onedio
Sanatçı Murat Uçar, Mikro Art İle Zamanı Sanat Eserine Çeviriyor
İSTANBUL (AA) - AİŞE HÜMEYRA BULOVALI - Sanatçı Murat Uçar, dünyaca ünlü eserleri mikro art ile farklı materyaller üzerine işleyerek sanatseverlerin beğenisine sunuyor.Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü'nden mezun olduktan sonra mikro sanata başlayan Uçar, aynı üniversitede 2000 yılından bu yana öğretim görevlisi olarak yer alıyor. Uçar, mikro sanat ile başta saat ve çeşitli mücevherler olmak üzere, tesbih, kalem gibi çeşitli objelerin üzerine resim, heykel ve rölyef çalışmaları yapıyor.Yurt içinde ve yurt dışında birçok sergi açan, aynı zamanda ünlü siyasi liderlere, sporculara ve iş adamlarına da saatler tasarlayan Murat Uçar, AA muhabirine çalışmalarını ve yeni projesini anlattı.'Bin 300 tane saat tasarımım var'Uçar, mikro resim çizmeye bir müzedeki tüm eserleri, bir oda içerisinde sanatseverlerle gösterebilme fikriyle başladığını dile getirerek, ilk olarak minik tablolar içinde 'Mona Lisa' gibi ünlü eserleri yapmaya başladığını söyledi.Bu çalışmaya başlarken kendisini bir çocuk gibi hayal ettiğine işaret eden Uçar, 'Yani bir çocuk çok büyük bir müzeye girdiğinde çok çabuk sıkılabilir. Ama tüm eserlere bir anda minicik minicik büyüteçlerle bakması, 6 yaşındaki bir çocuk için çok önemli olabilir diye düşünmüştüm.' dedi.Sanatçı, daha sonra da bu hayalini bir saatin içine, mücevherin içine sığdırma fikriyle yola çıktığını belirterek, şöyle devam etti:'Aslında bugün bir Louvre Müzesi'ne gittiğinizde günlerce orada kalmanız, orayı tanıyabilmeniz, oradaki nesnel, sanatsal çalışmaları irdeleyebilmeniz için günlerinizi harcamanız gerekiyor. Ama ben oradaki bir sanatsal çalışmayı, en çok sevdikleri tabloyu veya bir manzarayı insanların üzerinde taşınılabilir halde yaparak, (eserleri) daha tanınır ve herkesin göreceği bir hareketlilik haline getirmeye başladım.' Kariyerinde mikro resimlerle başarıyı yakaladığını ifade eden Uçar, yetenekli sanatçı adaylarıyla birlikte çalışmayı hayal ettiğine dikkati çekti.Uçar, üniversite eğitimi sırasında da her zaman farklı bir şeyler yapma arayışında olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:'Bilindik daha önce deneyimlenmiş şeyler değil de (sanatıma) ne katabilirim diye sorgulamaya çalıştım. Yıllarca kol saati tasarımı yaptım. Yaklaşık bin 300 tane saat tasarımım var. Ben bu saatleri tasarlarken hem tasarımcı hem de sanatçı kimliğimi ortaya koydum. Tabii daha sanatçı olmamız için çok daha fazla emek harcamamız da gerekiyor. Saatlerde neyi farklı yapabilirim ve bir birikimim de varken sanatı saatin, bir mücevherin içine nasıl uygulayabilirim diye düşünmeye başladım. 2003'ten beri de bu konu üzerine çok yoğun çalışmalar yapıyorum.' 'Zaman beni sanata dönüşmek için seçti'Tasarım yaparken dünya trendlerini de takip ettiğini aktaran sanatçı, 'Zaten saat veya mücevher dediğimiz materyallerde (tasarım) bir yerden sonra tıkanmaya başlıyor. İçine başka anlam yüklemek gerekiyor. Yani bir hikayesinin olması gerekiyor. 'Hikayesi neyle olabilir' deyince bu da sadece sanatla olabilir.' dedi.Murat Uçar, saat tasarımı yaparken kendisine bir motto belirlediğini söyleyerek, şunları anlattı:'Sanki varoluşum, burada olma sebebim saat ve zamanla ilgiliydi. 'Zaman beni sanata dönüşmek için seçti. Ben zamansız olan saati sanata çeviriyorum.' Bu mottoyu 10 yıldır kullanıyorum ve bugün geldiğim noktada büyük gayretler sonucunda bir yerli firma ile Alman kalitesinde İsviçre makinalarını kullanarak bir marka oluşturma aşamasındayım. Aslında işin sonuna kadar geldik. Bu marka ile beraber geleneksel sanatlarımızın dünyada ne kadar önemli olduğunu ve bizim bu konuda ne kadar yetkin olduğumuzu göstermek için büyük bir çaba içindeyim. Bu geleneksel sanatlarımızın içinde mikro mozaik, mikro painting, gravür, rölyef, çini, kalem işi ve ebru var.''Boyalarımı kendim yapma gibi özel teknikler de kullanıyorum'Saat tasarımlarında zemin astarları ve zemin boyamaları gibi birçok teknik kullandığını belirten Uçar, şu bilgileri verdi:'Bir saat için mesela bir İstanbul resmi isteniliyorsa bu belki birkaç gün sürebiliyor. Leonardo da Vinci'nin 'Son Akşam Yemeği' eserini yorumlamam, yani 360 derece dönen bir masa etrafında duran 12 havarinin resminin olduğu bir tabloyu, saat üzerinde bir buçuk ay sürecinde yaptım. Dolayısıyla bir buçuk ay boyunca günde en az 8 saat çalıştım. Yani zaman olarak tasarımlar çok farklılıklar gösterebiliyor. Mesela Michelangelo'nun Sistine Şapeli'ndeki resimlerin olduğu bir saat yapıyorum. 2 aydır üzerinde çalışıyorum ki henüz yarısındayım.' Uçar, yurt dışında en çok Arap ülkelerinden ve ABD'den talep aldığını dile getirerek, 'Tesbihlerde özellikle Arabistan'ın en büyük camilerinin resimleri, Araplar için kutsal sayılan şahinler çok istenen, talep gören çalışmalar arasında. Daha önce Kuveyt'e tespih üzerine 66 tane İstanbul tablosu ve farklı olarak da 36 padişahın resmini yaptım. Saatler ve mücevherler üzerine yaptığım çalışmalar ise daha çok ABD'den talep görüyor.' şeklinde konuştu.Ağırlıklı olarak saat kasasına ve kadranlarına çizim yapan Uçar'ın 1996'da Türkiye'de 2 bin tasarımcının katıldığı kumaş tasarımı yarışmasından ve 1998'de dünya çapında gerçekleştirilen Gold Trend altın takı tasarımı yarışmasından mansiyon ödülü, 1999'da iseı MSÜ Rektörlük Özel ödülü ve 2016'da ABD'de bir mücevher yarışmasından aldığı ödül bulunuyor.
Gaziantep'teki Sahte Alkol Operasyonunda Yakalanan 13 Şüpheli Adliyeye Sevk Edildi
GAZİANTEP (AA) - Gaziantep'te sahte alkol satışı yapanlara yönelik helikopter destekli operasyonda gözaltına alınan 13 şüpheli, adliyeye sevk edildi.İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince, kent merkezindeki 19 adres ile kırsaldaki bir bağ evine dün düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 13 şüphelinin emniyetteki işlemleri tamamlandı.Sağlık kontrolünden geçirilen 13 zanlı, adliyeye sevk edildi.Polis helikopterinin de destek verdiği operasyonda, 11 bin 200 içki etiketi, 5 bin kapak kapüşonu, 2 bin kapak, 1516 litre etil alkol, 2 bin 956 şişe içki, 884 boş şişe, 260 litre etil alkol, 1 litre anason aroması, 7 litre viski aroması, 5 litre eritilmiş şeker, 48 şişe kaçak içki, 22,5 litre dökme içki ve 1 pompalı tüfek ele geçirilmişti.
Kozmetik Ürünlerinde Kullanılan Sim, Göl Ve Nehirlere Zarar Verebilir
ANKARA (AA) - Kozmetik ürünlerinde kullanılan simlerin, göl ve nehirlere zarar verebileceğine dair kanıt elde edildi. Anglia Ruskin Üniversitesinden Dr. Dannielle Green liderliğinde yapılan araştırmanın bulguları, 'Journal of Hazardous Materials' dergisinde yayımlandı. İngiltere'nin Norfolk bölgesinde Glaven Nehri'nden su, tortu ve bitki örnekleri toplayan bilim insanları, bunlarla laboratuvar ortamında minyatür göletler kurdu. Bilim insanları, göletlere polyester filmden yapılan plastik dolgunun yanı sıra plastik dolgunun toprakta çözünebilir alternatifine, selüloz ya da mika içeren 6 farklı türde sim koydu. Tüm sim türlerinin, su mercimeği ve mikroskobik yosun gibi yaygın bitki türlerinin miktarını azalttığı gözlendi. Simin, toprakta çözünebilir selüloz formunun ayrıca ortamın yabancısı bir sümüklü böceğin sayısını artırdığı belirtildi. Suyla yıkamak yerine temizleyiciyle çıkarılması daha makulUzmanlar, 36 gün sonra izlenen bu durumun uzun vadeli etkisinin ise bilinmediğine işaret etti. Green, BBC News'e yaptığı açıklamada, 'Sim, bir tür mikro plastiktir. Diğer mikro plastiklerle aynı etkilere sahip olabilir ve yüksek miktarlarda çevreye bırakılmamalıdır. Simli makyaj yaptıysanız, suyla yıkamak yerine temizleyiciyle yüzünüzden çıkarıp, çöp kutusuna atmanız daha makul olacaktır.' diye konuştu.
Tekirdağ'da Sahte İçkiden Zehirlenen Kişi Tedavi Gördüğü Hastanede Hayatını Kaybetti
TEKİRDAĞ (AA) - Tekirdağ'da sahte içki zehirlenmesi sonucu hastaneye kaldırılan kişi yaşamını yitirdi.Rahatsızlanması sonrası 2 gün önce Saray Devlet Hastanesine kaldırılan Burhan A. (55), buradaki tedavisi sonrası Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine sevk edildi.Sahte içkiden zehirlendiği belirlenen Burhan A, müdahalelere rağmen hayatını kaybetti.
Kastamonu'da Kovid-19 Tedbirleri Denetiminde 112 Bin Lira Ceza Kesildi
KASTAMONU (AA) - Kastamonu'da, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında yapılan denetimde 97 kişiye 112 bin 200 lira idari para cezası uygulandı.Valilikten yapılan yazılı açıklamada, tedbirlere uyulmasının önemli olduğu vurgulandı.Açıklamada, 8-14 Ekim tarihlerindeki denetimlerde maske takmayan 79, sosyal mesafeye uymayan 6, karantina ve izolasyon tedbirlerine uymayan 5, sigara yasağına uymayan 7 kişi hakkında idari işlem uygulandığı aktarıldı.97 kişiye 112 bin 20 lira idari para cezası uygulandığı bildirilen açıklamada, karantina ve izolasyon kurallarına uymayan 5 kişi hakkında ise TCK'nin 195. maddesi kapsamında suç duyurusunda bulunulduğu belirtildi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, Ortak Paylaşım Forumu'nda Konuştu:
ANKARA (AA) - Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, 'Yeni normalin üretim üssü olmak içinyeni normalin ihtiyaçlarına göre şekillenenbir üretim altyapısına sahip olmamız gerektiğinin de bilincindeyiz ve mevcut altyapımızı Cumhurbaşkanımız liderliğindebu yönde güçlendiriyoruz.' dedi.Oktay, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK)'in ev sahipliğinde gerçekleşen Ortak Paylaşım Forumu'na (OPF) Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nden telekonferans yöntemiyle katıldı. 'Geçtiğimiz yıl 'Birlikte Mümkün Türkiye' diyerek, katılımcı bir yaklaşımla ektiğiniz tohumlardan sonra forumda bu yıl, geleceğin mesleklerini tartışıyor, yeni normalin üretim üssü olarak Türkiye'yi birlikte şekillendiriyoruz.' ifadelerini kullanan Oktay, Kovid-19 salgınınınsosyo-ekonomik etkilerinin dünyayı alaşağı ettiği, hem çalışanların hem de işverenlerin bu durumdan olumsuz yönde etkilendiğini belirtti. Oktay, bu etkilerin Türkiye'deki yansımalarınıen asgari seviyedetutmak için salgınınilk gününden itibaren,çalışma ekosisteminin tüm unsurlarının dikkatle takip edildiğini ve fikir birlikteliği içinde tedbirlerin uygulamaya alındığını söyledi.Salgın sürecinde hükümet tarafından sağlanandestek paketlerinin toplamının yaklaşık 500 milyar lira ile milli gelirin yüzde 10'una ulaştığını vurgulayan Oktay, şöyle konuştu:'9 milyon vatandaşımıza 47,5 milyar lira destek sağlanmıştır. Bu dönemde özel sektörün 127 milyar liralık sabit yatırımı ise 6 bin 296 teşvik belgesiyle desteklenmiştir. Ağustos ayında sanayi üretimi yüzde 10,4 artarak 2018 Ocak ayından bu yana sağlanan en yüksek performansı yakaladı. İhracatımız ise eylül ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 4,8, ağustos ayına göre ise yüzde 28,5 artışla 16 milyar 13 milyon dolar oldu. Sağlanan bu seviye bugüne kadarki en yüksek eylül ayı ihracat rakamıdır. Rekorları hükümet, işveren ve çalışanlarımız el ele vererek birlikte başardık.' Ticaret Bakanlığınca Türkiye'deki e-ticaret altyapısının geliştirilmesi için de e-ticaret sitesi kurulumundan e-ihracat yapılmasına kadar tüm aşamalarda girişimcilerin yanında olduklarının altını çizen Oktay, 'Bunların yanı sıra insan kaynağımızı çağın önceliklerine uyumlu hale getirmek için Yükseköğretim programlarımızı güncelliyor, Hibrid ve Otonom Taşıtlar Teknolojisi, Yapay Zeka ve Veri Mühendisliği, İleri Malzemeler ve Nanoteknoloji gibi programları üniversite bölümlerimize ekliyoruz.' değerlendirmesini yaptı.'Salgın sonrası döneme ümitvar bakıyoruz''Yeni normalin üretim üssü olmak içinyeni normalin ihtiyaçlarına göre şekillenenbir üretim altyapısına sahip olmamız gerektiğinin de bilincindeyiz ve mevcut altyapımızı Cumhurbaşkanımız liderliğinde bu yönde güçlendiriyoruz.' diyen Oktay, şunları söyledi:'Türkiye'yi yeni normalin yükselen gücü yapacak vizyona, Ortak Paylaşım Forum'undan, sizlerden de önemli katkılar geleceğine inanıyorum. Salgın, mevcut küresel tedarik zincirinin bütün dezavantajlarını ortaya çıkararak küresel ticareti olumsuz etkilemiştir. Üretim ve tedarik sisteminde yaşanan aksaklıklar çok uluslu şirketleri, üretim merkezlerini çeşitlendirmeye yönlendirmiş durumdadır. Diğer taraftan globalleşmeden ziyade artık bölgesel merkezler üzerinden yürüyen küresel ilişkileri tecrübe ediyoruz. Üretim ve ticaret ilişkilerinin de bu doğrultuda küreselleşme ile küre-yerelleşme arasında bir yerde konumlanmasını bekleyebiliriz. Dünyamızda yaşanan gelişmelere baktığımızda, ülkemizin potansiyelini göz önünde bulundurarak salgın sonrası döneme Ümitvar bakıyoruz. Yeni normalde yeni küresel sistemin Türkiye'ye sağladığı fırsat ve avantajlara odaklanmış durumdayız.' 'İç pazar kapasitesiyle yeni normalin alternatif üretim üssü olacağız'Oktay, Türkiye'nin coğrafi konum olarak, güçlü, dinamik ve rekabetçi özel sektör ile yetişmiş insan kaynağı altyapısına sahip olduğuna dikkati çekerek, 'İç pazar kapasitemizle yeni normalin önde gelen alternatif üretim üssü olacağız.' dedi. 'Birlikte çalışacak, birlikte üretecek, birlikte kazanacağız.' ifadesini kullanan Fuat Oktay, 18 yıldır savunma sanayi başta olmak üzere bir sektörde elde edilen bilgi ve know-how'ı, farklı sektörlerde ürüne dönüştürme yeteneği kazanıldığını dile getirdi. Katılımcıları Türkiye'nin nitelikli iş gücüne ve sağlam temeller üzerinde yükselen çalışma eko-sistemine daha fazla katkı yapmaya davet eden Oktay, şunları kaydetti:'Sağlık,tarım,enerji,otonom ve bilişim teknolojileri gibi alanlar birkaç örnektir.Aynı zamanda 'özel sektör, kamu ve üniversiteler' ekip olarak,eş güdüm içinde birlikte üretme becerimiz de gelişmiştir. Salgını fırsata çeviren bir Türkiye için sizlerden beklentimiz, ülkemizde stratejik dönüşümlere imkan verecek şekilde küresel gelişmelerin öncüsü olmanızdır.Tüm sendikalarımız yerlileşme,katma değerli yerli üretim ve dijitalleşme odaklı çalışmalar yaparak sürdürülebilir kalkınmada rol üstlenmelidir.Zamanın ruhunu yakalayan bir sendikacılık anlayışı ile insan kaynağımıza hayat boyu değer katacak faaliyetler yapmanızson derece önemlidir.Yeni normalde de ekonomisi güçlü, toplum yapısı sağlam ve dünyaya öncülük eden bir ülke olma yolunda,insanı merkeze alan bir anlayışla, sizlerle omuz omuza yürüyeceğiz.'Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, yeni nesil sendikacılık anlayışıyla ortak paylaşım buluşmalarını başlatan,Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Özgür Burak Akkol ile tüm TİSK ailesine, Hak-İş,Türk-İş vetüm katkı verenlere teşekkür etti.
Reklam
Yemen'de Taraflar Arasında Esir Değişimi Başladı
İSTANBUL (AA) - Yemen hükümeti ile Husiler arasındaki esir takası anlaşması kapsamında 230 Husi'nin serbest bırakıldığı belirtildi.Hükümet kaynaklarından alınan bilgiye göre, Marib kentinden nakledilen Husilerden 230 kişilik ilk grup, Hadramevt vilayetindeki Seyun Havalimanı'na ulaştı. Bu kişilerin Uluslararası Kızılhaç Komitesi'ne (ICRC) ait bir uçakla Eylül 2014'ten bu yana Husilerin kontrolünde olan başkent Sana'ya nakledilmesi bekleniyor. Öte yandan Husiler tarafından alıkonulan sayısı belirtilmeyen mahkumları taşıyan bir uçağın da Seyun Havalimanı'na ulaşacağı kaydedildi.ICRC sözcüsü Yara el-Havace AA muhabirine yaptığı açıklamada, iki taraf arasındaki esir takasını kolaylaştırmak için Yemen'deki bazı havalimanlarında ICRC ekiplerinin bulunduğunu belirtti.Havace, 'Ekiplerimiz dünden beri eski tutuklularla çalışıyor. İşler yolunda giderse, mahkumların serbest bırakılması birkaç saat sonra başlayacak.' ifadelerini kullandı.Husilerin Esir İşleri Sorumlusu Abdulkadir el-Murteza, bu sabah Twitter hesabından yaptığı açıklamada, anlaşmanın uygulanmasıyla ilgili iki gün önce ortaya çıkan sorunların çözüldüğünü ve tüm işlemlerin tamamlandığını aktarmıştı.Murteza, anlaşmanın kararlaştırıldığı gibi bugün ve cuma günü gerçekleştirileceğini kaydetmişti. Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths, 18 Eylül'de İsviçre'de Yemen hükümeti ile Husiler arasında esir ve tutuklular konusunda müzakerelerin başladığını duyurmuştu.İsviçre'nin Montrö kenti yakınlarındaki Glion kasabasında 27 Eylül'de sona eren Yemen Esir Takası Denetleme Komitesinin dördüncü toplantısının ardından, Özel Temsilci Griffiths'in ofisi ve ICRC'den yapılan ortak açıklamada, Yemen hükümeti ve Husilerin, 1081 esir ve tutuklunun derhal serbest bırakılması konusunda anlaşmaya vardığı belirtilmişti.İran destekli Husiler, Eylül 2014'ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgelerin kontrolünü elinde bulunduruyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015'ten bu yana Husilere karşı Yemen hükümetine destek veriyor.BM'nin verilerine göre, Yemen hükümet güçleri ve Husiler arasında 6 yıldır devam eden çatışma nedeniyle 12 bini sivil olmak üzere 112 bin kişi hayatını kaybetti.
Enis Berberoğlu'nun Yeniden Yargılanmasına Yer Olmadığı Kararına İtiraz Edildi
İSTANBUL (AA) - 'Gizli kalması gereken bilgileri açıklamak' suçundan 5 yıl 10 ay hapis cezası alan ve Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararı verdiği Enis Berberoğlu'nun yeniden yargılanmasına yer olmadığı hükmüne itiraz edildi. Enis Berberoğlu'nun avukatları tarafından İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine sunulan dilekçede, öncelikli inceleme ve anayasal hükümlerin uygulanmasının istendiği belirtildi.Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nun Enis Berberoğlu'nun bireysel başvurusuna dair, 17 Eylül'de, 'Anayasa'nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine' dair karar verdiği hatırlatılan dilekçede, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin, Anayasanın 153 ve 6216 sayılı kanunun 50. maddesine aykırı şekilde 'yeniden yargılama yapılmasına yer olmadığına' kararı verdiği hatırlatıldı.'Kararın kaldırılması, yeniden yargılama ve durma' talebiİtirazla ilgili hukuki gerekçelerin sıralandığı dilekçede, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı gereğince yeniden yargılamaya başladığına dair karar alınmasını ve bu kararla birlikte bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği Anayasa Mahkemesince tespit edilen önceki İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 13 Ekim tarihili ek kararının kaldırılması talep edildi. Dilekçede, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin 2. fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması hükmüne uygun olarak, yeniden yargılama kararı verilmesi istendi.Dilekçede ayrıca, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 20 Eylül 2018 tarihli onama kararına bağlı sonuçların geri alınması amacıyla yeniden yargılama kararına bağlı olarak Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223/3-8. maddeleri uyarınca Berberoğlu'nun yargılandığı dosya hakkında ivedi (acil) şekilde 'durma' kararı verilmesi de talep edildi.Ne olmuştu?Berberoğlu, durdurulan MİT tırları görüntülerini Cumhuriyet gazetesine verdiği iddiasıyla yargılandığı davada, 'siyasi ve askeri casusluk maksadıyla devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini açıklamak' suçundan 5 yıl 10 ay hapis cezası almıştı.Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 20 Eylül 2018'de Berberoğlu'nun hapis cezasını onamış, milletvekilliği sona erinceye kadar cezasının infazının durdurulmasına ve salıverilmesine karar vermişti.Yargıtay kararı üzerine tahliye edilen Enis Berberoğlu hakkındaki kesinleşmiş ceza, TBMM Genel Kurulu'nda 4 Haziran 2020'de okunmuş ve CHP'li Berberoğlu'nun milletvekilliği düşürülmüştü. Ertesi gün gözaltına alınan Berberoğlu, yeniden tutuklanarak cezaevine gönderilmiş, aynı gün koronavirüs tedbirleri kapsamında izinli olarak cezaevinden çıkarılmıştı.İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 'gizli kalması gereken bilgileri açıklamak' suçundan 5 yıl 10 ay hapis cezası alan ve Anayasa Mahkemesinin (AYM) hak ihlali kararı verdiği Enis Berberoğlu'nun yeniden yargılanmasına yer olmadığına hükmetmişti. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru yapan Enis Berberoğlu ile ilgili 17 Eylül'de 'hak ihlali' kararı vermiş ve Berberoğlu'nun İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince yeniden yargılanmasına yönelik hüküm kurmuştu. Bu mahkeme de, 13 Ekim'de verdiği kararla, talebin yerindelik denetimi kapsamında kalması sebebiyle yeniden yargılama yapılmasına yer olmadığını oy birliğiyle kararlaştırmıştı.
Reklam
Hayat Ağacı Derneği 16 Yıldır İhtiyaç Sahipleri İçin "Gönül Köprüsü" Kuruyor
SİVAS (AA) - GÖKSEL CÜNEYT İĞDE - Sivas'ta ihtiyaçlarını karşılayamayan engelli, yaşlı ve kronik rahatsızlığı bulunan vatandaşlar, 16 yıldır belediye bünyesinde faaliyet gösteren Hayat Ağacı Derneğince evlerine kadar getirilen yardımlarla hayata tutunuyor. Sivas Belediyesi bünyesinde 2004'te oluşturulan Hayat Ağacı Derneği, hayırseverler ile ihtiyaç sahipleri arasında 'gönül köprüsü' kuruyor.Dar gelirli aileler ve dezavantajlı bireylerin giyimden gıda ve temizlik maddesine kadar tüm ihtiyaçlarını 16 yıldır düzenli aralıklarla karşılayan dernek, hayırseverlerden gelen ayni ve nakdi bağışların toplandığı 'Gıda Bankası' aracılığıyla yardımları ulaştırıyor.Gıda Bankasındaki gişelerden aile fert sayısına göre belirlenen limitteki alışveriş kartını alan ihtiyaç sahipleri, bu kartla, kendileri için oluşturulan marketten her ay düzenli olarak ücretsiz alışveriş yapıyor. Engelli, yaşlı ve kronik rahatsızlığı bulunan dezavantajlı vatandaşların ihtiyaçları ise derneğin özel servis araçlarıyla evlerine götürülerek teslim ediliyor.'Paranın geçmediği bir market sistemi oluşturduk' Sivas Belediye Başkanı Hilmi Bilgin, AA muhabirine, temel belediyecilik hizmetlerinin yanı sıra sosyal belediyecilik alanında Türkiye'ye örnek olan projeleri hayata geçirdiklerini söyledi. Derneğin kentte yaşayan dar gelirlilere her ay düzenli olarak ihtiyaçlarını karşılama imkanı tanıdığını anlatan Bilgin, şöyle konuştu:'Gönül belediyeciliğinin gereği olarak tüm insanımızın gönlüne dokunmaya devam ediyoruz. Tabii bu noktada engellilerimiz, dezavantajlı gruplarımız bizim için çok daha önemli. Özellikle Hayat Ağacı Derneğimiz, bu noktada Türkiye'nin nadir örneklerinden birisidir. Hayırseverlerimizin desteğiyle ve belediyemiz bütçesinden oluşturulan Gıda Bankasına gelen ihtiyaç sahipleri, nasıl bir marketten alışveriş yapılıyorsa aynı şekilde buradan ihtiyaçlarını karşılıyor. Tek farkı, paranın geçmediği bir market sistemi oluşturduk.'Derneğin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemlerde hizmetlerini daha da artırdığına dikkati çeken Bilgin, 'Dezavantajlı gruplar ile yaşlı ve karantinadaki vatandaşların ihtiyaçlarını, sosyal hizmet uzmanlarımız evlerine kadar getirmeye devam ediyor. Bu şehirde her kesimden vatandaşımıza sahipsiz olmadığını hissettirmeye devam edeceğiz.' dedi.Derneğin yardımlarıyla hayata tutunan 2 çocuk annesi 41 yaşındaki Yurdagül Kayakıran ise eşi ve kendisi bedensel engelli olduğundan ihtiyaçlarını kendi başlarına karşılayamadıklarını belirterek, 'Sağ olsun Belediye Başkanımız, Hayat Ağacı Derneği vasıtasıyla ihtiyaçlarımızı evimize kadar getiriyor.' ifadesini kullandı.Yardımlardan 2 yıldır faydalandığını anlatan Esme Kayacıoğlu da hastalandığında ihtiyaçlarının evine kadar getirildiğini kaydetti.
Hayat Ağacı Derneği 16 Yıldır İhtiyaç Sahipleri İçin "Gönül Köprüsü" Kuruyor
SİVAS (AA) - GÖKSEL CÜNEYT İĞDE - Sivas'ta ihtiyaçlarını karşılayamayan engelli, yaşlı ve kronik rahatsızlığı bulunan vatandaşlar, 16 yıldır belediye bünyesinde faaliyet gösteren Hayat Ağacı Derneğince evlerine kadar getirilen yardımlarla hayata tutunuyor. Sivas Belediyesi bünyesinde 2004'te oluşturulan Hayat Ağacı Derneği, hayırseverler ile ihtiyaç sahipleri arasında 'gönül köprüsü' kuruyor.Dar gelirli aileler ve dezavantajlı bireylerin giyimden gıda ve temizlik maddesine kadar tüm ihtiyaçlarını 16 yıldır düzenli aralıklarla karşılayan dernek, hayırseverlerden gelen ayni ve nakdi bağışların toplandığı 'Gıda Bankası' aracılığıyla yardımları ulaştırıyor.Gıda Bankasındaki gişelerden aile fert sayısına göre belirlenen limitteki alışveriş kartını alan ihtiyaç sahipleri, bu kartla, kendileri için oluşturulan marketten her ay düzenli olarak ücretsiz alışveriş yapıyor. Engelli, yaşlı ve kronik rahatsızlığı bulunan dezavantajlı vatandaşların ihtiyaçları ise derneğin özel servis araçlarıyla evlerine götürülerek teslim ediliyor.'Paranın geçmediği bir market sistemi oluşturduk' Sivas Belediye Başkanı Hilmi Bilgin, AA muhabirine, temel belediyecilik hizmetlerinin yanı sıra sosyal belediyecilik alanında Türkiye'ye örnek olan projeleri hayata geçirdiklerini söyledi. Derneğin kentte yaşayan dar gelirlilere her ay düzenli olarak ihtiyaçlarını karşılama imkanı tanıdığını anlatan Bilgin, şöyle konuştu:'Gönül belediyeciliğinin gereği olarak tüm insanımızın gönlüne dokunmaya devam ediyoruz. Tabii bu noktada engellilerimiz, dezavantajlı gruplarımız bizim için çok daha önemli. Özellikle Hayat Ağacı Derneğimiz, bu noktada Türkiye'nin nadir örneklerinden birisidir. Hayırseverlerimizin desteğiyle ve belediyemiz bütçesinden oluşturulan Gıda Bankasına gelen ihtiyaç sahipleri, nasıl bir marketten alışveriş yapılıyorsa aynı şekilde buradan ihtiyaçlarını karşılıyor. Tek farkı, paranın geçmediği bir market sistemi oluşturduk.'Derneğin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemlerde hizmetlerini daha da artırdığına dikkati çeken Bilgin, 'Dezavantajlı gruplar ile yaşlı ve karantinadaki vatandaşların ihtiyaçlarını, sosyal hizmet uzmanlarımız evlerine kadar getirmeye devam ediyor. Bu şehirde her kesimden vatandaşımıza sahipsiz olmadığını hissettirmeye devam edeceğiz.' dedi.Derneğin yardımlarıyla hayata tutunan 2 çocuk annesi 41 yaşındaki Yurdagül Kayakıran ise eşi ve kendisi bedensel engelli olduğundan ihtiyaçlarını kendi başlarına karşılayamadıklarını belirterek, 'Sağ olsun Belediye Başkanımız, Hayat Ağacı Derneği vasıtasıyla ihtiyaçlarımızı evimize kadar getiriyor.' ifadesini kullandı.Yardımlardan 2 yıldır faydalandığını anlatan Esme Kayacıoğlu da hastalandığında ihtiyaçlarının evine kadar getirildiğini kaydetti.
Reklam
Meksika'da, Maya Treni Güzergahında 16. Yüzyıl Öncesinden 2 Binden Fazla Kalıntı Bulundu
MEKSİKO (AA) - Meksika'da uzmanlar, Yucatan Yarımadası'nda inşa edilmesi planlanan yolcu ve yük treni ağı projesi olan 'Maya Treni' güzergahı yakınında, İspanyolların bölgeye gelişinden önceki dönemden kalma yapılara ait 2 binden fazla kalıntı tespit etti.16. yüzyıl öncesi dönemden kalan yapıların bulunduğu alanlar, lazer darbeleriyle yüzeyin yüksek çözünürlüklü, ayrıntılı bir görüntüsünü elde etmek için kullanılan LiDAR yükselti haritalama teknolojisiyle keşfedildi.Lazer yükselti verileri, tren için önerilen güzergahın 366 kilometresi boyunca toplam 2 bin 187 'arkeolojik eseri' ortaya koydu.Kalıntıların bulunduğu bazı alanlarının varlığından daha önce haberdar olan uzmanlar, bunlardan bazılarının ise yeni olduğunu belirtti.'Arkeolojik eser' teriminin, İspanyolların bölgeye gelişinden önceki dönemden kalan bir Maya evinin kalıntılarından veya oyulmuş taşlardan, tapınak platformlarının kalıntılarına kadar pek çok şey anlamına geldiği ifade ediliyor.'Eserlere zarar vermemek için 'özel önlemler' alınması gerekiyor'Her bir yapı türünden kaç tane tespit edildiği belirtilmezken, Meksika Ulusal Antropoloji ve Tarih Enstitüsü, en az 91'inin meydanlar, piramit veya tapınak platformları gibi büyük ölçekli yapılar olduğunu bildirdi.Enstitü, treni inşa edenlerin eserlere zarar vermekten kaçınmak için 'özel önlemler' almaları gerektiğini aktardı.Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador tarafından temmuzda inşası başlatılan 'Maya Treni' hattının, yaklaşık 1500 kilometre uzunluğunda olması bekleniyor.Bölgede, 'su kaynakları ve vahşi hayatı tehdit edeceği' eleştirilerine maruz kalan Maya Treni'nin, diğer yandan 80 bin kişiye iş imkanı sağlaması bekleniyor. Projenin çevreye zarar vereceğini savunarak mahkemeye başvuran bazı Maya toplulukları, bu konuda kendilerine yeterince danışılmadığını veya projenin faydalarının kendileriyle paylaşılmayacağını savunuyor.Bu arada, kalıntı alanlarının keşfinin ise halihazırda tartışmalı projenin ilerleyişini yavaşlatabileceği belirtiliyor.
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesinin Eğitim Yılı Açılışında Konuştu:
ANKARA (AA) - Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ermenistan'ın, işgal altında olmayan Azerbaycan topraklarına da saldırdığını belirterek, Ermenistan'ın bu eylemlerinin savaş suçu olduğunu bildirdi.Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi 2020-2021 Eğitim-Öğretim Yılı'nın açılış konuşmasını online olarak yapan Çavuşoğlu, 1992'de üniversitenin temelini birlikte attıklarını anımsatarak, bu bilim yuvasının Türkiye-Kazakistan kardeşliğinin en güzel yansımalarından biri olduğunu söyledi.Çavuşoğlu, üniversitenin 30 yılda Türk dünyasının başlıca üniversitelerinden biri haline geldiğini, 'özerklik ve uluslararası statüsünün' başarının anahtarlarından biri olduğunu belirterek, özel statünün Kazakistan tarafından korunmasının önem taşıdığını vurguladı. Türkiye-Kazakistan iş birliğinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Kazakistan'ın Kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in samimi dostluğunun da sayesinde sağlam temeller üzerinde inşa edildiğine dikkati çeken Çavuşoğlu, Türkiye için kardeş Orta Asya ülkeleriyle ilişkileri geliştirmenin öncellikli bir milli politika olduğunun altını çizdi.Çavuşoğlu, 2019'da bölge ülkeleriyle yaklaşık 8,5 milyar dolar ticaret hacmine ulaşıldığına, Türk firma ve müteahhitlerinin bölgede faaliyetlerini sürdürdüğüne işaret ederek, 'Geçen yıl açıkladığımız 'Yeniden Asya' politikamızda hem kardeş Orta Asya'ya hem yükselen Asya'nın diğer bölgeleriyle ilişkilerimize yeni öncellikler kazandırdık.' ifadesini kullandı.'Ermenistan, savaş suçu işliyor'Çavuşoğlu, Türkiye'nin çevresinin ihtilaflar ve potansiyel çatışmalarla dolu olduğunu belirterek, 'Bölgemizde zafiyet içinde yönetilemez ve saldırgan devletler var. Ermenistan'ın Azerbaycan'a yönelik son dönemde yeniden artırdığı saldırganlığı, bize bu gerçeği bir kez daha gösterdi.' dedi.Azerbaycan'ın topraklarının yüzde 20'sinin 30 yıldır Ermenistan işgali altında olduğuna dikkati çeken Çavuşoğlu, 'Ermenistan, işgal altında olmayan Azerbaycan topraklarına da saldırıyor. Ermenistan'ın bu eylemleri, savaş suçudur.' ifadesini kullandı.Bu durumda Azerbaycan'ın kendi toprakları ve halkını korumasından daha meşru bir durum olamayacağını dile getiren Çavuşoğlu, bazı aktörlerin Azerbaycan'ın mağduriyetine sessiz kaldığını, 'zalim ile mağduru' aynı kefeye koyduğunu kaydetti. Çavuşoğlu, bu nedenle kardeş ülkelerin Azerbaycan'la dayanışma sergilemesinin büyük öneme sahip olduğunun altını çizerek, 'Türkiye olarak haklı mücadelesinde can Azerbaycan'ın her zaman yanında durduk, durmaya devam edeceğiz.' diye konuştu. 'Türkiye izleyen değil, inisiyatif alan ülkedir'Uluslararası ilişkilerde kapsamlı bir değişim dönemi yaşandığına ve çok merkezli yeni bir dünya düzeni oluştuğuna dikkati çeken Çavuşoğlu, şöyle devam etti:'Güç dengeleri değişiyor. Jeopolitik rekabet artıyor. Kurallara dayalı uluslararası düzen aşınıyor, çok taraflılık zemin kaybediyor. Maalesef popülizm, aşırı milliyetçilik, yabancı karşıtlığı ve İslam düşmanlığı tırmanışta. Bu sınamalar karşısında meselelere erken aşamada müdahil olmak ve gündemi şekillendirmek artık bir zorunluluk haline geldi. Bu doğrultuda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye olarak girişimci ve insani dış politika uyguluyoruz. Artık izleyen değil inisiyatif alan, güçlünün arkasında değil mazlumların yanında bir Türkiye var.''FETÖ tehdidi devam ediyor'Diğer taraftan Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye'yi ilk ziyaret eden liderin Nazarbayev olduğunu hatırlatan Çavuşoğlu, 'Kazakistan'ın milletimizin yanında durarak gösterdiği bu desteği unutmamız mümkün değil. FETÖ tehdidi, maalesef bugün hala devam ediyor.' uyarısında bulundu.FETÖ'nün sadece Türkiye değil, Kazakistan ve diğer kardeş ülkelerin milli güvenliği için büyük tehdit olduğuna dikkati çeken Çavuşoğlu, şunları kaydetti:'(Kırgızistan'da) Karışıklığı körükleyen en önemli aktörlerden bir tanesi FETÖ ve Kırgızistan'da yapılanmasıdır. Türkiye'de hain darbe girişimi olduğu zaman, bizzat ben değişik vesilelerle bu terör örgütünün özellikle kardeş Kırgızistan'da da güçlü bir yapılanma içinde olduğunu vurgulamıştım ve gün geldiği zaman kardeş Kırgızistan'a da zarar verebileceğini hatırlatmıştım. Bugün Kırgızistan'daki kardeşlerimiz bunu kendi gözleriyle bir kere daha gördü.' Çavuşoğlu, öğrencilerden de özellikle FETÖ'nün genç beyinleri zehirleyen faaliyetlerine karşı uyanık olmalarını rica etti. 'Kovid-19 mücadelesinde desteğimiz sürecek'Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele bağlamında, Türkiye'nin kardeş ülkelere ve ortaklara yardımlarının sürdüğünü ifade eden Çavuşoğlu, 'Dünyada yurt dışı insani yardımlarda birinci sıradayız ve bu dönemde de 154 ülkeye tıbbı malzeme desteğinde bulunduk.' bilgisini verdi.Çavuşoğlu, Kazakistan'a da tıbbı malzeme ve ilaçlardan oluşan iki kapsamlı sevkiyatın yapıldığını, salgınla mücadeleye desteğin süreceğini söyledi.
Adana'da Fetö Sanığına 6 Yıl 3 Ay Hapis Cezası
ADANA (AA) - Adana'da FETÖ/PDY soruşturması kapsamında 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan yargılanan eski polis koleji öğrencisi sanığa, 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi.Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tutuksuz sanık A.T.A. ve avukatı katıldı.Cumhuriyet savcısı, esas hakkındaki mütalaasında, sanığın FETÖ'nün sohbet toplantılarına katıldığı, örgütün 'mahrem imamları' ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan cezalandırılmasını talep etti.Savcı ayrıca, A.T.A'nın 2011 yılındaki polis koleji sınav sorularını FETÖ üyelerinden alarak koleje girdiğini belirterek, sanık hakkında 'kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık' suçundan da Adana Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulması yönünde görüş sundu.Sanık A.T.A, hakkındaki suçlamaları reddederek, 'FETÖ üyesi değilim. Örgütün mahrem yapılanmasıyla bir bağlantım yoktur.' iddiasında bulundu.Mahkeme heyeti, sanığı 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdı. Heyet ayrıca A.T.A hakkında 'kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık' suçundan da Adana Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.
Reklam
Brandaların Üzerinde Kurutulan Çeltik Pirince Dönüştürülüp Sofralardaki Yerini Alıyor
ÇANKIRI (AA) - MUHAMMED KAYGIN - Çankırı'da çiftçilerin hasat ettikten sonra brandaların üzerine serip kuruttuğu çeltik, fabrikalarda kabuğundan ayrılıp pirinç oluyor.Türkiye'nin önemli çeltik üretim merkezlerinden Çankırı'nın Kızılırmak ilçesinde çiftçiler, hasat sezonuyla hummalı çalışmalarına başladı.Güneşli havalarda biçerdöverlerle çeltiği biçen üreticiler, araziye branda serip ürünü üzerine sererek kurutma işlemini gerçekleştiriyor. Güneşin altında yoğun mesai harcayan çeltik üreticileri, ilçe girişindeki geniş alana serdikleri çeltiklerini tırmıklarla karıştırarak kurutuyor.Çeltik, kurutulduktan sonra fabrikalara satılıp pirince dönüştürülüyor. Kızılırmak Çeltik Üreticileri Birliği Başkanı Rıfat Koç AA muhabirine yaptığı açıklamada, Çankırı'da 30 bin dönüme yakın arazide çeltik ekildiğini söyledi.Bu sene çeltikte 20-25 bin ton rekolte beklediklerini belirten Koç, 'Geçen sene pirincimizin randımanı daha iyiydi. Havalar sıcak gittiğinden, çeltikler yağmur almadığından randımanımız düşük. O da pirincin rekoltesini etkiliyor. Verim güzel ama randıman yok.' dedi.'Çocuk yetiştirir gibi çeltiğin peşinde gezmemiz gerekiyor'Çeltik üreticilerinden Fikret Göl ise 75 dönüm alana çeltik ektiğini anlattı.Çeltik üretmenin zahmetli bir iş olduğuna, uzun uğraşlar gerektirdiğine işaret eden Göl, 'Çocuk yetiştirir gibi çeltiğin peşinde gezmemiz gerekiyor. Peşinden gitmediğimizde ya suyu kesiliyor ya da böcek geliyor, çeltiği telef ediyor. Bir de domuz var. Tarlalarımızı darmadağın ediyor.' diye konuştu.Hasat edilen çeltiği branda serip tırmıklarla karıştırarak kuruttuklarını aktaran Göl, 'Sabah erken saatlerde geliyoruz, akşama kadar çeltiğin başında oluyoruz. Sürekli karıştırmalıyız. Makinede kurutmak maliyetli oluyor.' ifadesini kullandı.Üreticilerden Osman Orman da kurutma makinelerinin maliyetli olduğunu, ayrıca arazilerinin farklı zamanlarda biçildiği için makinede kurutma yapamadıklarını dile getirerek şöyle konuştu:'Çeltiği güneşin altında 3 günde kurutuyoruz. Brandanın üzerinde yapmak maliyetimizi de azaltıyor. Doğal şekilde kurutulmuş ürünler daha güzel olur. Burada yavaş yavaş, doğal şekilde kurutuyoruz. Bunun lezzete de etkisi oluyor. Sabah 8'den akşam 5'e kadar güneşin altında çalışıyoruz. Yağmur olduğunda sürekli çeltiğin başında oluyoruz. Çadırların ucundan tutup ıslanmamasını sağlıyoruz.'Evvabil Bayram da çeltik üreticiliğinin zorluklarına değinerek sıcak altında çalışmaya alıştıklarını, ürünleri kuruyana kadar yanından ayrılamadıklarını ifade etti.
Yeşilçam'ın Futbolcu Yönetmeni: Memduh Ün
İSTANBUL (AA) - SAADET FİRDEVS APARI - Kariyeri boyunca, yapımcı olarak 124, yönetmen olarak 72, oyuncu olarak ise 48 filmde yer alan Yeşilçam'ın başarılı isimlerinden Memduh Ün'ün vefatının üzerinden 5 yıl geçti.Arif Memduh Ün, polis Mustafa Ün ile Makbule Ün'ün çocuğu olarak 14 Mart 1920'de İstanbul'un Kasımpaşa semtinde dünyaya geldi.Vefa Lisesinden mezun olduktan sonra 1938'de girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinden üçüncü sınıfta ayrılan Ün, futbola ilgisi dolayısıyla, 1940 -1942 arasında BJK Beşiktaş'ta, 1941'in yaz mevsiminde Ankara Demirspor'da oynadı.Yönetmen, senarist, yapımcı ve oyuncu Ün, 1946'da Ankara'da askerliğini tamamladı.Memduh Ün, askerliğinin ardından İstanbulspor ve İETT futbol takımlarında antrenmanlara katıldı. Aynı dönemde Eskişehir Şeker Fabrikası, TCDD ve Elektrik İdaresinde memurluk yaptı.'Damga' filmiyle sinemaya giriş yaptıYapımcı Hürrem Erman'ın teklifi sonucu 1947'de rol aldığı 'Damga' filmiyle sinemaya giriş yapan Ün, 1951'de Hayat Acıları filmlerinde yer aldıktan sonra Arşavir Alyanak ile Yakut Film'i kurarak yapımcılığa başladı.Ün, 1954'te 'Yetim Yavrular' ile yönetmenliğe adım attı. Yapımcılık ve yönetmenliğin yanı sıra si­nema oyunculuğunu da sürdürdü. Yakut Film ve başka şirketlerin filmlerinde oyunculuk yapmaya devam eden Ün'ün, ilk yönetmenlik deneyimi 'Düşman Aşıklar' filmi beklediği ilgiyi görmedi.Usta yönetmen film anılarının yer aldığı 'Memduh Ün Filmlerini Anlatıyor' adlı kitapta bu durumdan şu sözlerle bahsetti:'İlk filmim olacaktı, kendime çok güveniyordum. O güne kadar üretilmiş en iyi filmi yapacağıma inanıyordum.Bitirdiğimde değil en iyi filmi çekmek o güne kadar ülkemde üretilmiş en berbat filmi yapmış olduğumun ayırdına vardım.Ciddi şoka girdim.'Sinemada çocuk yıldızlar dönemini başlattıÜn, 1955'te 'Yetim Yavrular' ile başarıyı yakaladı, 1959'a kadar çoğunda Muhterem Nur'un başrol oynadığı koyu melodram filmler yapmaya devam etti.Başarılı yapımcı, 1958'de yapay bir duygusallık motifi içinde, da­yanışma, karşılıklı sevgi ve gerçekleşmesi olanaksız iyimserlikleri bir arada, büyük kentin küçük insanları çevresinde işleyen 'Üç Arkadaş' filmini yaptı.Filmin ardından büyük bir üne kavuşan yönetmen, 1960'ta Kurtuluş Savaşı'nı konu alan 'Ateşten Damla', 1961'de duygusallığı bu kez küçük çocuk mo­tifinde tekrarlayan 'Ayşecik' filmini yaptı.Ün, 'Ayşecik' filmiyle sinemada çocuk yıldızlar dönemini başlattı. Bu başarısının ardından Arşavir Alyanak ile Yakut Film'de olan ortaklığına son vererek Uğur Film'i kurdu. Bir röportajında 'Ayşecik filminde 4.5 yaşında bir çocuğa ben başrol oynattım. Bugün böyle bir riski hangi yönetmen alır?' diyen Ün, oyuncu seçerken nelere dikkat ettiğini ise şu sözlerle anlatmıştı:'Hikayeyi kafamda canlandırırım. Ve ona uygun insanlar arıyorum. 'Aman çok iyi oyuncu olsun' diye bir kaygım yok. Görüntü olarak oraya uyacak, o karakteri taşıyacak oyuncuyu arıyorum. O kim olursa olsun, 'Ben onu oynatırım' diyorum. İster sokaktan aldığım birisi olsun, isterse başka biri. Zıkkımın Kökü'nü çekeceğim zaman bir kız oyuncu arıyordum. Bir gün, Uğur Film'e gelirken sokakta bir kadın gördüm, yanında da güzel bir kız vardı. Büroya geldiğimde, hemen birini sokağa gönderdim, 'Gidip şu anne ve kızını buraya getirin' dedim. Getirdiler, hakikaten küçük kız filmde oynamak istiyormuş. Hayatında hiçbir filmde oynamamış. O küçük kız, Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü'nü aldı.'Fatma Girik ile güçlü kadın tipleri üzerinden filmlere imza attıÜn, 1961'de Edmund Morris'in 'Tahta Çanak­lar' adlı piyesinden yola çıkarak 'Kırık Çanaklar'ı çekti. Gerçek hayattaki kişileri beyazperdeye olduğu gibi yansıtması ve iki ayrı kuşağın dayanışmasını melodram ögelerinden arınmış olarak ele alması, Kırık Çanaklar'ı hem Ün'ün, hem de Türk sinemasının başarılı yapıtları arasına kattı. 1963'ten sonra Ün, yapımcılık ve yönetmenlik gereğince ticari amaç güden melodramlar, güldürüler, polisiyeler ve yabancı kaynaklı filim, roman, piyes uyarlamaları yaptı. 1994'ten itibaren ise Mimar Sinan Üniversitesinde uygulamalı montaj dersleri verdi. Ayhan Işık ile polisiye ve komedi filmleri yapan Ün, Fatma Girik ile güçlü kadın tipleri üzerinden filmlere imza attı.Filmleriyle 'En İyi Yönetmen' ve 'En İyi Film' gibi ödüllere layık görülen Ün, yerli ve yabancı uyarlamalara yönelerek Orhan Kemal, Kerime Nadir, Graham Green, William Irish, Peride Celal gibi isimlerin eserlerini sinemaya uyarladı.Memduh Ün, 1961'de Türk Filmleri Yarışması’nda 'Kırık Çanaklar' filmiyle, 1966'da 3. Antalya Film Festivali’nde Namusum İçin' filmiyle 'En İyi Yönetmen' ödüllerini kazandı. 1990'da çektiği 'Bütün Kapılar Kapalıydı' filmiyle Antalya Film Festivali’nde en iyi kurgu dalında aldığı ödülle birlikte jüri özel ödülünün de sahibi oldu. 1998 Antalya Film Festivali’nde 'Yaşam Boyu Onur Ödülü'nün sahibi oldu.Yapımcı olarak 124, yönetmen olarak 72 filme imza attı, 48 filmde rol aldıYapımcı olarak 2005'e kadar 124, yönetmen olarak 72 filme imza atan, oyuncu olarak ise 48 filmde rol alan Ün, yetenekle ilgili olarak kitabında 'Ben bir insanın oyuncu, yönetmen ya da ressam doğduğuna inananlardanım. Eğitimi ikincil unsur olarak görüyorum. Başarı ile eğitim doğrudan ilişkilendirilmemeli. Ressamların çoğu akademi mezunu olsalar da Balaban benzeri sanatçılar kolayca çıkabiliyor.' ifadelerine yer vermişti.Memduh Ün 16 Ekim 2015'te 95 yaşındayken Bodrum'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.Oyuncu Olarak 'Sinema Bir Mucizedir', 'Düş Gezginleri', 'Gün Ortasında Karanlık', 'Vazife Uğruna', 'Garip', 'Çarıklı Milyoner', 'Zübük', 'Orta Direk Şaban', 'Bekçiler Kralı', 'Yıkılmayan Adam', 'İnsanlar Yaşadıkça', 'Kırık Hayatlar', 'Yetim Ömer', 'Karadeniz Postası' ve 'Damga' gibi filmlerde rol alan sanatçının yönetmenlik yaptığı filmlerden bazıları şöyle:Yetim Yavrular - 1955Ana Hasreti - 1956Yetim Ömer - 1957Üç Arkadaş - 1958Ayşecik - 1960Kısmetin En Güzeli - 1962Üç Tekerlekli Bisiklet - 1962Belalı Torun - 1962Güneş Doğmasın - 1961Akasyalar Açarken - 1962Yavaş Gel Güzelim - 1963Ağaçlar Ayakta Ölür - 1964Yıldız Tepe - 1965Fakir Çocuklar - 1966Yaprak Dökümü - 1967İnsanlar Yaşadıkça - 1969Sezercik Aslan Parçası - 1972Ağrı Dağı Efsanesi - 1975Cevriyem - 1978Kanlı Nigar - 1981Garip - 1986Gün Ortasında Karanlık - 1990Yer Çekimli Aşklar - 1995Sinema Bir Mucizedir / Büyülü Fener - 2005
Reklam
Suç Kaydı Olan Oğlunu Öldüren Baba: 'Başkasına Zarar Vermesin Diye Yaptım'
Bursa'da oğulları Şenol Rençber'i (34) başına levye ile vurduktan sonra bıçaklayan ardından da iple boğup, cesedini yol kenarına bırakan baba Telat Rençber (59) ile anne Ayşe Rençber'in (54) yargılanmasına başlandı. Tutuklu sanıklardan anne Ayşe Rençber, 'Oğlum uyuşturucu bağımlısıydı. Bir keresinde bana zorla uyuşturucu içirip tecavüz etmeye kalktı' derken, baba Telat Rençber, 'Oğlumu öldürme kastım yoktu. Yaralı halde yol kenarına bıraktım. Oradan biri alır görür de hastaneye götürür diye düşündüm. Çok pişmanım' diye konuştu.
Altın Almak İçin Adana'dan Manisa'ya Gelen Kişiyi Dolandırılmaktan Polis Kurtardı
MANİSA (AA) - Telefonda anlaştığı kişiden altın almak üzere Adana'dan Manisa'ya gelen kişi, polisin durumu fark etmesi üzerine dolandırılmaktan kurtuldu. Alınan bilgiye göre, polis ekipleri, şüpheli davranışları nedeniyle bir bankadan kredi çekmek isteyen V.G. (65) ile görüştü. V.G, telefonuna gelen mesaj üzerine temas kurduğu kişiden yüklü miktarda altın satın almak üzere Adana'dan Manisa'nın Salihli ilçesine geldiğini anlattı. Polis ekipleri, altın alışverişi yapılacak noktada H.Y'yi (29) yakaladı. Zanlının yanında getirdiği poşette, üzerinde tuğra bulunan 255 adet sahte altın ele geçirildi. Emniyetteki işlemlerin ardından adliyeye sevk edilen H.Y. tutuklandı.
Görüş - Yükseldikçe Çevrelenen, Yalnızlaşan Çin'in Sorunları
İSTANBUL (AA) -ABDÜRREŞİT CELİL KARLUK- Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) sosyalist ideolojinin “Çin tarzı sosyalizmi”, kapitalizmin ise “Çin tarzı sosyalist piyasa ekonomisi” ile yönetilen, yüzlerce etnik grubun ve yasalarınca özerklik tanınmış 55 azınlık milliyetin bulunduğu, 9,6 milyon kilometrekarelik topraklarında yaklaşık 1,4 milyarlık bir nüfusu barındıran, beş özerk, iki yüksek muhtar bölge ile 22 eyalete ayrılmış idari yapısı olan bir ülkedir. ÇHC’nin resmî verilerine göre, hukuki statüsü ve özerkliği bulunan azınlıkların toplam nüfusunun ülke nüfusundaki oranı yüzde 10 dolayındadır ve Çin topraklarının yüzde 65’i azınlık milliyetlerin bölgesidir.Çin Komünist Partisi (ÇKP) yönetimi 1980 sonrası başlattığı “Reform ve Açılım”, 1992 sonrası uygulamaya koyduğu “Çin Tarzı Sosyalist Piyasa Ekonomisi” sistemi ile ekonomi ve endüstri alanında istikrarlı bir yükseliş yakalamış, 2002 sonrasında Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) üyeliğiyle küresel ticarette elde ettiği büyük avantajlarla yükselişini sürdürerek küresel siyasette de artık ağırlığını daha fazla hissettirmeye başlamıştır. Modern çağda ilk defa dünyanın ikinci büyük ekonomisi unvanını elde eden Çin yönetimi, günümüzde birbirinden çetin iç ve dış sorunlarla boğuşmaktadır.ÇHC yükselen ekonomisi ve gelişen endüstrisinin hammadde ve pazar ihtiyacını giderebilmek için yurtiçi ve dışında birbirinden farklı mikro ve makro ölçekli projeleri ve onlara uygun stratejileri hayata geçirmiştir ve gelişmiş ülkelerde daha fazla pazar elde etmenin yanında, stratejik şirketleri satın almaya da önem vermektedir. 2012’de ÇKP liderliğini elde eden Şi Cinping tarafından ortaya atılan ve ÇHC’nin resmi söylemine dönüşen “Çin Rüyası”, ÇKP’nin kuruluşunun 100. yılı olan 2021 yılında orta halli refah toplumu inşasını kapsamlı bir biçimde tamamlamayı ve ÇHC’nin kuruluşunun 100. yılı olan 2049’da ise müreffeh, güçlü, uyumlu, çağdaş Çin tarzı sosyalist bir ülke kurmayı, böylece Çin halkının büyük yükselişini öngören idealini gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Bu ideal ile eş zamanlı olarak ortaya atılan “Kuşak-Yol” projesinin işbu idealin gerçekleştirilmesinde önemli bir hegemonik girişim olduğu fikri alanın uzmanlarının nezdinde ağır basmaya başlamıştır. Bir yandan Çin’in Kuşak-Yol projesinin hayata geçirilmesi için ayırdığı milyarlarca dolarlık muazzam bütçe ve fonlar, ilgili güzergâhtaki ülkelerle kurulan açık ve gizli ilişkiler, satın almalar ve bu minvalde uygulanan borç diplomasisi, diğer taraftan ABD ile artan zıtlaşmalar ve ticaret savaşları, Çin’in “gizli planlarını” daha fazla açığa çıkarırken Çin rüyasının gerçekleşmesini zorlaştıran unsurların da artmasına neden olmaktadır.Özellikle Donald Trump yönetiminin Çin’i ABD’nin güvenliği ve dünya barışı için “tehdit” olarak görmesiyle başlayan ticaret savaşlarının gölgesinde ortaya çıkan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında Çin’in sergilediği tutum ve salgının en fazla ABD’de zarara yol açması sonucunda devam eden karşılıklı suçlamalar, Çin-ABD rekabetinin artık geri dönüşü zor bir zıtlaşmaya evrildiğini göstermiştir. Batı daha önceleri pek gündeminde tutmadığı, Çin’deki insan hakları ihlalleri başta olmak üzere, Doğu Türkistan’daki Müslüman Türklere yönelik kamp uygulamalarına daha fazla odaklanarak ÇKP’nin küresel “zarar ve tehdit” olduğu tezini meşrulaştırmaya başlamıştır. Ayrıca, Çin halkı ile ÇKP’yi ayrıştırarak ÇKP’yi şeytanlaştıran söylem ve icraatlar Batı’da, özellikle ABD’de yaygınlık kazanmış durumdadır. Örneğin ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri (USCIS) ABD’ye göç etmek isteyen ÇKP üyelerine 2 Ekim’de vize yasağı getirmiştir. Bu gelişmelerin çevrelenen Çin’i daha zor durumda bırakacağı kesindir.ÇKP içindeki muhaliflerini bertaraf eden Şi Cinping parti tüzüğü ve ilgili kanunlarda değişiklik yaparak kendisini partinin ve ülkenin tek ve mutlak lideri haline getirmiştir. ÇKP liderliğinde var olan (kısmî) istişare ve kısmî eleştiri kültürü de yok edilerek partide Şi’ye methiye düzen takım baskın hale gelmiştir. Bu gidişat Şi iktidarının uluslararası eleştiri, baskı ve yaptırımlar karşısında daha fazla şahinleşmesine, hata üstüne hata yapmasına, ülkesinde ve bölgesinde istikrarı bozucu bir aktöre dönüşmesine de neden olmaktadır.ÇKP farklılıklarla mücadeleyi içeriden başlatmak için, 1990’ların başından itibaren Çin anayasası başta olmak üzere bölgesel özerklik yasası, dini inanç, dil-yazı yasalarını özerklik hakkı bulunan azınlıklar için işletmemiş, özellikle Doğu Türkistan ve Tibet’te 1997 yılından itibaren ilgili yasaları neredeyse hiç uygulamamıştır. Tibet ve Doğu Türkistan’a gönderilen ÇKP sekreterleri, ilgili Çin yasalarına aykırı, fakat ÇKP’nin Müslüman Türkleri ve Tibetlileri Çinlileştirme, toplu cezalandırma ideolojisine uygun düşen politik genelge ve yönetmeliklerle, bölge yerlisi halkların hayatını cehenneme çevirmiştir. Bu tarz uygulamalar Şi iktidarı ile zirve yapmış, Çin’deki tüm etnik, dini, kültürel ve fikri farklılıklar şiddetle baskılanmış, hatta 2016’da yurtdışıyla bağlantıları tamamen kesilen Uygur Türkleri milletçe toplama kamplarına tıkılmış, akıl almaz işkencelere maruz bırakılmışlardır.Şi yönetimi 2013’ten beri azınlık bölgeleri başta olmak üzere, Çinlilerin Falun tarikatı ve diğer çeşitli inanç gruplarına yönelik tahkikat ve baskıların dozunu misliyle artırmış, Doğu Türkistan’daki zulmü biyolojik, kültürel ve ekolojik soykırıma dönüştürmüştür. Yüksek muhtar bölge olan Hong Kong’un muhtariyetini gölgeleyecek icraatlara girişerek Hong Konglular ile karşı karşıya gelmiştir. Hong Konglular gasp edilen haklarını geri almak için neredeyse bir yıldır sokak mücadelesine çetin şartlarda devam etmektedir.Son yıllarda Batılı ülkeler Doğu Türkistan, Tibet ve Hong Kong’ta ÇKP rejiminin gerçekleştirdiği hak ihlallerini daha fazla gündemlerinde tutarak, uluslararası toplumun emsali görülmemiş bir şekilde Çin’i eleştirmesine, kınamasına hatta yaptırım uygulamasına ön ayak olmaktadır. Örneğin Doğu Türkistan’daki Çin vahşeti üzerine ciddi veriler ile rapor yayınlayan Avustralya Stratejik Siyaset Enstitüsü (ASPI) yayımladığı son raporunda, Çin’in toplama kampları olduğu düşünülen 380’den fazla bina ve tesisin yerini tespit ettiğini bildirmiştir. Çin’in son üç yıldır o kadar eleştiri ve baskıya maruz kalmasına rağmen bölgedeki kamp inşaatına hâlâ devam ettiğini, Temmuz 2019-Temmuz 2020 döneminde bölgedeki 61 merkezde yeni inşaat ve genişletme çalışmalarının yürütüldüğünü, 14 merkezde ise halen inşaat çalışmalarının sürdürüldüğünün gözlendiğini belirtmiştir. Ayrıca araştırmacılar yeni inşa edilen merkezlerin yüzde 50’sinin yüksek güvenlikli olduğunu, bunun düşük güvenlikli “yeniden eğitim merkezlerinden” yüksek güvenlikli “gözaltı merkezi ve hapishanelere” doğru bir politika değişikliğine işaret edebileceğini söylüyorlar.Aynı enstitünün (ASPI) bir diğer araştırması olan “Kültürel Silme” adlı raporunda ise şu bilgiler delilleriyle sunulmuştur: “Uydu görüntüleri desteğiyle Sincan’da yaklaşık 16 bin caminin (toplamın yüzde 65’i), çoğunlukla 2017’den bu yana hükümet politikaları nedeniyle yıkıldığı veya hasar gördüğü tahmin edilmektedir. Ayrıca yaklaşık 8 bin 500 cami tamamen yıkılmış olup bu camilerin yerle bir edildiğinin görüntüleri vardır”. Bu çalışmaya göre, Doğu Türkistan’daki İslami açıdan önemli yerlerin en az yüzde 30’unun büyük ölçüde 2017’den beri yıkıldığı, yüzde 28’inin ise hasar gördüğü veya bir şekilde dönüştürüldüğü belirtilmiştir.Uygurların dili, müziği, estetiği, eğlenceleri, evleri, ekolojik muhitleri ve hatta diyetleri dahi Çinlileştirilirken veya ortadan kaldırılırken, Uygur Türklerinin sosyal ve kültürel yaşamını Çinlilik ekseninde yeniden şekillendirmek için gayri insanî bütün zorlayıcı çabaları sürdürürken, somut kültürel mirasları, örneğin binlerce yıllık türbeleri, mezarları, tarihi mekanları ve mimarileri aktif olarak silinirken Türk-İslam ülkelerinin ÇHC’ye karşı çıkmaması ÇKP’ye büyük cesaret vermiş görünüyor. UNESCO’nun, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi’nin (ICOMOS) ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) da Doğu Türkistan’daki kültürel yıkıma dair kanıtların giderek artmasına rağmen hâlâ ses çıkartmayışı da düşündürücüdür.Aynı strateji gereği Çin, komşu ülkeleri kendi hegemonyasına çekmeye veya kendi tezlerini kabul etmeye zorlamıştır. Son on yılda Çin’e komşu olan ülkelerdeki Çin korkusu artmaktadır. Çin’in komşularına yönelik giderek artan saldırgan ve tehditkâr tutumu onların farklı ittifak arayışlarına girmesine neden olmuştur. Özellikle denizlerde kıyısı bulunan ülkelerle yaşadığı sorunları yönetemeyen Çin doğrudan ABD, Avusturalya, Japonya gibi gelişmiş ülkelerle, hatta kendisiyle aynı ideolojik kökene sahip Vietnam ile dahi çıkar çatışmasına girmiştir. ABD’nin “Asya’ya Dönüş” stratejisi, bu gelişmeler ışığında Çin tehdidini doğrudan hisseden Doğu ve Güney Asya ülkelerinin aktif iştirakiyle daha da pekişerek gayri resmî bir ittifaka dönüşmüştür. Bu ittifak esasında Çin’i denizlerden çevrelemektedir.Çin’in çeşitli ülkelere sağladığı kredilerin bir nevi borç tuzağı olduğu, borcunu ödeyemeyen ülkelerin -Sri Lanka örneğinde olduğu gibi- stratejik limanlarını Çin’e devretmek durumunda kaldığı gibi gerçekler, Çin’in yeni sömürgeci olarak algılanmasına, birçok ülkenin kamuoyunda da “Çin tehdidi” tezinin yaygınlaşmasına neden olmuştur. Pew Araştırma Merkezi’nin yayımladığı “Çin hakkındaki olumsuz kanaatler pek çok ülkede tarihi zirvesine ulaştı” başlıklı araştırma raporunda, 10 Haziran-3 Ağustos 2020 tarihleri arasında 14 ülkeden 14 bin 276 yetişkinle telefonla yapılmış bir anket, Çin’e yönelik güvensizliğin tüm ülkelerde bugüne kadarki en yüksek düzeye ulaştığını göstermiştir. Ankete katılan Japonların yüzde 86’sı, Fransızların yüzde 85’i ve Avustralyalıların yüzde 81’i Çin’e karşı güvensizliklerini dile getirmiştir. Olumsuz görüş bildirenlerin oranı Güney Kore’de yüzde 75, İngiltere’de yüzde 74, ABD, Kanada ve Hollanda’da yüzde 73’tür. Katılımcılar arasında görüşlerin dağılımında gelir ve eğitim düzeyine bağlı belirgin farklar görülmediği, ağırlıktaki olumsuz görüşün toplumların farklı kesimlerince paylaşıldığı belirtilmiştir.ABD ve müttefiklerince denizlerden kuşatılan ÇHC, uluslararası arenada da yalnızlaşmakta, özellikle ekonomisi ve demokrasisi gelişmiş ülkeler tarafından giderek adeta “istenmeyen ülke” ilan edilmektedir. Bunun belirgin nedenlerinden biri, yukarıda üzerinde durulan, ÇHC’nin dış politikadaki hırslı ve saldırgan tavrı ile Batı’nın eski sömürge bölgelerinde veya etki alanlarında doğrudan çıkar çatışmasına girişmesidir. Çin’in vatandaşı olan Uygurlara yönelik uyguladığı biyolojik, kültürel ve ekolojik soykırımından vazgeçmemesi, azınlıklara, farklı inanç gruplarına yönelik Çinlileştirmeyi hızlandırması, Hong Kong’un muhtariyeti ve demokrasisini ortadan kaldırma girişimleri, Tayvan’a yönelik artan tehditkâr tutumları Batı’daki imajının daha da kötüleşmesine neden olurken, Batı ile rekabetinde daha fazla zafiyet göstermesine de neden olmaktadır. Bu bağlamda, ABD Kongresi başta olmak üzere çoğu gelişmiş ülkenin parlamentoları ÇKP rejiminin Doğu Türkistan ve Hong Kong’ta evrensel yasaları çiğneyen uygulamalarına karşı çeşitli yasalar çıkartmakta ve yaptırımlar uygulamaktadır. 7 Ekim 2020 tarihinde Almanya’nın BM Daimi Temsilcisi Christoph Heusgen BM Genel Kurulu’nda 39 ülke adına ortak açıklama yaparak Doğu Türkistan’daki hak ihlallerinin endişe verici boyutlarda olduğunun altını çizmiş, Doğu Türkistan’daki toplama kamplarında zorla tutulan milyonlarca Uygur Türkünün derhal serbest bırakılması için acil çağrıda bulunmuştur. Bununla birlikte, 39 ülkenin Birleşmiş Milletler’i Çin hükümetinin Doğu Türkistan’daki sistematik baskı ve asimilasyon politikalarına karşı acilen göreve çağırması ise Çin’e karşı atılması muhtemel adımların habercisi gibidir. Çin’in yumuşak gücünün en başat aygıtı olan Konfüçyüs Enstitüleri ideolojik kampanya ve casusluk faaliyetlerinde bulunduğu gerekçesiyle Batı’da birbiri ardınca kapatılmaktadır.Türkiye de 6 Ekim 2020 tarihli BM Genel Kurulunda resmi olarak Çin’in Uygur Türklerine yönelik zulmünü kınamıştır. Çin’in Ankara Büyükelçiliği ise bu kınamayı geciktirmeden sert bir şekilde eleştirmiştir. Konu ile alakalı olarak Türk Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise Twitter hesabından yaptığı paylaşımında, Türkiye’nin Doğu Türkistan’da cereyan eden vahşete artık daha fazla seyirci kalamayacağının sinyalini vermiştir.[Araştırmalarını Çin’in etno-sosyal yapısı, Çinlilik, Çinlilerin ötekilere bakışı, Çin tarzı asimilasyon, Doğu Türkistan araştırmaları alanında sürdüren Prof. Dr. Abdürreşit Celil Karluk Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi ve Doğu Asya Araştırmaları Dergisi (DAAD) yayın yönetmenidir]“Görüş” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansı’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Reklam