onedio
Afganistan'da Havan Saldırısında 4 Sivil Öldü
KABİL (AA) - Afganistan'ın kuzeyindeki Faryab vilayetinde Taliban militanlarınca atılan havan mermisinin bir eve isabet etmesi sonucu 4 sivil hayatını kaybetti.Afganistan Savunma Bakanlığı, Faryab'ın Şirin Tegab ilçesinde Taliban militanları tarafından atılan havan mermisinin bir eve isabet ettiğini açıkladı.Açıklamada, saldırıda 4 sivilin yaşamını yitirdiği, 14 sivilin ise yaralandığı kaydedildi.Taliban'dan henüz konuyla ilgili bir açıklama yapılmadı.
Yds Sonuçları Açıklandı
ANKARA (AA) - Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı (ÖSYM), Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı (2020-YDS) sonuçlarını açıkladı.ÖSYM'nin Twitter hesabında yer alan açıklamaya göre, 27 Eylül'de uygulanan 2020-YDS'ye ait değerlendirme işlemleri tamamlandı. Adaylar, sınav sonuçlarına ÖSYM'nin 'https://sonuc.osym.gov.tr' adresinden TC kimlik numaraları ve aday şifreleri ile erişebilecek.
Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Mustafa: "Rejimin Yakıt Ve Ekmek Kriziyle Baş Edecek Gücü Yok"
ANKARA (AA) - ETHEM EMRE ÖZCAN - Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Abdurrahman Mustafa, Beşşar Esed rejiminin, kontrol ettiği bölgelerde devam eden yakıt ve ekmek kriziyle baş edecek gücünün olmadığını belirterek, 'Rejimin kontrolündeki bölgelerde fırın ve akaryakıt istasyonlarının önündeki içler acısı manzaralar bizi derinden üzmektedir. Rejimin Suriye halkına çektirdiği çile son bulmalı.' dedi.Suriyeli muhaliflerin kurduğu Geçici Hükümetin Başkanı Mustafa, Esed rejimi kontrolündeki bölgelerde devam eden yakıt ve ekmek krizini, AA muhabirine değerlendirdi.Mustafa, Esed rejiminin, Suriye'de halka açtığı savaşta ülkenin ekonomisini çöküşe sürüklediğini ve halkın temel ihtiyaçlarını karşılamaya gücünün kalmadığını söyledi.Ülkedeki petrol kaynaklarının büyük bir kısmının rejimin kontrol edemediği bölgelerde yer aldığını hatırlatan Mustafa, 'Suriye, savaş öncesi petrol ihraç eden bir ülkeydi. Ancak rejim iç savaşla birlikte ülkenin tüm imkanlarını ve bütçeyi halka karşı açtığı savaşa harcadı. Dolaysıyla rejim, gelinen noktada kontrol ettiği bölgelerde halkın temel ihtiyaçlarını temin edemiyor. Her zaman olduğu gibi gerçeği yansıtmayan bahanelerin ardına sığınarak halkı kandırmaya çalışıyor.' diye konuştu.Mustafa, rejim bölgesindeki ailelerin pahalılık ve açlığın pençesinde yaşam mücadelesi verdiğine dikkati çekerek, 'Rejiminin kontrolündeki bölgelerde fırın ve akaryakıt istasyonlarının önündeki içler acısı manzaralar bizi derinden üzmektedir. Esed rejiminin Suriye halkına çektirdiği çile son bulmalı. Suriye halkı bu zulmü hak etmiyor.' şeklinde konuştu.Esed rejiminin son 3 haftadır derinleşen akaryakıt ve un krizini çözmeye gücünün yetmediğini vurgulayan Mustafa, 'Kontrol ettiği bölgelerde yaşanan akaryakıt ve ekmek krizinin üstesinden gelmeyen Esed rejimi, Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası'nı bahane ederek, işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. Ancak herkes de iyi biliyor ki ABD'nin söz konusu yasayı uygulamaya başlamadan önce de akaryakıt ve temel ihtiyaçların karşılanması konusunda Esed rejimi yetersizdi.' ifadelerini kullandı.ABD Başkanı Donald Trump'ın 21 Aralık'ta imzaladığı ve 17 Haziran'da yürürlüğe giren 'Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası'na göre, rejimin yerli petrol üretimini geliştirmesine yardımcı olmanın ve rejim ile ticari ilişkide bulunmanın yaptırım cezaları bulunuyor.'Bölge halkı rejimin bahanelerinin hiçbirine inanmıyor'Mustafa, 'Rejim bölgesinde ekonomi çökmüş durumda, üretim yok, ihracat yok. Esed rejiminin yakıt ve ekmek kriziyle baş edecek gücü yok. Elinden bir şey gelmeyen bölge halkı ise artık rejimin bahanelerinin hiçbirine inanmıyor.' değerlendirmesinde bulundu.Rejim bölgesinde son dönemde yeniden patlak veren ekmek krizinin nedenlerine değinen Mustafa, şunları kaydetti: 'Suriye'de buğday ekimine elverişli toprakların büyük bir kısmı, ülkenin kuzeyi ve kuzeydoğusunda yer almaktadır. Yani bu bölgeler rejimin kontrolünde bulunmuyor. Rejim bölgesinde üretilen buğday miktarı da halkın ihtiyacını karşılamıyor. Rejim, Rusya'dan buğday satın almaya çalıştı ancak buna yetecek parası yoktu, alamadı.' Yakıt ve ekmek kriziEsed rejiminin kontrol ettiği bölgelerde halk, ekmek ve akaryakıt temini için uzun kuyruklara girmek zorunda kalıyor.Rejim, akaryakıt fiyatlarını son iki haftada uyguladığı zamlarla iki katına çıkardı.İç savaştan önce kendi çıkardığı petrolü rafine ederek akaryakıt ihtiyacını karşılayabilen Suriye'de, petrol sahalarının yüzde 70'i terör örgütü YPG/PKK'nın işgali altında bulunuyor.Ekonomik çöküş yaşayan Esed rejimi, fırınlara un temini konusunda da sıkıntı çekiyor.Rejim yaşanan sıkıntının önüne geçebilmek için halkın satın alabileceği ekmek miktarına sınırlama getirdi.Normalde 200 Suriye lirasına (0,70 Türk lirası) satılan bir paket ekmek, karaborsada 3 kat fiyatına satılmaya başlandı.Karaborsadan ekmek satın almaya gücü yetmeyen aileler, fırınların önünde uzun kuyruklar oluşturuyor.
Sar Derneği Suriyeli Yetim Öğrencilere Kırtasiye Yardımı Yaptı
HATAY (AA) - SAR Yardımlaşma Derneği tarafından Suriye'nin İdlib bölgesi kırsalında eğitim gören yetim öğrencilere kırtasiye yardımı yapıldı.Merkezi Hatay'da bulunan derneğin müdürü Temmam Kurdi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İdlib'in Hazzano bölgesindeki çadır kentlerde eğitim gören Suriyeli 100 yetim öğrenciye, içerisinde okul çantası, defter, kalem, silgi, boya kalemleri gibi çeşitli malzemelerin bulunduğu kırtasiye seti hediye ettiklerini söyledi.Dernek olarak Suriyeli çocukların eğitimine her zaman destek vermeye çalıştıklarını belirten Kurdi, 'Bizler Suriyeli çocukların savaş nedeniyle yarım kalan eğitimlerini sürdürmelerine önem veriyoruz. Bu konuda da elimizden gelen yardımı yapıyoruz.' dedi.Kurdi, yaklaşan kış ayları öncesinde çocuklara mont, ayakkabı, bere ve eldiven yardımında bulunacaklarını da sözlerine ekledi.
Babacan Port Royal'de Teslimler Başlıyor
İSTANBUL (AA) - Babacan Holding, küresel salgına rağmen, inşaat çalışmalarında hız kesmeyerek, Küçükçekmece E-5 üzerinde konumlanan, Babacan Port Royal'de ilk etap teslimlerine başladı.Babacan Holding'ten yapılan yazılı açıklamaya göre, ulaşım kolaylığı ve merkezi konumuyla konut alıcılarını kazançlı yatırımla buluşturan, 16 bin 500 metrekare alan üzerinde inşa edilen projede toplam 814 konut ve 50 adet ticari ünite bulunuyor.Tüm projelerini kendi arazileri üzerinde inşa eden Babacan Holding, E-5 üzerindeki merkezi konumu ve ulaşım akslarına yakınlığıyla dikkati çeken ve merkezi konumunun verdiği avantajı, akıllı ev sistemiyle destekleyen projenin ilk etabını teslim ediyor. 'İnşaat çalışmalarımızı hiçbir zaman yavaşlatmadık'Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen Babacan Holding Üst Yöneticisi (CEO) Mehmet Babacan, projenin E-5 üzerindeki konumuyla yerli ve yabancı yatırımcılar tarafından ciddi bir talep gördüğünü belirterek, şunları kaydetti:'Yatırımcılarımızdan gelen talep her dönemde dinamik kaldı. Biz de inşaat çalışmalarımızı hiçbir zaman yavaşlatmadık. Hayata geçirdiğimiz her projemiz gibi bu projemizi de son birkaç yıldır ülkemizde ve hatta dünya çapında yaşanan tüm zorlu süreçlere rağmen zamanında teslim ederek yatırımcılarımıza verdiğimiz sözü tutmanın mutluluğu ve gururu içerisindeyiz. Hayata geçirdiğimiz projelerin teslimlerini gerçekleştirmeye ve dileyen herkesi ev sahibi yapmaya devam ediyoruz. Sektördeki öncü girişimimiz sayesinde inşaat çalışmalarımızda hız kesmedik. Bu duruşumuzla sektöre yol gösterici olduk. Babacan Port Royal projemiz de teslim ettiğimiz diğer tüm projelerimiz gibi hem lokasyonu hem de sunduğumuz fiyat avantajıyla yatırımcılarına kazandırdı ve kazandırmaya devam ediyor.'
Reklam
Afganistan Cumhurbaşkanı Gani: "Taliban Ve Yanlıları Hala Yanlış 'Fetih' İfadesine İnanıyor"
KABİL (AA) - Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani, Taliban ve destekçilerinin hala yanlış ''fetih'' ifadesine inandığını söyledi.Cumhurbaşkanı Gani, yeni kabine üyelerini güven oyu alması için Milli Meclise tanıttığı törende konuştu.Taliban militanlarının son zamanlarda saldırılarını artırarak hala yanlış ''fetih'' ifadesine inandığını belirten Gani, Taliban'ın savaşarak asla kazanamayacağını vurguladı.Gani, 'Taliban, Afganistan'ın ateşkes talebini kabul etmedi, aksine saldırılarını artırdı. Taliban ve yanlıları hala yanlış 'fetih' ifadesine inanıyor.'' dedi.Güvenlik güçlerinin, Afganistan halkının haklarını ve topraklarını koruma gücüne sahip olduğunun altını çizen Gani, ülkedeki karışıklığın sorumlusunun Taliban olduğunu dile getirdi.Gani, kimsenin Afgan gençlerin, bilginlerin ve yaşlıların kanını, haysiyetini ve çabalarını tehlikeye atamayacağını belirtti.Cumhurbaşkanı Gani, Taliban'ın, Afgan halkına, kendilerini terörist gruplardan uzaklaştırdıklarını, İslam ve Afganistan'a öncelik verdiğini açıkça göstermesi gerektiği çağrısında bulundu.''Yeni neslin en büyük arzusu, miras kalan ve dayatılan şiddetin son bulmasıdır.' diyen Gani, böylece ülkenin her seviyesinde ulusal birliğin sağlanacağına işaret etti.Güven oylamasının tarihi belli değil28 Eylül 2019'da yapılan cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları, 18 Şubat'ta açıklanmış ve Eşref Gani ikinci kez cumhurbaşkanı seçilmişti. Gani, 8 ay sonra 24 bakanını güvenoyu için Milli Meclise tanıttı, güven oylamasının ne zaman yapılacağı hakkında bilgi vermedi.
Hakan Şükür'ün Babasının Fetö'den Yargılandığı Dava
SAKARYA (AA) - Sakarya'da, eski futbolcu ve milletvekili firari Hakan Şükür'ün babası Selmet Şükür'ün Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyeliği suçlamasıyla yargılandığı davanın görülmesine devam edildi.Sakarya 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanık Selmet Şükür katılmazken, avukatları hazır bulundu.Esas hakkındaki görüşünü açıklayan cumhuriyet savcısı, tüm dosya kapsamına göre sanığın FETÖ/PDY'ye yardım suçu işlediğinin anlaşıldığını belirterek, Şükür'ün 'silahlı terör örgütüne yardım' suçundan 1 yıl 13 aydan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.Söz alan sanık avukatları, mütalaaya katılmadıklarını belirterek, esas hakkındaki savunmalarını hazırlamaları için süre istedi.Sanık ve avukatlarına mütalaayı inceleyip esas hakkındaki savunmalarını hazırlamaları için süre verilmesine hükmeden mahkeme heyeti, duruşmayı 15 Aralık'a erteledi.SüreçFETÖ/PDY'ye yönelik soruşturma kapsamında 12 Ağustos 2016'da gözaltına alınan Selmet Şükür, ertesi gün tutuklanmış, 25 Kasım 2016'da sağlık sorunları nedeniyle ev hapsi uygulanması ve yurt dışı çıkış yasağı şartıyla tahliye edilmişti.Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ve 4. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, sanık Şükür hakkında 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
Reklam
Sudan Halkı "İsrail İle Normalleşme" Konusunda İkiye Bölündü
HARTUM (AA) - ÖMER ERDEM - Sudanlılar, ekonomik açıdan İsrail'le diplomatik ve ticari ilişkilerin yeniden başlamasına sıcak bakıyor ancak Filistin meselesinin zarar göreceği endişesi ve İsrail'in hak ihlalleri nedeniyle normalleşmeye mesafeli duruyor.AA muhabiri, ABD Başkanı Donald Trump'ın Sudan'ın adını, ABD'li terör kurbanlarına ve ailelerine tazminatlarını ödemesi halinde 'terörü destekleyen ülkeler listesinden' çıkarma sözü ve İsrail-Sudan ilişkilerinin normalleşmesiyle ilgili halkın görüşünü aldı. Bazı Sudanlılar bu adımın hiçbir fayda getirmeyeceği gibi Filistin devletine zarar vereceğini belirtirken bazıları da ülkenin yeniden ayağa kalkabilmesinin bu hamleye bağlı olduğu görüşünü savunuyor.'İsrail kendi halkına dahi insanlık sunamıyor'Doktor Vail Nimr, ABD Başkanı Donald Trump'ın Sudan'daki yaptırımların kaldırılmasıyla ilgili tweetini olumlu bulduğunu belirterek 'Bu, Sudan halkının uluslararası topluma entegre olmaktaki güçlü iradesini gösteriyor.' dedi. Sudan'ın büyük bir ülke olduğunu ve öncelikle ulusal çıkarları doğrultusunda dış ilişkilerini şekillendirmesi gerektiğini aktaran Nimr, yaptırımlar ve normalleşme farklı meseleler, birbirine bağlanmamalı.' diye konuştu.Washington yönetiminin Sudan'ın adını 'terörü destekleyen ülkeler' listesinden çıkarması ile normalleşme arasında bağlantı olmadığı görüşünü savunan üniversite öğrencisi Luey Abdullah, şunları söyledi:'İsrail ile normalleşme doğru değil. Sudanlılara yakışmaz. Amaç Sudan ekonomisini iyileştirmekse hiçbir fayda sağlamayacak ve İsrail bunu yapmayacak. İsrail'le normalleşenin amacı insan haklarını ülkemize getirmekse bu da başarılamayacaktır. İsrail’in Filistinlilere yaptıklarını biliyoruz. İsrail kendi halkına dahi insanlık sunamıyor. Elinde olmayan sana bir şey veremez. Sudan halkı olarak buna destek vermiyoruz.'Esnaf Fatıma Şuayb, İsrail ile ekonomik ilişkilerin yeniden tesisini desteklediğini belirterek 'Normalleşme ekonomik çıkar içinse doğru yolda olduğumuzu düşünüyorum. Hava sahasının İsrail'e açılması ekonomiye katkı sağlayacaktır. Filistin devletiyle ilişkimizde bir değişiklik olmasını beklemiyorum. Güçlü, ekonomik ve sosyal açıdan gelişmiş bir Sudan'a nasıl geçeriz buna kafa yormalıyız. Başkalarından önce kendi menfaatlerimizi düşünmeliyiz.' diye konuştu.'Dünya ile yeniden irtibat kuracağız'İsrail'le normalleşmeye karşı olduğunu belirten lise öğrencisi Yusuf Ali, 'Bizler Müslümanız. Dinen ve ahlaken böyle bir kararın alınması yanlış olur. ABD'nin terörü destekleyen ülkeler listesinden ülkemizin adını çıkarma kararı ise yerinde ve doğru bir uygulama. Bu karar inşallah Sudan'a hayır ve bereket getirir. Uluslararası yatırımların kapısını açar.' ifadesini kullandı.Market sahibi Enes Süleyman Muhammed ise konuya dini açıdan bakmadığını söyleyerek ülkenin çıkarları için gerekliyse yapılmasını desteklediğini belirtti. Ülkenin adının artık terörle anılmayacak olmasının sevindirici olduğunu ifaden eden Muhammed, 'Dünya ile yeniden irtibat kuracağız. Bu haber, yurt içi ve gurbetteki vatandaşlarımızı çok mutlu etti.' dedi.Normalleşmenin halkın rızasına bağlı olduğunu hükümetin buna göre karar alması gerektiğini dile getiren Taksici Musa Abdullah Tayyib, ekonomik sorunları çözecekse bu adımlara karşı olmadığını kaydetti. Tayyib, Sudan'ın adının terör listesinden çıkartılmasının normalleşmeye bağlanmasının hükümet ve halkı çok baskı altına aldığını iki konunun birbirine karıştırılmasının yanlış olduğunu söyledi.Vatandaşlardan Ebu Bekir Musa Muhammed, ABD'nin kararının ambargo ve yaptırımlardan kurtarması nedeniyle güzel olduğunu ancak İsrail ile normalleşmenin değerlerine ters düştüğünü ifade etti.Sudan İsrail'le normalleşen 5. Arap ülkesi mi olacak?ABD Başkanı Donald Trump, 19 Ekim'de yaptığı açıklamada, ABD'li terör kurbanları ve ailelerine 335 milyon dolar tazminat ödemesi halinde Sudan'ı 'terörü destekleyen ülkeler' listesinden çıkaracağını duyurmuştu. Sudan yönetimi de Trump'ın açıklamasından saatler sonra Washington yönetiminin talep ettiği 335 milyon dolarlık tazminatı transfer ettiğini açıklamıştı.İsrail basınında daha önce yer alan haberlerde, Sudan'ın Tel Aviv ile ilişkileri normalleştirmesi karşılığında ABD'nin Hartum'u 'teröre destek veren' ülkeler listesinden çıkarmayı önerdiği yazılmıştı. Beyaz Saray'da 15 Eylül'de düzenlenen resmi törende, İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn arasında 'ilişkilerin normalleştirilmesine' yönelik anlaşmalar imzalanmıştı. İsrail yıllar önce de Mısır ve Ürdün ile normalleşmişti.İsrail gazetesine göre Hartum ve Tel Aviv normalleştiİsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya yakınlığıyla bilinen Isarel Hayom gazetesinin haberinde, BAE ve Bahreyn'in İsrail ile yaptığı ilişkilerin normalleştirilmesi anlaşmalarından sonra Sudan'ın da bu sürece dahil olduğu belirtildi. Haberde, Sudan ile ABD arasında devam eden müzakerelerin ardından Hartum yönetiminin Tel Aviv ile ilişkilerin normalleştirilmesi kararı aldığı ifade edildi. Sudan'ın bu kararına ilişkin Hartum ve Tel Aviv makamlarından henüz resmi bir açıklama yapılmadı.ABD'nin kara listeye aldığı Sudan 27 yıldır ambargo ve yaptırımlarla karşı karşıyaABD, El Kaide terör örgütü lideri Usame bin Ladin’e 1991-1996 yıllarında kucak açtığı için terör gruplarına destek verdiği gerekçesiyle “kara listeye” dahil ettiği Sudan’a 1997’de ekonomik yaptırım uygulamaya başlamış, Kenya ve Tanzanya’daki büyükelçiliklerine düzenlenen saldırılar sonrası bunları daha da ağırlaştırmıştı.ABD Yüksek Mahkemesi, 18 Mayıs’ta Sudan hükümetinin, 1998'de ABD'nin Kenya ve Tanzanya'daki büyükelçiliklerine düzenlenen terör saldırılarının kurbanlarına ve yakınlarına 10 milyar dolardan fazla tazminat ödemesini kararlaştırmıştı.
 Müzakereler sonucu bu rakam 335 milyon dolara kadar düşürülmüştü.El-Kaide'nin bombalı saldırılarında 224 kişi yaşamını yitirmiş, binlerce kişi yaralanmıştı. Olayın ardından birçok kurban ve yakını ABD'deki eyalet ve federal mahkemelere başvurarak saldırılardan dolayı Sudan hükümetini suçlamış ve tazminat talep etmişti.
Kovid-19 Hastaları Yaşadıklarını Anlatıyor - Kovid-19 Testi İki Ayda İki Kez Pozitif Çıkan Hasta: "İçinde O Hastalığın Varlığını Bilerek Yaşamak Ayrı Bir Psikoloji"
SAMSUN (AA) - RECEP BİLEK - Samsun'da birer ay arayla iki kez yeni tip koronavirüse (Kovid-19) yakalanan 33 yaşındaki Burak Tekkeşinoğlu, maske ve sosyal mesafe uyarısında bulundu.Bir kamu kurumunda çalışan, evli ve 3 çocuk babası Burak Tekkeşinoğlu'nun temmuz ayında Kovid-19 testi pozitif çıktı. Yorgunluk, baş ağrısı ve ishal şikayetleri olan Tekkeşinoğlu, evinde 14 gün karantinada kaldı. Karantina sürecinin ardından Kovid-19 testi negatif çıkan ve normal hayatına dönen Tekkeşinoğlu, kalabalık arkadaş ortamına girdikten bir hafta sonra tat ve koku kaybı yaşayınca ikinci kez yaptırdığı Kovid-19 testi de pozitif çıktı.Yine 14 günlük karantina sürecinin ardından sağlığına kavuşan Tekkeşinoğlu, AA muhabirine yaşadıklarını anlattı.Kovid-19'a ilk yakalandığında, Sağlık İl Müdürlüğünden arandığını, filyasyon ekibinin eve geldiğini belirten Tekkeşinoğlu, 'Eşimin, çocuklarımın durumunu takip ettiler. 14 gün boyunca ilaç kullanmadan yediklerime, içtiklerime dikkat ederek atlattım. Tekrar test yaptırdım. Negatif olduktan sonra normal hayatıma devam ettim.' dedi.'Karantina süreci psikolojik olarak zorlu geçti'Karantinada 14 gün boyunca bir odada kaldığını anlatan Tekkeşinoğlu, çocuklarına uzaktan bakmanın çok zor olduğunu dile getirdi.Çocuklarına dokunamadığını, sadece uzaktan konuştuğunu ifade eden Tekkeşinoğlu, 'Gerçekten duygusal manada çok zor oluyor. Onun dışında odada yalnız başına, biraz da kendimizi de dinlemiş olduk ama yine de zor geçti. Çok sıkıcı oluyor. Hastalığın psikolojisi de ayrı, tabii haberler izliyoruz, dinliyoruz. Gerçekten ağır atlatanlar var. Ben ağır atlamadım ama yine duyduklarımızdan dolayı, haberlerde izlediklerimizden dolayı psikolojik olarak biraz zorlu geçti.' diye konuştu.Tekkeşinoğlu, Kovid-19'u atlattıktan sonra bağışıklık kazandığını düşünerek rahat davrandığını ifade etti.'Bağışıklık kazanacağımı düşünüyordum''Benim ufak bir dikkatsizliğim sonucu maske ve sosyal mesafe kuralına uymadığımdan dolayı arkadaş ortamından ikinci kez Kovid-19'a yakalandığımı düşünüyorum.' diyen Tekkeşinoğlu, şöyle devam etti:'Bağışıklık kazanacağımı düşünüyordum. Hatta Kızılay'dan aranmıştım. İmmün plazma için randevu da almıştım. Randevumu da iptal etmek zorunda kaldım. İmmün plazma kan da veremedim. İlk Kovid-19'a yakalandıktan bir ay sonra ikinci kez Kovid'19'a yakalandım. Bunda da yine 14 gün karantinada kaldım. Benim için biraz zorlu geçti. Çünkü bir ay önce çocuklarımdan, ailemden ayrı kalmıştım. Bir ay sonra bir odanın içinde yine ayrı kaldım.''Sosyal mesafe, maske bunlara çok dikkat etmemiz gerekiyor'Tekkeşinoğlu, ikinci kez koronavirüse yakalandığında moral bozukluğu yaşadığını vurguladı.Vatandaşlara uyarıda bulunan Tekkeşinoğlu, 'Sağlık Bakanımızın da söylediği gibi 'sosyal mesafe, maske', bunlara çok dikkat etmemiz gerekiyor. Ben bir anlık dikkatsizliğimden kaynaklandığını düşünüyorum. İçinde o hastalığın varlığını bilerek yaşamak ayrı bir psikoloji. İnsanların dikkat etmesini isterim. Kimse 'bir şey olmaz' demesin, kesinlikle oluyor.' ifadelerini kullandı.
Avrasya Ülkelerinde Kovid-19'La İlgili Gelişmeler
NUR SULTAN (AA) - Ukrayna, Ermenistan, Gürcistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Kazakistan'da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını etkisini sürdürmeye devam ediyor.Ukrayna Sağlık Bakanı Maksim Stepanov, ülkede son 24 saatte 7 bin 53 kişide virüsün görülmesiyle günlük en yüksek rakama ulaşıldığını, vaka sayısının 322 bin 879'a çıktığını bildirdi.Son 24 saatte 62 binden fazla Kovid-19 testinin yapıldığını aktaran Stepanov, ölü sayısının 116 artışla 6 bin 43 olduğunu kaydetti.Stepanov, virüse yakalanan 924 kişinin hastaneye kaldırıldığını, iyileşen sayısının ise 2 bin 679 artarak 134 bin 898'e ulaştığını aktardı.ErmenistanErmenistan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, son 24 saatte 2 bin 306 kişide Kovid-19 tespit edilmesiyle günlük en yüksek rakama ulaşıldı, toplam vaka sayısı 70 bin 836'ya çıktı.Kovid-19 nedeniyle 10 kişinin yaşamını yitirdiği ülkede, ölü sayısı 1131'e yükseldi.Ülkede bugüne kadar 49 bin 787 Kovid-19 hastası iyileşti, 19 bin 591 kişinin ise tedavisi sürüyor.GürcistanGürcistan Başbakanlığından yapılan açıklamada, ülkede son 24 saatte 1595 kişinin Kovid-19'a yakalanmasıyla günlük vakalarda en yüksek sayıya ulaşıldığı, toplam vaka sayısının 22 bin 884'e yükseldiği ifade edildi.Açıklamada, virüsten iyileşenlerin sayısının 398 artarak 9 bin 401'e, hayatını kaybedenlerin sayısı 6 artarak 178'e ulaştığı aktarıldı.Eylül başından itibaren günlük tespit edilen vaka sayılarının gittikçe arttığı ülkede, 4 bin 408 kişi karantinada, 3 bin 155 kişi hastanelerde ve 1848 kişi ise Kovid-19 hastaları için ayrılmış otellerde gözetimde tutuluyor.KırgızistanKırgızistan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, son 24 saatte 547 kişide Kovid-19 tespit edildi, toplam vaka sayısı 54 bin 6'ya çıktı.Ülkede 282 hastanın iyileşmesiyle sağlığına kavuşanların sayısı 46 bin 726'ya ulaştı.Kovid-19 nedeniyle 4 kişinin yaşamını yitirmesiyle toplam can kaybının 1117'ye yükseldiği ülkede, 5 bin 664 hastasının tedavisi sürüyor.ÖzbekistanÖzbekistan Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, dün akşamdan beri ülkede Kovid-19 vaka sayısının 201 artarak 64 bin 335'e, virüs kaynaklı ölüm sayısının ise 2 artarak 538’e çıktığı bildirildi.Açıklamada, iyileşenlerin sayısının 163 artarak 61 bin 423'e çıkmasıyla toplam hastaların yüzde 95'inin iyileştiği belirtildi.Ülkede hastanelerde 2 bin 374 hastanın tedavisi sürüyor.KazakistanKazakistan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, son 24 saatte Kovid-19 vaka sayısı 141 artarak 109 bin 907'ye yükseldi.Virüsten 84 kişinin iyileşmesiyle taburcu olanların sayısı 105 bin 385'e ulaştı. Kovid-19'dan ölenlerin sayısı son iki günde 7 artarak 1806'ya çıktı.Ülkede 177'si çocuk 2 bin 716 Kovid-19 hastasının tedavisi sürerken, 101 kişinin sağlık durumu ağır, 10 kişinin durumu kritik olarak değerlendiriliyor.Kovid-19 belirtileri bulunan test sonuçları negatif olan zatürre vaka sayısı son 24 saatte 181 artarak 36 bin 381'e yükseldi.Zatürreden iyileşenlerin sayısı 45 artarak 28 bin 363'e, hayatını kaybedenlerin sayısı ise 2 artarak 390'a ulaştı.Zatürreden 7 binden fazla kişi tedavi görüyor.
Reklam
Lübnan'daki Türk Hastanesi'nde Görev Alacak Hemşireler Türkiye'de Eğitim Görüyor
SAYDA (AA) - Türkiye'nin Beyrut Büyükelçisi Hakan Çakıl, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı'nın (TİKA) açılış çalışmalarını sürdürdüğü Lübnan'daki Türk Hastanesi'nde görev alacak hemşirelerin, Türkiye'de yanık ve travmatoloji eğitimi gördüğünü söyledi.Büyükelçi Çakıl, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Beyrut Limanı'ndaki patlamanın ardından Lübnanlıların yaralarını sarmak amacıyla açılması talimatı verdiği 'Sayda Türk Travma ve Rehabilitasyon Hastanesi'ni açma çalışmalarını yerinde inceledi.Türk ve Lübnanlı yetkililerin vardığı mutabakata göre Sayda Türk Hastanesi'ndeki tıbbi malzemelerin tümünün elden geçirdiğini aktaran Çakıl, söz konusu tıbbi techizatların hepsinin çalışır duruma gelmesi için gerekli hazırlıkların yapıldığını belirtti.Kısa süre içinde Sayda Türk Hastanesi'ndeki bütün tıbbi malzemelerin aktif hale getirileceğinin altını çizen Çakıl, 'Ayrıca Sayda Türk Hastanesi'nin fiziki olarak ihtiyaçları giderilmiş, elektronik, mekanik ve klima sistemleri de elden geçirilmiştir. Halihazırda hastanedeki bu sistemler çalışır durumdadır.' dedi.Büyükelçi Çakıl, açılışının ardından Sayda Türk Hastanesi'nde görev yapacak sağlık çalışanlarına ilişkin ise şunları kaydetti:'Hastanenin açılmasında görev alması öngörülen 20 hemşire, 10'ar kişilik 2 grup halinde Türkiye'de eğitim görecektir. Lübnanlı 10 kişilik hemşire grubunun, şu anda ülkemizde devam eden eğitimlerini tamamladıktan sonra birkaç gün içinde geri dönüş yapmaları bekleniyor. İkinci grup 10 kişinin ise kasım ayının ilk haftası itibarıyla Türkiye'de eğitimlerine başlamaları planlanıyor. Dolayısıyla Sayda Türk Hastanesi'nde görev alacak sağlık çalışanlarından 20 hemşire, birkaç hafta içinde Türkiye'deki yanık ve travmatoloji eğitimlerini tamamlamış olacaklardır.'Türk Hastanesi, yıllarca iç anlaşmazlıkların kurbanı olduBaşkent Beyrut'un 44 kilometre güneyinde yer alan Sayda kentinde yapım ve donanımı tamamlanan Türk Travma ve Rehabilitasyon Hastanesi, acil servis, yoğun bakımlar, ameliyathaneler ve teknik birimlerin planlandığı tedavi bloğu ve idare, hasta yatak birimlerinin planlandığı hasta bakım bloğundan oluşuyor.Kasım 2010'da Erdoğan tarafından açılışı yapılarak Lübnan'a teslim edilen Sayda Türk Hastanesi, yıllardır tüm donanımıyla hizmet verebilecek durumda olmasına rağmen ülkedeki iç siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle halkın hizmetine açılamadı.Tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden biriyle boğuşan Lübnan, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vakalarının da zirveye çıktığı bir dönemden geçiyor.Barındırdığı Suriyeli ve Filistinli mültecilerle nüfusu yaklaşık 6 milyona ulaşan Lübnan'da, Beyrut Limanı'nda yaşanan felakette yaralanan binlerce kişinin tedavisi için başkentin dışındaki sağlık merkezlerine başvurulmuştu.Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beyrut Liman'ındaki şiddetli patlamanın ardından ülkedeki sağlık ihtiyaçları göz önünde bulundurularak Sayda Türk Hastanesi'nin bir an önce hasta kabulüne başlamasını sağlamak üzere Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu Başkanvekili Prof. Dr. Serkan Topaloğlu'nu özel temsilci olarak görevlendirmişti.Prof. Dr. Topaloğlu ve beraberindeki Türk heyeti, 13 Ağustos'ta Lübnan'da Başbakan Hassan Diyab ve Sağlık Bakanı Hamad Hasan ile bir araya gelerek hastaneyi açma çalışmalarını hızlandırma konusunda mutabık kalınmıştı.
Adana'da Fetö Sanığı Eski Tabip Binbaşının Yargılanmasına Devam Edildi
ADANA (AA) - Adana'da FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki mahrem yapılanmasına yönelik soruşturma kapsamında hakkında 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan 15 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan tutuksuz eski tabip binbaşının yargılanmasına devam edildi.Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, örgütün 'mahrem imamlarınca' ankesörlü telefonlar ve sabit hatlardan arandığı iddia edilen sanık Ş.Ö. ve avukatı katıldı.Cumhuriyet savcısı, esas hakkındaki mütalaasında, sanığın FETÖ'nün 'mahrem imamları' tarafından 2015 yılında Adana'daki bakkal, büfe, market gibi iş yerlerinden sabit-kontörlü telefonlardan arandığını, Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde (GATA) çalışan 5 kişi ile ardışık arama kaydının bulunduğunu belirtti.Mütalaasında, bilirkişi raporuna göre sanığa ait ardışık arama tutanağı ile HTS kayıtlarındaki bilgilerin birbiriyle uyumlu olduğunu bildiren savcı, Ş.Ö'nün 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan cezalandırılmasını talep etti. Sanık Ş.Ö. ise savunmasında, FETÖ/PDY'nin 'mahrem imamları' ile periyodik ve ardışık arama sistemiyle haberleşmediğini, terör örgütü üyesi olmadığını ileri sürerek, 'Mahkemeye gönderilen bilirkişi raporu hatalıdır. Örgütsel bir konumum bulunmamaktadır. Esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma yapmak için süre talep ediyorum. Beraatime karar verilmesini istiyorum.' ifadesini kullandı.Mahkeme heyeti, sanığın mevcut halinin devamına karar verip duruşmayı erteledi.
Büyükçekmece'de Eğitim Uçağı Düştü
İSTANBUL (AA) - Büyükçekmece'de bir eğitim uçağı boş araziye düştü.Özel bir firmaya ait eğitim uçağının Büyükçekmece'de boş araziye düşmesi üzerine polis, jandarma, itfaiye ve sağlık ekipleri bölgeye sevk edildi.Burun kısmından toprağa gömülü haldeki uçak, ekipler tarafından halat yardımıyla çıkarıldı.Kazada yaralanan pilot da uçağın içinden çıkarıldı.
Reklam
Nevşehir'de Meydana Gelen Trafik Kazasında Bir Kişi Öldü, İki Kişi Yaralandı
NEVŞEHİR (AA) - Nevşehir'in Acıgöl ilçesinde tarlaya devrilen otomobildeki bir kişi hayatını kaybetti, iki kişi yaralandı.N.H. idaresindeki 06 BGS 89 plakalı otomobil, Nevşehir-Aksaray kara yolu Acıgöl ilçesi yakınlarında kontrolden çıkarak tarlaya devrildi.Araçta bulunan G.H, kaza yerinde yaşamını yitirdi.Yaralanan sürücü ile B.K.Y, Nevşehir Devlet Hastanesine kaldırıldı.
Nasa 26 Ekim'de Ay Hakkında Yeni Bir Keşif Açıklayacak
WASHINGTON (AA) - ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), 26 Ekim'de Ay hakkında 'heyecan verici' yeni bir keşfi açıklayacağını duyurdu. NASA'dan yapılan açıklamada, 2,7 metre aynalı teleskop taşıyan 'Boeing 747SP' tipi uçak olan Kızılötesi Astronomi Stratosfer Gözlemevi'nin keşfinin 'ajansın Ay hakkında daha fazla şey öğrenme çabalarına katkıda bulunacağı' ifade edildi. Açıklamada, 'Ay'ın ilmini anlamak, iç Güneş Sistemi'nin geniş tarihinde parçaları bir araya getirmeye de yardımcı olabilir.' ifadesine yer verildi.Ay'a ilişkin yeni keşfin 26 Ekim Pazartesi günü telekonferansla açıklanacağı belirtildi. NASA, 'Artemis' adlı program çerçevesinde 2024'te Ay yüzeyine bir erkek ve bir kadın astronot göndermeyi planlıyor.
Reklam
Analiz - Küresel Organik Kriz Ve ABD-Çin Rekabetinin Trajedisi
İSTANBUL (AA) -HÜSEYİN KORKMAZ- Uluslararası düzen, içine girdiği “organik kriz” ile cebelleşirken ortaya çıkan “ara dönem” sistemik istikrarsızlığı yoğun bir şekilde beslemeye devam ediyor. Bu minvalde ABD ve Çin gibi iki büyük gücün rekabeti “stratejik yanılgıların” da tahkim ettiği çatışmalı bir sona doğru ilerliyor. Peki büyük ortak çıkar paylaşmalarına ve aralarındaki ekonomik bağımlılığa rağmen bu iki güç neden bir çatışma zeminine doğru kayıyor? İki gücün birbirinden giderek daha fazla ayrışması yeni bir soğuk savaşın habercisi olduğu gibi Birinci Dünya Savaşı öncesine benzeyen “dengesiz çok kutupluluğun” izlerini de taşıyor.ABD-Çin rekabeti küresel organik krizin bir ürünüSoğuk Savaşın sona ermesiyle beraber ABD’nin uluslararası düzende yakaladığı “tek kutuplu an” uzun sürmedi ve 11 Eylül 2001 tarihinde topraklarına yapılan terör saldırısı sonrasında küresel bir güvenlik krizine girmesine neden oldu. Daha sonra 2008 yılında yaşanan büyük finansal kriz uluslararası düzenin derin bir istikrarsızlık sürecine savruluşunun başlangıcı oldu. Aslında bu iki kriz İtalyan düşünür Antonio Gramsci’nin altını çizdiği total bir “organik krizin” küresel ölçekte ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Yani bir dönem egemen olan fikirlerin popülerliğini yitirmesi ve bunların yanında yeni güçlerin yükselişi gibi hususlar bu kriz durumunun en karakteristik özelliklerinden biri.Organik krizde mevcut sisteme dair kurum ve yapılar yerli yerinde ancak işlevsiz. Bu durum aynı zamanda sistemik düzeyde marazi semptomların da ortaya çıkmasına neden oluyor. Küresel salgının yaşandığı bu günlerde sistemik marazi semptomlar kendisini ziyadesiyle hissettiriyor. Öte yandan bu krizin bir başka ürünü olarak ABD-Çin rekabetini de zikretmemiz mümkün. ABD-Çin ilişkileri özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın da büyük çabaları sonucunda 2018 yılından bu yana baş aşağı bir şekilde düşüş eğiliminde. Ticaret savaşları ile başlayan rekabet Hong Kong’da yaşanan olaylar üzerinden gelişirken Tayvan ve Güney Çin Denizi gibi problem alanları ile beraber iyice derinleşerek çatışmanın artık bir olasılık haline geldiği gergin bir düzeye yükseldi. Aslında işin ilginç yanı, ABD ve Çin’in çatışmaya doğru giden gerilimli ilişkisini düzeltmek için başka hiçbir gücün arabulucu olarak devreye girmemesi. Bu konuda diğer güçlerin gösterdiği isteksizlik krizden çıkamayan sistemin dengesiz bir “çok kutupluluk” üretmeye başladığını gösteriyor. Aynen Birinci ve İkinci Dünya Savaşı öncesinde olduğu gibi, güçler dengesinin bozulması sonucunda sistem çok kutupluluk eğilimi içine giriyor. Fakat bu çok kutupluluk bir güç dengesi inşa edebilme açısından son derece kırılgan bir yapıya sahip. Bugün ABD ve Çin’in ayrışmaya dönük yaklaşımları her ne kadar derinleşse de Soğuk Savaş benzeri kategorik iki kampın oluştuğunu söylemek çok zor. Güçler arasındaki ilişkiler esnek ve çok boyutlu. Dolayısıyla bu durum istikrarsızlığın derinleşmesine katkıda bulunuyor.Dengesiz çok kutupluluk ABD-Çin rekabetini derinleştiriyorBu noktada ofansif bir realist olan Prof. John Mearsheimer ve onun kült eseri “Büyük Güçlerin Politikalarının Trajedisi”ne (The Tragedy of Great Power Politics) başvurmakta yarar var. Mearsheimer’ın eseri “devletlerin uluslararası siyasette ana aktörler olduğu ve nihai hedeflerinin hayatta kalmak olduğu önermesine” dayanıyor. 2001 yılında yayımlanan eserde Mearsheimer, Çin’in stratejik hedefinin Asya’da hegemonya kurmak olduğunu ve ABD’nin de bunu engellemeye çalışacağı sonucuna varmıştı. Ayrıca Çin’in asla barışçıl bir yükselişinin olmayacağına inanan Mearsheimer’a göre güçlenen herhangi bir ülkenin dış politikasında daha agresif olmaması neredeyse imkânsız bir durum.Mearsheimer, ABD-Çin ilişkilerine ve rekabetine dair daha sonra da birçok yazı kaleme aldı. Özellikle son dönemde verdiği röportajlarda [1] Birinci Dünya Savaşı benzetmesi yapan akademisyen “Birinci Dünya Savaşı’ndan önce de Avrupa’da muazzam miktarda karşılıklı ekonomik bağımlılık vardı ve kimsenin savaşa cesaret edemeyeceği yazılıyordu ancak yine de savaş yaşandı” derken Birleşik Devletlerin, Çin’in Asya’da bölgesel bir hegemon olmasına asla müsamaha göstermeyeceğinin özellikle altını çiziyor. Birinci Dünya Savaşı öncesinde de Fas, Balkanlar ve Arnavutluk’ta yaşanan krizler birbirini beslemiş ve devamında 28 Haziran 1914 tarihinde Franz Ferdinand’ın Saraybosna’da öldürülmesiyle büyük bir dünya savaşına evrilmişti. Bu noktada büyük güçlerin birbirlerinin niyetlerinden emin olamama durumu da büyük rol oynamıştı. Mearsheimer’ın akademik geçmişinde “devletler neden güç dengesi ile yetinmez?” sorusuna aradığı yanıt ile ilgili yakın zamanlarda kaleme aldığı “Büyük Yanılsama: Liberal Düşler ve Uluslararası Gerçeklikler” (Great Delusion: Liberal Dreams and International Realities) isimli eseri önemli cevaplar barındırıyor. Mearsheimer, “ABD’nin yükselen bir Çin’e ya da Britanya’nın Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda yükselen bir Almanya’ya nasıl baktığını düşünün; Amerikan liderleri, Çin’in gelecekteki niyetlerini kesin olarak bilemezler” derken niyetlerin bilinemezliğine ve uluslararası sistemde bir üst otoritenin olmaması durumuna (anarşi) dikkat çekiyordu.Dolayısıyla birbirlerinin niyetlerinden habersiz olan güçlerin nispi olarak yoğun bir güvenlik arayışına girmesi ve bunun sonucunda süreklileşmiş bir rekabet sarmalına kilitlenip kalması son derece doğal. Bugün ABD ve Çin rekabetinde yaşanan gelişmeler de benzer bir rekabet sarmalının giderek daha fazla yoğunlaştığını gösteriyor. Öyle ki iki güç, ülkelerinde bulunan basın mensuplarını göndermeye ve konsolosluklarını kapatmaya varan radikal bir ayrıştırmacı eğilimle hareket ediyor. Aslında bu “niyetlerin bilinemezliği” hususu diğer yandan dengesiz bir “çok kutupluluğu” da besliyor ve sistemin daha savruk hale gelmesine katkıda bulunuyor. Diğer güçlerin de söz konusu rekabetin stratejik fırsatlarına göz dikmesinin sonucunda çatışmaya açık yeni bir normalin tohumları atılıyor.“Çatışma tercih mi yoksa zorunluluk mu?”ABD-Çin rekabetinin oluşturduğu uluslararası ortamla ilgili Birinci Dünya Savaşı benzetmesi yapan tek isim Mearsheimer değil. ABD diplomasisinin yaşayan efsanelerinden biri olan 97 yaşındaki eski dışişleri bakanı ve eski ulusal güvenlik danışmanı Henry Kissinger da ABD ve Çin’in yeni angajman kuralları oluşturmamaları halinde gerginleşen rekabetin Birinci Dünya Savaşı’na neden olan belirsizliğin yeniden ortaya çıkması riskini taşıdığını söylüyor [2]. Kissinger geçen sene de Pekin’de yaptığı bir konuşmada yine benzer şeyler söylemiş ve “Soğuk Savaşın kıyısındayız” demişti [3]. Kissinger, sözlerine Birinci Dünya Savaşı’na atıfta bulunarak 'Bu nedenle, çatışmanın sınırlandırılmadan gelişmesine izin verilirse, sonuç Avrupa’dakinden daha kötü olabilir” diyerek uyarıda da bulunmuştu. Aslında Kissinger 2012 yılında Foreign Affairs için yazdığı “ABD-Çin İlişkilerinin Geleceği” 4 isimli makalede de günümüz ABD-Çin ilişkileri ve bu ilişkinin sistemik etkileri üzerine önemli öngörülerde bulunmuştu.Kissinger, o makalesinde ABD-Çin ilişkilerinin “çatışmaya” dönük bir işaret verdiğini kabul etse de bunun sadece bir “tercih” meselesi olduğunu belirtmiş ve iki ülke arasındaki “üstünlük” mücadelesinin kaçınılmaz olduğunun altını çizerek bunun çözümü için mantıklı ve diplomatik bir çerçeve oluşturulması gerektiğini önermişti. Kissinger ayrıca iki ülke arasında bir çatışma yaşanma ihtimalinin düşük olduğunu vurgulamıştı. Oysa “çatışma” konusundaki fikirlerinin bugün değiştiği görünüyor. Kissinger’ın son dönemde çatışma uyarılarında bulunması ve eleştirilerini yoğunlaştırmasının ardında yatan nedenlerden biri diğeri ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun geçtiğimiz Temmuz ayında 70’li yıllarda Çin ile yumuşama (détente) yaklaşımı içine giren Nixon yönetimi ve dolayısıyla Kissinger’ı hedef alan konuşması.Pompeo, “Komünist Çin ve Özgür Dünyanın Geleceği” [5] isimli bu konuşmasında “Çin’in özgür ve demokratik bir ülkeye evrileceğini düşünen liderlerimizin teorileri doğru çıktı mı?” diyerek eski yönetimleri eleştirmesi dikkat çekmişti. Oysa Kissinger, geçmişten beri ABD ve Çin’in farklılıklarının bilincinde. Ancak Soğuk Savaş döneminde ABD-SSCB gerilimi bağlamında Çin ile ilişkileri geliştirmek stratejik bir zafer olarak görülmüştü. Zaten söz konusu ABD-Çin görüşmeleri ideolojik ve politik hususlardan arındırılmış pragmatik bir çerçevede ilerlemişti. Pompeo’nun sözlerinin hedefinde her ne kadar Obama yönetiminin olduğu bilinse de Kissinger’dan gelen taze açıklamalar, mevcut ABD yönetiminin Çin ile ilişkilerini ideolojik bir zeminde ele alması hususuna Kissinger’ın tepkisel bir cevabı olarak okunabilir.Batı menşeli küresel düzen kritik bir “ara dönem”deKissinger, Çin hakkında yazdığı “Çin Üzerine” (On China) isimli eserinde hem ABD’nin hem de Çin’in “istisnacılığından” (exceptionalism) bahsediyor. “Çin istisnacılığı misyoner değil, kültüreldir” diyen Kissinger’a göre Çin, dünyayı Çinli yapmaya kalkışmaz. Amerikan istisnacılığı ise misyonerdir. Bu gerekçelerle bazı anlaşmazlıkların ortaya çıkmasının mümkün olduğunu düşünüyor. Bu bağlamda Kissinger aynı eserinde “birlikte evrim” (co-evolution) kavramını ortaya atmıştır. Yani Kissinger, Çin’den ABD gibi davranmasının beklenmemesi gerektiğinin altını çizmiştir. Ona göre çözüm rekabet ve işbirliğinin bir arada yürüdüğü bir modeldir. Fakat diğer yandan Kissinger da sistemik bir kriz olduğunu kabul ediyor. “Dünya Düzeni” (World Order: Reflections on the Character of Nations and the Course of History) isimli eserinde dünya düzeni arayışının neredeyse tamamen Batılı toplumların kavramları tarafından tanımlandığını ve bu kavramların artık krizde olduğunun altını çiziyor.Krizde olan uluslararası düzenin büyük oranda 19. ve 20. yüzyılın başlarında Avrupa tarafından inşa edilmiş bir yapıya sahip olduğunu söylemek mümkün. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yeniden üretilen düzen, Batı menşeli bir fikri altyapıya sahip. Ancak bugün ağırlığını giderek hissettirmeye başlayan Çin’in sistemik anlamda farklı görüşleri olduğunu biliyoruz. Çok kutuplu ve her devletin kendi içişlerine karışılmayan ancak ticari anlamda birbirine yoğun şekilde bağlanmış bir ağ bağlantısı tahayyülü söz konusu. “Bunun mevcut uluslararası sistem içerisinde gerçekleştirilmesi mümkün mü' sorusu ile “ABD-Çin rekabeti neden çatışmaya dönük bir zeminde ilerliyor” sorusuna koşut bir şekilde cevap verilmeli.Dolayısıyla bütün bu bulguların ışığında ABD-Çin rekabetinin uluslararası sistemin “otoritesiz” özelliğinden ortaya çıkan, devletlerin güç maksimizasyonu sonucunda çatışma olasılığı barındıran bir zemine kaydığı görülüyor. Buna ek olarak uluslararası düzenin cebelleştiği organik kriz bu durumu derinleştiriyor. Hem dengesiz çok kutupluluğun oluşumuna katkıda bulunuyor hem de Birleşmiş Milletler (BM) gibi ulus üstü organizasyonların etkisizleşmesine neden oluyor. Güç dengesinde yaşanan bu istikrarsızlaştırıcı dönüşüm, diplomatik yöntemlerin yadsınmasına neden olan yeni bir normali de içinde barındırıyor. Söz konusu dengesiz çok kutuplu yapıyı Gramsci’nin “ara dönem” (interregnum) kavramı ile birlikte açıklamak da mümkün. Yani eski sistemin tedavülden kalkmaya başladığı ancak yenisinin doğamadığı bir dönem.Sonuç olarak Çin, Asya-Pasifik’te hegemon bir güç olmaya çalışırken ABD ise buna kesinlikle müsamaha göstermeyen bir yaklaşıma sahip. ABD’de yapılacak başkanlık seçimlerinden sonra Joe Biden’ın başkanlığa gelme olasılığı da bu stratejik yaklaşımı değiştirmeyecek gibi görünüyor. Zaten Obama döneminde Çin’in üstü örtük bir şekilde çevrelenmesini öngören “Asya Mihveri” (Asia Pivot) yaklaşımı icra edilirken Biden’ın da başkan yardımcısı olduğunu hatırlamak gerekiyor. Dolayısıyla diplomasinin büyük oranda tedavülden kalktığı ve Tayvan gibi meselelerin birer “saatli bomba” haline geldiği şu günlerde ABD-Çin ilişkileri, 70’li yıllarda ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Çinli Başbakan Cu Enlay arasındaki müzakerelere benzer bir çabaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor.[Dr. Hüseyin Korkmaz ABD-Çin İlişkileri ve Çin’in dış politikası alanlarında bağımsız araştırmacı olarak çalışmaktadır][1] http://www.asahi.com/ajw/articles/13629071[2] https://www.bloomberg.com/news/articles/2020-10-07/kissinger-warns-u-s-and-china-must-set-limits-to-avoid-a-blowup[3] https://www.cnbc.com/2019/11/22/us-china-economic-conflict-could-be-worse-than-wwi-henry-kissinger-says.html[4] https://www.foreignaffairs.com/articles/china/2012-03-01/future-us-chinese-relations[5] https://www.state.gov/communist-china-and-the-free-worlds-future
Gittigidiyor'a Social Media Awards Turkey'den Bronz Ödül
İSTANBUL (AA) - Türkiye’nin öncü e-ticaret sitelerinden GittiGidiyor, sosyal medyanın en iyilerinin belirlendiği Social Media Awards Turkey 2020’de “Online Alışveriş” kategorisinde bronz ödülün sahibi oldu. GittiGidiyor'dan yapılan açıklamaya göre, BoomSonar ve Marketing Türkiye iş birliği ile bu sene 4'üncüsü düzenlenen, Deloitte Türkiye’nin ise değerlendirme sürecine dahil olduğu Social Media Awards Turkey 2020’de ödül sahipleri açıklandı. 50'den fazla sektörde, toplam 46 binden fazla sosyal medya hesabının performansının ölçümlendiği yarışmada GittiGidiyor “Online Alışveriş” kategorisinin “Genel” alt sektöründe bronz ödül almaya hak kazandı. Jüri, markaların 1 Mart 2019-1 Mart 2020 tarihleri arasında ilk kez yayınlanan sosyal medya çalışmaları, dijital projeler ve sosyal medya performanslarını değerlendirdi.Açıklamada görüşlerine yer verilen GittiGidiyor Pazarlama Direktörü Feyza Dereli Fedar, şunları kaydetti: “İnternet ve mobil kullanımındaki artışın, sosyal medyanın yükselişine ivme kattığını görüyoruz. Biz de tüketici davranışlarını yakından takip eden bir platform olarak sosyal medyanın değerini biliyor ve planlamalarımızı buna göre yapıyoruz. Sosyal ağlar bizim için kullanıcılarımıza ve potansiyel tüketicilerimize ulaştığımız önemli bir iletişim aracı. Aldığımız ödülle de sosyal medya yönetimimizde doğru yolda olduğumuzu görmek bizi mutlu etti.” BoomSonar’ın sosyal medya marka ölçümleme ve puanlama sistemi SocialBrands sıralamalarına dayanan Social Media Awards Turkey’nin kazananları canlı yayınlanan ödül töreniyle açıklandı. Yarışma Jüri Ödülleri, SocialBrands Veri Analitiği Ödülleri ve Grand Prix olmak üzere üç temel bölüm ve 24 kategoride gerçekleştirildi.
Vietnam'da Aşırı Yağışların Yol Açtığı Afetlerde Ölenlerin Sayısı 114'E Yükseldi
ANKARA (AA) - Vietnam'da şiddetli yağışların neden olduğu sel ve toprak kaymalarında yaşamını yitirenlerin sayısının 114'e çıktığı bildirildi.Xinhua ajansının haberine göre, Vietnam Doğal Afet Önleme ve Kontrol Merkez Yönetim Komitesinden yapılan açıklamada, ülkenin orta kesimlerini ay başından bu yana etkileyen şiddetli yağışların yol açtığı sel ve heyelanlarda can kaybının arttığı belirtildi.Çoğu Quang Tri, Thua Thien-Hue ve Quang Nam eyaletlerinde olmak üzere ölenlerin sayısının 114'e yükseldiği, 21 kişiden ise haber alınamadığı kaydedilen açıklamada, kayıpları arama kurtarma ile afet sonrası iyileştirme ve tahliye çalışmalarının devam ettiği vurgulandı.Ha Tinh ve Quang Binh'de 46 bin 800 civarında evi su bastığının bildirildiği açıklamada, bu eyaletler ile Quang Tri'de yaşayan yaklaşık 206 bin 800 kişinin de güvenli yerlere tahliye edildiği aktarıldı.Açıklamada, doğal afetlerde 691 bin 100'den fazla büyük ve küçükbaş hayvanın da telef olduğu ya da sel sularında sürüklendiği ifade edildi.Komite, doğal afetlerin aynı zamanda ilgili bölgelerdeki yollarda erozyona ve hasara neden olduğunu kaydetmişti.Vietnam Haber Ajansı'nın haberinde, Vietnam Sanayi ve Ticaret Bakanlığının, afet bölgelerindeki ticari faaliyetleri sıkı bir şekilde denetlerken, izole bölgelere de temel malzemeler tedarik ettiği belirtildi.Haberde, bakanlığa bağlı yetkililerin, doğal afetlerden etkilenen bölgelerdeki kişilerin mal talebini karşılamak için yerel pazarların bir an önce restore edilmesini koordine edeceği bildirildi.
Reklam