onedio
Julio Iglesias Verdiği Konserle İstanbul'u Büyüledi
Ünlü İspanyol sanatçı Julio Iglesias, son dünya turnesi kapsamında İstanbul'da konser verdi.İSTANBULÜlker Sports Arena'da hayranlarıyla buluşan sanatçı, Brezilya'da başlayan turnenin dördüncü ayağı için 11'i sahnede, toplam 35 kişilik ekiple İstanbul'a geldi.'Amor Amor', 'Natalie', 'Cumparsita' gibi sevilen şarkılarını yorumlayan Iglesias, İstanbul'a ilk gelişinde çok genç olduğunu belirterek, 'İstanbul'a gelirken düşünüyordum ki buraya ilk geldiğimde, anne, baba hatta anneanne ve dedelerinize konser vermiştim. Çok gençtim. İstanbul'u ilk kez 1971'de gördüm ve burada kaldım' dedi.Iglesias'ın ekibi, konserin bir bölümünde led ekranda Türk bayrağı yansıttı. Konser öncesi, Rus müzisyen Alexander Kogan sahne aldı.Kariyeri boyunca Grammy dahil sayısız ödüle layık görülen sanatçıya hayranları büyük ilgi gösterdi. Ünlü sanatçı, bugüne kadar 600 şehirde 5 binden fazla konser verdi, 80'in üzerinde albüm yaptı.Albümleri 300 milyondan fazla satan başarılı sanatçı, 'Gwendolyne', 'La Paloma' ve 'Je Ne Pas Change' gibi ünlü şarkılara imza attı.Eğlenceli ve romantik şarkılarıyla hayranlarının beğenisini toplayan sanatçı, bugüne kadar Frank Sinatra, Stevie Wonder, Willie Nelson, Diana Ross, Dolly Parton, Art Gurfunkel, Paul Anka, Charles Aznavour, Sting, The Beach Boys, Alejandro Fernandez, Placido Domingo ve Lola Flores gibi ünlü sanatçılarla birlikte şarkılar seslendirdi.Muhabir: Hilal UştukAA
Bakan Güllüce'den 'Budama' Açıklaması: 'Biz Bu Ülkeyi Budattırmayacağız Churchill Amca'
ÇEVRE ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce, Türkiye üzerinde operasyon yapıp 'budama' projeleri hazırlandığını ileri sürerek, 'Biz bu ülkeyi budattırmayacağız Churchill amca' dedi.Partisinin Gebze ilçe teşkilatının düzenlediği toplantıda konuşan Bakan Güllüce, Ak Parti'nin 9 kez seçim kazanmasının kelimelerle ifade edilemeyecek kadar muhteşem bir olay olduğunu, 7 Haziran seçimlerinden de büyük bir zaferle çıkacaklarını söyledi. Yaptıkları hizmetleri anlatırken Türkiye'nin yükselişinin engellenmek istendiğini ileri süren Güllüce, bu konuda batı ülkeleri ve özellikle İngiltere'ye yüklendi. İngiltere eski başbakanı Winston Churchill’in, 'Türkler eğer yüksek refaha ulaşırlarsa cihangirleşir. O yüzden onlar uzadığı zaman budanması gerekiyor' dediğini anlatan Güllüce, sözlerini şöyle sürdürdü:'Şimdi biz bunlara göre fazla uzadık. Bütün dünyada işbirlikçileri, içeride de bir kısmı dahil olmak üzere Türkiye üzerinde operasyon yapıp budama ile ilgili projeler düşünüyorlar. Ama siz diyorsunuz ki biz 7 Haziran’da öyle bir oy vereceğiz ki bu ülkeyi budattırmayacağız. Biz bu ülkeyi budattırmayacağız Churchill amca. 'Tanklarınızla, toplarınızla gelseniz' diye bir marş vardır. Biz de onlara diyoruz ki, bütün dünya bir araya gelin. Bütün oyunlarınızı, şeytanlıklarınızı, hilelerinizi ve iftiralarınızı yapın. Millet ve Allah bize yeter, diyoruz. Biz yine iktidar olacağız.'Mesut IŞIK - Büşra KAYA / GEBZE (Kocaeli) (DHA)
Numan Kurtulmuş: 'Suriye'deki Bu Trajediyi Sona Erdirin'
Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, 'Suriye'deki kriz temelden çözüme kavuşturulmalıdır. Uluslararası toplumu, bu insani trajediyi sona erdirecek siyasi bir perspektif geliştirmeye çağırıyorum' dedi.SENDAİBaşbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, 'Türkiye'nin, Suriye'ye komşu ülkelerin ve diğer devletlerin çabaları çok hayati önemde olmasına rağmen yeterli değildir. Suriye'deki kriz temelden çözüme kavuşturulmalıdır. Bu nedenle, uluslararası toplumu, bu insani trajediyi sona erdirecek siyasi bir perspektif geliştirmeye çağırıyorum' dedi.Kurtulmuş, Japonya'nın Sendai kentinde 3. Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Afet Risklerinin Azaltılması Konferansı kapsamında düzenlenen Bakanlar Düzeyindeki Yuvarlak Masa Toplantısı'na başkanlık etti.Toplantıya, Bangladeş, Çin, Finlandiya, Fransa, Japonya, Kenya, Meksika, Pakistan, Rusya Federasyonu, Yeni Zelanda'nın da aralarında bulunduğu 39 ülkenin afetlerden sorumlu bakanları ve üst düzey yöneticileri katıldı.Kurtulmuş, 'Afetler Sonrası Yeniden Yapılanma' konulu toplantıda yaptığı konuşmada, öncelikle, uluslararası toplumun dikkatini insan eliyle oluşturulan bir afete, Suriye'deki insani drama çekmek istediğini söyledi.İç savaş öncesi Suriye'nin nüfusunun yaklaşık 21 milyon olduğuna işaret eden Kurtulmuş, şimdi bu nüfusun 12,2 milyonunun insani yardıma muhtaç hale geldiğini dile getirdi.Kurtulmuş, 7,6 milyon Suriyeli'nin yerinden yurdundan edildiğini, 3,3 milyon Suriyeli'nin canlarını kurtarmak için komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldığını anlatan Kurtulmuş, Suriye'den kaçanların üçte ikisinin kadın ve çocuk olduğunu kaydetti.Türkiye'de 240 binden fazla Suriyeli'nin, AFAD tarafından yönetilen tam donanımlı 25 barınma kampında misafir edildiğini belirten Kurtulmuş, bugün yaklaşık 2 milyon Suriyeli'ye hayatın her alanında, eğitimden sağlığa ve istihdama kadar destek verdiklerine dikkati çekti.'Türk Hükümeti olarak, ülkemize sığınan Suriyelilerle ilgili durumu uzun vadeli çözümlerle aşabileceğimizi biliyoruz. Bu nedenle Suriyeli kardeşlerimizin Türk toplumuna katılımları bakımından stratejiler geliştiriyoruz' diyen Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:'En fazla Suriyeli sığınmacı barındıran ülke olarak Türkiye, insani sorumluluğunun farkındadır ve gereğini yapmaktadır. Bu amaçla, şu ana kadar 5,2 milyon doları aşkın bir mali kaynak harcadık. 2014 İnsani Yardım Raporu'na göre, 2013 yılında Türkiye, yaptığı insani yardımlarının gayri safi milli hasılasına oranı bakımından dünya birincisi olmuştur.Ancak Türkiye'nin, Suriye'ye komşu ülkelerin ve diğer devletlerin çabaları çok hayati önemde olmasına rağmen yeterli değildir. Suriye'deki kriz temelden çözüme kavuşturulmalıdır. Bu nedenle, uluslararası toplumu, bu insani trajediyi sona erdirecek siyasi bir perspektif geliştirmeye çağırıyorum.'Ne kadar isabetli bir karar olduğu görülmüştürTürkiye'nin, dünyanın sismik olarak en aktif bölgelerinden birinde yer aldığını dile getiren Kurtulmuş, Türkiye'nin gerek kentleri gerekse kırsal alanlarının, başta toprak kayması, seller, ani taşkınlar, kaya düşmesi, çığ gibi tabii afetlere maruz olduğuna işaret etti.'Bu durumda fiziki, sosyal, ekonomik ve çevresel zarar görebilirlikler sistematik olarak azaltılamazsa, kolaylıkla büyük maliyetli afetler riskine dönüşebilir' ifadesini kullanan Kurtulmuş, şunları kaydetti:'Buna ilave olarak, hızlı kentleşme ve ekonomik büyümeyle birlikte, giderek daha fazla insanımız, maddi varlıklarımız ve yatırımlarımız tehlikelere maruzdur. Bu da gerektiği gibi ele alınmadığı taktirde, afet risklerini artıracaktır. Bu dinamikler bizi, ülkemizin ulusal düzeydeki afet yönetim sistemini etkin şekilde, yeniden yapılandırmaya yöneltmiştir. Aynı zamanda, 50 yıldan fazla bir zamandır farklı bakanlıklarda ve farklı kamu kurumları tarafından yönetilen zarar görebilirlik ve risk azaltımı konularına kapsamlı bir yaklaşıma da yöneltmiştir.'Kurtulmuş, bu çerçevede 2009'da, afet yönetiminin tüm aşamalarını koordine edecek bir kurum olarak Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığını (AFAD) kurduklarını bildirdi.Yıllar içinde kazanılan bilimsel ve operasyonel bilgi ve tecrübelerin, bu kurumsal yeniden yapılanmanın temelini oluşturduğunu kaydeden Kurtulmuş, 'Bunun da ne kadar isabetli bir karar olduğu, AFAD'ın da bugüne kadar sergilediği başarılı performansla görülmüştür' diye konuştu.Kurtulmuş, AFAD'ın başarısının gerek Türk gerekse dünya kamuoyunca takdir edildiğini kaydetti.Daha sonra ECO üyesi ülke temsilcileriyle bir otelde düzenlenen öğle yemeğinde bir araya gelen Kurtulmuş, Japonya Toprak, Altyapı, Ulaştırma ve Turizm Bakanı Akihiro Ohta ile de görüştü.Muhabir: Esra AltınmakasAA
Formula 1'de Sezonun İlk Yarışı Hamilton'ın
Formula 1'de yeni sezon heyecanı başladı. İlk Grand Prix Avustralya'da gerçekleşti. Yarışı son şampiyon Lewis Hamilton kazandı.Mercedes pilotu yarışa da ilk sıradan başlamıştı.Avustralya'da takım arkadaşı Alman Nico Rosberg ikinci oldu. Ferrari'den Sebastian Vettel ise üçüncü sırayı aldı.Kaynak: Al Jazeera
Ahmet Altan: 'Toplum AKP'yi Kenara İtecek'
Gazeteci Yazar Ahmet Altan, 'Toplum AKP'yi kenara itecek. Yol ayrımındayız. Ya AKP'yi doğal yollarla kenara itip yaratıcı, üretici bir topluma dönüşür ya da tarihinde rastlamadığı büyüklükte sarsıntı ve acıyla karşılaşır.' dedi.AK Parti'nin seçimleri kazanması durumunda Türkiye'nin çok büyük bir devlet şiddetiyle karşı karşıya kalacağını savunan Altan, 'Kötü giden ekonomiye devlet şiddeti eklenmesi fiziksel kırılmaya yol açar.' diye konuştu.'AK Parti'yi İttihatçılara benzeten Ahmet Altan, şunları söyledi: 'İttihatçılar toplumun istediği sloganlarla geldi, sonra korkunç baskı uyguladı. AKP gibi. Birden devlet hazinesi ellerine geçti, delirmiş gibi çaldılar. Şu anda Türkiye'de bir yolsuzluk orjisi yaşanıyor. Dalgalar halinde, neredeyse ilçe düzeylerine yayılmış bir yolsuzluk örgütlenmesiyle karşı karşıyayız.'Darbecilerin Yunan tragedyası kahramanlarına dönüştüğünü, 10 yıl önce yıkmaya çalıştıkları iktidarın önünde zırh olduklarını kaydeden Altan, 'Balyoz'da bal gibi darbe hazırlıyorlardı ve becerebilselerdi çok adam öldüreceklerdi... Balyoz vardı, Ergenekon vardı, insanları öldürdü. Hâlâ bunu anlatmak zorundayım.' ifadelerini kullandı.Bugün paralellik diye hukukta yeri olmayan bir suç icat edildiğini, insanların bu kavramla korkutulduğunu kaydeden Altan, ortada Cemaat'le ilgili bir suç olmadığını dile getirdi: 'Cemaat'in içinden adamlar suç işlediyse diyeceksin ki: Bak kardeşim bu adam suç işledi. Bak bu suçu. Ortada bir suç yok ki. Bir paralel lafı dolaşıyor.'Hürriyet Pazar'dan Çınar Oskay'a konuşan Ahmet Altan, 'Şu anda Türkiye'deki rejimin adı nedir?' sorusuna şu cevabı verdi: 'Yarı diktatörlük. Ve büyük ihtimalle seçimlerden sonra tam diktatörlüğe dönecek, bir felaket olacak. Susturmak için de bugünkünden büyük şiddet uygulayacak. Başkanlık dediği şey bu. Ekonomik sıkıntıyla devlet şiddeti bir araya geldiğinde bu toplum patlar. Bunun dikişleri sadece bir yerde değil. Kürt-Türk meselesinde var, şehirli-varoş dikişleri var, alaturka-alafranga dikişleri var. Bütün dikişleri aynı anda patlar ve öyle bir kaos çıkar ki! Tweet attığı için insanlar evinden alınıyor. Evi basılıyor! Bu zaten neyin geldiğini gösteriyor. Ama AKP'liler şunu bilsin: Bu gelen şey hepimizin başına geliyor. Para kazanmayı çok seviyor olabilirler. Para kazanmanın da imkânı olmadığı bir yere gidiyoruz.'Ahmet Altan, Hürriyet Pazar'dan Çınar Oskay'ın sorularını şöyle cevapladı:Her şeyden sıyrılıp nasıl romana konsantre oldunuz?Bir romancının gazetecilik yapması acıklı bir şey. Taraf'ta yıllarca kitap yazamadım. Nöbetimi tuttum, bu ülkeye borcum varsa beş sene ödedim. Yazarlar 'kaç yıl yaşayacağım' diye hesap etmiyor. 'Kaç kitap daha yazabilirim' diye bakıyorsun. Kitaplara döndüm. Türkiye'yle ilişkilerime mesafe koydum, günbegün izlemekten uzaklaştım.Neden Osmanlı'nın son günlerini yazdınız?Çöküntü döneminde kişiler daha ilginçleşiyor. Duyguları, ihtirasları daha çok ortaya çıkıyor. Türkiye'nin büyük kırılmasına yol açan alaturka-alafranga ayrışması da bu dönemde keskinleşiyor.Ailenizde de var galiba bu ayrışma. Bazılarından esinlenmişsiniz romanı yazarken.Evet, ailemin bir kısmı daha Batılı. Bir yandan da bir tekke şeyhinin torunlarıyız.Romanda çok ilginç tarihi olaylar var. Mesela Babıâli baskını...Dünyanın en garip darbesidir. Enver Paşa'nın büyük askeri başarısı yok. Fakat delice cesareti, korkunç bir ihtirası var. Sadece Osmanlı'yı değil, dünyayı yönetmek istiyor. İttihatçıların bir kısmı çekinceli. Enver 'Bana 60 fedai ver, ben 60 kişiyle basarım' diyor. O 60 kişi gelmiyor. Beş silahlı adam yine de giriyorlar. Sadrazamdan istifasını alıyorlar. Dört saat sonra halk 'Yaşasın İttihatçılar' diye bağırmaya başlıyor.Romandaki dönemle bugün benziyor mu?Ümitsizliğe sevk edecek kadar... İttihatçılar iyi niyetle geliyor. Eşitlik, adalet, özgürlük için... AKP de böyle geldi. Askeri vesayet döneminde kişi başı gelir 3 bin dolardı. Bunu ileriye götürmek için muhafazakâr kesime ülkeyi açması, zenginleşmesine izin vermesi gerekiyordu. Yapsa iktidarını kaybedecekti. Vazgeçmedi, kırıldı, AKP geldi. Bir müteahhit partisi, epeyce vahşi, estetikten yoksun fakat iyi örgütlenebiliyor, çabuk hareket edebiliyor. Sermayeyi muhafazakâr kesime açıp yatırımlarla, binalarla 3 bin dolardan 10 bin dolara getirdi.Ya şimdi?Askeri vesayetin sıkıştığı noktada şimdi AKP sıkışıyor. 10 bin dolara binayla, köprüyle yolla gelebilirsiniz. Ama sonra yaratıcılık gerekiyor. Yeni fikirler, aletler, buluşlar... AKP kendini buna açamaz çünkü Türkiye'nin özgürleşmesi ve demokratikleşmesi gerekir.Ne olacak peki?Toplum AKP'yi kenara itecek. Yol ayrımındayız. Ya AKP'yi doğal yollarla kenara itip yaratıcı, üretici bir topluma dönüşür ya da tarihinde rastlamadığı büyüklükte sarsıntı ve acıyla karşılaşır. AKP, Erdoğan'ın idaresinde bu seçimleri kazanırsa çok büyük bir devlet şiddetiyle karşılaşacağız. Kötü giden ekonomiye devlet şiddeti eklenmesi fiziksel kırılmaya yol açar.Tarihte var mı örneği?İttihatçılar toplumun istediği sloganlarla geldi, sonra korkunç baskı uyguladı. AKP gibi. Birden devlet hazinesi ellerine geçti, delirmiş gibi çaldılar. Şu anda Türkiye'de bir yolsuzluk orjisi yaşanıyor. Dalgalar halinde, neredeyse ilçe düzeylerine yayılmış bir yolsuzluk örgütlenmesiyle karşı karşıyayız.DARBECİLER YUNAN TRAGEDYASI KAHRAMANLARINA DÖNÜŞTÜMadem siyasete girdik, oradan devam edelim ve Taraf günlerine dönelim. Bilmediğiniz bir kaynak size Balyoz belgelerini getirdi, yayımladınız. İyi bir kontrol süzgecinden geçirdiniz mi?Ben gazeteci olarak ne yaptığımızı söyleyeyim, siz gazeteci olarak başka ne yapılabilirdi onu söyleyin. Bunlar ordunun resmi belgeleri. Üstünde yüzlerce isim var. Sicil numaralarını kontrol ettik, hepsinin uyduğunu gördüğümüz zaman 'Bu belgeler doğru' dedik. Bunlar ordunun istihbarat servislerinden çıkmış. Kimse kalkıp orduya demiyor: 'Bunlar sahteyse senin istihbarat odalarına kim koydu'. O odaların şifresi, parolası, kameraları var. Kim giriyor, kim çıkıyor... Ordu beş sene içinde bir tek insanı sahte belgelerden yargılamadı. Sahte olduğunu iddia ettikleri belgelerden... Bunlar askeri vesayetin belini kıran belgelerdi. Bunu Mehmet Baransu yaptı. Bugün çocuğu hapse atıyorlar, bir de utanmadan eline kelepçe vuruyorlar. Ordu bunun gerçek olduğunu biliyordu. Aytaç Yalman diyor ki: 'Kara Kuvvetleri Komutanı olduğumda ilk bir yılım Balyoz'la geçti.' Eğer gerçek değilse neden bir yılını bununla harcar ki? Bu, bir darbe hazırlığıydı. Bugün tartışmamızın nedeni, iktidarın hırsızlığını Balyoz'un arkasına saklamaya çalışması. Darbeciler Yunan tragedyası kahramanlarına dönüştü. 10 yıl önce yıkmaya çalıştıkları iktidarın önünde zırh oldular.Bir seminerdeki konuşmaların ses kayıtları var, bir de dijital belgeler... Dava ses kayıtlarının değil, dijital belgelerin üzerine kuruldu. Savunma avukatları bu dijital belgelerle ilgili çelişkileri, tutarsızlıkları ortaya çıkardı. Örneğin 5 Mart 2003'te kapandığı belirtilen 11 no'lu CD'de calibri fontu kullanılmış. Oysa Microsoft bu yazı karakterini 2007'de kullanıma soktu. Darbe olursa yardımı alınacak şirketler, sivil memurlar var. Bu kişilerin bazıları o tarihte o şirketlerin personeli değil. El konulacak şirketler arasında 'Recordati' ilaç şirketi var. Oysa 2008 yılına kadar o isimde bir tüzelkişilik yok. İddianamede 2003 yılında kapandığı belirtilen bir CD'den, bu tür tuhaf veriler çıktığında bazı şüpheler duymaya başladınız mı?Hayır, hiçbir şekilde şüphe duymaya başlamadım. İçine biri bir şey koydu mu koymadı mı, bunu anlayabilecek durumda değilim. Bilişim uzmanları var. Hukuki bir tartışma yapmıyoruz. Gazetecilik ve gerçeği bulma tartışması yapıyoruz. Balyoz'da darbe hazırlığı var mıydı yok muydu? Bütün Balyoz konuşmalarını bir daha dinledim. Duruyor internette. Balyoz'un darbe olduğundan şüphe edenlere sadece şunu söylüyorum: Bir buçuk-iki saatinizi ayırın ve o konuşmaları dinleyin.Fakat hapse atılan insanların o konuşmalarla ilgisi yok. Dijital belgelerde görevlendirme yazışmalarında adı geçen askerler, kurmay subaylar tutuklandı. O dijital belgeler de sorunlu. Sanki bu TSK'da bir tasfiye operasyonu gibi...Bu davalar çığırından çıkmış olabilir. Hukukun Türkiye'de iyi işlediğini kimse söyleyemez. Ben 100'den fazla davadan geçtim. Babam 300'den fazla davadan geçti. Bizi haklı yere mi çağırdılar, babam haklı yere mi yattı hapiste? Hayır! Tabii ki hukuk çok kötü işliyor. Ama burada söylediğimiz şey başka: Balyoz'da bal gibi darbe hazırlıyorlardı ve becerebilselerdi çok adam öldüreceklerdi. Hukukta hata varsa, ortaya çıkarsınlar, ki olabilir. Bir kere davanın kendisi çok kalabalık. Bir yüzbaşıyı, binbaşıyı yargılamanın manası yok. Adamlar emir komuta zinciri içinde. Generaller emir veriyor. Generaller için o adamları harcıyorlar.HAKSIZLIĞA UĞRAYAN HERKESİ SAVUNMAK BENİM GÖREVİMBu bavulu gazetenize kim getirdi?Hakikaten bilmiyorum, sormadım. Ben tek şey sorardım, bütün çocuklar bilir: Belgesi var mı? Belgesiz hiçbir haber basmadım. İnsanların aileleriyle ilgili tek bir haber basmadık, bunu yasakladım.Fakat bu haberlerin insani sonuçları oldu. İzin verirseniz size bir şey okumak istiyorum. Yarbay Ali Tatar'ın kardeşi Ahmet Tatar yazmış odatv'de...Biz onunla ilgili, onu intihara sevk edecek bir şey yapmadık.Kardeşi size söylüyor, okuyayım: 'Bir gazeteci düşünün. Bir şeye kendini inandırmış ve bu yolda hak ihlali, hukuksuzluk teferruattan ibaret kalıyor... Bu yüzden yaşanan süreçten, acılardan, kayıplardan başka suçlularla birlikte siz de sorumlusunuz. Berk Erdem'in, Murat Özenalp'in ve kardeşim Ali Tatar'ın kanı sizin de elinize bulaşmıştır.'Bir yazı yazmıştım. Ergenekon davasında bir kişi kanserden öldüğünde çocuklara kızdım 'Niye bunun haberini daha önce getirmediniz' diye. Keşke haberimiz olsaydı ve onun için elimizden geleni yapsaydık. Bu insanlar mazlum durumuna düştükten sonra haksız acılar çekmiş olabilirler. Büyük bir ihtimalle çektiler. Bizim onları savunma ihtimalimiz yok. Çünkü hâlâ gerçek haksızlığın ne olduğunu kanıtlamaya çalışıyoruz. Bize bunun için zaman vermiyorlar. Bir de daha sonra yaşanan mazlumiyet önceki zulmü ortadan kaldırmıyor. Ben de sana JİTEM'i, parkta sevgilisiyle dolaşırken alıp götürülen çocukları anlatayım. 17 bin ölü var Güneydoğu'da. Bunları yaşatan insanların iktidardan gitmesi için uğraştım.Peki haksızlıklar ortaya çıktığında gazeteci olarak 'Bir dakika! Hukuksuz davranıyorsunuz. Davayı özünden saptırmayın!' diyemez miydiniz? Bunu yapsaydınız mücadeleniz daha iyi sonuç vermez miydi?Balyoz vardı, Ergenekon vardı, insanları öldürdü. Hâlâ bunu anlatmak zorundayım. Susup, 'Evet haksızlıklar var' dediğimde savunulacak kimse kalmayacak. Nasıl yapacağım bunu? Yapayım... Haksızlığa uğrayan herkesi savunmak benim görevim. İnsan olarak görevim. Ama 17 bin insanın öldüğü bir ülkede hala 'Ergenekon var' diye bağırmak zorundaysam ve insanlar 'Yok' diyorsa, birileri 'Rejim muhaliflerinin listesini hazırladık' derken, 'Darbe değildi, araya bilmem ne kattılar' dediklerinde 'Darbeydi ulan' diye bağırmak zorundaysam nasıl öbür tarafa döneceğim? Sen de bana bunu söyle! Evet, 20 general darbe hazırlığı yaptı ama bu çocukların ne kabahati var? Bunu desteklerim. Ama bu haksızlığı o darbeyi saklayacakları bir kılıf olarak kullanıyorlar. Sen darbeyi kabul etmediğin zaman birinin bunun darbe olduğunu hatırlatması gerekiyor. Bu kim? Bu biziz.Tüm olaylarda, perde arkasında Cemaat mi var?Bugün paralellik diye hukukta yeri olmayan bir suç icat edildi. İnsanları böyle korkutuyorlar. Eğer böyle bir şey yaptılarsa bunu AKP ile birlikte yaptılar. Cemaat'in AKP'den habersiz yapma ihtimali var mı? İşbirliği yaptılar, yüzde 100. Birlikte çalışmışlar, sonra kavga etmişler. Anladığım kadarıyla bunları yakalayan güç cemaat. 17-25 Aralık'ı da, Balyoz'u da... Çok da iyi yapmışlar. Bunu yaparken suç işledilerse, araya bir şey katmışlarsa bunu yakalamak zorundasın.CEMAAT İKTİDARA GELİRSE CEMAAT'LE DÖVÜŞELİM17 Aralık'ta mı öğrenmişler hırsızlıkları? Cemaat sütten çıkmış ak kaşık mı?İyi ya işte burada sorun: Niye daha önce çıkartmadınız? Cemaat'in içinden adamlar suç işlediyse diyeceksin ki: Bak kardeşim bu adam suç işledi. Bak bu suçu. Ortada bir suç yok ki. Bir paralel lafı dolaşıyor. Cemaat iktidara gelirse, gel konuşalım. Cemaat'le dövüşelim...O zaman bu oyun hiç bitmez. Sisifos'un laneti gibi...Romana döneriz burada. 100 yıl önce aynı şeyler yaşanıyordu.Türkiye 'lanetlenmiş' bir yer mi, romanda bir karakterinize söylettiğiniz gibi?Hayır ama çok kirli bir çamaşır gibi. Bir kez yıkamakla temizlenecek gibi değil.Öyle ya da böyle AKP demokratik yollarla iş başına gelmiş bir siyasi parti. Cemaat ise berrak olmayan bir yapı...Somut suçu ne? Kötülük yapma gücü kimdeyse onunla dövüş. O da iktidardır. Kiminle dövüşeceğini seçmek de bir zekâ işi biraz da cesaret işi.Taraf'taki Genel Yayın Yönetmeni yardımcınız Yasemin Çongar geçen hafta bir yazı yazdı: 'Balyoz davası birçok kişi gibi bana da kurunun yanında yaşın, darbecilerin yanında masumların da yandığı izlenimini verdi. Bundan büyük bir mağduriyet, bundan büyük bir adaletsizlik olamaz.' Ne diyorsunuz?Kesinlikle doğru söylüyor. Neden bir haksızlıktan yana çıkalım? Ömrümüzü bir hakkı savunmak için harcadık. Ama bu haksızlığı başka büyük bir haksızlığı saklamak için kullandıklarından net şekilde konuşamıyoruz ve tavır alamıyoruz. Yoksa Yasemin çok güzel bir yazı yazdı. Benden çok daha akıllı bir yazı yazdı.ZAVALLI KIZCAĞIZ! EN ŞANSSIZ KEMALİST OYDUTaraf gazetesinin bir Cemaat operasyonu olduğunu, meşruiyet kazanmak için sizin ve Yasemin Çongar'ın adını, itibarını kullandıklarını düşünenler var.Çok basit bir şey söyleyeceğim. Gazetede hepimizin banka hesapları 24 saatte bir kontrol ediliyor. Senelerce MİT, polis, asker tarafından dinlendik. En ufak bir ilişki olsaydı ortaya çıkmama ihtimali yoktu. Gazetenin içinde ajanlar vardı. Bir gün toplantıda çocuklara dedim: 'Burada MİT'in veya örgütlerin ajanları var ama bulmaya çalışmayacağım, anlamı yok.' Bir salonda oturuyordu herkes. Herkes toplantıyı dinlerdi, isterse karışırdı. Bu gazetede gizli bir şey nasıl olacak?Sizin bilginiz dışında olamaz mı? Gazetenin sahibinin vs?Parasızlıktan kırılıyordu herkes. Bir akşam saat 11, hiç unutmuyorum. 6-7 çocuk var. Biri geldi dedi ki 'Abi eve gideceğim fakat Akbil bitmiş. Arkadaşlarda da hiç para yok. Sende var mı?' dedi. Cebimde 10 lira vardı, ona verdim. Ne parası ya? Ben Taraf'a gelmeden önce Türkiye'nin en çok satan romancısıydım. Yüz yıldan beri aynı yerde oturduğumuz için bizde herkes parasını aynı bankaya yatırıyor. Orada parama bakan bir kız var. Çok Kemalist bir kız. Kişisel ilişkimiz çok iyi, kitaplarımı seviyor fakat Taraf'tan nefret ediyor. Herkes de bizim para aldığımızı söylüyor. O kız bir gün bana dedi ki: 'Ahmet Bey, Taraf'ı bırakın. Bitti para!' Yani zavallı kızcağız... En şanssız Kemalist oydu!Sizin para aldığınızı söyleyen kimse yok aslında.Kim aldı? O çocuklar ev kiralarını ödeyemediler. Çocuklarının okul parasını ödeyemediler. Anlatıyorum, Akbil'i yoktu be! Herkes şahit bunlara. Çocuklar aç, simit alıp yerdik. Çok güzel simidi vardı oranın! Bunlarla dalga geçerdik.ARTIK ESKİ YAZARLARIMI İZLEMİYORUM, ÜZÜLÜYORUM DA...'Taraf okulu' diye bir ekipten bahsediliyor şimdi. Çok tartışılan yazarlar çıktı: Emre Uslu, Rasim Ozan Kütahyalı, Yıldıray Oğur vs. Bazılarıyla koptunuz. Hatta biri için 'Birkaç kuruş için oda hizmetçiliği yapan çocuk' dediniz. Bugün onları nasıl izliyorsunuz?Orada herkes direndi, dövüştü. Sonra epeyce bir kısmı başka bir yol seçti. Böyle olmasa iyi olurdu. Türkiye'nin çok onurlanacağı, gurur duyacağı insanlar haline gelebilirlerdi. Tercih etmediler. Herkes kendi tarihini kendi yazar. Artık onları izlemiyorum. Üzülüyorum da. Hakikaten sevmiştim. Deli bir İtalyan ailesi gibiydik. Birlikte çile çeker, çok gülerdik. Artık onlarla ilgili konuşmak istemem. Yapacak bir şey yok.Çok fırtınalı bir süreç yaşadınız. Olan biten sizin psikolojinizi, sağlığınızı nasıl etkiledi? Sizi değiştirdi mi?Ben yaşlı bir adamım. Yaşlı adamlar kolay kolay değişmez.Gazeteciliğe dönecek misiniz bir gün?Bütün zamanımı romanlara ayırmak istiyorum. Roman yazmayı seviyorum. Bu tam sevişirken bir adamın gelip 'Şu arabayı biraz iter misin' demesi gibi. Hayır, arabayı itmek istemiyorum. Sevişmeyi seviyorum yahu! Bir romancı gazeteci olmamalı. Bir romancıyı gazeteci olmaya mecbur bırakan toplum sakatlıkları olan bir toplumdur.ONUN KELEPÇELER İÇİNDE DOLAŞMASINA RAZI OLURSAM AYNAYA NASIL BAKACAĞIM?Herkese belgelerimizi açtık. O dönemde Mehmet Baransu'nun altına imza attığı o haberlere gelip bakma cesaretini bile gösteremediler. Bugün utanmadan o çocuğu suçluyorlar. İktidar hırsızlığını saklamak için o çocuğu hapse atıyor ve ödlekler utanmadan o cesur çocuğun hapse atılmasını alkışlıyor. Sonra bana diyorlar ki 'sen niye konuşuyorsun'. Ben neden konuşmayacağım! O çocuk benim yanımda çalışıyordu. Ben onun genel yayın müdürüyüm. Getirdiği haberleri ben bastım. Onun kelepçeler içinde dolaşmasına razı mı olacağım! Razı olursam ben aynaya nasıl bakacağım! Çocuğu alıp götürecekler ve ben de arkamı dönüp gideceğim. Sonra hayatımın geri kalan kısmını nasıl yaşayacağım?Şu anda Türkiye'deki rejimin adı nedir?Yarı diktatörlük. Ve büyük ihtimalle seçimlerden sonra tam diktatörlüğe dönecek, bir felaket olacak.Bununla mücadele etmeyecek misiniz gazeteci olarak?80 milyon insanız. Bensiz yapabilirler.Neden felaket olacak?Susturmak için de bugünkünden büyük şiddet uygulayacak. Başkanlık dediği şey bu. Ekonomik sıkıntıyla devlet şiddeti bir araya geldiğinde bu toplum patlar. Bunun dikişleri sadece bir yerde değil. Kürt-Türk meselesinde var, şehirli-varoş dikişleri var, alaturka-alafranga dikişleri var. Bütün dikişleri aynı anda patlar ve öyle bir kaos çıkar ki! Tweet attığı için insanlar evinden alınıyor. Evi basılıyor! Bu zaten neyin geldiğini gösteriyor. Ama AKP'liler şunu bilsin: Bu gelen şey hepimizin başına geliyor. Para kazanmayı çok seviyor olabilirler. Para kazanmanın da imkânı olmadığı bir yere gidiyoruz.AŞK BİR ZİRVEDİRKıskançlık, mutsuzluk aşkın fıtratında mı var? Böyle belalı bir şey olmak zorunda mı?Yüzde yüz sadakati, her şeyi mutlak istiyorsun. Bunları da kendin tarif ediyorsun. Karşındakini düşünmüyorsun bile. O tarife uymadığı anda kendini ihanete uğramış hissedebiliyorsun.Ortada aslında bir ihanet yokken...Yokken bile uydurabiliyorsun. Sevdiğin insanla arana en büyük engel olarak kendini koyuyorsun. 'Sevmemiştir' duygusu, affedememe hali insanı öyle bir hapishane içine koyuyor ki kapısı yok. Çünkü o sensin. Kendin bir hapishanesin. Bu gerçekten bir acı. Güvenmemek, kıskanmak, seni az sevdiğine inanmak, bundan dolayı gururunun ne kadar yaralandığını fark etmek ve sonunda affedememek. Bu aşkı yok etmiyor, belki alevlendiriyor ama sevdiğin insana ulaşamayacağın bir hapishane oluşturuyor.Yahu bu nedir böyle? Rahat rahat aşksız yaşasak olmaz mı?E olur. Ama düz bir çizgi gibi olur. Geometride çizginin çeşitli türleri var ama zirve de var. Aşk bir zirve. Birçok duygunun aynı anda delice bir coşkuya kavuşması. Bütün varlığını, bütün duygularını hissediyorsun. Nefreti de şehveti de özlemi de kıskançlığı da aşağılanmayı da yücelmeyi de hissediyorsun. Büyük bir orkestra gibi... Hepsi birden yükseliyor. Bu müzik olmasa olur mu, olur. Ama insanlar senfonilerdeki, konçertolardaki yükselişleri seviyorlar ve sevmekte haklılar.Bugünün insanı bu tür aşklardan biraz kaçıyor galiba.Kendimizi tanımıyoruz. Sen bunu söyledikten iki gün sonra delice bir aşkın içinde ağlamaya başlayabilirsin, bilemezsin. O duygular içinde duruyor. Sen ölene kadar duracak. Nasıl, ne zaman, kiminle çıkacağını bilemezsin. O kadar olmadık birisiyle çıkar ki hayatın boyunca şaşarsın. Yeryüzünün tek eğlencesi insanlar... Bir yaratan varsa, onu eğlendiren tek yaratık biziz.Romanda 'Şark erkekleri kurdukları dünyanın gerçek olduğunu kanıtlayabilmek için kadınları öldürmeye bile hazırdırlar' diyorsunuz. Türkiye'deki kadın cinayetlerini böyle açıklayabilir miyiz?Her erkek diğerlerinden iyi olduğuna inanır. 3 milyar erkek var. Hepsi diğerlerinden daha iyi seviştiği kanaatinde! Erkeğin kadına muhtaç olduğu yer bu: Benim daha iyi olduğumu söyle. En küçük şüpheyle, alayla karşılaştığında bütün varlık nedeni çöküyor. Yok olduğunu hissediyor ve gücünü göstermek istiyor. Vahşi bir şekilde gidip kadını öldürüyor. Öldürdükleri genelde onları terk eden kadınlar. Cinayet işleyenlerin bu tür bir bilinçle anlatacaklarını zannetmiyorum ama hissettikleri şey bu.Ya öldürmese bile dünyayı kadınlara dar edenler?Bazıları da küçümseyerek, alay ederek, başka bir kadınla kıskandırarak yapmaya çalışıyor: 'Sen yanıldın, ben çok iyiyim. Bak seninle alay edebiliyorum, seni dövebiliyorum, sana para vermeyip açlığa bırakıyorum.' Öldürmeye bağlı bir zincir. Öldürmek kadar korkunç değil ama aynı temelden...CHA
Gazetelerde Bugün | 15 Mart Pazar
Hürriyet: Öksüz ayının kaderiMilliyet: Sırlar elden ele gezmişVatan: Sabır taştıSabah: Üst akıl masasının iki maşası: Esad ve DeaşCumhuriyet: Ya Apo Kandil'e ya biz İmralı'yaZaman: Çocukları teşhir edenler okullara müdür yapıldıTaraf: SGK teftişiyle gezi intikamıYeni Şafak: 16 kozmik oda kapatıldıStar: Darbenin temeli 2010da atıldıBirGün: Laiklik sloganı sıra dışı mıydı?
Reklam
Ülkemizin Büyük Bir Kesmi Aralıklarla Yağışlı
METEOROLOJİK GÖRÜNÜMYapılan son değerlendirmelere göre; Ülkemizin büyük bir kesiminin aralıklı yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların genellikle yağmur ve sağanak, Akdeniz kıyılarında yer yer gök gürültülü sağanak, Ardahan, Erzincan ve Sivas çevrelerinde karla karışık yağmur ve yükseklerinde yer yer kar şeklinde görüleceği tahmin ediliyor. Sabah ve gece saatlerinde Doğu Anadolu'nun doğusunda buzlanma ve don olayı bekleniyor.HAVA SICAKLIĞI :Kuzey ve iç kesimlerinde 2 ila 4 derece azalacağı, diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacağı tahmin ediliyor.RÜZGAR :Genellikle güney ve batı, batı bölgeler ile zamanla güneydoğu kesimlerde kuzey yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Ege kıyıları ile Çanakkale ve Bartın çevrelerinde yer yer kuvvetli olarak (30-50 km/saat) esmesi bekleniyor.
Putin Nerede? 5 Teori
Rusya'da gündemin birinci maddesi ne rublenin değer kaybetmesi ne de Ukrayna. Rusya tek bir şeyi merak ediyor: 'Putin nerede?'Putin neredeyse 10 gündür ortalıkta gözükmüyor. Bir çok etkinliği, Kazakistan gezisi ve Rus İstihbarat Teşkilatı FSB yöneticileri ile yapacağı toplantılar da iptal edildi. Herkes Putin'in nerede olduğunu bulmaya çalışırken, ortaya çıkan iddialar da gittikçe ilginçleşiyor.
Reklam
Güne Başlarken Herkesin Yaptığı 5 Hata
Çoğumuz için, sabahların çok da önemi yoktur.Ofise ya da okula varış zamanı ile uyandığınız dakikaların arası genelde biraz bulanıktır ve sabah rutininize o kadar alışmışsınızdır ki değiştirmeyi düşünmezsiniz bile.Ne yazık ki, sabah rutininiz düşündüğünüzden daha önemli, o zaman zarfına ait kötü alışkanlıklar da zamanla artıyor. Bir günün sabahı, o günün nasıl geçeceğini belirleyen en önemli şey ve yapacağınız en ufak hatalar bile öğlen veya daha sonrası için sizin verimliliğinizi kötü etkileyebilir.O yüzden, sabah rutinine ait bu 5 genel hataya bakmanızın ve sabahlarınızı nasıl değiştirebileceğiniz üzerinde düşünmenin zamanı geldiğini düşünüyoruz.
Sıradaki Instagram Gözdemiz: Yakışıklı Erkekler ve Köpekleri
Onları metroda kitap okurken de gördük, kahve içerken de hatta kediler ile baştan çıkarıcı pozlarla da... Ama şimdi bu çekici adamların en üst düzey fotoğraf derlemesi ile karşı karşıyayız. İzin verin sizi Hot Dudes With Dogs hesabı ile tanıştırayım. Daha fazla okuma yok tamam. Sadece bakın. Tadını çıkarın.
Reklam
"Godot'yu Beklerken" Asla Unutmamamız Gereken 16 Samuel Beckett Sözü
etiket
Deneysel edebiyatın önde gelen yazarlarından ve varoluşçuluk denildiğinde akla gelen büyük sanat insanı Samuel Beckett, birçoğumuzun aklında Godot'yu Beklerken isimli oyunuyla yer etmişti. Sıkılmadan, üşenmeden beklemiştik Godot'un gelmesini fakat hiç kimse gelmemişti. Hayatlarımız olduğu gibi duruyordu ve aradığımız anlamı asla bulamıyorduk. İşte böyle anlarda hatırlamamız gerekir Beckett'in sözlerini çünkü o, çağımız insanının içerisinde bulunduğu anlamsız boşluğu ve tekdüzeliği en iyi anlayan ve anlatanlardandı.
2256 Yılından Geldiğini İddia Edip Borsada Rekor Kazanç Sağlayan Andrew Carlssin
etiket
Hikayenin başlangıcı gayet normal gibi gelebilir, ancak Andrew Carlssin ismindeki bu borsacıyı diğerlerinden farklı kılan, bir yıl gibi kısa bir süre içerisinde parasını yüz binlerce kat artıracak olmasıyd!2003 yılına gelindiğinde, Calrssin borsadan 350 milyon dolar kazanmıştı. Bu neredeyse imkansıza yakın gibi görünüyordu, ama olmuştu. Peki nasıl?
Hakkında Pek Şey Bilinmeyen, Dünyanın En İlginç 10 Dili
etiket
İçerikte yer verdiğimiz dillerin, birbirinden ilginç özellikleri var. Örneğin bir dil, çoğunlukla yansıma sözcüklerden oluşuyor. Bir diğeriyse James Cameron'ın ünlü Avatar isimli filminde yer alan Na'vi ırkının dili.. Herkesin kendi dilidir sonuçta tabii, fakat bu diller hakkında bir şey öğrendikçe Türkçe'yi öpüp başımızın üstüne koyacağız herhalde. 😊
Reklam
Apple Watch'un iOS Uygulaması Göründü
Apple Watch’un iOS’taki uygulamasının arayüzü ve özellikleri belli oldu. İşte siyah tonunun hakim olduğu uygulamanın detayları...Spring Forward etkinliğinde Apple Watch’un tanıtılmasından sonra iOS 8.2’nin Final sürümü kullanıcılara sunulmuştu. Apple Watch ve stabilite odaklı olan bu güncelleme ile iOS cihazlara Apple Watch’un uygulaması eklenmişti. Ancak Apple Watch satışa sunulmadığı için iOS uygulamasını kullanmak mümkün değildi.Apple Watch’u etkinlikten sonra inceleyen geliştirici Hamza Sood bugün Apple Watch’un iOS’taki uygulamasının ekran görüntülerini yayınladı. Apple Watch uygulamasının arayüzünde siyah tonları hakim. Uygulamada Apple Watch’un; bildirimler ayaları, ses ayarı, parlaklık ayarı ve uygulama ayarları bulunuyor.
Araçlar Benzin Değil Vergi Yakıyor: Benzinin Yüzde 65’i Vergi
EPDK’nın Şubat ayı raporuna göre, benzin fiyatının yüzde 65,55’i motorinin ise yüzde 57,43’ü vergiden oluşuyor.Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından yayımlanan Şubat ayı petrol ve LPG Piyasası Fiyatlandırma Raporu’na göre, uluslararası piyasadaki fiyatlara bağlı olarak benzin ve motorin fiyatları artış gösterdi. Vergisiz bayi satış fiyatı ortalaması ay boyunca Kurşunsuz Benzin 95 Oktan için 1,49 TL/lt  motorin için ise 1,61 TL/lt olarak gerçekleşti.Raporda akaryakıt istasyonlarında yaygın olarak satılan benzinin yüzde 65,55’inin vergi olduğuna dikkat çekilirken ürün maliyetinin yüzde 24,90 olduğu belirtildi.Benzin fiyatlamasındaki oranlar raporda şöyle yer aldı:“Halihazırda resmi olarak tanımlı benzin türleri Kurşunsuz Benzin 95 Oktan, Kurşunsuz Benzin 95 Oktan (E10), Kurşunsuz Benzin 98 Oktan ve Kurşunsuz Benzin 98 Oktan (E10) olmak üzere dört adettir. Ancak, bu ürünlerden sadece Kurşunsuz Benzin 95 Oktan akaryakıt istasyonlarında  yaygın olarak satılmakta, bu ürün de standart ve farklılaştırılmış olmak üzere tüketiciye iki farklı şekilde sunulmaktadır. 95 Oktan 4,33 TL/lt düzeyindeki nihai fiyatın büyük kısmının vergi olduğu (%65,55), kalan kısmın ise ürün maliyeti (%24,90) ve piyasada faaliyet gösteren şirketlerin brüt kar marjı olduğu (%9,55) görülmektedir.” Motorinde yüzde 57,43 vergiMotorinin 3,78 TL/lt düzeyindeki nihai fiyatının ise yüzde 57,43’ünü vergi, yüzde 31,22’sini ürün maliyeti, yüzde 11,35’ini ise piyasada faaliyet gösteren şirketlerin brüt kar marjı oluşturuyor.Sendika.org
Reklam
'Doların Yükselmesi O Kadar da Kötü Değil'
Maliye Bakanı, doların yükselişinin olumlu yönleri olduğunu savunarak 'Bu tür kur hareketleri, küresel ölçekte büyümenin yeniden dengelenmesine biraz yardımcı olabilir' dedi.Bursa Uludağ Ekonomi Zirvesi'nin kapanış konuşmasını yapan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, doların yükselişinin bazı olumlu yönlerinin olduğunu savunarak, 'Dolar açısından konuşuyorum. Bu o kadar da kötü değil. Küresel ekonomi açısından konuşuyorum. Çünkü bu türden kur hareketleri, bu kadar kısa sürede olması her ne kadar soru işaretleri uyandırıyorsa da küresel ölçekte büyümenin yeniden dengelenmesine biraz yardımcı olabilir' dedi.Küresel döviz piyasalarında olup bitenlerin sürpriz olmadığını vurgulayan Şimşek, 'Küresel döviz piyasalarında olup bitenler çok büyük sürpriz değil. Doların bu kadar hızlı değer kazanması, reel efektif döviz kuru son sekiz ayda yüzde 17 yükseldi. Bu çok dramatik bir yükseliş. Bu yükselişte Amerika'nın iç dinamikleri Amerikan ekonomisinde pozitif gelişmeler etkili olduysa da kısmen dünyanın diğer bazı bölgelerinde Avrupa, Avro bölgesi gibi oradaki olumsuz gelişmelerin etkisi söz konusu' ifadelerini kullandı.'Enerji verimliliğinde gerideyiz'Türkiye'de çok büyük bir sürdürülemez cari açık olduğu görüşünün gerçeği yansıttığını belirten Şimşek şu ifadelere yer verdi:'Diyebilirsiniz ki Türkiye'de çok büyük bir sürdürülemez cari açık var makro bir problem. Doğru. Fakat bu problemin temelinde ne var diye sorarsanız bence mikro düzeydeki sorunlar var. Yani düşük verimlilik, tasarruf düzeyi var. Enerji verimliliğinde oldukça geriyiz.''Dalgalanmalar, kredi notunu etkilemez'Şimşek konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlarken, ekonomide yapısal reform vurgusu yaptı. Maliye Bakanı, Siyasi istikrar olmadan bir ülkede reform yapmanın mümkün ama kolay olmadığını belirtirken, 'Sırf piyasalardaki dalgalanmalar nedeniyle kredi notu değişmez. Jepolitik durum değişti mi? IŞİD, geçen yıl bir çok yeri ele geçirdi. Bu sene öyle mi? Geçen seneye göre jeopolotik gerginlerin daha kötü olduğunu düşünmüyorum' dedi.Şimşek'e Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Merkez Bankası arasındaki faiz tartışması da soruldu. Şimşek buna 'Türkiye'deki tartışmalar iç tartışmalardır. Esas politika ve yol haritasında değişiklik yok. Avrupa'da da tartışmalar oluyor' yanıtını verdi.Kredi notu derecelendirme kuruluşlarının Türkiye'nin notunu değiştirip değiştirmeyeceğine dair bir soruya da 'Kredi notu kuruluşların 3A verdikleri ülkeler 2008'de battı. Düşük not verdikleri Türkiye ise yıldızlaştı. Değerlendirmeyi size bırakıyorum' karşılığını verdi.Şimşek başkanlık sistemiyle ilgili olarak da 'Hiçbir sistem yapısal sorunları çözmeden başarılı olamaz. Hiçbir sistem reformsuz Türkiye’yi birinci lige yükselmez. Yönetimde istikrar ve reformla birinci lige yükselmesi söz konusu olabilir' yorumunu yaptı.DHA - Al Jazeera Turk
‘Obama'nın Türkiye Yatırımları Boşa Gitti’
'ABD-Türkiye Ortaklığı; Bir adım ileri, üç adım geri' başlıklı raporda ABD Başkan Obama'nın 2009'da Türkiye'ye yaptığı stratejik yatırımın karşılığını bulmadığı savunuldu.ABD'nin etkili düşünce kuruluşlarından Center for American Progress (Amerikan İlerlemesi Merkezi) (CAP), Beyaz Saray'ın Türkiye ile olan ilişkilerini gözden geçirmesini önerdi.CAP'ın yayınladığı 'ABD-Türkiye Ortaklığı; Bir adım ileri, üç adım geri' başlıklı Michael Werz ve Max Hoffman imzalı raporda ABD Başkanı Obama'nın 2009'da Türkiye'ye yaptığı stratejik yatırımın karşılığını bulmadığı savunuldu.TBMM'de yaptığı konuşmada Obama'nın, bu yatırım yoluyla iki ülke ilişkilerinin üzerinde durduğu üç sütunu güçlendirmeye çalıştığı belirtildi. Bu sütunlar,'Türkiye'nin ‘kuvvetli, canlı, laik bir demokrasisi' olması ve hukukun üstünlüğüne bağlılığı, NATO'daki önemli rolü ve AB üyeliği için çabası.Ve Obama'nın ABD'nin İslam dünyasındaki imajını onarma çabalarının parçası olarak Türkiye'nin potansiyelinin Ortadoğu ve daha geniş Müslüman dünya için bir model olmaya hizmet etmesi' olarak tanımlandı. Ancak Obama yönetiminin Türkiye'ye yaptığı yatırımın karşılıksız kaldığı iddia edildi.Sputnik Türkiye
‘Genel Seçim İçin Yapılacak Çalışmalarda 170 Bin Ağaç Yok Olacak’
Çevre Mühendisleri Odası, 7 Haziran seçimleri için yapılan çalışmalarda yaklaşık 170 bin ağacın yok olacağını açıkladı.Çevre Mühendisleri Odası Çevre Sorunları Araştırma Merkezi Başkanı Baran Bozoğlu “Her aday adayı, seçim süresince 10 binlerce çok yapraklı broşür dağıtıyor. Bu aday başına bir ton kâğıt harcandığı anlamına geliyor. Türkiye genelinde seçim süresince 10 bin ton kâğıdın harcanacağını hesaplıyoruz. Demek ki 170 bin ağaç, seçim çalışmaları için yok olacak” dedi.Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK), 7 Haziran’da yapılacak 25. Dönem Milletvekili Genel Seçimi için açıkladığı takvim 10 Mart’ta başladı. Çevre Mühendisleri Odası Çevre Sorunları Araştırma Merkezi Başkanı Baran Bozoğlu, seçimde harcanacak kâğıtlara dikkat çekti. Bozoğlu, aday adaylarının sayısının 10 bini bulduğunu belirterek, “Her aday adayı, seçim süresince en az 100 bin kağıt yaprak tüketiyor. Bu da aday başına bir ton kâğıt harcandığı anlamına geliyor. Türkiye genelinde seçim süresince 10 bin ton kâğıdın harcanacağını hesaplıyoruz. Bir ton kağıt için 17 ağaç kesiliyor. Demek ki 170 bin ağaç, seçim çalışmaları için yok olacak” diye konuştu.‘Seçim ormanı’ çağrısıBu hesapta partilerin ve siyaset aktörlerinin hazırlayacağı broşür ve afişlerin yer almadığını vurgulayan Bozoğlu “Bu nedenle çok daha fazla ağacın yok olacağını tahmin etmek güç değil. Bir ağaç, yaklaşık 250 kişiye oksijen sağlar. Her aday 4 bin 250 kişinin oksijen ihtiyacını yok ediyor” diye konuştu.Bozoğlu, seçim sürecinde tüketilen kâğıtlar nedeniyle yok edilen ağaçların telafisi ve doğaya saygı için tüm siyasi partileri işbirliğine davet etti. Bozoğlu, orman alanları büyük zarar gören İstanbulveya Ankara’da, “2015 Genel Seçim Ormanı” oluşturulması çağrısında bulundu.Evin Demirtaş, Milliyet
Hakan Çalhanoğlu'ndan Barça Cevabı
Leverkusen'de oynayan Hakan Çalhanoğlu, TRT Spor'a çarpıcı açıklamalar yaptı.Bundesliga ekibi Bayern Leverkusen'in formasını giyen milli futbolcumuz Hakan Çalhanoğlu, Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim ile yaptığı telefon görüşmesini ve hakkında çıkan 'Barcelona'ya transfer olacak' iddiası konusunda açıklamalarda bulundu. Çalhanoğlu, Arda Turanlı Atletico Madrid ile oynayacakları Devler Ligi maçına da değindi. Leverkusenli bir diğer Türk yıldız Ömer Toprak ise Milli Takım konusunda konuşmaktan kaçındı.‘’HOLLANDA MAÇINA DAVET EDİLİRSEM….’’‘’Fatih Hoca, Şampiyonlar Ligi’ndeki Atletico Madrid maçımızı izlemek için sağ olsun buraya kadar geldi. Fakat maçtan sonra maalesef hemen otele gitmiş bu yüzden yüz yüze görüşemedik ama telefonla konuştum. Çok olumlu bir görüşme oldu. İnşallah milli takımda çok güzel şeyler yaşarım. Ay yıldızlı formamı çok özledim, milli takımı çok seviyorum. Hocam, Hollanda maçına davet ederse elimden geleni yapacağım. Gruptan çıkma şansımız zor ama hiçbir şey imkansız değildir. Hollanda’yı yenersek, öbür maçlarımızı da kazanabiliriz. ‘’‘’FRİKİKLERE SAHADA KARAR VERİRİZ’’Hakan Çalhanoğlu, milli takımda frikikleri kimin kullanacağı sorusu üzerine de ‘’Hem Selçuk hem Mehmet Ekici hem de ben frikikleri iyi kullanıyoruz. Saha içinde karar vereceğiz kim kullanacak diye. Ya da hocamız karar verecek. Ben çalışıyorum, hazırlanıyorum, Selçuk ve Mehmet Ekici de hazırlanacaktır. Önemli olan gol atmak, kimin attığı değil‘’ şeklinde konuştu.‘’BARCELONA İLE ANILMAK GURUR VERİCİ‘’Barcelona ile çıkan transfer haberlerine de açıklık getiren Hakan, 'Barcelona ile adımın geçmesi tabii ki gurur verici ama benimle temasa geçen kimse olmadı. Bu konuyla menajerim ilgileniyor. Kendimi Bayer Leverkusen’de iyi hissediyorum ve şu anda burada oynamak istiyorum. Burda hedeflerim var. Atletico Madrid’i eleyerek tarih yazmak istiyoruz’ dedi.ÖMER TOPRAK: 'BİR ŞEY SÖYLEMEK İSTEMİYORUM'Ömer Toprak ise soruları yanıtlamaktan kaçındı. Töre ile yaşanan olay ve Milli Takım daveti ile ilgili sorular için Toprak, 'Bir şey söylemek istemiyorum' dedi.TRTSpor
Reklam