Grafikli - Trump İle Biden'ın Türkiye Perspektifleri Birbirinden Önemli Ölçüde Ayrışıyor
WASHINGTON (AA) - HAKAN ÇOPUR - ABD'de 3 Kasım seçimlerinde başkanlık koltuğuna oturmak için yarışan Cumhuriyetçi Donald Trump ile Demokrat Joe Biden'ın Türkiye'ye ilişkin yaklaşımlarında kayda değer farklılıklar öne çıkıyor.ABD'de 3 Kasım Salı günü yapılacak başkanlık seçimleri, sadece Amerikan iç ve dış politikası açısından değil, aynı zamanda Türk-Amerikan ilişkileri açısından da büyük önem arz ediyor.2016 yılından bu yana başkanlık koltuğunda oturan Trump'ın Türkiye'ye bakışına ilişkin pek çok veri, halihazırda Türk kamuoyunun önünde bulunuyor.Türk-Amerikan ilişkilerinin oldukça dalgalı seyrettiği bir dönemde Trump, gerek kriz anlarındaki olumlu-olumsuz açıklamaları gerek ikili ilişkilerin seyrine etki eden kararlarıyla Ankara'nın tanıdığı bir başkan konumunda. Bu bakımdan ikili ilişkilerin Trump'la 4 yıl daha nasıl seyredebileceğini öngörmek daha mümkün gözüküyor.Öte yandan, 2008-2016 yıllarında Barack Obama'nın başkan yardımcılığını yapan Biden'ın Türkiye'yi ve Türk-Amerikan ilişkilerini yakından bilen bir isim olduğu da bir gerçek.Buna karşılık Biden'ın, başkan seçilmesi halinde Türk-Amerikan ilişkilerine negatif yansıyacak bazı güncel açıklamaları Ankara'da soru işaretleri ve hatta tepkiyle karşılandı.Yine de Biden'ın seçimleri kazanması halinde oluşturacağı kabine ve özellikle belirleyeceği ulusal güvenlik danışmanı ile dışişleri ve savunma bakanları, onun nasıl bir Türkiye politikası izlemek istediğine ilişkin en önemli ipuçları olacak.Trump'ın Türkiye karnesinden notlarBaşkanlık koltuğuna 20 Ocak 2017'de oturan Trump'ın Türkiye'ye ilişkin yaklaşımlarında son 4 yıldır sarf ettiği sözler ve kritik anlardaki açıklamaları, onun Türkiye'ye bakış açısını anlamada önemli ipuçları veriyor.Suriye'den asker çekme ve 'Rahip Brunson olayı' dışında genel olarak Türkiye ve özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile iyi ilişkileri olduğunu vurgulayan Trump, Kongre'deki Türkiye karşıtı havaya rağmen büyük oranda bu çizgisini korudu.Başkanlık dönemi S-400 ve YPG/PKK sorunlarının gölgesinde geçen Trump, her iki konuda da Erdoğan ile yakın temas halinde oldu ve zaman zaman Türkiye'ye hak veren önemli açıklamalarıyla Washington'daki Türkiye karşıtı korodan ayrıldı.Geçen yıl kasım ayında Beyaz Saray'da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşen Trump, buradaki açıklamalarıyla Ankara'nın haklılığını teyit etti.Suriye konusu en önemli çıpa olduBaşkan olduğunda dış politika açısından Suriye'deki DEAŞ konusunu kucağında bulan Trump, Obama döneminden 'YPG/PKK ittifakını' da bir miras olarak aldı.Seçim vaatlerinden biri 'DEAŞ'ı en kısa sürede bitirmek' olan Trump, Pentagon ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM) Suriye'de terör örgütü YPG/PKK ile kurmuş olduğu yakın iş birliğini sürdürme kararı aldı.2017 yılının mayıs ayında Pentagon'a 'YPG'ye doğrudan silah yardımı yapılması' konusunda resmen izin veren Trump, Suriye'nin kuzeyinden Amerikan askerlerini çekene kadar örgüte yaptığı yardımları sürdürdü.Ankara, Obama yönetimine olduğu gibi Trump yönetimine de YPG/PKK iş birliği dolayısıyla büyük tepki gösterirken, Washington'ın terör örgütüne yapmış olduğu tırlar dolusu silah yardımı ikili ilişkilerdeki en büyük krizlerden biri oldu.Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 6 Ekim 2019'da bir telefon görüşmesi yapan Trump, bu görüşmenin ardından Türkiye'nin operasyon alanında bulunan Suriye'nin kuzeyindeki Amerikan askerlerini çekeceğini açıkladı.Washington'daki kurumsal yapı içerisinde ve Kongre'de memnuniyetsizlikle karşılanan bu karar, çok sayıda uzman tarafından 'Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın zaferi' olarak yorumlandı.Bu açıklaması Washington'da şok etkisi yaratan Trump, sonraki gün 'Türkiye'nin sınırlara uymaması durumunda' ekonomisini hedef alacağını ifade eden sert bir açıklama yaptı.Birkaç gün sonra da Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bir Suriye mektubu gönderen Trump'ın buradaki sözleri, muhtemelen 4 yıllık başkanlık döneminde Türkiye aleyhindeki en ağır ifadeleri olarak kaydedildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise söz konusu mektubu iade etti.Trump'ın hemen ardından 'PKK DEAŞ'tan daha kötü' ve 'YPG'liler melek değil' şeklindeki açıklamaları ise önemli itiraflar olarak kayıtlara geçti.Sonraki günlerde ABD askerlerinin sadece 30 günlüğüne Suriye'ye gidip sonra uzun yıllar orada kaldıklarına vurgu yapan Trump, Suriye, Irak ve Afganistan gibi ülkelerdeki Amerikan askerlerinin en kısa zamanda ülkelerine döneceklerini belirtti.Trump'ın S-400'ler ve CAATSA yaptırımlarına yaklaşımıKuşkusuz Trump dönemindeki bir diğer kriz alanı da Türkiye'nin Rusya'dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemleri oldu.ABD Kongresi, 2 Ağustos 2017'de Trump'ın imzasıyla yürürlüğe giren CAATSA'nın (Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası) Türkiye'ye karşı uygulanmasını talep etti.Ancak hem CAATSA Yasası'nın uygulanmasını hem de Türkiye'ye karşı ayrıca yaptırımlar getirilmesini isteyen ve buna yönelik çok sayıda tasarıyı kabul eden Kongre'nin adımlarına Trump destek vermedi.2019 yılının haziran ayında Japonya'daki G-20 Zirvesi'nde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelen Trump, S-400'ler konusunda Türkiye'ye hak veren ve Patriot'ların Ankara'ya satılmaması konusunda Obama'yı suçlayan açıklamalarıyla gündemi belirledi.Halen Türkiye'ye yönelik CAATSA yaptırımlarını askıda tutan Trump'ın Kongre'den geçen Türkiye aleyhindeki tasarıları da gündemine almadığı görülüyor.Seçim sürecinde Trump'ın Türkiye açıklamalarıABD'nin seçim sathı mahalline girdiği son bir yıldır Türkiye ile ilgili pek çok açıklama yapan Trump, genellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çok iyi ilişkilere sahip olduğunu vurguladı.Rakibi Biden'ın dünya liderleriyle baş edemeyecek bir isim olduğunu savunan Trump, en çok Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı örnek gösterdi.Ankara ile en gergin günlerini Rahip Andrew Brunson konusunda yaşayan Trump, son dönemdeki açıklamalarında 'Brunson'ın serbest bırakılmasının kendisi için çok önemli olduğunu' ifade etti.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ve buna bağlı olarak ekonomik sıkıntılarla uğraşan Trump'ın yeniden seçilmesi halinde en önemli önceliğinin salgınla mücadele ve ekonomi olması bekleniyor.Dış politikada salgının kaynağı olarak gösterdiği Çin'le 'hesaplaşmayı' ve rekabeti öncelemesi beklenen Trump'ın, Türk-Amerikan ilişkileri bakımından son 1-2 yıldır sürdürdüğü çizgiyi devam ettireceği tahmin ediliyor.Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kurmuş olduğu diyaloğun, ikili ilişkilerdeki kriz anlarında çözümün anahtarı olmaya devam edeceği değerlendiriliyor.Biden'lı yıllar ve bugüne yansımalarıObama'nın özellikle 2. başkanlık döneminde Suriye özelinde bozulmaya başlayan Türk-Amerikan ilişkileri, 2014 yılından itibaren Washington'ın YPG/PKK ile iş birliği yapmaya başlamasıyla giderek ivme kaybetti.Bu süreçte başkan yardımcısı olarak Ankara ile birçok temasta bulunan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşen Biden, büyük oranda Obama'nın gölgesindeki isim olarak hatırlandı.15 Temmuz 2016 Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişiminin ardından ağustos ayında Ankara'ya gelen Biden, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmede, 'Darbe girişimine ilişkin ABD'nin önceden haberinin olduğu yönündeki iddiaları reddediyoruz' açıklamasını yaptı ancak bu açıklama Türkiye'de kimseyi tatmin etmedi.Biden'ın NYT açıklamasıBiden'ın 8 yıllık başkan yardımcılığının ardından Türkiye'ye ilişkin en çok konuşulan açıklamaları, ocak ayında New York Times (NYT) gazetesinin yayın kuruluyla yaptığı bir röportajda ortaya çıktı.Bu röportajında, 'Cumhurbaşkanı Erdoğan karşısında seçim yoluyla muhalefeti iktidara taşıma' niyetinden söz eden Biden, Ankara'nın büyük tepkisini çekti.Ayrıca 'S-400'ler konusunda Türkiye'ye bedel ödetmekten' bahseden Biden'ın bu açıklaması da başkan seçilmesi halinde bu konuda daha sıcak bir krizin habercisi olabilir.Diğer yandan, Biden, başkan yardımcısı adayı Kamala Harris ile yaptıkları ortak açıklamalarda, Dağlık Karabağ konusunda Türkiye'yi 'Azerbaycan'a silah göndererek çatışmaları körüklemekle' suçladı.Benzer şekilde, Doğu Akdeniz'deki Türkiye-Yunanistan gerginliğine ilişkin yine Türkiye'yi suçlayan Biden'ın 'Ayasofya yeniden müzeye çevrilmeli' şeklindeki açıklaması da öne çıktı.Tüm bu söylemlere rağmen, Biden'ın seçim öncesindeki Türkiye'ye yönelik negatif açıklamalarının başkan seçilmesi durumunda politikaya ne şekilde dönüşeceğini görmek için beklemek gerekiyor.
Analiz - Nijerya'nın Çözülemeyen Sorunları Ve Sokaklara Taşan Öfke
İSTANBUL (AA) -GÖKHAN KAVAK- Afrika’nın ekonomik olarak en büyük ülkelerinden Nijerya’da polis şiddetine karşı düzenlenen gösteriler ülkenin birçok eyaletine yayıldı. Başkent Abuja’da ve ülkenin ticaret merkezi Lagos’daki gösterilerde ise kan döküldü. Olaylarda en az 70 kişi hayatını kaybetti ve yüzlerce kişi yaralandı. Ülkenin güney eyaletlerinden Lagos, Rivers ve Delta’da ise sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Barışçıl gösterilerin yağma ve çatışmalara dönüşmesiyle can kayıplarının yaşanmasının ardından, Afrika Birliği ve Birleşmiş Milletler’in (BM) açıklamalarıyla konu uluslararası gündeme taşındı.Polis bünyesinde oluşturulan Özel Hırsızlıkla Mücadele Ekibi (SARS) tarafından Nijerya’nın Delta eyaletinde üç hafta önce bir gencin öldürülmesinin ardından başlayan gösterilerde, Nijeryalılar “insan haklarını ihlal ettiği” gerekçesiyle SARS’ın kaldırılmasını istiyor.Başta Hristiyan ağırlıklı güney eyaletlerde 8 Ekim’de başlayan gösteriler, Kuzey Grupları Koalisyonu’nun 19 eyalette yaptığı gösteri çağrısıyla, Müslüman çoğunluklu kuzey eyaletlere de sıçradı. Abuja ve Lagos başta olmak üzere birçok eyalette düzenlenen gösteriler yüzünden hayat durma noktasına geldi. Nijerya’da ay başından beri devam eden gösteriler sadece bu ülkenin değil, Afrika kıtasının da en büyük ve ses getiren gösterileri arasına şimdiden girdi. Ancak göstericilere yönelik saldırılar ve yaşanan yağmalar nedeniyle, barışçıl gösteriler amacından saptı ve gösterilere katılım nispeten azaldı.Nijerya güvenlik alanında birçok sorunla baş etmeye çalışıyor. Kuzeyde Boko Haram örgütü ve silahlı çetelerle mücadele eden hükümet, güneyde ise Biafra Yerli Halkları (IPOB), korsanlar, militanlar ve çetelerle uğraşıyor. Ülkenin en kalabalık eyaleti ve ilk başkenti olan Lagos’ta artan hırsızlık vakalarıyla mücadele için 1992’de kurulan SARS, üniversitelerde cinayetlerin artması üzerine, 2009’dan itibaren ülkenin farklı eyaletlerinde de yapılanmaya başladı.Kuruluş amacı güvenliği sağlamak olan SARS, son yıllarda masum vatandaşlara yönelik insan hakkı ihlalleriyle gündeme geliyor. Birçok Nijeryalı tarafından “silahlı çete” olarak tanımlanan SARS’ın üyelerinin, hırsızlıkla mücadele etme bahanesiyle masum insanları taciz ettiği ya da öldürdüğü dillendiriliyor. Aslında Nijerya polis müdürlüğünün geçen sene bu ekibin faaliyetlerini yasakladığını duyurmasına rağmen değişen bir şey olmadı ve SARS üyeleri görevlerine devam etti. Gösteriler sonrası Devlet Başkanı Muhammed Buhari, SARS’ın dağıtılacağı ve suçluların da cezalandırılacağı sözünü vererek göstericilere “eve dönün” çağrısı yaptı.Gösterilerin yayılmasında tek neden polis şiddeti değilNijerya’da polis şiddetinin yıllardır yaşanmakta olduğu bir gerçek. Uluslararası örgütler tarafından 2017-2020 yılları arasında Nijerya’da 82 polis şiddeti vakası belgelendi. SARS karşıtı gösterilerde de en az 70 kişinin hayatını kaybettiği iddia ediliyor. Yolsuzluk ve rüşvete en fazla bulaşan meslek grubu olan polislerin halk nezdinde de bir saygınlığı bulunmuyor. Nijerya İstatistik Bürosu 2017 verilerine göre polislerin yüzde 46,4’ü rüşvet alıyor. Polislerin rüşvete bulaşmasında düşük maaşın da önemli bir etkisi var. Aslında rüşvet ve yolsuzluk Nijerya’nın hemen her tarafını sarmış durumda. Nitekim polisin uyarılarını dikkate almayan vatandaşların asker karşısında çok daha dikkatli olduğu görülüyor.Gösterilerin özellikle gençler arasında yayılmasının en önemli nedenlerinden biri de ekonomideki sıkıntılar. Nüfusu 200 milyonu aşan ülkede 15-34 yaş arası nüfusun yüzde 70’i işsiz. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) kısıtlamaları da ülkedeki ekonomik krizi bariz bir şekilde derinleştirdi. Afrika’nın en önemli petrol ve doğalgaz merkezi olan Nijerya’da yeraltı kaynaklarının ülkenin kalkınması için ve halkın menfaati doğrultusunda kullanılamaması işsizliği artıran unsurlardan. Diğer taraftan, topraklarının önemli bir kısmı elverişli olmasına rağmen tarımın yıllardır geri plana itilmesi, işsizliği ve fakirliği artıran sebepler arasında. Bu durum gelir adaletsizliğine de neden oluyor. Nitekim mülteci çadırlarının hemen yanında lüks villaların yükseldiği bir ülke olan Nijerya’da nüfusun yüzde 40’ından fazlası fakirlik sınırının altında yaşıyor.Nijerya polisinin ortaya çıkan olağanüstü durumların çoğunda sivillere yönelik şiddet kullandığı ve olayları ilgili kişileri sindirmek yoluyla bastırdığı görülüyor. Kısa vadede belki çözüm olsa da, kişilerin haklarını ihlal eden ve gururunu kıran eden bu durum toplum tabanında bir tepkinin doğmasına neden oluyor. O tepki de bugün olduğu gibi sokaklara yansıyor.Geçmişteki misyonerlik faaliyetleri ve köle ticareti nedeniyle, Batılı eğitim tarzı güneyde daha yaygın ve diasporadaki Nijeryalıların çoğunluğu güneyli. Bu durum sendika faaliyetlerinin, fikrî hareketliliklerin ve medyanın güney eyaletlerde daha yaygın olmasını sağlıyor. Bu nedenle Nijerya’da gösteriler ilk olarak güney eyaletlerde başladı ve daha sonra sınırlı olarak kuzeye yayıldı.Son yılların en büyüğü olan bu gösteriler, aslında devlet başkanı adayı da olan güneyli gazeteci ve siyasetçi Omoyele Sowore liderliğinde geçen sene başlatılan gösterilerin devamı ve daha geniş kapsamlısı olarak da değerlendirilebilir. Nitekim Sowore, 2019 başkanlık seçimlerinin güvenilir olmadığı gerekçesiyle “devrim çağrısı” yapmış ve destekçileriyle gösterilere başlamıştı.Gösterilerin dünya kamuoyunda yer bulmasında, yukarıda bahsettiğimiz Nijerya diasporasının önemli bir etkisi bulunuyor. #EndSARS başlığıyla Kanada, İngiltere, Almanya ve ABD’deki Nijeryalılar gösterileri dünya gündemine taşıdılar. 1967-70 arasındaki Biafra İç Savaşı’nda da Nijerya diasporasının etkin bir rol oynadığı görülmüştü.Yolsuzlukla mücadele etmiş asker ve devlet başkanı: Muhammed BuhariBaşkan Buhari gösteriler başladıktan yaklaşık iki hafta sonra, perşembe akşamı yaptığı açıklamada, halkın sesini açık ve net bir şekilde duyduklarını, taleplerin yerine getirildiğini söyledi ve gösterilere son verilmesini istedi.1983’teki darbeyle devlet başkanı olan asker kökenli siyasetçi Buhari 2015 ve 2019 seçimlerini de kazandı ve iki dönemdir görev yapıyor. Kendisi Nijerya’nın kuzeyinden ve Fulani kabilesinden bir Müslüman. Gösteriler ise daha çok güney eyaletlerde devam ediyor. Buhari 1983-85 yılları arasındaki askeri rejim döneminde olduğu gibi bugün de yolsuzluklarla mücadele eden bir lider. Birçok insan Buhari’nin askeri rejimini ülke tarihindeki en iyi askeri rejim olarak görüyor. Tuğgeneral olarak ordudan emekli olan Buhari ülke yönetimine sivil olarak da talip oldu ve 2015 ve 2019 seçimlerini kazandı. Buhari Boko Haram sorununun çözülmesi, yolsuzluklarla mücadele ve ekonominin iyileştirilmesi gibi vaatlerde bulunsa da bu sorunlar çözülebilmiş değil. Diğer taraftan ekonomi alanındaki kontrolcü yaklaşımıyla dikkati çeken Buhari, yerli pirinç üretimine destek vermek için ithalatı yasaklayarak ve yolsuzluklarla mücadele ederek sosyoekonomik alanda adımlar atmaya çalışıyor.Gösteriler ülkeyi saran bir krize dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyaBarışçıl bir şekilde başlayan gösteriler iki hafta sonra çatışmaya dönüştü. Kimliği belirsiz kişilerce SARS karşıtlarına zaman zaman taş, sopa ve palalarla saldırılar düzenlenmesi, güvenlik güçlerinin göstericilere sert müdahalesi, marketlerin yağmalanması ve cezaevlerinden yaşanan firarlar, barışçıl gösterilerin ülkede büyük bir krize dönüşmesine neden oldu ve konuyu uluslararası gündeme taşıdı.Sonuç olarak, göstericilerin talepleri yerine getirilip SARS lağvedilse bile siyaset, ekonomi ve güvenlik alanlarında ciddi zorluklar yaşayan ülkede uzun vadeli bir çözümün sağlanması zor görünüyor. Son devlet başkanlığı seçimlerine 70 adayın başvurduğunu düşündüğümüzde ise ülkede kırılgan bir muhalefet olduğu tespitini rahatlıkla yapabiliriz. Ana muhalefet lideri Atiku Abubakar da göstericilere destek verdi ve bu haliyle gösteriler, iktidar-muhalefet cepheleşmesine dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya. Profesyonelce ve organize bir şekilde başlayan gösterilerin toplumsal tabanda bir karşılığının olduğu açık ve gün geçtikçe de bu destek artıyor; fakat olaylarda yaşanan can kayıpları ve yaralanmalar, makul taleplerin lekelenmesine ve meşruiyetini kaybetmesine neden olabilir.
Tarihi Çarşının "Kolonyacı Ahmet"İnden Yıllardır Güzel Kokular Yayılıyor
MUĞLA (AA) - OSMAN AKÇA - Muğla'da, 'Kolonyacı Ahmet' olarak tanınan Ahmet Gümüşbulut, 42 yıldır patenti kendisine ait 60 çeşit kolonyayla kent sakinlerine ve turistlere hizmet veriyor. Merkez ilçe Menteşe'deki tarihi Arasta Çarşısı'ndaki dükkanında uzun yıllardır kolonya satışı yapan 58 yaşındaki Gümüşbulut'un ürünlerine Muğlalılar kadar kenti ziyaret eden turistlerde ilgi gösteriyor. Gümüşbulut, ürettiği ve kullanıldığında ferahlık veren birçok ürününü Türkiye'nin dört bir köşesindeki müşterilerine de kargo aracılığıyla ulaştırıyor. Mesleğini, 'işe yaramayan maddeleri karıştırıp, yararlı hale getirme sanatı' olarak tanımlayan Gümüşbulut, dükkanında bir süre misafir ettiği müşterilerin isteğine göre kolonya veriyor. Kentin tanıtımına da katkı sağlıyorGümüşbulut, AA muhabirine, mesleğini yıllardır ilk günkü gibi severek yaptığını söyledi.İnsanları ürettiği kokularla mutlu ettiğini aktaran Gümüşbulut, kendisini ziyaret eden herkesin, güzel kokular eşliğinde iş yerinden memnun ayrıldığını dile getirdi.Kendisinin 'kolonyacı Ahmet' olarak bilindiğini anlatan Gümüşbulut, herkese özel bir koku olduğunu düşündüğünü, ona göre ziyaretçilerine çeşitli tavsiyelerde bulunduğunu ifade etti. Kolonyalarını yakınlarına götürenlerin ya da kargoyla gönderenlerin olduğunu belirten Gümüşbulut, 'Almanya ve İngiltere'nin yanı sıra Avustralya'ya kadar gönderilen kolonyalarım var. Düşünsenize Avustralya'ya kadar giden kolonyanın etiketinde Muğla yazıyor. Böylece Muğla'yı da tanıtmış oluyoruz. 42 yıldır hizmet veriyorum. İş yerimde patenti bana ait 60 çeşit kolonya var.' dedi. Gümüşbulut, yıllar önce kentte görev yapan bir valinin talimatıyla, 'Vali limonu' adını verdiği ancak '85 derece Lüx Limon' ismiyle patent verilen kolonyasının en çok ilgi görenler arasında yer aldığını kaydetti. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinde kolonya satışlarının arttığına işaret eden Gümüşbulut, sağlığı el verdiğince işini en iyi şekilde yapacağını dile getirdi.Meclise de kolonya götürüldüAK Parti Muğla Milletvekili Yelda Erol Gökcan, kendisinin de kolonya kullanmayı çok sevdiğini söyledi.Yerel değerlere ve esnafa sahip çıkmaya devam edeceklerini aktaran Gökcan, 'Salgın sürecinde hem yerel esnafımıza destek olmak hem de ilimizin tanıtımına katkı sunmak adına 'Vali limonu' olarak bilinen kolonyayı alıp, Meclise kadar götürdük.' dedi.Esnaf Ferda Başağ ise salgın sürecinde kolonyaya talebin arttığını, kendilerinin de çok sık kullandığını dile getirdi. Hemen her vatandaşın kendine göre bir kokusu olduğunu anlatan Başağ, 'Herkes boş kolonya şişeleri ya da bidonlarıyla geliyor. Dükkanın önünde sıra bekliyorlar.' ifadesini kullandı.
PKK'dan Kaçan Genç, Hdp Aracılığıyla Dağa Nasıl Götürüldüğünü Anlattı
DİYARBAKIR (AA) - Diyarbakır'da 6 yıl önce 20 yaşında dağa götürülen ve terör örgütü PKK'dan kaçarak, güvenlik güçlerine teslim olan İ.C, HDP aracılığıyla dağa nasıl götürüldüğünü anlattı.Jandarma ve emniyetin ikna çalışmaları sonucu terör örgütü PKK'dan kaçarak, güvenlik güçlerine teslim olan örgüt mensuplarının sayısı her geçen gün artıyor.İçişleri Bakanlığı koordinesinde güvenlik güçlerince yürütülen çalışmalar sonucu Şırnak'ın Silopi ilçesi yakınlarındaki Habur Sınır Kapısı'nda güvenlik güçlerine teslim olan İ.C. de bu kişiler arasında yer aldı. İ.C, güvenlik güçlerine verdiği ifadede, 2014 yılında üniversitede okurken terör örgütüne müzahir bir gençlik derneğine gitmeye başladığını belirtti.Terör örgütünde 'kadro' olarak faaliyet yürüten kişinin kendisi ile 7 arkadaşına bir evde 2-3 gün boyunca dışarıyla irtibatlarını keserek eğitim verdiğine dikkati çeken İ.C, bu kişinin eğitim sonunda terör örgütü PKK'ya katılmalarını istediğini aktardı.'HDP binasına gidip, Rıza'nın misafiriyiz, dersiniz'Terör örgütüne katılmak istemediğini bu kişiye söylediğinde, kendisine propaganda içerikli konuşmalar yapılması sonucu ikna olduğunu anlatan İ.C, şunları kaydetti:'Yurttan eşyalarımı topladıktan sonra aynı eve geldim. Bize ayarlanan biletlerle İstanbul'da HDP il binasına gittim. Telefon kartımı kırıp attım. Telefonumu ise HDP binasına bırakmam istendi. Parti binasında Diyarbakır'a gideceğimiz söylendi. 200'er lira para ile bantlanmış bir not kağıdı verdiler. Otobüsle Diyarbakır'a geldiğimizde bizi karşılayacak kişiye notu vermemiz istendi. HDP binasında bize parola olarak, 'Petrol istasyonunun önünde 15 dakika elinizde kırmızı paketli sigara ile bekleyin. Sizi almaya gelen olmazsa Bağlar HDP ilçe binasına gidip, Rıza'nın misafiriyiz dersiniz.' denildi. Bizi kimse almaya gelmeyince parti binasına gittik, parolayı söyledikten sonra bir odaya aldılar.'Terör örgütüne katılım yapacak bazı kişilerle Diyarbakır'da bir evde gece kaldıklarını belirten İ.C, evdeki kişiye beraberlerinde getirdikleri bantlanmış notu verdiklerini bildirdi.Ertesi gün Mardin'in Kızıltepe ilçesine gönderildiklerini, dikenli tellerin altından geçtiklerini ve koştuktan sonra bir aracın kendilerini aldığını ifade eden İ.C, Suriye'ye götürüldüklerini ve orada kendilerine kod isim verildiğini anlattı.Terör örgütü PKK'da kaldığı sürede bazı eğitimler aldığına dikkati çeken İ.C, Suriye'nin Haftanin bölgesine geldiğinde kaçmak için fırsat kolladığını vurguladı.Tek kaldığı bir anda kaçtığını ifade eden İ.C, 'KDP görevlileri gelip beni aldı. Türkiye'ye teslim edilmek istediğimi söyledim. Habur Sınır Kapısı'nda güvenlik güçlerine teslim edildim.' dedi. İ.C. ayrıca ifadesinde şu bilgileri paylaştı:'Eylül ayında Irak'ın Duhok şehrinde KDP'de tutulduğum sırada haberleri izlerken terör örgütü YPG'nin Ermenistan'a destek vermek için takviye kuvvet gönderdiğini duymuştum. O sırada yanımda bulunan benim gibi örgütten kaçarak teslim olan kişiye bu haberin doğruluğunu sorduğumda bana doğru olduğunu söyledi. 2018'de Suriye'nin Deyrizor kentinde bulunduğum yerin yakınında ABD askerlerinin üsleri vardı. ABD askerleri 10 gün boyunca YPG'lilere mayın imha etmeleri için eğitim verdi.'İfadesinde 'PKK'ya katıldığım için pişmanım.' diyen İ.C, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini belirtti.
Kapadokya Hafta Sonuna Tam Dolulukla Giriyor
NEVŞEHİR (AA) - BEHÇET ALKAN - Sonbaharda turist yoğunluğunun başladığı Kapadokya'da, yerli turistlerin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı tatilini hafta sonunu birleştirmesi sayesinde konaklama tesislerindeki doluluk oranı yüzde 100'e ulaştı.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadele sürecinde sakinliğe bürünen Türkiye'nin önemli turizm merkezlerinden Kapadokya'da, eylül ayı itibarıyla özellikle hafta sonları hareketlilik yaşanıyor.29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle resmi tatil olan perşembe gününden itibaren hafta sonunu bölgede dinlenerek geçirmek isteyen ve 4 günlük tatil planı yapan yerli turistler, otellerin tam doluluk kapasitesine ulaşmasını sağladı.Göreme Turizm Geliştirme Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Durmaz, AA muhabirine, Kapadokya'da 2020 yılının en yoğun hafta sonu için hazırlık yapıldığını belirtti.Peribacaları ve doğal kaya oluşumlarının yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çektiğini aktaran Durmaz, şöyle konuştu:'Pandemi süreci nedeniyle Kapadokya'da sakin bir turizm sezonu yaşandı. Ancak Cumhuriyet Bayramı tatilini hafta sonu tatiliyle birleştirenler sayesinde birçok otelimizde yüzde 100 doluluk oranına günler öncesinden ulaşıldı. Bu aylarda, bölgede daha çok Rus ve Ukraynalı turistler var, özellikle hafta sonu yerlilerin de gelmesiyle yoğunluk oluşuyor. Kapadokya'da, bütün aktiviteler devam ediyor. Sıcak hava balon turu, at ve arazi araçlarıyla düzenlenen turlar var. Sonbahar Kapadokya'ya ayrı bir güzellik katıyor, turistler vadi yürüyüş etkinliklerine katılabiliyor. Kapadokya, her mevsim ayrı bir güzelliğe bürünüyor. Ancak özellikle ilkbahar ve sonbaharda farklı bir manzaraya bürünüyor. Tabiatın güzelliği ile peribacalarının ahengi bir araya gelince insanlar bu manzarayı görmeyi çok istiyor.''Otelimiz iki hafta öncesinden tam kapasite doldu'Göreme beldesindeki bir otelin işletme müdürü Numan Atak da yaklaşık iki aydır beklentilerinin üzerinde turist ağırladıklarını ifade etti.Koronavirüs önlemleri kapsamında bir süre durdurulan sıcak hava balon turlarının ağustos ayında yeniden başlamasının bölge turizmine olumlu katkı sunduğunu dile getiren Atak, 'Pandemi sürecinde turist sayısı düşük olsa da son dönemde bizim de beklentimizin üzerinde bir hareketlilik yaşanmaya başlandı. Yaz aylarında insanlar daha çok sahil kesimlerini tercih etti. Ancak, eylül ekim döneminde oldukça hareketlilik yaşandı. Bu hafta sonu için otelimiz iki hafta öncesinden dolmuş durumda.' dedi.Bölgede turistlere yönelik çeşitli aktiviteler düzenleyen firma sahibi Halil Atay ise bir süredir özellikle hafta sonlarında yaşadıkları yoğunluğun pandemi sürecinde kendilerini memnun ettiğini, hareketliliğin hafta sonunda zirveye ulaşacağını, taleplerin yoğun şekilde sürdüğünü kaydetti.
Metro Türkiye Daha Sürdürülebilir Bir Dünya İçin Çalışmalarına Devam Ediyor
İSTANBUL (AA) - Sürdürülebilir bir gelecek için gıda atığını önlemek üzere sadece bir yılda 164 ton gıda bağışı yapan Metro Türkiye, otel, restoran ve kafelerde de gıda atığının önlenmesine destek oluyor.Metro Türkiye açıklamasına göre, 31 Ekim Dünya Tasarruf Günü'nde daha sürdürülebilir bir dünya için gıda ve gıda dışı alanlarda israfın önlemesi gerektiğine bir kez daha dikkati çeken Metro Türkiye, operasyonlarında ve sektörde sürdürülebilirliği odağına alarak yaptığı çalışmalarla öne çıkıyor.Türkiye'de faaliyet göstermeye başladığı 1990 yılından bu yana HORECA'nın bir numaralı iş ortağı olma vizyonuyla hareket eden Metro Türkiye, gıda atık yönetiminin tüm sektörler için her zaman önemli ve dikkatle yürütülmesi gereken bir süreç olduğundan yola çıkarak bu alanda önemli iş birlikleri yapıyor. Metro Türkiye, Fazla Gıda ile gerçekleştirdiği iş birliği kapsamında hala satılabilir olan gıdaları atık olmaktan kurtarıyor. 2019'da 385 bin öğün yemeğe denk gelen 163,5 ton gıdayı, 30 gıda bankası aracılığıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştırdı. Buna ek olarak, İstanbul mağazalarında devam eden Resell projesiyle reyondan çekme süresi gecikmiş ya da fiziksel bir zarar görmüş ancak kullanılabilir durumdaki ürünlerin anlaşılan fiyatlar üzerinden Fazla Gıda'ya satılarak değerlendirilmesini sağlıyor.2019 operasyonlarında oluşan gıda atığının yüzde 15'ini hayvan barınaklarına veren Metro Türkiye'nin temel amacı, 2025 yılına kadar gıda kaybını yüzde 50 azaltmak. Şirket, ayrıca bağışlanamayacak durumda olan gıdaları çöpe atmak yerine kompost alanlarına göndererek bu gıdaları hem toprağın yapısını zenginleştirerek gübre haline getirebilen hem de sıfır atık üreten bir sisteme öncülük etmeyi de hedefliyor.Sadece ürünlerde değil enerjide de tasarrufa önem veriyorMetro Türkiye, tasarruf için ürünlerinde yaptığı çalışmaların yanı sıra enerjide de verimliliğe önem vererek bu alanda da israfın önüne geçiyor. Bu kapsamda sera gazı salınımını 2030 yılına kadar 2011 yılını temel alarak yüzde 50 azaltmayı hedefleyen Metro Türkiye, bu hedefe enerji projeleri, yenilenebilir enerji kullanımı ve soğutuculardaki verimlilik çalışmaları ile ulaşmayı amaçlıyor. 2019 yılında sera gazı salınımlarını 50 bin 828 ton CO2e olarak ölçen Metro Türkiye, sera gazı salınımını 2011 yılına kıyasla 2018 yılında yüzde 11 ve 2019 yılında yüzde 12 azalttı. Yürüttüğü projelerle 2019 yılında 1.241 MWh elektrik enerjisi tasarrufu da sağlayan Metro Türkiye, 2019 yılında mağazalar genelinde çalışan ve müşteri bilinçlendirme çalışmaları sayesinde yaklaşık 1000 metreküp su tasarruf yaptı. Bu alandaki çalışmaları sayesinde su tüketimini de 2017'ye göre yüzde 10,8 azalttı.Sektörü bilinçlendiriyorPandemi döneminde önemi daha da artan gıda atığı konusunda kalıcı ve sürdürülebilir çözümler sunmayı hedefleyen Metro Türkiye, 'Mutfağa Dönüş' sürecinde de otel, restoran ve kafelerin yanında yer alarak gıda atığının önlenmesine destek oluyor. Otel ve restoranlarda en fazla atığın tabakta tüketilmeyerek çöpe giden yemeklerde olduğunun, her şey dahil otellerde tabaktan geri dönen miktarın yüzde 65, butik otelde yüzde 52, restoranlarda ise yüzde 74'e ulaştığının tespit edildiği araştırma, menü planlamadan müşteri yapısına göre tabak veya porsiyon büyüklüğüne, siparişten depo yönetimine kadar yapılabilecek birçok iyileştirme olduğunu gösteriyor. Metro Türkiye, müşterilerin hijyen ve sağlığın yanı sıra israfa da daha hassas yaklaşmaya başladığı bu süreçte kapılarını yeniden açan işletmelere gıda atık yönetiminin nasıl yapılması gerektiğine dair öneriler sunuyor.'İsrafın önlenmesi için bütüncül ve sürdürülebilir bir yaklaşım izliyoruz'İsrafa ve tasarrufa karşı yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi veren Metro Türkiye Üst Yöneticisi (CEO) Sinem Türüng, israfın azaltılması için bireysel tüketiciden işletme sahiplerine, tedarikçilerden personele kadar zincirin her halkasına büyük sorumluluklar düştüğünü belirterek, şunları kaydetti:'Metro Türkiye olarak hem gıda hem de gıda dışı israfın azaltılması hedeflerimiz doğrultusunda, atık yönetimi süreçlerini tedarik zincirimizin tüm halkalarına odaklanarak operasyonlarımızdan sektöre kadar uzanan bütüncül bir yaklaşımla yönetiyoruz. HORECA sektöründeki işletmelere de israfın önüne nasıl geçebileceklerine dair yol gösterici çalışmalar yapıyoruz ve atık yönetiminin neden önemli olduğunu anlatıyoruz. Hep birlikte daha güzel bir gelecek yaratacağımıza inanıyoruz. Bu doğrultuda sadece 2019'da 164 ton gıda bağışı yaptık, en büyük hedefimiz ise 2025'e kadar gıda kaybını yüzde 50 azaltmak. Ayrıca, sera gaz salınımlarını geçmiş yıllara oranla önemli ölçüde azalttık. Bu hassasiyetle çalışmalarımıza ve sürdürülebilir bir dünya için operasyonlarımızı yürütmeye devam edeceğiz.'
Reklam
Ermenek'teki Maden Kazasında Oğlunu Kaybeden Ayşe Gökçe'nin Acısı Dinmiyor
KARAMAN (AA) - MEHMET ÇETİN - Karaman'ın Ermenek ilçesinde 6 yıl önce meydana gelen maden kazasında evladı Tezcan'ı, Kovid-19'dan da 27 Eylül'de eşi Recep Gökçe'yi kaybeden Ayşe Gökçe'nin acısı dinmiyor.İlçeye bağlı Gökçeler Mahallesi'nde yaşamını sürdüren ve kazanın ardından 'Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı?' sözleriyle akıllara kazınan Gökçe, eşini de yeni tip koronavirüsten (Kovid-19) kaybetmesiyle yaşadığı yalnızlığı yakınlarının ve komşularının desteğiyle gideriyor. Facianın 6. yılı dolayısıyla oğlunun ve kocasının mezarını ziyaret eden Gökçe, AA muhabirine, oğlu Tezcan'a ağlarken eşinin de vefatıyla yalnız kaldığını söyledi.Eşi Recep Gökçe'nin hastalığı nedeniyle geçen ay Konya'ya gittiğini ve orada hastanede hayatını kaybettiğini aktaran Ayşe Gökçe, 'Eşim koronavirüse yakalanmış. Hastalandı gitti, cenazesi geldi. Temaslı olduğumuz için beni, torunlarımı, gelinimi evden çıkarmadılar. Onun cenazesine katılamadım. Soğuk yüzünü göremedim.' diye konuştu.Gökçe, 61 yıldır eşinden hiç ayrı kalmadığını belirterek, şunları kaydetti:'Önce maden kazasında oğlum Tezcan'ı kaybettim. Şimdi de eşim beni bırakıp gitti. Oğlum onu yanına çağırdı. Tek başına kaldım. Eşimi, Tezcan'ımın yanına gömmüşler. Mezarına ilk defa geliyorum. Ağlamaktan başka yapacağım bir şey yok. Ağlaya ağlaya gözlerim görmez oldu. Yapacak bir şeyim yok. Fazla yürüyemiyorum. Buraya gelemiyorum. Oğlum ile kocam yan yana yatıyorlar. Ben yalnızım. Ne diyeceğim? Recep dedeniz bana bir dayanaktı. Oğlumun acısına onun desteğiyle katlanıyordum. Oğlum canım, eşim can yoldaşımdı. Canım gitti, can yoldaşım da gitti. Ben ne yapacağım şimdi. Yapayalnız kalakaldım.'Eşi öldükten sonra Karaman Sosyal Hizmetler Müdürlüğünden kendisini huzurevine yerleştirmek için geldiklerini dile getiren Tezcan, 'Ben buradan başka bir yerde yaşamadım. Oğlumun mezarı burada, eşimin mezarı burada. Onların hatırasını bırakıp nasıl giderim? Ben başka yerde nasıl yaşarım? Burada komşularım var. Akrabalarım var. Onların yanına gidip kafamı dağıtıyorum. Allah razı olsun. Evimden ayrılmam.' dedi.Oğullarının ardından söyledikleriyle Türkiye'yi duygulandırmışlardıKamuoyu, Recep ve Ayşe Gökçe çiftini, Ermenek'teki maden faciasının ardından tanımıştı. Kömür ocağında cansız bedenlerine ulaşılan 18 işçiden Tezcan Gökçe'nin annesi Ayşe ile babası Recep Gökçe, söyledikleri ve yaptıklarıyla adeta facianın simgesi haline gelmişti.Anne Gökçe'nin, 'Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı?' demesi, röportaj sırasında baba Gökçe'nin, 'Gitti mi benim oğlan şimdi, saklamayın?' diye sorması ve yırtık ayakkabılarıyla cenaze törenine katılması herkesi duygulandırmıştı.Yapılan Kovid-19 testi pozitif çıkan 81 yaşındaki Recep Gökçe, 27 Eylül'de Konya'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmiş, Gökçe'nin aynı yaştaki eşi Ayşe Gökçe de beldedeki evinde temaslı olduğu için karantinaya alınmış ve eşinin cenaze törenine katılamamıştı.
Gaziantep'in Okul Eksiğine "100. Yılda 100 Hayırsever" Çare Olacak
GAZİANTEP (AA) - MEHMET AKİF PARLAK - Gaziantep Valiliği koordinasyonunda yürütülen '100. Yılda 100 Hayırsever' kampanyası kapsamında kentin kurtuluşunun 100. yılı olan 2021'de 100 yeni okulun inşa edilmesi hedefleniyor. Vali Davut Gül, AA muhabirine, 2021 yılının Gaziantep savunmasının yüzüncü yılı olduğunu ve bu kapsamda bazı projeler geliştirdiklerini söyledi.Bunlardan birinin '100. Yılda 100 Hayırsever' projesi olduğunu belirten Gül, 'Gaziantep'in eğitim sorununu ortadan kaldırmak istiyoruz. Nasıl yüz yıl önce Antep savunması bir kahramanlıkla bu günlere geldiyse bugün de aynı kahramanlıkla gelecek yüzyıl ve sonrasının sorunlarını çözmüş olacağız.' dedi.Projeye yaklaşık 6 ay önce başladıklarını hatırlatan Gül, şöyle devam etti:'Altı ay içinde 47 protokol imzaladık. İnşallah bunu yüze tamamlayacağız. Bu sayı yüz olduktan sonra yüzüncü yıla özel bir madalyon tasarlıyoruz. Bunları devlet büyüklerimizin katılımıyla hayırseverlerimize vereceğiz. Ocak ayı içinde bu projeyi tamamlamak ve bunun törenini yapmak istiyoruz. Şu ana kadar bin 220 dersliğin protokolünü imzaladık. Proje tamamlandığında 2 bin 500'ü geçmiş olacak.''Gaziantep'te tekli eğitime geçmeyle ilgili çok önemli bir adım'Gül, kamu katkısıyla da 4 bin derslik yaptıklarını dile getirerek 'Bunlar olduğunda Gaziantep'te tekli eğitime geçmeyle ilgili çok önemli bir adım atmış olacağız. Kentimizde okul ihtiyacı çok olduğundan dolayı hayırseverlere istediği bölgeye istediği okul türünde alternatifler sunuyoruz.' şeklinde konuştu.Projede bazen duygulu anlar yaşadığını anlatan Gül, 'Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden hayırsever iş insanı Ahmet Muktad Ziylan'ın ölümünden kısa bir süre önce 2 okul protokolü imzaladık ve teklif kendisinden gelmişti. Yine başka bir hayırsevere bir okul teklifi götürdük ve o bize 'Biz iki kardeşiz, iki okul yaptırmak istiyoruz.' dedi. Bu iki olay beni gerçekten duygulandırdı.' dedi.Projeye destek veren herkese gönülden teşekkür ettiğini dile getiren Gül, şunları kaydetti:'Yaptığımız 47 protokol çok önemli, 47 hayırsever çok önemli. Gaziantep dışında bunu yapacak çok az yer var. Bu açıdan hayırseverlerimize çok teşekkür ederim. Bizim onlara gitmemizi beklemesinler. 24 saat kapımız açık ve onları bekliyoruz. Mümkünse bunları tamamlayıp tarihe bir not düşmek istiyoruz.'Gül, hayırseverlerin yaptırdığı okullara onların istedikleri ismi verdiklerini, ayrıca tek derslik veya istediği miktarda destek vermek isteyenlere de kapılarının açık olduğunu sözlerine ekledi.
Reklam
Sağlık Çalışanlarına Şiddete 23 Bin Lira Adli Para Cezası
İSTANBUL (AA) - Beykoz'daki Nurullah Baldöktü Aile Sağlığı Merkezine (ASM) gelerek çocuğunun kullandığı ilacın kendi adına yazılmadığı gerekçesiyle sağlık personeli ile bir vatandaşı darbeden, doktor ve hemşirelere de hakaret ve tehditte bulunan hasta yakını 23 bin 620 lira adli para cezasına çarptırıldı.Nurullah Baldöktü Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı hasta Atilla Murat Sağıroğlu, 10 Ekim 2019'da başka bir ASM'ye kayıtlı çocuğuna ilaç yazdırmak üzere merkeze geldi. Hekim ve personel tarafından hasta yakınına, bu merkeze kayıtlı olmayan ve şahsen bulunmayan hasta adına ilaç yazılamayacağı bilgisi verilirken, kayıt formu doldurulması halinde yardımcı olunabileceği de anlatıldı. İlacın kendi üzerine yazılmasında ısrar eden hasta yakını, doktorun bu konuda bir şey yapamayacağını belirtmesi üzerine hakaret ederek merkezden ayrıldı.Kısa süre sonra merkeze geri gelen hasta yakını Sağıroğlu, sekreter Sümeyra Akdemir ile bu konuda tartıştı. Bunun üzerine yaşanan arbedede hasta yakını, sağlık personeli ile bir vatandaşı darbetti.Polis ekiplerince gözaltına alınan Sağıroğlu, tutuklanarak cezaevine gönderildi. Yaklaşık 1 ay sonra tahliye edilen Sağıroğlu hakkında Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırlandı.İddianamede, sanık Sağıroğlu'nun başkası adına ilaç yazamayacağını söylemesi üzerine sekreter olarak görev yapan Sümeyra Akdemir'e hakaret ederek vurduğu, bu sırada muayene olmak için orada bulunan müşteki Yaşar Türkyılmaz'ın ise sanığı engellemek için masayı önüne çektiği aktarıldı.Kendisinin engellenmesine sinirlenen sanığın, müşteki Yaşar Türkyılmaz'a da vurmaya başladığı, sanığın ardından aile sağlığı merkezinde bulunan doktor, hemşire ve ebe olarak görev yapan 6 kişiye karşı da zincirleme şekilde hakaret ederek, öldüreceği yönünde tehditte bulunduğu belirtildi.Olay nedeniyle müştekiler Sümeyra Akdemir ve Yaşar Türkyılmaz'ın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde yaralandığı bilgisi verilen iddianamede sanık Atilla Murat Sağıroğlu'nun 'basit yaralama', 'tehdit' ve 'hakaret' suçlarından toplam 3 yıl 1 aydan, 10 yıl 7 aya kadar hapisle cezalandırılması istendi.Sağlık personelinin avukatlık ücreti de sanıktan alınacakHazırlanan iddianamenin kabul edilmesi üzerine sanık Sağıroğlu Beykoz 2. Asliye Ceza Mahkemesinde hakim karşısına çıktı. Son sözünde yaşanan olay nedeniyle pişman olduğunu belirten sanık Sağıroğlu, beraatine karar verilmesini istedi.Davayı karara bağlayan mahkeme sanık Sağıroğlu'nu müştekiler Sümeyra Akdemir ve Yaşar Türkyılmaz'a karşı 'basit yaralama' suçunu işlediği gerekçesiyle toplam 6 bin lira adli para cezasına çarptırdı.Mahkeme sanık Sağıroğlu'nu, aile sağlığı merkezinde doktor, hemşire ve ebe olarak görev yapan 6 kişiye karşı 'kamu görevlisine hakaret' suçunu işlediği gerekçesiyle 12 bin 380 lira para cezasına mahkum etti.Sanık Sağıroğlu'nu aynı müştekilere yönelik 'tehdit' suçunu işlediği gerekçesiyle de 8 ay 22 gün hapis cezasına çarptıran mahkeme, bu cezayı da 5 bin 240 lira adli para cezasına çevirdi.Sanık Sağıroğlu'nun işlediği suçlar nedeniyle toplam 23 bin 620 lira adli para cezası ile cezalandırılmasına karar veren mahkeme, yasal şartları oluşmadığı gerekçesiyle para cezalarını ertelemezken, adli sicil kaydını göz önüne alarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına hükmetti.Öte yandan mahkeme, Sağlık Bakanlığı Personeline Karşı İşlenen Suçlar Nedeniyle Yapılacak Hukuki Yardımın Usul ve Esasları Hakkındaki Yönetmelik kapsamında, 3 bin 400 lira olan vekalet ücretinin de sanıktan alınarak İstanbul İl Sağlık Müdürlüğüne verilmesini kararlaştırdı.'Bu kararlarla birlikte cezaların daha etkili olacağı ortadadır'Mahkemenin kararını değerlendiren avukat Orkun Burak Uğurlu, sağlık çalışanlarına karşı gerçekleştirilmiş olan hakaret, tehdit ve yaralama suçlarından Beykoz Asliye Ceza Mahkemesinden çıkan yüksek meblağdaki adli para cezalarının bu suçun mağduru olan sağlık çalışanlarını memnun edeceğini ifade ederek, 'Söz konusu para cezaları için herhangi bir erteleme veya hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararı da verilmediği için caydırıcılığı katbekat artmıştır. Bu tarz suçlarda failler işledikleri fiillerden ceza almayacaklarını düşünerek eylem ve hareketlerine devam ederken, bu kararlarla birlikte cezaların daha etkili olacağı ortadadır.' ifadelerini kullandı.Avukat Cansın Yönet de kamu adına görevini ifa eden sağlık çalışanlarına karşı sözlü ve fiziksel şiddet karşısında verilecek cezalarda ancak alt sınırdan uzaklaşarak, seçenek yaptırımlar ve cezai indirimler uygulanmadan emsal nitelikte kararlar verilmesi durumunda hukuki koruma sağlanacağını söyledi.Yönet, mahkeme kararlarının canın emanet edildiği sağlık çalışanlarına karşı görevlerini yaparken karşılaştıkları sözlü ve fiziksel şiddeti önleyici ve caydırıcı nitelikte yaptırımlar olması gerektiğini belirterek, 'Sadece günümüzde gündeme gelen sağlık çalışanlarına karşı şiddetin aslında geçmişten günümüze sürekli olarak yaşandığı gerçeğini göz önünde bulundurarak zor şartlar altında kamuya hizmet eden sağlık çalışanlarına özel olarak şiddeti önleyici, caydırıcı yaptırımlar düzenleyen bir yasa çıkartılması gerekmektedir. Bu şekilde giderse kendi canları için endişe eden sağlık çalışanlarından, bizlerin canımızı kurtarmasını bekleyemeyiz.' değerlendirmesini yaptı. 'Karar bizi mutlu etti'Olayda darbedilen Sümeyra Akdemir de 'Bu karar yaşadığım travmanın etkilerini tabii ki silemez. Örnek teşkil eden bir karar olduğunu düşünüyorum. Bu zorlu süreçte insanların bize şiddetle geri dönüş yapmalarını değil de açıkçası içlerinden gelerek desteklemelerini talep ediyoruz. Yaptığımız işi biz insanlar için yapıyoruz, onların bize şiddetle karşılık vermelerini istemiyoruz. Ekip arkadaşlarım ve ben verilen karardan memnunuz. En azından davayı kazandık. Bizim ve Yaşar amcanın yararına oldu, o bizden daha fazla yara almıştı. Yaşadığımız şeyleri karşılamaz tabii ki ama en azından karar bizi mutlu etti.' diye konuştu. Aile Sağlığı Merkezinde görevli doktor Huriye Soykan da 'Ben bu kadar yüksek bir şey beklemiyordum açıkçası. Bu tür durumlarda genellikle hafifletici sebeplerden dolayı daha az ceza veriliyordu. Burada bunu yaşamadığımız için ben çok mutluyum açıkçası. Bu sonucun emsal teşkil edeceğini düşünerek sonuçtan mutlu olduğumu söyleyebilirim.' dedi.
Kent Yaşamından Vazgeçen Adanalı Kadın Ekonomik Refahı Besicilikte Buldu
ADANA (AA) - ÖMER FANSA - Adana'da kent yaşamından vazgeçerek köye yerleşen kadın çiftçi, devletten aldığı keçileri besleyerek ekonomik olarak daha rahat bir hayata kavuştu. Adana'da il merkezinde 17 yaşındayken inşaat işçisi Ömer Avcı ile evlenen Yasemin Avcı, zaman zaman geçim sıkıntısı yaşasa da şehirde yaşamaya devam etti.Şehirde ekonomik zorluklarla uzun süre boğuşan 25 yaşındaki Yasemin Avcı, 2 yıl önce köye yerleşme kararı alarak, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın Genç Çiftçi Projesi'ne başvurdu. Devletin verdiği 37 kıl keçisiyle kocasının memleketi Ömerli köyüne yerleşen Avcı başlangıçta yeni yaşamına alışmakta zorluklar çekse de mücadeleden vazgeçmedi. Süt sağma, peynir yapımı, oğlak bakımı, iğne yapma gibi besicilik konularını kocasından öğrenen Avcı, yaptığı işle 2 yılda ailesinin geçimini sağladığı gibi hayvan sayısını da 2 katına çıkardı. 'Kendimizi ekonomik olarak daha güçlü hissettik'Köy yaşamına alışan kadın besici sabahın erken saatlerinden akşama kadar keçilerin tüm bakımlarıyla ilgilenirken, kocası ise hayvanların otlatılması ve dışarıda yapılacak işlerle uğraşıyor. Avcı, AA muhabirine, yaşadıkları geçim sıkıntısı nedeniyle projeden haberdar olduklarında köye taşınmaya karar verdiklerini belirtti.Hayvan bakımı konusunda eşinden çok yardım aldığını ifade eden Avcı, 'Erken saatlerde kalkıyorum, eşimin yemeğini hazırlıyorum. Keçilerin yanına gidip sağımını yapıyorum oğlaklarına bakıyorum. Eşim çok yardımcı oldu. Süt sağarken onu dikkatli şekilde izledim keçiler de uslu olunca öğrenmesi kolay oldu. ' dedi.Şehirdeki geçim sıkıntısına nazaran köye yerleştikten sonra ekonomik olarak daha iyi durumda olduklarını ifade eden Avcı, şunları söyledi:'Oğlaklar birkaç aylık olduktan sonra erkekleri sattık. Bu şekilde ekonomik faydası oldu. Evde peynirini yapıp satmaya başladık. Beğendiğimiz dişi oğlakları anaç olarak elimizde bıraktık. Keçilerin yavrularını, sonrasında sütünü almaya başladıktan sonra kendimizi ekonomik olarak daha güçlü hissettik. Şehirdekinden daha rahat olduğumuzu görüyorum.''Kendimi ayakta tutmaya çalıştım'Avcı, şehirde doğup büyüyüp hiç köy hayatı yaşamaması nedeniyle başlangıçta zorluklar çektiğini ancak bunları aşmayı başardığını aktardı.Avcı, şunları söyledi:'Bir erkek evladım olduğu için onun geleceği için elimden ne geliyorsa yapmaya karar verdim. Bu şekilde ayakta durmaya çalıştım. İlk geldiğim zamanlarda ister istemez biraz zorlandım ama her zaman yerden kalkmaya, kendimi ayakta tutmaya çalıştım. Elimden geleni en sonuna kadar yapmaya çalıştım, mücadele ettim.'Yeni hayatının daha huzurlu olduğunu dile getiren Avcı, 'Köyde istediğiniz zaman istediğiniz her şeyi bulabilme imkanınız pek yok. Sadece bu sıkıntımız var ama başka türlü de bakarsak şehre gittiğim zaman insan ister istemez buraya alıştığım için o kalabalıktan, o sesten etkileniyorum. Burası daha huzurlu geliyor. Şehri pek aradığım söylenemez bu konuda. ' diye konuştu.'Kırsalda genç nüfusa ihtiyacımız var' Karaisalı Tarım ve Orman Müdürü Şevki Altunbaş da müdürlük olarak her zaman sahada çiftçinin yanında olduklarını belirtti.Köyden kente göçün kırsaldaki nüfusu olumsuz etkilediğini bunun da ekonomiye etkisi olduğunu ifade eden Altunbaş, bu göçün önüne geçmek veya tersine göç sağlanması için 'Genç çiftçi' gibi çeşitli projeler olduğunu kaydetti.Proje için başvuru sahibinin köye yerleşmeyi vadedip bunu gerçekleştirmesi gerektiğini ifade eden Altunbaş, 'Yasemin Avcı da şehirde yaşıyordu. Şehirde yaşamanın belli zorlukları var. Bizim de kırsalda genç nüfusa ihtiyacımız var. Bu proje tam da bize istediğimizi verdi. Hem Yasemin hanım şehirden göç etmiş oldu, biz de kırsalda genç çiftçi sayısını genç nüfus sayısını artırmış olduk.' dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Cumhuriyet Bayramı Mesajı:
ANKARA (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 'Cumhuriyetimizin kurucu iradesi, nasıl bu vatanı yedi düvelin planlarını bozarak işgalden kurtarmışsa, biz de hedeflerimize aynı şekilde ulaşmakta kararlıyız.' dedi.Erdoğan, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla yayımladığı görüntülü mesajda, Türkiye'de ve yurt dışında yaşayan bütün vatandaşların bayramını tebrik etti.Cumhuriyet Bayramı sevincine ortak olan herkese en kalbi şükranlarını sunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhuriyet'in ilanının 97'nci yıl dönümünde, İstiklal Harbi'nin tüm kahramanları ile Cumhuriyetin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü tazimle andığını söyledi. Malazgirt Zaferi'nden bugün pek çok cephede birden sürdürülen terörle mücadele harekatlarına kadar, bin yıldır vatan topraklarını korumak için şehitlik ve gazilikle şereflenen tüm kahramanları rahmet ve şükranla yad eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:'İstiklal Harbimizi bizzat yöneten, 15 Temmuz gecesi darbecilere karşı gösterdiği şanlı direnişle bir kez daha gazi unvanı alan, milli iradenin tecelligahı Türkiye Büyük Millet Meclisimize saygılarımı sunuyorum. Cumhuriyetimizin 100'üncü yıl dönümünü coşkuyla kutlamaya hazırlandığımız bir dönemde, aynı zamanda 2023 hedeflerimize ulaşma kararlılığı içinde yolumuza devam ediyoruz.Türkiye, demokrasi ve kalkınma mücadelesini, tek parti diktasından darbelere, vesayetin tasallutundan terörle mücadeleye kadar birçok engeli aşarak sürdürmüş bir ülkedir. Bu uzun ve zorlu süreçte karşılaştığımız sıkıntılar, milletimizi istiklal ve istikbal davasından döndürmek bir yana, tam tersine, azmini bilemiştir.''Saldırı dalgasını birer birer boşa çıkartıyoruz'Cumhurbaşkanı Erdoğan, mesajında şunları kaydetti:'Cumhuriyetimizin kuruluşuna varan kurtuluş mücadelesinde, yediden yetmişe kenetlenen, tek yürek, tek yumruk olan milletimiz, bugün de birlik, beraberlik ve kardeşlik içinde geleceğini inşa etmektedir. Hedeflerimize yaklaştıkça, ülkemize yönelik saldırıların cephesi genişlemekte, sayısı ve dozu artmaktadır.Milletimizden aldığımız güçle diplomasiden ekonomiye ve değerlerimize kadar uzanan bu saldırı dalgasını birer birer boşa çıkartıyoruz. Geçmişte çok küçük müdahalelerle sürekli istikamet belirledikleri Türkiye'nin, kendi iradesiyle hareket etmesinden rahatsız olanların sözleri ve eylemlerinin artık hiçbir hükmü kalmamıştır. Ülkemiz, kimin ne dediğine ve ne yaptığına bakmadan, kendi vizyonuna, kendi ajandasına göre hareket etmeyi sürdürecektir. Cumhuriyetimizin kurucu iradesi, nasıl bu vatanı yedi düvelin planlarını bozarak işgalden kurtarmışsa, biz de hedeflerimize aynı şekilde ulaşmakta kararlıyız. Bugün, 20 yıl öncesine göre her bakımdan çok daha güçlü, çok daha dirayetli, çok daha inançlıyız. İnşallah ülkemizi 2023 hedeflerimize ulaştırdığımızda, bölgemizde ve dünyada yepyeni bir dönemi de başlatacağız.Küresel sistemin çarpıklıklarına işaret ettiğimiz 'Dünya 5'ten büyüktür' çağrımızın yankıları giderek genişlerken dostlarımızla birlikte hayalini kurduğumuz huzurlu ve müreffeh geleceğe çok daha büyük umutlarla yürüyoruz. Rabb'im yar ve yardımcımız olsun diyor, bu duygularla bir kez daha Cumhuriyetimizin 97'nci kuruluş yıl dönümünü tebrik ediyorum.'
Reklam
İran Cumhurbaşkanı Ruhani: "Fransa Ve Avrupa Müslümanların İç İşlerine Müdahale Etmekten Vazgeçsin"
TAHRAN (AA) - İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Avrupa ve Fransa'nın kardeşlik, refah ve barış iddiasında olduklarını belirterek, 'Fransa ve Avrupa bu konuda doğru söylüyorsa Müslümanların iç işlerine müdahale etmekten vazgeçsin.' dedi. Başkent Tahran'da Bakanlar Kurulu toplantısının ardından konuşan Ruhani, Fransa'da İslam karşıtı söylemler ve Hazreti Muhammed'e yönelik hakaret içerikli karikatürlere tepki gösterdi.Peygambere saygısızlığın insani değerlere hakaret ve ahlakın ayaklar altına alınması olduğunu dile getiren Ruhani, 'Avrupa ve Fransa kardeşlik, refah ve barışın insanlık aleminde hakim olmasının peşinde olduklarını söylüyorlar. Fransa ve Avrupa bu konuda doğru söylüyorsa Müslümanların iç işlerine müdahale etmekten vazgeçsin.' ifadelerini kullandı. Peygambere hakaretin 'sanat' olmadığını ve bunun şiddeti teşvik ettiğini vurgulayan Ruhani, şöyle konuştu:'Milyonlarca Müslüman'ın ve diğer insanların hassasiyetlerini tahrik etmek sanat değildir. Sanat ve demokrasi iddiasındaki kişilerin velev ki istemeden olsa şiddeti teşvik etmeleri şaşkınlık uyandırıcıdır. Özgürlük ne zamandır ahlak dersinin iptal edilmesi anlamına geliyor? Özgürlük tüm değerlere saygı gösterildiği zaman topluma faydalı olur.'İran Cumhurbaşkanı, insanların içindeki öfkenin ve diğer tüm sorunların Batılıların Müslümanların iç işlerine müdahale ederek yaptığı zulüm ve işkencelerden kaynaklı olduğunu söyledi.Ruhani, 'Hakaret etmek ve çirkin karikatürler çizmek ahlak, demokrasi ve insanlığın bir parçası değildir. İslam dünyası, bazı yöneticilerin yanlış sözlerine yerinde ve kesin bir tepki gösterdi. Bu İslam aleminin daima Peygamberin yolunun takipçisi olacaklarını gösteriyor. Vahdet haftası derken Sünni ile Şiiler arasındaki birliği kastediyoruz. Aynı kıbleye yönelen Müslümanlar olarak yan yanayız.' dedi.
Yapı Kredi'ye İkinci Yarının En Yüksek Katılımlı Sendikasyon Kredisi
İSTANBUL (AA) - Yapı Kredi, yılın ikinci yarısında 20 ülkeden 38 bankanın katılımı ile 805 milyon dolar sendikasyon kredisi sağladı. Yapı Kredi'den yapılan açıklamaya göre, bankanın iki ayrı döviz cinsinden sağladığı 805 milyon dolarlık sendikasyon kredisi, dış ticaretin finansmanı için kullanılacak. Yapı Kredi'nin 284 milyon dolar ve 440,5 milyon avro olmak üzere iki ayrı döviz cinsinden sağladığı sendikasyon kredisinin vadesi 367 gün, maliyeti ise sırasıyla libor artı yüzde 2,50 ve euribor artı yüzde 2,25 oldu. Kredinin tutarı, sözleşmeye eklenen akordeon özelliği sayesinde gelebilecek yeni katılımlarla artırılabilecek.'Önceliğimiz, ülkemiz ekonomisine ve reel sektöre destek sağlamak'Açıklamada görüşlerine yer verilen Yapı Kredi Üst Yöneticisi (CEO) Gökhan Erün, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle tüm dünyanın içinden geçtiği söz konusu belirsiz sürece rağmen yılın şu ana kadarki en yüksek katılımlı sendikasyon kredisine imza attıklarını belirtti.Erün, Yapı Kredi'nin insanı merkeze alan anlayışına dikkati çekerek, şunları kaydetti: 'Yapı Kredi olarak güçlü sermaye yapımız, insanı merkeze alan, yenilikçi, sınır tanımayan hizmet anlayışımız ve nitelikli insan kaynağımız ile hedeflediğimiz alanlarda sektör ortalamasının üzerinde sürdürülebilir bir şekilde büyümeye devam ediyoruz. Küresel olarak içinde bulunduğumuz bu zor döneme rağmen saygın finans kuruluşlarının en yüksek talebi gösterdiği bu sendikasyon kredisi, ülkemiz ekonomisine ve Yapı Kredi’ye duyulan güvenin en önemli göstergesi.' Sendikasyon kredisi sözleşmesine eklenen akordeon özelliği sayesinde gelebilecek yeni katılımcılarla sağlanan tutarın yükselebileceğini bildiren Erün, 'Yapı Kredi olarak içinden geçtiğimiz bu zorlu günlerde de ülkemize ve topluma karşı olan sorumluluklarımızı yerine getirebilmek adına var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Bu kapsamda, uygun faiz oranları ile kullandırılan bu sendikasyon kredisi, dış ticaretin finansmanına yönlendirilecek. Önümüzdeki dönemde de müşteri odaklı bankacılık anlayışımız doğrultusunda ihracatı ve reel sektörü, dolayısıyla ülke ekonomisini desteklemeye devam edeceğiz.' ifadelerini kullandı.Yapı Kredi’nin sağladığı 805 milyon dolarlık sendikasyon kredisinin düzenleyiciliğini Bank of America, koordinatörlüğünü Bank of America ve Commercial Bank of Qatar, aracılığını ise Mizuho Bank üstlendi.
Reklam
Ataşehir'de 3 Katlı İş Yerinin Çatısı Yandı
İSTANBUL (AA) - Ataşehir'de 3 katlı iş yerinin çatısında çıkan yangın itfaiye ekiplerince söndürüldü.Örnek Mahallesi Şehit Cahar Dudayev Caddesi üzerinde iş yeri olarak kullanılan 3 katlı binanın çatısında henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.Vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine gelen itfaiye ekipleri yangına müdahale ederken, polis ekipleri de güvenlik önlemi aldı.Yandaki binanın çatısına da sıçrayan yangın, itfaiye ekiplerince söndürülürken, binada hasar oluştu.
Eskişehir'de Polisin "Dur" İhtarına Uymayan 2 Şüpheli Yakalandı
ESKİŞEHİR (AA) - Eskişehir'de polis ekiplerinin 'dur' ihtarına uymayıp 2 otomobille kaçan 2 zanlı kovalamaca sonucu yakalandı.Akarbaşı Mahallesi Atatürk Caddesi'nde devriye görevini yürüten İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, şüphe üzerine bir aracı takibe aldı.Polisleri fark ederek kaçan Murat C'nin kullandığı otomobil, kovalamacanın ardından durduruldu.Gözaltına alınan şüphelilerden Nihat G'nin kimlik kontrolünde 6 suçtan arandığı, sürücüsü Murat C'nin ise 9 ay kesinleşmiş hapis cezası olduğu tespit edildi.Ayrıca Nihat G'nin üzerinde 0,58 gram metamfetamin ile 0,22 gram eroin ele geçirildi.Zanlıların emniyetteki işlemleri sürüyor.
Reklam
Hatay'da Zeytin Bahçesinde Çıkan Yangın Söndürüldü
HATAY (AA) - Hatay'ın Belen ilçesinde, zeytin bahçesinde çıkan yangın söndürüldü.Çakallı Mahallesi'ndeki zeytinlik alanda henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.Bölgeye sevk edilen itfaiye ekipleri yangını kısa sürede söndürdü.Bahçedeki bazı zeytin ağaçları zarar gördü.
İlke Vakfı'ndan "Geleceğin Türkiye'sinde Sosyal Politikalar Raporu"
İSTANBUL (AA) - İLKE İlim Kültür Eğitim Vakfı tarafından 'Geleceğin Türkiye'sinde Sosyal Politikalar Raporu' hazırlandı. Vakıftan yapılan açıklamaya göre, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Fatih Aysan tarafından kaleme alınan rapor, İLKE Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve Geleceğin Türkiye'si Proje Koordinatörü Doç. Dr. Lütfi Sunar'ın yöneticiliğinde, vakfın YouTube hesabında yayınlanan programda kamuoyu ile paylaşıldı.Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Mehmet Aysan, sunumunda sosyal politikalar bağlamında Türkiye'yi bekleyen 6 temel meydan okuma ile karşı karşıya olunduğunu ve bunların fırsata çevrilebileceğini ifade etti.Aysan, raporla ilgili konuşmasında toplumsal değişim, demografik dönüşümler, ekonomik riskler, uluslararası göç, çevre ve salgın hastalıklar, popülizm ve kayırmacılık başlıkları üzerinde durdu.Kadının istihdama katılımı, kırdan kente göç, boşanmaların artması evliliğin ötelenmesi gibi durumların Türkiye'de toplumsal değişimi ve refah dağıtımında farklılaşmaya gidildiğini gösterdiğini belirten Aysan, 'Bu durumlardan biri üzerinden gidilecek olursa kadının değişen ve artan ekonomik rolü baz alınarak istihdam politikalarını yenilemek, bir meydan okumayı fırsata çevirmek için önemli bir adım olacaktır.' ifadelerini kullandı.Raporda ayrıca eğitim, sosyal sigortalar, sağlık, sosyal hizmetler, sosyal yardımlar ve konut gibi 6 temel sosyal politika uygulama alanı incelendi.Aysan, sosyal politikaların sadece ihtiyaç sahibi insanlara ya da dezavantajları gruplara değil toplumun tamamına hitap etmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları aktardı:'1990'larda sağlık harcamaları yüzde 3 civarındayken, 2019 yılında bu oran yüzde 12,5'a kadar çıkıyor. OECD ülkeleri arasında sosyal harcamaları en fazla arttıran ülke Türkiye. 2006 yılında gerçekleştirilen sosyal güvenlik ve sağlık reformu, bu hizmetlerin 2011 yılında Aile ve Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı altında birleştirilmesi ve senkronize edilmesi, sosyal yardım harcamalarının son dönemde ciddi bir şekilde artışı ile bu hizmetlerden faydalanıldı, yoksulluk oranları düştü. Sosyal politikaların amacı aslında bir bakıma devletin vatandaşlarına kaliteli ve huzurlu bir hayat sunması anlamına gelmektedir. Bu nihai amacın sosyal adaleti sağlamak, beşeri sermaye ve insani gelişmeyi yükseltmek, yaşam memnuniyetini artırmak gibi izdüşümlerinin olması gerekir.'İLKE Vakfı tarafından 2018 yılında başlatılan Geleceğin Türkiye'si Projesi, eğitim, yükseköğretim, ekonomi, yönetim ve dış politika raporlarının ardından sosyal politikalar raporu ile odak noktasında yer alan geliştirilmeye müsait alanları derinlemesine inceleyerek mevcut sorunlara çözüm önerileri getiriyor.Raporun tamamına İLKE Vakfı'nın internet sitesi ve YouTube hesabından ulaşılabilir.
Evinin Önünde Sahte İçki Satan Kişi Gözaltına Alındı
TEKİRDAĞ (AA) - Tekirdağ'ın Çorlu ilçesinde aracının bagajında sahte içki satışı yapan kişi gözaltına alındı.Çorlu Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Grup Amirliği ekipleri, Muhittin Mahallesi'nde bir evin önünde park halindeki aracın bagaj kısmından açık şekilde içki satışı yapıldığı ihbarı üzerine belirtilen adrese gitti.Şüphelinin ev ve arabasında arama yapan ekipler, 1 litrelik şişeler içerisinde 8 adet el yapımı olduğu değerlendirilen içki ele geçirdi.Gözaltına alınan araç sahibi A.K'nin 'Kaçakçılıkla mücadele kanunu' suçu kapsamında emniyetteki işlemleri devam ediyor.
Reklam