onedio
Dikey Bahçeler Havadaki Kirleticileri Filtreliyor, Sera Gazı Salınımını Azaltıyor
İSTANBUL (AA) - ZEYNEP RAKİPOĞLU - Çevre Mühendisi Prof. Dr. Mustafa Öztürk, dikey bahçe sistemlerinin havadaki kirleticileri filtre ettiğini belirterek, 'Aynı zamanda karbondioksit dediğimiz sera gazı salınımının azalmasına neden oluyor. Ayrıca bulunduğu bölgenin iklimini pozitif etkiliyor.' değerlendirmesini yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin (İBB) şehir genelinde kara yolu kenarındaki duvarlarda bulunan dikey bahçeleri kaldırarak, yerine 'Konuşan Duvarlar Projesi' kapsamında grafiti çalışması başlatması tartışmalara yol açtı. Daha önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarlığı ve Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Çevre Mühendisliği Bölüm Başkan Yardımcılığı, İBB Çevre Koruma ve Geliştirme Daire Başkanlığı görevlerinde bulunan Çevre Mühendisi Prof. Dr. Mustafa Öztürk, dikey bahçelerin kaldırılmasına ilişkin, AA muhabirine değerlendirmede bulundu. İstanbul'da kişi başına düşen yeşil alanın kent genelinde yaklaşık 5 metrekare olduğunu, Avrupa ülkelerinde kişi başına 15 ile 50 metrekare arasında yeşil alan düştüğünü dile getiren Öztürk, Dünya Sağlık Örgütü'nün şehirlerde kişi başına düşen yeşil alanın asgari 9 metrekare olmasını istediğini aktardı. Yaklaşık 15 milyonu barındıran İstanbul'un yeşil alan fakiri bir şehir olduğunu, bunun insan sağlığı ve ekolojik denge üzerinde olumsuz etkiler meydana getirdiğini ifade eden Öztürk, kentteki yeşil alan miktarının artırılması için Millet Bahçeleri gibi yeni park alanları yapılması, dere yataklarının ve yolların yeşil koridorlara dönüştürülmesi, sahillerin ağaçlandırılması ve yeşil olmayan dokuları yeşil alana dönüştürücü planların uygulamaya konulması gerektiğini belirtti. Bu önemli projelerden birinin de Avrupa ve Amerika'nın birçok şehri ile dünyadaki pek çek ülkede yaygın olarak uygulanan dikey bahçe ve yaşanabilir duvar sistemi olduğuna işaret eden Öztürk, çoğu şehirde ekolojik hayatı yaşatmak ve kişi başına düşen yeşil alanı artırmak için dikey bahçeler yapıldığını anlattı. İstanbul'da bugüne kadar yapılan yeşil duvarların 45 bin metrekare, Berlin'de ise bu değerin yaklaşık 250 bin metrekare olduğunu kaydeden Öztürk, şöyle konuştu:'Dikey bahçelerde amaç, şehrin havasını kaliteli hale getirmek, egzozdan çıkan kirlilikleri azaltmak. Egzozdan çıkan kirleticiler insan sağlığı ve çevre için çok zararlı. Buradan da en fazla çıkan kirleticilerden bir tanesi azot oksitler, diğeri de PM2.5 ve PM10 dediğimiz ince partikül maddeler. Bu partiküller solunum yoluyla ciğerlere kadar ulaşıyor ve sağlık üzerinde çok ciddi olumsuz etkiler meydana getiriyor. Hava kirliliği ölçümünün insan sağlığı üzerindeki bağlantısını kurarken 2 kirleticiye bakarız. Birincisi azat oksit, ikincisi de PM2.5 kirleticileri. Bu iki kirletici artarsa o şehirde ölüm ve hastalık oranları da artar. Bu kirleticileri durdurmak için yeşil koridorlar, yeni park alanları ve yeşil duvarlar yapılmalı.''60 metrekarelik dikey bahçe yılda 40 ton hava kirleticisini filtreliyor' Dikey bahçelerin sadece Türkiye'de değil, dünyanın değişik ülkelerinde de uygulanan bir metot olduğunu dile getiren Öztürk, 'Bu gelecekte ülkelerin daha fazla yayınlaştıracağı ve uygulayacağı bir teknoloji. Türkiye de bu teknolojiye uzak kalmamalı. Yıkarak değil de yaparak, daha kaliteli hale getirerek, şebeke suyu yerine yağmur suyunu kullanarak ve sistemi iyileştirerek bu yapı daha iyi noktaya taşınabilir.' değerlendirmesinde bulundu. Prof. Dr. Öztürk, dikey bahçe sistemlerinin sağladığı yararlara ilişkin şu bilgileri verdi:'Bu yapılar havadaki kirleticileri filtre ediyor. Aynı zamanda karbondioksit dediğimiz sera gazı salınımının azalmasına neden oluyor. Ayrıca, bulunduğu bölgenin iklimini pozitif etkiliyor. Mesela, 60 metrekarelik bir alandaki dikey bahçe uygulaması, bulunduğu ortamda yılda 40 ton hava kirleticisini filtre ediyor. Egzozlardan çıkan ağır metalleri önemli oranda filtre ediyor. Yani 60 metrekare bir alanda 15 kilogram ağır metali filtre edebiliyor. Ağır metaller de solunum yoluyla ciğerlere kadar ulaştığında kanser etkisi yapıyor. Öte yandan, 1 metrekare alanda 2,3 kilogram karbondioksiti yutuyor, yani emiyor. Yerine de yine 1 metrekarede 1,7 kilogram oksijen yani taze hava salımlıyor. Böylece bulunduğu yerde denge sağlanıyor.' 'İnsanların yoğun olduğu yerlerde canlıyı kaldırıp da cansıza dönülmez'Dikey bahçeler konusunda İBB'nin çözüm odaklı davranması, sistemi ekonomik olarak işletecek modeli araştırarak, iyileştirme yapması gerektiğini dile getiren Öztürk, 'Bir yerde can var, hava kirliliğini ve sera gazını azaltıyor, yeşil alanı artırıyor. İnsanların daha mutlu ve huzurlu olmasına katkı sağlıyor, stresini ve asabiyetini azaltıyor, moralini düzeltiyor. Böyle olumlu ve pozitif etkisi var. Siz bunların hepsini kaldırıyorsunuz. Çevre profesörü olarak diyorum ki bunu iyileştirseydiniz, canlandırsaydınız, cansız bir şeye yönelmeseydiniz. İnsanların yoğun olarak geçtiği yerlerde cansız bir yapı yapılmaz, canlıyı kaldırıp da cansıza dönülmez. İtirazım buna. Zaten İstanbul beton yığını, beton yığınının içinde yine bir beton yapıyı göze alıp bu şekle dönülmez. Park ve Bahçeler Daire Başkanı da bunu savunamaz. O da bir profesör, orada öyle bir fotoğraf veremez. Çünkü o, şehrini canlandırmak ve yaşatmak için uğraşmalı, betonlaşmak için uğraşmamalı.' ifadelerini kullandı. Öztürk, beton üzerine grafiti uygulamalarının yağış rejiminden etkilenmeyen, tren ve metroların geçtiği yer altlarındaki galerilere yapılabileceğini söyledi. Dikey bahçe sistemlerinin insan trafiğinin yoğun olduğu, ağaçla, çalı ve bitkilerin olmadığı, toprağın minimum seviyede olduğu ya da hiç olmadığı cadde, yol ve meydanlarda uygulanabileceğini belirten Öztürk, şunları kaydetti:'Dikey bahçe sistemi 2 şekilde uygulanabilir. Birincisi, etrafında hiç toprak olmayan duvarların yeşil alana dönüştürülmesi. Duvarda yeşilliklerin yerleştirilmesi için alt yapı hazırlanıyor. Sonra çeşitli bitki türleri saksılarla yerleştiriliyor ve bu alanlar canlı hale getiriliyor. İkincisi de üst kısmı toprak olan duvarların yeşillendirilmesi. Bu konuda İBB'deyken sarmaşık türünü çok önemsedik ve yoğunlaştırdık. Üst kısmında toprak olan duvarlara sarmaşıklar ektik ve onu yola saldık. Böylece yoldaki o çirkin görüntüyü yok edip, sarmaşıklarla bu doğal örtüyü korumak mümkün.''Keşke yeşil alandan değil de başka alanlardan tasarruf edilse'Prof. Dr. Öztürk, dikey bahçelerin ve yeşil koridorların artırılmasının önemini vurgulayarak, 'Yurt dışındaki örnek incelenmeli ve geliştirilmeli. İstanbul'da yeşil alan bakımından yapılacak birçok iş var. Yıkarak değil, yaparak geliştirmek gerek. 'Tasarruf edeceğiz.' deniliyor. Keşke yeşil alandan değil de başka alanlardan tasarruf edilse. Pahalılığa devam edilmesini de kesinlikle kabul etmiyorum. Bunun ekonomik hale getirilerek, geliştirilmesini öneriyorum. Betonları boyayarak İstanbullunun havasına nefes verilmez. İstanbul'un yeşil alana ihtiyacı var.' diye konuştu. Meksika'da dikey bahçe ve yeşil koridor uygulamalarında şebeke suyu yerine yağmur suyu kullanıldığını, akıllı sulama, gübreleme ve ilaçlama tekniğiyle bitkilere can verildiğini anlatan Öztürk, dikey bahçelerde bulunulan yerin iklim şartlarına uygun bitki ekiminin önemine dikkati çekti. 'Yeşil alan candır, kelebektir, kuştur, arıdır, börtü böcektir.' diyen Öztürk, yeşil alanların sadece insanlar değil bütün canlılar için gerekli olduğunu sözlerine ekledi.
İsedak Sermaye Piyasası Düzenleyicileri Forumu Yıllık Toplantısı Gerçekleştirildi
İSTANBUL (AA) - İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK) tarafından düzenlenen Sermaye Piyasası Düzenleyicileri Forumu'nun 9'uncu yıllık toplantısı 13-14 Ekim'de çevrimiçi olarak gerçekleştirildi.Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) açıklamasına göre, İSEDAK'a üye ülkelerin sermaye piyasası kurumlarına yönelik düzenlenen foruma Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Filistin, İran, Kuveyt, Lübnan, Malezya, Maldivler, Pakistan, Tunus, Türkiye ve Ürdün'den yetkili otoritelerin temsilcileri katıldı. Öte yandan Arap Sermaye Piyasası Düzenleyici Otoriteleri Birliği, Batı Afrika Ülkeleri Merkez Bankası, İslam Ülkeleri İstatistik, Ekonomik, Sosyal Araştırma Eğitim Merkezi (SESRIC) ve İSEDAK Koordinasyon Bürosu da foruma katılım sağladı. Forumun bu yılki toplantısında, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında ülkelerin sermaye piyasası otoritelerinin finansal piyasalarının işleyişine ilişkin aldığı tedbirler, Kovid-19 sonrası sürdürülebilirlik ve finansal teknolojiler (FinTech) alanında beklenen değişimler, İSEDAK Gayrimenkul Değerler İşlem Linki (Crescent Link), İslami Finans-FinTech çalışmaları, Azerbaycan Merkez Bankası ve Sermaye Piyasası Kurulu tarafından gerçekleştirilen teknik iş birliği çalışmaları değerlendirildi.Temel amacı 'İİT'ye üye ülkelerde sermaye piyasası alanındaki düzenleyici otoritelerin idari kapasitelerinin artırılması, sermaye piyasaları ve muhtemel iş birliğinin geliştirilmesi' olan foruma ve toplantıya ilişkin bilgilere 'http://www.comceccmr.org' bağlantısından ulaşılabiliyor.
Peugeot, Yeni Ürünlerini "Peugeot Show" İle Tanıtacak
İSTANBUL (AA) - Peugeot, yeni amiral gemisi ürünlerini 'Peugeot Show' ile sanal ve canlı ortamda tanıtacak. Peugeot'dan yapılan açıklamaya göre, yenilikçi çözümler sunan Peugeot, bu ay hem sanal hem de canlı ortamda çok özel bir etkinlik düzenliyor. Marka, bu kapsamda düzenlediği 'Peugeot Show'da yeni amiral gemisi ürünlerini etkileyici bir 3D fuar ile tanıtacak. Buna bağlı olarak stant ziyaretinden sipariş aşamasına kadar tüm müşteri yolculuğu dijitalleşecek.Paris Otomobil Fuarı'nın (Mondial de l'Auto) yokluğunda, Peugeot Store'un tanıtımı ile müşterilerin yeni araçlarını satın almalarına ve finansman koşulu seçimlerine, eski araçlarına takas desteği verilmesine ve yeni araçlarının ücretsiz olarak teslim edilmesine olanak tanıyan tamamen çevrim içi ilk satış sitesi, yenilikçi bir çözüm ile müşterilerine ve potansiyel müşterilerine yeni modelleri keşfetme fırsatı sunuyor.'Peugeot Fuar' operasyonu iki bölümden oluşacak, 14-31 Ekim'de, özel olarak hazırlanmış bir site üzerinden internet kullanıcıları, Peugeot'nun yeni ürünlerini sanal bir fuar ortamında (Peugeot standı bir internet platformunda 3D olarak yeniden yapılandırılıyor) yakından inceleme fırsatı buluyor. Sanal Peugeot standı, markanın yeni ürünlerini akıllı telefon, tablet veya PC üzerinden keşfetmek için site içinde 360 derece gezinme fırsatı tanıyor.Sanal Peugeot standında kullanıcılara sunulan 3 farklı evren ise şu şekilde:'Yepyeni Peugeot 508 Sport Engineered ile neo performans,Elektrikliye geçiş: Peugeot 208 ve Peugeot SUV 2008’in elektrikli versiyonları, yeni Peugeot SUV 3008 ve Peugeot 508'in hibrit versiyonları, Yeni modeller : Yeni Peugeot SUV 3008 ve Peugeot SUV 5008.'Öte yandan, 15-25 Ekim'de, yeni Peugeot SUV 3008 ve SUV 5008 de dahil olmak üzere tüm yeni ürünler fiziksel bir stantta, canlı bir fuar üzerinden sergilenecek. Ürün uzmanları, canlı sunumlar yapacak ve e-satıcılar, müşterilerin satın alma sürecini fuara özel avantajlarla uzaktan sonuçlandıracak.Canlı showroom, 15-25 Ekim'de 09.00 -19.00 saatleri arasında kesintisiz olarak, 16 Ekim ve 23 Ekim'de saat 21.00'e kadar iki gece seansı ile açık olacak.Ziyaretçiler, Sanal Peugeot standına ve canlı shrowrooma 'salon.peugeot.fr' adresi üzerinden ulaşabilecek.
Adalet Bakanı Gül, "Lekelenmeme Hakkı Çalıştayı"Nda Konuştu:
ANKARA (AA) - Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, lekelenmeme hakkı kapsamında, 2017 eylülden bugüne kadar 261 bin 843 kişi hakkında soruşturma yapılmasına yer olmadığı kararı verildiğini, böylece asılsız ihbarlarla vatandaşların lekelenmediğini belirtti.Gül, Ankara Hakimevi'nde düzenlenen 'Ceza Muhakemesinde Lekelenmeme Hakkı Çalıştayı'nda, adaletin, insanlığın temel gereksinimlerinden olduğunu söyledi.'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' sözünü şiar edindiklerini ifade eden Gül, bu yolda yürümeye devam ettiklerini bildirdi.Hukukun merkezine insan onurunun konulması gerektiğine işaret eden Bakan Gül, 18 yılda hukuk alanında önemli reformların hayata geçirildiğini aktardı.İnsan onurunu ve saygınlığını koruyan önemli bir prensibin, Ceza Muhakemesi Kanunu'nda güvenceye kavuşan lekelenmeme hakkı olduğunu bildiren Gül, 'Kimse lekelenemez' diyen kanunun, 'Soyut, genel, mesnetsiz şikayet ve ihbarlarda kimse şüpheli olamaz' hükmünü içerdiğini vurguladı.Gül, dünya görüşü, etnik kökeni, inancı, kıyafeti, düşüncesi ne olursa olsun lekelenmeme hakkının istisnası bulunmadığını, bu hakkın 83 milyon için geçerli olduğunu dile getirdi.Suçludan hesap sormak kadar, suç teşkil eden eylemlerle ilgisi bulunmayan vatandaşın rahatsız edilmemesinin, adli takibe uğramamasının da hukuk devletinin gerekleri arasında bulunduğuna dikkati çeken Gül, geçmiş dönemlerde resmi ideolojinin çizdiği insan tipine uymayanların makbul vatandaş sayılmadığını belirtti.Gül, ötekileştirmenin bir yönetim tarzı olduğu dönemlerde masum vatandaşların hukuk önünde bazen kıyafetiyle, fikriyle, yaşam tarzıyla suçlandığını, lekelendiğini kaydetti.'Biz, ülkemizi yeniden o karanlık, ayrıştırıcı, lekeleyici anlayışa döndürmemek için gayretlerimizi sürdürmeye devam edeceğiz.' diyen Gül, amaçlarının, daha geniş özgürlükler, daha güçlü demokrasi ve daha yüksek standartlarda insan hakkı olduğunu aktardı.'Yenilenmiş ideallerimizi adım adım hayata geçiriyoruz'Adalet Bakanı Gül, şöyle devam etti:'Hepimizin, 83 milyonun beklentisi, kaygıları ve umutları ortaktır.Reformlarımızı, özgür birey, güçlü toplum, 83 milyondan bir kişinin bile kendisini kenarda köşede hissetmediği daha demokratik, daha kalkınmış bir Türkiye için yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Güven veren ve erişilebilir adalet sistemi hedefiyle yenilenmiş ideallerimizi adım adım hayata geçiriyoruz.İnsan haklarının koruması demokratik sistemlerin temelidir. Bu konudaki duyarlılık demokrasinin derinliğinin ölçüsüdür.Varlığı topluma güven veren ne varsa bunları tahkim etmek, yokluğu topluma endişe veren ne varsa bunları da temin etmek temel çabamızdır.Toplumsal barış ve huzuru ortadan kaldıran, tehdit eden ne varsa bunu da ortadan kaldırmak görevimizdir.Hukukun, adaletin ve özgürlüklerin çıtasını hep daha yükseğe taşımanın ödevimiz olduğunun farkındayız.'Ceza Muhakemesi Kanunu'nda 2017'de yapılan düzenlemeyle lekelenmeme hakkının getirildiğini hatırlatan Gül, masumiyet karinesini tamamlayan lekelenmeme hakkının, haksız ve yersiz suç isnatlarına, amaç dışı takibatlara karşı kişilerin onur ve saygınlığının korunmasını içerdiğini anlattı.Abdulhamit Gül, soyut, dayanaksız ya da konusu suç oluşturmayan ihbar ve şikayetlerin lekelenmeme hakkı kapsamında ayıklandığını, soruşturma yapılmasına yer olmadığı kararı verildiğini bildirdi.Haksız, yersiz biçimde kişilere şüpheli sıfatı verilmesinin, gereksiz biçimde soruşturma işlemlerine muhatap olunmasının önüne geçildiğini belirten Gül, şöyle konuştu:'Artık her ihbar için soruşturma başlatılmıyor, asılsız bir ihbar karşısında vatandaşlarımız da şüpheli duruma düşmüyor. 1 Ocak 2020-30 Eylül 2020 arasında 143 bin 726 ihbar yapılmış, bu dosyalardan 99 bin 805'inde soruşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin karar yargı mensuplarınca, savcılıklarca verilmiştir. Toplamda baktığımızda, kanunun yürürlüğe girdiği 2017 eylülden bugüne kadar 261 bin 843 kişi hakkında soruşturma yapılmasına yer olmadığı kararı verilmiş, asılsız ihbarlarla vatandaşımız lekelenmemiştir.''Tek süper güç hukuktur, hukukun üstünlüğüdür'Yargının da lekelenmemesi gerektiğine işaret eden Gül, vatandaşın adliyenin önünden 'bu adliyede hukuku, anayasayı en iyi şekilde uygulayan hakim ve savcılar var' duygusuyla geçmesinin önemli olduğunu dile getirdi.Bakan Gül, yargının da lekelenmemesi için yargı mensuplarının, soruşturmadan kovuşturmaya kadar her aşamada milletin beklediği adalet duygusunu tesis etme sorumluluğu bulunduğuna dikkati çekti.Geçmiş dönemlerde sanıktan delile giden uygulamaların, kumpas davalarının, asılsız ihbarların yaşandığını anlatan Gül, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) bu yöntemleriyle de mücadele edilmesi gerektiğini belirtti.Adalet Bakanı Gül, şunları kaydetti:'Türkiye'de yargı mensupları kararlarıyla konuşur. Yargı, ihtilafları bitiren, sona erdiren hakem kurumdur, 'Adalet tecelli etti, yerini buldu' dedirtecek kararları gerekçeleriyle ortaya koymalıdır. Hakimler ve Savcılar Kurulu hassas davranıyor, bir cümle bile gerekçe yazmamış hakim karar vermişse HSK bunu inceliyor, disiplin anlamında gereğini yapıyor. Milletimizin adalet beklentisini, haklı talebini hiç kimse ihmal edemez. Adil kararın makul sürede verilmesi hepimizin ortak beklentisidir. Verilen kararın hukuki gerekçeleri de tarafları ve milletimizi tatmin etmeli, vicdanları rahatlatmalıdır. Milletimizin yargıdan beklentisi de budur. Geçmiş dönem yöntemleriyle, anayasa, vicdan yerine kişiselleştirilerek, farklı düşüncelerle, özensizlikle asla karar verilemez. Yargı mensubunu bağlayan tek ölçü, anayasadır, vicdandır, hukuktur. Demokraside, hukuk devletinde 'süper mahkeme, süper savcı' yoktur. Tek süper güç hukuktur, hukukun üstünlüğüdür.'FETÖ ile etkin mücadelenin sürdüğünü ifade eden Gül, bu mücadelenin sonuna kadar devam edeceğini belirtti. Abdulhamit Gül, bu konuda HSK'nin de çalışma yürüttüğünü sözlerine ekledi. Çalıştaya, Adalet Bakan Yardımcıları, HSK Başkanvekili Mehmet Yılmaz, yargı mensupları ve akademisyenler katıldı.
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov Görevinden İstifa Etti
BİŞKEK (AA) - Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov görevinden istifa etme kararı aldığını bildirdi.Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Ceenbekov, kendisi için her şeyden önce Kırgızistan'da barış, ülkenin bütünlüğü, halkın birliği ve toplumdaki huzurun önemli olduğunu vurguladı.Ceenbekov, başkent Bişkek'teki sosyo politik durumun gerginliğini koruduğuna dikkati çekerek, şu değerlendirmelerde bulundu:'Dün yeni Bakanlar Kurulunu onayladım ancak bu gerilimi azaltmadı. Derhal istifam için talepler devam ediyor. Mevcut durum iki taraflı bir çatışmaya yakın. Bir tarafta göstericiler öteki tarafta güvenlik güçleri. Asker ve güvenlik güçleri Cumhurbaşkanlığı Konutlarını korumak için silah kullanmak zorundadır. Benim için her bir yurttaşımın hayatından daha değerli hiçbir şey yoktur. Tarihte halkının kanını döktüren cumhurbaşkanı olarak anılmak istemiyorum. Bu nedenle görevimden istifa etme kararı aldım.' Yeni Başbakan Sadır Caparov ve diğer politikacılara taraftarlarını Bişkek'ten çıkarmaları ve kent sakinlerine huzurlu bir yaşam sunmaları çağrısında bulunan Ceenbekov, 'Hiçbir iktidar ülkemizin bütünlüğüne ve toplumdaki barışa değmez. Yüce Allah hepimizi korusun, toprağımızda huzur ve sükunet olsun.' ifadesini kullandı.Başbakanlık koltuğuna dün oturan Caparov ve diğer politikacıların taraftarları düzenledikleri gösteride Ceenbekov'un istifasını talep etmişti.
Beşiktaş Belediyesi, İlçe Sakinleri İçin Saha Çözüm Ekibi Kurdu
İSTANBUL (AA) - Beşiktaş Belediyesi, ilçe sakinlerinin talep, öneri ve sorunlarını yerinde dinleyip çözmek için Saha Çözüm Ekibi kurdu. Belediyeden yapılan yazılı açıklamaya göre, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat tarafından başlatılan Saha Çözüm Hareketi ekipleri çalışmalarına başladı. Alanında uzman gençlerden oluşturulan ve vatandaşların sorunlarını bizzat yerinde dinleyen ekipler Beşiktaş’ta her eve ulaşacak. Sosyal mesafeye dikkat edilerek iki kişilik gruplar halinde tüm hane ve iş yerlerinin kapısını çalan ekipler, vatandaşların talep ve önerilerini kayıt altına alıyor. Ekipler, Beşiktaş Belediyesi’nin son 18 ayda yaptığı tüm çalışmaları içeren ve her mahalle için özel hazırlanan broşürlerin yanı sıra dezenfektan, maske ve Beşiktaş’ın kent kültürünü yansıtan dergisi B+’nın da bulunduğu çantaları vatandaşlara ulaştırıyor. Vişnezade Mahallesi’nden çalışmalara katılan Akpolat, esnafı ziyaret ederek sorun ve talepleri doğrudan dinledi. Açıklamada görüşlerine yer verilen Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, sahada kapsamlı bir çalışma başlattıklarını belirtti. Yaptıkları çalışma ile kapılara sadece ihtiyaç çantası bırakmadıklarını vurgulayan Akpolat, şunları kaydetti:'Alanında uzman, genç ve dinamik arkadaşlarımızdan oluşan Saha Çözüm Ekibimiz, tüm mahallelerimizde komşularımızın hizmetinde olacak. Ekibimiz, içinde maske, dezenfektan gibi hijyen malzemeleri ile icraat ve projelerimizi anlatan broşürlerimizin, kent kültürü dergimizin bulunduğu paketleri komşularımıza iletmeye başladı. Ayrıca kapısını çaldığımız her bir komşumuzla anket çalışmaları da yapıyoruz. Beşiktaş’ta sorunların tespiti ve çözümü yolunda komşularımızın bu anketleri doldurmasını çok önemsiyoruz. Saha Çözüm Ekibimiz sayesinde artık komşularımızla iletişimimizi bir adım ileri taşıyarak sorunlara yerinde, hızlı ve kalıcı çözümler getirebileceğiz.'
Reklam
Yıldırım-13 Bestler Dereler Operasyonu Başlatıldı
ANKARA (AA) - İçişleri Bakanlığınca Şırnak, Siirt, Van ve Hakkari'de 2 bin 512 personelin katılımıyla Yıldırım-13 Bestler Dereler Operasyonu başlatıldı.Bakanlıktan yapılan açıklamada, bölücü teröre örgütünün kış öncesi hareket kabiliyeti ve barınma arayışını bertaraf etmek, ülke içinde iletişimi ortadan kalkan örgütün bu kabiliyetini bir daha elde edememesini sağlamak ve ülke içindeki terörist varlığını tamamen bitirmeye yönelik Şırnak-Siirt-Van-Hakkari'de 'Yıldırım-13 Bestler Dereler' Operasyonunun başlatıldığı kaydedildi.Açıklamada, operasyonda Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı sevk ve idaresinde, Jandarma Komando, Jandarma Özel Harekat (JÖH), Polis Özel Harekat (PÖH) ve Güvenlik Koruculardan oluşan 161 operasyonel timde 2 bin 512 personelin görev yaptığı belirtildi.Yıldırım operasyonlarının bilançosuYurt içinde terörün tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik 13 Temmuz 2020'de başlatılan Yıldırım Operasyonları kapsamında bugüne kadar 124 teröristin etkisiz hale getirildiği ifade edilen açıklamada, 53 iş birlikçinin yakalandığı, 190 mağara, sığınak ve deponun imha edildiği ve çok sayıda silah-mühimmat, gıda ve yaşam malzemelerinin ele geçirildiği kaydedildi.Açıklamada, Yıldırım Operasyonlarının vatandaşların desteği ile inançlı ve kararlı bir şekilde başarı ile devam ettiği vurgulandı.
Analiz - Bae Askeri Doktrini: Sahne Ve Rol Arasında Bir Tercih Matrisi
İSTANBUL (AA) -FURKAN HALİT YOLCU- Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) askeri doktrini bir Shakespeare oyunu analojisi ile açıklanırsa, bu ülke Romeo’su belli olan bir kast içinde sahip olabileceği en iyi rol olan Juliet için çabalayan bir aktör olarak tanımlanabilir. Bu resimde Orta Doğu güvenlik kompleksinin Romeo’su olarak ilk akla gelen ise İsrail. Nitekim geçtiğimiz yüzyıl boyunca büyük ölçüde ABD’nin dış politikası dahilinde gerçekleştirdiği veya gerçekleştirmediği eylemlerce şekillenen Orta Doğu güç dengesinde elbette değişmez ve ana aktörlerin en belirgini İsrail olmuştur. Uluslararası İlişkiler literatüründe de geniş ölçüde benimsenmiş bu ön kabuller çerçevesinde BAE’nin bir Shakespeare sahnesinde ne gibi fırsatlar ve tehditleri dikkate alarak sahne ve rol arasında nasıl bir tercih yaptığını veya yapacağını öngörmek pratik ve anlamlı bir yaklaşım olacaktır.Bu bağlam aslında BAE’nin hem günümüzde sahip olduğu fırsatları ve karşı karşıya olduğu tehditleri hem de güncel ve gelecek tercihlerini kavrama fırsatı sunmaktadır. ABD dış politikasında “küçük Sparta” olarak betimlenen bir ülke pek tabii gelecekte Sparta’nın kendisi olmayı veya öyle addedilmeyi stratejik olarak kazançlı görebilir. Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan Bretton Woods sisteminde birçok vaka ile tespit olunduğu üzere yükselen güçler hegemon güçlerin tepkisine maruz kalır. Bu tepki Japonya, Avusturalya ve Güney Kore örneklerinde olduğu gibi olumlu durumda kalkınmada hızlandırıcı bir etkiye sahipken, Türkiye, Brezilya ve Çin vakalarında olduğu gibi baskılayıcı nitelikte de olmaktadır. Dolayısıyla BAE’nin kendisine biçilen rolü takdir etmeyip kendisine “ekstra” manevra alanı açması adına yapacağı bir tercih 50 senelik bir birikimin kısa bir sürede buharlaşmasına da sebebiyet verebilir.Mahpus ikilemi strateji oyunu bazında temelde 4 sonuç ortaya çıkaracak bu tercihin muhtemel sonuçları aşağıdaki gibi görselleştirilebilir: ggg.gnz2.vz,ü9RolSahneİyi SenaryoHegemon’un bölge stratejisinde zamanla verilen rolün büyümesiBAE’nin yayılmacı stratejisinin Hegemon tarafından onaylanıp bu ülkeye alan açılmasıKötü SenaryoHegemon’un bölge stratejisinde verilen rolün aynı kalması veya küçülmesiBAE’nin yayılmacı stratejisinin Hegemon tarafından reddedilip bu ülkenin cezalandırılmasıBAE’nin son dönemde takip ettiği askeri strateji ve ülke yöneticilerinin açıklamaları doğrultusunda yapılan bir inceleme bu ülkenin günümüz itibarıyla hangi noktada olduğunu gösterebilir. Bir önceki BAE Devlet Başkanı Şeyh Zayid bin Sultan en-Nahyan’ın temelini attığı askeri doktrin temel anlamda üç ayaklı bir strateji olarak tanımlanmıştır. Bunlardan ilki, BAE’nin en nihayetinde barış için çabalayan bir orduya sahip olmasıdır. Bu strateji bir ülkenin yayılmacı politikalar takip etmeyeceğini ve diğer ülkelere karşı yaptırımlarını daha liberal seçeneklerle gerçekleştireceğini taahhüt eder. İkinci ayak komşu ülkelerin haklarına duyulan saygıyla ve Arap yarımadasının en büyük problemi olan sınır sorunlarıyla ilgilidir. Bu da BAE ordusunun halihazırda çizilmiş olan siyasi sınırlara vefa göstereceğini taahhüt eden bir stratejidir. Üçüncü ve son ayak ise dostların çıkarlarını önemseme prensibidir. Bu prensip temelde Arap Birliği ve Körfez İşbirliği Konseyi hatta son zamanlarda daha da görünür hale geldiği şekliyle ABD-İsrail çıkarlarının bölgede korunacağını taahhüt eder. Nahyan’ın tanımladığı bu üç temel prensip Orta Doğu sahnesinde en önemli aktör olmaktan ziyade barışçıl ve rolünü kabullenen bir BAE ordusu tasvir etmektedir. Ancak 2004 yılındaki devlet başkanlığı değişikliğiyle etkinliği giderek artan Veliaht Muhammed bin Zayid en-Nahyan’ın bu tanımlamayı belli ölçüde reddettiği gözlemlenebilmektedir.2004 sonrası dönemde Afganistan, Libya ve Yemen’e gerçekleştirdiği sınır ötesi askeri konuşlandırmalar, önceki BAE askeri doktrininin ilk iki ayağına aykırı bir şekilde savaşçı, sınırları görmezden gelen ancak dost ülkelerin çıkarlarına uygun aksiyonlardır. Bu anlamda 2004 yılında yaşanan değişimle ve Arap Baharı’nın etkisiyle BAE askeri doktrininde savunma-saldırma dengesinin değiştiği ve ülke ordusunun farklı bir doktrine sahip olduğu iddia edilebilir. Bu hamleler zaman zaman desteklenirken bazı vakalarda da bastırılmaktadır. Örneğin, BAE’ye ait F-16 Block 60’lar Afganistan’da yalnızca Avusturalya’ya verilen yakın uçuş hava desteği rolünü üstlenebilirken, 2015’te gerçekleştirdiği Aden operasyonunda asker ve teçhizat transferi talebi ABD tarafından reddedilmiştir. ABD yetkililerinin bu kararı açıklarken kurduğu “BAE kendi boyunu aşıp daha derine inmemelidir” cümlesi tam olarak BAE’ye verilen rolün ve bu ülkenin sahnedeki talebinin pratik bir örneğidir. Bu baskılama BAE’nin Aden operasyonunu yavaşlatıp onu alternatif bir tedarik sürecine zorlamış ve hızlı bir şekilde temin edilen korunaksız amfibi çıkartma gemisi 2016 yılında Husiler tarafından imha edilmiştir.Bu vakalar özelinde BAE ordusunun edindiği tecrübeler kısa ve uzun vadedeki eğilimlerin de habercisi niteliğindedir. Aden operasyonu ile denizlerdeki zafiyet anlaşılmış ve BAE ordusu bu anlamda bir modernizasyon sürecine girmiştir. Ancak BAE askeri doktrininin ilk iki ayağını gerçek anlamda değiştirmek için askeri ekipmanların yeterli olmayacağı da tartışılmaz bir gerçektir. Bu anlamda bölgede aktif bir rolden liderliğe doğru bir momentum kazanmak aynı zamanda ordu personelinin en az dört katına çıkması ve askeri harcamaların en az iki katına çıkması anlamına gelecektir. Yaklaşık 45 milyar dolar nominal askeri harcama ve 250 bin kişilik bir ordu ise BAE gibi bir askeri organizasyona ve nüfus yapısına sahip bir devlet için olası bir senaryo değildir. Bu konuda verilecek bazı örnekler BAE askeri doktrininin ideolojik anlamda değişime uğrasa dahi bunun pratiğe dönüşmesinin ne denli zaman alacağını ortaya koyacaktır. Örneğin, Yemen operasyonunda BAE Kraliyet Muhafızları Ordusu’nun da bir kısmını komuta eden kişinin Avusturalyalı general Mike Hindmarsh olması önemli donelerden biridir. Yine BAE’nin adı birçok işkence ve yargısız infaz olayına karışan paralı asker şirketi Blackwater tarafından oluşturulan 800 kişilik küçük bir Kolombiya (bu ülkenin vatandaşlarından oluşan) ordusu kurduğu ve bu askerleri Yemen’de öncü kuvvetler olarak kullandığı önemli detaylarla birlikte tespit edilmiştir. BAE’nin Libya’daki operasyonlar için Çad’dan 700 kişilik ve Sudan’dan 500 kişilik grupları da saha operasyonlarında kullandığı BM raporlarınca tespit edilmiştir.Bu gelişmeler ışığında BAE’nin 2004 sonrası dönemde daha yayılmacı veya saldırgan bir görünüme sahip olduğu birçok araştırmacı tarafından iddia edilmiştir. Ancak uluslararası ilişkiler disiplinin farklı bir yaklaşımı olan neo-realizm/savunmacı realizmin ana prensipleri çerçevesinde BAE’nin bölgedeki statükoyu korumak adına savunmacı davrandığı da iddia edilebilir. BAE ordusunun sınır dışı askeri operasyonları incelendiğinde bölgede ittifak kurduğu halk yönetimlerini öne çıkaran ve kendine de zarar verecek gelişmelere karşı birer önlem mahiyetinde müdahalelerde bulunduğu gözlemlenebilir. Bu da BAE’nin aslında sahnede daha büyük rol almak yerine sahip olduğu rolü kalıcılaştırmak istediği olarak yorumlanabilir. En nihayetinde gerçeklik böyle olmayıp bu varsayım hatalı bile olsa BAE ordusu adına yapılabilecek en optimum ve rasyonel tercihin bu olduğunun altı çizilmeli.Diğer bir önemli husus ise BAE ordusundaki değişimlerin İran’dan algılanan tehditlerle olan ilişkisidir. 1971 yılında BAE bağımsız olmadan saatler önce üç adanın İran tarafından ilhak edilmesi o günden bugüne devam eden bir tehdit algısı meydana getirmiştir. İran 2003 sonrası dönemde nükleer araştırmalarını hızlandırıp, balistik füzeler, tanklar ve hava savunma sistemleriyle askeri kabiliyetlerini arttırırken BAE de bu artan tehditlere bir cevap olarak bu gelişmeyi kat etmiş olabilir. Burada yapılacak bir yanlış ilişkilendirme bölgedeki İran gerçeğini tamamen görmezden gelme hatasını doğuracağından BAE askeri yapılanması ve orduya dair her araştırmada İran’dan algılanan tehdit önemli bir değişken olarak denkleme dahil edilmelidir.[Orta Doğu'da silahlanma ve güvenlik konularında çalışan Furkan Halit Yolcu Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü’nde (ORMER) araştırmacı olarak görev yapmaktadır]
Reklam
Tahran'ın Kenar Mahallelerinde Yaşayanlar Kovid-19 Ve Yoksullukla Aynı Anda Savaşıyor
TAHRAN (AA) - MUHAMMET KURŞUN - İran'ın başkenti Tahran'ın kenar mahallelerinde yaşayan yoksul halk, hem yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını hem ekonomik sorunlara karşı çetin bir yaşam mücadelesi veriyor. Başkentin güneyindeki Nimetabad'daki gecekondu ve derme çatma yapılarda elektriksiz, susuz ve doğal gazsız yaşam mücadelesi veren halk, bir yandan da koronavirüs salgınına karşı korunmaya çalışıyor. Önceleri tuğla ocağı olarak kullanılan alanda yaptıkları gecekondu ve baraka evlerde yaşayanlar, hükümetin ihtiyaç sahibi ailelere sübvanse olarak verdiği kişi başı 45 bin tümen (yaklaşık 11 Türk lirası) gelir ve hayırseverlerin yardımlarıyla geçiniyor. Hem geçim sıkıntısı hem koronavirüsle mücadeleCumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin açıklamalarında 'ağır şartlarda' olduğunu ifade ettiği Tahranlı ev hanımlarından biri olan Zeyneb Gonabi, koronavirüse karşı da mücadele ettiklerini ancak önceliklerinin geçim sıkıntısı olduğunu söyledi. Ağır şartlarda yaşam mücadelesi verdiklerini ve diğer yandan da kız kardeşinin 2 defa koronavirüse yakalandığını anlatan Gonabi, 'Kız kardeşim birkaç ay önce koronaya yakalanmıştı ancak kısa sürede iyileşti. Bu yakınlarda tekrar hastalandı ve durumu çok kötü. Hastanelerde yer kalmadığı için kabul edemediler, şimdi evde tedavi oluyor.' dedi.Ekonomik kriz nedeniyle de her şeyin zamlandığını ve halkın durumunun kötüleştiğini dile getiren Gonabi, şunları söyledi:'Bu pahalılık nereye kadar devam edecek? Hükümet halka verdiği aylık 45 bin tümen (11 TL) desteği artırmalı, çünkü çok zor durumdalar. Kişi başı 45 bin tümen yerine 200 bin tümen (50 TL) destek vermeliler.''Hayırseverlerin dağıttığı yemekleri almak için bekliyoruz'Kızının koronavirüse yakalandığını ve 9 gün hastanede yattıktan sonra iyileştiğini söyleyen Tebriz asıllı ev hanımı Rukiye Esfencani de hükümet ve belediyelerin dağıttığı dezenfeksiyon malzemeleri ile kendilerini koronaya karşı korumaya çalıştıklarını dile getirdi.Ekonomik durumlarının da iyi olmadığını ifade eden Esfencani, 'Burada hayırseverlerin dağıttığı yemekleri almak için bekliyoruz. Olsaydı gelmezdik fakat muhtaç olduğumuz için mecburen duruyoruz. Hükümet de gücü yettiği kadar ulaşmaya çalışıyor, yetişmediği yere ne yapsın?' ifadelerini kullandı.Matematik öğretmeni Hüseyin Ahmedi, şubatta eşi ve çocuğuyla Kovid-19'a yakalandığını, 1 hafta boyunca öksürdüğünü ve hastaneye yatmadan evde tedavi olduğunu söyledi. Ahmedi, şu an da salgından kaynaklı nefes darlığı sorunu yaşadığını aktararak, 'Daha sonra tekrar hastaneye korona testi yaptırmaya gittim, bana belirtin var eve git 14 gün evden çıkma dediler. Hastaneye yatırmadılar.' dedi.Tahranlı işsiz Behmen Tevekkuli ise sokak çocukları gibi bir hayat sürdürdüklerini ve içinde bulundukları şartlardan razı olmadıklarını kaydederek, şunları anlattı:'Sürekli hayırseverlerin gelip bize iyilik yapmasını bekliyoruz. Yetkililere sesleniyoruz, bizi bu durumdan kurtarsınlar. Su, elektrik ve doğal gaz yok. 18 yıldır bu şartlarda yaşam mücadelesi veriyoruz, böyle hayat olmaz.''Su yokken temizliğe nasıl dikkat edebilirim?'Elinden geldiği kadar sağlık kurallarına riayet etmeye çalıştığını söyleyen Tevekkuli, temizlik ve hijyenle ilgili olarak da 'İçme suyu ve temiz su olmayınca nasıl temizliğe riayet edebilirim? Öncelikli sorunumuz sudur. Su olmayınca elimizi nasıl yıkayacağız? Bütün şartları hazır etsinler çadırda da yaşamaya razıyız.' ifadelerini kullandı.Kasım Muradi de kimseyle görüşmediğini ve kalabalık ortamlarda bulunmadığını o nedenle maske takmadığını savunarak, yasakla ilgili şunları söyledi: 'Maske takmadığım için ceza verirlerse versinler. Vermedikleri tek ceza kaldı. İmkanlarım olursa sağlık kurallarına riayet ederim. Su ve imkanlar yoksa nasıl sağlık kurallarına riayet edebilirim?'
Türksoy Genel Sekreteri Kaseinov'dan Azerbaycan'a Destek Mesajı:
SİVAS (AA) - Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Genel Sekreteri Düsen Kaseinov, Ermenistan'ın Azerbaycan'a yönelik saldırılarına tepki göstererek her zaman Azerbaycan'ın yanında olduklarını söyledi. Kaseinov, beraberindeki heyetle Sivas Valisi Salih Ayhan'ı makamında ziyaret etti. Ziyarette konuşan Kaseinov, Sivas'ı daha yakından tanımak, sanatçıları, bilim ve edebiyat adamlarını tanımak için kente geldiklerini söyledi. Azerbaycan'ın haklı mücadelesinde her zaman yanlarında olduklarını vurgulayan Kaseinov, 'Azerbaycan'ın bu uluslararası normlarını her zaman destekliyoruz. Biz her zaman Azerbaycan tarafındayız. Azerbaycan bizim kardeşimizdir.' dedi. Vali Ayhan ise Azerbaycan ile Türkiye'nin bir millet iki devlet olduğunu ifade etti. Ermenistan'ın Azerbaycan'a yönelik saldırılarına tepki gösteren Ayhan, Müslüman Türk dünyasının duasının ve desteğinin Azerbaycan ile olduğunu dile getirdi. Sivassporun UEFA Avrupa Ligi I Grubu'nda Karabağ ile maçının olduğunu anımsatan Ayhan, şunları kaydetti:'Sivaslılar büyük bir heyecan içerisinde. Bunu bir maç olarak görmüyorlar, iki kardeşin buluşması olarak görüyorlar. Sonucun hiçbir ehemmiyeti ve önemi yoktur. Sivaslılar şimdiden Azerbaycan'dan gelecek kardeşlerine özel bir hazırlık yapıyorlar. O gün Türkiye'nin belki de bütün duygularının, düşüncelerinin, hüznünün ve sevincinin fiili yansıması Sivas'ta olacak. O da bizim için anlamlı oldu. Bir maç olarak bakmıyoruz, birbirine sevdalı iki kardeşin buluşması olacak inşallah.' TÜRKSOY Azerbaycan Ülke Temsilcisi Elçin Gafarlı da Türkiye'nin her zaman Azerbaycan'ın yanında yer aldığını belirtti. 'Türkiye yanımızda olunca biz de kendimizi güçlü hissediyoruz.' diyen Gafarlı, Azerbaycan'ın hak ve adalet yolunda işgal altındaki topraklarının azat edilmesini ve 1 milyondan fazla halkın evlerine dönmesini arzu ettiklerini söyledi. Ziyarette, Sivas'ın gelecek yıl 'Türk dünyasının kültür başkenti' ilan edilmesi hususunda görüş birliğine varılarak çalışma başlatılması kararlaştırıldı. Ziyaret karşılıklı hediye takdimiyle sona erdi.
Çankırı'da Uyuşturucu Operasyonunda Yakalanan 3 Kişi Tutuklandı
ÇANKIRI (AA) - Çankırı'da düzenlenen uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan 3 şüpheli tutuklandı. İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince il genelinde uyuşturucu imal ve ticareti yaptığı iddia edilen şüphelilerin yakalanması için operasyon düzenlendi.Ekiplerce üç evde yapılan aramada 300 gram esrar, 2 tabanca ve şarjör, tabanca fişeği, otomatik av tüfeği, 6 elektrikli fünye, 200 gram patlayıcı olduğu değerlendirilen kimyasal madde ile çok sayıda malzeme ele geçirildi.Gözaltına alınan 3 şüpheli, jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Şüpheliler, çıkarıldıkları hakimlikçe tutuklandı.
Reklam
Samsun'da Kovid-19'La Mücadele Çalışmaları
SAMSUN (AA) - Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Hastanesinde mart ayından bu yana 12 bin 283 kişinin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) şüphesiyle muayene edildiği bildirildi. Hastanenin Başhekimi Prof. Dr. Türker Yardan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'de Kovid-19 ile mücadelenin başladığı ilk günden bu yana hem teknolojik altyapısı hem de stratejik konumu bakımından bölgenin en önemli hastanelerinden biri olarak sağlık hizmeti verdiklerini söyledi. Üniversitenin Kurupelit yerleşkesinde, bölge insanına en iyi sağlık hizmetini sunmaya gayret gösterdiklerine işaret eden Yardan, 'Hastane olarak bütün teknolojik altyapıya sahibiz. Özellikle Kovid-19 konusunda uzman ve deneyimli ekibimizle sağlık hizmeti sunuyoruz.' dedi. Kovid-19 şüphesiyle hastanelerine gelenlerin psikolojik olarak kendilerini kötü hissetmemesi için bu bölümü, 'solunum yolu enfeksiyon polikliniği' olarak adlandırdıklarını anlatan Yardan, 'Hastalığın görülmeye başladığı mart ayından bugüne kadar hastanemizde 12 bin 283 kişi Kovid-19 şüphesiyle muayene oldu. Her gün bu polikliniğimizde ortalama 100 hastaya bakıyoruz. Günlük ortalama 10-15 hasta Kovid-19 şüphesiyle yatıyor. Tedavileri tamamlananlar ise taburcu ediliyor.' ifadelerini kullandı.Yardan, Kovid-19 ile ilgili üç servisleri ile yoğun bakım üniteleri bulunduğunu belirterek 'İhtiyaç halinde her an kullanabileceğimiz 150 yatağımız var ancak alınan tedbirlerle hasta sayımızda azalma bulunuyor. Ayrıca mikrobiyoloji laboratuvarımızda bulunan PCR cihazı ile Samsun genelinde hastaların testini yapıyoruz. Hastanemizde tedavi görmese bile testlerini burada gerçekleştiriyoruz. Her gün 1000'in üzerinde test yapıyoruz.' diye konuştu. Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Tekin Şimşek ise hastanelerinin 1116 yatak kapasitesine sahip olduğunu, günlük poliklinik hizmetlerini kesintisiz sürdürdüklerini vurguladı.Hastane içinde saat başı Kovid-19 önlemleriyle ilgili uyarıcı ve bilgilendirici anons yaptıklarını belirten Şimşek, çalışanlarının hastalığa karşı eğitimli ve tecrübeli olduğunu kaydetti.
Atid Başkanı Akman: "Türkiye İçin Turizmde 2021 Büyük Bir Fırsat Olabilir"
ANKARA (AA) - Anadolu Ankara Turizm İşletmecileri Derneği (ATİD) Başkanı Birol Akman, yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) turizm alışkanlıklarını değiştirdiğini belirterek, 'Türkiye 2021 yılına farklı bir turizm stratejisi ile girecek. Etkin planlama ve tanıtım çalışmalarıyla Türkiye için gelecek yıl büyük bir fırsat olabilir.' ifadesini kullandı.Akman, yazılı açıklamasında, salgın nedeniyle turizmde bu yıl için belirlenen hedeflere ulaşılmadığını, 2021'e yoğunlaşılması gerektiğini kaydetti. Sektörde güvenlik, hijyen ve izolasyonun büyük önem kazandığını vurgulayan Akman, bu sürecin iyi yönetildiğinin altını çizdi. Türkiye'nin güvenli turizmin merkezi olacağına işaret eden Akman, şimdiden etkin tanıtım çalışmalarına başlanması gerektiğini belirtti.Türkiye'nin gelecek yıla farklı bir turizm stratejisiyle gireceğini aktaran Akman, 'Etkin planlama ve tanıtım çalışmalarıyla Türkiye için gelecek yıl büyük bir fırsat olabilir. Bakanlığımız ve özel sektörümüzle birlikte çalışarak bu sıkıntılı günleri de atlatacağımıza ve 2023 için belirlediğimiz 75 milyon turist, 65 milyar dolar gelir hedefine ulaşacağımıza inancımız tam.' değerlendirmesinde bulundu.
Günlerdir Aranan Hatice Tusu'nun Katledildiği Ortaya Çıktı
Aydın'ın Didim ilçesinde 10 Ekim gecesinden bu yana haber alınamayan emekli hemşire Hatice Tusu'nun cansız bedeni toprağa gömülü halde bulundu. Tusu'nun erkek arkadaşı olduğu ileri sürülen Suat Aksoy cinayeti itiraf etti. Zanlı emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.
Reklam
Muğla'da Sürat Teknesi Karaya Çarptı: 5 Yaralı
MUĞLA (AA) - Muğla'nın Fethiye ilçesinde sürat teknesinin karaya çarpması sonucu 5 turist yaralandı. Foça Mahallesi Çalış Plajı Kuş Cenneti mevkisinde içerisinde Yeni Zelandalı 5 turist bulunan sürat teknesi, karaya çarptı. Kazayı görenlerin yardım istemesi üzerine bölgeye sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Yaralanan 5 kişi, 112 Acil Servis ekiplerince ilçedeki hastanelere kaldırıldı. Tedavi altına alınan yaralıların sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi.
İçişleri Bakanı Soylu, Suriye Görev Gücü Değerlendirme Çalıştayı'nda Konuştu: (1)
BALIKESİR (AA) - İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, '21. yüzyılın gelişmiş medeniyetleri ne yazık ki Orta Doğu'da istikrarsızlığa ve teröre senaristlik ve rejisörlük yapmaktadır.' dedi.Balıkesir'in Ayvalık ilçesinde bir otelde düzenlenen 'Suriye Görev Gücü Değerlendirme Çalıştayı'nda Suriye'de görev yapan İçişleri Bakanlığı personeliyle bir araya gelen Soylu, programın açılışında değerlendirmelerde bulundu. Soylu, 20. yüzyıldan 21. yüzyıl perspektifine bakıldığında daha özgürlükçü, serbest, dünyanın sınırlarının ortadan kalktığı, demokratik, katılımcı, çoğulcu, silahsız, ülkelerin birbirlerine ellerini uzattığı, ulaşılamayan noktalara ulaşıldığı, suyun, eğitimin, adaletin olmadığı noktalara bütün dünyanın yardım etmeye çalıştığı, bilginin paylaşıldığı bir dünya beklendiğini söyledi.Tarihin milletlere, ülkelere, komşulara, coğrafyalara sorumluluklar verdiğini belirten Soylu, şöyle devam etti:'Bunların her biri, insanlık üzerine bir sınavdır. Allah'ın verdiği nimetleri dağıtan, onlara hor bakan, onlara iyi davranmayan, kendinin bile farkında olmayan, insanlıktan çıkmış insanları şu anda hep beraber yaşıyor ve görüyoruz. Krizlerinde dolarlar çeviren, petrol için insan canını hiçe sayan, kurdukları oyunla kendileri insan liderden canavar lidere dönen insanları görüyoruz. Bir de bir Anadolu tablosunu hep birlikte görüyoruz. Dünyanın hiçbir ülkesinde, karışıklık noktasında, coğrafyasında, göç geri dönüşünde Türkiye'nin ortaya koyduğu davranış ve asaleti bulabilmek, tarihin hiçbir döneminde mümkün değildir. Bunun bir tane daha örneği yoktur.''21. yüzyılda ayakta kalabilmek için bu adımları atmak şarttır'Türkiye'de 2015'in son ayları ile 2016'da yaşanan terör saldırıları ve can kayıplarına değinen Soylu, şöyle konuştu:'10 Ekim 2015'te 100, 17 Şubat 2016'da 29, 13 Mart 2016'da 36, 12 Mayıs 2016'da 16, 28 Haziran 2016'da 46, 20 Ağustos 2016'da 57, 10 Aralık 2016'da 46, 31 Aralık 2016'da 39 kişi. Sadece 14 ay içinde ve sadece 8 adet olan bu saldırılardaki kayıplar, toplam 369 kişi ve bunların hiçbiri, fiilen 3'e bölünmüş Irak'ta, 9 yıldır iç savaş yaşayan Suriye'de veya 20 yıldır terörle anılan Afganistan'da yaşanmamıştır. Bunların hepsi, bizim ülkemizde yaşandı. Bunların hepsinin yurt dışı destekli ve kurulumlu, DEAŞ ve PKK gibi küresel terör örgütlerinin işidir. Ana eylem sahaları, yaşam alanları Orta Doğu'dur ve bunlara çizilen ana hedef, bunlara verilen talimat, bu bölgeyi istikrarsızlaştırmaktır. 21. yüzyılın gelişmiş medeniyetleri ne yazık ki Orta Doğu'da istikrarsızlığa ve teröre senaristlik ve rejisörlük yapmaktadır. Elbette ki bu analizin küresel güçlerle ilgili boyutu, keza Türkiye'nin 15 Temmuz öncesi yaşadığı güvenlik süreci, 15 Temmuz'da yaşadığımız elim hadise, bunun yanı sıra maruz kaldığımız göç baskısı, çok sayıda analize konu olmuştur. Burada odaklanmamız gereken konu, Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı harekatlarının, bu gelişim süreci içinde bizim için neyi ifade ettiğini doğru tarif edebilmektir. 15 Temmuz sonrasında, bizzat Sayın Cumhurbaşkanımızın yönlendirmesi ve yönetimiyle uyguladığımız yeni güvenlik konseptimiz, gerçekleştirdiğimiz bu üç harekat ve bu harekatlar doğrultusunda bölgede izlediğimiz ilkeli siyaset, DEAŞ-PKK ve bunların uzantılarına karşı kurduğumuz saha baskısı, içerde terörle mücadelemiz, güvenliğimizin esas itibarıyla sınırlarımızın ötesinde başladığını net şekilde ortaya koymuştur. Bunu 'Türkiye'nin orada ne işi var?' diye düşünenlere anlatıyorum. Libya'ya gidiyoruz, 'Libya'da ne işin var? Suriye'de ne işin var? Doğu Akdeniz'de ne işin var? Irak'ta ne işin var?' Keşke bir işimiz olmasaydı ama vekalet savaşına ciro ettikleri, güvenlik sömürgeciliğiyle yönetmeye çalıştıkları 21. yüzyılda ayakta kalabilmek için bu adımları atmak, şarttır.''Terörü kaynağında yok etmek' prensibiyle hem terörün tasfiye edildiğini hem de o bölgeyi istikrarsızlaştırmak isteyenlerin elinden alındığını, bölgede güvenli bir şekilde yaşam alanı tesis edildiğini aktaran Soylu, sınır ötesinde bunu sağlamaya çalıştıklarını vurguladı.'Dünyadaki terör örgütlerinin dizaynına bakmak isteyen, gözünü okyanus ötesine çevirsin'Terör örgütleriyle petrol pazarlığı yapılan bir dünyada hayatın normalleşmesi için çalıştıklarını dile getiren Soylu, şunları kaydetti:'Amerika eliyle PKK/PYD, Rakka'ya girdiği zaman oradaki DEAŞ'lılar ne oldu? Bu sorunun cevabını dünyada bir tane aklı başına adam versin. Ne oldu onlara? Onlar nereye ve nasıl gittiler? Dünyadaki terör örgütlerinin dizaynına bakmak isteyen, gözünü okyanus ötesine çevirsin. Avrupa, yumuşaktır, sadece siyasetin zihni tahkimatını yapmakla görevlendirilmiştir. Bir de kendi milli gelirlerinden kazandıklarını okyanus ötesinin talimatıyla istikrarsızlaştırılmak istenen bölgelere para aktarmakla mükelleftir. Görevi de bununla sınırlıdır.'Soylu, Türkiye'nin yaptığı işin insanlık ve dünya adına kutlu bir iş olduğuna dikkati çekerek 'Bugün birçok bela ve musibetlerden Allah bizi kurtarıyorsa Türkiye'nin hiçbir ön şart aramadan, hiçbir hesabilik içinde olmadan, sadece dininin kendine emrettiği, geleneğinin, göreneğinin kendisine buyurduğu ve anasından, babasından, atasından öğrendiklerini hiç sulandırmadan ortaya koymasındandır.' ifadelerini kullandı.(Sürecek)
Reklam
Assan Panel'e Tse Covid-19 Güvenli Üretim Belgesi
İSTANBUL (AA) - Kibar Grubu çatısı altında faaliyet gösteren, sandviç panel sektörünün önemli aktörlerinden Assan Panel, ocak ayından bu yana aldığı Kovid-19 önlemleri, hayata geçirdiği uygulamalar ve düzenlemelerle Türk Standardları Enstitüsü'nden (TSE) Covid-19 Güvenli Üretim Belgesi aldı. Şirketten yapılan açıklamaya göre, Assan Panel, İstanbul, Balıkesir ve İskenderun olmak üzere Türkiye'deki 3 üretim tesisinde TSE Covid-19 Güvenli Üretim Belgesi almaya hak kazandı. Kovid-19 pandemisi kapsamında Assan Panel, aldığı önlemler, ek hijyen uygulamaları, çalışma ve üretim alanlarının uygunluğu, yemekhaneler, dinlenme alanları, servislerde yapılan düzenlemeler ve tüm paydaşların sağlığını önceliğe alan tedbirleriyle TSE'nin hazırladığı Covid-19 Hijyen, Enfeksiyon Önleme ve Kontrol Kılavuzu'nda belirtilen tüm şartları sağladı. Soğuk oda panel üretiminde etkin hijyen önlemleriAçıklamada görüşlerine yer verilen Assan Panel Genel Müdürü Tolga Akar, sektörde 'soğuk oda' denilince akla Assan Panel’in geldiğini belirterek, şunları kaydetti: 'TSE Covid-19 Güvenli Üretim Belgesi için gerekli şartları sağlamamızın yanı sıra, bilhassa pandemi döneminde devamlılığı önem arz eden gıda ve ilaç üreticilerine ciddi avantajlar sağladık. Tasarlayıp ürettiğimiz paneller bu süreçte ilaç üretimi, depolama, gıda işleme endüstrisi, dondurucular, soğuk hava ve serin hava depoları ile temiz odalar gibi sıcaklık kontrollü ve hijyen güvenlikli ortamlar için de güvenle kullanılıyor. Soğuk oda panellerimiz büyük ölçekli marketlerin yanı sıra hiper ve süper marketlerin et, sebze, meyve ve deniz ürünlerini sağlıklı bir şekilde depolamasına olanak tanıyor. Sokağa çıkma kısıtlamalarının olduğu günlerde paydaşlarımıza hijyenik, güvenli ve sağlıklı çözümler sunduk, sunmaya devam ediyoruz.'
Avrupa Parlamentosu Yine Strazburg'da Toplanamayacak
BRÜKSEL (AA) - Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulunun artan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vakaları nedeniyle Fransa'nın Strazburg kentinde yapılmasına yönelik planlar iptal edildi.AP Başkanı David Sassoli, gelecek hafta için planlanan oturumun, Strazburg'da yapılmayacağını açıklayarak, Genel Kurulun Fransız kentinde düzenlenmesine yönelik beklentileri boşa çıkardı.Sassoli, Fransa ve Belçika'da Kovid-19 salgınının ciddi durumda olduğunu belirterek, oturumun uzaktan yapılacağını bildirdi. Oturumun uzaktan yapılması, Genel Kurul salonunda çok az konuşmacı ve çalışan bulunması, milletvekillerinin toplantılara internet üzerinden erişim sağlaması, gündemin güncellenerek daraltılması anlamına geliyor.Strazburg'un salgında yüksek riski ifade eden 'kırmızı bölge' olarak sınıflandırılması nedeniyle AP'nin Genel Kurul oturumları aylardır Brüksel'de yapılıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron başta olmak üzere Fransız yetkililer, AP'nin Strazburg oturumlarının iptal edilmesi nedeniyle tepki gösteriyor.Her yıl en az 12 oturumun Strazburg'da yapılması gerekiyor. Normalde her toplantı için milletvekilleri, AP çalışanları, danışmanlar, asistanlar ve gazetecilerden oluşan binlerce kişi birkaç gün için Strazburg'a gidiyor ve kentin ekonomisine katkı sağlanmış oluyor.
"Kovid-19 Savaşçısı" Hemşireler Virüse Karşı Zorlu Mücadelelerini Anlattı
DİYARBAKIR (AA) - MEHMET SIDDIK KAYA - Diyarbakır'da pandemi hastanesi olarak hizmet veren Dicle Üniversitesi (DÜ) Kalp Hastanesinde yeni tip koronavirüs (Kovid-19) yoğun bakım ünitesinde görevli hemşireler, yaşadıkları zorlu süreci anlattı.Kovid-19 ile mücadelede en ön safta yer alan sağlık emekçilerinden hemşireler Perihan Fidan, Ayşe Burak ve Mustafa Derimer ile Başhemşire Mürşide Belgin Nacitarhan, görevlerini sevdiklerinden uzakta özveriyle sürdürüyor.Başhemşire Nacitarhan, AA muhabirine, yaklaşık 7 aydır hastanede Kovid-19 hastalarının tedavisini gerçekleştirdiklerini söyledi.Mesai saati gözetmeksizin hastalara umut olabilmek için görev yaptıklarını dile getiren Nacitarhan, bu mücadelede sevdiklerinden ayrı kalarak büyük özveride bulunduklarını anlattı.Nacitarhan, bütün hemşireleri dönüşümlü olarak yoğun bakım ünitesinde görevlendirdiklerine işaret ederek, 'En kıdemli, 30 yıllık hemşirelerimiz bile burada gönüllü şekilde hastalarımıza hizmet vermek istiyor. Bu bizi çok mutlu ediyor.' dedi.Zorlu sürecin devam ettiğini, koruyucu ekipmanlar içerisinde saatlerce çalışarak hastaları hayata bağlayabilmek için çabaladıklarını aktaran Nacitarhan, maske, sosyal mesafe ve hijyen konusunda herkesten biraz daha dikkatli olmalarını beklediklerini vurguladı.Nacitarhan, dışarıda insanların kurallara uymadığını gördükçe çok üzüldüğünü, bunun mücadele sürecini zorlaştırdığını ve daha da uzattığını kaydederek, 'Bizler de çok yıprandık ve yorulduk. Hastalarımıza hizmet vermekten hiçbir zaman usanmadık ama onların da bize destek olmasını istiyoruz.' ifadelerini kullandı.'Annemi iki ay önce Kovid-19 nedeniyle kaybettim' Hemşirelerden Perihan Fidan ise 15 yıldır görev yaptığını belirterek, zorlu süreçte bütün sağlık çalışanları gibi büyük mücadele verdiklerini dile getirdi.Yoğun bakımdaki hastaları gördükçe üzüldüğünü anlatan Fidan, şöyle konuştu: 'Gelen her hastada bir panik var. 'Tek kalacağım, ne olacak, yoğun bakıma alacaklar mı?' endişesi var. Refakatçi kimseyi alamıyoruz. Psikolojik olarak kötü durumdalar. Onlara destek olmaya çalışıyoruz. Annemi iki ay önce Kovid-19 nedeniyle kaybettim. Babam iki aydır yoğun bakımda entübe durumda. Onlarda birebir yaşadığım için buradaki hastalar da benim için aynı. Zor bir süreç. Allah hepimizin yardımcısı olsun.' 'Mart ayından beri çocuklarımıza sarılamıyoruz'Fidan, 9 ve 6 yaşında iki kızı olduğunu, pandemi sürecinde onlarla yeterince ilgilenemediğini ifade ederek, 'Evde hep ayrı odalardayız. Onlar salondaysa ben mutfaktayım. Aynı sofraya oturamıyoruz. Onlarla temasımız olmuyor. Mart ayından beri çocuklarımıza sarılıp, öpemiyoruz. Boğazımız biraz ağrısın hemen endişelenip 'Acaba biz de mi hasta olduk?' diyoruz. Bu kıyafetlerle çalışmak çok zor.' şeklinde konuştu.İyileşen hastaların kendileriyle iletişimi kesmediğini, sık sık aradıklarını ve immün plazma bağışında bulunmak istediklerini ilettiklerini aktaran Fidan 'Bize 'Sayenizde atlattık.' deyip, her şey için teşekkür ediyorlar. Onlar mutlu olunca biz de mutlu oluyoruz. Yeniden doğmuş gibi oluyorlar.' dedi. 'Hastalarımız bizi aileden biri olarak görüyor'Ayşe Burak da çalışma hayatının en zorlu ve endişeli günlerini salgın sürecinde yaşadığının altını çizdi.Çok yorulduklarına ve yıprandıklarına işaret eden Burak, sözlerini şöyle sürdürdü:'Tulum, maske ve gözlükle çalışmak bizi çok yıpratıyor. Ancak ailemizi ve yakınlarımızı düşündükçe hastalarımıza daha iyi hizmet verebilmek için elimizden geleni yapıyoruz. Ekipmanlarla çalışmak bizi çok yıpratıyor ama dayanmaya çalışıyoruz. Hastaları tedavi etmenin yanı sıra psikolojik olarak da destek vermeye gayret ediyoruz. Sürekli konuşarak onlara yardım etmeye çalışıyoruz.'Burak, virüsü bulaştırma korkusuyla evde kendisini izole ettiğini anlattı.Hastanedeki hastaların aileleri ile irtibatını sağlamaya çalıştıklarını aktaran Burak, 'Giden hastalarımızın ağzından düşmeyen tek şey 'Allah razı olsun.' demek oluyor. Hastalarımızın hem ailesi hem de hemşiresi olarak görev yapıyoruz. Onlar da bizi aileden biri olarak görüyor.' şeklinde konuştu.'Hasta sayısında azalma bizi umutlandırıyor'Mustafa Derimer ise sağlık çalışanlarının hastaları hayata bağlayabilmek için gösterdikleri büyük çabaya dikkati çekerek, şunları kaydetti:'Kurallara uyarsak bu virüsün üstesinden gelebiliriz. Kurallara uyarak hastalığı kapmayan vatandaşlarımız bunun en güzel örneği. En kısa zamanda bunu atlatacağız. Son zamanlarda hasta sayısında azalma bizi umutlandırıyor. Vatandaşlardan, rehavete kapılmadan, maske, mesafe ve hijyen kurallarına uymalarını bekliyoruz.'
Sanatçı Murat Uçar, Mikro Art İle Zamanı Sanat Eserine Çeviriyor
İSTANBUL (AA) - AİŞE HÜMEYRA BULOVALI - Sanatçı Murat Uçar, dünyaca ünlü eserleri mikro art ile farklı materyaller üzerine işleyerek sanatseverlerin beğenisine sunuyor.Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü'nden mezun olduktan sonra mikro sanata başlayan Uçar, aynı üniversitede 2000 yılından bu yana öğretim görevlisi olarak yer alıyor. Uçar, mikro sanat ile başta saat ve çeşitli mücevherler olmak üzere, tesbih, kalem gibi çeşitli objelerin üzerine resim, heykel ve rölyef çalışmaları yapıyor.Yurt içinde ve yurt dışında birçok sergi açan, aynı zamanda ünlü siyasi liderlere, sporculara ve iş adamlarına da saatler tasarlayan Murat Uçar, AA muhabirine çalışmalarını ve yeni projesini anlattı.'Bin 300 tane saat tasarımım var'Uçar, mikro resim çizmeye bir müzedeki tüm eserleri, bir oda içerisinde sanatseverlerle gösterebilme fikriyle başladığını dile getirerek, ilk olarak minik tablolar içinde 'Mona Lisa' gibi ünlü eserleri yapmaya başladığını söyledi.Bu çalışmaya başlarken kendisini bir çocuk gibi hayal ettiğine işaret eden Uçar, 'Yani bir çocuk çok büyük bir müzeye girdiğinde çok çabuk sıkılabilir. Ama tüm eserlere bir anda minicik minicik büyüteçlerle bakması, 6 yaşındaki bir çocuk için çok önemli olabilir diye düşünmüştüm.' dedi.Sanatçı, daha sonra da bu hayalini bir saatin içine, mücevherin içine sığdırma fikriyle yola çıktığını belirterek, şöyle devam etti:'Aslında bugün bir Louvre Müzesi'ne gittiğinizde günlerce orada kalmanız, orayı tanıyabilmeniz, oradaki nesnel, sanatsal çalışmaları irdeleyebilmeniz için günlerinizi harcamanız gerekiyor. Ama ben oradaki bir sanatsal çalışmayı, en çok sevdikleri tabloyu veya bir manzarayı insanların üzerinde taşınılabilir halde yaparak, (eserleri) daha tanınır ve herkesin göreceği bir hareketlilik haline getirmeye başladım.' Kariyerinde mikro resimlerle başarıyı yakaladığını ifade eden Uçar, yetenekli sanatçı adaylarıyla birlikte çalışmayı hayal ettiğine dikkati çekti.Uçar, üniversite eğitimi sırasında da her zaman farklı bir şeyler yapma arayışında olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:'Bilindik daha önce deneyimlenmiş şeyler değil de (sanatıma) ne katabilirim diye sorgulamaya çalıştım. Yıllarca kol saati tasarımı yaptım. Yaklaşık bin 300 tane saat tasarımım var. Ben bu saatleri tasarlarken hem tasarımcı hem de sanatçı kimliğimi ortaya koydum. Tabii daha sanatçı olmamız için çok daha fazla emek harcamamız da gerekiyor. Saatlerde neyi farklı yapabilirim ve bir birikimim de varken sanatı saatin, bir mücevherin içine nasıl uygulayabilirim diye düşünmeye başladım. 2003'ten beri de bu konu üzerine çok yoğun çalışmalar yapıyorum.' 'Zaman beni sanata dönüşmek için seçti'Tasarım yaparken dünya trendlerini de takip ettiğini aktaran sanatçı, 'Zaten saat veya mücevher dediğimiz materyallerde (tasarım) bir yerden sonra tıkanmaya başlıyor. İçine başka anlam yüklemek gerekiyor. Yani bir hikayesinin olması gerekiyor. 'Hikayesi neyle olabilir' deyince bu da sadece sanatla olabilir.' dedi.Murat Uçar, saat tasarımı yaparken kendisine bir motto belirlediğini söyleyerek, şunları anlattı:'Sanki varoluşum, burada olma sebebim saat ve zamanla ilgiliydi. 'Zaman beni sanata dönüşmek için seçti. Ben zamansız olan saati sanata çeviriyorum.' Bu mottoyu 10 yıldır kullanıyorum ve bugün geldiğim noktada büyük gayretler sonucunda bir yerli firma ile Alman kalitesinde İsviçre makinalarını kullanarak bir marka oluşturma aşamasındayım. Aslında işin sonuna kadar geldik. Bu marka ile beraber geleneksel sanatlarımızın dünyada ne kadar önemli olduğunu ve bizim bu konuda ne kadar yetkin olduğumuzu göstermek için büyük bir çaba içindeyim. Bu geleneksel sanatlarımızın içinde mikro mozaik, mikro painting, gravür, rölyef, çini, kalem işi ve ebru var.''Boyalarımı kendim yapma gibi özel teknikler de kullanıyorum'Saat tasarımlarında zemin astarları ve zemin boyamaları gibi birçok teknik kullandığını belirten Uçar, şu bilgileri verdi:'Bir saat için mesela bir İstanbul resmi isteniliyorsa bu belki birkaç gün sürebiliyor. Leonardo da Vinci'nin 'Son Akşam Yemeği' eserini yorumlamam, yani 360 derece dönen bir masa etrafında duran 12 havarinin resminin olduğu bir tabloyu, saat üzerinde bir buçuk ay sürecinde yaptım. Dolayısıyla bir buçuk ay boyunca günde en az 8 saat çalıştım. Yani zaman olarak tasarımlar çok farklılıklar gösterebiliyor. Mesela Michelangelo'nun Sistine Şapeli'ndeki resimlerin olduğu bir saat yapıyorum. 2 aydır üzerinde çalışıyorum ki henüz yarısındayım.' Uçar, yurt dışında en çok Arap ülkelerinden ve ABD'den talep aldığını dile getirerek, 'Tesbihlerde özellikle Arabistan'ın en büyük camilerinin resimleri, Araplar için kutsal sayılan şahinler çok istenen, talep gören çalışmalar arasında. Daha önce Kuveyt'e tespih üzerine 66 tane İstanbul tablosu ve farklı olarak da 36 padişahın resmini yaptım. Saatler ve mücevherler üzerine yaptığım çalışmalar ise daha çok ABD'den talep görüyor.' şeklinde konuştu.Ağırlıklı olarak saat kasasına ve kadranlarına çizim yapan Uçar'ın 1996'da Türkiye'de 2 bin tasarımcının katıldığı kumaş tasarımı yarışmasından ve 1998'de dünya çapında gerçekleştirilen Gold Trend altın takı tasarımı yarışmasından mansiyon ödülü, 1999'da iseı MSÜ Rektörlük Özel ödülü ve 2016'da ABD'de bir mücevher yarışmasından aldığı ödül bulunuyor.
Reklam