YPG ve Uluslararası Koalisyon’la bir danışıklılık içinde bu operasyonun gerçekleştiğini belirtiyorsunuz. Ancak kimi yerlerde ve yapılan bazı açıklamalarda DAİŞ’le (IŞİD) de yapılan bir anlaşmanın olduğu belirtiliyor. Bu, gerçekliği ne kadar yansıtır?Normal olarak 3 km yaklaşılınca artık DAİŞ mıntıkası başlıyor. Cephe olduğu için DAİŞ ve YPG güçleri karşılıklı mevzilenmededir. Bu mevzilenmeyi aşıp karşı tarafa geçmenin normal olarak iki yolu vardır: Ya sessiz bir şekilde sızma yaparak gidilir, ya da saldırarak çatışa çatışa gidilir. Fakat burada Türk askeri bunların ikisini de yapmıyor. Açık yoldan hareket etmek suretiyle, doğrudan Süleyman Şah Karakolu’na gidiliyor. Bu gidiş esnasında yol üstünde bulunan DAİŞ güçleri kendilerini geri çekerek askerlere herhangi bir müdahalede bulunmuyorlar. Anlaşılıyor ki onların da haberi vardır. Buradan Türk devletinin sadece YPG’yle ortak bir operasyon için anlaşma yapmadığını, aynı zamanda DAİŞ’le de bir anlaşma yaptığı anlaşılıyor. Yani buradaki askerlerin ve türbenin alınması için DAİŞ’le de gerekli temas ve diyaloglar yapılmıştır. Bu böyle anlaşılıyor. Yoksa bir savaş cephesinde askerlerin çatışmasız bir şekilde gidip, saatlerce orada uğraşıp o askerleri ve türbeyi getirmeleri pek de mümkün değildir.Kaldı ki bahsi geçen yer, etrafı DAİŞ güçlerince tutulmuş olan bir alandır. DAİŞ güçlerinin, uluslararası koalisyon güçleri ve Suriye Devleti’nin hava saldırılarından korunmak için daha çok bu karakolun etrafında mevzilendiğini, hatta sorumlularının gelip karakolda istirahat ettiğini biliyoruz. Belki Türk askeri bunu çok isteyerek kabul etmiyordur ama orada böylesi de facto bir biçimde işleyen bir sistem söz konusu olmuştur. Yani bir iç içelik vardır ve bu iç içelik olmasına rağmen nasıl yoldan araçlarla karakolun önüne kadar gidiliyor ve oradan her şey alınıp getiriliyor? Buradan da anlaşılıyor ki DAİŞ’in de bilgisi vardır ve bu operasyonun yapılması için onlar da yol açıyorlar ve müdahale etmiyorlar.Peki madem böylesi bir durum söz konusu, o zaman Türk devleti neden bu kadar yoğun bir tank ve askeri gücü bölgeye getiriyor?Buradan da tarafların tam olarak birbirlerine güvenmedikleri ve bir de DAİŞ’le yapılmış olan anlaşmanın ilk gözle dışarıdan fark edilmemesi isteminin olduğu anlaşılıyor. ‘Ne olur, ne olmaz’ hesabı vardır. Zaten Türk devleti herhalde daha fazla askeri güç ve zırhlı araç getirmek istiyor ama YPG’yle yapılan anlaşma sonucu o askeri güç ve araçlarda bir azaltma yapılıyor. YPG, “biz varız, bu kadar fazla askere ve zırhlı araca gerek yok” diyerek sayının düşürülmesini istiyor, onlar da düşürüyorlar. Yani tedbir alınmış olunuyor. Yoksa mevcut taraflarla diplomatik ilişkiler sayesinde zaten görüşülmüş, haberdar edilmiştir. Açık ki Musul’da DAİŞ tarafından alıkonulan konsolosluk mensuplarının kurtarılmasına benzer bir yöntemle buradaki askerler getirilmişlerdir. Burada herhangi bir askeri başarı veya zafer yoktur; çünkü herhangi bir çatışma ile yapılmış bir kurtarma operasyonu yoktur. Dolayısıyla başarıdan veya başarısızlıktan bahsetmenin yeri de yoktur. Burada daha çok ilişkinin ve diplomasinin iyi kullanılmasından bahsetmek mümkündür.Gün boyunca hem devlet yetkililerinin açıklamaları ve hem de Türk basınının değişik çevrelerinin yorumlarında kimsenin DAİŞ elemanlarının niye müdahale etmediğine dönük değerlendirme yapmadığını gördük. Bunun yerine, ‘DAİŞ’le aramızda gerginlik vardı, ciddi güvenlik sorunları doğdu’ hatta bazıları daha da ileri götürerek, ‘Pêşmergeler için Kobani’ye dönük koridor açtığından dolayı Türk devleti ile DAİŞ arasında bir soğumanın ve gerginliğin başladığını’ iddia ederek bundan hareketle bir gerginliğin gelişmiş olduğunu söylüyorlar. Buna ne dersiniz?Bu tür değerlendirmeler tamamen bir çarpıtmayı ifade etmektedir. Bir kere Türk devleti, uluslararası ve ulusal düzeyde çok tazyikli bir biçimde Kobani’deki direnişçilere destek amaçlı bir koridorun açılması baskısını boşa almak için Pêşmegelere yol açmıştır. Bundan sonra ise tersine bir şekilde ne Pêşmergelerin rahat gidip gelmesine, ne de daha farklı bir şekilde bölgeye yardımların ulaşmasına izin vermemiştir. Yani Türk devleti Kobani’ye koridor moridor açmamıştır. Aslında bu anlamda yaptıkları bir anlamda DAİŞ’e hizmet olmuş oldu. Çünkü Kobani Kantonu’nun ve YPG’nin istediği koridor açma talebi bir yerde dünya kamuoyunun talebi haline gelmişti ve AKP Hükümeti böyle bir taktiksel çıkışla bu talepleri gündemden düşürdü. Bunu Türk devleti çok ustalıkla yaptı. Yani esas olarak bu tutumda DAİŞ’e dönük bir karşıtlık durumu söz konusu değildir.Hatta şimdi ABD’yle yapılan eğit-donat anlaşması da öyle direkt DAİŞ’e karşıtlık anlamında fiili bir anlaşma değildir. Zaten daha çok Türkmenlerin eğitileceği, bu kesimlerin hem rejime hem de DAİŞ’e karşı savaşabilecekleri varsayılarak bir eğitim verilecek. Türkiye’de birkaç yüz kişinin eğitilmesi, Türkiye’nin DAİŞ’e karşı ciddi bir çıkış yaptığı anlamına gelmiyor.Kısacası DAİŞ’le Türkiye arasında mevcut durumda herhangi bir gerginlik yoktur. Türkiye seçimler öncesi bir tedbir almıştır. Çünkü bazen DAİŞ’in sağı solu belli olmamaktadır. İlişki halinde olunmasına rağmen demek ki ‘ne olur ne olmaz’ kabilinde bir yaklaşım vardır. Ayrıca YPG güçlerinin de 3 km yaklaşmış olmasından zemin, çatışma ve savaş alanı haline dönüştü. Bu da risk arttırıcı bir durumdur. Alanın provokasyona açık hale gelmesi durumu var. Bu nedenlerle geri çekme kararını almışlardır. Zaten basına da yansıdığı kadarıyla Kasım ayına kadar Kobani’nin düşeceği varsayılarak değişimin yapılması için askerler Suruç’a getirilmiş; sonradan değişim değil de orayı transfer etme kararına dönüştürülmüş. Çünkü Kobani düşmedi, YPG’nin eline geçti, dolayısıyla orası bir savaş alanı haline geldi.Bütün bu durumlardan anlaşılıyor ki, Türkiye DAİŞ’le karşı karşıya gelmek istemiyor. Soruna yol açabilecek durumları gidermeye çalışıyor. Özellikle DAİŞ’in Ürdünlü pilotu cayır cayır yakması çok ciddi bir durum ve birçok kesimi ürküten bir ortam açığa çıkartmıştır. Örneğin Ürdün Ordusu’nda subay kademesi içerisinde kaçışlara, intiharlara ve daha farklı bir sürü duruma yol açtığı belirtiliyor. Dolayısıyla Türkiye de tedbirini almak durumunda. Bir de buna DAİŞ çetelerinin türbeye gitmesi, oraya konumlanması, yatması, ihtiyaçlarını karşılaması, kısacası kendilerini karakolun etrafında korumaya almaları da eklenince, belli ki Türkiye biraz bundan da rahatsız olmuş. Ama arasının DAİŞ’le bozulmasını da istemiyor. Bunun için karakolu buradan almayı istemiş ve DAİŞ de uygun görmüştür. Olan da budur. Şimdi bunu farklı bir biçimde yansıtma, farklı bir şekilde gösterme tamamen yanlış bir durumdur.“BELLİ Kİ YPG’DE BİR SAFLIK VAR”Yapılan açıklamalara baktığımızda, bu durum farklı bir şekilde gösterilmeye çalışıldığı gibi, bir de sanki YPG bu operasyonda hiç yer almamış gibi yansıtılıyor. Bu tavır ne anlama geliyor?Doğruları değil de, kendi istediği şeyi kamuoyuna açıklama ve onu kamuoyunda etkili bir görüş haline getirme yöntemi, AKP’de bir gelenek haline gelmiş durumda. Bu anlamda Türkiye toplumunun önemli bir kısmını etkisi altına alma becerisini de gösterebilmektedir. Tabii bu operasyon nedeniyle yapılan açıklamalarda da aynı şey açık görülmektedir. Davutoğlu, bizzat kendisi dün sabah basın açıklaması yaptı. İnsanın o açıklamayı dinleyince hayrete düşmemesi elde değildir. Çok egemenlikçi, kendi dışındaki herkesi küçümseyen bir üslupla tek yönlü yapılmış bir açıklamaydı. Belli ki YPG’de de bir saflık var; çünkü YPG’nin Kobani’deki bir komutanı, basına yaptığı açıklamada, “Biz teşekkür etmelerini bekliyorduk ama hiç bahsetmedi bile” diye bir ifade kullandı.Türk devleti farklı, egemenlikçi bir karaktere sahiptir. Mesela diyor ki, “Hiçbir merciden ne izin, ne de yardım talep edilmedi.” Peki sen hiçbir merciden yardım ve izin talep etmediysen, nasıl savaş sahası olan bir alana bu kadar güçle gittin ve bir de geri çıktın, geri geldin? Hem de bir tek mermi atılmadan. Bu nasıl mümkün olabildi? Ama o bunu neye bağlıyor? Diyor ki, “Türkiye’nin caydırıcı gücünden herkes haberdardı.” Yani, “Herkese dayattık, sopayı herkese gösterdik, herkes de korktu, sessiz kaldı; biz de gittik, askerlerimizi aldık, geldik” demek istiyor. Açıkça zorbalık yaptığını ifade etmek istiyor. “Zorla gittim, aldım” demeye getiriyor. Açık ki bu, kendi dışındaki hiçbir iradeye saygı duymayan, sadece kendini esas alan, egemenlikçi bir anlayışın dışa yansımasıdır. Aslında Türk devleti ve AKP Hükümeti, söz konusu Kürtler olduğu zaman hep böyle yapıyor. Yani orada bir irade var; Kobani Kantonu var. Sen Kobani şehir merkezinden geçmişsin, 33 km yol gitmişsin, onların güvenlik kuvvetleri sana eşlik etmiş, yol açmış, yardım sunmuş, elbette Kobani’deki komutanın dediği gibi hiç olmazsa insan onlara bir teşekkür eder. Hadi etmedin ama böyle küçümseyici, yok edici, hiçleştirici üslup niye? Neymiş, “Herkes Türkiye’nin caydırıcı gücünden haberdarmış!” Güzel de orada 6 aydır direnen bir irade var. DAİŞ de 60 tank eşliğinde Kobani’yi almak istedi. Hem de sizin desteğinizle almak istedi. Ama alabildi mi? Hayır. DAİŞ’e karşı o iradeyi gösteren güç, isterse seni de durdurabilir! Ama o bunu görmüyor; orada sarf edilen çabayı, emeği ve kolaylaştırıcı yaklaşımı hiçleştiriyor. Çünkü ona göre, sonuçta Kobani Kantonu Kürt’tür. Ve Kürtler güç olamaz, irade olamaz. Mesela gün boyu Türkiye basınını izledim, hepsi de buna yakın bir yaklaşım içerisinde. Bir algı oluşturulmuş. Bu algıya göre Kürtler güç ve irade olamaz; olmamalıdır.Bakın mesela aynı yaklaşımı Kuzey’deki çözüm süreciyle ilgili de yansıtıyorlar. Şimdi siz 2 yıldır İmralı’da görüşmeler yapıyorsunuz. Bu görüşmeler artık gelip müzakere aşamasına dayanmıştır. Ama “Müzakere falan yok; çözüm süreci var” diyor. Peki, çözüm süreci taraflar arasında müzakere yapılmadan nasıl gelişecek? Bu sorun, 100 yıllık bir sorundur ve tarafları vardır. Peki taraflar arasında kapsamlı bir müzakere olmadan nasıl çözülebilir? Ama burada Kürt iradesini hiçleştiren, onu hiçe sayan bir tutum vardır. Bu tutum Kuzey’de de vardır; bir kez daha görüldü ki Rojava’ya karşı da aynı tutum devam ediyor. Bu, deyim yerindeyse, çok ayranı kabarık, burnu havada, egemenlikçi ve herkesi küçümseyen bir yaklaşım. Oysa ki küçük bir topluluk da olsa, sonuçta bir iradeyse saygı göstermen gerekir. Ama o, “Herhangi bir müzakere yoktur. Taraflar yoktur” diyor. Taraf yoksa o zaman bu sorun nasıl çözülecek? İşte bu mantık Kuzey’deki süreci çıkmaza sokmuştur. Önder Apo’nun bütün çözümleyici, kolaylaştırıcı, açımlayıcı çabalarına rağmen, AKP’deki bu zihniyet her şeyi sıfırlıyor. Aynı şeyi bu konuda da, yani bu operasyon konusunda da görüyoruz. Günlerce görüşme yapmış, tartışma yapmış ama diyor ki, ‘hiç kimseden hiçbir şey talep edilmedi.’ Kendini bu kadar büyük gören ve üstten bakan bir anlayış, kesinlikle sorunların demokratik yöntemlerle çözümünü geliştirme becerisini gösteremez.Kısacası, orada tek taraflı bir biçimde, diğerini hiçleştirerek kendisi gidip almış gelmiş havası yaratması doğru değildir. Kuzey’deki tüm Kürtler de bunu bir kez daha görmüş oluyorlar. Çünkü, “Ne de olsa Kürt’tür ve her Kürt hiçleştirmeye müstahaktır” yaklaşımını buraya bir kez daha görmekteyiz.Aynı yaklaşımın türbenin yeniden yapılacağı Eşme Köyü’ne dönük de sergilendiği görülüyor. Bakan Çavuşoğlu yaptığı açıklamada, “Sınırımızın 100 metre ötesinde Türklerin yeni toprakları oldu” dedi. Bu konuya ilişkin ne dersiniz?Türk devlet yetkilileri, PYD ve Kobani Kanton yetkilileriyle Eşme’ye türbeyi yerleştirmeyi konuşmuşmuşlar mı konuşmamışlar mı bilemiyorum. Fakat kendilerine oranın uygun olduğunu söyleyenlerin, orayı verenlerin veya kendilerinin, o toprak sahiplerine bir şey danıştıklarını sanmıyorum. Orası Kürdistan halkına ait bir toprak parçasıdır. Süleyman Şah Türbesi’nin önceki yeri olan Karakozak’ı Suriye Devleti vermiştir. Daha önceki yeri olan Caber Kalesi ise daha aşağıdadır. Ama Eşme Köyü, Kobani Kantonu’nun bir parçasıdır. Hatta bazıları, “Orası YPG’nin elinde değil, öyle boş bir yer, biz gidip kendimize bulmuşuz” diyor. El İnsaf! Daha 10 gün önce YPG o sırtı çatışarak, kan dökerek kurtardı. Madem başkasının toprağına gelip tesis kuracaksın, o zaman biraz mütevazı yaklaşırsın. Ama bunu yapmıyor, “Orayı bıraktık, burayı tuttuk” diyor. Sanki babasının malı! Bir kere bunun özel mülkiyeti vardır; yaptığın uluslararası hukuka, özel mülkiyet hukukuna aykırı bir şeydir. Bu konuda Kobani’deki kanton yetkililerinin nasıl bir oluru olduğunu veya hangi temelde söz verdiklerini bilmiyoruz ama o arazinin sahiplerinin mağdur duruma düştükleri çok açıktır.Bu konuyla ilgili son söz olarak belirtecekleriniz nelerdir?Kısacası, gerçekleşen operasyona biz karşı değiliz. Ama bu operasyon nedeniyle ortaya çıkan gerçeklikleri de herkesin görmesi gerekir. DAİŞ ile AKP’nin ilişkisi burada bir kez daha açığa çıkmıştır. Umarım Türkiye değişik biçimlerde DAİŞ’i destekleme ve ortaklaşma politikalarına son verir ve artık bu politikayı sürdürmez. Yine Kobani Kantonu’nun yapmış olduğu bu önemli desteği unutmaz, nankörlük yapmaz, Kobani’ye dönük halen sürdürmekte olduğu ambargoyu kaldırır. Şimdi Kobani’ye bir koridor açmaktan ziyade, sınır kapısını ticarete açması gerekiyor. Çünkü mevcut durumda bir ambargo vardır. Diğer kapılarda böyle bir durum söz konusu değildir ama Kobani kapısı serbest gidiş gelişlere ve ticarete açık değildir. Nedeni ise Kürt olmasıdır. Umarız Kobani’deki Kürtlerin yapmış olduğu bu destekten sonra AKP de ona denk adımlar atar. Yeniden düşmanlık politikaları değil, iyi komşuluk politikaları temelinde bir yaklaşım geliştirir. Bu operasyona ilişkin söyleyeceklerim bunlardır. Kaynak: ANF
Mobil İnternette Tüketici Lehine Düzenleme Geliyor
BTK, akıllı telefon kullanıcılarının istek dışı internet hizmeti ücretlendirmelerinin önüne geçecek düzenlemeyle ilgili kamuoyunun görüşünü alacak.BTK'nın internet sitesinde yer alan duyuruya göre, mobil telekomünikasyon hizmetlerinde teknolojinin gelişmesiyle yaygınlaşan akıllı telefon kullanımı nedeniyle aboneden habersiz internet hizmeti ücretlendirmesi yapılarak oluşabilecek tüketici mağduriyetinin engellenmesi amacıyla düzenleme planlanıyor.Buna göre, abonelik sözleşmelerinde hatların internet hizmetlerine kapatılması hususunda tüketicilerin tercihlerini belirtebilmesi, buna yönelik olarak abonelik sözleşmelerinde gerekli değişikliklerin yapılması, hattın açılmasını takiben hatların internete nasıl kapatılabileceği hususunda abonelerin SMS yoluyla bilgilendirilmesi ve internet hizmetlerinin online işlemler, müşteri hizmetleri, bayiler aracılığıyla ve SMS ile kapatılıp/açılabilmesi konularında mobil telekomünikasyon hizmeti işletmecilerinin sistemlerinde gerekli olabilecek çalışmaları 1 Temmuz'a kadar tamamlamalarına ilişkin kamuoyu görüşleri alınacak.Görüş ve öneriler, 23 Mart'a kadar yazılı olarak kuruma ve 'meulasanoglu@btk.gov.tr' e-posta adresine gönderilebilecek.Necip Fazıl Çelik, AA
Fenerbahçe'den Taraftarlarına Galatasaray Uyarısı
Fenerbahçe Kulübü , Akhisar Belediyespor maçı öncesinde taraftarlarına yönelik uyarı yaptı.Sarı-lacivertlilerin resmi internet sitesinden yapılan açıklamada, 'Çirkin ve kötü tezahürat ve 'Saha olayları'nedeniyle ceza sınırında bulunan kulübümüz, bu cezaların herhangi birinin tekrarı durumunda muhtemel tribün kapatma cezasıyla karşı karşıya kalacaktır' denildi ve Galatasaray derbisi öncesinde ceza alınmaması için taraftarlarına ricada bulunuldu.İşte Fenerbahçe Kulübü'nün yaptığı açıklamanın tam metni...'Bugün sahamızda karşılaşacağımız Akhisar Belediyespor karşılaşmasında, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı tribünlerinde yer alacak olan taraftarlarımız, şüphesiz ki her zaman olduğu gibi takımımızın 12. Adamı olarak en önemli itici gücü olacaktır.20. şampiyonluğa doğru emin adımlarla ilerleyen takımımızı, bu yolda yalnız bırakmamak adına tüm taraftarlarımızdan ricamız, yapılması muhtemel tahriklerden özenle kaçınarak sadece ve sadece takımımıza destek vermek olacaktır.“Çirkin ve kötü tezahürat” ve “Saha olayları” nedeniyle ceza sınırında bulunan kulübümüz, bu cezaların herhangi birinin tekrarı durumunda muhtemel tribün kapatma cezasıyla karşı karşıya kalacaktır.Bu nedenle, taraftarlarımızı en ufak bir tahrike kapılmadan, çirkin ve kötü tezahüratlardan uzak durarak yalnızca takımımıza destek vermeye davet ediyoruz.'Sporx
Pozantı Mağduru Çocuklara Müebbet Hapis İstemi
Pozantı Cezaevi'nde 2012'de cezaevinde çocuklara taciz ve tecavüz eden görevlilerle ilgili davada takipsizlik kararı verildi. Buna karşın şikayetçi olan 4 mağdur çocuk hakkında müebbet hapisle yargılama başlatıldı.2012 yılında toplumsal olaylara karıştıkları ve taş attıkları gerekçesiyle Pozantı Çocuk Cezaevi’ne konulan çocuklara taciz ve tecavüz ettiği ortaya çıkan zanlılar hakkında açılan dava takipsizlik kararı verildi. Tecavüz zanlıları hakkında davacı olan 4 Pozantı mağduru 4 çocuk ise, davalı duruma getirilerek müebbet hapis cezası istemiyle yargılanıyor.ANF'den Ferhat Aslan'ın haberine göre 3 yıl önce taş attıkları gerekçesiyle Pozantı Çocuk Cezaevi’ne konulan onlarca çocuğu taciz ve tecavüz eden devlet memurlarının yargılanması yerine taciz ve tecavüze maruz kalan çocuklar müebbet hapis cezası ile yargılanıyor. Onlarca çocuğu yüzlerce yıl hapis cezası verilirken, aileleri de para bir milyonu aşkın para cezalarıyla karşı karşıya bırakıldı.578 YIL HAPİS, BİR MİLYON TL PARA CEZASIPozantı Çocuk Cezaevi’nde taciz ve tecavüze maruz kalan Kürt çocukların teker teker cezaevine konulduğunu söyleyen İHD Mersin Şube Başkanı Ali Tanrıverdi, 18 yaşını dolduran çocukların büyük bir kısmının tutuklama ve para cezalarıyla sindirilmeye çalıştığına dikkat çekti. Tanrıverdi, “Son bir yılda derneğimize yapılan resmi başvuru kayıtlarına göre; bir yıl içerisinde, toplam 129 çocuk gözaltına alınmış, tutuklanmış ve çocuk mahkemeleri tarafından yargılanmıştır. Bunlardan 67 çocuk hakkındaki davalar sonuçlanmıştır. Sonuçlanan davalardan hiçbir beraat kararının çıkmaması çocukları sindirme politikalarının açık bir göstergesidir. Bu çocuklara Toplam: 578 yıl, 11 ay 6 gün hapis cezası ve 978.180.00 T.L. adli para cezası verilmiştir. Yine 2012 yılı içerisinde Mersin Valiliği tarafından Pozantı çıkışlı çocukların ailelerine toplam olarak 1.270.000.00 (Bir milyon iki yüz yetmiş bin) T.L. idari para cezası verilmiştir” dedi.Tanrıverdi, Pozantı Çocuk Cezaevi’nde çocuklara taciz ve tecavüz eden devlet memurları hakkında açılan davanın takipsizlikle sonuçlandığını belirtti.Davacı olan 4 çocuğun davalı duruma düştüğünü ve müebbet hapis cezasıyla yargılandığını ifade eden Tanrıverdi şunları söyledi: “Taciz ve tecavüz suçlamasıyla tespit edilen 20 zanlı hakkında açılan dava takipsizlikle sonuçlandı. Tecavüz zanlısı olan devlet memurların yerine davacı olan 4 Pozantı mağduru çocuğun ‘devlet malına zarar verdiği’ gerekçesiyle Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 302. Maddeden müebbet hapis cezasıyla yargılanıyorlar. Bugün çıkartılmak istenen İç Güvenlik Paketi zaten Mersin’de Kürt çocuklarına uygulanmaya başlanmış bile.”Pozantı mağduru çocukların büyük bir kısmının yaşı dolduğu andan itibaren Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi’ne konulduğunu dile getiren Tanrıverdi, çocuklara yaşatılan travmanın sürdüğünü altını çizdi.Tanrıverdi, “Bu çocuklara Pozantı Cezaevi’nde uygulanan insanlık dışı baskı uygulamaları, şimdi de farklı yöntemlerle Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi’nde devam ettirilmektedir. Pozantı ve Sincan çocuk cezaevlerinden tahliye olan çocuklar, 18 yaşını bitirir bitirmez, düzmece fezleke ve iddianameler hazırlanarak yeniden tutuklanmaları sağlanmaktadır. Daha önce Kürkçüler Cezaevi’nde kalan siyasi tutsakların tümüne yakını Karadeniz bölgesindeki çeşitli illere sürgün edilerek boşaltıldı. Çeşitli cezaevlerindeki Pozantı kökenli bu çocuklar Kürkçüler Cezaevi’ne getirildi. Bu çocuklara uygulanan; keyfi tutuklamalar, yaşlarının katı kadar hapis cezaları, astronomik miktardaki para cezalarının üstüne, şimdi de Kürkçüler Cezaevi’nde insanlık dışı uygulamalarla karşı karşıya kalmaktadırlar” diye konuştu.Mersin'de özellikle çocukların gözaltına alınması ve tutuklanmasına değinen Tanrıverdi, Pozantı’da yaşadıkları vahşetin yanında ailelerin de ekonomik zorluklar içerisinde kendilerini büyüttüğünü belirterek, “Devlet Kürt çocuklarına 'potansiyel terörist' gözüyle bakmaktadır. Mersin’de devletin çeşitli kurumların Kürt çocuklarına öç alınması gereken düşman gözüyle bakılmaktadır. Mersin 1990'lı yıllarda köyleri boşaltılan Kürtlerin yoğun olarak yerleştiğin metropollerden biri. Nüfusunun üçte birden fazlasının Kürtlerden oluştuğu kentte, özellikle çocuk ve genç nüfusu oldukça fazladır. Yıllardır yaşanan çatışmalı ortamın doğrudan mağduru olan çocuklar, hak ihlaline uğrayan kesimlerin başında geliyor. Zorunlu göç sonucu Mersin ve Adana başta olmak üzere Türkiye metropollerine göç etmek zorunda kalan aileler işsizlik, yoksulluk, ayrımcılık olmak üzere çok sayıda uygulamaya maruz kaldı. Bu ortamda büyüyen Mersin'deki çocuklar hem yaşam alanlarında hem de Pozantı Cezaevi'nde insanlık dışı uygulamalara tanıklık ederek büyüdü” diye konuştu.‘TAŞ ATMADIĞI HALDE KABUL ETTİRİLİYOR’İşkence ile çocukların ajanlaştırılmaya zorlandığını ifade eden Tanrıverdi şöyle devam etti: “Çocuklar karakolda işkenceye maruz kalıyor. Devamında ihbarcılığa, gizli tanıklığa itiliyor. Şu an Adana'daki özel yetkili mahkemelerdeki dosyaların tümünde meze misali delil gizli tanıktır. Gizli tanıkların çoğu çocuktur. Karakolda çocuklardan kendilerinin, ailelerinin zarar görmemesi, uzun yıllar hapis yatmaması, tutuksuz yargılanması ve karakoldan direkt serbest bırakılması için birilerinin ismini vermesi ya da önüne konulan listeye imza atması isteniyor. Ardından 'savcı amca' dedikleri kişiye 'bizim anlattığımız şekliyle konuşursan sen buradan serbest kalırsın' şeklinde ifade vermeye zorlanan birçok çocuk, hiç tanımadığı insanlar hakkında yorum yapmakta, bununla şunlarla eylem yaptım diyerekten başka insanları özgürlüklerinden mahrum bırakılmasına sebep olmaktadır.”‘TECAVÜZ, HAPİS, PARA CEZASI’Gösterilere katıldıkları gerekçesiyle gözaltına alınan çoğu çocuğun direkt tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edilerek tutuklandığını söyleyen Tanrıverdi, adli kontrol hükmü büyükler için uygulanırken çocuklar için uygulanmamasını hukuk dışı olduğunu ifade etti.“Mersin Defterdarlığı'nın gösterilere katıldığı ileri sürülen çocuklar hakkında açtığı davalar devam ederken çocukların ailelerinden binlerce TL para istenmektedir” diyen Tanrıverdi, daha çocuğun yargılanması bile başlanmadan, çocuğun suçlu olup olmadığı bile belli olmadan, sadece bir iddia olmasına rağmen, çocukların ailelerinden kamu malına zarar verdiği gerekçesiyle para tahsil edildiğini de sözlerine ekledi. Tanrıverdi, usulde ve hakkaniyette uygun olmayan uygulamaların yapıldığını kaydetti.‘BU ÇOCUK CİN GİBİ HER ŞEY YAPAR’Tutuklanan Kürt çocukların tutuklu olduğu cezaevlerinde gelen raporlar doğrultusunda ceza verildiğini söyleyen Tanrıverdi, “Mahkemelerin çocukların ceza ehliyeti olup olmadığına ilişkin Adli Tıp Kurumu'ndan istediği raporların yetersiz ve sağlıksızdır. Biz cezaevinde çocuklarla görüştüğümüzde kendilerini ifade edecek cümleler kuramazken bir rapor geliyor, 'bu çocuklar cin gibi her şeyi anlayabilir, yapabilir' raporu üzerinden çocuklara öyle ağır cezalar veriliyor ki. Çocuğun gençliğini bırakın yaşlılığını bitirecek kadar. Bir defada 44 yıl hapis cezası veriliyor. Adalet sisteminde insaf, vicdan ve hakkaniyet gerekiyor' diye konuştu‘AJANLAŞTIRMAYI KABUL ETMEYENLER KENTTEN SÜRÜLÜYOR’Pozantı mağduru ailelerin ajanlaştırmayı kabul etmediği takdirde Mersin’i terk etmek zorunda bırakıldıklarını söyleyen Tanrıverdi şunlara dikkat çekti: “Kürt mahallelerindeki çocuklar ve bu çocukların aile bireyleri, sürekli tehdit edilerek veya birtakım ekonomik olanaklar sağlanacağı söylenerek işbirliği adı altında itirafçılığa, ajanlığa zorlanmaktadırlar. Ajanlaşmayı kabul etmeyenler Mersin’i terk etmeye zorlanmaktadır. Kabul etmeyen çocuklar düzmece fezlekelerle cezaevlerine gönderilmektedir. Mersin Valiliği tarafından da çocukların ailelerine devlet malına zarar verildiği gerekçesiyle, astronomik rakamlara varan idari para cezaları verilmektedir. Tüm bu uygulamalar; 1996 yılında derin devletin ‘Mersin’i Kürtlerden temizleme operasyonun ısrarla sürdürüldüğünün göstergesidir” dedi.
Napoli Taraftarı Trabzonspor'un 61. Dakika Şovunu Çok Sevdi
Trabzonspor'un 61. dakika şovunu örnek alan Napoli'de taraftarlar, bundan böyle aynı gösteriyi aynı dakikada kendi tribünlerinde gerçekleştirecekler.İtalya'nın Napoli takımı sürpriz bir kararın eşiğine geldi. UEFA Avrupa Ligi'nde hafta içerisinde Türkiye'de Trabzonspor ile karşılaşan Çizme ekibi, bordo-mavililerin 61. dakika şovuna hayran kaldı. Mavi-beyazlılar bundan böyle tıpkı Trabzonspor gibi bu dakikada gösteriler gerçekleştirecekler. İtalyan ekibinin taraftarları, tüm Napoli maçlarında 61. dakika geldiğinde tribünleri hareketlendirerek tezahüratlar ve görsel şovlarla statta ambiyansı yükseltmeyi planlıyor.Konuyu gündeme getiren, ülkenin güneyi için otonom bir yönetim modeli isteyen 'Neoborbonico Hareketi' oldu. İtalya bağımsızlık savaşında Napoli kenti ve civarı için önemli bir tarih olan 1861'i işaret eden 'güneyciler' yayınladıkları açıklamada şu ifadeleri kullandı:'61 rakamının bizim için de önemi sebebiyle tüm Napoli taraftar gruplarına, her maçın 61. dakikasında tıpkı Türkler'in yaptığı gibi tribün şovlarının yapılmasını öneriyoruz. Böylece bizler için önemli olan 1861'i her seferinde anmış olacağız'Napoli taraftar gruplarının da öneriyi olumlu karşıladığı, hayran kaldıkları Trabzonspor'un tribün şovunu gerçekleştirmek için harekete geçtikleri ifade edildi.Milliyet
Reklam
Motorola 'Heyecan Verici' Bir Duyuru Yapmaya Hazırlanıyor
Google bünyesinde başarılı işlere imza attıktan sonra Lenovo tarafından satın alınan ve bu şirketin de karını büyük ölçüde artırmayı başaran Motorola, önümüzdeki günlerde yeni bir cihaz duyurmaya hazırlanıyor.Etkinliği basın çalışanlarına mail atarak duyuran Motorola’nın 25 Şubat tarihinde duyurulacak cihazının ne olduğuyla ilgili henüz bilgi bulunmuyor. Fakat duyurunun kullanıcılar için “heyecan verici” olacağı söyleniyor. Motorola’nın duyurma ihtimali olan birkaç cihaz mevcut. Bunlardan ilki Lenovo ve Motorola iş birliğinde yeni bir akıllı telefon. Diğeri ise gerek tasarımı, gerekse donanımıyla sevilen akıllı saatlerden biri olan Moto 360’ın yeni bir sürümü. Bu seçeneklerin dışında Motorola’nın bizi şaşırtma ihtimali de bulunuyor. Belki de daha önce hiç üretmediği türde farklı bir cihazı piyasaya sürebilir. Tüm bu iddiaların gerçek olup olmadığını anlamak ve cihazın ne olduğunu öğrenmek için çarşamba gününe kadar beklememiz gerekiyor.LOG
Reklam
Keman Çalabilen Çok Yetenekli Mekanizma
Seth Goldstein isimli adamın yarattığı mekanizma keman çalabiliyor. Öğrenilmesi ve çalınması en zor müzik aletlerinden olan kemanı çalabilen mekanizmanın daha da gelişip yaygınlaşması dileğiyle. Bu dinlendirici sesten kimse mahrum kalmasın...
Şehit Halit Avcı Toprağa Verildi
Şah Fırat Operasyonu sırasında kaza sonucu şehit olan Astsubay Başçavuş Halit Avcı, memleketi Trabzon'da son yolculuğuna uğurlandı.Suriye'ye yönelik düzenlenen Şah Fırat Operasyonu'nda zırhlı personel taşıyıcı askeri araçta kaza sonucu şehit olan Genelkurmay Genel Sekreterliği Fotofilm Merkezi'nde görevli Muhabere Astsubay Başçavuş Avcı'nın Türk bayrağına sarılı naaşı, babaevinde helallik alınmasının ardından Maçka ilçesi Gürgenağaç Mahallesi Merkez Camisi karşısındaki mezarlığa getirildi.
Reklam
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Süleyman Şah'ın bir simge olarak bugünkü Türkiye için taşıdığı büyük manevi önemi görmek gerekir.Türbenin hangi Süleyman Şah'a ait olduğu kesin olmamakla birlikte milli kimliğimizin teşekkülündeki rolü önemlidir. Bu konuda 'teknik hakikat' ayrı bir konudur, Anadolu tarihinde Selçuklu-Osmanlı devamlılığını yansıtan olgular, simgeler ve tasavvurlar ayrı bir konudur. Milli hafızada Süleyman Şah türbesi bu devamlılığın bir simgesi olarak büyük değere sahiptir.Genelde Anadolu Selçuklu devletinin kurucusu Süleyman Şah olarak kabul edilir. Tarihçilerin hocası Mükrimin (MÜKREMİN DEĞİL, MÜKRİMİN) Halil Yinanç'a göre, 1075 yılında bu topraklarda ilk devletimizi kuran Kutalmış Oğlu Süleyman Şah, tarihen 'Türklere bir vatan yaratan kurucu' şahsiyettir.
Ege Üniversitesi Cinayeti Soruşturmasında Gizlilik Kararı
Ege Üniversitesi'nde Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nun öldürülmesiyle sonuçlanan olayla ilgili gözaltına alınan 6 öğrenci İzmir Adliyesi'ne sevk edilirken, savcılık soruşturmaya ilişkin gizlilik kararı aldı.Ege Üniversitesi'nde (EÜ) Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nun ölümüyle sonuçlanan olaylara ilişkin gözaltına alınan ve aralarında N.S., F.A., S.Y., Y.B.K. ve S.Y.'in de olduğu 6 öğrenci, emniyetteki işlemlerin ardından İzmir Adliyesi'ne sevk edildi.DİHA'nın verdiği bilgiye göre, hakkında gözaltı kararı olan M.D. isimli öğrencinin tedavisi hastanede sürerken, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, başlatılan soruşturmaya ilişkin gizlilik kararı verdi.ÖHD ve ÇHD üyesi avukatlar, savcılığın gizlilik kararına itiraz etti.
"Du Bakali N'Olecak?" Tavrıyla Geçiştirilen Yeni İç Güvenlik Paketinin 10 Maddesi
Hükümetin meclise getirdiği “Özgürlük Korunması ve İç Güvenlik Reform Paketi” adıyla anılan yeni güvenlik paketinin alametifarikasının, polisin silah kullanma yetkisinin arttırılması, olduğunu belirtmek gerekir. Ancak hepsi bu kadarıyla da sınırlı değil. Yeni iç güvenlik paketinde; savcılara ait 'gözaltına alma' yetkisinin mülki amirlere verilmesi, koruma amaçlı (biber gazına maruz kalındığında da) yüz kapamanın suç olarak kabul edilmesi ve polisin sokakta birini vurup öldürmesine olanak sağlayan molotof maddesi gibi, demokratik bir ülkede olmaması gereken birçok sakıncalı madde var. Paketin yaratacağı sorunlar, görüldüğü gibi aşikar. Türkçede güzel bir deyiş vardır, ' Bir musibet, bin nasihatten iyidir' deriz. Şayet siz de bir musibet yaşanmasını bekliyorsanız, Aziz Nesin'in 'Du Bakali N'Olecak?' adlı öyküsü, gelecekte hepimizi nelerin beklediği hususunda zihin açıcı olacaktır..
Reklam
Galaxy S6'nın En Net Görüntüsü Yayınlandı
Samsung, Galaxy S6 için yayınladığı yeni Unpacked 2015 videosu ile cihazın tasarımı hakkında ipuçları veriyor. İşte Galaxy S6'nın en net görüntüleri.Samsung, tamamı metal tasarımdan oluşacak keskin hatlara sahip olacak amiral gemisi Galaxy S6'yı önümüzdeki hafta tanıtacak. Galaxy S6'nın teknik bilgileri sızmış olsa da cihazın saf tasarımı büyük merak konusuydu.Spigen ve OBLIQ gibi kılıf üreticileri Galaxy S6'nın kılıfla çekilmiş görüntülerini yayınlamış ancak cihazın hatları ile ilgili olan detaylar sır perdesi altındaydı. Bugün Samsung merak edilen Galaxy S6'nın tasarımı ile ilgili bir video yayınladı ve sır perdesinin ucunu biraz araladı.Kavisli ekrana sahip olacakSamsung Galaxy Unpacked 2015 adı altında paylaşılan bu video Galaxy S6'nın ekranının kenarlara doğru kavisli olacağını ve tasarımın cihazın su damlacığı gibi parlayacağını ortaya çıkarıyor. Videoda ayrıca Galaxy S6'nın metal kasaya sahip olacağına da yer veriliyor.
Oral-B’nin Mobil Uygulaması Diş Fırçalamayı Keyifli Hale Getiriyor
Günlük rutinlerimizden biri olan diş fırçalamanın pek de eğlenceli bir aktivite olmadığını kabul etmek gerek. Sağlıklı dişler için 2 dakika boyunca dişleri fırçalamak gerekiyor ve bu süreç can sıkıcı olabiliyor. Oral-B‘nin yeni uygulaması ise bu sıkıcı dakikaları daha keyifli hale getirmek istiyor.Oral-B’nin Bluetooth destekli diş fırçası için geliştirilen uygulama, birçok özelliği bünyesinde barındırıyor. Dişlerin ne kadar süre fırçalandığını gösteren uygulama ile dişe ne kadar baskı uygulandığı da görülüyor. Böylelikle fırçalama işlemi her zaman doğru oranda baskıyla gerçekleştirilebiliyor. Günlük istatistikler takvim üzerinde gösteriliyor ve toplamda ne kadar süre dişlerin fırçalandığı ve kaç dakika gereğinden fazla baskı yapıldığı gibi bilgilere göz atılabiliyor.
Reklam
Trabzonspor 100 Milyon Euro Borca Girdi, 3 Kulvarda Havlu Attı
Sezon başında ve ara transferde aldığı 22 futbolcu alan Trabzonspor'un henüz şubat ayında 3 kulvarda birden havlu atması takımı hedef noktası haline getirdi.Cardozo, Waris, Constant, Medjani, Yatabares ve Mehmet Ekici gibi yıldız oyuncuların yanı sıra gelecek vaad eden gençlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda transferi kadrosuna katarken takımı da Vahid Halilhodziç'e teslim eden Trabzonspor, önce teknik direktör değişikliğine gitti. Bordo mavili kulüp, Halilhodzic'in yerine Ersun Yanal'ı göreve getirdi.Trabzonspor, ara transferde de Erken Zengin, Aytaç Kara, Uğur Demirok ve Hakan Arıkan'ı takıma takviye kadrosunu güçlendirdi. Söz konusu kadroyu kurmak için sadece oyuncuların bonservislerine yaklaşık 35 milyon euro harcayan Trabzonspor'un kasasından menajer ücreti olarak da 6 milyon euro çıktı. Yapılan harcamalara ve kulübün altına sokulduğu borç yüküne rağmen takımın kötü gidişi önlemedi.GARANTİ PARAYLA 110 MİLYON EUROTrabzonspor'un bu sezon yaptığı transfer operasyonunun kulübe maliyeti ise, futbolculara ödenen bonservis ücretleri, gönderilenlerin sözleşme fesih paraları, menajerlik ücretleri ve oyunculara sözleşme bitiş tarihlerine kadar verilecek garanti paralarla birlikte 103 milyon euroya ulaştı. Maç başı ücretlerinin de ekstra maliyeti göz önünde bulundurulursa bu miktarın 110 milyon euroya çıktığı öğrenildi.CARDOZO İLK SIRADABordo mavililerde Waris 6, Cardozo 5, Sefa Yılmaz 3.5 milyon euroluk bonservis bedelleriyle ilk sıralarda yer alıyor. Bonservis bedelleri ve sözleşmeleri bitene kadar alacakları garanti paralarla birlikte takımın en fazla maliyete sahip oyuncuları ise 12.5 milyon euro ile Oscar Cardozo, 11.5 milyon euro ile Constant, 9.8 milyon euro ile Waris ve 8.5 milyon euro ile Sefa Yılmaz olduğu dikkati çekiyor.3 KULVARDA HAVLU ATTIYapılan harcamalara ve transfer operasyonuna rağmen bu sezon yarıştığı hiçbir kulvarda umduğunu bulamayan Trabzonspor, Kasımpaşa beraberliği ile tutunduğu son dal olan Avrupa kupalarına katılma yolunda da yara aldı. Ziraat Türkiye Kupası'ndan son 16 turunda elenip çeyrek finali bile göremeyen, UEFA Avrupa Ligi 2'nci turunda ilk maçta evinde Napoli'ye 4-0 yenilerek tur umudunu yitiren bordo mavililer, ligde de şampiyonluk yarışının çok uzağında kaldı. DHA
İnsanlık Yok Olsa Bile, Ürettiği Bilgi Milyonlarca Yıl Yaşayacak
Artan verilerin ışığında, insan soyunun bir gün kendi sonunu getirebileceği hususundaki endişeler, tüm dünyada giderek artıyor. Ama böyle kötü bir son yaşansa da, tarih boyunca ürettiği bütün bilgiyi saklamanın yolunu da bulmuş görünüyor. İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü’nden bir grup bilim insanı, bilgileri, canlı organizmaların tüm bilgilerini depolayan DNA’ya yüklemenin yolunu buldu
Selahattin Demirtaş'tan Süleyman Şah Açıklaması
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş seçim gündemli görüşmeler kapsamındaki görüşmelerin Diyarbakır ayağında gazetecilerin Süleyman Şah operasyonuna ilişkin sorularını yanıtlarken şunları söyledi:'Şimdi geldiğimiz noktada görülüyor ki IŞİD, yavaş yavaş Türkiye'yi tehdit etmeye başladı. Bence bundan sonra daha fazla bir tehdit oluşturacak. Sadece Süleyman Şah Türbesi'yle de yetinmeyeceklerdir. Yapabilecekleri her yerde Türkiye'ye dönük tehditlerini artıracaklardır. Şimdi bu tehdide karşı hükümetin çok sağlıklı bir pozisyon alması lazım. IŞİD ve IŞİD zihniyetiyle mücadele konusunda bölgedeki demokrasi güçleriyle özellikle PYD ile işbirliğinin ne kadar önemli olduğunu görmesi lazım. Tam da işte IŞİD, Kobanê'ye saldırırken, askeri koridorun ne demek olduğunu işte Süleyman Şah koridorunda gördük. Eğer Kobanê'ye IŞİD saldırısının ilk günlerinde Türkiye üzerinde bir koridor açılsa ve Cizirê'den Kobanê'ye ilk günlerde askeri yardım yani Kürtlerin kendi arasındaki askeri yardımın gitmesi sağlansaydı, IŞİD ilk günlerde o topraklardan atılabilinirdi. Fakat gelinen noktada hükümetin sonuç itibariyle ortada büyük bir zafer varmış gibi işte Süleyman Şahı bir yerden bir yer taşımayı başarmışsa bundan büyük bir zafer çıkarmış gibi bir sunum yapmasını da doğru bulmuyoruz. Ortada belki siyasi ve askeri bir zafer de yok ama bu hatalardan ne kadar erken dönülürse o kadar doğru olacağını gösteren de bir ibretlik olay oldu.Bizce PYD burada aslında Türkiye ile aslında en ufak bir düşmanlık ilişkisinin olmadığını ve olamayacağını da ortaya koydu. Türkiye'nin dostu düşmanı iyi ayırması lazım. Oradaki PYD güçleri, orada yaşayan halk, Türkiye için tehdit yada düşman değil, tam tersine IŞİD, Türkiye'nin düşmanıdır. Buna göre dost düşman ayrımını iyi yapılarak bir ilişki, politika oluşturulmasında biz fayda görüyoruz. Umarım Türkiye ile resmi olarak PYD ve Rojava bölgesi arasında olması gereken ilişkinin gelişmesine yardımcı olur. Çünkü sonuçta Rojava ve Türkiye ilişkisi sonsuza kadar düşmanlıklar ve korkular üzerine kurulamaz. Karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesini hep destekledik buna da olursa bu tür ilişkiler desteklemeye devam ederiz.'
Spotify, Vodafone İş Birliğiyle Türkiye'de Hızlanacak
Vodafone ve Spotify, Vodafone müşterilerinin Spotify premium’a indirimli üye olmasını sağlayan iş birliğini bugün duyurdu. Türkiye, daha önce Birleşik Krallık, İrlanda, İtalya, Portekiz ve Avustralya olmak üzere beş ülkede farklı tekliflerle sunulan iş birliğinin duyurulduğu altıncı ülke oldu.Vodafone Türkiye CEO’su Gökhan Öğüt‘ün öncelikle gençleri hedeflediklerini belirttiği anlaşmayla birlikte, “Spotify Premium’lu Esnek Tarifeler” Vodafone Freezone tarifeleri arasında sunulmaya başlandı. Hem faturalı hem faturasız Vodafone abonelerinin yararlanabildiği tekliflerde, Spotify premium üyeliği ilk ay ücretsiz ve devamında indirimli sunuluyor. Örneğin Vodafoen Freezone’un Faturasız Esnek Tarife kullanıcıları Spotify Premium üyeliği için ayda 4,90 TL ödüyor. Tarife, aylık 500 MB ek internetle birlikte geliyor.
Reklam