"Güvenli Turizm Sertifikası" Alan 3 Bin 63 Tesis Kovid-19'A Karşı Mücadelesini Tescilledi
ANKARA (AA) - YASEMİN KALYONCUOĞLU - Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle 2020'de sezonu kayıpla açan Türk turizm sektörü, 'yeni normal' ve 'kontrollü sosyal hayat'ta 'Güvenli Turizm Sertifikası'yla yeniden ivme yakaladı.Dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgınının en sert etkilediği sektörlerden biri de turizm oldu. Türk turizmi bu dönemde aldığı tedbirlerle, rakiplerine örnek uygulamalar sergiledi ve vazgeçilmez bir destinasyon olduğunu ortaya koydu. Seyahat kısıtlamalarının yaşandığı 2020 yaz sezonunda turizm birçok ülkede daralırken tatilcilerin talepleri de salgına göre yeniden şekillendi. Tatilciler rotalarını belirlerken Güvenli Turizm Sertifikası'nın iki ayağı olan 'güvenilirlik' ve 'hijyen'i baz aldı.'Güvenli ve sağlıklı tatil' taleplerini dikkate alan sektör temsilcileri 2020 sezonu yol haritasını da bu doğrultuda şekillendirdi.Kültür ve Turizm Bakanlığınca yayımlanan konaklama tesislerinde 'hijyen' tedbirlerini içeren genelge ile turizm tesisleri, şartları yerine getirerek sertifika almak için harekete geçti.AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, tatilcilerin rota tercihlerini doğrudan etkileyen 'Güvenli Turizm Sertifikasyonu' uygulamasına geçilen 2020'nin haziran ayından bu yana 3 bin 63 turizm tesis belge almaya hak kazandı. Bu tesislerden 1993'ü Kültür ve Turizm Bakanlığı belgeli, 1070 ise belediye belgeli otellerden oluşuyor.Sertifikasyon için akreditasyon firmaları görevlendirildiVatandaşların sağlıklı bir tatil yapması için gerekli önlemleri alan turistik tesisler, ulusal veya uluslararası hijyen ve temizlik malzemesi tedarikçisi kuruluşların iş birliğinde, Bakanlıkça belirlenen akreditasyon şirketlerinin denetiminden geçerek belgeye hak kazandı.Konaklama ve yeme-içme tesisleri, tur ve transfer araçlarını ayrı ayrı kriterler çerçevesinde uluslararası standartlarda denetlemeye ve Güvenli Turizm Sertifikasını vermeye yetkili olan kuruluşlar, Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB), Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED), Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TÜRYİD) gibi sivil toplum kuruluşlarının görüşleri alınarak belirlendi.Denetim kuruluşları belirlenirken, başka bir ürünün üretiminde faaliyet göstermeyen, sadece denetim, analiz ve kontrol işlerinde faaliyette bulunan, çıkar çatışması olmayan bağımsız kuruluşlar göz önüne alındı.Bakanlık, sertifikasyon denetimleri için Türk Standardları Enstitüsü Sistem Belgelendirme Grup Başkanlığı ve uluslararası firmaların olduğu akreditasyon şirketlerini görevlendirdi.Denetimlerde uygunsuzluk üzerine ihtar verildiSıkı denetlenen turizm tesislerde 'yerinde' denetim yapıldı. Bunun dışında 2 aylık periyotlarda 'gizli müşteri' denetimi yapıldı ve bu, ayrıca raporlandı.Saha denetiminin ardından belgelendirme en geç üç gün içinde tamamlandı. Denetimlerde kriterler ile uygunsuzluk tespit edilmesi durumunda ilgili tesise ihtar verilerek uygunsuzluğun devamı halinde belge iptaline gidildi.Oteller sertifikasyon için sosyal mesafe planı hazırladıTatilcilerin en rahat ettiği mekanlar olan oteller, Kovid-19 ile mücadele için hassas çalışmalar yaparak belge alabilmek için misafirin otele girişinden acil durum ve izolasyona kadar farklı başlıklarda 132 kriteri yerine getirdi ve bu şartların devamlı uygulanmasına özen gösterildi.Sertifika almak isteyen tesisler, tüm departman ve birimleri için hijyen uygulamalarını kapsayan protokoller hazırladı.Otellerde, ayrıca sosyal mesafe planı hazırlandı. Ortak kullanım alanlarında alkol bazlı el antiseptiği veya dezenfektanı bulunduruldu. Tesislerin sertifika alabilmeleri için çalışanların Kovid-19 eğitimi almış olması ise başta gelen koşullar arasında bulundu. Tatilciler otellere vücut ısısı ölçümü ile giriş yaptıTatil merkezlerine, turizm tesislerine, Kovid-19 ve hijyen uygulamalarına ilişkin personel alanları ve genel alanlara en az 3 dilde çevirisi yapılmış duvar şemaları asılması şartı getirildi.Tesiste koruyucu kıyafet ve ekipman, tesis girişinde ise maske hazır bulunduruldu.Çalışanların işe giriş ve çıkışlarında vücut ısısı ölçümleri termal sensörle yapılarak biyometrik yüz tanımları aynı anda kayıt altına alınarak takibi sağlandı.Otellere izolasyon odasıOteller, acil durumlar ile hasta, semptomlu veya şüpheli vaka tespit edilmesi halinde uygulanacak protokolü, ulaşılacak kişi ve kurumları belirledi. Kovid-19 ile mücadelede tesisler için en çarpıcı değişimlerden biri de otel içinde acil durumlarda izolasyon alanlarının ve odalarının teşkili oldu. İzolasyon alanlarının kullanımı ve tahliyesi sonrasında temizlik planları güncel tutuldu. Misafirlerin otele girişte ve konaklamaları sırasında öksürme, halsizlik, yüksek ateş gibi hastalık durumu göstermeleri halinde tesis personelinin müdahale planı oluşturuldu, personelin müdahale planı hakkında bilgisi olması sağlandı.Ziyaretçilerin termal kamera veya temassız termal sensörlü ateş ölçerlerle vücut sıcaklığı kontrolleri gerçekleştirilerek yüz görüntüleriyle kayıt altına alındı. Masalar arasına en az 1,5 metre kuralıKovid-19 ile turizm tesislerindeki en temel değişim her alanda sosyal mesafenin sağlanması yönünde oldu.Tesislerdeki düzenleme, masalar arasında en az 1,5 metre, sandalyeler arasında ise 60 santimetre mesafe bırakılacak şekilde yapıldı.Yeme ve içme alanlarında servis ekipmanları servis öncesi ve sonrası düzenli olarak temizlendi. Otellerde ortak kullanımdaki çay ve kahve makinası, sebiller ve benzeri cihazlar kaldırılarak misafirlere görevli aracılığıyla bu cihazlardan içecek verilmesi sağlandı.Açık büfeye hijyenik sınırlamaÖzellikle büyük otellerin en cazip alanlarından biri olarak görülen açık büfelerde, yiyeceklerin misafirler tarafından alınmaması ve yiyeceklerle temas kurmamasına yönelik cam siperlik uygulamasına geçildi.Ortak kullanım gerektiren çay, kahve makineleri ve su sebilleri önünde de görevliler tarafından hizmet verilmeye başlandı.Havuz ve plajlarSertifikasyon için, havuz suyundaki klor seviyesinin açık havuzlarda 1-3 ppm, kapalı havuzlarda ise 1-1,5 ppm değerlerinde tutulması istendi ve tesisler periyodik olarak kayıt altına aldı.Havuz ve plaj çevresindeki tuvaletler, duş ve soyunma kabinleri sık sık temizlenerek dezenfekte edildi. Tesisler şezlongların arasındaki mesafeyi sosyal mesafe şartlarına uygun olarak konumlandırdı.
Analiz -  Avrupa'da Nevrotik Kaygı Ve İslam'a Karşı Nefret Anlatıları
İSTANBUL (AA) -ASLI NUR DÜZGÜN- Avrupa’da ortaya çıkan nefret anlatılarında Müslüman azınlıkları hedef alan söylemler, bütüncül bir perspektifle İslam dinine yöneltilmeye başladı. “Değerler çatışması” (clash of values) olarak tanımlanan konular, “Avrupa evi”ne alınmak istenmeyen Müslüman yabancılarla başlayarak din düşmanlığına taşındı. İslamofobi kavramsallaştırmasının tekrar tartışmaya açılmasına sebep olacak bu düşmanlık ve saldırganlık, İslamiyet’e ve mensuplarına yönelen yeni bir tür antisemitik dalga olarak algılanıyor. Birbirini besleyen İslam ve Müslüman nefreti anlatılarıyla inşa edilen “düşman” algısı, Müslümanları “aşağı” olarak damgalıyor, zenofobik, saldırgan, yeni-ırkçı nefret söylemlerinin odağına oturtuyor ve bu söylemler Avrupa’da aşırı sağcı siyasi partiler ve radikal gruplar tarafından araçsallaştırılıyor. Özellikle Norveç, İsveç, Almanya, İngiltere ve Fransa’da ardı ardına patlak veren İslam karşıtı olaylar, yeni-ırkçılığa evrilen nefret anlatıları yoluyla bir grup insanda ortaya çıkan patolojik nevrotik kaygı ve bu kaygıdan doğan varoluşsal güvensizlikleri de açığa vuruyor. Avrupa’da aşırı sağ partilerle yüzeye vuran bu ötekileştirme ve popülist anlatılar, toplumların bir kısmı tarafından kabul görüyor; fakat bu kabulün sosyo-psikolojik arka planı çoğu zaman göz ardı ediliyor. Fakat gelişmelerle birlikte doğru teşhislerin konulamamasının, doğru tedavi yönteminin de bulunamamasına yol açacağı bir gerçektir.2020 Ağustos’unun sonunda aşırı sağcı Sıkı Yön (Stram Kurs) Partisi lideri Rasmus Paludan’ın İsveç’in Malmö kentinde Kuran-ı Kerim yakmasının ardından Avrupa’da İslam-karşıtı provokatif eylemler artış gösterdi. İsveç’te Müslümanlar ve aşırı sağcı gruplar arasında artan gerilimin ardından, Norveç’in başkenti Oslo’da Sian üyesi aşırı sağcı bir grubun Kuran-ı Kerim sayfalarını yırtarak İslam’a ve Kur’an’a hakaretler yağdırması büyük tepkilere neden oldu. Akabinde yine İsveç’te bir mescidin önüne, üzerine tehdit içeren nefret söylemleri yazılmış ve ardından yakılmış Kuran-ı Kerim sayfaları ve domuz pastırması bırakıldı. Fransa’da Charlie Hebdo dergisinin, 2005’te Danimarka’da yayımlanan karikatürleri tekrar yayımlama kararını ilan etmesi de düşmanlığın İslam dinine yöneltildiğini tekrar kanıtladı. Fransa cumhurbaşkanının İslam’ı “krizde bir din” olarak tanımlamasıyla daha da artan gerilim, İslam karşıtlığı anlatısının popülist siyasetçiler tarafından bir propaganda aracı olarak sürekli olarak nasıl üretildiğini de göstermiş oldu. Tüm bu gelişmeler, Avrupa’da bir tür yeni kültürel-ırkçılık (yeni-ırkçılık) ya da İslam karşıtlığı dalgası olduğuna dair söylemleri artırıyor. “Belirsizlik ve kaygı çağı”nda gündemden hiç düşmeyen popülist siyaset, zamanın ruhuna uygun olarak devam ediyor. Yapılan pek çok yorumda genellikle ihmal edilen popülist siyasetin toplum zeminindeki sosyo-psikolojik arka planı ise İslam düşmanlığını sürekli yeniden üreten siyasi anlatıların toplumsal zeminini karanlıkta bırakıyor. Bu toplum zemini İslam dinine karşı sıradan kaygılara sahip değil ve aşırı kaygılarının en temel sebebi, İslam dininin doktrinlerini bilmemek, yani dini tanımamak. İslam dinini tanımadıkları, bilmedikleri halde biliyormuşçasına ahkam kesmeleri ya da onu dar kalıplara sığdırma çabaları ise nevrotik kaygılarını tetikleyen ilk ve en önemli etken. Dolayısıyla bu insanlar pek çok türe ayrılan cehalet kavramı içinde, bilmeyen, bilmediğini de bilmeyen ama buna rağmen en doğruyu bildiğini iddia eden “derin cehalet” kısmında yer almaktalar. Bu nokta, üzerinde durulması gereken en önemli nokta; çünkü “insan bilmediğinin düşmanıdır” argümanını kanıtlarcasına, bütün bir düşmanlık binası bu temel üzerinde yükseliyor. Avrupa’da bir grup insan, varoluşlarına tehlike olarak tanımladıkları İslam dinine ve dolayısıyla Müslümanlara karşı patolojik nevrotik bir kaygı içindeler. Yaşadıkları kaygının normal veya sıradan bir kaygı olmadığı ise bu kaygıyı tolere edememeleri dolayısıyla gösterdikleri saldırganlıklarla açığa çıkıyor.İnançları hakkındaki eleştirel tutumlara açık olmaları dayatılan Müslümanların özgürlükleri hiçe sayılıyor. Bu konular ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, eleştirilebilirlik söylemleri dahilinde ele alınırken, Müslümanların en temel hakkı olan din ve vicdan özgürlüğünün sınırları aşılıyor. İslam’ın doktrinlerine ve Müslümanlara şiddet içeren, aşağılayıcı ve alaycı eylemlerle saldırılırken hukuki sınırlar da göz ardı ediliyor.11 Eylül sonrası Müslümanların şiddet ve terörle ilişkilendirilmeye başlaması ve İslam karşıtlığına evrilen nefret eğilimi birkaç temel sebebe dayanıyor. Birincisi, İslam dinini yanlış yorumlayarak şiddete meyleden, yaptıkları eylemlerin İslam diniyle uzaktan yakından ilgisi olmamasına rağmen kendilerini “Müslüman” olarak tanımlayan insanların varlığıdır. Bu şiddete meyilli insan grubu, İslami değerleri temsil etmedikleri gibi, İslam dininin yanlış algılanmasına sebep olmakta ve Müslümanların da mücadele etmesi gereken bir zihniyeti temsil etmektedirler. Bir diğer sebebi ise Avrupa’nın Müslümanlara karşı bütüncül önyargılı, ötekileştirici ve üstenci bakış açısıdır; İslam dinini tanımadan, Müslümanları bütünüyle aynı kalıba koyarak “geri kalmışlık”, “Avrupa’ya göre aşağıda olma”, “şiddete meyil”, “terörizm” gibi kavramlarla yaftalamaktalar. Bunun yanı sıra antisemitik geçmişini unutarak, bugün daha geniş bir çerçevede İslam düşmanlığı yapan Avrupa toplumlarının bir kısmının, aslında nevrotik bir kaygı yaşadığı da açıktır.Yaşanan gelişmeleri açıklamakta kullanılan, İslam ve “fobi” kelimelerinden oluşan İslamofobi kavramı ise İslam dininin kutsallarına yapılan saldırıları açıklamakta yetersiz kalıyor. Kierkegaard korkuyu, bir nesnesi olan belirli, gerçek bir tehdit olarak tanımlarken kaygının nesnesinin olmadığını söyler; başka bir deyişle, insanlar gerçekte olmayan şeyler için kaygılanırlar, tıpkı Avrupa örneğinde olduğu gibi… Ancak kaygılar da kendi içinde çeşitlenirler. Normal kaygı düzeyi, hayatta var olan fiziksel ve varoluşsal tehdit ihtimalleri dolayısıyla her insanda bulunurken nevrotik kaygı düzeyi olarak adlandırılan kaygı her insanda bulunmaz. 13. yüzyılda “Gönül: Bir damla kan ve binlerce endişe” diyen Hâfız-ı Şîrâzî’nin tanımladığı şekliyle algılayabileceğimiz normal kaygıyı taşıyan bireyler, yapıcı bir şekilde bu kaygılarla yüzleşebilir, tolere edebilir ve dahası değişime açık hale gelirler. Nevrotik kaygı ise genellikle diğer insanları kendi varoluşlarına tehdit olarak algılayan insanlarda görülür. Kim olduklarına dair refleksif bir algıya sahip olmayan bu insanlar için, varlıklarının gerçekten tehdit altında olup olmadığı önemli değildir. Önemli buldukları, yaşadıkları yüksek kaygı duygusunun deneyimidir ve varoluşlarının tehlike altında olduğuna inanırlar.Psikanalist R. D. Laing bu patolojik kaygıyı “pek çok insanı varoluşuna tehlike olarak algılayan” bir grup şizoid ve şizofrenik hastaya ait bir durum olarak nitelendiriyor. Nevrotik kaygıya sahip bireyler, normal kaygıya sahip olan bireylerden farklı olarak, hayatta gerçekleşebilecek tehditler karşısında, kontrol edememe acizliğine karşı aşırı tepkiseldirler ve katı bir değişmezlik içinde bulunurlar. Karen Horney varoluşsal güvenlik duygularının tehdit altında olduğuna inanan insanların çaresizlik duygusuna kapıldıklarını ve çaresizliklerine sebep olduğunu düşündükleri insanları da “düşman” ilan ettiklerini söyler. Bu çok öznel ve genelleştirilemez nevrotik kaygı ve tepkiler Paul Tillich tarafından Naziler örnek gösterilerek tanımlanırken, Rollo May ise faşizmin ortaya çıkışını ve güç kazanmasını bu patolojik kaygıyla ilişkilendirmektedir. Dolayısıyla Avrupa’da yükselen popülist aşırı sağ anlatılar, toplumlar içinde kendisine böylelikle zemin bulmaktadır. Müslüman düşmanlığıyla başlayan bu nevrotik kaygılar İslam karşıtlığına ya da düşmanlığına evrilmiş durumdadır. Avrupa’nın Holokost anlatısı üzerine inşa ettiği birliğini, İslam düşmanlığı üzerine yeniden inşa ettiği ötekileştirme anlatılarıyla nereye götürmekte olduğu ise sorulması gereken asıl sorudur.[Lisans ve yüksek lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi’nde tamamlayan Aslı Nur Düzgün İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktora çalışmalarına devam etmektedir]
Rahatsızlanan Hamile Kadını Uzman Doktora Sevk Etmeyen Acil Doktoru Görevi İhmalden Yargılanacak
ANKARA (AA) - İSMET KARAKAŞ - Yargıtay 9. Ceza Dairesi, rahatsızlanan hamile kadını radyoloji raporuna rağmen uzman hekime sevk etmeyerek evine gönderen acil servis doktorunun görevi ihmal suçunu işlediğine hükmetti.Adana'da 33 haftalık hamile bir kadın, sancı ve kanama şikayetiyle bir hastanenin acil servisine başvurdu.Acil servisteki nöbetçi doktorun talebi üzerine radyoloji uzmanı tarafından kadına ultrason çekimi yapıldı. Radyoloji raporunda, anne karnındaki bebeğin beslenmesinde ve oksijen oranında sıkıntı olduğu belirlendi.Acil servis doktoru, rapora rağmen kadını uzman doktora sevk etmedi ve kendi doktoruna görünmesi gerektiğini söyleyerek evine gönderdi.Evine döndükten sonra rahatsızlığı artan kadın, 5 gün sonra kendisini takip eden doktora gitti. Burada, anne karnındaki bebeğin öldüğü belirlendi ve bebek ameliyatla alındı.Yaşananların ardından bebeğini kaybeden kadın, acil servisteki nöbetçi doktor hakkında şikayetçi oldu.Açılan davada Adana 22. Asliye Ceza Mahkemesi, sanık doktorun beraatine hükmetti.Temyiz üzerine dosyayı görüşen Yargıtay 9. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararını bozdu.Dairenin kararında, sanığın, radyoloji uzmanının uyarı içeren raporuna rağmen hastayı derhal ilgili uzman hekime sevk etmek yerine evine gönderdiği belirtildi.Sanık doktorun görevinin gereklerine aykırı hareket ederek hamile kadının sağlığını tehlikeye düşürdüğü ifade edilen kararda, 'görevi ihmal' suçundan mahkumiyete hükmedilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeyle beraat kararı verilmesinin bozmayı gerektirdiği kaydedildi.
Depremden 24 Saat Sonra Enkazdan Çıkarılan Yüsra Ve Annesi Devletin Yardımıyla Hayata Tutundu
ELAZIĞ (AA) - İSMAİL ŞEN - Elazığ'da geçen yıl 24 Ocak'ta yaşanan depremde enkaz altından 24 saat sonra yaralı halde çıkarılan 3,5 yaşındaki Yüsra ile 28,5 saat sonra kurtarılan annesi Ayşe Yıldız (35), devletin yardımıyla hayatlarına devam ediyor. Merkez üssü Sivrice ilçesi olan, 24 Ocak 2020'de meydana gelen, 41 kişinin yaşamını yitirdiği 6,8 büyüklüğündeki depremde Mustafa Paşa Mahallesi'nde yıkılan Kalay Apartmanı'nın enkazı altından Jandarma Arama Kurtarma (JAK) timinin çıkardığı Yüsra ve annesi Ayşe Yıldız, 3,5 ay süren tedavilerinin ardından devletin sağladığı imkanla Bizmişen Mahallesi'nde TOKİ tarafından inşa edilen konutlarına yerleşti.Depremde eşi Hüseyin (36) ve 12 yaşındaki oğlu Onur Yıldız'ı kaybeden, ayak ve bacaklarında ezilmeler nedeniyle kızı ile çok sayıda ameliyat geçiren Yıldız, yaşadıkları acının izlerini hem yüreklerinde hem de bedenlerinde taşıyor.Hasta yürüteci yardımıyla yürüyebilen Yıldız, zor ve acı dolu günlerinde kendilerini yalnız bırakmayan devlet yetkililerine, tedavilerini sağlayan sağlık çalışanlarına ve kendilerini enkaz altından kurtaran jandarma ekiplerine minnet duyuyor.Yıldız ve depremden günler sonra tedavi gördükleri hastane odasında buluştuğu kızı Yüsra, devletin kendilerine sağladığı sıcak yuvada yaşamlarını sürdürüyor.'O anları hiç unutamıyorum'Anne Yıldız, AA muhabirine, bir yıl önce meydana gelen depremde, eşini ve oğlunu kaybetmenin acısını ilk günkü gibi yaşadığını söyledi.Enkaz altında yaşadıkları o anların gözünün önünden hiç gitmediğini, oğlunun yanı başında haykırışlarını hiç unutamadığını ifade eden Yıldız, yaşadıkları korku dolu sürece ilişkin şunları kaydetti:'Eşim vefat etmiş, oğlum konuşuyor, kızım nefes alıyordu. Annemin ve komşuların sesi geliyordu. Oğlum çok mücadele etti. 'Anne nefes alamıyorum.' diyordu. 'Oğlum az kaldı, bize yetişiyorlar.' dedim. Ona ulaşmaya çalıştım, ulaşamadım. Bir daha da sesi gelmedi. O anları hiç unutamıyorum.'Yüsra 7, annesi 14 operasyon geçirdiYıldız, depremden 24 saat sonra kızı Yüsra'nın, 28,5 saat sonra ise kendisinin enkazdan yaralı olarak kurtarıldığını dile getirerek, ayak ve bacaklarında ezilmeler olduğunu aktardı.Kızının bugüne kadar 7, kendisinin de 14 operasyon geçirdiğini anlatan Yıldız, 'Allah razı olsun bütün yardım edenlerden, ekiplerden. Canlarını hiçe saydılar, bize yardımettiler. Bizleri enkazın altından çıkardılar. Allah devletimizden de bin kere razı olsun. Hastanede yardım eden bütün doktorlardan, hemşirelerden de Allah razı olsun.' dedi.'Enkaz altında eşimle oğlum vefat etti. Kızım için acılarıma dayanıyor, sabrediyorum.'diyen Yıldız, güçlü olmak zorunda olduğunu kaydetti.'Kızım hep babasını ve kardeşini soruyor'Yıldız, tek tesellisinin kızı olduğunu, yaşadıkları felaketten onunda kızının da çok etkilendiğini aktararak, 'Kızım hep babasını ve kardeşini soruyor. Günde belki 20 defa babasını soruyor. 'Babam nerede, ben babamı özledim, ben babama gideceğim.' diyor. Sonra ağabeyini soruyor. Psikolojisi çok bozuldu, eski neşesi gitti. Eski Yüsra gitti başka bir Yüsra geldi sanki. Yaşadığımız felaketin farkında. O anı, her şeyi hatırlıyor. Babasını anlatıyor.' diye konuştu.'Kızımla birbirimize tutunarak, yaşamaya çalışıyoruz'Yıldız, depremin üzerinden bir yıl geçtiğini, devletin maddi ve manevi her konuda kendilerine yardım eli uzatmaya devam ettiğini belirtti.Deprem ve sonrasında yaşadıkları tüm zorlukları, karşılarına çıkan tüm engelleri devletin ve hayırseverlerin yardımıyla aşabildiklerini dile getiren Yıldız, 'Allah devletimizden razı olsun, bize sıcak bir yuva verdi. Bu sıcak yuvamızda kızımla birbirimize tutunarak, yaşamaya çalışıyoruz.' ifadelerini kullandı.
Eski Tuğgeneral Özkan Edip Akgülay'a Yargılandığı Fetö Davasında Beraat Kararı
DİYARBAKIR (AA) - Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) soruşturması kapsamında hakkında dava açılan eski Eskişehir Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi Komutanı tuğgeneral Özkan Edip Akgülay hakkında beraat kararı verildi.Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinde görüler karar duruşmasında, tutuksuz sanık Akgülay ve avukatı hazır bulundu.Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalaasında, Akgülay'ın cezalandırılması yönünde görüş bildirdi. Üzerine isnat edilen suçlamaları reddeden sanık Akgülay, beraatini istedi. Mahkeme, 'anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs' ve 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçlarından Akgülay'ın beraatini kararlaştırdı.İddianamede, eski Eskişehir Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi Komutanı Tuğgeneral Özkan Edip Akgülay hakkında 'Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs' ve 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ile 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis cezası isteniyordu.
TRT Çocuk Kanal Koordinatörü Durmuşoğlu, Aa Bursa Bölge Müdürü Aksoy'u Ziyaret Etti
BURSA (AA) - TRT Çocuk Kanal Koordinatörü Mustafa Bora Durmuşoğlu, Anadolu Ajansı (AA) Bursa Bölge Müdürü Erdinç Aksoy'a ziyarette bulundu.Durmuşoğlu ziyarette, çalışmaları hakkında bilgiler verdi. Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Aksoy da AA'nın çalışmalarını anlattı.Aksoy ziyarette Durmuşoğlu'na, AA tarafından hazırlanan 'Atatürk'ten Erdoğan'a Cumhurbaşkanlarımız' albümü ile AA'nın 100'üncü yıl dönümü dolayısıyla yayımlanan 'Türkiye ve Dünyada 100 Yıl' kitabını takdim etti.
Reklam
Bağdat'ın Merkezinde Patlama Meydana Geldi
BAĞDAT (AA) - Irak’ın başkenti Bağdat’ın merkezinde intihar eylemi sebebiyle meydana gelen patlamada ölen ve yaralananların olduğu öğrenildi. Irak hükümetine bağlı Bağdat Operasyonlar Komutanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamaya göre, Tayaran Meydanı’nda intihar saldırısı neticesinde patlama yaşandı. Eylemi henüz herhangi bir grup üstlenmezken, ölen ve yaralananların olduğu kaydedildi.
Türk Böbrek Vakfı, Böbrek Hastalarının Kovid-19 Aşısı Olabileceğini Duyurdu
İSTANBUL (AA) - Türk Böbrek Vakfı Ahmet Ermiş Diyaliz Merkezi Başhekimi Nefroloji Uzmanı Dr. Bilal Görçin, böbrek hastalarının yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşısı yaptırmasında herhangi bir sıkıntı olmadığını bildirdi.Vakıftan yapılan açıklamada görüşleri yer alan Görçin, pandemi süresince diyaliz ve böbrek hastalarını tedavilerinde bazı tecrübeler edindiklerini belirtti.Başhekim Görçin, bu sürecin hastalığa yakalanan sağlıklı bireylerden farklı olmadığını kaydederek, 'Özellikle nakilli hastalar olmak üzere, genellikle böbrek hastalarında, koronavirüs hastalığı sağlıklı bireylerde geliştiği gibi seyretti. Hastalık ve tedavi süreçlerinde ek bir sorunla karşılaşılmadı.' ifadelerini kullandı.Böbrek hastalarının diyaliz merkezlerinde yıllardır grip ve zatürre aşısı yaptırdığını ifade eden Görçin, 'Aşı konusunda seçimi hastalarımıza bırakıyoruz ancak yaptırmamaları için hiçbir gerekçe yoktur. Sağlık Bakanlığının hastanelere dağıtımını yaptığı, halk arasında Çin aşısı olarak bilinen Kovid-19 aşısı, inaktif yöntemle üretilmiş bir aşıdır. Yani üretim prensibi grip aşısı ile aynıdır. Grip aşısı olabilen, aşıya alerjik reaksiyon göstermeyen tüm bireylerin aynı güvenle bu aşıyı olabileceğini ifade edebiliriz.' değerlendirmesini yaptı.
Reklam
Türk Böbrek Vakfı, Böbrek Hastalarının Kovid-19 Aşısı Olabileceğini Duyurdu
İSTANBUL (AA) - Türk Böbrek Vakfı Ahmet Ermiş Diyaliz Merkezi Başhekimi Nefroloji Uzmanı Dr. Bilal Görçin, böbrek hastalarının yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşısı yaptırmasında herhangi bir sıkıntı olmadığını bildirdi.Vakıftan yapılan açıklamada görüşleri yer alan Görçin, pandemi süresince diyaliz ve böbrek hastalarını tedavilerinde bazı tecrübeler edindiklerini belirtti.Başhekim Görçin, bu sürecin hastalığa yakalanan sağlıklı bireylerden farklı olmadığını kaydederek, 'Özellikle nakilli hastalar olmak üzere, genellikle böbrek hastalarında, koronavirüs hastalığı sağlıklı bireylerde geliştiği gibi seyretti. Hastalık ve tedavi süreçlerinde ek bir sorunla karşılaşılmadı.' ifadelerini kullandı.Böbrek hastalarının diyaliz merkezlerinde yıllardır grip ve zatürre aşısı yaptırdığını ifade eden Görçin, 'Aşı konusunda seçimi hastalarımıza bırakıyoruz ancak yaptırmamaları için hiçbir gerekçe yoktur. Sağlık Bakanlığının hastanelere dağıtımını yaptığı, halk arasında Çin aşısı olarak bilinen Kovid-19 aşısı, inaktif yöntemle üretilmiş bir aşıdır. Yani üretim prensibi grip aşısı ile aynıdır. Grip aşısı olabilen, aşıya alerjik reaksiyon göstermeyen tüm bireylerin aynı güvenle bu aşıyı olabileceğini ifade edebiliriz.' değerlendirmesini yaptı.
Hercai 56. Bölüm Fragmanı
Ekranların sevilen dizisi Hercai'den yeni bölüm fragmanı geldi. Yayınlanan yeni fragmanda; Reyhan ve Miran yeni konaklarına büyük bir heyecanla taşınıyorlar. Huzuru bereketi kahkahası bol olsun isteyen Reyhan, Miran ile beraber kolları sıvıyor ve boya yapmaya başlıyor. Ardından Dilşah'ı yalnız ve kötü bir durumda görüyoruz. Dilşah'ın yanına giden Reyhan ona yardımcı olur ve Dilşah'ı sever. Miran'da oradadır ve üzüntü içerisindedir.  İşte Hercai 56. yeni bölüm fragmanı...
Reklam
Melania Trump Gündem Oldu: Tek Bir Amerikan Markası Yok
ABD'de Trump devri resmen sona erdi... Fakat dün beklenenden daha sakin bir şekilde Florida'ya giden Trump'tan ziyade eşi eski First Lady Melania Trump ve kıyafetleri gündem oldu. Melania Trump'ın Washington'da yaklaşık 90 bin dolarlık kıyafet-topuklu ayakkabı-çanta kombinasyonu ve Florida'da da giydiği kaftan dikkat çekti.
Öğrenciler Yarıyıl Tatiline Yarın Başlayacak
ANKARA (AA) - Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB), yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında TRT EBA, EBA ve canlı sınıf uygulamaları, basılı ve dijital yardımcı kaynaklarla yürütülen uzaktan eğitim yarın sona erecek ve yaklaşık 18 milyon öğrenci 3 hafta sürecek yarıyıl tatiline başlayacak. Bakanlık tarafından yeni eğitim öğretim dönemi, Kovid-19 salgınıyla tedbirleri kapsamında TRT EBA, EBA ve canlı dersler kullanılarak uzaktan eğitim yoluyla 31 Ağustos'ta başlatıldı. Yüz yüze eğitim birinci aşamada, ana sınıfları ve birinci sınıflar için 21 Eylül'de başlatıldı. İkinci aşamada, 12 Ekim'den itibaren ilkokullar, köy okulları, 8 ve 12. sınıflar, lise hazırlık sınıfları ile özel gereksinimli çocuklar, üçüncü aşamada ise 2 Kasım Pazartesi itibarıyla 5 ve lise 9. sınıflarda yüz yüze eğitime geçildi. Birinci dönem ara tatili, 16 Kasım Pazartesi başladı ve 20 Kasım Cuma sona erdi. Milli Eğitim Bakanlığınca, 2020-2021 eğitim öğretim döneminin ilk ara tatilinin ardından 23 Kasım'dan itibaren uzaktan eğitim başlatıldı. Bu süreçte eğitim öğretim, ana noktaları TRT EBA kanalları olmak üzere canlı sınıf uygulamaları, EBA ile basılı ve dijital yardımcı kaynaklarla yürütüldü. Uzaktan eğitim yarın ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin elektronik karnelerinin erişime açılmasıyla son bulacak.Karne notları, derse katılım puanıyla belirlenecekİlkokullarda ve ortaokullarda sınav yapılmayacak, karne notları, kanaat notu olarak bilinen derse katılım puanıyla belirlenecek. İlkokul 1, 2 ve 3. sınıflara, 'iyi', 'çok iyi' ve 'geliştirilebilir' şeklinde, 4. sınıflar ile ortaokullara ise 100 üzerinden karne notu verilecek.4. sınıflar ile ortaokullarda birinci dönemde yapılan yüz yüze sınavlar dönem sonu puan değerlendirmesine dahil edilmeyecek. Ancak isteyen veliler, okul müdürlüklerine başvurarak sınavlardan alınan puanların karne puanı değerlendirmesine dahil edilmesini isteyebilecek.Lise öğrencileri ise okullarda yüz yüze sınavlar tamamlanamadığından yarıyıl tatiline ilk kez karne almadan girecek. Liselilerin birinci döneme ilişkin sınavları, salgının seyri göz önünde bulundurularak 15 Şubat'tan sonra yapılacak. Birinci dönemine ilişkin karne notları, sınavların tamamlanmasından sonra verileceğinden karne basımı ve dağıtımı yapılmayacak. Daha önce 12-16 Nisan'da yapılması planlanan ikinci ara tatil, yarıyıl tatiline eklenerek 8 Şubat-12 Şubat'ta uygulanacak.Böylece 2020-2021 eğitim ve öğretim yılının ikinci dönemi, 15 Şubat 2021 Pazartesi başlayacak.Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamında 6 Haziran'da gerçekleştirilecek merkezi sınav ve 26-27 Haziran'daki Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) gibi sınavların içeriğinde değişiklik olmayacak, öğrenciler tüm müfredattan sorumlu tutulacak. Bakanlık ayrıca şubat ve mart aylarındaki açık öğretim okulları sınavlarını çevrim içi ortamda gerçekleştirecek. Sınav hazırlık gruplarına yönelik kurslarda yüz yüze eğitim yapılacakÖte yandan, 8 ve 12. sınıf öğrencileri ve mezunlar için isteğe bağlı açılan resmi okullardaki destekleme ve yetiştirme kurslarında, özel okullardaki takviye kurslarında ve 12. sınıflara yönelik özel öğretim kurslarında yüz yüze eğitim 22 Ocak'ta başlatılacak.
Reklam
Öğrenciler Yarıyıl Tatiline Yarın Başlayacak
ANKARA (AA) - Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB), yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında TRT EBA, EBA ve canlı sınıf uygulamaları, basılı ve dijital yardımcı kaynaklarla yürütülen uzaktan eğitim yarın sona erecek ve yaklaşık 18 milyon öğrenci 3 hafta sürecek yarıyıl tatiline başlayacak. Bakanlık tarafından yeni eğitim öğretim dönemi, Kovid-19 salgınıyla tedbirleri kapsamında TRT EBA, EBA ve canlı dersler kullanılarak uzaktan eğitim yoluyla 31 Ağustos'ta başlatıldı. Yüz yüze eğitim birinci aşamada, ana sınıfları ve birinci sınıflar için 21 Eylül'de başlatıldı. İkinci aşamada, 12 Ekim'den itibaren ilkokullar, köy okulları, 8 ve 12. sınıflar, lise hazırlık sınıfları ile özel gereksinimli çocuklar, üçüncü aşamada ise 2 Kasım Pazartesi itibarıyla 5 ve lise 9. sınıflarda yüz yüze eğitime geçildi. Birinci dönem ara tatili, 16 Kasım Pazartesi başladı ve 20 Kasım Cuma sona erdi. Milli Eğitim Bakanlığınca, 2020-2021 eğitim öğretim döneminin ilk ara tatilinin ardından 23 Kasım'dan itibaren uzaktan eğitim başlatıldı. Bu süreçte eğitim öğretim, ana noktaları TRT EBA kanalları olmak üzere canlı sınıf uygulamaları, EBA ile basılı ve dijital yardımcı kaynaklarla yürütüldü. Uzaktan eğitim yarın ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin elektronik karnelerinin erişime açılmasıyla son bulacak.Karne notları, derse katılım puanıyla belirlenecekİlkokullarda ve ortaokullarda sınav yapılmayacak, karne notları, kanaat notu olarak bilinen derse katılım puanıyla belirlenecek. İlkokul 1, 2 ve 3. sınıflara, 'iyi', 'çok iyi' ve 'geliştirilebilir' şeklinde, 4. sınıflar ile ortaokullara ise 100 üzerinden karne notu verilecek.4. sınıflar ile ortaokullarda birinci dönemde yapılan yüz yüze sınavlar dönem sonu puan değerlendirmesine dahil edilmeyecek. Ancak isteyen veliler, okul müdürlüklerine başvurarak sınavlardan alınan puanların karne puanı değerlendirmesine dahil edilmesini isteyebilecek.Lise öğrencileri ise okullarda yüz yüze sınavlar tamamlanamadığından yarıyıl tatiline ilk kez karne almadan girecek. Liselilerin birinci döneme ilişkin sınavları, salgının seyri göz önünde bulundurularak 15 Şubat'tan sonra yapılacak. Birinci dönemine ilişkin karne notları, sınavların tamamlanmasından sonra verileceğinden karne basımı ve dağıtımı yapılmayacak. Daha önce 12-16 Nisan'da yapılması planlanan ikinci ara tatil, yarıyıl tatiline eklenerek 8 Şubat-12 Şubat'ta uygulanacak.Böylece 2020-2021 eğitim ve öğretim yılının ikinci dönemi, 15 Şubat 2021 Pazartesi başlayacak.Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamında 6 Haziran'da gerçekleştirilecek merkezi sınav ve 26-27 Haziran'daki Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) gibi sınavların içeriğinde değişiklik olmayacak, öğrenciler tüm müfredattan sorumlu tutulacak. Bakanlık ayrıca şubat ve mart aylarındaki açık öğretim okulları sınavlarını çevrim içi ortamda gerçekleştirecek. Sınav hazırlık gruplarına yönelik kurslarda yüz yüze eğitim yapılacakÖte yandan, 8 ve 12. sınıf öğrencileri ve mezunlar için isteğe bağlı açılan resmi okullardaki destekleme ve yetiştirme kurslarında, özel okullardaki takviye kurslarında ve 12. sınıflara yönelik özel öğretim kurslarında yüz yüze eğitim 22 Ocak'ta başlatılacak.
Suriye'de Kampta Yaşayan Aile, Görme Engelli Dört Çocuğunun Tedavi Olmasını İstiyor
AZEZ (AA) - ÖMER KOPARAN - Suriye'nin Halep iline bağlı Azez ilçesindeki kamplara sığınan, dört çocuğu doğuştan görme engelli olan aile tedavi için yardım bekliyor.Yedi kişilik aile, Beşşar Esed rejimi ve destekçileri ile terör örgütü YPG/PKK'nın saldırıları nedeniyle 2016 yılında Halep'in Deyr Hafir ilçesinden göç etmek zorunda kalarak Türkiye sınırında bulunan Azez’in Şemarık kampına sığındı.Kampta 9 metrekarelik çadırda yaşam mücadelesi veren aile, çocuklarının diğer çocuklar gibi görmesini istiyor.Baba Cuma Hemas, AA muhabirine yaşadıkları zorlu şartları anlatarak '2016 yılında Esed rejimi saldırıları sonrası doğup büyüdüğüm evi terk etmek zorunda kaldım. Daha sonrasında YPG/PKK saldırıları nedeniyle geri dönüş yapamadım.' dedi.Hemas, '4 yıldır aynı kampta, aynı çadırda görme engelli 4 çocuğum, eşim ve annemle yaşıyorum. Rahatsızlığım sebebiyle iş de bulamıyorum. Bölgede iş imkanı oldukça az. Yardımlarla yaşamımızı sürdürüyoruz. Tek isteğim doğuştan görme engelli çocuklarımın tedavi olması ve diğer çocuklar gibi eğlenebilmeleri.' ifadelerini kullandı.Kamp hayatının ve tek çadırda yaşamanın çok zor olduğunu belirten Hemas, 'Doğduğum, büyüdüğüm yerlere dönüp düzgün bir hayat yaşamak istiyorum.' diye konuştu.Gözleri görmeyen 11 yaşındaki Fadile Hemas da 'Ailemin yardımıyla yaşıyorum. Kardeşlerimi görebilmek ve kimsenin yardımı olmadan yürümek istiyorum.' dedi.Engelli çocukların babaannesi Üm Cuma da 'Torunlarımı bu şekilde görmekten dolayı üzülüyorum. Kampta yaşam şartları zor. Tedavi olma imkanları varsa görmelerini istiyorum.' ifadelerini kullandı.
Reklam
Suriye'de Kampta Yaşayan Aile, Görme Engelli Dört Çocuğunun Tedavi Olmasını İstiyor
AZEZ (AA) - ÖMER KOPARAN - Suriye'nin Halep iline bağlı Azez ilçesindeki kamplara sığınan, dört çocuğu doğuştan görme engelli olan aile tedavi için yardım bekliyor.Yedi kişilik aile, Beşşar Esed rejimi ve destekçileri ile terör örgütü YPG/PKK'nın saldırıları nedeniyle 2016 yılında Halep'in Deyr Hafir ilçesinden göç etmek zorunda kalarak Türkiye sınırında bulunan Azez’in Şemarık kampına sığındı.Kampta 9 metrekarelik çadırda yaşam mücadelesi veren aile, çocuklarının diğer çocuklar gibi görmesini istiyor.Baba Cuma Hemas, AA muhabirine yaşadıkları zorlu şartları anlatarak '2016 yılında Esed rejimi saldırıları sonrası doğup büyüdüğüm evi terk etmek zorunda kaldım. Daha sonrasında YPG/PKK saldırıları nedeniyle geri dönüş yapamadım.' dedi.Hemas, '4 yıldır aynı kampta, aynı çadırda görme engelli 4 çocuğum, eşim ve annemle yaşıyorum. Rahatsızlığım sebebiyle iş de bulamıyorum. Bölgede iş imkanı oldukça az. Yardımlarla yaşamımızı sürdürüyoruz. Tek isteğim doğuştan görme engelli çocuklarımın tedavi olması ve diğer çocuklar gibi eğlenebilmeleri.' ifadelerini kullandı.Kamp hayatının ve tek çadırda yaşamanın çok zor olduğunu belirten Hemas, 'Doğduğum, büyüdüğüm yerlere dönüp düzgün bir hayat yaşamak istiyorum.' diye konuştu.Gözleri görmeyen 11 yaşındaki Fadile Hemas da 'Ailemin yardımıyla yaşıyorum. Kardeşlerimi görebilmek ve kimsenin yardımı olmadan yürümek istiyorum.' dedi.Engelli çocukların babaannesi Üm Cuma da 'Torunlarımı bu şekilde görmekten dolayı üzülüyorum. Kampta yaşam şartları zor. Tedavi olma imkanları varsa görmelerini istiyorum.' ifadelerini kullandı.
Fetö, "Şirin Baba" Kod Adlı Sanık Aracılığıyla Örgüt Mensuplarına Para Dağıtmış
GAZİANTEP (AA) - ADSIZ GÜNEBAKAN - Gaziantep'te Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyeliğinden tutuklu örgüt mensuplarının ailelerine maddi yardımda bulundukları gerekçesiyle yakalanan 8 kişi hakkında hazırlanan iddianamede, paraların 'Şirin baba' kod adlı sanık aracılığıyla dağıtıldığı belirtildi.Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca, FETÖ'nün kentteki finans yapılanmasına yönelik soruşturma kapsamında 8 sanık hakkında hazırlanan 134 sayfalık iddianame, 7. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.FETÖ'nün 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası yürütülen soruşturmalar kapsamında tutuklanan örgüt mensuplarının kentteki yakınlarına örgütün sözde üst düzey yöneticileri tarafından gönderilen paraların dağıtıldığı ifade edilen iddianamede, böylelikle örgütün yeniden yapılanmasının sağlanması ve örgütten kopmaların önlenmesinin amaçlandığı bildirildi.Tutuklu sanık Yusuf Ö'nün ByLock kullanıcısı olduğu ve örgütle iltisakı nedeniyle kapatılan çok sayıda derneğe üyeliğinin bulunduğu belirtilen iddianamede, sanığın 'Şirin Baba' kod adını kullandığı ve paraların dağıtılmasından sorumlu olduğu kaydedildi.Örgütün finans ve yardım yapılanması deşifre edildiİddianamede, örgütün finans ve yardım yapılanmasının deşifre edildiği, bu yapılanmanın ihraç edilmiş örgüt mensupları veya ailelerine para yardımı ve iş imkanı sağladığı, örgüt mensubu oldukları gerekçesiyle yakalama emri bulunan şüphelilere saklanmaları için güvenli barınma yerleri temin ettiği, bu süreçte gıda ve iaşeleri karşılanan kişilerin örgütten kopmalarını engellemeye çalıştığına ilişkin tespitler yer aldı.Örgüt tabanında tepki sesleri FETÖ'nün eylem ve faaliyetlerinin deşifresi ile örgüt mensuplarının yakalanmasına yönelik operasyonların yanı sıra örgütün finans ayağına da darbe vurulmasının ardından örgüt üyelerinin ekonomik açıdan zorluk çektiğine işaret edilen iddianamede, 'Şahıslara örgüt tarafından yapılan para yardımının azaltılması/kesilmesinin örgütün maddi açıdan zayıfladığı, bu durumun da örgüt tabanında yer alan kitlenin örgütsel manada moral ve motivasyonunun düşmesine ve örgüte tepki göstermelerine yol açtığı değerlendirilmektedir.' ifadesi yer aldı.Para trafiği sanık ifadesindeİddianamede ifadelerine yer verilen sanık B.Ö, FETÖ'ye yönelik soruşturmada tutuklandığını, etkin pişmanlık hükümleri kapsamında 'ev hapsi' ile tahliye edildiğini, bu süreçte Yusuf Ö'nün kendisiyle irtibat kurduğunu kaydetti.Yusuf Ö. ile diğer örgüt mensuplarının yakınlarıyla para alışverişinde aracı olduğunu itiraf eden B.Ö, 'O süreçle birlikte FETÖ'den tutuklu şahısların ailelerine örgütsel anlamda maddi yardımda bulunma işinde aracılık yapmaya başladım. Hatırladığım kadarıyla 2018 yılının Aralık ayından itibaren 'Şirin Baba' kod isimli Yusuf Ö. tarafından bana gönderilen paraları bana isimleri verilmiş olan şahıslara vermeye başladım.' ifadelerini kullandı.F.Y'nin İstanbul'dan Gaziantep'teki yapılanmayı yönlendirdiğini anlatan B.Ö, şunları kaydetti:'F.Y, 2019 yılının Şubat ayında tekrar beni arayarak 30 bin dolar daha göndereceğini ve bu parayı 'Şirin Baba' kod adlı Yusuf Ö'ye vermem gerektiğini söyledi ancak kendi hesabıma göndermesinin riskli olduğunu, bu nedenle başka birinin hesabını vermem gerektiğini söyledi. Ben de bunun üzerine K.G. isimli şahsın hesabını verdim. K.G, hesabından parayı çekti ve bana verdi. Ben de bu parayı Yusuf Ö'ye teslim ettim. Bu paranın nereye ne amaçlı olarak kullanıldığını bilmiyorum. O dönem örgüt yapılanması içinde Yusuf Ö. bana tutuklu ailelerden sorumlu kişi olduğunu söylemişti.'Gaziantep'te 7 Şubat 2020’de örgütün finans ve yardım yapılanmasına yönelik operasyonda 8 şüpheli gözaltına alınmış, Yusuf. Ö. tutuklanmış, diğer zanlılar adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.Şüpheliler hakkında 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlanmıştı.
Fetö, "Şirin Baba" Kod Adlı Sanık Aracılığıyla Örgüt Mensuplarına Para Dağıtmış
GAZİANTEP (AA) - ADSIZ GÜNEBAKAN - Gaziantep'te Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyeliğinden tutuklu örgüt mensuplarının ailelerine maddi yardımda bulundukları gerekçesiyle yakalanan 8 kişi hakkında hazırlanan iddianamede, paraların 'Şirin baba' kod adlı sanık aracılığıyla dağıtıldığı belirtildi.Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca, FETÖ'nün kentteki finans yapılanmasına yönelik soruşturma kapsamında 8 sanık hakkında hazırlanan 134 sayfalık iddianame, 7. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.FETÖ'nün 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası yürütülen soruşturmalar kapsamında tutuklanan örgüt mensuplarının kentteki yakınlarına örgütün sözde üst düzey yöneticileri tarafından gönderilen paraların dağıtıldığı ifade edilen iddianamede, böylelikle örgütün yeniden yapılanmasının sağlanması ve örgütten kopmaların önlenmesinin amaçlandığı bildirildi.Tutuklu sanık Yusuf Ö'nün ByLock kullanıcısı olduğu ve örgütle iltisakı nedeniyle kapatılan çok sayıda derneğe üyeliğinin bulunduğu belirtilen iddianamede, sanığın 'Şirin Baba' kod adını kullandığı ve paraların dağıtılmasından sorumlu olduğu kaydedildi.Örgütün finans ve yardım yapılanması deşifre edildiİddianamede, örgütün finans ve yardım yapılanmasının deşifre edildiği, bu yapılanmanın ihraç edilmiş örgüt mensupları veya ailelerine para yardımı ve iş imkanı sağladığı, örgüt mensubu oldukları gerekçesiyle yakalama emri bulunan şüphelilere saklanmaları için güvenli barınma yerleri temin ettiği, bu süreçte gıda ve iaşeleri karşılanan kişilerin örgütten kopmalarını engellemeye çalıştığına ilişkin tespitler yer aldı.Örgüt tabanında tepki sesleri FETÖ'nün eylem ve faaliyetlerinin deşifresi ile örgüt mensuplarının yakalanmasına yönelik operasyonların yanı sıra örgütün finans ayağına da darbe vurulmasının ardından örgüt üyelerinin ekonomik açıdan zorluk çektiğine işaret edilen iddianamede, 'Şahıslara örgüt tarafından yapılan para yardımının azaltılması/kesilmesinin örgütün maddi açıdan zayıfladığı, bu durumun da örgüt tabanında yer alan kitlenin örgütsel manada moral ve motivasyonunun düşmesine ve örgüte tepki göstermelerine yol açtığı değerlendirilmektedir.' ifadesi yer aldı.Para trafiği sanık ifadesindeİddianamede ifadelerine yer verilen sanık B.Ö, FETÖ'ye yönelik soruşturmada tutuklandığını, etkin pişmanlık hükümleri kapsamında 'ev hapsi' ile tahliye edildiğini, bu süreçte Yusuf Ö'nün kendisiyle irtibat kurduğunu kaydetti.Yusuf Ö. ile diğer örgüt mensuplarının yakınlarıyla para alışverişinde aracı olduğunu itiraf eden B.Ö, 'O süreçle birlikte FETÖ'den tutuklu şahısların ailelerine örgütsel anlamda maddi yardımda bulunma işinde aracılık yapmaya başladım. Hatırladığım kadarıyla 2018 yılının Aralık ayından itibaren 'Şirin Baba' kod isimli Yusuf Ö. tarafından bana gönderilen paraları bana isimleri verilmiş olan şahıslara vermeye başladım.' ifadelerini kullandı.F.Y'nin İstanbul'dan Gaziantep'teki yapılanmayı yönlendirdiğini anlatan B.Ö, şunları kaydetti:'F.Y, 2019 yılının Şubat ayında tekrar beni arayarak 30 bin dolar daha göndereceğini ve bu parayı 'Şirin Baba' kod adlı Yusuf Ö'ye vermem gerektiğini söyledi ancak kendi hesabıma göndermesinin riskli olduğunu, bu nedenle başka birinin hesabını vermem gerektiğini söyledi. Ben de bunun üzerine K.G. isimli şahsın hesabını verdim. K.G, hesabından parayı çekti ve bana verdi. Ben de bu parayı Yusuf Ö'ye teslim ettim. Bu paranın nereye ne amaçlı olarak kullanıldığını bilmiyorum. O dönem örgüt yapılanması içinde Yusuf Ö. bana tutuklu ailelerden sorumlu kişi olduğunu söylemişti.'Gaziantep'te 7 Şubat 2020’de örgütün finans ve yardım yapılanmasına yönelik operasyonda 8 şüpheli gözaltına alınmış, Yusuf. Ö. tutuklanmış, diğer zanlılar adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.Şüpheliler hakkında 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlanmıştı.
Önlenebilir Ölümlerin En Önemli Nedenleri Arasında Tuz Ve Hareketsizlik Yer Alıyor
İSTANBUL (AA) - HATİCE ŞENSES - Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Türkiye Ofisi Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar ve Sağlıklı Yaşam Program Yöneticisi Prof. Dr. Toker Ergüder, tuz alımı ve fiziksel hareketsizliğin azaltılmasının, Türkiye'de bulaşıcı olmayan hastalıklar ölüm oranlarını düşürmeye yönelik büyük bir fırsat sunduğunu belirterek, 'Bunun bir sonucu olarak önlenebilir ölümlerden yarısından fazlasının önüne geçilebilir.' dedi. AA muhabirine yaptığı açıklamada bulaşıcı olmayan hastalıkların yükünün, küresel ölçekte arttığını dile getiren Prof. Dr. Ergüder, bulaşıcı olmayan hastalıkların yüksek sosyal ve ekonomik maliyetlerine bakıldığında Türkiye'deki yaşlı nüfusun beklenen artışıyla birlikte hükümetin 'Bulaşıcı Olmayan Hastalıklara yönelik Türkiye'de Çok Sektörlü Eylem Planı'nı uygulamaya koyduğunu aktardı. Ergüder, şöyle devam etti:'DSÖ Avrupa Bölge Ofisi uzmanları tarafından yazılan ve The Lancet dergisinde yayımlanan makale, Türkiye'nin tütün ve tuz tüketimini yüzde 30 ve fiziksel hareketsizliği yüzde 10 oranında azaltmayı hedefleyen tedbirlerin tahmini etkilerini hesaplamıştır. Bu analizde 2017'deki rakamlar incelenmiş ve hedeflere ulaşılsaydı ölüm sayılarında ne kadar bir azalma olacağı hesaplanmıştır. Mevcut kalite istatistiklerinin analizi yalnızca 2017'de dahi 20 bin 281 daha az ölümün gerçekleşmiş olacağını göstermektedir.' 'Günlük meyve ve sebze tüketiminin teşvik edilmesi gerekiyor'Bu kanıta dayalı DSÖ Avrupa Bölge Ofisi yaklaşımının yalnızca Türkiye'nin bulaşıcı olmayan hastalıklara yönelik eylem planının olası etkilerini değerlendirmekle kalmadığını, kendilerine en etkili önlemleri bulma noktasında yardımcı olacağını dile getiren Ergüder, şunları kaydetti:'Türkiye, Avrupa Bölgesi'ndeki diğer ülkeler gibi, 2030'a kadar bulaşıcı olmayan hastalıklar ölüm oranını üçte bir oranında azaltma yönündeki, sürdürülebilir kalkınma amaçları hedefine ulaşmak için çaba göstermektedir. DSÖ Avrupa Bölge Ofisi'nin Avrupa Çalışma Programı 2020-2025 - 'Daha İyi Sağlık için Birleşik Eylem', bölgedeki bulaşıcı olmayan hastalıklara yönelik etkili müdahaleler konusunda teknik rehberlik yönündeki talebe dikkat çekmektedir.' Prof. Dr. Toker Ergüder, DSÖ Avrupa Bölge Ofisi araştırmasının Türkiye'ye yönelik en önemli bulaşıcı olmayan hastalıklar risk faktörlerini bir öncelik sıralamasına yerleştirdiğini, bunları tuz alımı, fiziksel hareketsizlik, tütün kullanımı, (yetersiz) meyve sebze tüketimi ve alkol tüketimi olarak belirlediğini anlattı. 'Tuz alımı ve fiziksel hareketsizlik üzerine nüfus düzeyinde gerçekleştirilen azaltmalar, Türkiye'de bulaşıcı olmayan hastalıklar ölüm oranlarını azaltmaya yönelik büyük bir fırsat sunmaktadır. Bunun bir sonucu olarak önlenebilir ölümlerden yarısından fazlasının önüne geçilebilir.' diyen Ergüder, sözlerini şöyle tamamladı:'Diğer bir önemli sonuç ise günlük meyve ve sebze tüketiminin teşvik edilmesi ihtiyacıdır. Meyve ve sebze tüketimi bulaşıcı olmayan hastalıklara yorulabilecek sağlık risklerini azaltabilecek kritik bir faktördür ve ulusal politikalar planlanırken bu konu ihmal edilmemelidir. DSÖ Avrupa Bölge Ofisi araştırması, bulaşıcı olmayan hastalıklara bağlı ölümleri azaltmak üzere en iyi uygulama örneklerini arayan diğer ülkeler için faydalıdır. DSÖ Avrupa Bölge Ofisi'nin farklı risk faktörü hedefleri etkilerinin modellenmesi yaklaşımı, uygun önceliklerin bulunmasında ve onların bölge genelinde, ulusal çapta uyarlanmış politika hedeflerine dönüştürülmesinde kullanılabilir.'
Reklam