onedio
Kovid-19 Tedavisi Gören Muhittin Böcek'in Sağlık Durumu Ciddiyetini Koruyor
ANTALYA (AA) - Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tanısıyla yoğun bakımda tedavisi süren Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek'in sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu bildirildi.Hastane Başhekimliğinden yapılan açıklamada, Başkan Böcek'in yoğun bakımdaki takip ve tedavisinin devam ettiği kaydedildi.Açıklamada, 'Bulguları stabil olmakla birlikte durumu ciddiyetini korumaktadır.' ifadesine yer verildi. 49 gündür yoğun bakımdaAntalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, sosyal medya hesabından 17 Ağustos'ta yaptığı paylaşımla Kovid-19 test sonucunun pozitif çıktığını duyurmuş, herkese maske, hijyen ve sosyal mesafe kurallarına uyması için uyarıda bulunmuştu.Hastanede takibi yapılan Böcek, sağlık durumu kötüleşince 7 Eylül'de yoğun bakım ünitesine alınmış, 24 Eylül'de de Akdeniz Üniversitesi Hastanesine sevk edilmişti.Akciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle solunum kaslarında sorun oluşan Böcek'e daha iyi nefes alabilmesi için trakeostomi (nefes borusuna delik açılması) uygulanmıştı.
Güney Afrika'da 1960'Ta Tanışan Osmanlı Türkü İle Demokrat Partili Bakan'ın Oğlu Tekrar Buluştu
ANKARA (AA) - BEHLÜL ÇETİNKAYA - Adnan Menderes'in Başbakanlığı döneminde Ulaştırma Bakanı olan Arif Demirer'in oğlu Mehmet Arif Demirer, 27 Mayıs 1960 darbesinden kısa süre sonra gittiği Güney Afrika'da evinde kaldığı, Sultan Abdülaziz'in bu ülkeye yolladığı Ebu Bekir Efendi'nin torunlarıyla 60 yıl sonra Ankara'da bir araya geldi.Ebu Bekir Efendi'nin torunu Ahmet Kemal Atala ve oğlu Rüştü Güven Atala, yaklaşık 150 yıl sonra yeniden Türk vatandaşlığı almak için Ankara'ya geldi. Baba Atala bu vesileyle 20'li yaşlarında tanışıp arkadaş olduğu ancak 60 yıldır görüşmediği Demirer'le buluştu.Sultan Abdülaziz'in Güney Afrika'daki Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıkları çözmesi ve din eğitimi vermesi için Halife'nin temsilcisi olarak 1862'de bu ülkeye yolladığı Erzurumlu Ebu Bekir Efendi'nin inşa ettirdiği medrese ve cami, bugün hala faaliyette.Yerel dillerde, Flemenkçe ve İngilizce dillerinde mealler, dini eserler ve çalışmalar yapan Ebu Bekir Efendi, 1880'de hayatını kaybetti ve Güney Afrika'da defnedildi.Ebu Bekir Efendi'nin ailesinden gelenler ise yıllar içinde Güney Afrika'nın ilk Müslüman savaş pilotu ve doktoru gibi unvanlar alırken, Osmanlı'nın Singapur Büyükelçiliği gibi görevlerde de yer alıp 'Ümitburunlu' lakabıyla Çanakkale Savaşı'na katıldı. Güney Afrika'da İngiliz sömürgesi altında siyahlara uygulanan Apartheid rejiminin Müslümanları da etkilediği 1960'larda, bir Türk'le evli olan Dışişleri Bakanı Eric Louw'un çabalarıyla Türkler, 'renkli' sınıflandırmasından çıkarılırken; Yunan ve Arap gibi Hıristiyan Osmanlı tebaası da 'beyaz' kabul edilmeye başlandı.Bu dönemde ülkedeki Türk kökenlileri ayrımcılıktan kurtarmayı amaçlayan Ebu Bekir Efendi'nin torunu Rüştü Atala (Ataullah) kurduğu 'Türk İthalat Şirketi'nin reklamları ve tabelaları sayesinde Güney Afrikalı Türkleri etrafında toplamayı amaçladı.Demirer'i gazetede gördü ve evine davet etti27 Mayıs askeri darbesinin ardından Demokrat Partili Arif Demirer tutuklanırken, o sırada Cambridge Üniversitesinde öğrenci olan oğlu Mehmet Arif, okulda düzenlenen Güney Afrika turuna katıldı. Dönemin Güney Afrika gazetelerinde 'Görevden alınan bakanın oğlu, Güney Afrika'da' başlığıyla çıkan haberleri gören Rüştü Atala, Demirer'i Güney Afrika'da kaldığı otelde bularak evine davet etti. Cambridge'den 55 kişiyle 1960'lı yıllarda yaptığı Afrika ve Asya gezilerindeki gözlemlerinden oluşan kitabının girişinde de bu konuya yer verdiğini söyleyen Demirer, 'Güney Afrika'ya gittiğimde, babam yeni tutuklanmıştı. Gazeteler de bunu haber yaptı. Rüştü Bey de (Atala) 'Bir Türk çocuğu gelmiş' diye beni evine aldı. Bu çok büyük bir jest. Eşi Hacer Hanım, 6 hafta boyunca benim çamaşırımı yıkadı. Benim otelde kalmama müsaade etmeyeceğini söyledi.' ifadesini kullandı. Demirer, kitaptaki aileyle çekildiği fotoğrafın altında, '2013'te bu ailenin tüm fertlerinin vefat ettiklerini üzülerek öğrendim. Allah rahmet eylesin. Çok iyi insanlardı.' notunu paylaştığını göstererek, o dönemin Güney Afrika'sına ilişkin de bilgiler paylaştı. 'Benim beyaz mı renkli mi olup olmadığıma karar veremedikleri için vize vermek istemediler.' diyen Demirer, bir Türk'le evli olan dönemin Dışişleri Bakanı Eric Louw'un girişimleriyle Türklerin Güney Afrika'da 'beyaz' olarak sınıflandırılmasıyla vize alabildiğini anlattı. Demirer, beyaz kabul edilmeyenler için Güney Afrika'nın 1960'larda çok kötü bir yer olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:'Bir Türk öğrenci, babası hapiste ve Güney Afrika'ya geliyor. O zaman Güney Afrika, beyazsan cennet ama beyaz kabul edilmiyorsan kötü bir yer. Ben de rengim bakımından beyaz gibiyim ama bir İngiliz gibi beyaz değilim. O yüzden benim orada bulunmam problem yaratabilirdi. O noktada otelde kalırken Rüştü Bey (Atala) geldi ve 'Biz seni evimize alıyoruz, burada geçireceğin 6 hafta bizimle kalacaksın.' dedi ve beni evlerine aldılar. İşte Türklük bu. Dünyanın neresinde olursa olsun Türklerin insanlık anlayışı bu.'Apartheid rejimi nedeniyle aile üyelerinin bağı koptuRüştü Atala'nın oğlu Ahmet Kemal Atala, 20'li yaşlarda 1,5 ay aynı evde kaldığı Demirer'i 60 yıl sonra görmesini 'Harika hissediyorum. 60 yıl geçti ama bana sanki dün gibi geliyor. Tekrar beraberiz, tekrar sohbet ediyoruz.' sözleriyle ifade etti.Babasının, Demirer'in geldiğini öğrenmesiyle eşine hazırlık yapmasını söylediğini anlatan Atala, 'O dönemin Güney Afrika'sında genç bir Türk siyasi, olayların gölgesinde kaybolup giderdi. Mehmet Bey geldiğinde babamla çok zaman geçirdi ve çalışmalarıyla ilgili bilgiler topladı. Çok güzel ama kısa zaman geçirdik. Politik durumlar nedeniyle bir daha buluşamadık ama elhamdülillah tekrar birlikteyiz.' diye konuştu.Atala, 1960'larda babasının ayrımcılığa uğramamak adına verdiği mücadeleye değinerek, 'Babamın 2 seçeneği vardı. Cape Town'da kalabilirdi ama o zaman 'renkli' olarak sınıflandırılacak ve torunları okula gitmekten, ticaret yapmaktan mahrum kalacaktı. Pretoria'ya giderek bizim Türk, yani 'beyaz' olarak sınıflandırmamızı sağladı. Bu nedenle Cape Town'dan ayrıldı ve ailenin diğer üyeleriyle bağımız koptu.' dedi.Güney Afrika'nın ilk Müslüman pilotu olan ve aynı zamanda Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı ordusunda çarpışan babasının 'beyaz' olarak sınıflandırıldıktan sonra kurduğu şirketle birçok Türk'e Güney Afrika'da yardımcı olduğunu vurgulayan Atala, 'Louw, Apartheid uygulamasını değiştirmeyi çok istedi ancak içinde bulunduğu hükümet çok sert tutumluydu. Muhtemelen kalbi kırıktır ama Türkler için bir karar alınmasını sağladı.' ifadesini kullandı.Ebu Bekir Efendi'nin torunlarına Türk vatandaşlığıDemirer ve Atala'nın 60 yıl sonra buluşmasını sağlayan Cape Town Üniversitesi Afrika Çalışmaları Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Halim Gençoğlu, buluşmada da yer aldı. Yaklaşık 10 yıldır bulunduğu Güney Afrika'da Ebu Bekir Efendi'nin hikayesini ve torunlarını ortaya çıkardığını söyleyen Gençoğlu, '7-8 yıl önce Atala ailesini ziyaret ettiğimde, 1960'ta çekildikleri bir fotoğrafı gösterdiler. Orada bir kişi var ve onlar 'Bay Demirer' diyor.' diyerek hikayeyi dinlediğini ve araştırmaya başladığını söyledi. Gençoğlu, Rüştü Güven Atala'nın, kendisine Türk vatandaşlığı tevdi edileceği için Ankara'da bulunduğunu ve bu vesileyle Demirer'i ziyaret ettiğini kaydetti.
Kpss Ön Lisans Oturumu Sona Erdi
ANKARA (AA) - Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezince (ÖSYM) düzenlenen Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) Ön Lisans oturumu tamamlandı. Saat 10.15'te başlayan sınavda, adaylara genel yetenek ve genel kültür testlerinden toplam 120 soruyu yanıtlamaları için 130 dakika süre verildi. KPSS ön lisans sonuçları 26 Kasım'da açıklanacak.
Trabzon'da Tünel İnşaatında Akıma Kapılan İşçi Öldü
TRABZON (AA) - Trabzon'un Maçka ilçesinde tünel inşaatında çalışırken elektrik akımına kapılan işçi öldü.Alınan bilgiye göre, Maçka ilçesinde yapımı devam eden Yeni Zigana Tüneli inşaatında çalışan 25 yaşındaki Abdullah Demirtürk, elektrik akımına kapıldı.Diğer işçilerin ihbarı üzerine olay yerine giden 112 Acil Servis ekipleri, Demirtürk'ün hayatını kaybettiğini belirledi.Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Bağcılar'da 18 Kilogram Uyuşturucu Ele Geçirildi
İSTANBUL (AA) - Bağcılar'da şüphe üzerine durdurulan bir araçta 9 kilo 406 gram, araçtaki şüphelilerin evlerinde yapılan aramada da 8 kilo 483 gram uyuşturucu ele geçirildi.Bağcılar İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, 23 Ekim'de Yıldıztepe Mahallesi'nde şüphelendikleri bir aracı durdurdu.Araçta yapılan aramada 9 kilo 406 gram kubar, hassas terazi ve uyuşturucu madde ticaretinden elde edildiği değerlendirilen 4 bin 400 lira ile 4 fişek ele geçirildi. Araçta bulunan H.F. ve R.A. gözaltına alındı.Gözaltına alınan şüphelilerin evlerinde yapılan aramada ise 13 parça halinde 8 kilo 483 gram kubar ele geçirildi.Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden H.F. tutuklanırken R.A. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Eskişehir'de Sosyal Mesafeye Uyulmayan Eğlence Yerindeki 82 Kişiye Ceza
ESKİŞEHİR (AA) - Eskişehir'de yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını tedbirlerine ilişkin denetimlerde 82 kişiye idari para cezası uygulandı.İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesince oluşturulan özel ekip, bazı adreslerde denetim yaptı.Polisler, bir eğlence yerinde sosyal mesafe kuralına uyulmadığını tespit etti.Kovid-19 tedbirlerine aykırı davrandıkları gerekçesiyle 82 kişiye toplam 258 bin 300 lira ceza verildi.
Reklam
Samsun'da Uyuşturucu Operasyonunda 3 Şüpheli Yakalandı
SAMSUN (AA) - Samsun'da düzenlenen uyuşturucu operasyonunda 3 zanlı gözaltına alındı.İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, sokak satıcılarına yönelik çalışma yürüttü. İlkadım ilçesi Fevziçakmak Mahallesi'nde müşterek hareket ederek uyuşturucu satışı yaptıkları belirlenen E.G. ve O. G'nin ikametlerinde arama yapılan ekipler, 2 bin 345 kapsül sentetik ecza ele geçirdi.Şüphelilerden E. G. ve O. G. ile bağlantısı tespit edilen B. E. uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan gözaltına alındı.
Taksim'de Korsan Otoparkçılık Yapan 2 Şüpheli Yakalandı
İSTANBUL (AA) - Taksim'de korsan otoparkçılık yaptığı öne sürülen 2 şüpheli yakalandı.İstanbul Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü Sivil Trafik Ekipler Amirliğince, 24 Ekim'de Gümüşsuyu Caddesi üzerinde korsan otoparkçılık yaptıkları tespit edilen Kenan S. ve Abdulselam K. yakalandı.Şüpheliler, Karayolları Trafik Kanunu'nun 'Karayolu üzeri park yerindeki araçlardan park yerini tespite yetkili idarece veya bu idare tarafından işletme izni verilmediği halde park ücreti almak veya almaya teşebbüs etmek' içerikli 79. maddesi gereğince adli işlem yapılmak üzere Taksim Polis Merkezi Amirliğine teslim edildi.Gözaltına alınan şüphelilerden Kenan S'ye 1 kez, Abdulselam K. ise 2 kez korsan otoparkçılık suçundan işlem yapıldığı bildirildi.
Reklam
Atlı Polislerden, Kanuni Sultan Süleyman Kent Ormanı'nda Denetim
İSTANBUL (AA) - Atlı polis ekipleri, Beykoz Kanuni Sultan Süleyman Kent Ormanı'nda güvenliğin sağlanması ve olası yangınların önlenmesine yönelik denetim yaptı.İstanbul Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne bağlı Atlı Birlik Grup Amirliği ekipleri, piknik yerlerinde devriye görevi gerçekleştirdi.Polisler, ormanda piknik yapan vatandaşları yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirlerine uymalarını, ateş, mangal veya semaver yakmamaları konusunda uyardı.Piknik yapan aileler ve çocuklar atları severek hatıra fotoğrafı çektirirken, bir aile de atlara şeker yedirdi.''Aybar'' ve ''Ödül'' isimli atlarla devriye görevi yapan polislerin denetimi gün boyunca sürecek.
Esenyurt'ta Taksicinin Öldürülmesiyle İlgili 2 Şüpheli Yakalandı
İSTANBUL (AA) - Esenyurt'ta taksi şoförü Taner Aras'ın öldürülmesine ilişkin 2 şüpheli gözaltına alındı.Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, Adile Naşit Bulvarı üzerinde iki taksi durağı arasında yolcu alma-verme nedeniyle çıkan tartışmada Aras'ın öldürülmesi olayına ilişkin firari şüphelilerden Rahmi K. (31) ve Emrah K'yi (27) 21 Ekim'de Başakşehir'de yakaladı.Gözaltına alınan şüphelilerden Rahmi K. ve Emrah K'nin ondörder ayrı suçtan emniyette suç kayıtlarının olduğu, Aras'ın öldürülmesi olayında silah kullanan kişiler oldukları öğrenildi.Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüpheliler tutuklandı.OlayEsenyurt'ta 18 Ağustos'ta iki taksi durağı arasında yolcu alma-verme nedeniyle tartışma çıkmış, tartışmanın kavgaya dönmesi üzerine taksi şoförü Taner Aras silahla vurularak hayatını kaybetmişti. Polis olaya ilişkin 14 şüpheliyi gözaltına almıştı.
İsrail Askerlerinin Darp Ettiği Söylenen Filistinli Genç Hayatını Kaybetti
KUDÜS (AA) - İşgal altındaki Batı Şeria'da İsrail askerlerince darp edildiği belirtilen 18 yaşındaki Amir Sanuber yaşamını yitirdi. Filistin resmi haber ajansı WAFA'ya göre, İsrail güçleri, aracıyla seyahat eden Saneber'i Ramallah'a bağlı Tarmus Ayya beldesi yakınında yaşanan kovalamacanın ardından sert şekilde darp etti.Nablus'a bağlı Yatta beldesi nüfusuna kayıtlı Sanuber, olay yerinde yaşamını yitirdi. Sanuber'in cenazesi bölgedeki bir hastaneye kaldırılırken, Filistinli sağlık kaynakları gencin vücudunda darp izlerinin bulunduğunu aktardı. Öte yandan İsrail ordusundan AA muhabirine gönderilen yazılı açıklamada, İsrail askerlerinin Sanuber'i darp ettiği yönündeki haberler reddedildi. Açıklamada, İsrail plakalı bir araca taş atıldığı raporunun ardından askerlerin Tarmus Ayya beldesine intikal ettiği belirtildi.Askerlerin bölgeye gelmesinin ardından iki şüphelinin yaya olarak kaçmaya çalıştığı, bunlardan birinin bilincini kaybederek yere düştüğü ve başını çarptığı ifade edildi.Bölgedeki İsrail ordusuna bağlı sağlık ekiplerince yaralı Filistinliye tıbbi müdahalede bulunulduğu ancak gencin hayatını kaybettiği aktarıldı.
Reklam
Milli Eğitim Bakanı Selçuk'tan "Eğitimde Şehre Özgü Model" Açıklaması:
GİRESUN (AA) - Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, meslek liseleri ve bulundukları şehirlerde yapılan üretimin örtüşme oranının yüzde 20'ler civarında olduğunu belirterek, 'Şimdi biz tüm ekibimizle bu bağlantıyı kuruyoruz. Şehrin ihtiyaçlarını ve buradaki üretimi dikkate alan bir model bu. Şehre özgü bir şey...' dedi.Selçuk, Giresun'da gerçekleştirdiği ziyaretler kapsamında, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkanı Muhiddin Gülal'ın da katılımıyla basın mensuplarıyla bir araya gelerek değerlendirmelerde bulundu.Demokrasiyle ilişkilendirilmemiş, ekonomiyle bağlantısı bulunmayan bir eğitimin her zaman içe kapalı ve üretimden kopuk olduğunu belirten Selçuk, bu nedenle eğitimin her zaman çağın ve günün becerilerini dikkate alan, bu becerileri kazandırmak için de hem milli hem de evrensel eksende insan yetiştirme hedeflerini gözeten bir kurum olması gerektiğini söyledi.Selçuk, Türkiye'de meslek lisesindeki beceri setleri ile sanayi ve hizmet sektörünün ihtiyaç duyduğu beceri setlerinin örtüşmesini hedeflediklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:'Bu yüzden de 50'nin üstündeki sektörle birebir toplantılar yapıp, uzun süreli çalışmalar yapıp, 'Sanayi ve hizmet sektöründe becerilerin yenilenmesine ilişkin neye ihtiyacınız varsa bizim müfredatımız odur. Öğretim programlarımız buna uyum sağlar. Çünkü bizim mezunlarımızın sizin üretimde beklediğiniz niteliklerle yüzde 100 örtüşmesi ana hedefimiz.' dedik. Bu gerçekleşti ve sektör temsilcileri kendi dijital altyapıları, otomasyon yapıları ve uluslararası birtakım standartları gözeterek... Örneğin, ayakkabıcılık sektörü, robotik alan, otomasyon alanı, turizm alanı, hangi alan olursa olsun her birisinin ihtiyacı olan beceri havuzu ortaya konuldu ve 'Biz bunları ders olarak istiyoruz.' denildi. Bu sağlandı ve bunun ötesinde de ustabaşılarının derse girebilmesinin önü açıldı. Fabrikaların içine okul açılabilmesiyle ilgili bir mevzuat düzenlemesi yapıldı.'Mesleki eğitimdeki üretimden elde edilen gelirde yüzde 15 Hazine kesintisi varken bunun yüzde 1'e indiğini anımsatan Selçuk, bu sayede meslek liselerinde üretim patlaması yaşandığını söyledi.Fabrika ve otel içerisinde okulZiya Selçuk, uzun yıllardır sanayide ve hizmet sektöründe makine parkı, dijital altyapı ve iletişim altyapısının dijitalleştiğini belirterek, otomasyonun da çok arttığına işaret etti.Okullardaki makine parkı, araç-gereçler, öğretmen nitelikleri, müfredat içerikleri ve benzeri birçok hususun mevcut gelişmelere paralel yenilenme ihtiyacı olduğunu aktaran Selçuk, şu değerlendirmelerde bulundu:'Biz şu anda bir şekilde yapabildiğimizi okullarda yapıyoruz, yapamadığımız hususlarda da özel sektörün imkanlarını değerlendiriyoruz. 'Bir otelin içerisinde okul kuralım. Zaten çalışma alanı orası, müşteri orada, orada öğrensinler ve orası okul olsun.' dedik. Turizm Bakanlığımızla iki yıl içerisinde 200 civarında bir okul açacağız, şu anda 50 civarında okulumuz var. Bunların hepsi iş öncelikli, iş garantili okullar... Tabii bu arada ekonomide, üretimdeki gelişmeleri dikkate alan bir eğitim yaklaşımı... Örneğin, savunma sanayimiz dünyada öncü noktada. O zaman savunma sanayisinin teknisyen altyapısını yetiştirmek gerekiyor. O zaman ASELSAN'ın içine okul açıyoruz. Gebze'de organize sanayi bölgesine ya da İstanbul Teknik Üniversitesi'nin teknoparkının içine lise açtık ve bunlar Türkiye'de ilk kez yüzde 1'lik dilimden öğrenci alıyor.'Selçuk, elektrikli otomobil lisesi açtıklarını anımsatarak, buna benzer neye ihtiyaç varsa artık okulun ve eğitimin o olduğunu söyledi.Türkiye'de özel sektörün meslek eğitim merkezi açabilme iznini aldığını belirten Selçuk, 'Meslek eğitim merkezi, çıraklık eğitimi demek. Mesela, Almanya'da mesleki eğitimin yüzde 85'i özel sektörün elindedir. Bizde meslek okullarının yüzde 5'i özel sektörle ilgili. Bu niye önemli? Çünkü özel sektör zaten fabrikasına, makine parkına yatırım yapıyor, güncelliyor kendini. Hazır orada imkan varken, o zaman okul orası, eğitim ortamı orası olsun, orayla beraber çalışalım. Makine parkını okula kurmak yerine orada hazır olanı kullanalım, beraber çalışalım ve ustabaşıları da derse girsin. Bunun yasal ve uygulama altyapısı hazır.' diye konuştu.Selçuk, meslek eğitim merkezlerinden mezun olanların yüzde 88'inin istihdam edildiğine dikkati çekerek, bu kapsamda çıraklık eğitimine başvuran öğrenci sayısında da önemli bir artış yaşandığını kaydetti. Üretimin gerektirdiği beceri setine yönelik eğitimMilli Eğitim Bakanı Selçuk, meslek eğitim merkezini bitirenlerin lise mezunu sayıldığını, orada zaten derslerin verildiğini söyledi.Eskiden, 'Ben lise okuyacağım, bir de çıraklık-kalfalık bitireceğim, herkes 4 sene okurken ben niye daha fazla yıl kaybedeyim?' sorununun yaşandığını ifade eden Selçuk, 'Bunu çözdük ve artık çıraklığı bitiren, kalfalığı bitiren lise mezunu sayılıyor. Erkeklerin askerlikle ilgili yaşadığı güçlükler vardı meslek okullarında. Üniversite okumuyorlarsa mezun olduktan iki yıl sonra askere gitmek zorundaydılar. Milli Savunma Bakanımızın da desteğiyle bu güçlükler ortadan kaldırıldı. Okul sonrası tecil de 2 yıldan 6 yıla çıkarıldı. Meslek lisesi mezunlarının ön lisans okuması halinde yedek astsubay olabilmesi için de bir kanun çıkartıldı.' dedi.Selçuk, bütün bunların üretimin gerektirdiği beceri setine yönelik bir eğitim anlayışıyla yapıldığını, aksi takdirde okulların sanayinin beklentilerini karşılamama durumunun ortaya çıktığını kaydetti.Bu kapsamda bir ekosistem kurduklarından bahseden Selçuk, şöyle devam etti:'Ar-Ge kısmı, okul kısmı, üretim kısmı... Bunun İstanbul'da ekosistemini kurduk. İstanbul'a plastik sanayisiyle ilgili sektörün öncülüğünde bir mükemmelliyet merkezi kurduk. Okulunu kurduk, yanında fabrikası var. Böylece daha lisedeyken daha ileri uygulamalar yapabilme konusu gündeme geldi. Meslek liselerinin önünü açabilmek için Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'yle (TOBB) ortak bir çalışma yaptık ve organize sanayi bölgelerinin içinde ya da dışındaki yüzlerce okulun hamiliğini üstlendiler. Yani birebir artık okulun yönetimi sadece öğretmenler tarafından yapılmayacak, iş dünyasının temsilcileri de yönetim kurulunda olacak ve ihtiyaçları birlikte değerlendirecekler. Okulun gidişatını, dersini, içeriğini birlikte değerlendirip sektörün ihtiyacı neyse ona göre düzenleyecekler. Şöyle de bir şey getirdik; bu liselerin okul yöneticileri teknik alandan olmak zorunda. Çünkü daha önce önemli bir kısmı sosyal bilimler alanındandı ve kimileri konuya hakim değildi. Kişinin yetkinliğinden dolayı orada müdür olması konusunda bir istişare de söz konusu.'Şehre özgü okullarZiya Selçuk, her ülkenin mesleki eğitim modelinin kendine özgü olduğunu, mesleki eğitimin milli gelire bakarak yapılandırıldığını söyledi.Meslek liseleri ve bulundukları şehirlerde yapılan üretimin örtüşme oranının yüzde 20'ler civarında olduğunu belirten Selçuk, 'Şimdi biz tüm ekibimizle bu bağlantıyı kuruyoruz. Şehrin ihtiyaçlarını ve buradaki üretimi dikkate alan bir model bu.' dedi.Selçuk, savunma sanayi lisesi kurarken, 'bu alanda mühendisimiz çok ama teknisyenimiz yok' düşüncesiyle hareket ettiklerini, hangi alanda ileri gidiliyorsa oraya yönelik eksikleri gideren bir altyapı kurduklarını anlattı.Eğitimde şehre özgü okul modeline yönelik örnekler de veren Selçuk, 'Konya'da tarımla ilgili büyük bir üretim var. Orada üniversitenin içine dünyanın en gelişmiş tarım teknolojilerini içeren bir tarım lisesi açtık, dünyadaki tarım liselerine bakıp. Diyelim bir ineğin DNA'sına bakmak, gebelik testi yapmak, birtakım Ar-Ge çalışmaları yapmak... Bütün bunlarla ilgili gördüğümüz manzara şuydu; Tokat'ta ve Konya'da tarımla ilgili, Tokat'taki üniversitenin kampüsünün içine, son derece modern laboratuvarların olduğu, lise öğrencisinin bir Ar-Ge ortamını rahatlıkla görebildiği liselerden bahsediyoruz. Bu şehre özgü bir şey... Oralarda tarımın ilerlemesi, yükselmesiyle ilgili bir durum.' şeklinde konuştu.Selçuk, salgın döneminde meslek liselerinin kısa sürede dijital solunum cihazı, maske ve siperlik üretimi gerçekleştirdiğini, bunun onların üretim kapasitesinin olduğunu gösterdiğini ifade etti.Meslek liselerinin, üretimin alanlarına dönüştürülmesi gerektiğini vurgulayan Selçuk, bunun sadece kitaptan okuyarak yapılamayacağına işaret etti.'Mesleki eğitim konusunda en çok öğretmen eğitimi yapan ülkeyiz'Bakan Selçuk, Türkiye'de ahşap oyuncak konusunda ciddi bir ithalatın olduğunu gözlemlediklerini, bu kapsamda yerli ahşap oyuncak sektörünün oluşmasına öncülük ettiklerini belirterek, 'Dedik ki 'Bizde ahşap var ama okulu yok. Hemen 4 yerde okul açtık. 'Biz bunu burada üretiriz ve kendimize özgü tasarımlar yaparız.' dedik. Bunu da yaptık, şimdi artık ihracata başlıyoruz.' dedi.Faydalı model ve patent konusunda ciddi manada eğitim verdiklerini ifade eden Selçuk, meslek okullarındaki öğretmenlerin tamamının kendi alanlarındaki sektör temsilcileri tarafından eğitime alındığını söyledi.Selçuk, 'Bir taraftan Cumhuriyet tarihinin ve aynı zamanda bugünkü dünyadaki dijital beceri eğitim ve bu mesleki eğitim konusunda en çok öğretmen eğitimi yapan ülke olduk. Bunu da uluslararası kuruluşlar söylüyor. İşte bu hafta mesela EBA eğitim alanındaki dünyadaki bütün siteler içerisinde birinci sıraya yükseldi. Daha da ilerleyeceğiz, açık ara fark olacak.' diye konuştu.Öğrencilere hayatın ve sektörün ihtiyacı olan eğitimin verilmemesi halinde istihdamla ilgili bir tıkanıklık oluştuğuna işaret eden Selçuk, konuşmasını şöyle tamamladı:'(Meslek Liseleri) Buradan mezun olan yüz binlerce insan sürekli işsiz kalınca kültür burada bir kırılma yaşıyor. Diyor ki, 'Artık bunlar işe giremiyor, dolayısıyla meslek lisesi işe yaramaz.' Bu kültürü dönüştürmenin yolu da kırıldığı yerden başlamak. 'Siz buradan mezun olduğunuzda iş önceliğiniz olacak' denildiğinde kültür değişiveriyor birden. Türkiye'de şu an itibarıyla 332 bağımsız ve 295 meslek lisesi bünyesinde toplam 627 okul ve kurumda mesleki eğitim programımız var. Bizim eğitim ve ekonomi dememizin sebebi bu. Demokrasi dememizin sebebi... Bütün bu 1.000 okulu bir demokratikleştirme projesi aynı zamanda. Bu okullarımıza dijital tasarım beceri atölyelerini koyma, bahçesine spor merkezlerini koyma... Çocuğun yaşam sahnesini dönüştürmek istiyoruz ve onları büyük yazarlarla, müzisyenlerle buluşturmak, yani kültürel olarak bir dönüşümü de tetiklemek istiyoruz. Onun ötesinde de tabii bu bir fırsat adaleti sağlıyor. Mesela 8 bin 200 civarında tasarım beceri atölyesi açtık bir senede. Bunların tamamını sosyoekonomik olarak daha düşük seviyedeki bölgelerimize açtık. Niye? Baz oluşturmak için yaptık.'
Kktc Cumhurbaşkanı Ersin Tatar Aa'ya Konuştu:
LEFKOŞA (AA) - MUHAMMET İKBAL ARSLAN/ŞERİFE ÇETİN - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Kıbrıs müzakere sürecine ilişkin 'Artık alternatif çözüm modellerinin masaya getirilmesi lazım. Egemen eşitlik temelinde, yan yana yaşayan iki devlet ve o devletlerin iş birliğini daha fazla müzakere masasına getirmek için mücadele vereceğim.' dedi.KKTC'nin yeni Cumhurbaşkanı Tatar, Cumhurbaşkanlığı görevi için cuma günü KKTC Cumhuriyet Meclisinde yemin etmesinin ardından ilk röportajını Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Anadolu Ajansına (AA) verdi.Tatar, Kıbrıs müzakereleri, Türkiye ile ilişkiler, Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynakları, KKTC'nin tanıtılması, Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler ve görev süresi boyunca hayata geçirmeyi planladığı politikalarla ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtladı.'Müzakere masasına getirmek için mücadele vereceğim'SORU: Cumhurbaşkanı olarak dün göreve başladınız? Ajandanızda hangi konular var ve hangilerine öncelik vermeyi planlıyorsunuz?CEVAP: Ben, halkın Cumhurbaşkanıyım. Bütün halkın Cumhurbaşkanı olarak her kesimi kucaklayıcı, birlik, beraberlik, toplumsal uzlaşı ve mutabakat anlayışıyla çalışmalarımı sürdürmek istiyorum. Bizdeki Cumhurbaşkanlığı makamı, yıllardır yurt dışındaki müzakere sürecine endekslenmiş durumda. Ben bunu değiştirmek istiyorum. Ekonomi, sosyal ve spor konularında KKTC ile Kıbrıs Türk halkının bütün dünyaya bir kez daha tanıtılmasında, amaçlarımızın ve hedeflerimizin anlatılmasında yoğun çaba içerisinde olacağım. Dünyanın çeşitli yerlerinde çok sayıda Kıbrıslı Türk vatandaşlarımız vardır. Bu kişilere daha fazla sahip çıkma, bağlarımızı daha fazla güçlendirme ve öz vatanları KKTC'ye onların da daha yakın ilgi göstermelerini ve buraya daha fazla gelip gitmeleri, belki yerleşmelerini temin etmek için çalışmalar yapacağım. Türkiye ile ilişkilerimizi de çok önemsiyorum. Hem devletten devlete hem de kader ve gönül birliği içerisinde KKTC ile Türkiye halkını daha da yakınlaştırmak ve aramızdaki bağların daha da güçlendirilmesi için çalışmalar içerisinde olacağım. Kıbrıs konusunda da söylediklerim ve iddialarım vardır. Artık 52 yıldır sürdürülen bu müzakere süreçlerinden herhangi bir netice alınamadı çünkü Rum tarafının niyeti açık ve nettir. Son olarak, Crans Montana'da Sayın Akıncı'nın (KKTC'nin 4. Cumhurbaşkanı) katıldığı toplantılarda, Türk tarafının her türlü iyi niyetine rağmen karşı taraftan bir iyi niyet göstergesi gelmemesi ve dolayısıyla bu şekilde bir sürecin artık kimseye fayda sağlamayacağı noktasıyla, Türkiye'nin de bizle örtüşen düşünceleri ve beklentileriyle, artık alternatif çözüm modellerinin masaya getirilmesi lazım. Egemen eşitlik temelinde, yan yana yaşayan iki devlet ve o devletlerin iş birliğini daha fazla müzakere masasına getirmek için mücadele vereceğim.SORU: Seçim kampanyanız boyunca 52 yıldır görüşülen 'federasyon tezi' yerine 'egemen eşitlik temelinde iki devletli çözümü konuşacağım' ifadelerini kullanmıştınız. Bu konuda Türkiye'den de bazı açıklamalar yapılmıştı. Rum kesimi ve uluslararası toplumun sizi ikna etmesi için şartlarınız ne olacak?CEVAP: İki devletli çözüm, esas itibarıyla doğru olandır çünkü gerçek budur. Şu anda Kıbrıs'ta iki devlet vardır. Bu yapıyı isteseler de değiştiremezler, hiçbir güç de bu yapının değişmesine imkan tanımaz. Türkiye, bizim ana vatanımızdır, onun garantörlüğünde bu günlere geldik. Özellikle Doğu Akdeniz'de bütün bu zenginliklerin olduğunu ve bu süreçte uluslararası aktörlerin de pozisyon alma noktasında verdikleri mücadeleyi görüyoruz. Hiç burayla alakalı olmayan milletler buralarda üs almaya, buralarda parselleri paylaştırmaya çalışıyor ve Rum-Yunan ikilisiyle çeşitli oyunlara giriyor. Dolayısıyla biz, Doğu Akdeniz'deki gelişmelerin de bu kadar önemli olduğu bir noktada asla taviz vermemeliyiz. Türkiye de 'garantörlük hakkımdan vazgeçmem' diyor. Vazgeçmeyeceğine göre, artık Kıbrıs'ta yan yana yaşayan, iş birliği içerisinde olacak iki devletten bahsetmek durumundayız. Şimdi zaten iki devlet vardır. Bu, 1974 Barış Harekatı'ndan hemen sonra federal bir yapı içerisinde çözülebilirdi çünkü o zaman daha kuzeydeki devlet tam yerleşmiş değildi, belki daha merkezi güçlü bir federal yapıyla iki tane eyalet, iki halkın da serbest dolaşacağı ve yerleşeceği üniter yapıya benzer bir yapı olabilirdi ancak olmadı, olamadı. Çünkü Rumlar, hiçbir zaman Türkleri eşit görmedi ve 'Biz daha fazlayız ve güçlüyüz. Biz her yerde olacağız dolayısıyla Kıbrıs'ın tümüne sahip çıkacağız.' diyor. Yani eski Enosis (Ada'nın Yunanistan'a bağlanması) fikri hala devam etmektedir. Bu tehlikeleri gören biri olarak ben, asla öyle bir tehlikenin altına imza atmam. Ben, her zaman KKTC halkının kendi kendini yönetmesi, geleceğini tayin etme hakkından vazgeçmemesi ve özellikle AB içerisindeki bütün tehlikelere (serbest dolaşım, yerleşim ve sermaye hareketleri) de işaret ettim. Günün birinde Türkiye buradan çekilirse, kuzeydeki yapı, Türklerin aleyhine, Rumlarına lehine olarak bambaşka bir duruma gelebilir. Çünkü herkes gelip burada mal da alabilecek, şirket de kurabilecek ve ekonomiyi de ele geçirebilecek. Türkler 1974'ten önceki gibi kurum ve kuruluşların sahipleri değil, yabancıların yanında çalışan işçi pozisyonuna getirilecektir. Oynan oyun budur. Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, 3. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu da bunu söyledi. 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Akıncı, Rumlarla bir anlaşma yapabileceklerini söyledi, ikisi de denedi ve başaramadı. Dolayısıyla ben 5. Cumhurbaşkanı olarak, bütün tecrübe ve geçmişimle yeni bir şey söylemem gerekiyor. Bütün kampanya boyunca 'Artık Kıbrıs Türkü ayağa kalkmalı, yeni, daha güvenli ve umut verici bir gelecek için artık birtakım yeniliklere gerek vardır' dedim, bu yenilikleri söylüyoruz. KKTC'yi yıkmaya ve ortadan kaldırmaya kimsenin gücü yetmez. Devlet kurma erdemine, onuruna ve haysiyetine erişmiş bir halk, yarım asır sonra kendi devletinin ortadan kalkmasına asla seyirci kalamaz.'Gücümüzü Türkiye'den alıyoruz'SORU: Şayet Rum kesimi, sizin ifade ettiğiniz çözüm modeline (iki devletli çözüm) yanaşmazsa tavrınız ne olacak? Böyle bir durumda, Rumlardan sizi müzakere masasına getirmeleri için ne gibi adımlar beklersiniz?CEVAP: Biz, gücümüzü Türkiye'den alıyoruz. Türkiye ile uyum içinde çalışmak bizi güçlü kılıyor. Bu siyaseti beraber belirleyeceğiz, müzakere süreçlerinde tavrımızı ortaya net bir şekilde koyacağız. İnandıklarımızdan ve Kıbrıs Türk halkının önem verdiği birtakım beklentilerden asla taviz vermeyeceğiz.SORU: Yakın zamanda BM öncülüğünde 5+1 formatında bir konferans (garantörlerin de katılımıyla) olması bekleniyor. Bu toplantıda ne gibi konular gündeme gelecektir. Yine BM ve Rum kesiminden federasyon konusunda ısrar gelirse tavrınız ne olacak?CEVAP: Biz, Türkiye ile uyum içerisinde bunlara hazırlık yapacağız ve gerekli cevapları vereceğiz. Biz 'müzakereden kaçalım, görüşmeyelim' anlayışında değiliz ancak söylediklerimiz vardır, bu söylediklerimizden de geri adım atmayacağımızı karşı tarafa net şekilde ifade etmemiz gerekir. Bunu yapacağız. 'Türkiye ile hidrokarbonlar konusunda yüzde yüz tam bir iş birliği içerisindeyiz'SORU: Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarıyla ilgili anlaşmazlıklar henüz neticelendirilmiş değil. Doğu Akdeniz konusunda, Türkiye ile nasıl bir iş birliği içerisinde olmayı planlıyorsunuz? CEVAP: 2011'de Eroğlu Cumhurbaşkanı iken Türkiye ile 'Türkiye-KKTC Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması' imzalanmıştı ve hala daha yürürlüktedir. Dolayısıyla Türkiye ile hidrokarbonlar konusunda yüzde yüz tam bir iş birliği içerisindeyiz. Bu coğrafyada örtüşen menfaatlerimizle ilgili olarak bu süreci, bu şekilde yönetmek durumundayız, böyle anlaşma yapma hakkına sahibiz. Türkiye'nin gücü, gemileri ve sondaj çalışma yapma becerisi vardır, dolayısıyla bunlar bizler için önemli zenginliktir. Bütün bu kavga içerisinde güney komşularımızla bir ortaklık görülmüyor ve Rumlar, 'Kıbrıs'ta çözüm sonrası size payınızı verebiliriz' diyor ancak çözüm gelmeyeceğine göre, Rumlar, bize payımızı ne zaman verecek? Türkiye ile iş birliği içerisinde bu zenginliklerin araştırılması ve günü geldiğinde, bulunduğunda payımızı almamız bizim için en güvenli yoldur.SORU: Hidrokarbon kaynaklarıyla ilgi anlaşmazlık konusunun Kıbrıs müzakerelerinin önüne geçtiği ve ilk olarak Rum kesimi ve uluslararası aktörlerle bu konunun ele alınması gerektiği konusu da gündemde. Buna katılıyor musunuz?CEVAP: Şimdi mantık bunu der fakat Rum tarafı öyle bir kompleks içerisindedir ki Kıbrıslı Türklerinin statüsünün yükseltilmemesi için her şeyi yapar. Dolayısıyla ben, o beklenti içerisinde değilim çünkü karşı taraf, Kıbrıslı Türkleri az bile tanıma noktasına gelse, 'bu bizim için bir mağduriyet, büyük bir sıkıntı yaratacak' diye hiçbir şeyi ne paylaşıyor ne de bizimle görüşme içerisine girebiliyor. Şu ana kadar Türk tarafı iyi niyetle yaklaşmıştır, 'geliniz ortak komite kuralım, bütün bu zenginliklerin araştırılmasında, başka ülke ve büyük şirketlerle beraber bütün bu anlaşmaları yapalım' demiştir ancak hiçbir zaman buna olumlu yanıt gelmemiştir. Gerçekten bu, Kıbrıslı Türkleri dışlamaktır, Kıbrıslı Türklerin haklarına tecavüz etmektir. Milyar dolarlık zenginliklerin paylaşımında, anlaşmalarda mutlaka Kıbrıslı Türklerin de onayı lazım ancak tamamen hukuki olmayan bir süreç yaşatılmıştır.'AB'den bir beklentim yok'SORU: AB de hem Doğu Akdeniz hem de Kıbrıs konusunda yaşanan krizin bir parçasıdır. Bu konularda AB'den beklentiniz nedir?CEVAP: AB'ye çok olumlu bakamıyoruz çünkü hem Yunanistan hem de Kıbrıslı Rumlar, AB içerisindedir. AB içerisinde olduğu için bütün komisyonlarda yakınları ve kendi adamları vardır, onların meselesi olduğu için o komisyonlardaki yakınlarını etkileyebiliyorlar ve bizim beğenmediğimiz birtakım sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Dolayısıyla AB taraf olduğu için çok dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. AB'den bir beklentim yok çünkü taraftırlar. Dolayısıyla biz onlara karşı dik durmak durumundayız. Türkiye'nin tavrı ve duruşu çok önemlidir. Türkiye, kendi duruşuyla hem Türkiye'ye hem de KKTC'ye büyük bir avantaj elde etmektedir.SORU: Türkiye ile ilişkilerde Cumhurbaşkanı olarak nasıl bir rol oynayacaksınız. Malum Sayın Akıncı döneminde, devletin zirvesi anlamında geriye giden bir ilişki süreci olmuştu. Bu konuda nasıl bir yol haritası izleyeceksiniz?CEVAP: Kıbrıs davası, büyük bir davadır. Doğu Akdeniz'in bu önemli köşesinde, özellikle son yıllarda hidrokarbon zenginliklerinin ortaya çıkmasıyla, bunların paylaşımında ve bu zenginliklerin gelecekte bu ülke için ne kadar önemli olduğunun bilinci içerisinde biz, her daim ve koşulda Türkiye ile hareket etmek durumundayız. Zaten öyleydi, öyle de gidecek çünkü bu müşterek bir davadır. Kıbrıs Türkü zamanında burada yalnızken yanında Türkiye vardı ve var olmaya devam ediyor. Müşterek bir davayı başarılı şekilde ileri götürebilmek, hak ve çıkarlarımızı koruyabilmek için mutlaka Türkiye ile uyum içinde çalışmak lazım. Benim cumhurbaşkanlığım dönemimde bu olacaktır. Türkiye'ye hem gönül bağım hem de büyük sevgi ve saygım var. O bakımdan uyum içerisinde çalışmak zaten başlı başlına bize güç vermektedir. Hem devletler arası hem de iki halk arasındaki gönül bağlarının daha da güçlenmesi için çalışmalar yapacağım. Zaten benim seçilmemle Türkiye ile KKTC arasındaki gönül bağları bir kez daha güçlenmiştir. KKTC'de herkes Türkiye'yi seviyor ve Türkiye'nin bize olan yakın ilgi ve alakasının ne kadar önemli olduğunu biliyor. SORU: Cumhurbaşkanlığı için ekibinizi oluşturdunuz mu? Hangi isimlerle çalışmak istediğiniz belli midir? Daha çok müzakereci geçmişi olan isimler mi çalışma ekibinizde olacak?CEVAP: Ekip arkadaşlarımız bellidir, isimleri daha sonra açıklanır ama tecrübe çok önemlidir. Kıbrıs davası, yılların davasıdır. Yeni kişilerin kolay kolay elbette öğrenebilecekleri bir şey değildir. Zaman içerisinde dosyaları ve geçmişte yaşananları hazmetmek lazım. Dolayısıyla geçmişi ve tecrübesi olanlar önde geleceklerdir ama yeni insanları da bu ekiplere katmak önemlidir. Bizim ekiplerimizde her türlüsü olacaktır. 'Diplomatik tanıma BM'nin engeli ve Rumların vetosuyla olmuyor'SORU: Kampanyanızda KKTC'yi tanıtmak istediğinizi de ifade etmiştiniz, bu konudaki planlarınız nedir? Bu noktada yurt dışında lobicilik faaliyetlerine de ağırlık verecek misiniz?CEVAP: Tanıtmadan önce Kıbrıs gerçeğinin kabul edilmesi lazım, Kıbrıs'ta iki ayrı halk ve devlet vardır. Bütün bunları dünyaya anlatmaya devam ediyoruz, zaten dünya bunun farkında. KKTC'de 100'den fazla ülkeden öğrenci vardır. KKTC çok daha fazla ülke ile ticaret yapıyor. KKTC'nin diplomatik tanınması eğer bugün olmuyorsa, BM'nin engeli ve Kıbrıslı Rumların vetosuyla olmuyor. Doğasına bıraksanız çoğu ülke bizi zaten tanıyor, diplomatik anlamda da tanıyacaktır. Ben bu konuyu önemsiyorum ama buna bağlı kalmak da doğru değil. Hayat devam ediyor, günü geldiğinde o da olacak. Önemli olan Türkiye ile uyum içerisinde çeşitli ülkelerle temas kurabilmek ve onlara gerçeği anlatabilmektir. Şu anda esas gündem maddesi, kültürel, ekonomik ve siyasi her türlü iş birliği içerisinde temasları yoğun şekilde sürdürmektir. Gelecekte belki diplomatik tanınmayı da sağlayabiliriz. Ambargo ve kısıtlamaları aşabilmek gündemimizde olacaktır. Günümüzde KKTC'ye direkt uçuş olmaması insan haklarının ayıbıdır. Bunların mücadelesini de vermek gündemimizde olacaktır.SORU: İngiltere ve diğer ülkelerle direkt uçuş ve ticaret gibi çalışmalarınız olacak mı?CEVAP: Zaten oluyor, bilahare lobicilik faaliyetlerimiz var. Direkt temas kurabileceğimiz İngiliz milletvekili, bakanlar ve lordlar var. Bunlar üzerinden sürekli çalışmalarımızı zaten yapıyoruz. Şimdi AB'den ayrılmalarıyla bu biraz kolaylaşır fakat şu an İngiltere, nasıl ayrılacağıyla ilgili pazarlık halinde. Çok da rahat bir durum yok şu anda ama gelecekte olacaktır diye düşünüyorum. 'Kasım ayında gayriresmi bir görüşme olacaktır'SORU: Sizin Başbakanlığınız döneminde, Kapalı Maraş'ın açılması, pandemi hastanesi gibi konularda atılımlar olmuştu. Bu konularda da takipçi olacak mısınız? Yoksa bu gibi devam eden politikaları hükümetlere mi bırakacaksınız?CEVAP: Türkiye'de başkanlık sistemi var. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan'ın muhatabı olarak görüşmeleri devam ettireceğiz. Ben, bunu Sayın Cumhurbaşkanı ile zaten görüştüm. Onun muhatabı olduğum için o düzeyde toplantılara benim de iştirakim söz konusu olacak. Dolayısıyla büyük projeler ve önemli meselelerde Türkiye Cumhurbaşkanı'nın muhatabı olarak ben de devrede olacağım. Benim bu ülkede önemli meselelere liderlik yapmam, Türkiye ile temaslarda, dışa açılma noktasında ve KKTC'yi dünyaya tanıtma noktasında yapacağım faaliyetler çok önemli. Onun için Türkiye'nin desteğine mutlaka ihtiyacım vardır. Bu desteği de mutlaka alacağıma inanıyorum. Bütün bu çalışmalar halkın önünü açmak içindir. Halkın önünü açtığında, elbette hükümetlerle istişare ederek birlikte çalışmak en doğalı ve doğrusudur. Orada da bir sıkıntı olacağını düşünmüyorum.SORU: 26 Ekim'de ilk resmi ziyaretinizi Türkiye'ye yapacağınızı açıklamıştınız? Ne gibi konular gündemde olacak?CEVAP: Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere, davet için Türkiye'ye teşekkür ediyorum. Eşimle birlikte Ankara'ya resmi temas için gidiyorum. Bu ziyarete fevkalade önem veriyorum. Bu kabul, inanıyorum ki dünyaya da bir mesaj verecektir, 'KKTC'yi tanıyoruz, onun yeni seçilen Cumhurbaşkanı'nı hem tanıyoruz hem ona önem veriyoruz. Dolayısıyla ilk ziyaretini Ankara'ya yapıyor.' mesajı verilecek. Ankara'da gösterilecek olan ilgi bütün dünyaya da mesaj verilmesine vesile olacaktır. Şu anda ilk resmi ziyaret olduğu için esas bir gündem maddesi yok fakat çeşitli konular elbette görüşülecektir.SORU: Rum lider Nikos Anastasiadis ile gayriresmi bir görüşme yapacağınız gündemde, onun için tarih belirlediniz mi?CEVAP: Kasım ayında gayriresmi bir görüşme olacaktır.
Kırşehir'de Şüpheli Ölüm
KIRŞEHİR (AA) - Kırşehir'in Akpınar ilçesinde bir kişi, gölette ölü bulundu.İddiaya göre, balık tutmak amacıyla Ankara'dan Akpınar ilçesindeki Karaova göletine gelen arkadaş grubu, akşam gölet kenarında piknik yaptıktan sonra uyudu.Sabah balık tutmak için uyandıklarında arkadaşları Bora Yoldemir'i (43) cansız şekilde suyun içinde gören arkadaşları, durumu jandarma ve 112 Acil Servis ekiplerine bildirdi.Sağlık ekipleri Yoldemir'in hayatını kaybettiğini belirlerken, şüpheli ölümle ilgili soruşturma sürüyor.
Reklam
Pakistan Savunma Üretim Bakanı Han: "Milgem Korveti, Pakistan-Türkiye Dostluğunun Sembolü"
İSLAMABAD (AA) - Pakistan Savunma Üretim Bakanı Zübeyde Celal Han, MİLGEM korvetlerinin Pakistan-Türkiye dostluğunun bir sembolü olarak hatırlanacağını söyledi. Türkiye tarafından Pakistan'a ihraç edilen MİLGEM korvetlerinin 3'üncüsü Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Pakistan Savunma Üretim Bakanı Han'ın katıldığı törenle Karaçi Tersanesi'nde kızağa konuldu.Savunma Üretim Bakanı Han, törende yaptığı açıklamada, Pakistan Deniz Kuvvetleri için üretilen MİLGEM korvetinin kızağa konulması için Karaçi Tersanesi'nde bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu ifade etti. Bu geminin Türkiye'den ASFAT ve Pakistan Savunma Üretim Bakanlığı iş birliğinde yapıldığını aktaran Han, bunun kardeş ülke Türkiye ile iş birliğini yerlileştirme, iyileştirme ve pekiştirme çabalarının gerçek bir kanıtı olduğunu söyledi. 'Türkiye ile daha fazla gemi üretilmesi' vurgusuBu birlikteliğin devam etmesini, Karaçi Tersanesi’nde daha fazla geminin Türkiye ile iş birliği çerçevesinde üretilmesini umduğunu vurgulayan Han, MİLGEM korvetinin Pakistan Deniz Kuvvetlerinin operasyonel ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli rol oynayacağı konusunda emin olduğunu kaydetti.Han, Pakistan'ın coğrafi pozisyonu ve mevcut jeo-stratejik çevresi dolayısıyla denizdeki çıkarlarına bağlı olarak güçlü bir donanma inşa etmeye ihtiyaç duyduğunun altını çizdi.Konuşmasında, Milli Savunma Bakanı Akar’a, ASFAT’a ve projedeki paydaşlara teşekkürlerini ileten Han, 'MİLGEM korveti daima Pakistan-Türkiye dostluğunun bir sembolü olarak hatırlanacak. Yaşasın Türkiye-Pakistan kardeşliği.' dedi.Barış, güvenlik ve güç dengesine katkıda bulunacakPakistan Deniz Kuvvetleri'nin Twitter hesabından yapılan açıklamada ise korvetlerin son teknoloji silahlara, modern sensörlere ve en gelişmiş platformlara sahip olacağı belirtildi. Açıklamada, korvetlerin Hint Okyanusu Bölgesi'nde (IOR) barış, güvenlik ve güç dengesinin muhafaza edilmesine katkıda bulunacağı kaydedildi.
Akar'a Pakistan'da "Mehter" Sürprizi
KARAÇİ (AA) - Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Pakistan Deniz Kuvvetlerinin Karaçi’deki eğitim tesislerini ziyaretinde mehter sürpriziyle karşılandı. Askeri bando, Akar'ın ziyareti dolayısıyla Mehter Marşı'nı çaldı.Akar, Türkiye tarafından Pakistan'a ihraç edilen MİLGEM korvetlerinin üçüncüsünün kızağa konulması töreni sonrasında ülkenin kurucusu Muhammed Ali Cinnah'ın anıt mezarını ziyaret etti.Mezar-ı Kaid'e çelenk koyan Bakan Akar, dua edilmesinin ardından saygı duruşunda bulundu. Müzeyi de ziyaret eden Akar, daha sonra Pakistan Deniz Kuvvetlerinin Bahadur Eğitim Tesisleri'ne geçti.Bakan Akar, burada bir sürprizle karşılandı. Akar'ın aracından inmesinin ardından askeri bando tarafından 'Mehter Marşı' çalındı. Çalınan marşı dinleyen Akar, daha sonra askeri bandoyu selamladı.
Reklam
Iraklılar, 25 Ekim Gösterilerinin Birinci Yılında Tahrir Meydanı'nda
BAĞDAT (AA) - Irak’ın başkenti Bağdat’ta, 25 Ekim 2019’da işsizlik, yolsuzluk ve kamu hizmeti yetersizliği nedeniyle patlak veren gösterilerin birinci yılında protestocular Tahrir Meydanı’na akın etti.Bağdat’ın merkezi Tahrir Meydanı’nda toplanan yüzlerce kişi, geçen yılki gösterilerde sivillerin öldürülmesinden sorumlu olanların cezalandırılmasını istedi.Irak bayrakları taşıyan göstericiler ayrıca, İran ve ABD karşıtı sloganlar attı.Geçen yıl patlak veren halk gösterilerinde yaklaşık 600 kişi güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu hayatını kaybetmişti. Gösteri alanlarına yakın bazı binalara keskin nişancıların yerleştirildiği iddia edilmişti.2003 sonrası Irak'taki en geniş katılımlı gösteriler olan ve uzun süre devam eden 25 Ekim gösterileri, Adil Abdulmehdi başkanlığındaki hükümetin istifasına yol açmıştı.Mevcut Başbakan Mustafa el-Kazımi, göstericileri öldürenlerin yakalanıp cezalandırılması için komisyon kurulduğunu açıklasa da olayla ilgili komisyonun çalışmalarından henüz sonuç çıkmadı.
Güncel Türk İşaret Dili Sözlüğü'ne 86 Ülkeden 2,7 Milyon Erişim Sağlandı
ANKARA (AA) - Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının işitme engelli bireyler ve işaret dilini öğrenmek isteyenler için hazırladığı Güncel Türk İşaret Dili (TİD) Sözlüğü'ne, 2017 yılından bu yana 86 ülkeden 2,7 milyon defa erişim sağlandı.Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamaya göre, 2017'de 'http://tidsozluk.net/tr/ web' sayfasında kullanıcıların hizmetine sunulan Güncel Türk İşaret Dili Sözlüğü, Türkiye'nin 26 ilinden ve 116 TİD anadili konuşucusundan elde edilen Türk İşaret Dili derlemine dayanıyor. Video tabanlı olarak çevrimiçi ortamda tasarlanan sözlük içerikleri, Türk İşaret Dili ve Türkçe olarak sunuluyor. Kullanıcı kitlesi arasında işitme engelli öğrenciler, TİD öğrencileri, tercümanlar, özel eğitim öğretmenleri ve araştırmacıların yer aldığı sözlükte 2 bin sözcük, işaret, anlam ve örnek olmak üzere üç farklı türde toplam 11 bin 428 video bulunuyor. Kullanıcılara kolaylık sağlaması amacıyla işaretleri Türkçe sözcükler ya da işaretin görsel özellikleriyle göstermeye imkan tanıyan iki farklı arama motoru ile videoları farklı hızda oynatma seçeneği de sözlükte yer alıyor. İngilizce çevirisi de olan sözlüğe 2017'den bugüne 86 ülkeden toplam 2,7 milyon defa erişim sağlandı.
Samsun'dan Almanya Ve Kktc'ye Doğal Taş İhracatı
SAMSUN (AA) - Samsun Büyükşehir Belediyesi granit, andezit, bazalt ve mermerden ürettiği ürünleri Almanya ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne (KKTC) ihraç etti.Büyükşehir Belediyesinden yapılan yazılı açıklamaya göre, Büyükşehir Belediyesine bağlı Doğal Taş Elemanları Üretim Tesisi'nde doğal taşlardan üretilen şehir estetiğine katkı sağlayan ürünler Almanya ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne ihraç edildi.Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Demir, ürettikleri kaliteli ürünlerin ve tasarımların iç piyasada tanınır hale geldiğini belirtti.Bu durumun kendilerine ihracat kapısını araladığını ifade eden Demir, şöyle devam etti:'İlk ihracatımızı Kıbrıs ve Almanya’ya gerçekleştirdik. Kıbrıs'a 25 ton, Almanya'ya ise 130 ton merdiven basamağı ihraç ettik. Ürünlerimiz buradaki otel ve villalarda kullanılacak. Samsun adına gurur verici bir durum. Zamanla ihracatımız daha da artacak. Şu an Arap ülkeleri de ilgi gösteriyor. Onların da taleplerini karşılamaya çalışacağız. Önümüzdeki yıl yurt içi satışımızı ve ihracatımızı iki katına çıkarmayı hedefliyoruz.'Demir, talepleri karşılamak için tesisin üretime aralıksız devam ettiğini vurguladı.Son 1,5 yılda belediye projelerindeki artışla birlikte ürettikleri ürün miktarının da 1,5 katına ulaştığına işaret eden Demir, şunları kaydetti:'Buna paralel şekilde geçmiş yıllara göre satışımız 2 katına çıktı. Ürün çeşitliliğine gelince son 2 yılda tasarıma büyük önem veriyoruz. Bu yıl 50'den fazla yeni ürün tasarladık. Gelen talep üzerine de tasarım yapıp, ürün çeşidimizi artırıyoruz. Dengeli bir şekilde büyüyoruz. Talepleri karşılamada yetersiz kaldığımız zamanlarda personel sayımızı artırıyoruz. Şu an tam kapasite çalıştığımızda da belediye projelerinin yanı sıra satış ve ihracata cevap verebilecek durumdayız.'
Reklam