onedio
Ormanya Sakinleri Beyaz Örtüyle "Daha Görünür" Oldu
KOCAELİ (AA) - TAHİR TURAN EROĞLU - Avrupa'nın en büyük doğal yaşam parkı olan Ormanya, kar yağışının ardından oluşan beyaz örtü üstünde yaban yaşam alanındaki türlerin daha net gözlemlenmesine imkan sunuyor.Kartepe ilçesinde doğal çevresiyle 2 bin dönümlük alana yayılan meşe, akçaağaç, gürgen, kayın, ıhlamur ağaçlarının oluşturduğu orman yapısına sahip Ormanya'da, diğer mevsimlerde ağaçların arasında kamufle olan geyikler, karın üstünde daha belirgin hale gelerek adeta görsel şölen sunuyor.Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Doğal Yaşam Alanları Şefi Önder Alioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yaban Yaşam Alanında 9 ayrı bölgede kızıl geyik, ala geyik, yılkı atı, karaca, dağ ceylanı gibi yaban hayvan türlerinin yaşadığını söyledi.Alandaki yaban hayvanı türlerine ilişkin bilgi veren Alioğlu şöyle devam etti:'2 kızıl geyik sürüsü bulunuyor. Şanlıurfa dağ ceylanlarının bulunduğu bir alanımız mevcut. Ana vatanı Türkiye olan ala geyiklerimiz var. Bu alanlarda, Yaban Hayatı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezimize Doğa Koruma ve Milli Parklar ekipleri ile vatandaşların getirdiği yaralı yaban hayvanlar var, aynı şekilde bölgede popülasyonu azalan hayvanları da burada çoğaltarak tekrardan bölgelerine aşılamasını yapmaktayız. Burada her türlü klinik tedavisi ve benzeri uygulamalar gerçekleşiyor, 24 saat gözetim altındalar. Alanları çok geniş olduğu için refah seviyesinde yaşamlarına devam edebiliyorlar. Tedavisini yaptığımız hayvanlarda inaktif çip uygulaması kullanıyoruz. Bu sayede tedavisini yaptığımız hayvanlar hakkında hasta geçmişi oluşturmakta, gördüğü tedavileri dosya olarak raporlamaktayız.' 'Alanımız yaban hayatı gözlemlemek isteyenlerden ilgi görüyor'Alioğlu, hayvan türlerinin kış aylarında yem rasyonu (bir hayvanın 24 saatlik periyot için besin maddeleri ve enerji gereksinimini sağlayan toplam yem miktarı) biyolog ve veteriner kontrolleri kapsamında farklı ve özel bir bakımla yaşamlarını sürdürdüğünü anlattı.Kış dönemine hayvanların her an bakıcıların gözetimi altında olduğunu dile getirerek mevsime uygun pelet yem, çayır otu ve yonca şeklinde farklı yem rasyoları uyguladıklarını kaydetti.Alioğlu, kar yağışıyla yaban hayvanlarını gözlemleyebilmenin daha kolay hale geldiğine işaret ederek konuşmasını şöyle sürdürdü:'Alanımız, ağırlıklı meşe ağaçlarının bulunduğu bir orman. Meşe ormanı içinde geyikleri seçmek zor olabiliyordu. Doğa tutkunları, doğa fotoğrafçıları alanımızı ziyaret edip görüntüler alıyorlardı fakat şu anda beyaz örtü üzerinde çok daha güzel, yaban hayatı daha iyi simgeleyen, ortaya çıkaran görüntüler alabiliyorlar. Ziyaretçilerimiz gezerek bunları görme fırsatı bulabiliyor. Ziyaretçilerimizin çok yoğun ilgisi var. Alanımız, yaban hayatı gözlemlemek, bu kadar yakınına ulaşabilmek imkanı sağladığı için, bir taraftan da hayvanların özgür ve refah seviyesi yüksek şekilde dolaşabildiği için çok yoğun ilgiyle karşılaşıyor.'Ormanya'da son bir haftada kar kalınlığının yer yer yarım metreyi geçtiğini belirten Alioğlu, alan içindeki Yeşilgöl, Saklıgöl ile Nilüfer göletinin de hava sıcaklığının sıfırın altında 12 dereceye düşmesiyle buz tuttuğunu, bunun da alana ayrı bir güzellik kattığını sözlerine ekledi.
Fabrikada 'Süt Banyosu' Yapanlara İstenen Ceza Belli Oldu
Konya'da çalıştıkları süt toplama merkezinde kazanda sütle banyo yapan ve bu anları görüntüleyerek sosyal medyada paylaşanlar uzun süre konuşulmuştu. Tutuksuz 2 sanık hakkında hazırlanan iddianamede kabul edildi. Sanıklara 'zehirli madde katma' suçundan 2'şer yıldan 15'er yıla kadar hapis cezası talep edildi.
Fetö Firarisi Eski Savcı Zekeriya Öz'ün "Tehdit" Davasında Karar
İSTANBUL (AA) - Fetullahçı Terör Örgütü'ne ( FETÖ ) yönelik soruşturma kapsamında firari olarak aranan ve meslekten ihraç edilen eski savcı Zekeriya Öz'ün, Dubai'de yaptığı tatilin masraflarını ödediğine ilişkin belge verilmesi için azmettirdiği gerekçesiyle yargılanan sanıklar Tayfun Aktaş ve Aytaç Ocaklı 'tehdit' suçundan 1 yıl sekizer ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, sanıkların cezalarının hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verirken, Öz'ün dosyasını ayırdı. Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanık Tayfun Aktaş ile tarafların avukatları katıldı.Duruşmada son sözleri sorulan sanık Tayfun Aktaş, firari sanık Zekeriya Öz ile hiçbir alakası ve yakınlığı olmadığını ifade ederek, beraatini istedi.Şikayetçilerin avukatları da söz alarak, sanıkların cezalandırılmasını talep etti.Dosyayı karara bağlayan mahkeme heyeti, sanık Zekeriya Öz’ün halen arandığı için savunması alınamadığından dosyasının ayrılmasına ve hakkındaki yakalama kararının devamına hükmetti.Sanıklar Aytaç Ocaklı ve Tayfun Aktaş'ın, katılan Halil İbrahim Demirhan'a karşı 'birden fazla kişiyle birlikte tehdit' suçunu işlediklerinin sabit olduğuna karar veren mahkeme heyeti, sanıkları ikişer yıl hapis cezasına çarptırdı. Sanıklar Ocaklı ve Aktaş'ın yargılama safhasındaki davranışlarını indirim sebebi sayan heyet, sanıklara verilen cezayı 1 yıl sekizer aya indirdi.Mahkeme heyeti, sanıkların sabıkasız oluşunu, maddi bir zararın olmamasını, kişilik özelliklerini, duruşmalardaki tutum ve davranışlarını göz önüne alarak, haklarındaki hükmün açıklanmasını geriye bırakılmasına karar verdi.Sanık Aytaç Ocaklı hakkında katılan Halil İbrahim Demirhan'a karşı, 'aracı ölümüne neden olabilecek şekilde emniyet şeridinde hızlı kullanmak suretiyle tehdit' suçunu işlediği iddiasıyla dava açıldığını anımsatan heyet, sanığın, isnat edilen suçu işlediği hususunda cezalandırılmasına yetecek yeterli ve inandırıcı delil olmadığından beraatine hükmetti.Mahkeme Başkanı Alper Elmas, sanık Tayfun Aktaş ile ilgili karara muhalefet şerhi koydu. Mahkeme tutanağına yazılan şerhte, 'Sanık Tayfun Aktaş'ın üzerine atılı tehdit suçunu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı ve somut delil elde edilemediğinden, üzerine atılı müsnet suçtan beraati görüşünde olduğumdan çoğunluğun tehdit suçundan cezalandırılması yönündeki kararına muhalifim.' denildi.İddianamedenBakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, İstanbul 72. Asliye Ceza Mahkemesince Tayfun Aktaş ve Aytaç Ocaklı hakkında, Ali Demirhan ile Halil İbrahim Demirkan'ı 'tehdit etmek' suçundan dava açıldığı anlatılmıştı.İddianamede, bu davadaki sanıkları azmettiren kişi olarak 'tehdit' suçuna iştirak ettiği gerekçesiyle suç tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili, soruşturma sırasında ise Bolu Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan Zekeriya Öz hakkında da ayrıca şikayette bulunulduğu kaydedilmişti.HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığının da Öz hakkındaki bu şikayet dilekçeleri ile soruşturma dosyasındaki ifade tutanaklarını, yetkili ve görevli Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği ifade edilmişti.Öz'ün azmettirmesiyle sanıklar Tayfun Aktaş ve Aytaç Ocaklı'nın, Ali Demirhan'dan Dubai masraflarının ödendiğine dair belge vermesi isteğinde bulunduğu belirtilen iddianamede, 'istenilen belgede masrafların Zekeriya Öz tarafından ödendiğine ilişkin bildirimde bulunulmasını' talep ettikleri kaydedilmişti.İddianamede, şunlar kaydedilmişti:'Tayfun Aktaş ve Aytaç Ocaklı, istedikleri sonucu elde etmek için 'bu işin sonunun kötü olacağı, haklarında soruşturma dosyaları hazırlanacağı, iş birliğine yanaşılmaması halinde kendilerine hayatı zindan edecekleri' şeklinde müştekileri tehdit eyleminde bulunmuşlardır. Hatta yapılan mücadeleyi savaş olarak yorumlayan sanıklar Aktaş ve Ocaklı, hükümetin düşürüleceğini, yanlış tarafta olduklarını, sonunda durumlarının iyi olmayacağını, istedikleri belge ve bilgileri vermelerinin doğru olacağını belirterek, tehdit eylemini sürdürmüşlerdir. Suç tarihinde Cumhuriyet Başsavcıvekili olarak görev yapan Zekeriya Öz'ün var olduğu tahmin edilen idari ve yargısal gücüne dayanarak yapılan tehdidin müştekiler üzerinde inanılır olmasını sağlamaya çalıştıkları, istenilen sonucun sağlanması için Öz'ün talimatı ve yönlendirmesi ile tehdit eyleminde bulundukları sonuç ve kanaatine varılmıştır.'İddianamede, sanıklar Zekeriya Öz, Tayfun Aktaş ve Aytaç Ocaklı'nın 'tehdit' suçundan ikişer yıldan beşer yıla kadar hapis cezasına çarptırılmaları istenmişti.
Şanlıurfa'da Uyuşturucu Operasyonunda 11 Şüpheli Gözaltına Alındı
ŞANLIURFA (AA) - Şanlıurfa'da uyuşturucu operasyonunda 11 zanlı gözaltına alındı.İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince uyuşturucu kullanımı ve satışıyla mücadele çalışmaları kapsamında, merkez Haliliye, Eyyübiye ve Karaköprü ilçelerinde belirlenen adreslere eş zamanlı operasyon düzenlendi.Adreslerde yapılan aramalarda, 5 kilogram esrar, 101 gram bonzai, 6 gram metamfetamin ve 10 bin 100 uyuşturucu hap ele geçirildi.Operasyonda, uyuşturucu ticareti yaptıkları iddiasıyla 11 şüpheli gözaltına alındı.
Reklam
Gala Gölü'nün "Pembe Tüylü Misafirleri" İzleyenleri Hayran Bırakıyor
EDİRNE (AA) - HAKAN ŞAHİN - Türkiye'nin önemli kuş göç yolları arasında bulunan Edirne'deki Gala Gölü Milli Parkı binlerce flamingoya ev sahipliği yapıyor.Türkiye'nin en önemli sulak alanlarından Meriç deltasını da barındıran Gala Gölü Milli Parkı'na her yıl kış mevsiminde konaklamak için gelen beyaz kuğu, ördek ve kazlara bu sene binlerce flamingo da eşlik etti.Pembe tüyleri ve zarif yapısıyla dikkati çeken, 'sulak alanların narin kuşu' olarak bilinen flamingolar izleyenlere görsel şölen sunuyor.Trakya Üniversitesi (TÜ) Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kuş Bilimci Mustafa Kaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, milli parkın, Türkiye'nin Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasındaki kuş göç yolları üzerinde köprü görevi gördüğünü söyledi.Kaya, Türkiye'de 484 civarında kuş türü görüldüğünü, bunlardan 350'den fazlasının Türkiye'de kuluçkaya yattığını ifade etti. Milli park 5 binden fazla flamingoyu misafir ediyorGala Gölü Milli Parkı ve çevresindeki sulak alanlarda ise 217 civarında kuş türü bulunduğunu anlatan Kaya, 'Bölge, Türkiye ve dünyanın önemli kuş yaşam alanlarından biri. Kuzeydeki sulak alanların donmasıyla besin sıkıntısı çeken flamingolar güneye doğru gelir, en uygun ortam da Gala Gölü olunca burada konaklarlar. Burada uygun yaşam alanını bulur ve rahatsız edilmezler. Bu sene flamingoların gelmesiyle gölde ayrı bir güzellik yaşanıyor. Milli park 5 binden fazla flamingoyu misafir ediyor. Bu sayı bazı yıllar 10 bine yaklaşıyor.' dedi.Göldeki flamingoların dünya genelinde tanımlanan 6 flamingo türünden biri olduğunu belirten Kaya, son 10 yıldır milli park ve çevresindeki sulak alanlarda çok sayıda pelikan, kuğu ve flamingonun kışı geçirdiğini dile getirdi. Kaya, son günlerdeki yağışların kuruyan sulak alanlara çok iyi geldiğini, bu sayede göçmen kuşların konaklama fırsatı bulduğunu sözlerine ekledi.
Analiz - İstikşafi Görüşmelerin Başarısı Yunanistan'ın İyi Niyetine Bağlı
İSTANBUL (AA) -HACI MEHMET BOYRAZ- Son zamanlarda sık sık gündeme gelen istikşafi görüşmeler, diplomasi terminolojisinde, en az iki ülke arasındaki siyasi, ekonomik veyahut diğer alanlardaki sorunlara kalıcı çözümler bulunması ya da en azından sorunların daha fazla büyümemesi adına yürütülen görüşmeleri ifade etmek için kullanılır. Bu görüşmelerdeki temel prensip, taraflar arasındaki sorunun ya da sorunlar dizisinin sahada değil, masada diplomatik yollardan çözülmesidir. Bunun için tarafların aktif şekilde yer aldıkları çeşitli diyalog mekanizmaları oluşturulur ve genelde dışişleri bakanlarının önderlik ettiği teknik heyetler belirli aralıklarla bir araya gelerek yüz yüze görüşmeler yapar ve sorunların nasıl çözülebileceğini istişare ederler. Böylece sorunların zaman içinde diyalog yoluyla çözüme kavuşacağı umulur.Türkiye ile Yunanistan arasındaki istikşafi görüşmelerTürkiye ile Yunanistan arasındaki istikşafi görüşmeler ise Ege sorunları başta olmak üzere ikili ilişkilerde uzun yıllardan beri var olan kronik siyasi sorunların ve zaman zaman ortaya çıkan akut krizlerin diyalog yoluyla çözülmesi amacıyla yürütülüyor. Bu kapsamda, iki ülkeyi savaşın eşiğine getiren meşhur Kardak krizi sonrasında, dönemin siyasi elitlerince başlatılan diyalog sürecini belirli bir diplomatik formata oturtabilmek için, istikşafi görüşmeler ilk kez 2002 yılında başlatıldı. Bu görüşmelerin sonuncusu ise 1 Mart 2016 tarihinde Atina’da dönemin dışişleri müsteşarlarınca gerçekleştirilmişti. O günden beri iki ülkenin özellikle Doğu Akdeniz’de sıcak temasa varacak derecede doğrudan karşı karşıya gelmesinden ötürü yeni bir istikşafi görüşme yapılmadı. Zaten Türk-Yunan ilişkilerinde öylesine derin siyasi sorunlar var ki bugüne kadar yapılan 60 istikşafi görüşmeden bu sorunların çözümüne dair elle tutulur olumlu bir sonuç çıkmadı. Fakat iki komşu ülke arasındaki ilişkilerin son yıllarda her geçen gün daha da kötüye gitmesi üzerine, taraflar en azından gerilimi daha fazla tırmandırmamak için, 25 Ocak’ta yeniden masaya oturma kararı aldılar.Diğer taraftan, geçen yılın son altı ayında Avrupa Birliği (AB) Konseyi dönem başkanlığını yürüten Almanya Türkiye ve Yunanistan arasında istikşafi görüşmelerin tekrar başlatılması için yoğun bir çaba sarf etti. Buna karşın, istikşafi görüşmelerin yeniden başlamasına dair olumlu bir hava yakalanmışken, Atina yönetiminin Ağustos ayında Mısır ile münhasır ekonomik bölgelerin (MEB) sınırlandırılması için bir anlaşma imzalaması üzerine, Alman hükümetinin tüm çabaları boşa gitti. Bunun yanı sıra, iki ülkenin üyesi olduğu NATO da bölgedeki gergin ortamı yumuşatıp Türkiye’yi ve Yunanistan’ı masaya çekebilmek için, geçen yıl Türk ve Yunan askeri heyetleri arasındaki görüşmelere ev sahipliği yaptı. Dolayısıyla 25 Ocak’ta gerçekleşmesi beklenen istikşafi görüşmelerin bir anda ortaya çıkmadığını ve aslında bu görüşmelerin ön hazırlığının uzun zamandan beri devam ettiğini söyleyebiliriz.Bunların yanı sıra, Türk ve Yunan heyetleri arasında gerçekleştirilen istikşafi görüşmelerin gündemi genelde gizli tutulsa da, masada hangi konuların konuşulduğunu tahmin etmek çoğu zaman zor olmasa gerek. Zira iki ülke çok uzun zamandan beri, Adalar denizi olarak da bilinen Ege’de Yunanistan’ın deniz ve hava alanlarını tek taraflı genişletmek istemesinden ötürü sık sık karşı karşıya geliyor. İki ülke aynı şekilde, özellikle 2010’lu yılların ikinci yarısı itibariyle, Doğu Akdeniz’de de benzer sorunlardan ötürü sık sık karşı karşıya gelmeye başladı. Haliyle 25 Ocak 2021 tarihinde İstanbul’da bir araya gelecek Türk ve Yunan heyetlerinin gündeminde bu konu başlıklarının yer alması bekleniyor.İkili ilişkilerde derin sorunlarTürk-Yunan ilişkilerindeki derin sorunların başında hiç şüphesiz Ege denizindeki sorunlar zinciri geliyor. Bu sorunların ilki, her iki tarafın karasularını ve kıta sahanlığını kapsayan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasıyla ilgili. Bu bağlamda Türkiye ve Yunanistan arasındaki deniz sınırı, bugüne kadar bir anlaşmayla belirlenmediği için, iki ülkenin karasularının Ege’deki genişliği 6 deniz mili olarak kabul ediliyor. Buna karşın Yunanistan bölgede sahip olduğu bazı adaları ve hatta adacıkları ön sürerek karasularını 12 mile çıkarmak istiyor. Burada Yunanistan’ın üzerinde hak talep ettiği adaların Türk sahillerinden çıplak gözle bakıldığında bile rahatlıkla görülebilecek kadar yakın olduğu dikkate alınırsa, bu talebin gerçekleşmesi halinde açıkça Türkiye’nin yetki alanı daralacak ve hakları gasp edilecektir. Zaten bu nedenle Türkiye, 1995 yılından beri, böyle bir kararın uygulamaya geçirilmesini açıkça savaş sebebi (casus belli) sayacağını vurguluyor. Ayrıca denizlerdeki bu duruma paralel olarak, Yunanistan Ege’de hava yetki alanlarına dair de benzer bir tutum sergiliyor ve şu anda 6 mil olan ulusal hava sahasını 10 mile çıkarmak istiyor. Dolayısıyla Türkiye Yunan hükümetinin her iki talebine de karşı çıkıyor ve mevcut düzenlemelerin aynen devam etmesini istiyor.Ege’de Türkiye ve Yunanistan’ı sık sık karşı karşıya getiren bir diğer sorun, 1923 Lozan ve 1947 Paris anlaşmalarıyla doğu Ege adalarının silahsızlandırılmış statüsünün ihlaliyle ilgili. Bu anlaşmalar kapsamında Yunanistan ilgili adaları silahsızlandırmayı taahhüt etmişse de, son yıllarda adaları silahlandırarak açıkça mütecaviz bir politika izlemeye başladı. Öyle ki sadece 2020’nin Eylül ayında Yunan hükümeti, bahsi geçen anlaşmalara aykırı şekilde, Meis adasına askeri unsur konuşlandırdı, Sakız adasında askeri tatbikatlar düzenledi, Limni adasında atış eğitimleri icra etti ve aralarında Rodos’un da bulunduğu bazı adaların etrafında hava tatbikatları gerçekleştirdi. [1] Türkiye ise Yunanistan’ın bu mütecaviz politikasına mütekabiliyet ilkesince cevap vermek için bölgeye askeri unsurlarını yönlendirerek caydırıcılık teşkil etmeye çalışıyor.Sadece yukarıda bahsi geçen üç sorun bile birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde, Türkiye’nin bölgeye dair önceliğinin kendi egemenlik haklarına zarar verecek bir durumun ortaya çıkmasını engellemek olduğu anlaşılıyor. Bunun yanı sıra Türkiye, Yunanistan’ın taraf olduğu ve sık sık gönderme yaptığı 1982 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olmadığı için, bu anlaşma hükümlerinin kendisi üzerinde herhangi bir bağlayıcılığı bulunmadığını dile getiriyor. Bunun tersine Yunanistan ise bu anlaşma üzerinden kabul edilmesi mümkün olmayan taleplerde bulunarak hem uluslararası hukuku çiğniyor hem de Türkiye’nin egemenlik haklarına zarar vermeye çalışıyor. Bu da doğal olarak Türkiye’nin tepkisini çekiyor. Netice itibariyle Atina yönetimi, Ege’de sürekli gerilimi tırmandırmaya ve Ankara’yı tahrik etmeye yönelik genel tutumundan vazgeçmedikçe, Türk-Yunan ilişkilerinde kalıcı bir barışın inşası söz konusu değil.Doğu Akdeniz’de GKRY-Yunanistan işbirliği sorunları derinleştiriyorİki ülke arasında Ege’de uzun yıllardan beri devam eden gerginlik, 2010’lu yılların ikinci yarısı itibariyle Doğu Akdeniz’e de sıçramış vaziyette. Zira bölgede keşfedilen ve ekonomik değerinin yüksek olduğu tahmin edilen hidrokarbon kaynakları, gerek Yunanistan’ın gerekse bölgedeki işbirlikçisi Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin (GKRY) iştahını kabarttı. Nitekim Yunanistan’dan açıkça destek alan Rum yönetimi, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve KKTC’nin uluslararası hukuka dayalı haklarını ihlal ederek tek taraflı ilan ettiği parsellerle, uluslararası enerji şirketlerine arama ve sondaj yapma yetkileri verdi. Bu bağlamda Rumlar Doğu Akdeniz özelinde kalması gereken ve bölgeye mücavir ülkeler arasında çözülmesi gereken bir meseleyi çok aktörlü, küresel bir mesele haline getirerek çözümü daha da zorlaştırdı. Fakat iki ülke bununla da yetinmeyerek, Türkiye’yi bölgesel denklemden tamamen dışlamak için, 2019 yılında “Doğu Akdeniz Gaz Forumu” adı altında bölgesel bir oluşuma öncülük ettiler. Geçen süre zarfında aralarında İsrail, İtalya ve Mısır gibi birçok ülkenin de yer aldığı resmi bir bölgesel örgüt haline dönüşen bu yapılanmanın amacı her ne kadar Doğu Akdeniz’de “bölgesel işbirliğinin güçlendirilmesi” şeklinde lanse edilse de, bölgenin kilit aktörleri arasında yer alan Türkiye’nin davet edilmemesi asıl amacı ortaya koyuyor.Doğu Akdeniz özelinde Türk-Yunan ilişkilerinde yıllardan beri çözüm bekleyen bir diğer sorun ise Kıbrıs meselesi. Halihazırda İngiltere ile birlikte garantör ülke oldukları için ada üzerinde belirli sorumluluklara sahip olan Türkiye ve Yunanistan, mevcut durum itibariyle Kıbrıs meselesinin çözümü konusunda taban tabana zıt görüşlere sahipler. Bu bağlamda Türkiye, en son 2018 yılında Crans Montana’da yürütülen fakat Rum tarafının taviz vermeyen tutumundan ötürü çıkmaza giren federasyon modeline artık destek vermiyor. Bunun yerine Türkiye, federasyon yerine, artık iki devletli çözüm gibi yeni çözüm modelleri arayışını destekliyor. Burada, Türkiye’nin açık yüreklilikle destek verdiği ve Kıbrıslı Türklerin onayladığı 2004 yılındaki Annan Planı’nın Rumlar tarafından reddedilmesiyle Rum yönetiminin adadaki apaçık bölünmüşlüğe rağmen son yıllarda Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarından tek başına istifade etmeye çalışması birlikte değerlendirilirse, Türkiye’nin bu pozisyon değişikliğinde ne kadar haklı olduğu daha iyi anlaşılabilir. Bunların tam tersine, Kıbrıs adasındaki Rumların siyasi hamisi konumundaki Yunanistan ise federasyon modelinde hâlâ ısrar ediyor ve alternatif bir modele karşı çıkıyor. Dolayısıyla 25 Ocak’taki görüşmelerde Kıbrıs meselesi gündeme gelse bile, tarafların konuya dair bir fikir birliğine varması pek mümkün görünmüyor.Bunların dışında, Yunanistan ve Doğu Akdeniz’deki siyasi işbirlikçisi GKRY, Türkiye ile var olan sorunlarını bahane ederek uzun zamandan beri Türkiye’nin AB üyelik sürecini de engelliyor. Öyle ki “üye dayanışması” adı altında iki ülke, uzun zamandır AB kurumları nezdinde yoğun bir kampanya yürütüyor ve Türkiye aleyhinde kararlar aldırmaya çalışıyor. Nitekim birliğin yasama organlarından Parlamento’nun sık sık Türkiye’ye yaptırım çağrıları yapması ve AB Dış İlişkiler Konseyi’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerinden ötürü Türkiye aleyhinde bazı yaptırım kararları alması, bu ortak çabanın birer sonucu olarak görülebilir. Öte yandan ikili ilişkilerde devam eden bu sorunun aşılması, doğrudan Kıbrıs meselesinin çözümüne bağlı.Sonuç olarak, Türkiye ve Yunanistan arasında Ege ve Doğu Akdeniz’de uzun zamandan beri devam sorunlara gerçekçi çözümler bulunması ve her iki bölgede kalıcı barışın inşa edilebilmesi için, Yunanistan’ın sadece kendi çıkarlarını önceleyen haksız tutumundan vazgeçmesi gerekiyor. Aksi takdirde, iki taraf birbiriyle ne kadar sık görüşürse görüşsün, bu görüşmeler ikili ilişkilerdeki mevcut sorunlara kalıcı çözümler getirmekten ziyade, bu sorunların daha fazla büyümesini engellemekten öteye geçemeyecektir.[Hacı Mehmet Boyraz Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktora tez çalışmalarına devam etmektedir][1] http://www.mfa.gov.tr/site_media/html/denizcilik/Yunanistan-in-12-Eylul-2020-tarihinden-itibaren-Dogu-Akdeniz-ve-Ege-Denizi-nde-Gerginligi-Artirici-Adimlari.pdf
Reklam
Kayak Merkezlerinde Son Durum
KASTAMONU (AA) - Kayak merkezlerinde yapılan ölçümlere göre, en fazla kar kalınlığı 120 santimetreyle Hakkari Kayak Merkezi'nde kaydedildi. AA muhabirinin Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerinden derlediği bilgilere göre, kar kalınlığı Hakkari Kayak Merkezi'nde 120, Palandöken'de 107, Kartalkaya'da 102, Yedi Kuyular'da 94, Haserek'te 80, Ovacık'ta 75, Kartepe'de 66, Uludağ'da 65, Ergan'da 61, Sarıkamış'ta 57, Sarıkamış'ta 55, Nemrut Dağı'nda 54, Hazarbaba'da 50, Murat Dağı'nda 47, Erciyes'te 45, Konaklı'da 43, Ilgaz'da 42, Zigana'da 36, Çambaşı'nda 26, Ladik'te 23, Keltepe'de 20, Elmadağ, Yalnızçam ve Yıldıztepe'de 19, Davraz'da 14, Muş'ta 13, Denizli'de 12 ve Kop'ta 11 santimetre ölçüldü.Bazı kayak merkezlerinde en düşük ve en yüksek hava sıcaklık tahminleri ise şöyle:Merkez 22.01.2021 En düşükEn yüksekErciyesS-11 -3IlgazS-9-2Kartalkaya S-8-2KartepePB-2 2Nemrut Dağı PB-17-11PalandökenAB-19-4SarıkamışÇS-21-9UludağAB-6 1YıldıztepeP-7 1(S: Sisli: PB: Parçalı bulutlu, AB: Az bulutlu: ÇS: Çok soğuk, P: Puslu )
Bodrum'un Yüksek Gelirli Düğünlerin Merkezi Olması Hedefleniyor
MUĞLA (AA) - Uluslararası Düğün Profesyonelleri Derneği Avrupa ve Asya'dan sorumlu Başkanı Murtaza Kalender, Bodrum'u düğün sektöründe daha üst seviyelere taşımak için çabalayacaklarını söyledi. İlçedeki bir otelde düzenlenen etkinliğe katılan Kalender, Bodrumlu turizmci Fatih Öztarakçı'yı derneğin Bodrum Bölge Başkanlığına atadı. Öztarakçı'ya atamasıyla ilgili mazbatası, Kalender tarafından takdim edildi.Kalender, etkinlikte gazetecilere, düğün sektörünün dünyada 300 milyar dolarlık pazar hacmi olan bir sektör olduğunu söyledi.Bodrum'u bu sektörde daha üst seviyelere taşımayı amaçladıklarını belirten Kalender, 'Bodrum her anlamda müthiş bir düğün destinasyonu. Burası çok önemli bir yer. Hedefimiz önümüzdeki yıl en az 50 ayrı yüksek gelirli nitelikli düğünü Bodrum'a getirmek. Bodrum'daki turizmci paydaşlarımızla iş ortaklarımızla birlikte hedefimiz bu.' diye konuştu.Uluslararası Düğün Profesyonellerini 5-8 Eylül'de İstanbul'da bir araya getireceklerini anlatan Kalender, bu toplantıyı bir sonraki yıl Bodrum'da yapmayı planladıklarını dile getirdi.Derneğin Bodrum Bölge Başkanı Fatih Öztarakçı da düğün organizasyonlarının önem arz eden ve yatırım isteyen riskli bir çalışma olduğuna işaret etti.Düğün sahiplerinin bu nedenle en iyi referansla çalışmak istediğine dikkati çeken Öztarakçı, 'Murtaza Kalender başkanımızın Avrupa ve Asya'dan sorumlu olması bizim için çok büyük avantaj sağlıyor. Başkanımız 1,5 ay önce Meksika'daydı, oradaki bütün düğün profesyonelleriyle görüşüp organizasyonu Yunanistan ve İspanya'dan alarak İstanbul'a getirdi.' dedi.Bodrum'u düğün piyasasında ön plana taşımak istediklerine değinen Öztarakçı, 'Eylül'de 300'e yakın düğün profesyoneli İstanbul'a geliyor. Bu kişiler dünyadaki bütün nitelikli düğünleri organize eden kitleler. Biz bu kitlelerin konferansında 12 dakika Bodrum tanıtımı yapacağız. Bodrum'u ön plana çıkararak bu yarışta ön planda olduğumuzu, düğün talebine cevap verebilecek nitelikte olduğumuzu belirteceğiz. Biz buna inanıyoruz. Bu yıl burada hazır yapacağımız iki düğünümüz vardı ancak salgın nedeniyle askıya aldık. Bodrum'un kentsel kimliği var. Düğün yapmak için en büyük avantajda buna sahip olmak. Bu avantajları iyi kullanmamız gerekiyor. Bodrum artık marka bir şehir.' diye konuştu.
İstanbul'da Ünlü Markaların Taklidi 1539 Saat Ele Geçirildi
İSTANBUL (AA) - İstanbul'da düzenlenen operasyonda, yurda kaçak yollardan sokulduğu ve ünlü markaların taklidi olduğu belirlenen 1539 kol saati ile 67 gözlük ele geçirildi.Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, bazı kişilerin kaçak yollarla yurda sokulan ve lüks markaların taklidi olan saatleri piyasaya sürdüğü bilgisi üzerine çalışma başlattı.Kapalıçarşı'da 3 adrese operasyon düzenleyen ekipler, 3 kişiyi gözaltına aldı.Adreslerde yapılan aramalarda, ünlü markaların imitasyonu 1539 kol saati ile 67 gözlük bulundu. Şüpheliler, işlemlerinin ardından savcılık talimatıyla emniyetten serbest bırakıldı.
Reklam
Doğu Anadolu'da 118 Köy Yolunda Ulaşım Sağlanamıyor
ERZURUM (AA) - Erzurum, Erzincan, Kars, Tunceli ve Iğdır'da 118 köy yolu kar yağışı ve tipi nedeniyle ulaşıma kapandı.Erzurum Büyükşehir Belediyesi Karla Mücadele ekipleri, bölge genelinde etkili olan yağışın ardından kapanan mahalle statüsündeki köy yollarının ulaşıma açılması için çalışmalarını sürdürüyor.Ekipler, gece ve gündüz aralıksız sürdürdükleri çalışmalarda ulaşım sağlanamayan 80 yerleşim yerinin yolunu açmaya çalışıyor. Bölge genelinde etkili olan olumsuz hava koşulları sebebiyle Kars'ta 13, Tunceli'de 7, Ağrı'da 8, Erzincan'da 6 ve Iğdır'da 4 köy yolu ulaşıma kapandı.İl Özel İdaresi ekipleri, söz konusu illerdeki kapalı köy yollarında ulaşımın yeniden sağlanabilmesi için çalışmalarını sürdürüyor.
Çanakkale'de Aranan 3 Fetö Şüphelisi Yakalandı
ÇANAKKALE (AA) - Çanakkale'de aranan 3 Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) şüphelisi gözaltına alındı. İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, FETÖ/PDY üyesi olma suçundan haklarında yakalama kararı bulunan şüphelilerin tespit edilmesi üzerine, Yenice ilçesinde 3 adrese eş zamanlı operasyon düzenledi. Operasyonda, şüpheliler N.D, S.Ö. ve M.R.T. gözaltına alındı.Şüphelilerin ikametleri ve araçlarındaki aramada, bilgisayar ve çeşitli dijital materyal ele geçirildi.Zanlılar, jandarmadaki işlemlerin ardından adliyeye sevk edilecek.
Kovid-19 İle Mücadelede Yarıyıl Tatili Uyarısı
İZMİR (AA) - TEZCAN EKİZLER - İzmir Katip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bünyamin Sertoğullarından, 3 hafta sürecek yarıyıl tatilinde insan hareketliliğinin artması ve kısıtlamalara uyulmaması halinde yeni bir vaka artışının yaşanabileceği uyarısında bulundu. Sertoğullarından, AA muhabirine, sağlık çalışanlarının Kovid-19 aşısına yoğun ilgi gösterdiğini, aşının 28 gün sonra uygulanacak olan 2. dozdan 3 hafta sonra etkisini göstereceğini söyledi. Sokağa çıkma kısıtlaması ve tedbirlerle vaka artış ile ölüm rakamlarında azalmaların yaşandığını hatırlatan Sertoğullarından, 'Rakamlardaki düşüşleri vatandaşlarımızın duyarlılığına bağlıyoruz. En yoğun vaka sayılarının yaşandığı günlerde acil servisimize 1200 hasta Kovid-19 şüphesiyle başvururken bu rakam son günlerde 200'e kadar düştü. Eskiden günde ortalama 30 ya da 40 hastayı Kovid-19 bulgularıyla serviste tedavi altına alırken bu rakam 4'e kadar indi. Hastalığın azalmasına bağlı olarak yoğun bakımdaki hasta sayılarımız ise yüzde 40 kadar azaldı.' dedi. Sertoğullarından, tüm toplumun aşılanması tamamlanıncaya kadar kısıtlamalar ve tedbirlere uymaya devam etmesinin önemli olduğunu, bu konuda herkesin üzerine düşen görevi en iyi şekilde yerine getirmesi gerektiğini vurguladı. Kovid-19 nedeniyle eğitimlerini uzaktan sürdüren öğrencilerin 3 hafta sürecek yarıyıl tatiline bugün başlayacağını hatırlatan Sertoğullarından, şunları kaydetti:'Bir sağlık çalışanı olarak yarıyıl tatili bizi korkutmuyor ama endişelendiriyor. İnsanlar evlerinden çıkmak istiyor. Hareketlilik yaşanır, insan teması artar, kısıtlamalara ve tedbirlere uyulmazsa vaka sayısında ciddi artışlar yaşanacaktır. Bunu engellemek için vatandaşlarımız tatili çocuklarıyla evlerinde geçirmeli. Konaklamalı tatil ve aile ziyaretleri yapılmamalı. Bu programlarını yaza kadar ertelemeli. Biz bunu geçen Kurban Bayramı'nda gördük. Bu dönemde insan hareketliliği arttı ve hemen vaka sayılarında yükselmeler gözlendi. Birbirimizi gerçekten çok özledik ama Kovid-19 kontrol altına alınmadan buluşmamız belki de birbirimizi artık hiç görmememize neden olabilir.' Sertoğullarından, yarıyıl tatilinde hareketliliğin artması durumunda sağlık çalışanlarının iş yükünün kısa sürede artacağını, bunun da salgınla mücadeleyi olumsuz etkileyeceğini sözlerine ekledi.
Reklam
Bolu'da Otomobilde Uyuşturucuyla Yakalanan Şüpheli Tutuklandı
BOLU (AA) - Anadolu Otoyolu'nun Bolu kesiminde yol kontrolünde durdurulan otomobilde 2 kilo 182 gram esrarla yakalanan şüpheli tutuklandı, eşi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti, kullanımı ve aracılığının engellenmesine yönelik çalışma kapsamında yol kontrolü yaptı.Anadolu Otoyolu'nun Bolu kesiminde gerçekleştirilen uygulamada, şüphe üzerine durdurulan araçta yapılan aramada, 2 kilo 182 gram toz esrar ele geçirildi, sürücü Ahmet D. ile eşi F.D. gözaltına alındı.Emniyetteki işlemlerinin ardından Bolu Adliyesine sevk edilen Ahmet D. tutuklandı, eşi F.D. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
"Gap'ın Başkenti" Şanlıurfa'da Yağışlar Çiftçileri Sevindirdi
ŞANLIURFA (AA) - YASİN DİKME - Türkiye'nin önemli tahıl üretim merkezlerinden biri olan ve Güneydoğu Anadolu Projesi'nin (GAP) merkezi konumundaki Şanlıurfa'da, son günlerde etkili olan yağışlar çiftçinin yüzünü güldürdü.Türkiye'de ekilebilen tarım alanı bakımından üçüncü sırada yer alan Şanlıurfa, verimli arazilerinden ülkenin mercimek üretiminin yüzde 36'sını, buğdayın yüzde 10'unu, arpanın ise yüzde 11'ini gerçekleştiriyor.Yaklaşık 6 milyon 394 bin dekar alanda hububat tarımının yapıldığı kentte, ekim, kasım ve aralık ayında yağışların mevsim normallerinin altında gerçekleşmesiyle çiftçiler kuraklık endişesi yaşamaya başladı. Zor günler geçiren çiftçilerin yüzü artan yağışlarla güldü. Bölgedeki üreticiler, yağışlı havanın bir süre daha devam etmesini umut ediyor. Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Çullu, AA muhabirine, ülke genelinde yağışların istenen seviyede olmaması nedeniyle çiftçilerin endişelendiğini belirtti.Sonbaharda geciken yağışlarla çiftçilerin ekimi zamanında yapamadığını dile getiren Çullu, şöyle konuştu:'Tarımda su ve toprağın bir arada olması gerekiyor. Su olmadığı zaman büyük toprak yalnız başına bir işe yaramıyor. Ülkemizde olduğu gibi bölgemizde de zaman zaman kuraklık yaşanabiliyor. Bu kuraklık özellikle sulanmayan alanlarda kırsal bölgelerde verimi ciddi anlamda düşürüyor. 2014 yılında ciddi bir kuraklık yaşandı. O zaman tahıl üretiminde yaklaşık 5 milyon ton rekolte düşüklüğü yaşandı. 2020 yılında bereketli bir yıl yaşadık. Çiftçilerimiz nerdeyse dekar başına 200 kilogram fazla ürün aldı. Mutlu bir yıl yaşadılar. Fakat 2020 yılının sonlarına özellikle ekim zamanına geç yağışlarla girdik. Çiftçilerimiz de bu nedenle ekimi geç yapmak zorunda kaldı. Ekimden sonra uzun bir süre yağış düşmedi. Aralık ayı neredeyse yağışsız geçti ve çıkış yapan buğday, arpa ve mercimek bitkisi strese girmeye başladı. Bitkiyle birlikte çiftçilerimiz de strese girmeye başladı. Çiftçilerin talebi doğrultusunda Harran ve Suruç ovalarına sulama kanallarından su bırakılmaya başlandı. Neyse ki bitkiler büyük bir kayba uğramadan yağışlar geldi. Özellikle bir haftadır toprağa doyuracak kadar yağış düştü. Son günlerde bölgede yağan yağmur ve kar, buğday, arpa ve mercimek yanında fıstık bitkisi için de iyi bir yağış oldu. Yağmur ve kar yağışı çok iyi oldu, çiftçilerimiz derin bir nefes almış oldu.''Kuraklığa karşı tedbir almalıyız'Dünya'da kuraklık riskinin her zaman olacağını buna karşı tedbirli olunmasını gerektiğini vurgulayan Çullu, özellikle su kullanımı ve yönetiminin çok önemli olduğunu, bunun çok dikkatli yapılması gerektiğini ifade etti.Suyu düşünürken toprak kayıplarının da önüne geçilmesi gerektiğini belirten Çullu, 'Biz suyu düşünürken alttan topraklar alansal olarak daralıyor. Bunu da çok iyi yönetmemiz gerekiyor. Özellikle yöneticiler toprak ve suyla ilgili karar alırken çok hassas olmaları gerekiyor. Ne kadar toprağımızı korursak ve suyumuzu iyi yönetirsek bunun karşısında daha çok verim elde edebiliriz. Kuraklığa karşı tedbir almalıyız.' diye konuştu.'Yağışlar geciktiği için endişelendim'Viranşehir ilçesine bağlı Yayık Mahallesi'nde hububat üreten İbrahim Aydoğdu geçen yıl düzenli yağışlar nedeniyle bereketli bir yıl yaşadıklarını belirtti.Bu yıl yağışların geç düştüğünü belirten Aydoğdu, Bu yıl tarlama buğday ekimi yaptım. Yağışlar geciktiği için endişelendim. Ben ekinlerimin zarar görmemesi için tarlamı sulamaya başladım. Yağışlar geçte olsa yağmaya başladı. İnşallah iyiye gider ürünümüz verim kaybına uğramaz. İnşallah yağışlar bu yıl da iyi olur.' ifadelerini kullandı.
Reklam
Konya'daki "Süt Banyosu" Görüntülerine İlişkin İki Sanık 15'Er Yıla Kadar Hapis Cezası İstemiyle Yargılanacak
KONYA (AA) - MELİKE KESKİN - Konya'da çalıştıkları süt toplama merkezinde kazanda sütle banyo yapan ve bu anları görüntüleyerek sosyal medyada paylaşan tutuksuz 2 sanık hakkında hazırlanan iddianamede 'zehirli madde katma' suçundan 2'şer yıldan 15'er yıla kadar hapis cezası talep edildi.Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca, çalıştıkları süt toplama merkezindeki dezenfektan kazanına giren sanıkla, bu esnada video kaydı yaparak sosyal medya hesabından paylaşan sanık hakkında iddianame hazırlandı. Konya 5. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, tutuksuz yargılanacak iki sanık hakkında Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) ilgili maddesi gereğince 'İçilecek sulara veya yenilecek veya içilecek veya kullanılacak veya tüketilecek her çeşit besin veya şeylere zehir katarak veya başka suretlerle bunları bozarak kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye düşürmek' suçundan 2'şer yıldan 15'er yıla kadar hapis cezası istendi.İddianamede 'sanığın vücudunu sokup sütün içeriğini bozduğu' vurgusuSanık Emre S'nin vücudunu sokup sütün içeriğini bozduğuna işaret edilen iddianamede, şu tespitlere yer verildi:'Olay tarihinde şüpheli Uğur T'nin, Emre S'den süt kazanının içine girmesini istediği ve bu şekilde video çekeceğini söylediği, Emre S'nin kazan içine bir miktar sıcak su doldurduktan sonra bir miktar da iş yerinde bulunan sütten eklediği tespit edildi. Emre S'nin ardından üzerinde sadece iç çamaşırlarıyla kazana girdiği, bu esnada Uğur S'nin de video kaydı aldığı, Emre S'nin bir süre sonra kazandan çıkarak içindeki sıvıyı kazanın vanasını açmak suretiyle yere boşalttığı, Uğur S'nin çektiği görüntüleri 'TikTok' isimli sosyal medya platformunda paylaştığı anlaşılmaktadır.' Sanıkların, soruşturma aşamasında verdikleri beyanlarda eylemi 'şaka' amaçlı gerçekleştirdiklerini öne sürdükleri de iddianamede yer aldı. OlayMeram ilçesindeki süt toplama merkezinde çalışanlardan birinin kazana doldurulan sütle banyo yaptığı görüntülerin 26 Ekim 2020'de sosyal medyada paylaşılmasının ardından İl Tarım ve Orman Müdürlüğü yetkilileri, firmanın faaliyetine son vermiş ve idari para cezası uygulamıştı.Olaya ilişkin 5 Kasım'da gözaltına alınan şüpheliler, 6 Kasım'da çıkarıldıkları nöbetçi hakimlikçe cezaevine gönderilmiş, 11 Kasım'da da tahliye edilmişti.
Malatya'da Depremin İzleri Devletin Yardım Eliyle Siliniyor
MALATYA (AA) - VOLKAN KAŞİK - Merkez üssü Elazığ'ın Sivrice ilçesi merkezli 24 Ocak 2020'de meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki depremden etkilenen Malatya'da depremin izleri devletin yardım eliyle siliniyor.Sivrice merkezli depremde Malatya'nın Doğanyol, Pütürge ve Kale ilçeleri başta olmak üzere Battalgazi ve Yeşilyurt ilçeleri olumsuz etkilendi. Söz konusu ilçelerde bazı binalar yıkılırken çok sayıda bina da ağır hasar gördü.Depremin hemen ardından harekete geçen ve yardım faaliyetlerine başlayan ekipler devletin şefkatli elini depremzedelerin yanında hissetmesini sağladı.Malatya Valisi Aydın Baruş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, depremin Doğanyol ve Pütürge ilçeleri başta olmak üzere kent merkezinde de şiddetli hissedildiğini hatırlattı.Depremde 4'ü Malatya'dan olmak üzere 41 kişinin hayatını kaybettiğini anımsatan Baruş, ölenlere Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diledi.Vali Baruş, depremin hemen ardından harekete geçerek çalışmalara başladıklarını, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde devletin tüm organlarının vatandaşların yaralarını sarmak, ardından da depremzedeleri sağlıklı mekanlara kavuşturmak için hızla çalışma yaptığını söyledi.Aynı günün akşamı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın depremzedelerle bir araya geldiğini anımsatan Baruş, ertesi gün ise Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kente gelerek vatandaşların üzüntülerini paylaştığını ifade etti.Baruş, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatları doğrultusunda bir an önce harekete geçtiklerini ve vatandaşların günlük yaşamlarını devam ettirebileceği mekanlar sağlama konusunda çalışmalara hızla başladıklarını dile getirdi.Aydın Baruş, Malatya'da depremden etkilenen vatandaşlara acil yardım ulaştırdıklarını, bu kapsamda 4 bin 902 kişiye 28 milyon 153 bin lira nakdi, 3 milyon 169 bin lira ise eşya yardımı yapıldığını, 5 bin 341 çadır dağıtımının yapılarak kurulduğunu, 837 konteynerin yaşam yerlerine yakın bölgeye kurulduğunu ayrıca 7 bin 600 ısıtıcı, 7 bin 660 yatak ile 1180 hayvan çadırının dağıtıldığını aktardı.Ağır hasarlı 2 bin 205 bina yıkıldıÇevre ve Şehircilik Bakanlığı ekiplerinin 62 bin 31 binada yaptıkları incelemede 232 bin 3 bağımsız bölümde hasar tespit edildiğini, bunlardan 6 bin 368'inin ise ağır hasarlı konut olduğunu vurgulayan Baruş şunları kaydetti:'Bugüne kadar ağır hasar gören 2 bin 205 binayı yıktık, bağımsız bölüm bazında da 2 bin 894 bina yıktık. Yeşilyurt ilçemiz daha sonra afet kapsamına dahil edildiği için orada hak sahipliği çalışmaları henüz tamamlanmadı. Battalgazi, Kale, Doğanyol ve Pütürge ilçelerinde hak sahipliği işlemleri tamamlandı. Söz konusu 4 ilçemizden 4 bin 430 vatandaşımız 'Biz afet konutu talep ediyoruz' diye talep taahhüt belgelerini doldurdu. Bunlardan 2 bin 955 kişi hak sahipliği kazandı. Çünkü hak sahipliği konusunda müracaat eden herkes hak sahibi olamıyor, belirli şartları var. Örneğin üzerine birden fazla konut varsa aynı mahalde hak sahibi olamıyor veya kanuni mirasçısı olmadığı bir konutta oturuyorsa oradan hak sahibi olamıyor. Bugüne kadar 2 bin 955 vatandaşımız hak sahibi oldu bunlar özellikle Yeşilyurt ilçesinde devam ediyor. Bu sayının 3 bin 500'ü aşacağını düşünüyoruz.''517 konut hak sahiplerine teslim edildi'Depremzedelerin kalıcı yaşam mekanlarını oluşturmak için Çevre ve Şehircilik Bakanlığının TOKİ aracılığıyla deprem konutlarının yapımına süratle başladığını anlatan Baruş sözlerini şöyle sürdürdü:'Malatya'da şu ana kadar TOKİ tarafından ihale edilen 5 bin 24 konut var. Bunlardan 3 bin 815'inin yapımına başlandı. Kale'de 309, Pütürge ilçemizde ise 208 olmak üzere 517 konut hak sahiplerine teslim edildi. 678 konutun tesliminin de inşallah şubat ayı içerisinde tamamlanmasını umut ediyoruz. Şu anda doğal gaz bağlantı çalışmaları, çevre yollarını gibi işlemleri tamamlanıyor. İnşallah bu konutları vatandaşlarımıza kura usulü vereceğiz. Konutlarımın tamamına yakının haziran sonuna kadar vatandaşlarımıza teslim edilmesini planlıyoruz. Malatya'da yapılan deprem konutu sayısı 5 bini geçecek. Bu konutların yapımının tamamlanmasıyla vatandaşlarımızın sıkıntıları tamamen çözülmüş olacak.'Vali Baruş, konut yapımının zahmetli bir süreç olduğunu belirterek konutun tüm alt ve üstyapı, sosyal donatı alanları gibi detayları planlayarak çalışmaları yürüttüklerini sürecin hızlandırılması için ellerinden geleni yaptıklarını söyledi.'Devlet her zaman vatandaşlarımızın yanında'Malatya'da depremin yaralarının sarılması noktasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın büyük desteği olduğunu dile getiren Baruş, 'Yine sayın İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum'un büyük destekleri oldu, çalışmaları da yakından takip ediyorlar. Bu süreçte AFAD, Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü ve diğer yardımcı kuruluşlarıyla başta Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin büyük destekleri oldu. Bu çalışmaları hep birlikte koordine ederek el birliğiyle gerçekleştiriyoruz. Bu süreçten daha olumsuz bir durum yaşamadan güzel bir şekilde çıkacağız, vatandaşlarımız bundan emin olsun. Devlet her zaman, her sıkıntılarında vatandaşlarımızın yanında.'
Da Vinci'nin Başyapıtları "Mona Lisa" Ve "Son Akşam Yemeği" Senegal'e Geldi
DAKAR (AA) - Senegal'de, İtalyan sanatçı ve bilim adamı Leonardo da Vinci'nin ölümünün 500'üncü yılı dolayısıyla düzenlenen sergide, sanatçının dünyaca ünlü 17 başyapıtı, özel bir ışıklandırma ve dijital boyama tekniğiyle sanatseverlerle buluştu. İtalya'nın Dakar Büyükelçiliği ve İtalyan Kültür Merkezi organizasyonuyla hazırlanan 'Opera Omnia Leonardo' sergisi, başkent Dakar'daki Siyahi Medeniyetler Müzesi'nde (MCN), ziyaretçilerini bekliyor.Da Vinci'nin ölümünün 500'üncü yılı dolayısıyla Ocak 2019'da başlayan ve Çin'den Etiyopya'ya 15 ülke gezen serginin son durağı Dakar oldu. Aralarında Paris'teki Louvre Müzesi'nde sergilenen 'Mona Lisa' ve Milano'daki Santa Maria delle Grazie Manastırı'nda sergilenen 'Son akşam yemeği'nin de bulunduğu 17 eser, özel bir ışıklandırma ve dijital boyama tekniğiyle bire bir ölçü ve renklerde yeniden hayat buldu. 'Mona Lisa'nın orijinaline bakıyor hissi yaşıyorum'Serginin Dakar'daki küratörü Ousseynou Wade, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Da Vinci'nin dünyanın farklı şehirlerinde bulunan eserlerini dijital de olsa ilk kez yan yana sergileyebilmekten büyük mutluluk duyduklarını söyledi.Wade, kullanılan dijital tekniğin ziyaretçilere farklı bir deneyim sunduğunu belirterek 'Bu dijital boyama ve ışıklandırma sayesinde ziyaretçiler Son akşam yemeği tablosuna bakınca kendilerini Milano'da eserin orijinaline bakıyor gibi hissedecekler.' dedi.Sergiyi gezenlerden emekli finans uzmanı Mamadou Gueye, Paris'te öğrenciyken Louvre Müzesi'nde gördüğü Mona Lisa'yı yıllar sonra Dakar'da ziyaret edebildiği için şanslı olduğunu dile getirdi.Gueye, 'Louvre'da gördüğümden farklı değil. Mona Lisa'nın orijinaline bakıyor hissi yaşıyorum. Tüm detaylar bire bir yansıtılmış.' ifadesini kullandı. Opera Omnia Leonardo sergisi 28 Şubat'a kadar ziyaret edilebilecek.
Reklam