Evde Beslenebilecek En Tatlı 10 Küçük Köpek Cinsi
Bugün çok minnoş bir içerikle karşınızdayım. Büyümeyen köpek cinsleri, küçük köpek cinsleri, tüy dökmeyen köpekler gibi pek çok farklı konuda soru işaretlerinizi gidereceğim. Ev köpekleri, evde beslenen köpekler ile ilgili bilgiler de arıyorsanız buyrun içeriğimize.
Ahmet Ümit: 'Batı'daki Erdoğan ve AKP Algısı, Saddam Algısına Dönüşmüş'
AKP’yi geriletmek, barajları yıkmak için HDP ile dayanışmaya” başlıklı bir çağrı metnine imza veren yazarlardan Ahmet Ümit’le buluştuk ve hem çağrıyı, hem de bir polisiyeci olarak siyaset cephesindeki gelişmeleri nasıl değerlendirdiğini konuştuk.Türkiye’nin geleceğini belirlemesi açısından 7 Haziran seçimleri oldukça önemli. 21 Mart’ta işte bu önemin altını çizen “AKP’yi geriletmek, barajları yıkmak için HDP ile dayanışmaya” başlıklı bir çağrı metni yayınlandı. Sanatçı, yazar, aydın ve akademisyenlerin imzacı olduğu destek çağrısı yeni katılımlarla büyürken, çağrıcılar, neler yapılabileceğini tartışmak üzere dün Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nde bir araya geldiler.HDP’ye destek çağrısına imza veren yazarlardan Ahmet Ümit’le buluştuk ve hem çağrıyı, hem de bir polisiyeci olarak siyaset cephesindeki gelişmeleri nasıl değerlendirdiğini konuştuk.Ümit’e göre, AKP oy kaybediyor ve bütün çaba oyların yüzde 40’ın altına düşmemesi için. Kürt meselesinde politika değişikliğine gidilmesinin nedeni de bu.AKP’nin tek başına iktidar kuramayacağını, dolayısıyla başkanlığın da hayal olduğunu söyleyen Ahmet Ümit, “Asıl meselemiz, bu olumsuzluğa yaratan yapıya karşı birlik oluşturma meselesi” diyor.Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Kürt sorunu yoktur’ sözleriyle başlayan AKP içindeki krizi siz nasıl okudunuz?Son bir haftadır görüntü olarak gün yüzüne çıkan şey, yani çözüm sürecine dair Cumhurbaşkanı’nın başka bir şey, hükümetin başka bir şey söylemesi, Cumhurbaşkanı’nın sürece itiraz etmesi, Hükümet Sözcüsü Arınç’ın Cumhurbaşkanı’nı eleştirmesi, sonra işe Melih Gökçek’in girmesi… Bütün bunlar Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmadan önce konuşulan AKP içindeki çatlağın su yüzüne çıkması, görünür hale gelmesiydi.Çatlak sizce ilk ne zaman başladı?Bence Gezi’de başlamıştı. Gezi’de Tayyip Erdoğan’ın şahsında, AKP için yaratılan algının dağılma süreci var. Gezi gerçekten büyük bir patlama, büyük bir haysiyeti savunma meselesiydi. Ardından 17-25 Aralık, zamanın Başbakanına uzanan, çok ciddi, üstü kapatılamayacak yolsuzlukları açığa çıkardı. Bu, AKP içinde ciddi bir rahatsızlık yarattı. Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasıyla beraber, partide bir rahatlama oldu aslında. Çünkü Davutoğlu ekibi, “Artık biz işbaşına geleceğiz” dediler. Fakat Cumhurbaşkanı sürekli, “Hayır, siz emir erlerisiniz, ben söyleyeceğim siz yapacaksınız” demeye devam ediyor.Davutoğlu ve ekibi, ‘Artık biz iş başına geleceğiz’e inandılar mı gerçekten? Çünkü Erdoğan ‘Farklı bir Cumhurbaşkanı’ olacağını seçimlerden önce zaten söylüyordu. Dolayısıyla Davutoğlu, ‘Ben söyleyeceğim, siz yapacaksınız’ın yaşanacağını biliyordu. Ne değişmiş olabilir?Şöyle bir durum var; Cumhurbaşkanı evet, bir takım talimatlar veriyor ama hiçbir sorumluluğu yok. Bütün sorumluluk hükümette... Örneğin Merkez Bankası ile girdiği kavga. “Faizleri düşüreceksin” diye müdahale ediyor, Merkez Bankası, “Faizi düşürürsek dolar yükselir başa çıkamayız” diyor, “Hayır, düşüreceksin” diye bastırıyor. Sonunda ikna oldu. Çünkü ekonomi patlıyor, başka çaresi yok. Dolayısıyla Davutoğlu ister istemez diyor ki, “Bütün sorumluluğu ben alıyorum, ben de söz sahibiyim.” Yani katlanılacak bir durum yok. Bir de ikbal meselesi var. Bazıları diyor ki “Cumhurbaşkanına yakın olalım, çünkü hala güç onda. O nedenle de hükümete, Arınç’a çakıyor. Böyle bir süreç yaşıyoruz.AKP’ye yakın yazar ve yorumcuların bir kısmına göre Arınç bu çıkışıyla, AKP’nin bir ‘dava’ ve ‘kadro hareketi’ olduğunu Erdoğan’a hatırlatmış oldu. Bir bölümü de, yine AKP’nin dava hareketi olduğundan hareketle, bu tür yarılma ve çatlakların AKP’yi etkilemeyeceğini söylüyor. Katılır mısınız?Katılmıyorum. Çünkü bu hareket, IŞİD gibi radikal İslami bir hareket değil. İslami referansları olmasına rağmen burjuva olmaya çalışan bir hareket. Bir zamanlar Erdoğan’a karşı olan, herhangi bir şekilde ne ideolojik, ne de inançsal bağı olmayacak insanlar bugün AKP ile beraber. Çıkar ilişkilerinin çok yoğun olduğunu görüyoruz. Patlamaya çok müsait bir dava. İş dağılmaya başladığında, yani oylar yüzde 40’ın altına düşmeye başladığında daha net göreceğiz. Bütün çaba buna yönelik. “Gemide hepimiz varız, ben batarsam siz de batarsınız” durumu da var. Çünkü 12 yıl boyunca yapılmış, yasaya aykırı çok iş var. Dolayısıyla yeni bir iktidar geldiğinde, kimin başına ne geleceği belli değil.AKP içindeki krizin kaynağı olarak çözüm süreci işaret edilmişti. Sonra buna başkanlık sistemi de eklendi. Başkanlığa ilişkin hem AKP’deki, hem de sistem değişikliğine karşı çıkan devlet içindeki başka aktörlerin itirazlarına dikkat çekiliyor. Sizce, başkanlık sistemi krizin neresinde duruyor?Erdoğan’ın başkanlık sistemi için temel argümanı şu; “Türkiye’yi kalkındıracağız. Bunun için de icracı bir yönetim olması lazım. Öyleydi böyleydi, bunlarla ben uğraşmam. Karar alırım ve yaparım. Bunun için istiyorum.” Şirket yönetimi dediği de o. Ama dünyada böyle bir yapı yok. Fransa’da, Amerika’da başkanlık sistemleri var ama bağımsız yargı, bağımsız parlamento gibi çok güçlü kurumlar var. Başkan her aşamada denetleniyor, böylece diktatörlük olması önleniyor. Erdoğan, “Yargı, yasama benim emrimde olacak, basın da sesini çıkarmayacak” diyor. Buradaki mesele niyet ne olursa olsun yöntem olarak diktatörlük. Niyetin de iyi olmadığını düşünüyorum, çünkü yolsuzluk gerçekten büyük bir mesele. IŞİD’le ilişkiler, Suriye meselesi çok büyük mesele. Roboski çözülmedi, Reyhanlı’daki patlamalar… Karanlık olaylar silsilesi var. Dolayısıyla başkanlık sistemiyle, bunlar da garanti altına alınmak isteniyor olabilir.O nedenle mi Türk tipi?Tabii. Türk tipi başkanlık diye bir şey yok ki. “Tarihimiz” göndermesi yapıyor ya Cumhurbaşkanı. Tarihimize baktığımız zaman ne var, padişahlar var. 1876’da Meşrutiyet ilan edilmiş, Meclis açılmış. Sonra Abdülhamit, Rus savaşını bahane ederek bunu ortadan kaldırmış ve 32 yıl boyunca tek başına yönetmiş. Başkanlık sistemi diye bunu kastediyorsa bilmiyorum. Ama Türk tipi başkanlık değil bunlar, padişahlık. Mustafa Kemal dönemine baktığımız zaman aynı şeyi yine görüyoruz. Güya partiler açılıyor fakat bütün partiler kapatılıyor. Eğer Türk tipi diye tek parti devletinden bahsediliyorsa bu.Deniyor ki, ‘Erdoğan tam da seçim üstü bu sözleri sarf ediyor, çünkü halkı başkanlık sistemine kazanmak istiyor.’ Bu strateji karşılık bulur mu?Zannetmiyorum. Artık başka bir mesele başladı; AKP oy kaybediyor. Kürt meselesinde politika değişikliğine gidilmesinin nedeni de bu. Çünkü barış meselesi AKP açısından çok büyük bir projeydi. 21 Mart günü Diyarbakır’da büyük Newroz kutlaması yapılırken, Davutoğlu İstanbul’daki kapalı salon toplantısında, “Kardeşler, seçim çalışmamızı başlatıyoruz, barış geliyor, bunu da biz sağlıyoruz” diyecekti. Tayyip Erdoğan buna engel oldu. Süreci patlattı.Zaten geçtiğimiz haftanın yanıtı en çok aranan sorularından biri de buydu. Yani, ‘Gerekirse baldıran zehiri içerim’ diyen Erdoğan, neden ‘Kürt sorunu yoktur, Dolmabahçe’ye de karşıyım’ dedi?Tayyip Erdoğan seçim kaybetmenin kendisi için yaşamsal olduğunu düşünüyor. Bunu bir ölüm kalım meselesi olarak görüyorlar. Kaybedecekleri o kadar çok şey var ki, o nedenle anketlere baktı ve AKP’nin eridiğini, oyların MHP’ye gittiğini gördü. Yani bir tarafta Kürt hareketi güçleniyor ve HDP barajı aşıyor, diğer tarafta MHP özellikle İç Anadolu’daki oylarını eritiyor. HDP yüzde 12’lerde olursa, MHP yüzde 19’lara ulaşırsa, AKP tek başına iktidar kuramıyor. Dolayısıyla başkanlık da hayal.MHP’nin yükselişi, çözüm sürecine destek azalıyor şeklinde okunabilir mi?Hiç sanmıyorum. Tam tersine, artıyor diye düşünüyorum. İnsanlar çatışma olmamasından, çocukların ölmemesinden çok hoşlanıyor. İnkar politikasının sokakta iflas etmeye başladığını görüyoruz. Ama çatışma yeniden kamplaşmayı yaratabilir. Ve dikkat edelim, hep bu kamplaşmadan oy almaya çalışıyorlar. Buna izin vermemek lazım.Süreç toplumsal desteğini yitirmiyorsa, AKP neden oyların MHP’ye gitmesini çözüm süreci üzerinden önlemeye çalışıyor?Ekonomideki gidişattan yolsuzluklara bir sürü alanda çok ciddi sorunlar yaşanıyor. İktidarını kaybediyor. Dolayısıyla oy kaybını milliyetçilik üzerinden korumaya çalışıyor. Çünkü iki puan bile o kadar önemli ki. Sadece hükümet olma değil kafasındaki, var olma-yok olma meselesi olarak görüyor… İki ay önce Berlin, Frankfurt ve Paris’teydim. Batıdaki Tayyip Erdoğan ve AKP algısı, Saddam Hüseyin algısına dönüşmüş. Dünya liderliğinden, “Oyum bana yeter”e geldik. Değerli yalnızlık deniyor... “Evimde tek başıma otururum, komşularla konuşmam” diye bir dünya yok. Su alamazsın, ekmek alamazsın, çocukların dışlanır. Yaratılan algılar patır patır dökülüyor. Abdülkadir Selvi’nin “Büyü bozuluyor” dediği işte bu. Ki, bu adam en yandaş adamlardan biri. O cephede de bir çatışma var. İki farklı eğilim görüyoruz. Yeni Şafak başka bir tavır alıyor, Sabah gazetesi başka. Dindar kökenli kesimlerle, dindar kökenli olmayıp bu işten rant sağlayan kesimler arasındaki çatışma gibi gözüküyor bana.Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, “Cumhurbaşkanımızın sözleri bizim için talimattır” dedi. Öte yandan, sürecin seçimlere kadar dondurulacağına ilişkin yorumlar da var. Sizce, çözüm süreci bu gelişmelerden nasıl etkilenir?Bence bu seçime kadar böyle gidecek. Benim büyük korkum, bir çatışma ortamı yaratılması ve HDP’nin yeniden marjinalliğe doğru itilmesi.Böyle bir strateji mi var?Bence var. Böylece AKP, kendi milliyetçi oylarına yeniden kavuşacak. Ne kadar gözü kara davranabilirler, onu bilmiyorum.İTTİHATÇI YÖNTEMLER BUGÜN DE KULLANILIYORÜlkenin edebiyat, kültür sanat iklimi cephesinde nasıl bir fotoğraf var? Gelişmeler bu alana nasıl yansıyor?Özellikle tiyatro, sinema alanında olumsuz örnekler söz konusu. Edebiyatta bunu çok görmüyoruz çünkü oturuyoruz, kitabımızı yazıyoruz. Ve böyle dönemlerde daha iyi romanlar üretilir! Direniş romanları, baktığımızda dünyada hep böyle olmuştur. Sorun bence sanatçının boyun eğmemesi, bağımsız olması. Bu dönem eğer sanatçının ahlakından söz edeceksek, bunun adı iktidardan bağımsız olmaktır. Sözünü korkmadan söylemesidir. Bu ülkede bir zulüm varsa, bu ülkede yanlış giden bir şey varsa bir sanatçı olarak bunun karşısında durmak hem gündelik hayatta, hem politik hayatta, hem de elbette yazdıklarımla karşısında olmak benim vicdani ve ahlaki sorumluluğum. Kimseye “bunu niye yapmıyorsunuz” deme hakkına sahip değilim ama kendi adıma bunu yapmazsam bir şeylerin eksik kalacağına inanıyorum.“Bir polisiyeci olarak iki ‘derin’den etkileniyorum. Bir tanesi ülkenin derin tarihi ve kültürü, diğeri de ülkenin derin devleti” diyorsunuz. Son romanınızın bahsettiğiniz ikinci “derin”e; İttihat ve Terakki üzerine olduğunu biliyoruz. Neden İttihat Terakki? Güncele de değdiği için mi?Evet, bugüne inanılmaz benziyor. İttihat ve Terakki bir özgürlük hareketi olarak doğup, giderek despotik bir yapıya dönüştü. Dolayısıyla bazı açılardan bugüne çok benziyor. AKP’liler diyorlar ki “biz ittihatçı değiliz!” Ama şu an bence tam da ittihatçı yöntemler kullanılıyor. Bir yandan İttihat ve Terakki’nin bütün bir tarihini vermek istiyorum ama başarabilirsem romanda şunu anlatmak istiyorum; bu ülkede her zaman devlet kutsal sayılıyor. Devlet kutsal sayıldığı için de, devlet için insan öldürmek, devlet için ölmek kutsal sayılıyor. Hayır, devlet kutsal değil, insan kutsal. Bundan kurtulmak lazım. Derin devletin kökü buralara kadar uzanıyor. Bu roman böyle bir hesaplaşma romanı.Okurlarla ne zaman buluşacak?Sonbaharda.ASIL MESELE BİRLİK OLUŞTURMA MESELESİİmzacılarından olduğunuz çağrı metninde, ‘Bu desteğin açıkça görülen kimi kararsızlıkların giderilmesine olumlu bir katkısı olacağını düşünüyoruz. Böylesi bir zemin, seçim sonrasında kurulacak, geliştirilecek ilişkiler açısından da önemlidir’ deniyor. Bu bağlamda Birleşik Haziran Hareketi’nin (BHH) kararını nasıl değerlendirdiniz?BHH pek çok siyasi partiden oluşuyor, genel eğilim de aslında bunu deklere etmemelerine rağmen HDP’yi destekleme yönünde. Ama o hareketin içindeki bazı gruplar HDP ile işbirliği içine girilmesini, destek verilmesini doğru bulmuyor. Bunu da anlayışla karşılamak lazım, Kendileri bilir, diyecek bir şey yok.Ülkemiz aydınlarının memleket meseleleriyle olan ilişkilerinde baskıların da kaynaklık ettiği bir mesafeden söz edilirdi. Sizce bu mesafe daralmaya başladı mı?Evet, itirazlar yükseliyor. Türkiye’de yaşanan otoriterleşme ve giderek yaşam hakkının gasbedilmesi ve bir yaşam tarzının dayatılıyor olması, özellikle de sanatçıysanız, bilim insanıysanız sıkıntı yaratıyor. Çünkü artık “Ben oyumu veririm ve kendi üretimimi yaparım arkadaş” durumu yok. Kendi üretimini de yapamaz duruma geliyorsun, artık herkes bunu hissediyor. Dolayısıyla insanlar seslerini duyurmaya başlıyor. Baskıya rağmen, daha etkin ve giderek daha cesur bir biçimde ve çok değişik kesimlerden karşı çıkılıyor.Bence burada asıl meselemiz, bu olumsuzluğu yaratan yapıya karşı birlik oluşturma meselesi. Ben o açıdan İç Güvenlik Yasası’na karşı parlamentoda HDP, CHP ve MHP’nin ortak bir tavır almasını çok değerli buldum. Dolayısıyla haklısınız, giderek daha cesur oluyoruz ama yeterli değil daha fazla cesaret lazım. Mesela HDP’ye desteğin altına çok daha fazla ismin imza atması lazım, keşke kendisini Kemalist diye tanımlayan insanlar da burada olabilselerdi. Çünkü bu hepimizin yararına...AKP-ORDU YAKINLAŞMASI ÇOK TEHLİKELİBir çatışma ortamı yaratılmasından kaygı duyduğunuzu söylediniz. Son dönemde AKP yanlısı medyada bu kaygınızı besleyen “seçim öncesi provokasyon olacak” yönünde haberler yapılıyor. Provokasyon söyleminin iktidar tarafından bu kadar dillendirilmesini siz nasıl okuyorsunuz?Bunlar olabilir ve beni korkutan o açıkçası. Geçtiğimiz hafta Adımlar Dergisi’nde bombanın patlaması da manidar. Saldırıyı yeni bir örgüt sahiplendi, kimdir bilmiyorum. Bu tür şeyler olabilir maalesef. Sorun buna meydan vermemek. Sadece Kürt hareketi değil, Türkiye’deki demokratik kamuoyunun buna meydan vermemesi gerek. Ne olur bilemem ama böyle bir süreç -AKP’nin tümüyle bu süreç içinde yer alacağını da açıkçası düşünmüyorum-, seçim öncesinde böyle bir karanlık dönem çok korkunç olabilir.Tam da burada, asker-AKP/Erdoğan ilişkisini soralım. Zira, Erdoğan’ın Harp Akademilerinde yaptığı konuşmada Balyoz ve Ergenekon davaları için “kandırıldık” demesi, ardından Genel Kurmay Başkanı’nın, Öcalan’ın Newroz mesajındaki “Eşme ruhu” vurgusuna yönelik sert açıklaması ve Dağlıca’daki çatışma gibi arka arkaya gelen gelişmeler dikkat çekici. AKP’nin askerle ittifak içine girdiği yorumlarına katılıyor musunuz?Evet, yıllardır “ordunun vesayetini kaldırdık, orduyu siyasetten uzaklaştırdık” diyen Sayın Cumhurbaşkanı, orduya yakınlaşma çabası içinde. Bu çok tehlikeli çünkü bu Türkiye demokrasisi açısından özlenen bir şey değil açıkçası. Kürt hareketinin şu noktada çok çok dikkat etmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü dediğim gibi, öyle bir ortam yaratılmak isteniyor.CHP ULUSALCI OYLARI KAYBETMEK İSTEMİYORSizce Demirtaş’ın gerek grup toplantısında, gerek daha sonra İstanbul Newrozu’ndaki vurgusu, ‘AKP-HDP işbirliği yapıyor’ propagandasını kırdı mı?Kırıldığını düşünüyorum. Bunu yine kullananlar olacaktır ama çok kullanamayacaklar. AKP içindeki çatışmanın da bir olumlu tarafı varsa, bence budur. AKP sürekli “İmralı ile Kandil arasında çatlak var” diyordu. Ama ortaya çıkıyor ki, orda çatlak yok, tek ses var. Hatta Demirtaş, “Heyetten de vazgeçiyoruz, yeter ki süreç bozulmasın” dedi. Bu çok değerli ve doğru bir hamle... Ne oldu? AKP tutarsızlığa düştü. Ben Demirtaş’ın şahsiyetine güveniyor ve inanıyorum. Ve işbirliği olabileceğine ihtimal vermiyorum, o yüzden de destek veriyorum zaten.Demirtaş vurgunuz öne çıkıyor. Neden Demirtaş?Çünkü şeffaf, gördüğüm, bildiğim bir insan. Abdullah Öcalan cezaevinde. Bir müzakere yürütüyor, ne olduğu konusunda hiçbir fikrim yok. Siyasi partilerin bilgilendirilmemesi çok yanlış. Şeffaf olması lazım. Bir yere kadar olabilir ama ondan sonra “Şu şu konuları görüştük, şöyle kararlar aldık” denmesi lazım. Dolmabahçe’de açıklanan 10 maddenin altına imzamı atarım. Türkiye’deki her demokrat insan da bunun altına imza atar. Adam ne özerklik diyor, ne bağımsız Kürdistan diyor, ne silahlı mücadele diyor. Demokratik Türkiye’den bahsediyor. Buna MHP’nin de imza atması gerekiyor, çünkü eşit vatandaşlık ve demokratik anayasa temelinde güçlü bir ülkemiz olacak.MHP’nin de imza atmasını beklediğiniz gerek 10 madde, gerekse genel olarak çözüm süreci karşısındaki CHP’nin pozisyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?Bir sosyal demokrat parti olarak bu meseleye asıl sahip çıkması gereken onlardı. Fakat ne yazık ki, bir dönem CHP’de ulusalcıların etkin olması... Bugün CHP yönetiminin ulusalcı olduğunu zannetmiyorum ama ulusalcı oyları kaybetmeme gibi bir kaygıları olduğunu düşünüyorum. O yüzden çok net bir tavır içine giremiyorlar. Ben “beyaz Türk” diye bilinen pek çok CHP’li ile konuşuyorum, “HDP’ye oy vereceğiz” diyorlar. Diyeceksiniz ki, “Bunun halkta ne kadar karşılığı vardır?” Onu bilemiyorum ama yine de önemli bir veri olduğunu düşünüyorum. Burada etkili olan bir, PKK’nın silahlı mücadeleyi/çatışmayı bırakmış ve insanların ölmemiş olması; iki, Demirtaş’ta somutlanan HDP’nin Türkiye partisi olması, talepleri geniş çerçevede ele alması. HDP laik bir parti ve kadınlara en fazla kontenjan sağlayan parti. Kobani’ye baktığımızda Kürt kadın savaşçılarını görüyoruz. Bu seküler sistem savunmasında önemli bir simge. Bana göre de Kürt meselesinin çözümü Türkiye’nin demokratikleşmesinden ayrı bir çözüm değil. Hem coğrafi olarak değil, hem bölgesel olarak değil. Kürt hareketine düşen, bütün kışkırtmalara rağmen asla bir çatışma ortamına girmemesi, hakikaten samimiyetle barış istediğini bir kere daha insanlara göstermesi, kafalardaki ön yargıları paramparça etmesi. Bu şekilde, HDP ilerde Türkiye’nin ana muhalefet partisi olabilir.BAĞCILAR’DAN ALINAN OY, KADIKÖY’DEN ALINACAK OYDAN DAHA DEĞERLİYapılan anketlerin birçoğuna göre HDP barajı aşıyor. HDP’yi yüzde 12 bandında gösterenler de oldu. Sizce bu bir algı operasyonu olabilir mi?Bence buradan çıkan asıl mesaj, HDP ve HDP’yi destekleyenlerin “barajı geçtik” diye bir düşünce içinde olmaması lazım. Her oy değerlidir, her oya ihtiyacımız var. Seçim sandıklarını korumak önemlidir. Seçim propagandaları doğru bir şekilde yürütülmelidir. Çünkü bizde şöyle bir şey var, kendi festivalimiz, kendi yarattığımız gürültü bizim gözümüzü boyayabilir. Buna aldanmamak lazım, o nedenle daha çok oy getirecek adımlar atılması lazım.O oy nasıl elde edilir? Türkiye partisi olma iddiasının altı sizce nasıl doldurulmalı?Birincisi, gerçekten Türkiye’nin sorunlarını içermesi. İkincisi, oy getirecek insanları bulmak lazım.Adaylar için mi söylüyorsunuz?Tabii, mesela Mir Dengir Fırat, Celal Doğan gibi. Başkalarını bilmiyorum ama bu insanlar ezber bozan insanlar. Bu insanlara gitmek lazım. Kim varsa onlarla konuşmak lazım. Geleneksel oy toplama yöntemlerini kullanmakta bir sakınca görmüyorum. Yapacağımız büyük mitingler önemli ama oy için miting yeterli değil. ÖDP’yi düşünün, “aşkın ve devrimin partisi, bakın özgürlük rüzgarı esiyor, herkes bayılıyor.” Ne oldu? Hayır, herkes bayılmıyor. Çok küçük bir kesim, yüzde 1’lik, yüzde 2’lik küçük bir kesim. Aldatmaca, yanılsama dediğimiz şey bence burada gizli. Evet, sosyalistler oy oranları düşük olmasına rağmen çok aktifler. Hayatın her alanında mobilize oluyorlar, doğru eylemler yapıyorlar, fedakarlar, bunu yapabiliyoruz ama buna aldanmamak lazım. Bu, kendi eylemimizde sarhoş olmak, kendimizi kandırmaktır. Bu da çok değerli, yani sosyalistlerin propaganda çalışması sırasındaki akıllıca eylemleri çok değerli. Ama asıl değerli olan yüzde 10 barajını aşmak ve halkın oylarını almak. Bunun için de Bağcılardan, Sultanbeyli’den alınan oy, Beşiktaş’tan veya Kadıköy’den alınan oydan daha değerli.Neden daha değerli?Çünkü buralardan oy zaten gelir. Yani CHP’nin bir kesiminden gelir. Bu kolay. Onlar kendiliğinden verir zaten. Konuştuğum, yıllardır CHP’ye oy veren arkadaşlarım oyunu iki sebepten HDP’ye vereceğini söylüyor. Bir, HDP’nin barajı aşması AKP’yi geriletecek; iki, CHP’ye de bir ders vermek istiyorum. Çünkü HDP güçlenirse CHP daha çok sola gider. Yani son derece mantıklı insanlar, görüyorlar. Ama bu insanların sayısı belli. O yüzden asıl yoksul insanlara gitmek gerek. Sadece AKP’ye veren Kürtlere değil, Türklere de.Serpil İLGÜN / Evrensel
ABD Ulusal Güvenlik Ajansı'na Saldırı Girişimi: 1 Ölü
ABD Ulusal Güvenlik Güvenlik Ajansı'nın (NSA), başkent Washington yakınlarında bulunan Fort Meade'daki merkezine bir saldırı düzenlendi. Polis kaynakları, saldırganlardan birinin öldüğünü bildirdi.Tesislerin girişine bir araçla çarpmaya çalışan iki kişiye NSA görevlilerince ateş açıldı. Polisin verdiği bilgiye göre açılan ateş sonucu saldırganlardan biri öldürüldü, diğeri ağır yaralandı. Saldırıda iki kişinin daha yaralandığı belirtiliyor.
Beşiktaş'tan Transfer Açıklaması
Beşiktaş, basında yer alan Petr Cech, Beto, Van der Vaart, Serdar Taşçı haberleri hakkında açıklamada bulundu...İşte Beşiktaş'tan yapılan açııklama;Son iki gündür yazılı basın kuruluşları tarafından transfer gündemimizde: Petr Cech, Beto, Van der Vaart, Serdar Taşçı gibi isimlerin yer aldığı yazılmaktadır. Bu futbolcuların hiçbirisi kulübümüzün gündeminde değildir.Menajerler tarafından kurgulanan ve bazı basın kuruluşlarına servis edilen bu haberlerin gazetelerde çıktığını görmek bizleri derinden üzüyor.Tamamen kişilerin çıkarları doğrultusunda yapılan bu haberlere taraftarlarımızın itibar etmemesini rica ediyor, ligin son 9 haftasında tamamen maçlarımıza konsantre olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.Saygılarımızla,Beşiktaş JK Futbol ŞubesiAjansspor
Almeida'nın Beşiktaş Pişmanlığı
Rusya'nın, Krasnodar takımında oynayan ve sezon sonu başka bir takıma gidecek olan Portekizli oyuncunun, Galatasaray Yönetimi'ne güvendiği için Beşiktaş ile yeni sözleşme imzalamadığı ortaya çıktı.Dünya Kupası'na gittiği için hem Beşiktaş'ın hem de Galatasaray'ın tekliflerini turnuva sonrasına bırakan, Almeida'nın, tam Galasaray ile sözleşme imzalamak üzereyken Prandelli tarafından veto edildiği bildirildi. Prandelli'nin menajerlerinin Pandev'i önermesi nedeniyle transferin son gününde boşta kalarak mecburen İtalya'nın Cesena takımına giden oradan ise Krasnodar'a geçen Almeida'nın, yakın çevresine 'Beşiktaş beni çağırsa koşa koşa giderim. Futbol hayatımdaki en büyük pişmanlığım İstanbul'dan ayrılmam olmuştur' diye konuştuğu ortaya çıktı.Skorer
Özbekistan'da Kerimov Yine Kazandı
Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov ilk sonuçlara göre oyların yüzde 90’ını alarak seçimleri kazandı.Henüz kesin olmayan sonuçlara göre 77 yaşındaki devlet başkanı Kerimov'un oy oranı yüzde 90'ı aştı. Seçim Komisyonu seçimlere katılım oranını yüzde 91 olarak açıkladı. Ülkede yaklaşık 20 milyon kayıtlı seçmen bulunuyordu.Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gözlemcileri pazar günü yapılan seçimlerde siyasi rekabetin eksik olmasını eleştirdi. Seçimlerde Kerimov dışında rejime sadık olan üç aday daha yarışmıştı. AGİT gözlemcileri yaptıkları açıklamada 'Görevdeki devlet başkanının siyaseti ve başarıları diğer adaylar tarafından sorgulanmadı' ifadelerine yer verdi.Eski bir Sovyet cumhuriyeti olan Özbekistan'da 1991 yılından beri devlet başkanlığı görevinde bulunan İslam Kerimov, seçim sonuçlarının kesinleşmesinin ardından 7 yıl daha görev yapacak.Seçim sonuçlarının kamuoyuna açıklanmasından birkaç dakika sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İslam Kerimov'u tebrik etti.©Deutsche Welle Türkçe
Reklam
Altan Tan: 'Konuşulan Adaylar Fazla Sosyalist'
HDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, TBMM’de basın toplantısı düzenledi.Yemen’in tümünün ırk olarak Arap olmasına rağmen, inanç olarak Müslümanlığın Zeydi ve Sünni mezhebinden olduğunu söyleyen Altan Tan, Zeydiliğin de Şiiliğin ana kollarından birisi olduğunu ifade etti.Tan, “Yemen’de iç savaş çıktı, niye bizim gündemimize geldi? Ortadoğu’da şu an fiilen Suudi Arabistan, Türkiye ve İran çarpışıyor. Suriye de Irak da hatta Kürdistan da maalesef bunun bir parçası ama esas çatışan Türkiye, İran ve Suudi Arabistan. Bizim hariciyecimiz başlangıçta bütün Ortadoğu’yu yöneteceğini zannetti. İran, şu an fiilen Yemen’e de el koymuş oldu. İran, Lübnan’a Hizbullah vasıtasıyla el koydu. Suriye’de Beşar Esad rejimiyle, Irak’ta Şii iktidarla, Kürdistan’da Talabani hareketiyle, en sonda da Yemen’de Husiler vasıtasıyla, Ortadoğu’da ne kadar etkili ve güçlü olduğunu gösterdi. Bizimkiler de maalesef 37 kilometre ötedeki türbeye bile sahip olamadı ve getirmek zorunda kaldı. Dış politikanın sefaleti ortada” diye konuştu.İran’ın Türkiye’ye nota verdiğini ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a, “İran’a gelme” dediğini kaydeden Tan, “Kanlı bıçaklı olmadığı bir İran kalmıştı, onunla da böyle bir durum ortaya çıktı” dedi.“ERDOĞAN BİZE DE KARIŞSIN”Altan Tan, “Başbakan, başkanlık sisteminin de olduğu seçim beyannamesini kendisinin yazdığını, Cumhurbaşkanı da beyannamenin kendisine okutulduğu belirtti. Bunu, Cumhurbaşkanı’nın tarafsızlığı açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi:“Keşke Ahmet Davutoğlu yazmasaydı, kendisi yazsaydı ama maalesef yazı yazamıyor. Yazı yazma yeteneği çok zayıf ama konuşma çok iyi. Ben Cumhurbaşkanı’nın bugüne kadar yazdığı bir tek makaleyi bile okumadım, bırakın kitabı. Keşke kendisi yazsaydı, bence bizim parti ile ilgili de görüşlerini belirtsin, yazı yazsın göndersin; her şeye karışsın. Bizle ilgili yazdıklarının tersini yaparsak doğruyu buluruz. Hızını alamazsın bence, Yemen’deki Mısır’daki partiler için de bir şeyler yazsın. Bu işin suyu çıktı. ‘Cumhurbaşkanı’nın yetkisi var mı, yok mu?’ Cumhurbaşkanı’nın her şeye yetkisi var ve karışmalı. Yediğimize, içtiğimize, giydiğimize, konuşmamıza… Meclis’in yemek mönüsü de çok iyi değil; mesela çiğ köfte yok, ciğer kebap yok, ben cidden şikayet ediyorum. Bunlara da karışsın, yemek mönüsü de yazsın, çok iyi olur.”HDP’Yİ ELEŞTİRDİHDP’li Tan, “HDP’nin milletvekili aday listeleri ile ilgili” soru üzerine, “Ben bilmiyorum. Abdülkadir Selvi ve Hüseyin Yayman olmasa, süreçle ilgili bilgi alamıyoruz. Kendi partimizle ilgili bilgileri basından alıyoruz. Ben basında çıkan listeleri olumlu bulmuyorum, çok sosyalist, Marksist bir çizgide görüyorum. Bunun da çok fayda getirmeyeceğini düşünüyorum. Kendimle ilgili de bilgim yok ama kuşların söylediğine göre büyük ihtimalle Diyarbakır’da evimden aday olacağım, birinci sıra, tabi hanım verirse” dedi.“Çözüm sürecinden çıkarıldığınız gibi adaylıktan da mı çıkarıldınız?” sorusuna Tan, “Bunu beraber göreceğiz” yanıtını verdi.Meclis Haber
Bugün Türkiye Gündemindeki En Önemli 10 Olay
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu önseçime girdiği İzmir 2. Bölge'de 32 bin 941 oyla birinci oldu, ikinci Mustafa Balbay 16 bin 237 oy aldı. Antalya'da Deniz Baykal ikinci sırada kalırken, eski genel başkan yardımcısı Adnan Keskin Denizli'de listeye giremedi.
Reklam
Benzine 4 Kuruşluk Yeni Zam
Kurşunsuz benzin fiyatlarına yarından geçerli olmak üzere 4 kuruş zam geldi.Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) 19 Şubat 2015'te aldığı tavan fiyatı kararı çerçevesince 31 Mart'tan itibaren il bazında uygulanacak kurşunsuz benzin tavan fiyatlarını açıkladı.Kurşunsuz benzinin litre tavan fiyatı, yarından itibaren İstanbul'da 4,42 TL'den 4,46 TL'ya çıkarıldı.Reuters
Seçmenden CHP'ye Melda Onur Çağrısı
Doğa ve hayvan hakları savunucuları, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) vekili Melda Onur’un 7 Haziran seçimlerinde tekrar milletvekili adayı olması için change.org’da imza kampanyası başlattı.Melda Onur, İstanbul 2. Bölge’den milletvekili aday adayı olmuş ancak partinin önseçimlerinde 9. sırada seçildi. Bu bölgede 1, 3, 5 ve 7. sıralar kontenjan adaylarına ayrıldığı için 9. sırada seçilen Onur, listelerde 13′üncü sıradan aday gösterilecek.Hayvan hakları savunucuları, çalışmaları kent, ekoloji ve hayvan hakları konusunda öne çıkan Onur’un CHP Merkez Yönetim Kurulu’nun belirleyeceği kontenjan adayları arasından milletvekili adayı gösterilmesi için kampanya başlattı.CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP MYK’sına hitaben başlatılan kampanyada “Hayvan hakkı savunucuları olarak bizler, milletvekili kimliğinin yanı sıra mücadelemizde daima yan yana durduğumuz dava arkadaşımız Melda Onur'suz bir CHP'yi reddediyoruz” denildi.Bianet
Thug Life Fenomeninin Nereden Geldiğini Duyunca Çok Şaşıracaksınız!
Amerikalı rap sanatçısı 2PAC tarafından; hayata  hiçbir şeye sahip olmadan başlamış fakat yıllar içinde her şeye sahip olmuş olanların felsefesi olarak tanıtılmıştır. Fakat thug kelimesinin kökenine inince karşımıza bambaşka bir mekan bambaşka bir hikaye çıkmaktadır. Bilinen Thug Life felsefesine göre başarıya giden her yol mübahtır. Fakat ilk Thug Life felsefesini benimseyenlerin bu durumu oldukça abarttıkları su götürmez bir gerçektir.
Reklam
"Euroleague'de İddiamız Kalmadı Ama Fenerbahçe'yi Yenmek Güzel"
Galatasaray Liv Hospital Başantrenörü Ergin Ataman, çarpıcı açıklamalarda bulundu.Türkiye Basketbol Ligi takımlarından Galatasaray Liv Hospital Başantrenörü Ergin Ataman, 'THY Euroleague'de iddiamız kalmadı ama 6 kişiyle bile olsa Fenerbahçe Ülker'i yenmemiz bizi mutlu etti' dedi. Aynı zamanda A milli takımını da çalıştıran Ataman, Gaziantep'teki özel bir üniversitede düzenlenen söyleşide, gençlerin eğitimlerini sürdürürken aktif olarak spor branşları içerisinde profesyonel veya amatör anlamda yer almalarını istedi.Bu sayede gençlerin fiziken ve ruhen rahatlayacağını belirten Ataman, gençlerin sporun içerisinde aktif olarak yer almaları sağlandığında holiganlığa kaçan istenmeyen olayların da önüne geçilebileceğini kaydetti. Ataman, hakem hatalarıyla ilgili bir soru üzerine 'Hakemlerle ilgili benim hep şikayetlerim oluyor ama bana göre hakemler spor camiasında en şanssız kişilerdir. Maç sırasında başta kaybeden taraf olmak üzere mutlaka bir takımın yöneticileri hakemden şikayet eder' dedi. Sarı-kırmızılı kulüple A Milli tamını bir arada götürmenin zorluğuna değinen Ataman, şöyle devam etti:'İşin içerisinde milli takım olunca Türkiye'ye hizmet konu olunca tabiki görevi hakkıyla yerine getirmeye çalışıyoruz ve bu işi büyük bir zevkle yapıyorum. Tabi ki bu iş yıllar boyunca böyle devam etmeyecek. Gün gelecek benden yetenekli arkadaşlara bu iş teslim edilecek. Şu an için her iki takımda da zevkle çalışıyorum.''THY Euroleague'de iddiamız kalmadı ama...'Ataman, THY Euroleague ile ilgili soruya şöyle yanıt verdi: 'THY Euroleague'de iddiamız kalmayışının nedeni, Royal Halı Gaziantep takımındaki gibi sponsorlarımızın olmayışı. 3 yıl boyunca çok ciddi destekleri olan Liv Hospital, kendi stratejileri doğrultusunda sezon başında bütçeyi 5'te 1 oranına indirdi. Galatasaray'ın içerisinde bulunduğu global ekonomik kriz de en başta basketbolu vurdu. Basketbola amatör sporlar deniyor ama Carlos Arroyo gibi bir oyuncunun kazandığı para 1 milyon 750 bin dolar. Demek ki bu sporun amatör sporla hiç bir ilgisi yok. Euroleague gibi bir ligin içerisinde de Arroyo gibi en az 2-3 oyuncuya ihtiyacınız oluyor. Dolayısıyla bütçeye ihtiyacınız var, biz de bu sene şanssız bir dönem geçirdik.'Ataman, 'En önemli oyuncumuz' diye nitelendirdiği Furkan Korkmaz'ın sezon başında sözleşmesini feshettiğini, sezon içerisinde de Arroyo'nun da içerisinde 3-4 oyuncunun daha ayrıldığını hatırlatarak 'Bu yüzden de THY Euroleague'de iddiamız kalmadı ama 6 kişiyle bile olsa Fenerbahçe Ülker'i yenmemiz bizi mutlu etti' dedi.Yabancı oyuncu sınırlamasındaki değişiklikDaha önce uygulanan 3+2 kuralının özellikle Avrupa'ya giden takımların kadro kurmasında dezavantaj olduğunu anlatan Ataman, zaman zaman Türk oyuncuları tembelliğe ittiğini savundu. 3+2 sisteminden çok fazla katkı görmediklerini alatan Ataman, 'Bu kural nedeniyle milli takım düzeyinde de çok katkı görmedik. Ama benim tercihim 3+2 sisteminden birden bire 5+0'a geçmek yerine kademeli bir geçişti. 3+2 yerine 4+1 getirilebilirdi. En azından 1 Türk orjinli bir oyuncunun mutlaka sahada olmasından yanayım ve halen bunu savunuyorum. Şimdi sahaya bakıyorsunuz, 10 tane yabancı adam. Bu da milli takımı geliştirme açısından sıkıntı olabilir. Ama 5+0 federasyonun 2 yıllık bir projesiydi, ilk yılı da geride kaldı. Sistemle ilgili yeni bir değerlendirme yapacaklardır diye düşünüyorum' diye konuştu.'Başka takım çalıştırmak ister misiniz?'Ataman, çocukluğundan bu yana Galatasaray taraftarı olduğunu belirtirken başka takımlarda görev almak isteyip istemediğiyle ilgili bir soru üzerine şunları kaydetti: 'Bazen fikirleriniz yönetimin fikirleriyle aynı olamayabiliyor. Ergin Ataman olarak bugün gelmiş olduğum seviyede hedefsiz bir takımda bulunmam mümkün değil. Ayrıca Galatasaray'ın sahibi veya başkanı değilim. Belki de yeni gelecek yönetim, 'Hocam sizin büyük vizyonunuzla bizim bakışımız farklı. O yüzden sizinle devam etmeyeceğiz' diyebilir. Bu da gayet doğal bir olay. Yaşanan gelişmeleri herkes biliyor, 1,5-2 ay önce Galatasaray'dan atılabilirdim de... O yüzden herşeyi zaman gösterecek.'Eurosport
Yetiştirme Yurdunda Süpürgeli Dayak İddiası
Adana'da, Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'ne bağlı 'Sevgi Evleri Yetiştirme Yurdu'nda kalan 15 yaşlarındaki E.M.M. ile Ç.B., bahçede sigara içerken kendilerini yakalayan müdür tarafından süpürge sapı ile dövüldüklerini ileri sürdü. Kız öğrencinin el yazısı ile yazdığı iddialar üzerine Adana Valiliği inceleme yapmak üzere 2 müfettiş görevlendirdi.DHA'dan Fatih Karaçalı'nın haberine göre, 20 Mart'ta E.M.M. ile arkadaşı Ç.B., yurdun bahçesinde sigara içti. Kızları sigara içerken yakalayan yurt müdürü Haydar T., ellerindeki sigarayı attırdıktan sonra E.M.M. ile Ç.B.'yi önce tekme, ardından da süpürge sapı ile dövdü. E.M.M. kendi el yazısı ile Adana Valisi Mustafa Büyük'e mektup yazdı. Vücutlarında oluşan morlukları da cep telefonları ile çekip dilekçeye ekledi.'KORKUMUZDAN ANLATAMIYORUZ'Valiliğe yazdığı dilekçede korkularından sorunları kimseye anlatamadıklarını belirten E.M.M., şunları kaydetti:'Arka bahçede sigara içerken, kurumda kalan arkadaşım Ç.B. ile sohbet ediyorduk. Kurum Müdürümüz Haydar T. yanımıza gelerek 'sigarayı söndür' dedi ve Ç.B.'ye tekme atıp ardından bana döndü ve sağ ayağıma üç defa aynı yere tekme attı ve bağırdı. Sonra yerdeki süpürge sapını alarak arkadaşım Ç.B.'nin beline vurdu. Sırf bu yüzden evimiz gibi benimsemiyoruz burayı. Kurum müdürümüzün bize sergilediği bu davranışları hak etmiyoruz. Bu sadece bana yapılan bir davranış değil, benzer olaylar yaşayan diğer arkadaşlarım korktukları için kimseye bir şey diyemiyor. Biz bu konudan çok rahatsızız.' MÜFETTİŞLER İNCELİYORİddialar üzerine Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'nün görevlendirdiği 2 müfettiş inceleme başlattı. Adana Valisi Mustafa Büyük, müfettişlerin incelemesinin sonucuna göre işlem yapılacağını bildirdi.
Reklam
George Carlin'in Ders Niteliğindeki 10 Sözü
George Denis Patrick Carlin (12 Mayıs 1937 - 22 Haziran 2008), komedi albümleri sayesinde 5 kez Grammy ödülü kazanmış İrlanda asıllı ABD'li komedyen, oyuncu ve yazar.Carlin, saygısızca diye nitelendirilen tutumu ve dil, psikoloji ve din gibi alanlardaki tabu konulara ilişkin fikirleriyle tanınır. Carlin'in Yedi kirli kelime komedi rutini, 1978'de Amerikan Yargıtayı'nın F.C.C. v. Pacifica Foundation davasına yansımış ve 5'e 4 oyla Carlin'in oyunu televizyonlarda yasaklanmıştır.Birçok kişi tarafından Lenny Bruce'un yerini aldığı düşünülen Carlin, Comedy Central'ın yayınladığı tüm zamanların en iyi 100 komedyeni listesinde Richard Pryor'un ardından tüm zamanların en iyi ikinci stand-up komedyeni ilan edilmiştir.22 Haziran 2008'de göğüs ağrıları şikayetiyle gittiği Santa Monica St. John Hastanesi'ne kaldırılan Carlin, aynı gün saat 5:55'te kalp yetmezliğinden hayatını kaybetmiştir.Ölümünden dört gün sonra John F. Kennedy Merkezi tarafından Carlin'e 'Amerikan Komedisi için Mark Twain Ödülü' verilmiştir.
Hüda-Par'lıları Öldürmekten Tutuklanan Kişi O Tarihte Hastanede Yatıyormuş
Diyarbakır'da, geçen yıl 6- 8 Ekim'de yapılan Kobani gösterilerinde çıkan olaylarda 4 Hüda-Par üyesinin öldürülmesi ile ilgili olarak 8 Aralık'ta tutuklanan B.D.'nin, 2 ile 24 Ekim tarihleri arasında Selahattin Eyyübi Devlet Hastanesi'nde yatarak tedavi gördüğü ortaya çıktı.Avukat Zeynep Biroğul, hastane kayıtları ve raporları savcıya sunmalarına rağmen müvekilinin tutuklandığını belirterek, 'Müvekilimin olay tarihinde, sıkı bir şekilde demir parmaklıklar arkasından çıkıp olaylara karışması hayatın olağan akışına terstir. Kaldı ki; müvekilimin yüzde 45 engelli raporu vardır. Buna rağmen halen tutuklu bulunuyor' dedi. Daha önce 6- 8 Ekim olaylarında 4 Hüda-Par üyesinin öldürülmesinden tutuklanan bir kişinin, olay tarihinde cezaevinde olduğunun ortaya çıkmasından sonra, bu kez aynı olaydan 8 Aralık'tan beri tutuklu bulunan B.D.'nin de olay tarihlerinde Diyarbakır Selahattin Eyyübi Devlet Hastanesi Psikyatri servisinde yatarak tedavi gördüğü ortaya çıktı. 7 Ekim 2014 tarihinde Hür Dava Partisi üyeleri Yasin Börü, Ahmet Dakak, Riyat Güneş ve Hasan Gökyüz'ün öldürülmesine ilişkin savcılık tarafından 27'si tutuklu 34 kişi hakkında hazırlanan iddianame, Diyarbakır 5 Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilirken, dosyada yer alan belge ve raporlara göre, 8 Aralık'tan beri tutuklu bulunan B.D.'nin 2- 24 Ekim tarihleri arasında Hastanenin Psikyatri servisinde yattığı görüldü.Belgeye göre olay tarihinde hastanede yatıyorDava dosyasının belgeleri arasında yer alan Diyarbakır Selahattin Eyyübi Devlet Hastanesi'nden gönderilen belgelere göre B.D, 2- 24 Ekim tarihleri arasında Diyarbakır Selahattin Eyyübi Devlet Hastanesi Psikiyatri servisinde yatarak tedavi görmüş. Kayıtlara göre, hastanenin Psikiyatri servisine 2 Ekim'de yatışı yapılan B.D., 24 Ekim'de taburcu olmuş. Yine başka bir belgeye göre ise, B.D'ye hastaneden yüzde 45 engelli raporu verildiği görülüyor.Cesetleri tekmelediği de iddia ediliyorHazırlanan iddianameye göre B.D., şüpheli olarak ifade veren S.Ç., ve gizli tanık 'Kanarya-1'in beyanları doğrultusunda elinde taş olduğu, Ahmet Dakak, Hasan Gökyüz, Riyat Güneş, Yasin Börü'nün öldürülmesi sırasında öldüren grup içerisinde bulunduğunu ve bina önünde yerde yatan cesetleri tekmelediği iddiasıyla tutuklanmıştı.Demir parmaklıklar arkasından nasıl çıkıp olaylara karışmışHastane kayıtlarına göre olay tarihinde Hastanenin Psikiyatri servisinde yatarak tedavi gördüğü ortaya çıkan B.D.'nin avukatı Zeynep Biroğul, müvekilinin hastaneden gelen ve dosyaya giren raporlara göre olay tarihinden çok önceden hastanede yatarak tedavi gördüğünü söyledi. Yaşananları trajikomik olarak değerlendiren Avukat Biroğul şöyle dedi:'Müvekilim 2- 24 Ekim tarihleri arasında Psikyatri servisinde yatarak tedavi görmüş. Psikiyatri gibi hastaların demir parmaklık arkasında tutulduğu ve sıkı bir güvenlik önleminin olduğu servisten çıkması hayatın olağan akışına terstir. Bunu savcıya söylememe ve kayıtları göstermeme rağmen tutuklanması kararı çıktı. Savcı bize, hastane görevlilerinin ifadelerini aldıklarını, ancak kimsenin şahsı hatırlamadığını söyledi. Ama, hastane görevlileri hastaneden biri ayrıldığında veya kaçtığında rapor tuttuklarını söylediler. Bu yönde bir rapor olmamasına rağmen, müvekilim 8 Aralık'tan beri boşuna içeride tutuluyor.'Olay tarihinde cezaevinde olan biri de tutuklanmıştıDiyarbakır'da 6- 8 Ekim olaylarında 4 Hüda-Par'lının öldürülmesi ile ilgili 18 Mart'ta tutuklanan A.A.A.'nin da olay tarihinde Diyarbakır E Tipi Cezaevi'nde olduğu ve cezaevinden 9 Ekim'de çıkmasına ve elindeki 'müddetname'ye rağmen tutuklandığı ortaya çıkmıştı. Haberin basında yer alması üzerine söz konusu kişi 2 gün sonra tahliye edilmişti.DHA
Reklam
HSYK'dan ‘Uyuyan Hakime’ Soruşturma İzni Çıkmadı
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu duruşma sırasında uyuyan hakim hakkında soruşturma izni vermedi. Gerekçe ilginç: Uyumamış, iç geçirip gözlerini dinlendirmiş...Radikal'den İsmail Saymaz'ın haberine göre Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), İzmir’de iki yıl önce görülen bir yargılamada sırasında uyuyan hakim hakkında soruşturma izni vermedi. Kararda, uzun süren yargılamalardan hakimlerin iç geçirmesini ve gözlerini kapatarak kısa süreli göz dinlendirmesini uyuma olarak değerlendirmemek gerektiği savunuldu. HSYK’nın 9 Mart 2015 tarihli kararında, bir buçuk günlük duruşma kayıtları incelendiğinde, hakimin uyuduğu yönünde bir görüntünün olmadığı kaydedildi. Ancak saatlerce süren duruşmalarda heyet üyelerinin, savcının, müdahillerin ve izleyicilerin dikkatlerinin dağılmasının normal ve insani olduğu belirtilerek, şöyle denildi:“Üstelik şikayet edilen hakimin küçük gözlü, ileri numaralı gözlük kullanan bir kişi olduğu, süregelen bir duruşmada hareketsiz duran üyeler ve savcının iç geçmesi veya gözlerini kapatarak kısa anlı göz dinlendirmelerinin de uyuma olarak algılanmaması gerektiği, dolayısıyla ihbar edilen hakime atfedilebilecek kast, kusur, ya da ihmale dayalı eyleme rastlanıldığı...”İzmir’de, yasadışı Maoist Komünist Parti (MKP) adına faaliyet yürüttükleri suçlamasıyla 13’ü tutuklu 22 sanık hakkında açılan, “kavurmanın silah sayıldığı” yargılamanın ilk duruşması, İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2 - 5 Ekim 2013’te arasında görülmüştü. Yargılama sırasında duruşmaların son bir buçuk gününe başkanlık eden Hakim Dilek Öztürk, dava sırasında uyumuştu. Öztürk’ün uyuklarken resmi çekilmişti. Daha sonra avukatlardan Gül Kireçkaya söz alarak, Hakim Öztürk’e yargılamayı uyuyarak geçirdiğini söylemişti. Bu diyaloglar duruşma tutanaklarına şöyle geçmişti:- Mahkeme Başkanı Dilek Öztürk : Evet, sanık müdafilerinin mütalaaya ve tutukluluğun devamına ilişkin mütalaaya yönelik beyanlarını, tahliye taleplerini almaya başlıyoruz. - Avukat Gül Kireçkaya: Şimdi savcılığın mütalaasına karşı açıkçası diyecek bir şey bulamıyorum onu söyleyeyim öncelikle. Çünkü savcılığın zaten soruşturmayı yürüten savcı olmaması nedeniyle dosyadaki 10 bin sayfa tapeyle gidip de iddianamedeki iddiaları karşılaştırıp da doğrusunu görüp araştırıp nasıl diyeyim bir karara varabildiği inancında değiliz. Burada insanların özgürlüğü söz konusuyken sayın savcının nasıl da bunu çok rahat bir biçimde ifade edebildiğini de anlamış değilim. Bu insanlar son derece yalın bir biçimde kendi gerçekliklerini anlattılar. Tabi siz tam bir buçuk gün boyunca uyuduğunuz için sayın başkan çoğuna vakıf olamadınız.- Mahkeme Başkanı Dilek Öztürk : Kimi kastediyorsunuz uyumakla?- Av. Gül Kireçkaya: Uyudunuz sayın başkanım çünkü biz gördük ve hakim beyi de uyardık sayın başkanı da uyarmıştık. Ben uyarmıştım.- Mahkeme Başkanı Dilek Öztürk : Beni uyarsaydınız madem uyuyorum.- Av. Gül Kireçkaya: Mahkemeyi yöneten kişi başkan olduğu için başkanı uyarma gereği duydum hakime hanım. Şimdi bu şekilde siz kararların altına nasıl imza atıyorsunuz onu anlayabilmiş değilim.
Türkler Uzaya Gidiyor
Kendi uzay aracını üretmek için harekete geçen Türkiye, TÜBİTAK’ın “THOR” adını verdiği proje ile hipersonik taşıma aracı geliştirecekGeleceğin uzay araçlarını üretmek için harekete geçen Türkiye’de hipersonik taşıma araçlarının tasarımı ve geliştirilmesi yapılacak. TÜBİTAK’ın “THOR” ismini verdiği projeyle üretilecek olan uzay araçları özellikle gelişmiş ülkelerdeki uzaya gitme yarışında Türkiye’yi bir adım daha öne taşıyacak.'Yerli mekik' geliyorTüm dünya uzaya gitmenin kolaylaşacağı yeni bir hayali düşlerken, gelişmiş ülkeler de insanları dünya ötesine taşıyacak yeni araçları geliştirme yarışına girdi. Türkiye de bu yarışa seyirci kalmamak için harekete geçti. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü bilim adamları, gelecekte Türkler'i uzaya taşıyacak tamamen yerli mekik hazırlığı için THOR adını verdikleri projeyi faaliyete geçirdi.Atmosferden rahat geçişTHOR'da geleceğin uzay araçları ile hipersonik taşıma araçlarının atmosferden rahat geçişleri için neler yapılması gerektiği ele alınacak. Yüksek ısılı atmosfer geçişlerinde uzay araçlarında oluşacak sürtünmeden kaynaklı ısınmaların en aza indirgenmesi için çalışmalar yapılacak.En güçlü kahramanın adı verildiAdını mitolojide en güçlü tanrı olarak bilinen Thor'dan alan projede 'ısıl koruma tekniği' baz alınacak. Burun ve kanatları yüksek ısıya maruz kalan uzay mekiklerinin bu bölgelerdeki uçuşu da etkileyen yuvarlak hatları yeniden değerlendirilecek. THOR ekibi hem uçuş performansının artırılması hem de atmosfer geçişinin sorunsuz yaşanması için yeni projeler geliştirecek.Star
Reklam