onedio
Flavanol Zengini Beslenmek Kalp Rahatsızlığını Önleyebilir
ANKARA (AA) - İngiltere'de yapılan geniş çaplı araştırmayla, çay içmenin ve elma yemenin kalp rahatsızlığını önleyebileceği ortaya koyuldu. Sonuçları 'Scientific Reports' dergisinde yayımlanan çalışma çerçevesinde Norfolk'ta Avrupa Muhtemel Kanser Araştırması kapsamında 20 yılı aşkındır izlenen 25 bin 618 kişinin beslenme alışkanlıkları değerlendirildi. Reading ve Cambridge üniversitelerinden uzmanlar dahil uluslararası bir ekibin yürüttüğü çalışmada, katılımcıların besinlerden ne kadar flavanol aldıkları hesap edildi. Çalışmada, kakao, çay, kabuklu yemiş, dutsu meyveler ve elma gibi flavanol açısından zengin besinlerin, tansiyonun düşük seyretmesini sağlayarak kalp rahatsızlığını önleyebileceği gözlendi. Ekibin lideri Reading Üniversitesi'nden Profesör Gunter Kuhnle, 'Çalışmamızda, flavanol tüketimi ile düşük tansiyon arasında önemli ve anlamlı bir ilişki olduğunu görmekten memnun olduk. Bu çalışma, daha önce beslenmeyle ilgili yapılan araştırmaların bulgularını doğruluyor.' değerlendirmesini yaptı. Uzmanlar, flavanol alımının artırılmasının, kardiyovasküler rahatsızlıkların azalmasını sağlayabileceğine işaret etti.
Çin'den 6 Çinli Medya Kuruluşunu Daha "Yabancı Misyon" Olarak Tanımlayan ABD'ye Tepki
PEKİN (AA) - Çin, 6 Çinli medya kuruluşunu daha 'yabancı misyon' olarak tanıdığını açıklayan ABD'ye tepki gösterdi.Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Cao Lician, yaptığı açıklamada, ABD'nin ülkede faaliyet gösteren Çinli 6 medya kuruluşunu daha yabancı misyon olarak tanımlamasını 'siyasi baskı' olarak nitelendirdi.ABD'ye, Çin medyasına yönelik siyasi baskıya son verme çağrısı yağan Cao, 'Çin, ABD'nin mantıksız eylemlerine kesin olarak karşı çıkıyor ve şiddetle kınıyor. Çin, ABD'yi rotasını değiştirmeye, hatalarını düzeltmeye ve ülke medyasına yönelik siyasi baskıyı ve mantıksız kısıtlamaları durdurmaya çağırıyor.' ifadesini kullandı.ABD Dışişleri Bakanlığı, Yicai Global, Jiefang Daily, Xinmin Evening News, Social Sciences in China Press, Beijing Review ve Economic Daily isimli Çinli medya kuruluşlarının ABD operasyonlarının, yabancı misyonlar olarak belirlenmesi yönünde karar alındığını açıklamıştı.ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, basına yaptığı açıklamada, yabancı misyon olarak tanıdıkları 6 medya şirketinin, 'yabancı bir hükümet tarafından büyük ölçüde veya etkin şekilde kontrol edildiğini' belirtmiş ve alınan kararla amacın, ABD'deki 'Çin komünist propaganda çabalarının' önüne geçmek olduğunu ifade etmişti.Bu adımla, belirtilen medya kuruluşlarının, ülke içinde herhangi bir yerde ofis açmak için ABD hükümetinden onay alması gerekecek. Ayrıca tıpkı diplomatik misyonların yaptığı gibi bu kuruluşlar da yaptıkları personel değişikliklerini ve tüm istihdamları ABD Dışişleri Bakanlığına bildirecek.ABD Dışişleri Bakanlığı, 18 Şubat'ta Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı Xinhua, People Daily, China Daily, Çin Global Televizyon Ağı ve Çin Uluslararası Radyosu'nu; 22 Haziran'da da Çin Merkezi Televizyonu (CCTV), haber ajansı China News Service (CNS), People’s Daily ve Global Times'ı 'yabancı misyon' olarak tanımış ve bu kuruluşlara ülkedeki yabancı diplomatik misyonlara uygulanan koşulların uygulanmasına karar vermişti.
Belçika Dışişleri Bakanı Wilmes Yoğun Bakımda
BRÜKSEL (AA) - Belçika Dışişleri Bakanı Sophie Wilmes, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı.Wilmes'in sözcüsü, Dışişleri Bakanı'nın sağlık durumunun kötüleşmesi nedeniyle dün geceden beri yoğun bakımda tutulduğunu söyledi.Wilmes'in geçen hafta yapılan Kovid-19 testinin pozitif çıktığı açıklanmıştı. Wilmes, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, kendini karantinaya aldığını duyurmuştu. İş ortamında gerekli tüm önlemlerin alındığını belirten Wilmes, virüsün muhtemelen ailesinden bulaştığını ifade etmişti.Belçika'da ekim başında göreve başlayan yeni hükümetin başbakan yardımcısı ve dışişleri bakanı olan Wilmes, önceki hükümetin başbakanı olarak görev yapmıştı. Wilmes, 1 yıldan uzun süre hükümet kurulamaması nedeniyle geçici olarak başbakanlık yapmış, Kovid-19 salgınından en fazla etkilenen ülkelerden olan Belçika'nın salgınla mücadele sürecini yönetmişti.Belçika, nüfusa oranla ölüm sayıları bakımından küresel salgından en kötü etkilenen ülkelerden biri. 11,4 milyon nüfuslu ülkede 253 binden fazla Kovid-19 vakası kaydedildi ve 10 bin 539 kişi hayatını kaybetti.Son haftalarda vaka sayılarında büyük artış sürüyor. Günlük ortalama yeni vaka sayıları 9 bin 692'ye ulaştı. Vakalardaki artış nedeniyle hükümet gece sokağa çıkma yasağı, restoran, bar ve kafelerin kapatılması gibi önlemler aldı.
Maskesini Çenesine İndiren Kişi Ceza Almamak İçin Kaçmaya Çalışırken Yakalandı
NİĞDE (AA) - Niğde'de maskesini düzgün takmadığı gerekçesiyle ceza yazılmak istenen kişi, kaçmaya çalışırken yakalandı. Dr. Sami Yağız Caddesi'nde yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirlerine yönelik denetim yapan polis ekipleri, maskesini çenesine indiren S.İ'yi (36) durdurdu.Kimliğini vermek istemeyen S.İ, polisin ekip aracına yönelmesiyle kaçmaya çalışırken bekçi tarafından yakalandı. Maske takmadığı için 900 lira ceza yazılan S.İ. hakkında, polise mukavemetten adli işlem başlatıldı. S.İ'yi yakalayan bekçi elinden hafif yaralandı.
Keçiören'in Sokakları Kovid-19'A Karşı Haftada En Az Bir Kez Yıkanıyor
ANKARA (AA) - Keçiören Belediyesi, tarafından ilçedeki 51 mahallede yürütülen detaylı temizlik çalışmaları 7 gün 24 saat esasına göre devam ediyor. Keçiören Belediyesi'nden yapılan yazılı açıklamaya göre, mahallelerin tamamı içerisinde gül suyu bulunan deterjan karışımı ile yıkanarak dezenfekte ediliyor. Ekipler ayrıca bina girişlerini de yıkayarak vatandaşa sağlıklı bir yaşam alanı sunuyor.Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok, çalışmalara ilişkin şunları kaydetti:'Yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadelemiz her bir mahallemizde gerçekleştirdiğimiz detaylı temizlik çalışmalarıyla hız kesmeden devam ediyor. İlçemizde cadde, sokak, park, sağlık ocağı, eczane, ibadethane, apartman girişleri gibi muhtelif noktaları hem dezenfekte ediyoruz hem de gece temizlik ekibimizle haftada en az bir kez yıkıyoruz.''Sağlığımız için temizlik, maske ve mesafe kurallarına uyalım'Altınok, temizlik çalışmalarına paralel olarak Kovid-19 ile mücadele çalışmalarının mesai mefhumu olmaksızın devam ettiğini belirterek, şu şekilde devam etti:'Daha temiz, daha huzurlu, daha güzel bir Keçiören için gece gündüz sahada çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Mikrobik olması muhtemel ortamlarla birlikte şehrimizin her tarafında dezenfekte çalışması yürütüyoruz. Parklarımız dahil olmak üzere, pazar yerleri ve sokaklar, binalar, ibadethaneler dezenfekte ediliyor. Biz ilçemizi pırıl pırıl yaparak sağlıklı bir şehir inşa ediyoruz. Sağlığımız için temizlik, maske ve mesafe (TMM) kurallarına uyalım, canlı bomba olmayalım. Hem kendi sağlığımızı koruyalım hem de sevdiklerimizin sağlığına zarar vermeyelim.'
Reklam
Türkiye Barolar Birliğinden Avrupa'ya "Ermenistan Kınanmalı" Başvurusu
ANKARA (AA) - Türkiye Barolar Birliği (TBB), Avrupa Barolar ve Hukuk Dernekleri Konseyine (CCBE) yaptığı başvuruda Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarında sürdürdüğü işgali nedeniyle kınanmasını istedi. TBB'den yapılan açıklamaya göre, birlik tarafından CCBE'ye gönderilen yazıda, Dağlık Karabağ'ın Azerbaycan'a ait olduğuna dair dört ayrı BM Güvenlik Konseyi kararı bulunmasına karşın Ermenistan'ın uluslararası kuruluşların kararlarını hiçe sayarak Dağlık Karabağ ve Azerbaycan'ın 7 ilçesinde işgalini sürdürdüğü kaydedildi. Temmuz ayından itibaren Ermenistan'ın bu işgali yaymak için yeni bir saldırıda bulunduğuna, bu saldırı suçunun dünyada uluslararası kuruluşların yaptıkları tespit ve açıklamalarla sabit olduğuna vurgu yapılan yazıda, Ermenistan'a karşı vatanını savunan Azerbaycan'a 'dur' denilmesinin saldırganı cesaretlendirdiği, bu sebeple tüm uluslararası kuruluşların doğru tespit yapıp suç işleyeni uyarmakla yükümlü olduğu dile getirildi.Yazıda, Ermenistan'ın bu saldırılarından dolayı kınanması gerektiği aktarılarak, Türkiye Barolar Birliği ve Türkiye'deki avukatların Azerbaycan Barolar Birliği ve Azerbaycanlı meslektaşlarıyla her zaman dayanışma içinde olacağı vurgulandı.'Uluslararası toplum bu işgale ve sürekli tekrarlanan saldırganlığa sessiz mi kalacak?' Yazıda, Ermenistan Cumhuriyeti Avukatlar Odasının 'Azerbaycan'ın ve Türkiye'nin şiddetle kınanması' talebini içeren 13 Ekim tarihli yazısı bulunduğu belirtilerek, bu yazıda Azerbaycan ve Türkiye'nin hiçbir kanıta dayanmayan asılsız ve hayali iddialarla suçlandığı aktarıldı. Ermenistan Avukatlar Odasının hukukun üstünlüğünü savunması gerekirken adeta radikal bir siyasi parti gibi davrandığı belirtilen yazıda, 'Ermenistan Avukatlar Odası, uluslararası hukukun ve temel hukuk kurallarının gereğini yapmak istiyor ise Ermenistan'ın sürdürdüğü haksız işgali ve sivilleri hedef alan silahlı saldırılarını kınamalıdır. Anılan meslek örgütü iftira niteliği taşıyan yazısına Türkiye'yi de dahil ederek meslek etiğini de ağır şekilde ihlal etmiştir.' ifadesi kullanıldı. Savunma mesleğinin Avrupa çapında örgütlü en üst kuruluşu olan CCBE'nin soyut ve iftira nitelikli iddiaları dikkate almasının beklenmediğine vurgu yapılan yazıda, şunlar kaydedildi:'Şu haklı soruları tüm uluslararası topluma sormak istiyoruz; yasaklanmış olanlar dahil, ağır silahlarla ve planlı bir şekilde ve sürekli olarak sivil halka saldıran Ermenistan, uluslararası hukukun hangi kuralına dayanarak Azerbaycan toprağı olan Dağlık Karabağ'da işgalini sürdürmektedir? Uluslararası toplum bu işgale ve sürekli tekrarlanan saldırganlığa sessiz mi kalacaktır? Şiddetin egemen olduğu bir yerde hukukun üstünlüğünden söz edilemez. Buradan hareketle CCBE'den ricamız, mağdur taraf ile saldırgan tarafı birbirinden ayırt etmesidir. Aksi takdirde saldırgan cesaretlendirilmiş, mağdur bir kez daha mağdur edilmiş olur. Böyle bir davranış, barışa hizmet etmez. Tam aksine barış çabalarına zarar verir. Umarız CCBE'nin de değerli katkılarıyla Ermenistan'ın işgalinin son bulması sağlanır. Dileriz Kafkasya'da dostluğun, barışın, kardeşliğin hakim olacağı yeni bir dönemin başlangıcına birlikte şahitlik ederiz.'
AB Üyesi Hırvatistan'da Polisin Göçmenlere Uyguladığı İşkenceler Belgelendi
SARAYBOSNA (AA) - Avrupa Birliği (AB) ülkesi Hırvatistan'da polisin düzensiz göçmenlere uyguladığı sistematik şiddet ve işkenceler, Danimarka Mülteci Konseyi (DRC) tarafından raporlanarak belgelendi.Daha iyi hayat umuduyla ülkelerinden ayrılan binlerce göçmen, Balkan rotasını kullanarak Bosna Hersek üzerinden Hırvatistan'a, oradan da Batı Avrupa ülkelerine geçmeye devam ediyor.Bosna Hersek-Hırvatistan sınırında incelemeler yapan DRC temsilcileri, 12-16 Ekim'de onlarca göçmenin Hırvat polisi tarafından maruz kaldığı insanlık dışı saldırıları belgeleyerek bu saldırılar hakkında soruşturma başlatılması için AB'ye çağrıda bulundu. Raporda, Bosna Hersek'in Hırvatistan sınırındaki Velika Kladusa'da kalan yüzlerce göçmenin zor şartlarda yaşadığının altı çizilirken, görüşülen göçmenlerin vücutlarında Hırvat polisince yapıldığı ifade edilen kesik ve yaralar olduğu kaydedildi.DRC'nin raporunda ayrıca şu ifadelere de yer verildi:'Afganistan vatandaşı 5 göçmen, 12 Ekim'de Sturlic yakınlarından Hırvatistan sınırını geçti. Aynı gün, Novo Selo yakınlarında üniformalı bir polis memuru tarafından durduruldular. Göçmenlerden biri kaçmayı başardı, diğerleri gözaltına alındı. İki gün sonra, Hırvat polisine 'saldırarak' kaçan beşinci arkadaşlarına karşı mahkemede tanıklık etmeye mecbur bırakıldılar. Göçmenler, DRC'ye içinde yüzleri maskeli ve siyah giyimli 10 kişinin bulunduğu bir kamyona götürüldüklerini ve bütün özel eşyalarının alındığını, çıplak bir şekilde yüz üstü yere yatırıldıklarını anlattı.'Göçmenlerin vücutlarında 'kırbaç' izlerine rastlandıKamyona kapatılan göçmenlere yapılan sağlık taramalarında vücutlarında 'kırbaç' izine rastlandığı vurgulanan raporda, ismini açıklamayan bir göçmenin polis tarafından cinsel istismara uğradığını da anlattığı kaydedildi.İngiliz 'The Guardian' gazetesinin ulaştığı fotoğraf ve doktor raporlarında, Hırvatistan'da yakalanan göçmenlerin polis tarafından kırbaçlandığı aktarılırken vücudunda kırbaç izleri görülen bir göçmenin fotoğrafı da paylaşıldı.DRC Genel Sekreteri Charlotte Slente, bölgedeki göçmenlerden alınan ifadelerin 'kan dondurucu' olduğunu belirterek bir haftada 75'ten fazla göçmenin karşı karşıya kaldığı işkence, dayak, hatta cinsel istismarları rapor ettiklerini aktardı.Hırvatistan'a ve AB'ye sınırda yaşanan sistematik şiddete 'dur' demeleri çağrısında bulunan Slente, 'İnsanlara bu şekilde davranılması, hiçbir AB ülkesi ve kurumu tarafından kabul edilmemeli, bir an önce bağımsız bir sınır gözetleme sistemi kurulmalıdır.' ifadelerini kullandı.Hırvatistan sessizliğini koruyorRaporda ifadelerine yer verilen Velika Kladusa'daki doktorlardan Mustafa Hodzic, muayene ettiği bir göçmenin sırt ve bacaklarının arka kısmında yaralar olduğunu aktararak bunların kesinlikle cinsel istismar kanıtı olduğunu ifade etti.Pakistanlı bir göçmen ise çıplak bir şekilde kamyona bindirildikten sonra siyah giyimli kişiler tarafından coplarla dövüldüklerini anlatarak 'İçlerinden biri özçekim yaptı. Dört kişi çıplak bir şekilde yerdeydik. Hareketsiz 20 dakika yattık.' dedi.Göçmenler, hava karardıktan sonra Bosna Hersek'ten küçük gruplar halinde Hırvatistan'a geçmeye çalışırken, Hırvatistan tarafında yakalanarak geri gönderilen birçok göçmenin şiddete maruz kaldığı daha önce de rapor edilmişti.DRC tarafından hazırlanan ve AB Komisyonuna gönderilen rapor hakkında Hırvatistan yetkilileri henüz bir cevap vermedi.
Reklam
Azerbaycan Ordusu, Nahçıvan'da Ermenistan'a Ait Bir İha'yı Düşürdü
BAKÜ (AA) - Azerbaycan ordusunun Nahçıvan'da Ermenistan'a ait bir insansız hava aracını (İHA) düşürdüğü bildirildi.Azerbaycan Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, sabah saatlerinde Ermenistan'a ait bir İHA'nın Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'ne bağlı Şerur ve Sederek illeri istikametinde keşif uçuşu gerçekleştirdiği belirtildi.Açıklamada, söz konusu İHA'nın Azerbaycan hava savunma güçlerince vurularak düşürüldüğü kaydedildi.
Ermenistan'ın Saldırısında Ailesinden 5 Kişiyi Kaybeden Genceli Serkarov Yaşadığı Acıyı Anlattı:
GENCE (AA) - İDİRİS OKUDUCİ - Ermenistan'ın Azerbaycan'a füzeli saldırısında aralarında 10 aylık yeğeninin de bulunduğu ailesinden 5 kişiyi kaybeden Genceli Teymur Serkarov, 'Şimdi de o yaşananlara inanmıyorum ve halen rüyaymış gibi geliyor' dedi. Ermenistan'ın 17 Ekim'deki füze saldırısında ailesinden 5 kişiyi kaybeden, 10 aylık yeğenini toprağa vermeden önce çekilen fotoğrafıyla yürükleri yakan 46 yaşındaki Serkarov, AA muhabirine, saldırı anı ve mezarlıkta yaşadıklarını anlattı. Serkarov, füzenin isabet ettiği babası ve üvey kardeşlerinin yaşadığı evden 1 kilometre mesafede ikamet ettiğini, saldırıdan önce sigara içmek için balkona çıktığını ve o sırada büyük bir patlama sesi duyduğunu söyledi.Füzenin baba evine yakın düştüğünü fark edince hemen olay bölgesine koştuğunu belirten Serkarov, 'Babam Suluddin Eskerov'un oturduğu ev ile komşu evlerden eser yoktu. Toz duman içinde enkaz dışında bir şey görünmedi.' ifadesini kullandı.Serkarov, o anda şokta olduğunu kaydederek, 'Tüm ailem enkaz altındaydı, 13 kişi beton altındaydı. Kız kardeşim Sevil ve 15 yaşındaki yeğenim Nigar'ın cansız bedenlerini enkazdan çıkardım. Onların cansız bedenlerine ulaşmanın kaç saat sürdüğünü tam hatırlamıyorum.' diye konuştu. Saldırının yaşandığı aynı gün babası Suluddin Eskerov, kardeşi Bahtiyar Eskerov, ablası Sevil Eskerova ve onun 10 aylık kızı Narin Eskerova ile bir başka kız kardeşinin kızı Nigar Eskerova'yı kaybettiklerini aktaran Serkarov, '2 yeğenimi toprağa verdim. Belki de hayatımın en acı günüydü. Çok zordu ve nasıl tarif edileceğini bilemiyorum. Bir rüyaydı sanki. Şimdi de o yaşananlara inanmıyorum ve halen rüyaymış gibi geliyor.' dedi.'Doğum günü yerine kendisini toprağa verdik'10 aylık yeğeni Narin Eskerova'yı toprağa vermeden önce son sarılış anına değinen Serkarov, 'Ben o zamanda kendimde değildim. Rüyadaydım sanki. Bedenim bir şeyi hissetmiyordu. Gazetecilerin fotoğrafımı bile çektiğimi hatırlamıyorum.' diye konuştu.Narin'ın yanı sıra başka bir kız kardeşinin kızı olan Nigar'ı da doğum gününden bir gün önce toprağa verdiklerini anlatan Serkarov, 'Nigar'ın her yıl doğum gününü kutlardık. Doğum günü pastası alacaktık. Geçen yılki kutlamaya gitmiş, kendisine hediye almıştım. Bu sefer doğum günü yerine kendisini toprağa verdik. Allah bu acıyı kimseye yaşatmasın. Allah kimseye bu acıyı yaşatmasın keşke o 5 kişinin yerine ben ölseydim ve bunların hiçbirini yaşamasaydım.' ifadelerini kullandı. 'İlk önce annemin sonra oğlumun sesini işittim'Saldırıda enkaz altında kalan Serkarov'un üvey kardeşi Rövşen Eskerov, annesi ve oğlu ile aynı odada uyuduklarını ve kaç saat enkaz altında kaldığını hatırlamadığını belirtti. Füzenin tam isabet ettiği 5 evden birisi olan evlerinde o esnada 13 kişinin bulunduğunu ve herkesin uykuda olduğunu söyleyen Eskerov, 'İlk önce annemin sonra oğlumun sesini işittim. Her ikisi de yanımdaydı. Kaç saat enkaz altında kaldım bilmiyorum. Şoktaydım. Sadece ilk büyük patlama, ortaya çıkan kırmızı ateş rengini ve üzerimize yıkılan duvarlar aklıma geliyor. Onun dışında bir şey hatırlamıyorum.' dedi. Eskerov, enkaz altından başından aldığı hafif sıyrıklarla çıkarıldığını ancak sağ kulağını tam olarak işitemediğini kaydetti. O dehşet verici günde eşi ve bir diğer çocuğunun, kayınvalidesinin köydeki evine gittikleri için kanlı saldırıdan kurtulduklarını aktardı. Ermenistan, 17 Ekim günü orta menzilli balistik bir füze ile Gence kentindeki yerleşim yerlerine saldırı düzenlemiş, bunun sonucunda 13 kişi hayatını kaybetmiş, 50'den fazla kişi de yaralanmıştı.
Öğrenciler Okul Bahçesindeki Uçağa Eklenen Simülatörle Uçuş Eğitimi Alacak
ANTALYA (AA) - Aksu Uçak Bakım Teknolojileri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinin bahçesindeki 'Boeing 737-400 Classic' tipi eski yolcu uçağına simülatör eklendi.Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun girişimleriyle bir hayırsever tarafından satın alınarak Aksu Uçak Bakım Teknolojileri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesine hibe edilen 'Boeing 737-400 Classic' tipi eski yolcu uçağında, öğrencilere artık simülatörle uçuş eğitimi verilecek.Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) tarafından desteklenen 'Hayallerimiz uçuşa geçiyor' projesi kapsaında, yolcu uçağı kokpitine eklenen simülatörle öğrenciler artık uçuş eğitimi de alabilecek.Okul Müdürü Haldun Çevik, gazetecilere, lisenin uçak bakım alanında tematik proje okulu olarak faaliyet gösterdiğini söyledi.'Havacılığı öğretme misyonumuz olacak'Projeyle öğrencilerin, Antalya ve dünya semalarında uçuşa geçeceğini dile getiren Çevik, 'Sadece öğrencilerimize değil, çevremizde havacılığa hevesli, hayalleri olan öğrencileri de okula davet ederek, onları da simülatörle uçurup havacılığı öğretmek misyonumuz olacak.' dedi.Çevik, şöyle konuştu:'Gerek uçak teknolojisi gerekse uçuş eğitimiyle tecrübeli olarak mezun olacak öğrenciler, Türkiye havacılığının altyapısında çalışmalar yürütecek. Pilotaja da altyapıdan öğrenci yetiştirmek istiyoruz. Onların refleksleri, dikkatleri, iradeleri ve güçleri gelecekteki pilot adaylarının da çıkarılmasında etken olacak. Belli bir eğitimden sonra BAKA ile onlara sertifika vereceğiz. Daha sonra da pilotaj açılması için mücadele vereceğiz. Bu sayede 14 yaşındaki çocuklarımız, okulu bitirip 18 yaşına geldiklerinde pilotlukta iyi yerlere gelmiş olacaklar.'BAKA Genel Sekreteri Volkan Güler de Antalya'nın Türkiye'nin en önemli uçuş noktalarından biri olduğunu, bu üstünlüğü uçak bakım hizmetlerinde kullanmak istediklerini belirtti.Aksu ilçesindeki Uçak Bakım Teknolojileri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde bu konuda oldukça iyi bir altyapı bulunduğunu vurgulayan Güler, 'Boeing 737-400 Classic tipi yolcu uçağında bir simülatör oluşturduk. Simülatörle öğrencilerimiz, bir yolcu uçağının uçuşunu görecekler, test edecekler.' ifadelerini kulandı.Uçağın hikayesiAlmanya'nın Baden Havalimanı'ndan kalkan, Sky Havayolları'nın 'Boeing 737-400 Classic' tipi 'ZY 8756' sefer sayılı yolcu uçağı, 2011'de Antalya Havalimanı'na inişi sırasında, sağ ana iniş takımındaki lastiğin patlaması sonucu kanadının üstüne yattı. Kaza sırasında içinde 156 yolcu ve 6 kişilik mürettebat bulunan uçak, onarımı mümkün olmayınca hurdaya ayrıldı.Uçak, Sky Havayolları'nın 2013'te iflasıyla Antalya 6. İcra Müdürlüğünce 1,5 milyon lira muhammen bedelle satışa çıkarıldı, ancak üç ihalede de alıcı bulamadı. Bakan Çavuşoğlu'nun girişimleriyle bir hayırseverin satın aldığı uçağın okula hibe edilmesiyle okulun bahçesine taşınan uçağa, 8 aylık çalışmayla, kütüphane, müze ve mini sinema salonu kuruldu. Uçağın yıkanması dahil tüm bakım onarım işleri, öğrenciler tarafından uzman eğitmenler gözetiminde gerçekleştiriliyor.
Reklam
Kovid-19 Tedavisi Gören Muhittin Böcek'in Sağlık Durumu
ANTALYA (AA) - Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tanısıyla yoğun bakımda tedavisi süren Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek'in sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu bildirildi.Başhekimlikten yapılan yazılı açıklamada, Böcek'in yoğun bakımdaki takip ve tedavisinin devam ettiği kaydedildi. Açıklamada, 'Son dönemde olumlu gelişmeler olmakla birlikte enfeksiyon bulguları devam etmekte, durumu ciddiyetini ve kritikliğini korumaktadır.' ifadesine yer verildi.46 gündür yoğun bakımdaBüyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, sosyal medya hesabından 17 Ağustos'ta yaptığı paylaşımla Kovid-19 test sonucunun pozitif çıktığını duyurmuş, herkese maske, hijyen ve sosyal mesafe kurallarına uyması için uyarıda bulunmuştu.Hastanede takibi yapılan Böcek, sağlık durumu kötüleşince 7 Eylül'de yoğun bakım ünitesine alınmış, 24 Eylül'de de Akdeniz Üniversitesi Hastanesine sevk edilmişti.Akciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle solunum kaslarında sorun oluşan Böcek'e daha iyi nefes alabilmesi için trakeostomi (nefes borusuna delik açılması) uygulanmıştı.
İlham Aliyev, Kamu Başdenetçisi Malkoç'u Kabul Etti
BAKÜ (AA) - Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Azerbaycan'da temaslarda bulunan Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç'u kabul etti.Azerbaycan Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre Aliyev, Ermenistan'ın Azerbaycan'ın sivil yerleşim birimlerine yaptığı saldırılardan bahsederek 'vahşi bir düşman'la karşı karşıya olduklarını belirtti.Aliyev, Ermenistan ordusunun Azerbaycan'ın 2'nci büyük kenti Gence'ye balistik füzelerle 2 kez namertçe saldırı düzenlediğini hatırlatarak 'Bu, savaş suçudur. Erivan yönetimi bu suçtan sorumlu tutulacak. Bu, kasıtlı şekilde işlenen bir suçtur. Aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu çok sayıda sivil kaybımız var. Bu, Ermeni faşizminin yırtıcı özelliğini bir kez daha ortaya koyuyor. Bu, bizim Ermeni faşizminin belini kırarak bölgemizi nasıl büyük bir bela ve faciadan kurtardığımızı bir kez daha gösteriyor.' dedi. Bu sabah Ermenistan güçlerince Terter'e 190, Ağdam'a ise 90'dan fazla mermi atıldığı, bazı günlerde Terter'e 2 bin merminin isabet ettiğini hatırlatan Aliyev, şunları söyledi:'Şehirlerimizi yok etmek, Azerbaycan halkının iradesini kırmak istiyorlar. Ama bunu başaramıyorlar ve daha da azgınlaşıyorlar. İntikamımızı savaş alanında alıyoruz. Sivil halka karşı hiçbir adım atmadık, atmayacağız. Ermenistan, dünya için büyük tehdit oluşturuyor. Ermenistan'ı yöneten kriminal faşist bölgemiz için en büyük tehdittir ve Azerbaycan bu tehdidin giderilmesi için elinden geleni yapıyor. Her gün cepheden hoş haberler alıyoruz. Şehirlerimizi ve köylerimizi işgalcilerden kurtarıyoruz. Muzaffer Azerbaycan ordusu şerefli misyonunu yerine getiriyor. ' Aliyev, Türkiye'nin Azerbaycan'a gösterdiği desteklerden takdirle bahsederek gelişmelerin Türk basınında geniş yer aldığını, Azerbaycan'ın haklı davasının dünyaya Türk basını aracılığıyla duyurulduğunu ifade etti. Bazı ülkelerin basının Ermenistan yanlısı yayınlar yaptığını hatırlaran Aliyev, 'Bu büyük bir haksızlıktır. Bu bir sahtekarlıktır. Bu, olayların çarpıtılmasıdır. Azerbaycan'ı işgalci veya saldırgan bir devlet olarak sunma girişimlerinin elbette hiçbir temeli yok. Dolayısıyla Türk basınının ilk günlerden itibaren burada bulunması ve savaş bölgelerinden haberler yapması dünyaya konuya ilişkin doğru bilgilerin aktarılmasına hizmet etmektedir.' diye konuştu.Aliyev, yıllardır uluslararası kamuoyuna haklı olduklarını, işgale uğradıklarını anlatmaya çalıştıklarını, bunda da başarılı olduklarını belirterek 'İşgalden kurtarılan köylerin görüntüsü, hangi tür vahşilerle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Köylerin, şehirlerin çoğunda bir tek bile sağlam yapı kalmamış. Dün internette Zengilan kentinde harabeye dönüşen caminin görüntülerini herkes gördü. O camide domuz beslemişler. Camilerimize hakaret ettiler. Tüm tarihi anıtlarımızı yok ettiler. Evlerden neredeyse sadece taşlar kalmış durumda. Çatıları, pencereleri ve eşyalar yağmalanmış.' bilgisini verdi. Ermenistan'ın 1990'lı yıllarda dış yardımlar sayesinde Azerbaycan topraklarını işgal ettiğini hatırlatan Aliyev, 'Şimdi de dışarıdan yardım aldıklarını görüyoruz. Oraya büyük silahlar gönderiliyor. Buna rağmen biz onların belini kırdık ve kıracağız. Hak işimizi sürdürüyoruz, Türkiye gibi kardeş ülke de yanımızdadır. Her zaman birlikteyiz.' ifadelerini kullandı.Kamu Başdenetçisi Malkoç, Ermenistan'ın 30 yıldır devam eden işgalinin milyonlarca Azerbaycan vatandaşını mülteci durumuna soktuğunu ve çok ciddi insan hakları ihlallerine neden olduğunu hatırlattı. Malkoç, Ermenistan'ın Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına rağmen işgal ettiği topraklardan çekilmediğini, son zamanlarda saldırılarını artırarak, yerleşim yerlerini bombalayarak kadın ve çocuklar dahil çok sayıda Azerbaycan vatandaşının ölümüne ve yaralanmasına neden olduğunu söyledi.Yaşanan insan hakları ihlallerini yerinde görüp incelemek, raporlamak ve dünyaya duyurmak için bölgeye geldiklerini bildiren Malkoç, İslam İşbirliği Teşkilatı Ombudsmanlar Birliği (İİTOB) Başkanı ve Türkiye Ombudsmanı olarak hazırlayacakları raporun, Azerbaycan'ın işgal edilmiş topraklarındaki tüm insan hakları ihlallerini içereceğini belirtti.Malkoç, raporu başta İslam ülkeleri olmak üzere bütün dünya ombudsmanlarına, BM, Avrupa Birliği (AB), Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gibi uluslararası kurum ve kuruluşlara ve insan hakları örgütlerine göndereceklerini bildirdi.
Stk'lerden Bm Üyesi Ülkelere Arakanlılara Saldırıları Soykırım Olarak Tanıma Çağrısı
ANKARA (AA) - Sivil toplum kuruluşları, Arakanlı Müslüman (Rohingya) mültecilere acil insani destek sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde gerçekleştirilecek uluslararası donörler konferansı öncesinde katılımcı ülkeleri Arakanlı Müslümanlara yapılan saldırıları soykırım olarak tanımaya çağırdı.Merkezi Tayland'da bulunan insan hakları örgütü Fortify Rights'ın internet sitesinde yayımlanan mektupta, 35 örgüt, aralarında ABD'nin de bulunduğu uluslararası donörler konferansı katılımcısı ülkelere Arakanlı Müslümanlara yapılan saldırıları soykırım olarak kabul etme çağrısında bulundu.Mektupta, soykırımın kabul edilmesinin Myanmar'a etnik ve dini azınlıklara karşı daha fazla zulüm yapmaktan kaçınılması ve Arakanlıların gönüllü ve sürdürülebilir dönüşü için güvenliğinin sağlanmasına yönelik acil bir mesaj gönderebileceği belirtildi.Uluslararası toplumun Arakanlılara yönelik yardımlarının övgüye değer olduğu vurgulanan mektupta, 'Hükümetler soykırımı ve kitlesel zulmü kınamak için birleşmelidir. Sessizlik, yalnızca faillere fayda sağlar.' ifadeleri kullanıldı.Arakanlı Müslümanlara etnik temizlikMyanmar'da 1982'de kabul edilen yasayla vatandaşlık haklarını kaybeden Arakanlı Müslümanlar, 'devletsiz' sayılıyor. Halihazırda 135 ayrı etnik grubun resmi olarak tanındığı Myanmar'da, radikal milliyetçi Budistler, Arakanlı Müslümanların tanınmasına karşı çıkıyor.Myanmar'ın Arakan eyaletinde 2012'de Budistler ile Müslümanlar arasında çatışmalar çıkmış, olaylarda çoğu Müslüman binlerce kişi katledilmiş, yüzlerce ev ve iş yeri ateşe verilmişti. Arakan'daki sınır karakollarına 25 Ağustos 2017'de düzenlenen eş zamanlı saldırıları gerekçe gösteren Myanmar ordusu ve Budist milliyetçiler, kitlesel şiddet eylemleri başlatmıştı.BM'ye göre, Ağustos 2017'den sonra Arakan'daki baskı ve zulümden kaçıp Bangladeş'e sığınanların sayısı 900 bine ulaştı.BM ve uluslararası insan hakları örgütleri, Arakanlı Müslümanlara yönelik şiddeti 'etnik temizlik' ya da 'soykırım' olarak adlandırıyor.
Reklam
Yazar Ali Emre: "Hafıza İnşası, Hafife Alınmaması Gereken Bir Cehd Alanıdır"
İSTANBUL (AA) - FATİH TÜRKYILMAZ - Şair ve yazar Ali Emre, Büyük Selçuklu Devleti emirlerinden Nureddin Zengi, Eyyubi hanedanının kurucusu Selahaddin Eyyubi ve Memlük Devleti Hükümdarı Sultan Baybars'a ilişkin, 'Müslüman Şark'ın, çok zorlu bir dönemde öne çıkan yıldızları bunlar. Çöken evi ayağa kaldıran, tarihin gidişatını değiştiren aktörler. Zorluğa, çaresizliğe, karanlığa, ihanete, istilacıya diz çökmeyen; bahanelere sığınmayı reddeden kahramanlar. Bir yönüyle, bugünkü varlığımızı bile borçlu olduğumuz insanlar.' ifadelerini kullandı.Emre, Türk İslam kahramanları konusunda yaptığı çalışmalar, yazarlık serüveni ve hali hazırda masasında bulunan projelere ilişkin, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.'Yarasına merhem arayanlara omuz vermek için yazdım'SORU: Sizi daha çok şiirlerinizle tanıyorduk ancak son yıllarda uzun soluklu çalışmalara, özellikle de tarihi romanlara yöneldiniz. Nureddin Zengi ile başlayan bu romanları yazma fikri nasıl doğdu? Sizi bunları yazmaya yönelten motivasyon kaynaklarınız arasında neler var?Ali Emre: 'Bir alanda yoğunlaşmayı, uzmanlaşmayı değerli bulsam da hayat gibi edebiyata da daima bütünlüklü bakmaya çalıştım. Çocukluğumdan beri her türde okudum. Yazdıklarımız da okumalarımızın ve tanıklıklarımızın hasılası aslında. Tarihi romana yönelmemde de bu tür okumaların etkisi olmuştur. Nureddin Zengi’yi kimse yazmadığı için yazdım. O, tarih içinde parıldayıp duran fakat üstü örtülen bir mücevher, benzeri pek nadir görülebilecek bir güzide. Altıncı Raşid Halife diye takdim edilen, nitelikleri saymakla bitmeyen çok büyük bir kahraman. Kitaplarda onunla karşılaştığımda çok heyecanlandım. Yıllarca aradığı kıymetli bir dostuyla nihayet buluşmuş bir insan gibiydim. Yirmi yıla yayılan bir okuma, araştırma süreci var Nureddin Zengi romanında. Aynı şekilde, edebi bir tat alarak ve yüzümüz kızarmadan okuyabileceğimiz bir Selahaddin romanı olmasını da istedim. Doğu ve Batı edebiyatlarında tanınmaz hale getirilmiş çünkü Selahaddin. İftiralar atılmış. İpe sapa gelmez aşk ve cinsellik hikayeleriyle, hayatının ve mücadelesinin üstü örtülmüş. O büyük cehdi, hüznü ve yalnızlığı göz ardı edilmiş yahut zayıf, etkisiz bir edebiyatla aktarılmış. Baybars için de aynı şey söz konusu. Şöhretiyle gördüğü ilgi arasında ters bir orantı var. Tarih sahnesine peş peşe çıkan ve suyu tersine akıtmayı başaran bu büyük önderler hakkında, bizde, bırakın etkili bir romanı, dört başı mamur bir biyografi bile yoktu birkaç yıl öncesine kadar. Halbuki tarih, biraz da kim yazarsa, kim ilgilenirse onundur. Bir şeyin kendisinden, kendi gerçeğinden sonra en değerli tarafı onun sanat yoluyla anlatılması, yaşatılmasıdır. 'Hafıza inşası' da asla hafife alınmaması gereken bir cehd alanıdır. Bu üçlemeyi hem tarihe düşkün bir okuyucu hem de coğrafyamızda özellikle son yıllarda yaşanan büyük acılar, büyük düşüş kalkışlar için bir çare ve güzergah arayan dertli bir müslüman olarak yazdım. Yarasına merhem arayanlara omuz vermek için yazdım. Üçünün de yaşadıkları, söz aldıkları devirden günümüze yönelik çok önemli işaret fişekleri gönderdiklerini düşündüğüm için yazdım.'SORU: Neden Nureddin Zengi, Selahaddin Eyyubi ve Sultan Baybars'ı seçtiniz? Bu kahramanların ortak tarafları var mı?Ali Emre: 'Davaları hatta sancakları bile aynı olan bu üç önder de yıllardır Şam'da yatıyor. Üçü de neredeyse aynı yaşta vefat etti. Müslüman Şark'ın, çok zorlu bir dönemde öne çıkan yıldızları bunlar. Çöken evi ayağa kaldıran, tarihin gidişatını değiştiren aktörler. Zorluğa, çaresizliğe, karanlığa, ihanete, istilacıya diz çökmeyen; bahanelere sığınmayı reddeden kahramanlar. Bir yönüyle, bugünkü varlığımızı bile borçlu olduğumuz insanlar. Nitekim bunu açıkça söyleyen Batılı tarihçiler, yorumcular var. Haçlı ve Moğol istilasına direnen bu adamlar olmasaydı, Müslümanlık toplu bir yıkıma maruz kalacaktı, bugün belki de bir kasaba nüfusu kadar müslüman kalacaktı diyenleri görüyoruz. Zengiler, Eyyubiler ve Memlukler birbirinin devamı aslında. Büyük Selçuklu çınarının çökmesinden sonra dağılan, parçalanan, birbiriyle didişmeye başlayan evi onarıp tahkim ettiler. Kılıcın yanına kandili, kalkanı, kitabı, kalemi de getirdiler. İlme ve imara da önem verdiler. Hayatın birçok ünitesini aynı anda ayağa kaldırmaya çalıştılar. Günümüzdeki müslüman dünya, bu önderlerin yaşadığı dönemle birçok yönden benzerlik taşıyor. Yazarken, birçok bölümde, günümüze ilişkin çıkmalar da koydum zaten romanlara. Halklar, topluluklar açısından bakıldığında kurtuluş reçetesi, en azından belli dönemeçlerde, asıl düşman karşısında tesis edilen birliktir. Selahaddin, daha önce Nureddin’in yapmaya çalıştığı gibi Musul'un, Halep’in, Şam’ın ve Kahire’nin hem kalbini hem de kaderini birbirine bağlamaya çalıştı. Türkmenler, Kürtler ve Araplar arasında bu eksende bir kardeşlik ve dayanışma iklimi oluşturmaya çalıştı. Baybars'ın yaptığı da buydu. Üçü de Türkmenlerin, Kürtlerin, Arapların duyarlı olanlarını bir araya getirdi. Üçü de aynı coğrafyada işgalciye karşı bir kardeşlik iklimi oluşturdu. Bir 'Müslümanlık Baharı' getirdiler yani. Çare, bugün de budur, böyledir. Bu kardeşlik, dayanışma ve her alanda ayağa kalkma düşüncesinin azıcık yeşermesi bile hem coğrafyayı hem de bu topraklar üzerinde yaşayan insan unsurunu harekete geçirecektir. Fikri ve fiili işgaller karşısında bizi diriltecek, yeniden güçlü bir özne olmamızı sağlayacaktır. Bu noktada artık önemli olan tek bir kurtarıcının çıkmasını beklemek değil; etkili bir kadronun, hayatın çeşitli alanlarını ayağa kaldıracak nitelikli, samimi ve adanmış nesillerin yetişmesidir. Çabaya, birikime, kardeşliğe inanmaktır. İstilacıların çanağından beslenen işbirlikçileri sırtımızdan atıp savurmaktır. Yeis örtüsünü parçalamaktır. Çare mevzi mevzi ilerleyen kavgayı, bütüncül bir ıslah, inşa ve direnç hattına çevirmenin yollarını aramaktır. Bu yolu arayanlarla irtibatları güçlendirmektir. Çare, çok çalışmaktır. Ezilenlere, mahrumlara, yol gözleyenlere sahip çıkmaktır. Kafamızın kıymetli düşüncelerle, sahici tasalarla yanıp tutuşmasıdır.''Orta Doğu, hem olumlulukları hem de olumsuzlukları açısından neredeyse aynı'SORU: 12 ve 13. yüzyıllarda önemli işlere imza atmış bu kahramanlara, o sürece, o zorlu yıllara bugünden bakıldığında, özellikle nelerin altını çizmek lazım? ALİ EMRE: 'Şu tespitle başlayalım: Nureddin ve Selahaddin 12. yüzyılda yaşadı, şu an 21. yüzyıldayız. Rakamları ters çevirelim, fazla bir değişiklik olmamış sanki. Orta Doğu denen coğrafya, hem olumlulukları hem de olumsuzlukları açısından neredeyse aynı. Küresel bir istilaya girişen Frenkler geldiğinde, Orta Doğu'da Müslüman dünya nasılsa, üç aşağı beş yukarı yine böyleyiz. O dönemde onlar birdiler, birlikte olmayı önemsediler ve Batı’dan yola çıktılar. Müslüman dünyanın dağınıklığını gördüler, neredeyse her şehirde bir emirlik ortaya çıkmıştı. Büyük Selçuklu devleti Melikşah'tan sonra yıpranmıştı. Mezhep kavgaları vardı, her şehirde bir vali, başına buyruk bir yönetim söz konusuydu. Müslümanların kılıçları ve dilleri de birbirlerini kesmekteydi. Böyle bir dağınıklık içerisinde Haçlılar süratle ilerleyebildiler ve 8-10 yıl içerisinde 4 tane büyük krallık, devlet kurdular. Bugün de hakikaten böyledir. Olumluluklarımız da var şüphesiz. Bir tür kültürel ve siyasal araf içerisinde olduğumuzu düşünüyorum ben. Bir eşiğe kadar gelmişiz ama ondan ileri, öteye geçebilmiş değiliz. Bugün de birçok yerde direniyoruz, şükürler olsun. Lakin Müslümanlar da hala birtakım nedenlerle birbirini kırmaya, boğazlamaya devam ediyorlar. İşte Nureddin Zengi o dönemde bu birliğin reçetesini bulmuş insandır. O yüzden kıymetlidir. Reçeteyi bulmuş, o birliği iyi kötü sağlamış ve ilk kez Haçlılara, Frenklere karşı savunmadan hücuma geçebilmiş, kendisinden sonra gelenlere de böyle güzel bir miras bırakmıştır. Birliği sağlamaya çalışmış, yüze yakın eğitim kurumu açmış, yetim kız çocuklarını bile okutmuş, dünyayı yakından izlemiştir. Kudüs’ün ve Konstantiniyye’nin fethini de bir hedef olarak öne çıkarmıştır. Kudüs için fetih minberini bile hazırlatmıştır. Nureddin’in belki de en büyük eseri ve talebesi olan Selahaddin, onun birçok rüyasını gerçekleştiren kahramandır. Batılıların bile Allah’ın bir armağanı olarak gördükleri, hem kızdıkları hem de sevip kıskandıkları bir adamdır. Kıpçak bozkırından Kahire’ye, kölelikten sultanlığa yürüyen Baybars'ın hayatı da başlı başına bir ders ve ibret yumağıdır. Üçü de öncelikle kendilerini değiştirip dönüştürmüş, kendi yapamadığını başkalarına buyurmamıştır. Üçü de esaslı bir merhale bilinci içinde yola koyulmuştur. Üçü de dikkatleri önce dış düşmana çekmiş, zor durumdaki halka adalet ve merhametle yaklaşmayı önemsemiştir. Üçü de sade bir hayatı tercih etmiştir.'SORU: 'Şark'ın Kalkanı' olarak nitelediğiniz Baybars, çiçeği burnunda bir eser. Üçlemenin de son halkası. Nasıl bir biyografiyle karşı karşıyayız bu romanda?ALİ EMRE: 'Zorlu ve çekişmelerle dolu biyografisi olan bir önder Baybars. Eyyubilerin son döneminde karşımıza çıkan ve Haçlıların son kalıntılarını ortadan kaldıran adam. Dahası, o dönemde Frenkler gibi başka bir küresel istilaya girişen, büyük zulüm ve zorbalıklarla ilerleyen Moğolları, Aynicalut'ta Kutuz'la birlikte ilk kez durduran, daha sonra da Anadolu seferinde Elbistan’da yenen komutan. Yine çok sıkıntılı bir dönemde müslümanların göğsünü genişleten, umudunu artıran bir önder. Kendi içinde çatışmaları, çelişkileri de var elbette. Özellikle de sultan oluncaya kadar, zaaf ile erdem, hayatında bir arada. Başından beri kabına sığmayan biri. Çok cesur, pervasız. İnişli çıkışlı, fazlasıyla ilginç ayrıntılar içeren bir hikayesi var. Hayatında büyük acılar, büyük dönüşümler, büyük başarılar var. Sultan olduktan sonra yerini, kabını, şahsiyetini buluyor. Ciddi bir değişim geçirdiği söylenebilir. Yaşayışı, insana ve devlete bakışı, İslam davasını kavrayışı kısmen dönüşüme uğruyor. Kudüs'e büyük hizmetleri oluyor mesela. Çıktığı kırk seferin hiçbirinde yenilmiyor. Bugünkü Mısır’ın ve Suriye'nin birçok şehrinde kıymetli eserler bırakıyor. Merhameti ve adaleti, gazabını zamanla bastırıyor. Eksiklerini, hoş görülmeyen özelliklerini üzerinden tamamen atamasa da yaşadığı zamanın belki de en büyük hükümdarı olarak görülüyordu Rükneddin Baybars.'SORU: Birçok büyük olayın yanında hem Doğu hem de Batı dünyasından önemli şahsiyetlerle kesişen fazlasıyla renkli, sinematografik bir hayat hikayesiyle karşı karşıyayız. Bu çalışmalarda okuyucuyu şaşırtacak sürpriz isimler var mı?ALİ EMRE: 'Baybars döneminde olup bitenler sadece Kıpçak'tan Kahire'ye uzanan bir coğrafyayı değil, Kartaca’dan Kayseri'ye, Aragon’dan Çin’e kadar bütün bir yeryüzünü titreştiriyor gerçekte. İki ayrı Haçlı seferine çıkan, nihayet bu uğurda büyük acılar çekerek ölen, 'Aziz' ilan edilen tek Batılı kral olarak tarihe geçen Fransa Kralı IX. Louis var karşımızda söz gelimi. Küçük düştüğü savaşların akabinde, Akka'da bir Haşhaşi suikastına maruz kalan, ülkesine döndükten sonra bütün komşularına savaş açan, İskoç direnişçi William Vallace'ın asılmasını isteyen ünlü İngiltere kralı Uzun Bacaklı Edward var. Asya’nın batısını kasıp kavuran, onlarca şehirle birlikte Alamut'u ve Bağdat'ı yakıp yıkan, Abbasi Hilafeti'ne son veren Hülagu Han ve daha sonra yerine geçen Abaka ile de karşılaşıyor okuyucu, Eyyubilerden kalan tahta oturan kadın sultan Şecerüddür ile de... Baybars'ın hayata bakışını değiştiren esaslı ve dönüştürücü bir sevda hikayesi de görecek okuyucu, onu da belirteyim bu arada. Hatta önceki iki romanı okuyanlar hem şaşıracak hem de sevinecekler. Diğer taraftan, Sultan Kutuz'u unutmadım elbette. Memlük önderleri Aktay ve Aybek'i de... İlhanlı işgaline, mezalimine, Baybars’ın Anadolu seferine de epeyce yer verdim. İkili oynamaktan vazgeçmeyen ve sonunda canından olan Muineddin Pervane'nin kasılmış çehresi de geçiyor gözümüzün önünden, henüz çocuk yaştaki İbn Teymiyye’nin çatık kaşları da... Anadolu seferi sırasında Elbistan'da, Kayseri'de, Sivas'ta, Konya'da yaşananları anlatırken Hatiroğlu Şerefeddin ile Karamanoğlu Mehmed Beyi de andım.''Son yıllarda, tarihimiz üzerindeki örtü yavaş yavaş kalkıyor'SORU: Tarihi olayları ve şahısları tarih kitaplarından değil de anlatım yönü daha güçlü olan sanat eserlerinden öğrenmenin ne gibi faydaları var?ALİ EMRE: 'Fayda, tartışmaya açık bir mesele şüphesiz. Sadece öğrenmek, bilgi edinmek isteyenlerin tarih kitaplarına yönelmesi daha doğru. Öğreticilikten büsbütün uzak olmamakla birlikte, sanatın temel amacı bu değil çünkü. Peki ne var? Sanat yoluyla üzerinde bilginin, ilmin de yükseleceği geniş ve süreğen bir heyecan dalgası oluşturmak mümkün. Uyuyan ya da üstü örtülen bilgiyi, hikayeyi, güzellikleri silkelemek, canlandırmak, dolaşıma sokmak mümkün. Akademi dışındaki insanlara daha kolay ulaşmak mümkün. Roman hatta hikaye, tiyatro, film, bu alandaki ön yargıyı ve mesafeyi en aza indiriyor. Son yıllarda, tarihimiz üzerindeki örtü yavaş yavaş kalkıyor. Çarpıklıklar ve sululuklar olsa da tarihe yönelik ilgi artıyor. Tarihi karakterler, olaylar, önemli eşikler hakkında farklı alan ve eğilimlerden insanların söz almaları, teşvik edilmesi gereken bir durum. Sayısız kahramanımız, kadın erkek öncümüz, güzidemiz var. Bütün bunları en azından edebiyatla, sanatla tekrar sahneye çıkartabiliriz, aktarabiliriz, hatırlatabiliriz. Tarihin suflesine kulak verdiğimizde sahnedeki tutukluğumuz da azalacaktır. Bunu başardığımızda dilimiz çözülecek, göğsümüzdeki sıkıntı azalacak ve insanlığa daha büyük güzellikler armağan edebileceğiz. Dünyada da salt alkolizm bataklığının, köpürtülmüş yeraltının, cinsellik hezeyanlarının, bunalım düşkünlüğünün, büyülü gerçekçiliğe bitişmiş yatay karnavalların yahut fantastik saplantıların sonu görünmeye başladı. Farklı ve sınırsız özgürlükler yaşamak için dört bir tarafa seğirtenler, büyük bir usanç ve yorgunlukla evini, aidiyetini, asıl şarkısını hatırlamaya, aramaya yöneliyor artık. Üstü bin türlü şalla örtülen gerçek, kapitalizmin yarıklarından sızarak evine dönüyor tekrar. Hakiki yaraların görünürlüğü yeniden artıyor. Kahramanlar geri dönüyor. Üstü küllenen hikayeler silkiniyor. Yatay arayış ve yaşayışların içinde yükselen dikey figürleri görmezden gelmeye kimsenin gücü yetmiyor. Yabancılaşmış, iğdiş edilmiş bir düzlemin içinde dönenen kişi ve öbekler de başka istikametler, başka hikayeler arayacaklar. Okuyucu da romana kayıtsız değil aslında. Muhafazakar yahut dindar diye nitelenen insanlar, Türkiye'deki okuyucu kütlesinin iki büyük kanadından birini oluşturuyor. Hem edebi açıdan hem de bağlı bulunduğumuz değerler dizgesinin gözetilmesi açısından nitelikli, sağlıklı, etkili örnekler verildiğinde okuyucu da bir dönüşüm yaşayacaktır. Yazar kendi somut yahut manevi evine dönmeyi hatırladığında, okuruna da farklı, değerli, etkileyici, içinde utanmadan dolaşabileceği bir evi olduğunu gösteriyor zira. Tarih de sanat adlı o görkemli evde, kalemimizi açtığımız, gözlerimizi ovuşturup ayıldığımız yahut cesaretimizi kuşanıp özgüvenimizi yenilendiğimiz güzel bir oda gibi.'SORU: Kültür dünyamızın güçlenen kaslarından sinema ve dizi sektöründe de artık çok sayıda tarihi anlatıyla karşılaşıyoruz. Bu eserlerin beyaz perdeye taşınmasını arzu eder misiniz? Bu anlamda teklifler aldınız mı?ALİ EMRE: 'Arzu etmez miyim? Elbette, çok isterim. Bu büyük önderlerin, hele bir üçleme halinde peş peşe filme çekilmesi, sinema diliyle hakkı verilerek anlatılıp tanıtılması sanata katkının ötesinde, müşterek bir salih amel boyutu da kazanabilir. Böyle bir çaba, sadece Türkiye'de değil bütün bir ümmet coğrafyasında hatta dünya genelinde ciddi bir etkiye, dalgalanmaya yol açar. Bütün kesimleri, bütün yaş gruplarını bir ölçüde etkiler. Özellikle de derdi olan, bir çıkış yolu arayan, bu eksende çaba gösteren gençlerde yeni bir heyecan dalgası yaratabilir. Doğu toplumları, toplulukları arasındaki suni engelleri kaldırabilir. Birçok soğukluğun aşılmasında, birçok problemin çözümünde yardımcı olur. Yeni köprülerin kurulmasını sağlar. Tarihe ve edebiyata ilginin canlanmasının yanında, toplu ve süreğen bir şahsiyet ve perspektif değişimini de tetikleyebilir. Bu romanların filme çekilmesi gerektiğini söyleyen, köşelerinde yazan arkadaşlar olmuştu daha önce. Kendim de bu konuda kafa yormaya başladım son zamanlarda. Fakat işin özellikle ekonomik tarafını halletmek zor. Haliyle çok masraflı, büyük yapımlar olur bunlar. Bu konuda çalışan, önemli sinemacılarla ve iş adamlarıyla bağlantılar kuran arkadaşlar var şu an. Bekleyip göreceğiz bakalım.''Kimlik ve kişilik sahibi olmayı öteleyen anlayışlara boyun eğmeyeceğiz'SORU: Son yıllarda bu eserlerle birlikte incelemeler, portre/hikayeler ve şiir kitapları da yayımladınız. Yoğun bir sanat eseri üretimi yaptığınız bu dönemde nasıl çalışıyorsunuz? Bu anlamda genç edebiyatçılara neler tavsiye edersiniz?ALİ EMRE: 'Romanları yazarken günde ortalama 10 saat çalıştım, bazen 15'e kadar çıkardığım da oldu. Birkaç saat uykuyla yetindim yıllarca. Onun ötesinde her gün 40-50 sayfa okumaya çalışırım. Yine de hayatın edebiyattan daha değerli, daha üstün olduğunu belirtmeliyim. Hayatımızın, inancımızın, cehdimizin kimyasına karıştığı ölçüde değerlidir yapıp ettiklerimiz.Genç kardeşlerime şu kadarını söyleyebilirim naçizane: Okumaya önem vereceğiz öncelikle. Okumadan olmaz. Okuyacağız, düşüneceğiz, tartışacağız, iyi örnekler bulacağız. Bunları önemseyen öbeklerin, çevrelerin içinde büyüyeceğiz. Kendimizi böyle tartacak ve çok çalışacağız. Aynı zamanda hayata, ülkemizde ve dünyada olup bitene biraz da bu dikkatle bakacağız. Yazarken, adeta zihnimizin bir bölmesinde hazır bekleyen klişelere, dayatmalara, insanı boşlayan genellemelere, kağşamış görüşlere hemen teslim olmayacağız. İnsani hizayı gözetmekten utanmayacağız. Bilginin, birikimin, duyargaları açık bir bakışın bize bir yol bilgisi sunacağını akılda tutacağız. Kimlik ve kişilik sahibi olmayı öteleyen, değerler dizgemizi küçümseyen anlayışlara boyun eğmeyeceğiz. Güzel ve erdemli yaşamaya dönük güçlü bir bilincin yapıp ettiklerimize refakat etmesini önemseyeceğiz.'SORU: Yazarlık serüveninize nasıl devam ediyorsunuz, halihazırda üzerinde çalıştığınız projelerinizden bahseder misiniz?ALİ EMRE: 'Emekli oldum kısa bir süre önce. Okumaya ve yazmaya daha fazla vakit ayırmayı umuyorum. Masamı, hayatımı ve kafamı yeniden bir düzene kavuşturmaya çalışıyorum. Cemal Şakar öyküsü hakkında bir incelemem var, onu bitirmeye gayret ediyorum. 'Necip Fazıl Şiirinde Lirik ve Trajik' başlıklı bir dosya hazırlamıştım, onu elden geçirmem lazım. Bitirilmeyi bekleyen 'Şiirimizde 90'lar' adında bir çalışma var yine. Şairler, hikayeciler, romancılar hakkında yazdığım yazıları da toplayıp kitaplaştıracağım inşallah. 'Roman ve Tarih' konusunda yazmak, böyle bir kitap yayımlamak istiyorum. Bunların dışında, bir Mehmed Akif romanı yazmak istiyorum mesela. Fatıma Fihri, Tarık Bin Ziyad, Alparslan, Şerife Bacı gibi isimleri romanlaştırmayı düşünüyorum. 'Diz Çökmeyen' adlı kitabımda yer alan portre/hikayeler, bu düşüncenin ilk ve özet verimleri sayılabilir. Gücüm yettiğince onlara eğileceğim.'
Doğu Anadolu'da Gece Sıcaklık Sıfırın Altında 5 Dereceye Düştü
ERZURUM (AA) - Doğu Anadolu Bölgesi'nde gece en düşük hava sıcaklığı sıfırın altında 5 dereceyle Ardahan'ın Göle ilçesinde ölçüldü.Meteoroloji 12. Bölge Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, bölge genelinde hava parçalı, zamanla çok bulutlu olacak.Sıcaklığın mevsim normallerinde seyredeceği bölgede, rüzgar kuzeyden hafif, zaman zaman orta kuvvette esecek. Bölgede gece en düşük sıcaklık, sıfırın altında 5 dereceyle Ardahan'ın Göle ilçesinde kaydedildi. Gece sıcaklık, Ağrı'da 1, Erzurum'da 2, Erzincan'da 6, Iğdır'da 7, Tunceli'de 10, sıfırın altında olmak üzere Ardahan'da 2 ve Kars'ta 1 derece ölçüldü.Gün içinde en yüksek sıcaklıkların ise Tunceli'de 28, Erzincan ve Iğdır'da 24, Ağrı'da 20, Erzurum'da 19, Kars'ta 18, Ardahan'da 16 derece olması bekleniyor.Bu arada, hava sıcaklığının sıfırın altında 1 dereceye düştüğü Kars'ın Sarıkamış ilçesinde bitki ve araç camları kırağıyla kaplandı. Vatandaşlar, araç camlarındaki kırağıyı kazıyarak temizledi.
Reklam
Ukrayna'da İki Kız Öğrenciyi Öldüren Sanığa Verilen Hapis Cezasının Gerekçesi Açıklandı
İSTANBUL (AA) - Ukrayna'da eğitim gören Türk vatandaşı iki kız öğrenciyi öldürdüğü gerekçesiyle 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan sanık Hüsnü Can Çökmez'e verilen cezanın gerekçesi açıklandı. Anadolu 16. Ağır Ceza Mahkemesince hazırlanan 12 sayfalık gerekçeli kararda, Buket Yıldız'ın üniversite eğitimi almak amacıyla Ukrayna'ya yerleştiği, 2018'de ayrılmalarına rağmen Çökmez'in, Yıldız ile tekrar birlikte olmak için irtibat kurmaya çalıştığı ve görüşmek amacıyla Ukrayna'ya gittiği kaydedildi.Sanığın bu girişiminden sonuç alamaması üzerine Yıldız'ın arkadaşı Zeynep Hüsünbeyi ile yaşadığı eve gittiği aktarılan kararda, Çökmez ile Yıldız arasında tartışma yaşandığı ifade edildi.Çökmez'in, tartışma sırasında Buket Yıldız'a kendisiyle birlikte olmayı mı yoksa ölmeyi mi tercih edeceğini sorduğu, Yıldız'ın ise birlikte olmaktansa ölmeyi tercih edeceğini söylemesi üzerine evdeki bıçakla Buket Yıldız ve Zeynep Hüsünbeyi'nin boğazını keserek öldürdüğü belirtildi.Gerekçeli kararda, sanığın eylemini gerçekleştirdikten sonra Buket Yıldız'a ait cep telefonu ve bilgisayarları alarak olay yerinden Türkiye'ye döndüğü ve burada yakalandığı aktarıldı.'Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme' suçundan ceza verilmediKararda, 'canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme' suçundan dava açılan sanık Çökmez'in, Ukrayna'ya giderken Buket Yıldız'ı öldürmeye karar verdiği ve kasten öldürme suçunu bir planın çerçevesinde tasarlayarak işlediği için ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırıldığı bilgisi verildi.Sanığın, Zeynep Hüsnübeyi'ni de suçu gizlemek için öldürdüğü ifade edilen kararda, bu nedenle sanığın 'canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme' suçundan değil, 'bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak ve yakalanmamak amacıyla kasten öldürmek' suçundan ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırılmasına karar verildiği vurgulandı.Gerekçeli kararda, sanık hakkında 'bina veya eklentileri içinde muhafaza edilen eşya hakkında hırsızlık' ve 'cebir kullanarak konut dokunulmazlığını ihlal' suçlarından da 10 yıl 6 ay hapis cezası verildiği belirtildi.
Hatay'da Siren Ve Anons Sistemi Denemesi Yapılacak
HATAY (AA) - Hatay Valiliği, kent merkezi ve ilçelerde, kontrollü şekilde siren ve anons sistemiyle ilgili denemeler yapılacağını duyurdu.Valilikten yapılan açıklamada, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ile ASELSAN arasında geçen yıl imzalanan ikaz ve alarm sistemi sözleşmesi kapsamında kentteki çalışmaların tamamlandığı belirtildi.Bu kapsamda kentte siren çaldırılacağı ve sesli anons yapılacağı bildirilen açıklamada, çalışmanın 30 Ekim'e kadar süreceği kaydedildi.Öte yandan, Hatay ve bazı ilçelerde siren sesleri duyuldu.
Özsaray: "Olağan Hikaye, Geçmişin Birikimini Yeni Kuşakla Buluşturacak"
İSTANBUL (AA) - SAADET FİRDEVS APARI - FATİH TÜRKYILMAZ - Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği (TDED) tarafından iki ayda bir yayımlanacak olan 'Olağan Hikaye' dergisi edebiyatseverlerle buluştu.Yazar Yunus Emre Özsaray'ın Genel Yayın Yönetmenliği'nde okurla buluşan derginin ilk sayısı 'Gerçekliği Yeniden Düşünmek' dosyasıyla raflardaki yerini aldı.Olağan Hikaye Genel Yayın Yönetmeni Yunus Emre Özsaray ile Olağan Şiir Genel Yayın Yönetmeni Aykut Nasip Kelebek, AA muhabirlerine yaptığı açıklamada, 'Olağan Hikaye' ve bir süredir yayında olan 'Olağan Şiir' dergilerinin Türk edebiyatındaki yerini ve edebiyat dergiciliğini anlattı.'Sadece genç atmosferin olduğu bir dergi olmaktan çok bir denge tutturmaya çalıştık'Yunus Emre Özsaray, yaklaşık bir yıllık hazırlık sürecinin ardından 'Olağan Hikaye'yi okuyucuyla buluşturduklarına dikkati çekerek, 'Dergi, edebiyat dünyamızın önemli isimleriyle irtibatlar kurarak, onların fikirlerini alarak bu yolculuğa çıktı. Şimdiye kadar var olan birikimi yüklenmeye ve geleceği planlamaya çalıştık.' dedi.Hem usta isimlerin hem de genç yazarların bir arada olduğu bir bütünlük oluşturduklarını ifade eden Özsaray, sözlerini söyle sürdürdü:'Dergimizin geleceğe yönelik planlarında da yine bu usta isimlerle genç isimleri bir araya getirmeyi planlıyoruz. Çünkü biz usta edebiyatçılarımızın birikimine kıymet veriyor ve bu birikimleri gençlere aktarma gibi bir misyon üstlenmeye çalışıyoruz. Sadece genç atmosferin olduğu bir dergi olmaktan çok bir denge tutturmaya çalıştık. Yeni kuşağın hikaye dilinde, postmodern tarzların getirmiş olduğu imkanları kullanmanın bir savrukluk oluşturduğunu hissettik. Edebiyat dünyasında kalem sallayan herkesin de böyle bir hissiyat içinde olduğunun farkına vardık. Bilhassa 1990'lı yıllarda doğan ve şu anda edebiyat dergilerinde kalem sahibi olan gençlerin çocukluğunda yaşamış oldukları dünyanın edebiyat tecrübesine aktarılması açısından dergiler oldukça önemlidir. Biz de bu noktada 'Olağan Hikaye' dergisi bir nevi tesviye görevi görsün istiyoruz. Yeni kuşağın diline bir katkı olsun, o katkıyla yeni kuşak geçmişin birikiminin farkına varsın gibi bir niyetimiz var. O yüzden de hikaye adını dergimizde kullandık.' Hedef, dergiyi edebiyat dünyasında kalıcı hale getirmekÖzsaray, bundan sonraki sürece güçlenerek devam etmek istediklerini vurgulayarak, hedeflerinin akademik dünyayı ve Batı edebiyatındaki gelişmeleri de yakından takip ederek, dergiyi edebiyat dünyası içinde kalıcı hale getirmek olduğunu ifade etti. Cihan Aktaş, Yıldız Ramazanoğlu, Mustafa Nezihi Pesen, Güray Süngü, Mustafa Uçurum, Merve Koçak Kurt, Yıldırım Türk, Silvan Alpoğuz ve Kuddusi Demir'in hikayeleriyle yer aldığı Olağan Hikaye'nin ilk sayısında, Abdullah Kibritçi ve Mustafa Çiftçi anlatı, Kamil Eşfak Berki ve Asım Öz düşünce yazılarıyla yer aldı.Ayrıca Recep Seyhan 'Hakikati Kurmacanın Zemininde Arayabilir Miyiz?', Mücahit Gültekin 'Hakikatin Ne Kadar Sonrası?', Şaban Sağlık 'Edebiyatın Son Zamanları mı Son Zamanların Edebiyatı mı?', Dursun Ali Tokel 'Bir Hikaye Olmalı Bir Hikayede, Bir Hikayeden İçeru', Uğur Cumaoğlu 'Sinemada Geleceğin Gerçeklik Ütopyası' yazısıyla yer aldığı ilk sayıda, Yunus Vehbi Karaman ise Ahmet Dağ ile gerçekleştirdiği 'Transhümanizm ve Tuhaf Zamanlar' başlıklı söyleşiyle dosyaya katkı sundu.'Olağan Hikaye'nin yeni kuşak hikayecilerin de yetişeceği bir ocak olacağına inanıyoruz'Olağan Şiir Genel Yayın Yönetmeni Aykut Nasip Kelebek de 'Olağan Hikaye'nin 'Olağan Şiir'e güç verdiğinin altını çizerek, birbirini besleyen bu iki kardeş derginin Türk edebiyatında uzun yıllar anılması için gayret gösterdiklerini belirtti.Kelebek, edebiyatın bir bütün olduğunu vurgulayarak, 'Şiirsiz hikaye, hikayesiz roman, daha genel anlamıyla edebiyatsız müzik, müziksiz de mimari olmaz. Bu anlamıyla 'Olağan Hikaye' bu ay ilk sayısını okuyucuyla buluşturmuş oldu. Zaten ilk sayısı itibariyle ciddi bir heyecana vesile olan 'Olağan Hikaye'nin Türk hikayesinde önemli bir boşluğu dolduracağını düşünüyoruz. Yine 'Olağan Şiir'de olduğu gibi, 'Olağan Hikaye'de de her sayıda farklı dosyalar yayınlanacak. Mesela ilk sayısında gerçekliği yeniden ele alan, edebiyatta gerçeklik üzerine düşünen bir dosya yayınlandı. Bunun dışında hikayenin nabzını tutan eleştiri ve deneme yazıları var, genç kuşaktan ve usta kuşaklardan önemli isimlerin yayınladığı hikayeler var. Olağan Hikaye'nin yeni kuşak hikayecilerin de yetişeceği bir ocak olacağına inanıyoruz.' diye konuştu.Gençler için çıkmasından ziyade ağırlıklı olarak gençlerin yazdığı bir dergi olan 'Olağan Şiir'de daha önceki kuşakları da konu edindiklerini aktaran Kelebek, 'Onlara bir de yeni kuşağın gözünden bakmak, yaklaşmak gibi bir niyetimiz ortaya çıktı ve onlar hakkında dosyalar yayınlamaya başladık.' ifadesini kullandı.Kelebek, edebiyatın her yeni gelen kuşağın önceki kuşaklara bakış açılarıyla ilerlediğini ve şekillendiğini söyleyerek, 'Mesela bizim dergimizde şu an yirmisinde, yirmi birinde yazan genç arkadaşlarımız var. Bunları biz artık 2020 kuşağı şairleri olarak sınıflandırıyoruz. Türk şiirinde önceki kuşakların edebiyatımıza ne gibi yenilikler kattığı, bu kuşakların niteliklerinin ne olduğu sorusunun önemli bir cevabını da aslında yeni kuşak şairler vermiş olacak.' değerlendirmesinde bulundu.Osman Serhat Ertekli, Yeprem Türk, Zafer Acar, Aykut Nasip Kelebek, Hüseyin Peker, Hüseyin Kalyan, Yunus Emre Koşar, Berat Bıyıklı, Umutcan Çoban, Melike Aydın, Gün Uzar, Murat Cıla, Serkan Özer, Musa Gönüllü, Muhammed Yusuf Aytekin, Ensar Avcı ve Elif Merve Kabadayı'nin şiirleri ile yer aldığı 'Olağan Şiir'in 16'ncı sayısına Yunus Emre Koşar, Mahsum Oğrak, Turgay Demirel ve Yeprem Türk yazılarıyla katkı sağlıyor.
Güncelleme - Büyükçekmece'de Eğitim Uçağı Düştü
İSTANBUL (AA) - Büyükçekmece'de bir eğitim uçağının boş araziye düşmesi sonucu uçağın pilotu yaralandı.AYJET Uçuş Okulu'na ait TC-UUG kuyruk tescilli eğitim uçağının Beylikçayırı mevkisinde boş araziye düşmesi üzerine polis, jandarma, itfaiye ve sağlık ekipleri bölgeye sevk edildi. Burun kısmından toprağa gömülü haldeki uçak, ekipler tarafından halat yardımıyla çıkarıldı.Kazada yaralanan pilot, itfaiye ekipleri tarafından uçağın enkazından çıkarıldı. Sağlık ekipleri yaralı pilota olay yerinde müdahale etmeye başlarken, bölgeye hava ambulansı istendi.Yaralı, hava ambulansla hastaneye sevk edildi. İstanbul Valiliğinden yapılan açıklamada, Hezarfen Ahmet Çelebi Havaalanından bugün saat 10.56'da havalanan özel bir havayolu şirketine ait eğitim uçağının, ilk bilgilere göre motor arızası nedeniyle inişe geçtiği sırada saat 11.05’te havalimanı yakınlarında düştüğü kaydedildi.Olay yerine hemen güvenlik, sağlık, itfaiye ve AFAD ekiplerinin sevk edildiği belirtilen açıklamada, 'Uçağın pilotaj lisans öğrencisi B.N, yaralı olarak kurtarılmıştır. Olay yerine tekerlekli araçlarla ulaşımın mümkün olmaması nedeniyle ambulans helikopter sevk edilmiştir.' ifadelerine yer verildi.Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı da eğitim uçağının düşmesi üzerine soruşturma başlattı. Savcılığın talimatı doğrultusunda kolluk görevlilerince inceleme ve gerekli tespitlerin yapıldığı belirtildi.
Reklam