Keykubadiye Sarayı'ndaki Kazı Çalışmalarının 12 Aya Çıkarılması Planlanıyor
KAYSERİ (AA) - Selçuklu Sultanı 1. Alaeddin Keykubad tarafından 1220'li yıllarda Kayseri'de yaptırılan ve Anadolu'yu istila eden Moğollarca yıkılan Keykubadiye Sarayı'nda kazı çalışmalarının 12 aya çıkarılması için çalışmalar sürdürülüyor.Kayseri Büyükşehir Belediyesinden yapılan yazılı açıklamaya göre, Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, İl Kültür Turizm Müdürü Şükrü Dursun ile Keykubadiye Sarayı'nda yürütülen kazı çalışmalarını inceledi.Kayseri'nin dört bir tarafında Selçuklu dönemine ait önemli eserler olduğuna dikkati çeken Büyükkılıç, 'Şeker fabrikamızın olduğu bölgede saray ya da köşk diyebileceğimiz bu tarihi yapıda çıkan eserlerin bir kısmını görebiliyoruz. Kazı heyetimiz senede yaklaşık 3 ay çalışıyor. 6 senedir bu çalışma sürüyor. Kültür Bakanlığımızla yaptığımız görüşmeler sonrasında değerli kültür müdürümüzle inşallah bu kazı süresini 12 aya çıkarma yönünde gayret içinde olacağız.' ifadelerini kullandı.Büyükşehir Belediyesi olarak şehrin tarihi değerlerini ortaya çıkaracak tüm çalışmaları çok önemsediklerini belirten Büyükkılıç, şunları kaydetti:'Burada kazıya yönelik çalışmalarda ortaya çıkan eserler hem bizi hem de ekibimi yüreklendirdi, cesaretlendirdi. İnşallah bu kazı süreci hem hızlanacak hem daha güzel eserler çıkacak. Aynı zamanda Kızıl Köşk ile ilgili çalışmalarımız Belediyemizce yürütülüyor. Kültepe Kaniş-Karum'da da kazılarımıza devam ediyoruz. Yamula bölgesinde çıkan fosillerle de gerçekten Kayseri'nin fosil yönünden zengin olduğunu söylemek mümkün. Bu konulara gerekli desteği Büyükşehir Belediyesi olarak verdik, bundan sonra da aynı desteği vermeye devam edeceğiz.'Keykubadiye Sarayı Kazı Heyeti Başkanı ve Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Baş ise kazılarda en büyük sorunun konaklama olduğunu belirterek, bunu çözdüğü için Büyükkılıç'a teşekkür etti.
Kktc'de Başbakan Tatar, Cumhurbaşkanlığı Seçimi İçin Oyunu Kullandı:
LEFKOŞA (AA) - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı ve Ulusal Birlik Partisinin (UBP) cumhurbaşkanı adayı Ersin Tatar, cumhurbaşkanlığı seçimi için oy verdi. Başbakan Tatar, oyunu Şehit Tuncer İlkokulundaki 140 numaralı sandıkta kullandı. Daha sonra açıklamalarda bulun Tatar, eşi Sibel Tatar ile oylarını kullandıklarını söyledi.'KKTC için hayırlı olmasını temenni ediyorum.' diyen Tatar, KKTC'de güzel bir demokrasi olduğunu belirtti.Tatar, Kıbrıs Türkü'nün bütün dünyanın gözü önünde demokrasi anlayışıyla güzel bir sınav vereceğini ve yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına rağmen seçime iyi bir katılımın olmasını temenni etti.KKTC'de salgın sürecinin çok iyi yönetildiğine inandığını dile getiren Tatar, 'Mesafe ve gerekli tedbirleri almak suretiyle oy kullanıyoruz. Tüm vatandaşlarımıza, vatandaşlık görevlerini yapmalarını, sandık başına gitmelerini ve iradelerini kullanmalarını yürekten temenni ediyorum.' ifadelerini kullandı.Tatar, şu anda karantina altında olan ve oy kullanmayı bekleyen vatandaşların da olduğuna dikkati çekerek, 'Sabahleyin test yapıldıktan sonra bugün 7 gün karantina süresini doldurdukları için çıkıp sandıklara gidip oylarını kullanmak isteyen vatandaşlarımız vardır. Sağlık Bakanlığının bir an önce bu testlerin yapılması ve süratle neticelerin çıkmasıyla sandıkların kapanana kadar bu insanlarımızın oy kullanmalarına olanak vermelerini kendilerinden rica ediyorum.' dedi.Seçimin hayırlara vesile olmasını dileyen Tatar, 'İnşallah KKTC'nin geleceği için, halkımızın beklentilerini karşılamak üzere doğru irade sandıktan çıkar ve hep birlikte KKTC’ye sahip çıkarız.' diye konuştu.KKTC'de cumhurbaşkanlığı seçimi için oy kullanma işlemi sabah 08.00’de başladı.Oy verme işlemi 18.00’de sona erecek. Öte yandan vatandaşlar, cumhurbaşkanlığı seçiminin yanı sıra yüksek mahkeme yargıçlarının sayısının artırılmasını öngören anayasa değişikliği için de oy kullanıyor.Yüksek Seçim Kurulunun seçim sonuçlarını bu gece 22.00’ye kadar açıklaması bekleniyor.
Hatay'ın Arsuz İlçesinde Çıkan Yangın Kontrol Altına Alındı
HATAY (AA) - Hatay'ın Arsuz ilçesinde çıkan yangın kısa sürede kontrol altına alındı.Beyköy Mahallesi'ndeki ormanlık alanda dumanların çıktığını görenler, durumu yetkililere bildirdi. Olay yerine gelen itfaiye, orman ekipleri ve vatandaşların da müdahalesi sonucu yangın büyümeden kontrol altına alındı.Soğutma çalışmaları sürüyor.
Prof Dr. Aksun: "Bir Kadeh Sahte İçki Bile Zehirleyerek Öldürebilir"
İZMİR (AA) - TEZCAN EKİZLER - İzmir Katip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Ana Bilim Dalında Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Aksun, 'Metil alkolden yapılan bir kadeh sahte içki bile insanları zehirleyerek ölümüne neden olabilir.' dedi.Aksun, İzmir ve Kırıkkale'de metil alkol zehirlenmesi nedeniyle yaşanan ölümlerle ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada, metil alkolün daha çok sanayide boya inceltici, cam temizleyici, antifriz ve parfüm yapımında, kolay elde edilmesi ve ucuz olması nedeniyle de kaçak içki üretiminde kullanıldığını ifade etti.İzmir'de 2,5 yıl önce yine metil alkol zehirlenmelerinin yaşandığını hatırlatan Aksun, metil alkol zehirlenmesinin hemen fark edilemediğini, tablonun normal alkol alımına bağlı olarak gelişen sarhoşluk belirtileriyle karıştırıldığını ifade etti.Belirtilerin genellikle 10 ila 24 saat arasında kendisini hissettirdiğini anlatan Aksun, '10 saat sonra etil alkolün etkileri kaybolmaya başlarken metil alkolde bilinç bulanıklığı, baş ağrısı, koma, görme bozukluğu, özellikle de çift görme gibi rahatsızlıklar yaşanıyor. Bu yüzden bu tür belirtiler ortaya çıktığında kişilerin her zamankinden farklı bir sarhoşluk yaşadığını fark edip hemen acil servise başvurması gerekir.' dedi. Aksun, metil alkol zehirlenmesinde vücudun tüm organları ve dokularının zarar gördüğünü, zamanında müdahale edilmezse körlük ve ölümün yaşanabileceğini belirtti.Etil alkolde olduğu gibi metil alkolün de kana karıştığını anlatan Aksun, 'Kan yoluyla karaciğere gelen metil alkol, formaldehite ve sonra da formik aside dönüşmekte. Bu dönüşüm etil alkola göre 5 kez daha yavaş meydana geliyor. Bu yavaş yıkım, metil alkolün organizmada birikimine neden oluyor.' diye konuştu.Tedavide en önemli etkenin hastaneye başvuru zamanı ve alınan doz olduğunu dile getiren Aksun, sözlerini şöyle sürdürdü:'Metil alkolden yapılan bir kadeh sahte içki bile insanları zehirleyerek ölümüne neden olabilir. 4-15 mililitre gibi çok düşük dozları bile zehirlenmeye neden olabilir, görme kaybı oluşturabilir. Tedavinin bir an önce başlaması son derece önemlidir. Biz o süreçten sonra zamanla yarışıyoruz. Metil alkolün vücuttaki olumsuz etkisini gidermek için antidot olarak damardan etil alkol serumları uyguluyoruz. Ayrıca bu hastaları hemen diyaliz tedavisine de alarak zararlı metabolitlerin vücuttan atılmasını sağlıyoruz.'Aksun, hastanenin yoğun bakım ünitesinde metil alkol zehirlenmesi rahatsızlığıyla 3 hastanın bulunduğunu, birinde görme bozukluğu ve bilinç bulanıklığı olduğunu, bilinçleri tam kapalı 2 hastaya ise diyaliz tedavisi uygulandığını sözlerine ekledi.
Bm Dünya Gıda Programı Temsilcisi Grede, Nobel Barış Ödülü İle İlgili Değerlendirmede Bulundu:
ANKARA (AA) - MURAT ÖZGÜR GÜVENDİK - Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) Temsilcisi ve Türkiye Ülke Direktörü Nils Grede, WFP'nin 2020 Nobel Barış Ödülü'nün sahibi olmasının önemine değinerek, 'Türkiye’de yaşayan sığınmacılara yönelik çabalarımızın bu ödülün alınmasında önemli katkısı olmuştur.' dedi.AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Grede, bu ödülün dünyadaki açlık sorununa dikkati çekmesi açısından çok anlamlı olduğunu belirtti.Grede, çatışmalar, krizler ve salgınların dünyayı gittikçe yaşanması zor bir yer haline getirdiğini vurgulayarak, 'Bu şartlarda mücadele etmek için ise hem BM'nin hem de WFP'nin faaliyetleri çok uluslu yardımlara doğrudan bağlı. Her geçen yıl daha çok kaynağa ihtiyaç duyulurken, yaşanan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgının ekonomik etkileri nedeniyle, bu çok uluslu yardımlarda kesintiler yaşanabiliyor. Faaliyetlerimizin önemine dikkat çekmesi açısından bu ödülü çok kıymetli buluyoruz ve önümüzdeki süreçte yolumuzu aydınlatmasını umuyoruz.'' ifadelerini kullandı.Dünya genelinde yaşanan çatışmaların özellikle kadınlar, çocuklar ve yaşlılar gibi savunmasız grupları etkilediğini kaydeden Grede, bunun insanları açlık tehdidiyle karşı karşıya bıraktığını hatırlattı.Grede, tarihten bu yana çatışan tarafların sıklıkla sivil halkın temel ihtiyaçlarını göz ardı ederek karşı tarafın kaynaklarına saldırdığına dikkati çekerek, 'Oysa biz insanları, sadece bir ülkenin yanlış tarafında yaşıyorlar diye açlığa terk edemeyiz, onların temel ihtiyaçlarını karşılamak zorundayız çünkü her bir insanın hayatı eşit derecede kıymetlidir. 2020 yılında hala sivilleri hedef alan bu tür şeylerin yaşanması kabul edilemez bir durum.' diye konuştu.Dünyada açlık oranı artarken, açlıkla mücadele için ayrılan kaynaklar azalıyorGrede, 2015 yılında dünya açlık oranının yüzde 10 olduğuna ve bu oranın her geçen yıl daha da arttığına dikkati çekerek, koronavirüs salgınının da etkisiyle bu yıl durumun daha da kötü bir hal aldığını kaydetti.Grede, programın ana sponsor ülkeleri ABD, AB ülkeleri, Kanada ve Norveç'in ekonomilerinin de yaşanan salgın süreci nedeniyle zor bir dönemden geçtiğine değinerek, ''Umut ediyoruz ki bu ödül, salgınının ülke ekonomileri üzerindeki etkileri nedeniyle insani yardımlara ayrılan kaynakların kesintiye uğramasının önüne geçip bu alana daha çok yatırım yapılmasına vesile olur.'' ifadelerini kullandı.WFP'nin Türkiye'deki faaliyetlerinin Nobel Barış Ödülü'ne etkisiProgramın, Türk hükümeti ile yakın iş birliği içinde Suriyeli sığınmacılara yönelik yürüttüğü faaliyetlerin, Nobel Barış Ödülü'nün alınmasına önemli katkısı olduğunu vurgulayan Grede, şunları kaydetti:'Türkiye birçok ülkenin aksine en başından itibaren sığınmacılara karşı büyük bir misafirperverlik örneği gösterdi. Biz de bu süreçte Türk hükümeti ile koordineli şekilde sığınmacıların ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunduk. Türk Kızılay ile tarihin en büyük nakit transfer programlarından biri olan 'Sosyal Uyum Programı'nı hayata geçirerek 1,7 milyon sığınmacıya nakdi destek sağladık. Bunun dışında 'Mutfakta Umut Var' gibi meslek edindirme projelerine imza attık. Tabii ki ekip olarak Dünya Gıda Programının küçük bir parçasıyız, ancak Türkiye’de yaşayan sığınmacılara yönelik çabalarımızın bu ödülün alınmasında önemli bir katkısı olmuştur diye düşünüyorum.'BM tarafından 1961 yılında kurulan WFP, acil durumlarda gıda yardımı sağlanmaktan, hayat kurtarma ve beslenmeyi iyileştirmeye kadar özellikle kriz dönemlerinde pek çok alanda yaptığı liderlikle öne çıkan uluslararası insani yardım kuruluşu olma özelliği taşıyor.Merkezi Roma'da bulunan ve 36 üyeli icra kurulu tarafından yönetilen WFP, açlığın bir çatışma ve savaş aracı olarak kullanılmasının önlenmesine karşı yürüttüğü çabalardan ötürü 2020 Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.Halihazırda 5 bin 600 kamyon, 30 gemi ve yaklaşık 100 uçaklık lojistik filosuyla dünyada en çok gıdaya ihtiyaç duyan yerlerine yiyecek ve yardım ulaştıran BM Dünya Gıda Programı, 2019 itibarıyla 88 ülkede 97 milyon insana yardım ulaştırmış durumda.
Karacadağ Pirincinin Tarladan Sofraya Zorlu Yolculuğu
ŞANLIURFA (AA) - Güneydoğu'nun vazgeçilmez tatlarının başında gelen ve ismini, yetiştiği Şanlıurfa'nın Siverek ilçesindeki volkanik dağdan alan Karacadağ pirinci, zahmetli bir sürecin ardından sofralara ulaşıyor.Karacadağ eteklerinde kar sularının bahar aylarında erimesiyle dereler ve suyun toplandığı göletlerden sulanan pirincin zorlu hasadı başladı. Çoğunlukla taşlık arazilere ekilen pirinç, düz arazilerde biçerdöver, eğimli ve taşlık alanlarda ise işçiler tarafından orakla toplanıyor.Bölgenin pirinç ihtiyacının büyük kısmını karşılayan Karacadağ'ın eteklerindeki tarlalara erken saatlerde giden işçilerin topladığı çeltik halindeki Karacadağ pirinci, boş arazilere serilerek güneş altında kurutulmaya bırakılıyor. Bir süre açık arazideki sergilerde güneş altında kurutulmaya bırakılan çeltikler, daha sonra götürüldükleri fabrikalarda işlenerek kabukları soyuluyor. Rengini, aromasını ve lezzetini Karacadağ'ın volkanik yapısından alan ve bölge halkının vazgeçilmezlerinden olan Karacadağ pirinci, uzun ve zahmetli yolculuğunun ardından sofralarla buluşuyor. Türk Patent ve Marka Kurumunca tescillenen Karacadağ pirinci bölge halkı tarafından büyük rağbet görüyor. 'Üç kuşaktan bu yana Karacadağ pirinci yetiştiriyoruz' Çiftçi Faruk Satıcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dedelerinden öğrendikleri bu mesleği sürdürdüklerini ve Karacadağ pirincini tamamen organik bir şekilde ürettiklerini söyledi.Ürünün yöre halkı tarafından büyük rağbet gördüğünü anlatan Satıcı, şunları kaydetti:'Tamamen doğal yetişen ve bölge halkının yoğun talep gösterdiği bir üründür. Tüketenlerin tat ve lezzet olarak çok memnun kaldığı bir üründür, çünkü herhangi bir katkı maddesi yok. Başka tür pirinçlerle karıştırılması mümkün olmayan bir tadı var ki kendine has rengi ve tadı var, bu da ilk görüşte hemen ortaya çıkar. Biz üç kuşaktan bu yana tarlamızda Karacadağ pirinci yetiştiriyoruz. Şu anda hasat mevsimi ve yeni başladık. Bu yıl verim de çok iyi, memnunuz. Bölgede yaklaşık olarak 50 ila 60 bin dönüm arasında üretim yapılıyor. Sadece biz yaklaşık bin 500 dönüm arazide ekim yapıyoruz. 'Satıcı, ektikleri çeltikleri bölgeye yağan kar suyuyla suladıklarını aktararak, büyükşehirlere göç eden yöre insanın bu lezzetten vazgeçmediğini belirterek bu lezzetle tanışan kişilerin ondan vazgeçemediğini ifade etti. Karacadağ eteklerindeki kırsal Damlıca Mahallesi'nde yaklaşık 600 dönümlük arazisinde pirinç üretimi yapan Hikmet Kıran da arazisinin eğimli ve taşlık olması nedeniyle yetiştirdiği ürünlerin elle toplandığını söyledi. Tüm zorluklara rağmen rekolteden memnun olduğun dile getiren Kıran, bölgede yaklaşık 15 bin ile 20 bin ton arasında pirinç üretildiğini kaydetti.
İdlib'de Yaralanan Uzman Çavuş: Tedavim Biter Bitmez Görevime Dönmek İstiyorum
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Suriye'nin İdlib bölgesinde 27 Mayıs günü icra ettiği yol kontrol devriyesi sırasında, arama bölgesinin 250 metre güneyinde meydana gelen patlama sonucu yaralanan Piyade Uzman Çavuş Cafer Altınsoy (29), tedavisinin ardından memleketi Aksaray'a döndü. Altınsoy, ''Tedavim biter bitmez mesleğime dönmek istiyorum. Ben keskin nişancı tim komutanıyım, yine bu görevde aktif bir şekilde ülkeme hizmet vermek istiyorum'' dedi.
İkaz Sesini Engelleyen 'Toka' Ölüme Davetiye Çıkarıyor
Emniyet kemeri takmak istemeyen birçok kişi, araçtan gelen ikaz sesini engellemek amacıyla 'ölüm tokası' olarak da adlandırılan 'susturucu' aparatı kullanıyor. Olası bir kazada hayat kurtaran emniyet kemerinin kullanılmaması, ölüme davetiye çıkarıyor.
Bitlisliler Kovid-19 Sürecinde Online Sanat Eğitimleriyle Stres Atıyor
BİTLİS (AA) - AHMET OKUR - Bitlis'te yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle evden çıkmayan vatandaşlar, online sanat eğitimi alarak boş zamanlarını değerlendiriyor. Sosyal izolasyonu sağlamak amacıyla zamanlarının büyük bölümünü evde geçiren kent sakinleri, bu süreçte yaşadıkları stresi en aza indirebilmek için sanata yöneldi.Bulaş riskinden korunmak için evde izole olan vatandaşlar, salgın sürecinin yarattığı olumsuzlukları aşmak için internet üzerinden müzik, rölyef, resim, oyma ve filografi gibi 30 dalda açılan kurslara kayıt yaptırdı. Online eğitimlere katılarak yeni bilgiler öğrenen kursiyerler, bu sayede birbirinden güzel eserler yaparak evde kalmanın olumsuz etkilerinden kurtuldu. 'İnsanlar sanatla uğraşarak rahatlıyor'Bitlis Asarı Sanat Koruma Eğitim ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Şazime Hancı, AA muhabirine, salgın sürecinde devlet büyüklerinin çağrıları doğrultusunda kendilerini izole ettiklerini söyledi.Evde kalan insanların boş zamanlarını değerlendirmelerini ve sürecin olumsuz etkilerinden kurtulmalarını sağlamak amacıyla online sanat eğitimlerini başlattıklarını anlatan Hancı, kısa sürede çok sayıda kişinin kursa ilgi gösterdiğini belirtti.Hancı, koronavirüs sürecinde hem devlete hem de insanlara katkı sunmak istediklerini dile getirerek, şöyle konuştu:'Psikolojik açıdan ciddi anlamda sıkıntı çeken insanlara ulaşıp bir nevi sanatla terapi etmek istedik. Çok fazla katılan oldu. Bu rağbet ve olumlu dönüşler sonucunda herkese ulaşmaya çalıştık. Bu süreci çok güzel bir şekilde onlarla atlattığımıza inanıyorum. Psikolojinin önemli olduğunu biliyoruz. Bu süreci inşallah devletimiz ve milletimizle atlatmayı başaracağız. Sanatın aynı zamanda insan psikolojisi üzerinde büyük etkisi var. Kişilere hitap ederken hangi sanat dallarının iyi geldiğini önceden belirledikten sonra o eğitimi veriyoruz. Bitlis'in yanı sıra birçok ilden kursiyerimiz eğitimlere katılıyor.''Evde geçirdiğimiz günler sanatla güzelleşti'Öğretmen Salih Uludağ ise evde kaldığı dönemlerde sanata ilgisinin arttığını ifade ederek, 'Kurs sayesinde öğrendiğim filografi sanatının çok büyük katkısını gördüm. Pandemi sürecinde '3 T' dediğimiz televizyon, tablet ve telefondan uzaklaştım ve psikolojik açıdan da çok iyi geldi. Çocuklarımla çok mutlu ve güzel günler geçirdik. Bu noktada emeği herkese çok teşekkür ederim.' dedi. Öğretim görevlisi Dr. Nurcan Bulut da uzaktan eğitimle ders vermelerine rağmen evde sıkıldığını ve farklı şeyler yapmak istediğini anlattı. İnternet üzerinden rölyef eğitimi almaya başladıktan sonra hayatında önemli değişiklikler olduğunu dile getiren Bulut, şunları söyledi:'Günlük işlerimi yaparken bile motive olmaya başladım. Daha önce sanatla alakam yoktu. Şu ana kadar 8 tablo yaptım. Daha sonra kabak oyma sanatı yaptım. Sanat eğitimleri bana terapi gibi geldi. Evde kalırken sanatla uğraşmasaydım bu süreci daha kötü atlatabilirdim. Hatta kendi öğrencilerime de derslere motive olamadıkları için sanatla uğraşmaları gerektiğini söylüyorum.'Evinin kiler bölümünü resim atölyesine çevirerek eğitim veren Burhan Gündoğdu, zor bir süreç yaşadıklarını ifade ederek, 'Virüsten kendimizi uzaklaştırmak adına evlerimize kapandık. Bu süre içinde atölyelerimiz kapandı. Uzaktan eğitimler vermeye başladım. Dışarda olmamamız gereken bir süreç. İzole olurken kendi işimi yapmaya devam ettim. Sanattan uzak kalamadım. İnşallah bu sürecin sonunda güzel günlere kavuşacağız.' diye konuştu.
Van'da 52 Kilo 182 Gram Uyuşturucu Ele Geçirildi
VAN (AA) - Van'da bir otomobilde 42 kilo 500 gram eroin ile 9 kilo 682 gram sentetik uyuşturucu ele geçirildi.İl Emniyet Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, kent genelinde uyuşturucu ticareti, nakli veya depolanması faaliyetlerini planlayanlara yönelik çalışmalar sürüyor.Bu kapsamda, Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, Gevaş ilçesinde seyir halindeki otomobili şüphe üzerine durdurdu.Narkotik köpeği 'Şila'nın da kullanıldığı aramada, otomobilin koltuklarının altında narkotik köpeğinin koku almasını engellemek için kahveyle gizlenmiş 76 pakette 42 kilo 500 gram eroin, 9 pakette 9 kilo 682 gram sentetik uyuşturucu, bir miktar avro, Türk Lirası ve Sudi Arabistan Riyali bulundu.Gözaltına alınan sürücü R.G'nin emniyetteki işlemleri sürüyor.
Körfez'in 1400 Yıllık Kalesi Turizme Kazandırılıyor
KOCAELİ (AA) - İBRAHİM AKTAŞ - Körfez ilçesinde yer alan ve Doğu Roma İmparatorluğu döneminde 640'lı yıllarda yapıldığı tahmin edilen Hereke Kalesi, turizme hizmet edecek.Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde de bahsedilen ve İzmit Körfezi'ni gören manzarasıyla turistleri ağırlaması planlanan kaledeki restorasyon çalışmaları tamamlandı.İzmit Körfezi'ni gören tepe noktadaki bölgede yer alan, yaklaşık 1400 yıllık tarihi kale, her mevsim yerli ve yabancı misafirlerini ağırlayacağı günleri bekliyor.D-100 kara yolu ile Anadolu Otoyolu'ndan ulaşılabilen ve birçok medeniyete ev sahipliği yapmış kale, hem tarihi dokusu hem de İzmit Körfezi manzarasıyla misafirlerin ilgisini çekecek. Bölgenin tanıtımına da katkı sunacak kaleye gelen ziyaretçi sayısıyla, ilçedeki tarihi Hereke Halısı'na olan ilginin artmasına katkı sağlanması da amaçlanıyor.'Hereke'nin tarihi değerlerini su yüzüne çıkarmamız gerekiyor'Körfez Belediye Başkanı Şener Söğüt, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Hereke'nin, Körfez ilçesi için çok önemli bir bölge olduğuna işaret ederek, bu önemini tarihi zenginliğinden aldığını kaydetti.Hereke'nin özellikle halısıyla önemli bir marka olduğunu belirten Söğüt, şöyle konuştu:'Hereke Halısı'nı, ticaretin yoğun olduğu günlere tekrar getirebilmek için ne yapmamız gerekiyor sorusunun cevabını ararken, Hereke'nin tarihi değerlerinden faydalanalım istedik. Hereke Kalesi Doğu Roma İmparatorluğu döneminde yapılmış ama bundan 4-5 yıl öncesine kadar, sadece temellerinin olduğu, onların da gözükmediği ve bazı vatandaşlar tarafından da işgal edildiği, üzerinde evler olan bir noktadaydı. Hereke'nin tarihi değerlerini su yüzüne çıkarmamız gerekiyor ki Hereke tekrar o eski günlerine kavuşsun.' Söğüt, dünyaca meşhur Hereke Halısı'nın tanıtımı noktasında çalışmalar yapıldığını anlatarak, böylece Hereke Kalesi'nin tekrar ayağa kaldırılmasının istenildiğini söyledi.Tarihi yapının restore edilip, ilçedeki diğer tarihi değerlerle tarih koridoru oluşturulmasının amaçlandığını dile getiren Söğüt, 'Tekrar turizmle birlikte halımızın canlanması için bu adımlar atıldı. Kültür Bakanlığımızın da katkılarıyla o dönemin Belediye Başkanı Yunus Pehlivan döneminde başlıyor, geçen dönem İsmail Baran başkanımızın döneminde devam ediyor ve bir kısmı da bizim dönemimizde tamamlandı.' diye konuştu.'Önümüzdeki yılın yaz döneminde kaleyi ziyarete açmayı hedefliyoruz'Başkan Söğüt, bölgede başka tarihi yapıların olduğunu anlatarak, yapılacak çalışmalarla bölgenin, turizmde önemli bir merkez olmasını istediklerini söyledi.Kaledeki restorasyonun tamamlandığını, sadece iç peyzaj çalışmasının devam ettiğini anlatan Söğüt, 'Toplamda kalenin iç alanı 4,5 dönüm, 350 metre sur uzunluğu, 4 metre ve 15 metre sur ve burç yükseklikleri var. Kalenin aslı Kanuni Sultan Süleyman döneminde, matrakçı diye anılan kişi tarafından çiziliyor. Onun çizmiş olduğu o resimlerden aslına uygun olarak restore edilmeye çalışılıyor. İnşallah önümüzdeki günlerde iç peyzajı da bittikten sonra burada açık hava sinema gösterileri, açık hava tiyatro gösterileri ile konserler verilecek. Hereke Halısı ile ilgili müze çalışmasıyla birlikte burayı zenginleştirerek yerli ve yabancı turistlerin ziyaretine açmış olacağız. Önümüzdeki yılın yaz döneminde kaleyi ziyarete açmayı hedefliyoruz.' diye konuştu.Söğüt, kalenin D-100 kara yolu ile Anadolu Otoyolu'nun kenarında bulunduğunu, böylece ulaşımın rahat bir şekilde yapıldığını dile getirdi.Kalenin, İzmit Körfezi manzarasıyla da kendisini ziyaret edeceklere eşsiz bir görsel sunduğuna işaret eden Söğüt, yapılacak led aydınlatmalarıyla gece de güzel bir görsel oluşturacağını kaydetti.Söğüt, ilçedeki tarihi yapılarla Hereke Kalesi'ni tur programlarına dahil etmek istediklerini anlatarak, kültür ve turizm alanında bölgede çalışmalar yapmak istediklerini de sözlerine ekledi.
Titreyen Elleriyle Kanser Hastası Yaşıtlarına İlmek İlmek "Umut İşliyor"
İZMİR (AA) - EFSUN ERBALABAN YILMAZ - İzmir'de, yakalandığı amansız hastalıktan, verdiği büyük mücadeleyle kurtulan 16 yaşındaki Ceylin Kubalı, titreyen elleriyle kanser tedavisi gören çocuklar için el işi ürünler hazırlıyor. Ortaokul öğrencisi Ceylin Kubalı, 2017 yılının ocak ayında yaşadığı bazı sağlık sorunları nedeniyle hastaneye başvurdu. Tetkiklerin ardından beyninde tümöre rastlanan Kubalı'ya kanser teşhisi konuldu. İzmir'deki bir hastanede ameliyat edilen Ceylin Kubalı, ışın tedavisi için ABD'nin Memphis kentindeki bir araştırma hastanesine gitti. Yaklaşık 1,5 yıl burada tedavi gören Kubalı, 2 ay komada kaldı ancak hastalığa karşı pes etmedi. Bir dönem konuşma güçlüğü çeken, yürüyemeyen ancak kansere karşı hiçbir zaman pes etmeyen Ceylin Kubalı, kemoterapi ve radyoterapi sürecinin ardından hastalıktan kurtuldu.Tedavi gördüğü hastanedeki gönüllülerden etkilenen Ceylin, Türkiye'ye döndüğünde kanserle mücadele eden dar gelirli ailelerin çocukları için çalışma yapmaya karar verdi. Henüz iyileşme evresinde olduğu için hareket kabiliyeti normalin biraz altında olan Ceylin, buna rağmen titreyen ellerine aldırmadan çanta, bileklik ve el işi ürünleri hazırlıyor. Ceylin, tüm bu üretimini 'ceylins_handmade' adlı sosyal medya hesabında tanıtmaya başladı. Ceylin'in sattığı el işi ürünlerden elde ettiği gelir, İzmir Hasta Çocuk Evleri'nin destek verdiği ailelerin kanser hastası çocukları için harcanıyor. 'Onlar da iyileşince başkalarına yardım etsinler'Ceylin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hastalık sürecini çok iyi hatırlamadığını ancak hastanedeki gönüllülerin olumlu yaklaşımını hiç unutmadığını söyledi. Boş zamanlarında hastaneye gelen gönüllülerin kendisine kitap okuduğunu, parmağına oje sürdüğünü ve moral verdiğini anlatan Ceylin, şöyle konuştu:'O insanlar bana yardım etmeseydi, umut vermeseydi büyük ihtimalle ölürdüm. Ben de başkalarına yardım edeyim ki onlar da iyileşince başkalarına yardım etsinler. Pandemi sürecinde evde kalınca çanta dikmeyi öğrendim. Sosyal medyada bir adresim var. Orada, yaptığım çantaları satıyorum. Belli bir fiyatı yok. Önemli olan bağış yapabilmemiz.' Ceylin, sosyal medyadaki kampanyasına katılan ve çantalarını satın alanlara teşekkür etti. Kanserle mücadelesi süren çocuklara seslenen Ceylin, 'Hastayken pozitif olmak çok zor biliyorum ama tek başına kanser değil aslında, umutsuzluk öldürüyor. O nedenle her zaman umudu korumak gerekiyor.' diye konuştu.'Ceylin hikayesini kendi yazdı'Ceylin'in annesi İdiz Hacımüezzin Kubalı ise çok zor bir süreçten geçtiklerini ama doktorların kendilerine çizdiği olumsuz tabloyu hafızasından sildiğini, kızının gücüyle hayata yeniden başladıklarını ifade etti. Hastanelerdeki gönüllülerin desteğinden çok etkilendiklerini kaydeden Kubalı, 'Ceylin çok güçlü bir kız. O güçlüyken biz de güçlü oluyoruz. Kitap okuyan, sohbet eden gönüllülerin verdiği moralin de verdiği destekle Ceylin büyük bir mücadele kazandı, hikayesini kendi yazdı. Ben de ona yarenlik yaptım.' dedi. Anne Kubalı, Ceylin'in salgın döneminde evdeki malzemeleri kullanarak el işi ürünler yapmaya başlamasından ve hasta çocuklar yararına satışa çıkarmasından gurur duyduğunu sözlerine ekledi.İzmir Hasta Çocuk Evleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sevil Ozan ise Ceylin'in bağışının manevi açıdan büyük değer taşıdığını ifade etti.Kanser hastası bir çocuğun verdiği mücadelenin örnek teşkil ettiğini de kaydeden Ozan, amansız hastalıkla mücadele eden çocuklar ve ailelerinin, Ceylin'in başlattığı kampanya ile moral bulduğunu sözlerine ekledi.
Harran Ovası'nda İlk Kez Üretilen Yer Fıstığı Hasat Edildi
ŞANLIURFA (AA) - Türkiye'nin önemli tarımsal üretim merkezlerinden Şanlıurfa'daki Harran Ovası'nda, ilk kez ekilen yer fıstığının hasadı yapıldı.Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında yürütülen sulama yatırımları sayesinde Şanlıurfa'da başta, pamuk ve mısır olmak üzere buğday, arpa ve kırmızı mercimek gibi ürünlerin ekim alanları artarken yöre çiftçisi alternatif ürünlere de ilgi gösteriyor. Harran Ziraat Odasının yönlendirmesiyle ilçedeki 5 çiftçi, alternatif ürün olarak yaklaşık bin 200 dönüm araziye yer fıstığı ekti. Çiftçiler, yeni ürünün hasadını törenle yaptı.Harran Ziraat Odası Başkanı Mahmut Özyavuz, hasatta yaptığı konuşmada, çiftçilerin bereketli bir sezon geçirmelerini diledi.Harran Ovası'nın bereketli topraklara sahip olduğunu aktaran Özyavuz, 'Sadece mısır, pamuk veya buğday ile sınırlı değil yer fıstığının da yetiştirildiğini görüyoruz. Çiftçilerimize teşekkür ediyorum bu konuda öncü oldukları için bölgede yeni olan yer fıstığını İnşallah gelecek yıllarda alternatif ürün olarak yer fıstığını Harran Ovası'nda göreceğiz.' dedi.Yer fıstığı üreticilerinden Ali Çiçek ise pamuğu iki yıl üst üste ektiğini ve zarar ettiği için yer fıstığına yöneldiğini söyledi.Fıstığın ekonomik değerinin yüksek olduğunu belirten Çiçek, 'Daha önce cesaret edip de yer fıstığını eken hiç olmadı, biz çiftçi arkadaşlarla bir araya gelerek bu konuyu konuştuk, istişare ettik. Şu an Harran Ovası'nda 1200 dönüm kadar ekilmiş ve bugün hasadına başladık. Kalite olarak ve fiyat olarak çok iyi.' diye konuştu.AK Parti Şanlıurfa İl Başkanı Bahattin Yıldız ile bölgedeki bazı muhtar ve çiftçiler de hasat törenine katıldı.
Teknoloji İle Sanatı Buluşturarak Ürettiği Eserleri Dünyaya İhraç Ediyor
YALOVA (AA) - SITKI YILDIZ - Yalova'da 3 boyutlu (3D) yazıcı kullanarak plastik kalıplar oluşturan genç girişimci Serdar Erol, teknolojiyi 5 bin yıllık yöntemle bir araya getirerek ürettiği birbirinden ilginç bronz heykelleri ihraç ediyor.Yalova-Bursa kara yolunda bulunan Efes Bronz Heykel Döküm Şirketine ait tesisin ilk katında sanal ortamda heykel tasarımları ve 3D yazıcılarda kalıp üretimi yapılıyor. Firmada, üretim katında da geleneksel yöntemle bronz dökümü gerçekleştiriliyor.Bu teknoloji sayesinde istedikleri ölçeklendirmeyi yapan veya daha detaylı müdahalelerde bulunan firma, kısa sürede dünyanın birçok farklı noktasından gelen siparişlerle önemli aşama kaydetti.'Cihazlar üretime önemli hız kazandırdı'Babası Memduh Erol'un kurduğu firmada işleri yürüten Serdar Erol, AA muhabirine, teknoloji ile sanatı bir araya getirdiği süreci anlattı.NASA'dan ayrılan 7 mühendisin kurduğu firmadan ilk 3D yazıcıyı aldığını belirten Erol, şöyle konuştu:'Sıfır tecrübe ve deneme yanılma yoluyla, ilk aldığım cihazı kurdum. İlk dönemde bizi çok zorlasa da geçmiş 6 yılda çok ciddi mesafe kaydettiğimizi görebiliyorum. Şu an bir arada çalışan 8 cihazımız var. Bu cihazlarımız, atölyedeki işlemleri daha kısa sürede tamamlamamızı sağlıyor. Cihazlar üretime önemli netlik ve doğruluk kazandırdı. Hata oranını önemli ölçüde azaltmamızı sağladı. Geleneksel yöntemlerle de heykel sanatı burada yapılabiliyor. Ancak dijital ortamda yapılan tasarımların bu cihazlar aracılığıyla hayata geçmesi, silikon kalıbının ortaya çıkması neredeyse iki kat hızlı oluyor. Artı bu cihazlar sayesinde yeniden ölçeklemeyi daha sağlıklı yapabiliyoruz. Geleneksel yöntemde ölçekleme söz konusu olduğunda sanatçı tekrar elle heykeli baştan yapmak zorunda. O yüzden bu teknolojinin çok büyük katkısını görüyoruz.'Erol, dünyanın teknoloji ile sanatın buluştuğu bu yeni düzene aşamalı olarak hızla adapte olduğunu dile getirdi.Sanat ile teknolojinin bir araya gelmesiyle ilgili farklı görüşler bulunduğunu, az da olsa eleştiriler yapıldığını belirten Erol, 'Yaptığınız çalışmalara teknolojik destek alıyor, iş bitiminde eser ile aranızdaki bağı koruyorsanız, yani bu durum size heyecan ve keyif vermeye devam ediyorsa, muhataplarınız sizi ilgiyle takip ediyorsa endişeniz olmasın, bu hala sanattır. Bana çok ciddi anlamda keyif veriyor. Bir eseri yaparken hala çocuk gibi seviniyorum. Hatta yapıp teslim ettiğimiz bazı çalışmalarımızı özlüyorum.' dedi.Erol, 1996'dan beri ana pazarlarının Avrupa olduğunu anlatarak, 'Dijital dönüşümden sonra artık Kore, Amerika, Kanada, Japonya, Libya, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere, Fransa, Gürcistan, Almanya gibi birçok ülkeyle çalışıyoruz. Şu an Almanya, Katar, Kanada ve Amerika'daki muhattaplarımızın özel projelerine hazırlanıyoruz.' bilgisini verdi.Berlusconi ve Kaddafi de müşterileri olduDünya genelinde birçok önemli kişiye ürün hazırladıklarını dile getiren Erol, şunları kaydetti:'İlk ilgi çekici referansımız eski İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi idi. Kataloğumuzdan beğendiği 4-5 parçayı kendilerine göndermiştik. 2008'de Türkiye'deki bir mühendislik firması aracılığıyla eski Libya lideri Kaddafi'ye 130 büyük saksı yapmıştık. O zaman buradan uçakla sevk edilmişti. Bunun dışında beni çok heyecanlandıran Ertuğrul Firkateyni heykeli projesi oldu. Dışişleri Bakanlığının Japonya'ya hediyesi olan çalışmaydı. Onun dışında Galatasaray Spor Kulübü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi birçok belediye, kurum, sanatçı referanslarımız var.'-'Sanatın en kalıcı hali bronzdur''Sanatın en kalıcı halinin bronz döküm olduğunu' vurgulayan Erol, 'Suda bekleyen dökülmüş bir bronz parçası 1200 yıl sonra ufak ufak erimeye başlıyor. Dışarıda kendi halinde duruyorsa ortam şartlarına çok daha uzun zaman dayanabiliyor. Bu teknikle sanat eserleri de silah ve aletler de yapılmış. Dünyanın farklı coğrafyalarındaki müzelerde 3 bin yılı aşan çok sayıda bronz kalıntılar var. Biz de aynı tekniği kullanıyoruz. Bu sebeple heykel sanatında bronz malzemenin kullanımının ana amacı kalıcılıktır. Bakım gerektirmemesidir.' diye konuştu.Firmada üretim tekniklerinden sorumlu Ömer Erol ise İtalya ile ortak çalışmalara başladıkları dönemde bu ülkenin, yüzyıllardan gelen heykel anlayışını bir noktada bıraktığına şahit olduğuna değinerek, 'İtalyanlara işin teknolojik kısmında biz önayak olduk diyebilirim. Bizim 30 yıl önce önce işi öğrenmeye çalıştığımız kişiler şimdi bizden bazı teknikleri öğrenmeye çalışıyor. Türkiye'de bu konuda öncüyüz.' ifadelerini kullandı.
Pandemide Toplumun Yaşadıklarını "Ameliyat Arası" Çizdiği Karikatürlerle Yorumladı
İSTANBUL (AA) - ANDAÇ HONGUR - İki ameliyat arasında çizdiği karikatürlerini 'Ameliyat Arası' kitabında paylaşan genel cerrahi uzmanı Prof. Dr. Metin Ertem, dünyayı etkileyen yeni tip koronavürüs (Kovid-19) pandemisi sürecinde Türkiye'de tıp dünyasında ve toplumda yaşananları 'Ameliyat Arası'nın ikinci kitabı 'Covid-19'da karikatürle anlattı.Prof. Dr. Metin Ertem, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, küçük yaşta çizgiye merakı olduğunu, çizgi romanları takip ettiğini ve o dönem amatör çizgilerinin küçük karikatür dergilerinde yayımlandığını dile getirerek, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ndeyken de düzenli çıkartılan Cerrahi Bülteni gazetesine ameliyatlarla ilgili karikatürler çizdiğini kaydetti.Çizmeyi sürdüren, 2013'te ilk karikatür kitabı 84'ü, ardından 2017'de Ameliyat Arası'nın ilk kitabını yayımlayan Ertem, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Kalemle kağıda çiziyor, silgiyle yanlışları ortadan kaldırıyordum. Bunlar oyalayıcı süreçlerdi. Bilgisayarda, tablette kalemle karikatür çizer hale gelmek, hataları daha çabuk telafi etmeyi sağladı ve çok daha çabuk çizer hale geldim. Önemli olan fikir. Fikir aklıma geldiğinde küçük notlar alıyorum, daha sonra bunları tablete döküyorum. İki ameliyat arasında bir süreç vardır, ikinci hastanın ameliyata alınmasına kadar geçen sterilizasyonun yapıldığı süre. O arada da çizgileri tablette karikatüre dönüştürüyorum. Her mesleğin kendi içerisinde esprileri yakalama şansı daha fazla. Ben de kendi branşım ve hekimlik mesleği içerindeki esprileri yakalamaya çalışıyorum. İkinci kitabımın adını da karikatürler iki ameliyat arasında çizildiği için 'Ameliyat Arası' koydum.'Geliri eğitim için kullanılacakErtem, Kovid-19 pandemisi sürecinde ameliyat olan hasta sayısının azalmasının kendisine daha fazla düşünme, gözleme ve izleme olanağı sağladığını ifade ederek, şunları söyledi: 'Türkiye'de Kovid-19 vakasının görülmesinden itibaren tıbba yansıyanların yanı sıra toplumun da tıbbın içine giriyor olması bana bu süreci izleme fırsatı verdi. Kronolojik bir sıra içerisinde Türkiye'de virüsün görüldüğü mart ayından ekim ayına kadar geldik. Bu süreçte hastanelerde ve toplumsal olarak yaşadığımız sürecin komik yanlarını yakalayarak bir şeyler üretmeye çalıştım. Maske nasıl kullanılacak? Mesafe ne kadar olacak? Sinema ve tiyatrolar kapandı. Önce 15 yaş altı, sonra 65 yaş üstüne sokağa çıkma kısıtlamaları geldi. Daha sonra normalleşmeye geçildi. Kronolojik sırayı da takip ederek, bunları çizmeye çalıştım. Kitaptan elde edilecek gelir Adatepe Taş Mektep'teki eğitim faaliyetleri için kullanılacak.'Kitapta pandeminin ve koronavirüsün ne olduğu, Kovid-19 adının nereden geldiği ve aşının konuşulmaya başlamasıyla aşıların üretilme safhalarına ilişkin küçük tıbbi bilgilerin de yer aldığını aktaran Ertem, kitabı 'Ekim 2020. Henüz tedavisi yok. Lütfen sosyal mesafe, maske, el temizliği.' notuyla tamamladığını söyledi.Ertem, kitapta yer alan karikatürlerin bir kısmının Acıbadem Kozyatağı Hastanesi'nde sergilendiğini dile getirerek, 'Mart-Ekim arasında bir çok şey yaşadık, bazıları unutuldu. Koridordan geçen hastalarımız karikatürlere bakarak, yaşadıkları süreci hatırlar hale geliyor.' dedi. 'Hekimlerimizi, sağlık sektöründe çalışanları çok iyi yetiştiriyoruz'Prof. Dr. Metin Ertem, Kovid-19 sürecinin bir şokla başladığını ve sağlık sektörünün bocalama yaşadığını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:'Tüm dünyada olduğu gibi biz de bu şoku yaşadık. Diğer ülkelere bakınca daha güzel ve hızlı atlattık, onu görebiliyoruz. Bir eğitmen olarak şunu söyleyebilirim ki hekimlerimizi, sağlık sektöründe çalışanları çok iyi yetiştiriyoruz, dünya standartlarının çok çok üzerinde hekimlerimiz var. Bunu ülkemize gelen öğrenci değişimlerinden biliyorum. Bir Türk tıp öğrencisiyle Avrupa'nın bir ülkesinden gelmiş öğrencinin bilgilerini de mukayese edebiliyorum. Biz çok iyi bir konumdayız. Bu şoku daha hızlı atlatabildik. Türk milleti olarak daha pratiğiz, bunun yansımasını da bu süreçte gördük. Lütfen maskeyi çok ciddiye alalım ve sadece kendimizi korumak için değil tüm insanlığı korumak adına takalım. Hastalığı taşıyor olabiliriz ama karşımızdaki insanlara bulaştırmayalım, bu bencilliği yapmayalım.'