onedio
Sosyal Paylaşım Sitesinin Güvenlik Açığını Bulan Genç 10 Bin Dolar Ödül Kazandı
SAKARYA (AA) - UĞUR SUBAŞI - Sakarya'da yaşayan Türkmenistanlı Almaz Seidov, sosyal paylaşım platformu Instagram'ın güvenlik açığını bulunca, durumu bildirdiği firma tarafından 10 bin dolar ödüle layık görüldü.Üniversite öğrencisi Seidov, Instagram'da hesabını kurtarabilmek için başka bir kullanıcı adını deneyerek giriş yapmaya çalıştı. Başka bir kullanıcı adı girerek şifre yenile bölümünden hesaba giriş yapabilen Seidov, paylaşım sitesinin güvenlik açığı olduğunu fark edince bu konuda araştırma yapmaya başladı.Seidov, araştırmaları sonucunda bu güvenlik açığının bir an önce kapatılması gerektiğini düşünerek, istediği hesaba giriş yapabildiğini ilgili paylaşım sitesine bildirdi.Soysal paylaşım sitesinin, güvenlik açığını kabul etmesi üzerine Almaz Seidov, firma tarafından teşekkür mailinin yanı sıra 10 bin dolarla ödüllendirildi.'İnsanların sosyal medya hesaplarını güvenli kullanmaları için çalışmalar yapıyorum'Almaz Seidov, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaklaşık 4 ay yaptığı çalışmalar neticesinde Instagram'daki güvenlik açığını bulduğunu söyledi.İnsanların hesaplarının zarar görmemesi için durumu ilgili firmaya bildirdiğini ifade eden Seidov, 'Instagram mobil uygulamasında 'şifremi unuttum' butonundan başka birinin kullanıcı hesabını girerek istediğim hesaba girebildiğimi fark ettim. Bu durumu kanıtlayabilmek için zarar vermeden bazı ünlülerin, futbolcuların hesaplarına giriş yaptım fakat bunu hesaplara zarar vermeden yaptım, sadece durumu kanıtlamak adına.' diye konuştu.Keşfettiği güvenlik açığını Instagram'a bildirdiğini kaydeden Almaz Seidov, 'Durumun kabul edilmesiyle bana teşekkür maili ve 10 bin dolar ödül verildi. Sosyal medya kullanıcılarının zarar görmemesi adına sosyal platformlarda bu açıkları bulup kapattırmaya çalışıyorum. İnsanlar hesaplarını daha güvenli bir şekilde kullansınlar diye.' ifadelerini kullandı.
Hacı Bektaş Veli'nin En Eski Tablosunu Almanya'daki Müzayededen Satın Aldı
İSTANBUL (AA) - KÜBRA KARA - Hollanda'daki Türk ve Arap Dünyası Araştırma Merkezi Başkanı Dr. Mehmet Tütüncü, Almanya'da katıldığı bir müzayededen satın aldığı Hacı Bektaş Veli'nin tasvir edildiği tablonun, Hacı Bektaş Veli'ye ait en eski resim olabileceğini söyledi.Hollanda'da yaşayan Tütüncü, AA muhabirine yaptığı açıklamada, iş için gittiği Almanya'da katıldığı bir müzayedede, Hacı Bektaş Veli'yi tasvir eden bir esere rastladığını söyledi.Müzayededeki eserleri incelerken bir eserde Hacı Bektaş Veli tasvirini gördüğünü ve eseri hemen almaya karar verdiğini anlatan Tütüncü, 22x17 santimetre boyutlarındaki tabloda bir post üstünde iki kişinin oturduğunu, resmin sağ üst köşesinde Osmanlıca, 'Sarı Saltuk Baba', sol tarafından ise 'Hünkar Hacı Bektaş Veli' yazılarının bulunduğunu kaydetti. Eseri fark ettiğinde çok heyecanlandığını dile getiren Tütüncü, sözlerini şöyle sürdürdü:'Çok heyecanlandım çünkü resmin altındaki Osmanlıca yazıyı okuyunca Hacı Bektaş'ın en eski resmi olduğunu anladım. Bu resmi bana göre önemli kılan bir diğer unsur da Sarı Saltuk'un bulunması. Orada sadece Hacı Bektaş ve Sarı Saltuk'un resmi yok, aynı zamanda bir hikaye de anlatılıyor. Resmi yapan da muhtemelen bir hat sanatçısı olan Üsküdarlı Ahmed. Tabii tek başına bir resim değildir bu, muhtemelen büyük bir kitap içerisinden gelmiş olabilir.'Resmin sağ ve sol üst ile alt kısmında Osmanlıca yazıların bulunduğunu aktaran Tütüncü, eserin kim tarafından ne zaman yapıldığı, resimde kimlerin yer aldığı bilgisinin bu yazılarla anlatıldığını söyledi.Eserin üzerinde Osmanlıca 'Hacı Bektaşi Veli hirbâ postunda otururken Mar-ı mezbûr gâib olan evladlarını evladlarını iddiâ eylediği teveccüd mahzenül-esrârda beyanıdır. Elfakir el hakir Ahmed el Üsküdari sene 1061.' yazdığını belirten Tütüncü, metnin Türkçeye 'Hacı Bektaş Veli hırba postunda otururken, daha önce anılan yılanın evlatlarını kaybedip, onları Hacı Bektaş Veli'den istemesi hakkındadır. (Bu resmi) yapan Üsküdarlı Ahmed, sene 1061 (Miladi 1651 yılı)' şeklinde çevrilebileceğini söyledi.'Resim miladi 1651 yılında yapılmış'Resmin detaylarını anlatan Tütüncü, şu bilgileri paylaştı:'Resim miladi 1651 yılında yapılmış. Sarı zemin üzerinde ve kahverengi lekeler bulunan bir aslan postunun üzerinde Hacı Bektaş Veli ile Sarı Saltuk oturur vaziyette görünüyor. Resimde, Hacı Bektaş Veli, yeşil destarlı haliyle sağ eliyle sakalını tutmakta. Elbise olarak yeşil bir aba giymiş. Başında ise yine yeşil destarı ve kahverengi bir başlık takmıştır. Koynunda ise teslim taşı bulunmaktadır. Yılanın şikayetini dinlerken şaşırmış bir haldedir. Sarı Saltuk ise, Hacı Bektaş Veli'nin arkasında oturuyor. Kahverengi bir aba giymiş, başında sarı keçeden yapılmış on iki terkli Hüseyni taç vardır. Sarı keçe onun sarı ismine bir göndermedir. Gür ve siyah sakalı vardır. İşaret parmağı ile susmayı ifade eden bir işaret yapmaktadır.'Yılan veya ejderha olarak tasvir edilen hayvanın ise postun altın sivri kulaklı, iri gözlü, çatal dili bulunduğunu, ejderha hikayesinin daha çok Sarı Saltuk'la ilgili bilinen bir konu olduğunu kaydeden Tütüncü, bu figürün Evliya Çelebi ve Hacı Bektaş Veli tarafından eserlerinde defalarca kullanıldığını anımsattı.Tütüncü, 2021 yılının UNESCO tarafından Hacı Bektaş Veli Yılı olarak ilan edilmesinin çok önemli olduğunu söyledi.Hacı Bektaş'ın Türk kültüründe çok değerli olduğunu vurgulayan Tütüncü, 'Hacı Bektaş Veli tarihi bakımdan çok önemli bir isimdir. Osmanlı ordusunun en önemli teşkilatı olan Yeniçerilerin de yol göstericisidir. Bizim Alevilik ve Bektaşilik kültürümüzün önemli ögesidir.' dedi.Tütüncü, aldığı resmin önemli bir eser olduğunu kaydederek, sözlerini şöyle tamamladı:'Hacı Bektaş Veli Müzesi'nde orijinal resimlerin hepsi 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarıdır. Bu kadar eski bir resmin bulunması ve gerçekçi bir sahne ile resmedilmesi şüphesiz büyük öneme haizdir. Burada 17. yüzyıl ortalarında Hacı Bektaş Veli'ye ait bir resim şüphesiz bir geleneği yansıtmaktadır.'
Mahalle İmamı Camiyi Namaz Vakitleri Dışında Sınıfa Dönüştürüyor
MUŞ (AA) - YAHYA SEZGİN - Muş'un Varto ilçesinde, evlerinden Eğitim Bilişim Ağı'na (EBA TV) bağlanma imkanı olmayan öğrenciler için camiye internet bağlatan imam Ertuğrul Kertil, namaz vakitleri dışında camiyi sınıfa dönüştürerek çocukların eğitimlerine katkı sağlıyor.Amasya'dan 10 yıl önce Varto ilçesine bağlı Hürriyet Mahallesi'ndeki Hz. Ömer Camisi'ne atanan Kertil, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında eğitimlerini evden sürdürmek zorunda kalan öğrencilere yardımcı olmak için çaba gösteriyor. Salgın sürecinde başlatılan uzaktan eğitim döneminde, evlerinden EBA TV'ye bağlanma imkanı olmayan ilk ve ortaokul öğrencileri için camiye internet bağlatan Kertil, görevli olduğu camiyi namaz vakitlerinin dışında öğrencilerin hizmetine sunuyor. Yüz yüze eğitime başlayamayan sınıflar ile haftanın belirli günlerinde EBA TV'den eğitim alan öğrenciler için camiyi sınıfa dönüştüren Kertil, çocukları salgından korumak için Kovid-19 tedbirlerini titizlikle uyguluyor.Cami girişinde ateşlerini ölçüp maskelerini kontrol ettiği, ellerini dezenfekte ettirdiği öğrencileri içeri alan Kertil, çocukların sosyal mesafe kurallarına uygun yerleştirilen rahlelerin üzerinden tablet ve telefonlarıyla derslerini takip etmelerine imkan tanıyor. 'Anlamadıkları konularda yardımcı oluyorum'Kertil, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mahallede genellikle maddi durumu iyi olmayan ailelerin oturduğunu, bu nedenle her öğrencinin internete ulaşma imkanının bulunmadığını söyledi. Çocukların derslerinden geri kalmasına gönlünün razı olmadığını anlatan Kertil, 'Uzaktan eğitim sürecinde çocukların büyük bölümünün internet imkanının bulunmadığını gördük. Onlara yardımcı olmak için camiye internet bağlattık. EBA TV'ye bağlanmaya gelen öğrencilerimizin ateşlerini ölçüp, ellerini dezenfekte ederek içeri alıyorum. Sosyal mesafe kurallarına göre camiye yerleştirdiğimiz öğrencilerimiz tabletlerden veya telefonlarından EBA TV'ye bağlanarak derslerini dinliyorlar. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunuyum. Sayısal ve sözel derslerim iyi olduğu için öğrencilere anlamadıkları konularda yardımcı oluyorum. Konuları daha iyi anlamalarını sağlamaya çalışıyorum. Ders sonunda camimizde bulunan bilgisayar ve yazıcıdan ödevlerinin çıktılarını alıyorum. Bu sayede çocuklar kırtasiyeye gitmek zorunda kalmıyor.' diye konuştu.'Üniversiteye hazırlanan öğrencilere ders veriyordu'Öğrencilerden Kübra Nazlı Aydın ise evinde internet olmadığı için EBA TV'ye bağlanamadığını, her gün kardeşiyle camiye gelerek derslere katıldığını belirtti. Kertil'in kendileriyle yakından ilgilendiğini, anlamadıkları konularda yardımcı olduğunu aktaran Aydın, 'Ertuğrul Hoca'mız camiye internet bağlatarak mahalledeki bütün öğrencileri çağırdığında çok mutlu olduk. Camiye gelip EBA TV'ye bağlanıyoruz. Her konuda bize yardımcı oluyor.' dedi. Mahalle sakinlerinden Barış Çiçek de 'Ertuğrul Hoca'mızdan Allah razı olsun. Cemaat olarak ondan çok memnunuz. Hem mahallemizin çocuklarına rol model oluyor hem de eğitimlerine katkı sunuyor. Hocamız daha önce üniversiteye hazırlanan öğrencilere camide ders veriyordu şimdi ise EBA'ya bağlanamayan öğrenciler için camiye internet bağlatıp derslerinde yardımcı oluyor.' diye konuştu.
Mezopotamya'nın Turistik Zenginlikleri Rusya Pazarında Tanıtılıyor
GAZİANTEP (AA) - KEMAL KARAGÖZ - İpekyolu, Dicle ve Karacadağ Kalkınma ajansları ile GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı iş birliğinde Güneydoğu Anadolu'yu 'Mezopotamya' markasıyla tanıtmak amacıyla yürütülen çalışmalar kapsamında, Rusya pazarına yönelik adımlar atılmaya başlandı. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin bilinilirliğinin artırılması amacıyla başlatılan Mezopotamya Tanıtım Programı kapsamında Rus turizm acentası sahipleri bölgede ağırlanıyor.Gaziantep'te temaslarda bulunan acenta sahipleri, Şanlıurfa'da da UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan ve 'tarihin sıfır noktası' olarak nitelendirilen Göbeklitepe'de yeni faaliyete geçen sıcak hava balonuyla uçuş gerçekleştirdi. İpekyolu Kalkınma Ajansı (İKA) Genel Sekreteri Burhan Akyılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 'Mezopotamya' markası altında farklı turizm pazarlarına yönelik çalışmalar yaptıklarını söyledi.Bu kapsamda Rusya'dan çok sayıda gazeteci, seyahat yazarı ve birçok ulusal televizyon kanalı temsilcilerini ağırladıklarını anlatan Akyılmaz, 'Onlara bölgemizi gezdirdik, otellerimizi gösterdik. Çok memnun kaldılar, beğendiler. Daha sonra ülkelerine gittiklerinde bölgemiz ile ilgili gazete ve dergilerinde çok önemli yayınlar yaptılar. Acente sahiplerine çok iyi çağrıda bulundular.' dedi.Akyılmaz, bu kişilerin etkisiyle Rusya'daki seyahat acentelerini bölgelerinde ağırlamaya başladıklarını belirterek 'Sırasıyla Gaziantep, Adıyaman, Şanlıurfa ve Mardin gibi illerimizi ziyaret edecekler. Buradaki ören yerleri, yollar, oteller, tesisler gibi turizmin tüm aşamalarında yer alan sektör temsilcileriyle onları buluşturacağız.' diye konuştu. Gaziantep'te faaliyet gösteren seyahat acenteleri ile Rus seyahat acentelerini bir araya getirdiklerini belirten Akyılmaz, 'İkili görüşmeler yaptırıyoruz. Burada amacımız Rus ve Türk seyahat acentelerinin birbirlerini tanımaları, iş birliği yapmaları ve ortak seyahat organizasyonları düzenlemeleri. Şu anda acentelerimiz görüşüyor. İnşallah bu görüşmelerin sonucunda çok önemli seyahat organizasyonları yapılacak. Bu da bölgenin turizm gelirlerini artıracak. Bölgesel kalkınmamıza ciddi katkı sağlayacak.' ifadelerini kullandı.'Çingene Kızı'nı Mona Lisa gibi tanıtmak lazım' Acente sahiplerinden Pisare Va Iuliia, Rusya'nın farklı kentlerinden geldiklerini belirterek Rus turistlerin Mezopotamya'ya gelmesini sağlamaya çalışacaklarını söyledi.Gaziantep'in adını 'gastronomi kenti' olarak duyduklarını dile getiren Pisare Va Iuliia, şöyle devam etti:'Genellikle Antalya, İzmir gibi tatil yöresi olan kentler tanınıyor. En çok Antalya'ya geliyorlar. Son zamanlarda Kapadokya iyi bir pazar oldu. Kapadokya'ya alternatif olacak yerleri göstermek, yeni destinasyon yerleri açmak istiyoruz. Gaziantep'teki acente sahipleriyle bir araya geldik. Onların da fikirlerini öğrenip bir yol haritası belirlemek istiyoruz.'Her kentin bir markası ve yüzü olduğuna dikkati çeken Pisare Va Iuliia, 'Gaziantep'in diğer yüzü Çingene Kızı'dır. Biz turistlerin kıyaslama yapmalarını istiyoruz. Mesela Çingene Kızı'nı Fransa'daki Louvre Müzesi’nin en ünlü parçası Mona Lisa ile kıyaslıyoruz. Gaziantep'teki Çingene Kızı'nı Mona Lisa gibi tanıtmak lazım.' değerlendirmesinde bulundu.
Sakarya'da Bariyerlere Çarpan Tırın Sürücüsü Yaralandı
SAKARYA (AA) - Sakarya'nın Geyve ilçesinde, tırın bariyerlere çarpması sonucu yaralanan sürücü hastaneye kaldırıldı. D-650 kara yolunda Sakarya istikametine giden Özkan K'nin kullandığı 26 E 9140 plakalı tır, Alifuatpaşa Mahallesi yakınlarında bariyerlere çarptı.İhbar üzerine olay yerine sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi.Araç içerisinde sıkışan sürücü, Sakarya Büyükşehir Belediyesi Geyve İtfaiye Grup Amirliği kaza kırım ve 112 Acil Servis ekiplerince kurtarıldı. Yaralı sürücü, ambulansla Geyve İlçe Devlet Hastanesine kaldırıldı.
Olası Bir Hastalık Belirtisi Olan Çocuğun Okula Gönderilmemesi Uyarısı
İSTANBUL (AA) - Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Çocuk Göğüs Hastalıkları Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Ayşe Tana Aslan, ateş, öksürük, burun akıntısı gibi bulguları bulunan, olası ya da kesinleşmiş Kovid-19 hastası ile teması olan çocukların okula gönderilmemesi gerektiğini bildirdi. Prof. Dr. Aslan, yaptığı yazılı açıklamada, yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) tüm dünya genelinde ve Türkiye'de toplum sağlığı açısından ciddi bir risk oluşturmaya devam ettiğini belirtti. Bu süreçte açılan okulların da ebeveynler, öğretmenler ve okul yönetimi açısından ekstra önlemler almayı gerektirdiğini vurgulayan Aslan, bu dönemde çocukların sağlığına her zamankinden daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini aktardı. Aslan, etkin bir tedavi yöntemi ya da aşı geliştirilinceye kadar uyulması gereken kuralları hatırlatarak, pandemi konusunda çocukları bilgilendirmenin önemli olduğunu, olası bir hastalık belirtisi görüldüğünde de okula gönderilmemeleri gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Ayşe Tana Aslan, velilerin evlerinde çocuklarına maske, mesafe ve hijyenle ilgili eğitim vermeleri gerektiğini belirterek, şunları kaydetti: 'Anne-babalara en az öğretmenler kadar çok iş düşüyor. Pandeminin başlangıcından bu yana evlerinde aynı zamanda öğretmen gibi destek veren anne-babalar, çocuklarının Kovid-19'dan korunma eğitmeni gibi de görev yapacaklar. Çocukların ellerini en az 20 saniye sabunla yıkamaları ve el dezenfektanı kullanımı bilgisini vermiş olmalılar. Ellerini yüz, göz, kulak ve çenelerine dokundurmamaları konusunda bilgilendirilmeliler. Okul eşyaları, bardak, su şişesi gibi özel eşyalarını başkaları ile paylaşmamaları öğretilmeli. Yine çocukların ders sırasında olduğu gibi ders aralarında da mesafe kuralına dikkat etmeleri yönünde uyarıda bulunulmalı. Ateş, öksürük, burun akıntısı gibi bulguları bulunan, olası ya da kesinleşmiş Kovid-19 hastası ile teması olan çocuklarını okula göndermemeleri gerekir. Çocukların öksürme, hapşırma sırasında mendil kullanmaları ya da dirsek iç yüzüne hapşırmaları öğretilmeli. Hijyenin okul dönüşünde de ayrı bir önemi var. Okuldan dönen çocuklar, eve gelince ellerini yıkamalı ve hemen kıyafetlerini değiştirmeli. Kıyafetlerin güzelce yıkanması gerekiyor. Ev içinde de hijyen koşullarına önem verilmeli, tuvalet ve klozetlerin dezenfeksiyonuna özen gösterilmeli.''Okul yönetimine ve öğretmenlere büyük işler düşüyor'Çocukların, evde ve okulda verilen maske, mesafe ve hijyen eğitimine rağmen bunları unutabileceklerini aktaran Aslan, 'Okul yönetimine, öğretmenlere de çok büyük işler düşüyor. Yıllarca eğitim idealiyle görev yaptılar, şimdi de pandemiden dolayı hijyen konularında da rehberlik etmeleri gerekiyor. Biliniyor ki Kovid-19 bulaşını önlemek için okul çocuklarının maske kullanması gerekiyor. Çocukların uygun dille uyarılmaları, eksik maske ve dezenfektanı olan öğrenciler için bunların temin edilmesi önemli. Maskelerin ara ara değiştirilmesi, yere düşen ya da kirli maskelerin değiştirilmesi için öğrenciler yönlendirilmeli.' ifadelerini kullandı. Sınıfta maske, mesafe ve hijyen kurallarına uyulması, eşya ve yiyecek alışverişi yapılmaması, sınıfların sık sık havalandırılması ve öğrencilerin en az bir metre mesafe olacak şekilde sınıfta yerleştirilmesinin önemi vurgulayan Aslan, sosyal mesafe, öğrenci ve çalışanların maske kullanımları ve bunlara uyum konusunda ayrıntılı bilgilendirme ve tekrarlayan eğitimler yapılması gerektiğini aktardı. Aslan, hastalık bulgusu olan çocukların hızlıca değerlendirilip, revir ya da sağlık kuruluşuna yönlendirilmesi gerektiğini de ifade etti.Kovid-19'a karşı güçlü bağışıklık Çocuklarda Kovid-19 sıklığının erişkinlerden daha az olduğunu ve daha hafif seyrettiğinin bildirildiğini aktaran Aslan, 'Bununla birlikte çocuklar birbirinden enfekte olarak başta okul çalışanları olmak üzere evdeki anne, baba ve diğer aile büyükleri için ciddi bir enfeksiyon kaynağı olma potansiyeline sahip. İleri yaş öğretmenler ve okul çalışanları ile altta yatan hastalığı olanlar Kovid-19 açısından daha fazla risk altında.' değerlendirmesini yaptı. Aslan, Kovid-19'a kalkan görevi yapabilmesi için güçlü bir bağışıklığın ilk şartlardan biri olduğuna işaret ederek, şu bilgileri verdi:'Çocukların sağlıklı beslenme için uygun oranda protein, karbonhidrat, yağ ve vitamin içeren uygun beslenme sağlanmalıdır. Ek bir takviyeye ihtiyaç yoktur. Pandemi öncesi dönemde olduğu gibi bu dönemde de vitamin ve mineral eksiklikleri saptanır ise onlara yönelik destek verilebilir.'
Reklam
Rusya'da Son 24 Saatte 15 Bin 700 Yeni Kovid-19 Vakası Görüldü
MOSKOVA (AA) - Rusya'da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vakası sayısı 1 milyon 447 bin 335'e, ölenlerin sayısı 24 bin 952'ye çıktı.Rusya Koronavirüs Enfeksiyonu Kontrol ve Önleme Merkezinden yapılan açıklamaya göre, son 24 saatte 15 bin 700 kişide virüsün görülmesiyle Kovid-19 vakası sayısı 1 milyon 447 bin 335'e yükseldi.Ülkede son 24 saatte virüsten ölenlerin sayısı 317 artarak 24 bin 952'ye, iyileşenlerin sayısı da 10 bin 952 artışla 1 milyon 96 bin 560'a ulaştı.Rusya genelinde yeni vakaların yüzde 25,9'unda hastalık belirtileri görünmezken, vaka sayısındaki günlük artış oranı yüzde 1,2’den yüzde 1,1’e indi. Toplam test sayısı 55 milyonu aştıBaşkent Moskova’da son 24 saatte Kovid-19 vakası sayısı 4 bin 389 artarak 377 bin 17'ye, hayatını kaybedenlerin sayısı da 63 artışla 6 bin 121'e çıktı.Rusya İnsan Sağlığı ve Tüketici Haklarını Koruma Servisi, son 24 saatte 496 bin Kovid-19 testinin yapıldığını ve şimdiye kadarki test sayısının 55 milyon 100 binden fazla olduğunu bildirdi.Rusya'da ilk Kovid-19 vakaları 31 Ocak'ta tespit edilmiş, ilk virüs kaynaklı ölüm ise 19 Mart'ta kaydedilmişti.Ülkede, dün 16 bin 319 kişide virüsün tespit edilmesiyle en yüksek günlük vaka sayısı görülmüştü.Rusya'da 1 Eylül'de yeni eğitim öğretim yılı başlamış, okullarda maske ve sosyal mesafe zorunluluğu getirilmemişti.
Ankara Büyükşehir Belediyesi Devlet Büyüklerinin Mezar Taşlarını Yeniliyor
ANKARA (AA) - Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), eski başbakan ve bakanların da aralarında bulunduğu devlet büyüklerinin mezar taşlarını yeniliyor.Büyükşehir Belediyesinden yapılan yazılı açıklamaya göre, ABB Mezarlıklar Daire Başkanlığı, Büyükşehir Belediye Başkanı Yavaş'ın talimatı üzerine, Cebeci Asri Mezarlığı'nda bulunan devlet büyüklerinin mezar taşlarını yenilemek için çalışma başlattı. Ekipler, ilk etapta eski başbakanlardan Refik Saydam, eski Milli Eğitim Bakanlarından Reşit Galip ve Mustafa Necati Ural'ın da aralarında bulunduğu 12 devlet büyüğünün mezar taşlarını ve çevresini yaklaşık 20 günde yenileyecek.Açıklamada görüşlerine yer verilen ABB Mezarlıklar Daire Başkanı Köksal Bozan, 'Eski başbakanlarımızdan Refik Saydam'ın mezarından başlayarak çalışmalarımızı hızlandırdık. Büyükşehir Belediyesi olarak burada yatan devlet büyüklerimizin, bu memlekete hizmet etmiş devlet adamlarımızın mezarlarının bakım ve onarımını yapacağız.' ifadesini kullandı.
Reklam
Şanlıurfa'da Tedavisi Tamamlanan Sakarmeke Kuşu Doğaya Bırakıldı
ŞANLIURFA (AA) - Şanlıurfa'da yaralı ve bitkin halde bulunan sakarmeke kuşu, tedavisinin ardından doğal yaşam alanına bırakıldı.Fırat Nehri yakınlarında yaralı ve bitkin haldeki sakarmeke kuşunu fark eden vatandaşlar, durumu, Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğüne bildirdi.Ekiplerce koruma altına alınan kuş, tedavisi için Gölpınar Yaban Hayvanı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezine gönderildi.Merkezde, yaklaşık bir aylık tedavi ve rehabilitasyon süreci tamamlanan sakarmeke kuşu, doğal yaşam alanına bırakıldı.
Doğu Anadolu Gözlemevi Uzaydan Gelecek Işık İçin Gün Sayıyor
ERZURUM (AA) - FAHRETTİN GÖK - Erzurum'da, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Atatürk Üniversitesinin desteğiyle yapımına devam edilen, alt yapısının yüzde 95’i, bina ve kubbelerin de yüzde 90'lık bölümü tamamlanan Doğu Anadolu Gözlemevi (DAG) uzayı gözlemlemek için adeta gün sayıyor.Atatürk Üniversitesi Astrofizik Araştırma ve Uygulama Merkezi (ATASAM) bünyesinde, bilim dünyası açısından son derece önemli bir teknoloji yatırımı olarak değerlendirilerek Erzurum'daki 3 bin 170 rakımlı Konaklı Karakaya Tepeleri'nde 2012 yılında yapımına başlanan DAG'ın tamamlanmasına yönelik çalışmalarda sona gelindi.Uzay bilimlerine çok şey katacağını değerlendirilen ve yol dışındaki alt yapısının yüzde 95’i, binada ve kubbelerin inşasının ise yüzde 90'lık bölümü tamamlanan gözlemevinin, küçük çaplı rötuşlar ile bazı teknik eksiklikleri dışında büyük bölümü tamamlandı. Türkiye'nin 2023 vizyon projeleri arasında bulunan ancak iklim koşulları ile pandemi dolayısıyla küçük çaplı aksaklıklara rağmen çalışmaların büyük hızla sürdürüldüğü gözlemevinde ilk ışığın 2021 yılı sonunda alınması hedefleniyor. Teleskobun testleri tamamlandıATASAM Müdürü ve DAG Proje Yürütücüsü Doç. Dr. Cahit Yeşilyaprak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gözlemevinde kullanılacak teleskobun İtalya'daki testlerini tamamladıklarını belirtti. Pandemi dolayısıyla bu yılki çalışmalara geç başladıklarını aktaran Yeşilyaprak, 'Teleskobun ülkeye girişinde özel izin için uğraşıyoruz, onları da gerçekleştirir gerçekleştirmez, parça parça ülkeye getireceğiz. Zaten binanın her tarafını ve kubbeyi kapattık. İçeride çalışacak ortamı yarattığımız andan itibaren teleskobun kurulumuna başlayacağız. Beklentimiz de 2021’in sonuna ilk ışığı alabilmek, ufak bir gecikme olursa da yapacak bir şey yok, pandemi hepimizi etkiledi.' dedi.'Doğaya zarar vermeyecek şekilde dizayn yapıldı'Gözlemevi binasının iki aşamadan oluştuğunu, ilkinin teleskopla alakalı kısım, diğerinin de personel alanlarıyla ilgili olduğu dile getiren Yeşilyaprak sözlerini şöyle sürdürdü:'Bunların hemen hemen tamamı bitti. İçeride rötuşlar, ince işler ile uğraşılıyor. İki bina arasında da hem titreşim hem de ısı geçişi açısından yalıtım sağlandı. İnfrared teknolojiye sahip teleskop kızıl ötesinde gözlem yapacağı için bu gerekiyordu. Bina, aynamızı hiç dışarı çıkarmadan, dış ortama temas etmeyecek özel bir şafttan indirip tünel gibi oradan bina içerisine ileride kuracağımız kaplama ünitesine alabileceğimiz bir yapıya da sahip. Aktif ve pasif güneş enerjisi olarak dizayn edildi, bu durum binanın ön tarafından görülebilir. Bunun için de proje sunuldu, kabul edilirse eğer aktif güneş enerjisini de ekleyeceğiz. DAG binası akıllı, çevreci bir bina, su arıtma sistemleri var, doğaya zarar vermeyecek şekilde dizayn yapıldı ve şu anda dizaynı ile de ender gözlem evlerinden bir tanesi.''DAG dünyanın dört gezle beklediği bir teleskop'Çok sayıda toplantı ve fuarlarda sunumu gerçekleştirilen ve uzay bilimlerine büyük katkı vermesi beklenen gözlemevinin dünyadaki sayılı teleskoplar arasında yer alacağını vurgulayan Yeşilyaprak, şu ifadeleri kullandı:'DAG kendi çapında, bu çaptaki teleskoplar içinde dünyadaki en gelişmiş ve en yüksek teknolojiye sahip. O yüzden bu teleskop ile sönüklük anlamında gözlemlenmeyecek gök cismi yok denecek kadar az. Buna biraz da ekipman konusunda destek olunması gerekiyor. Bu konuda da dünyadaki en iyi kameralardan birini aldık, üretiliyor. Şu anda popüler bilimde de yıldızların etrafındaki gezegenleri de ayrıştırabilecek, gözlemleyebilecek koronograf isimli bir alet de söz konusu. Onunda ihalesi yeni bitti. Adapte optik sistemimiz var, atmosferik türbülansı minimum düzeye indiren, gözlem kalitesini de olabildiğince artıran teknolojiyle sahip. O yüzden dünyadaki sayılı teleskoplardan biri olacak. Coğrafik ve stratejik olarak da bulunduğu enlem ve boylamda başka da bu çapta teleskop olmadığı ve büyük bir gözlemsel boşluğu da doldurduğu için dünyanın dört gezle beklediği bir teleskop aslında.'Yeşilyaprak, teleskobun kurulmasında Erzurum'un atmosferik yapısının çok önemli olduğunu, olabildiğince açık gece ve kuru bir havaya ihtiyaç duyulduğunu aktardı. Yeşilyaprak infrared teleskobun kurulması için nemin düşük olmasının da önem arz ettiğini belirtti.'Temel bilimlerde Cumhuriyet tarihinin en büyük yatırımlarından biri'Erzurum'a kuş uçuşu 15 kilometre mesafede bir dağın zirvesinde, 3 bin 170 metrede gözlemevinin kurulmasının bu coğrafyanın atmosferik yapısı ve astronomi için büyük bir potansiyel anlamı taşıdığını belirten Yeşilyaprak, 'Bu gözlemevi, temel bilimlerde Cumhuriyet tarihinin en büyük yatırımlarından biri. O anlamda değerli bir AR-GE altyapısı olacak. Barındırdığı teknolojiler açısından evet ama çap açısından daha büyük teleskoplar var. Bu Türkiye'deki en büyük teleskop. Avrupa kıtasına da konuşlanmış en büyük teleskop diye düşünebilirsiniz. Daha büyük çaplı teleskoplar dünyada var, Havai'de, Şili ve diğer gözlemevlerinde. Barındırdığı optik teknolojiler ve atmosfer kalitesinden dolayı ilk ışığını almasını dünyada herkesin dört gözle beklediği teleskop. DAG olarak yabancıların hepsinin hafızalarında yer etmiş durumdayız.' diye konuştu.Yeşilyaprak, Türkiye'de tasarımı yapılan teleskobun parçalarının bir kısmının Belçika'da, bir kısmı İtalya'da gerçekleştirildiğini, teleskobun ana kütlesinin de İtalya'da tamamlandığını bildirerek o nedenle dünyada birkaç ülkenin içinde olduğu büyük bir projenin faaliyete geçirileceğini sözlerine ekledi.
Reklam
Reklam
Afyonkarahisar'da Kışlık Patates Fiyatı Üreticinin Yüzünü Güldürüyor
AFYONKARAHİSAR (AA) - ARİF YAVUZ - Türkiye'de patates üretiminde ilk sıralarda yer alan Afyonkarahisar'da 141 bin dekar alanda ekimi yapılan kışlık patateste hasat dönemi başladı.Afyonkarahisar'da kuru tarıma göre daha iyi gelir elde edilmesi dolayısıyla ekim alanı her yıl artan kışlık patateste bu yıl don kaynaklı rekolte düşüklüğü yaşansa da fiyat üreticinin yüzünü güldürüyor.Şuhut, Sandıklı, Dinar ve İhsaniye ilçeleri başta olmak üzere kent genelinde kışlık patates ekimi yapan çiftçiler, traktör ve tarım aletleriyle arazilerinde hasat için yoğun mesai harcıyor.İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Acar, AA muhabirine, Türkiye'de patates üretiminde Afyonkarahisar'ın 3'üncü sırada yer aldığını bildirdi. Kentteki patates ekim alanlarının geçen yıla göre arttığını dile getiren Acar, şöyle konuştu:'Afyonkarahisar'da mayıs ayındaki don olayından kaynaklı patates rekoltemizde bir düşüş var. Yıllık ortalama 550 bin ton civarında bir üretimimiz oluyor. Ekim alanımızın artmasına rağmen bu yıl rekoltemiz, yaklaşık 500 bin ton civarında patates üretimimiz söz konusu. Hasadına başlanan kışlık patateste fiyatların tatmin edecek seviyede olduğunu görüyoruz. Tarlada kilogram satış fiyatı 1 ila 1,5 lira arasında değişiyor. Çiftçilerimizde patates fiyatlarından gayet memnun.' Acar, kentte üretimi yapılan kışlık patateslerin İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirler başta olmak üzere genellikle yurt içinde tüketildiğini kaydetti.Son dönemlerde kentte sözleşmeli kışlık patates üretimi yapıldığını aktaran Acar, 'Çiftçiler, bu şekilde ekimini yaptıkları patatesleri gıda sektöründe değerlendiriyor. Özellikle de fabrikalarda parmak patates ve cips haline getirilerek tüketiliyor.' dedi.'Arpa ve buğdaya göre çok iyi gelir elde ediyoruz'Üretici Taner Çetin, patates fiyatlarının geçen seneye göre bu yıl daha iyi olduğunu anlattı.Kuru tarıma göre patates üretiminin daha kazançlı olduğuna işaret eden Çetin, 'Arazilerime yaklaşık 5 yıldır patates ekimi yapıyorum. Arpa ve buğdaya göre çok iyi gelir elde ediyoruz. Yine bu yıl da bir cips fabrikasıyla sözleşme yaptık ve hasadını yaptığımız patatesleri oraya satacağız. Kilogramını da yaklaşık 1 liradan vereceğiz. Tarlamızdaki patates verimi de normal.' diye konuştu.Üretici Mehmet Arslan da kentte 10 yıldır patates ektiğini ve ekim alanını her yıl arttırdığını söyledi.Bu yıl 150 dekar patates ekimi yaptığını dile getiren Arslan, bahar döneminde yaşanan don olayından rekoltenin geçen yıla göre düşük olduğunu ifade etti.
Reklam
Hemşireler Salgında Ön Cephede Savaşıyor
ŞIRNAK (AA) - EKREM PAYAN - Yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadelede ön cephede yer alan hemşireler, sevdiklerinden uzakta, özveriyle çalışıyorlar.Pandemi hastanesi olarak hizmet veren Şırnak Kadın ve Doğum Hastanesinde görev yapan Sabri Saltan, Veysel Bence, Gamze Bik ile Kovid-19'u yenen Mustafa Yaşar, canları pahasına sundukları sağlık hizmeti ile hastalara şifa vermeye devam ediyor. Hemşire Veysel Bence, AA muhabirine yaptığı açıklamada, salgın sürecinde büyük zorluklardan geçtiklerini belirterek hastalara şifa dağıtmak için zor şartlarda görevlerini sürdürdüklerini söyledi.'Beş aydır ailemi görmedim. Arkadaşlar ve hastalarla birbirimize moral vermeye çalışıyoruz.' diyen Bence, hastalar psikolojik olarak zor durumda olmaları nedeniyle kimi zaman tepkilerini en üst seviyede gösterebildiğini aktardı.Bence, 'Arkadaşlarımızla iyi bir koordinasyon halinde bu süreci yönetebiliyoruz.' dedi.'İhtiyaçlarını gidermek bize düşüyor' Sabri Saltan ise salgın sürecinde yüzlerce hastayı tedavilerinin ardından taburcu etmenin mutluluğunu yaşadıklarını belirtti.Çoğu geceler hastaların yanında sabahladıklarını anlatan Saltan, 'Hastalarımızı takip ettiğimiz için onlarla sık temas halindeyiz. Bu da bizim sosyal hayatımızı kısıtlıyor. Hastaların refakatçileri olmadığı için ihtiyaçlarını gidermek bize düşüyor. Yemeklerini yemelerine, ilaçlarını içmelerine yardımcı oluyoruz.' diye konuştu.Saltan, hastaların tedavi sürecinde büyük korku yaşadığına işaret ederek kendilerine düşen en büyük görevin onlara moral vermek olduğunu kaydetti.'Psikolojik destek de veriyoruz'Gamze Bik de dünyanın salgınla mücadele ettiği bugünlerde görevlerinin, hastalara en iyi şekilde sağlık hizmeti sunmak olduğunu belirtti.'Mesleğimi çok sevdiğim için disiplinli bir şekilde çalışmaya devam ediyorum.' ifadesini kullanan Bik, hala Kovid-19'a ilişkin bilgisi olmayan çok sayıda hastanın bulunduğunu aktardı.Bu nedenle hastaları salgınla ilgili bilgilendirdiklerini dile getiren Bik, hastalara en çok da morallerini yüksek tutmaları konusunda destek olmaya çalıştıklarını söyledi.Bik, 'Hastalarımızı dışarı çıkaramadığımız için onlara psikolojik destek de veriyoruz. Hastalarımız da bu durumdan dolayı çok mutlu oluyor. Psikolojik destek faydalı oluyor. Bu sayede tedaviye daha çabuk yanıt veriyorlar. İnşallah bu süreci tedbirlerimizi alarak atlatıp daha sağlıklı bir ortamı hep birlikte yakalayacağız.' diye konuştu.Kovid-19'u yendi hastaneye koştuYoğun bakım hemşiresi Mustafa Yaşar da bir ay önce Kovid-19'a yakalandığını, 14 günlük karantina sürecinin ardından sağlığına kavuşup tekrar görevine döndüğünü belirtti.İnsanların hastalığı ciddiye almaları gerektiğini ifade eden Yaşar, 'Hastalık döneminde özellikle nefes darlığı yaşanıyor. Bir nefesin ne kadar önemli olduğunu o an anlıyorsun. İnsanlara, bu hastalığı ciddiye alıp maske, temizlik ve hijyen kurallarına uymalarını tavsiye ediyorum.' dedi.
Türkiye'nin Patatesi, Kapadokya'daki Kayadan Oyma Depolarda Muhafaza Ediliyor
NEVŞEHİR (AA) - BEHÇET ALKAN - Türkiye'de farklı yörelerden hasat edilen patatesin yaklaşık 2 milyon tonu, Kapadokya bölgesindeki kayadan oyma doğal soğuk hava depolarında muhafaza ediliyor.Milyonlarca yıl önce Erciyes, Hasan Dağı ve Güllü Dağ'ın püskürttüğü lavların oluşturduğu yumuşak tüf kayanın içine kurulan depolar, herhangi bir enerjiye gerek duyulmadan patatesin kış boyu bozulmadan saklanmasına imkan sağlıyor.Tır ve kamyonların rahatlıkla girdiği depolar, nemli yapısı ve yılın her döneminde aynı sıcaklık değerini koruyabilmesi bakımından önem kazanıyor.Kapadokya'da bin 230 kayadan oyma doğal depoda, 2 milyon tona yakın patates, minimum çürüme ile muhafaza edilerek tüketicinin hasattan sonraki aylarda ihtiyacını karşılıyor.Nevşehir Tarım ve Orman Müdürü Okan Yılmaz, AA muhabirine, Nevşehir'in Türkiye'de en çok patates üretilen bölgeler sıralamasında altıncı sırada olmasına karşın, tüm bölgelerden gelen ürünün buradan tüketiciye sevk edilmesi nedeniyle ülkenin patates ambarı konumunda bulunduğunu belirtti.Dış ortamda en çok iki ay dayanabilecek ürünün, Kapadokya'daki doğal depolama imkanı sayesinde tedarikinin mümkün olduğunu vurgulayan Yılmaz, 'Bu depolar ülkemiz için önemlidir. Yaklaşık 2 milyon ton patatesi 7-8 ay muhafaza edecek ortamı bulamasaydık hem tedarikte hem de pazarlamada ciddi sorunlar yaşayabilecektik. Depoların sektör ve satış zincirine çok büyük katkısı bulunmaktadır.' dedi.'Türkiye'de üretilen patatesin yarısı doğal depolarda muhafaza ediliyor'Yılmaz, bozulmasını önlemek için eylül ayından kasım ayı ortasına kadar getirilen patatesin yer altındaki doğal depolarda aynı zamanda ebatlarına göre ayrılarak talebe göre iç ve dış piyasaya sevk edildiğini anlattı.Günlük ortalama 5-6 bin ton patatesin depolardan tüketiciye ulaştırıldığını aktaran Yılmaz, şöyle konuştu:'Buradaki doğal depolar, Nevşehir'e özgüdür. Allah'ın Nevşehir'e bir ikramı diye düşünüyoruz. Toprağın altından hasat edilen patates geri kendi evine toprağın altına getiriliyor. Ülkenin her yanında yetiştirilen patates buraya muhafaza edilmesi için getiriliyor. Buradan da yaklaşık 8 ay pazarlara sevk edilmektedir. Türkiye'de bu yıl 5 milyon ton üzerinde patates üretimi var. Ülke genelinde üretilen patatesin yarısına yakını buralara gelmekte, yarısı da tarladan direkt satılmaktadır. Bu depoların özelliği, 12 ay boyunca 2 ila 8 derece sıcaklığını hiçbir enerji sarfiyatı olmadan muhafaza edebilmesi ve yüzde 95 bağıl neme sahip olmasıdır. Bu da patatesin sorunsuzca muhafaza edilmesini sağlamaktadır. Doğal depolar, sektöre lojistik ve kalite anlamında katkı sunmaktadır.'Aydınlatma dışında hiçbir elektronik sistem bulunmuyor Depoculuk faaliyeti yapan bir firmanın yetkilisi Asım Taşçı, 'Bölgeye özgü volkanik tüf kayaları, özel tünel kazım makineleri ile oyarak bu sistemleri ortaya çıkarıyoruz. Türkiye'de sadece Nevşehir'e has bu depoların ayrıca dünyada da eşi yok. Hiçbir soğutma veya iklimlendirme sistemi kullanılmaz. Aydınlatma dışında tamamıyla doğaldır. Türkiye'nin muhtelif yerlerinde yetişen patatesin burada muhafaza ederek piyasaya sürülmesi konusunda çalışıyoruz.' ifadelerini kullandı.Ziraat Mühendisi Recep Güngör de tüketiciye doğrudan sunulacak ürünün yanı sıra bahar aylarında yapılacak ekimde kullanılacak yerli ve milli tohumların da bu depolarda kontrol altında tutulduğunu aktardı. Güngör, 'Soylu', 'Asya', 'Cevher', 'Demet' ve 'Yaprak' adıyla tescillenen ve Türk tarımının gelişmesine önemli katkı sunacak yerli patates tohumlarının muhafazası açısından da bölgedeki doğal depoların önemini artırdığını dile getirdi.
Tekirdağlı Ttc Operatörü Elif Çevik "Dünyanın Yükünü" Taşıyor
TEKİRDAĞ (AA) - MESUT KARADUMAN - Tekirdağ Asyaport Limanı'nda gemilerden boşaltılan konteynerleri özel donanımlı araçla taşıyan operatör Elif Çevik, korkarak başladığı işinde usta oldu.Evli ve bir çocuk annesi 32 yaşındaki Çevik, aile bütçesine katkı sağlamak amacıyla çalışmaya karar verdi.Bir yakınının tavsiyesiyle Asyaport Limanı'na başvuran Çevik, aldığı eğitimlerin ardından konteyner taşımak için tasarlanmış, uzun kasalı araç TTC'nin operatörü oldu.Önceleri zorlansa da kısa zamanda kullandığı araca hakimiyetiyle liman çalışanlarının da takdirini kazanan Elif Çevik, mesai günleri araca gelen iş emrine göre hareket ediyor.Çevik, vinç yardımıyla TTC'ye yüklenen konteynerleri limanda istenilen noktaya ulaştırıyor. Erkeklerin yaptığı zorlu işinde başarıyı yakalayan kadın operatör Çevik, çevresindeki kadınlara da örnek oluyor.-'Hırs, azim ve ailenin desteği'Çevik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bir kadın için sıra dışı sayılabilecek bir görevde yer aldığını söyledi.Daha önce uzun araç kullanma tecrübesi olmamasına rağmen hırsı, azmi ve ailesinin desteğinin, zoru kolay kıldığını anlatan Elif Çevik, şunları kaydetti:'İşe ilk başladığımda uzun araç olduğu için zorluk yaşadım. Dönüşlerde bazen dorseyi unutabiliyorsun. Geri geri gitmeyi hiç beceremiyordum. Normal araçlara göre dorseyle geriye gitmek daha farklı oluyor. Boş kaldığımda sürekli geri geri gitmeyi deneyerek kendimi geliştirdim. Dikkat ettikten sonra işin üstesinden gelebiliyorsunuzİşi öğrendikçe hiçbir zorluğunun olmadığını görüyorsun. Dikkat ettikten sonra işin üstesinden gelebiliyorsunuz. Zorlansam da bırakmayı düşünmedim. Çünkü zorlandığım şeylerin üzerine giderek başardım. Ben de bir şekilde 'bu işi yapacağım' dedim ve başardım'Bir kadının yapamayacağı hiçbir şeyin olmadığını belirten Çevik, 'Bu işte erkek şoförler kadar iyi olduğumu düşünüyorum onlar kadar iyi kullanabiliyorum bu konuda onlarla yarışabilirim.' dedi.Çevik, buradaki işi bittikten sonra evdeki mesaisinin başladığını belirterek 'Ev işleri az da olsa insanı yoruyor. Çocuğun enerjisi hiç bitmiyor. Onunla ilgilenmek yaptığım işten daha yorucu oluyor.' diye konuştu.
Eski Hükümlü Devletten Aldığı Hibeyle Sürmene Bıçakları Üretiyor
TRABZON (AA) - GAZİ NOGAY - Trabzon'da eski hükümlünün, devletten aldığı hibeyle kurduğu atölyesinde ürettiği coğrafi işaret tescilli Sürmene bıçakları, kız kardeşi tarafından yerli ve yabancı turistlere satılıyor.Sürmene ilçesinde oturan 38 yaşındaki Nahit Kumbasar, 10 sene önce girdiği ve 4,5 yıl kaldığı cezaevinden tahliye edildikten sonra meslek edinmek ve kendi işini kurabilmek için araştırma yapmaya başladı.Devletin eski hükümlülere yönelik desteklerinden haberdar olan Kumbasar, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne başvurdu. Burada iş yeri açma koşulları hakkında bilgilendirilen Kumbasar, babasının mesleği olan bıçakçılık yapmak istediğini söyledi.Kumbasar, Denetimli Serbestlik Müdürlüğü personelinin rehberliğinde, önce girişimcilik kursu aldı, daha sonra hazırlanan iş yeri açma projesiyle Trabzon Çalışma ve İş Kurumuna (İŞKUR) başvurdu. Projesi kabul edilen Kumbasar, devletten aldığı 28 bin lira hibeyle bıçak üretimi atölyesi kurup işinin patronu oldu. İlçede coğrafi işaret tescili olan Sürmene bıçağından üreten Kumbasar, 2 kişiye de istihdam sağlıyor. Kumbasar'ın hazırladığı bıçaklar, kız kardeşi tarafından işletilen dükkanda yerli ve yabancı turistlere satılıyor.'Kardeşiniz bile size böyle bir maddi destek vermez'Nahit Kumbasar, AA muhabirine, ailesinden gelen bıçak üretimini devam ettirdiği için mutlu olduğunu söyledi. Sürmene'de kendi bıçak markasını oluşturduğunu dile getiren Kumbasar, şöyle konuştu: 'Cezaevinden çıktıktan sonra 'Ne yapabilirim?' diye düşünürken Denetimli Serbestlik Müdürlüğünden yardım istedim. Sonra işler kendiliğinden gelişti zaten. Bana çok yardımcı oldular ve kendi atölyemi açabildim. Bu işler maddiyata dayalı. Eşimizden, dostumuzdan görmediğim desteği devletten gördüm. Bu makinelerin hepsini devlet bana hibe etti. Kim verir bunları? Kardeşiniz bile size böyle bir maddi destek vermez. Allah devletimizden razı olsun.'Günde 30-40 bıçak ürettiğini anlatan Kumbasar, 'Zengin olmak gibi bir hayalim yok ama bundan ekmek yiyorsak daha da ileriye taşımak istiyorum. Hedefim burada 10-20 kişiye daha istihdam sağlamak, ekonomiye katkı yapmak.' dedi.Kumbasar, Sürmene bıçağının meşhur olduğunu vurgulayarak, 'Karadeniz'e çok turist geliyor. Bıçakları onlara satıyoruz. Herkes memnun. Çeliği şehir dışından alıp, burada bıçak haline getiriyoruz. Bıçağı yaparken balık yağıyla su veriyoruz. En önemli özelliği budur. Böylece keskinliğini uzun süre kaybetmiyor. Her bıçak körelir ama iyi bıçak bileylenir.' ifadelerini kullandı.Nesrin Kumbasar da ağabeyi kendi işini kurduğu için çok mutlu olduklarını belirterek, 'Hiç kimseden görmediğimiz desteği devlet ağabeyime verdi, maddi ve manevi destekte bulundu.' diye konuştu.Denetimli Serbestlik Müdürü Zafer Gün ise bu tür projeler sayesinde eski hükümlülerin rehabilitasyonu ve girişimcilik kültürünün geliştirilmesi, istihdam yoluyla topluma kazandırılması ve yeniden suç işleme risklerinin ortadan kaldırılmasının amaçlandığını kaydetti.
Reklam