onedio
Doğu Anadolu'da Kar Yağışı Ve Soğuk Hava Yaşamı Olumsuz Etkiliyor
ERZURUM (AA) - Erzurum, Kars, Erzincan ve Ağrı'da kar yağışı ve soğuk hava yaşamı olumsuz etkiliyor. Gece saatlerinde yaşanan kar yağışıyla beyaza bürünen Erzurum'da, soğuk havanın etkisiyle çeşmeler ve şadırvanlar buz tuttu.Kar yağışının aralıklarla etkisini sürdürdüğü kentte, belediye ekipleri yollarda buz ve kar temizleme çalışması yürütüyor.KarsKars'ta gece saatlerinde başlayan ve aralıklarla devam eden kar yağışı yaşamı zorlaştırıyor.Belediye ekiplerinin, il merkezinde biriken karları kamyonlarla şehir dışına taşıdığı kentte, vatandaşlar da sokak hayvanları için bazı noktalara yiyecek bıraktı.Kar yağışı aralıklarla etkisini sürdürüyor. AğrıAğrı'da ise kar yağışı ve tipi etkili oldu.Karayolları 123. Şube Şefliği ekipleri, ulaşımda aksamalar yaşanmaması için sorumluluk alanlarındaki yollarda karla mücadele çalışması başlattı. Belediye ekipleri de tipi nedeniyle karla kaplı cadde ve sokakları temizledi.ErzincanErzincan'da da iki gündür etkili olan kar yağışı hayatı olumsuz etkiliyor. Karayolları ekiplerince Erzincan-Erzurum, Erzincan-Sivas ve Erzincan-Gümüşhane kara yollarında başlatılan tuzlama ve kar küreme çalışmaları devam ediyor.Erzincan Belediyesi ekipleri de kaldırım ve yollarda tuzlama ve kar temizleme çalışması yürütüyor.Beyaz örtüye bürünen park ve bahçelerde güzel manzaralar oluştu.
Sütaş'ın Bingöl'deki Yatırımıyla Bölgeye Yaklaşık 3 Milyar Liralık Ekonomik Katkı Sağlanacak
BİNGÖL (AA) - SÜTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz, SÜTAŞ Doğu-Güneydoğu Anadolu Sütçülük Projesi ile Bingöl ve çevre illerine yaklaşık 3 milyar liralık ekonomik katkı sağlanacağını belirtti.SÜTAŞ'ın, Karacabey, Aksaray ve Tire'den sonra, 4. entegre tesisi olan 'SÜTAŞ Doğu-Güneydoğu Anadolu Sütçülük Projesi Bingöl Entegre Teknik Hayvancılık ve İmalat Sanayi Yatırımı' hızla ilerliyor.Bahar aylarında tamamlanması beklenen yatırımın Bingöl ile çevresine ekonomik ve sosyal etkilerini içeren 'Bölgesel Etki Analiz Raporu' Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank'ın katılımıyla dün kamuoyuyla paylaşıldı. Yatırımın Bingöl ve çevresine olan etkilerini geniş bir şekilde inceleyen raporda, SÜTAŞ yatırımının, bölgesel bir kalkınma projesi niteliğinde olduğu ve Bingöl'ün Türkiye'nin önde gelen bitkisel yem üretimi ve hayvancılık cazibe merkezlerinden biri haline geleceği belirtildi.Kişi başına düşen gelir yüzde 40 artacakRaporda, SÜTAŞ'ın faaliyetlerine başlamasıyla bölgede üretim teknolojisinde değişim, işsizliğin azalması, iş gücü niteliğinde gelişim, hane gelirlerinde artış, dışarıya göçün durması, hatta nitelikli nüfusun geriye dönmesi, gelir dağılımında dengelenme ve sosyal ve kültürel dönüşümün hızlanması gibi bölgeyi önemli ölçüde değiştirecek gelişmeler beklendiği kaydedildi.Yatırım ile 2033 yılında Bingöl'ün gayri safi yurt içi hasılasının (GSYH) yüzde 61'ine denk gelen 1,3 milyar dolarlık kısmının, SÜTAŞ’ın doğrudan ve dolaylı etkileri sayesinde oluşacak. Ayrıca yatırım ile 2033 yılında kişi başına düşen gelirin yüzde 40 artacağı vurgulandı.Bingöl'den çevreye yayılan etkiBingöl ve çevresindeki altı ilde tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin gelişmesinde önemli rol oynayacak yatırımın, tarım ve hayvancılığın yanı sıra, makine ekipman üretimi, ambalaj malzemeleri üretimi, inşaat, lojistik, tarımsal teknolojiler ve destek hizmetleri gibi çok değişik alanlardaki faaliyetleri harekete geçireceği öngörülüyor.SÜTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz, sütçülük etrafında oluşan değer zincirinin birçok sektörü harekete geçiren bir iş olduğunu söyledi.SÜTAŞ'ın, sütçülüğe odaklanarak bu alanda uzmanlaşıp büyürken, 'çiftlikten sofralara' güçlü bir tedarik zinciri yapısına ulaştığını, ayrıca gıda güvenliği ve güvenilirliği bakımından çağın beklentilerini karşılayabilen bir örnek haline geldiğini vurgulayan Yılmaz, Bingöl tesislerindeki süt ürünleri fabrikasının günde bin ton kapasite ile çalışacağını belirtti.Tesisin tam kapasite ile çalıştığında bölgede yıllık 1 milyar 22 milyon lira süt hasılası sağlanacağını, projenin yılda 1 milyar 554 milyon lira hayvancılık hasılası ve yem üretimleriyle 905 milyon lira bitkisel üretim hasılası oluşturması hedeflendiğini anlatan Yılmaz, personel ücretleri, taşıma, dağıtım giderleri ve diğer mal hizmet alımlarıyla beraber SÜTAŞ yatırımının bölgede yaratacağı doğrudan ekonomik faaliyetin toplamının yıllık 2 milyar 945 milyon lira olmasının beklendiğini kaydetti.'Sütçülük toplumsal refaha katkıda bulunan, bereketli bir faaliyettir'Süt ve sütçülüğün bölgesel kalkınma projesini tetikleyebileceğine ve büyük bir dönüşüm sağlayabileceğine inandıklarını dile getiren Yılmaz, sütçülüğün çok çeşitli sektörler üzerinde ekonomik etkileri ve kapsayıcı yönü çok güçlü olan ekonomik faaliyet olduğunu bildirdi.Sütün çiftlikten sofralara ulaştırıldığı sürecin bütününün tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinde birçok farklı alt sektörü harekete geçirdiğini, kırsal üretimi destekleyerek kentten göçü önlediğini ve milyonlarca insana istihdam yarattığını ifade eden Yılmaz, şöyle dedi:'Çiftlikten sofralara kadar güçlü bir tedarik zinciri oluşturan sütçülük yüksek bir katma değer yaratan, toplumsal refaha katkıda bulunan, bereketli ve kapsayıcı bir faaliyettir. Yaratılan gelirin toplumun değişik kesimleri tarafından bölüşüldüğü, örnek bir gelir dağılımı etkisi yaratmakta olduğu da ayrıca kaydedilmeli. Refahın geniş kitlelere yayılmasına imkan sağlayan bir meslektir. Tarım ve sanayi bunların arasında yarattığı etkileşim ve dönüştürücü etkisinin yanı sıra sütçülük sürekli ve düzenli gelir sağlayarak ve ayrıca kadınların ekonomik hayata daha fazla katılmalarına imkan yaratarak sosyal açıdan da önemli bir etki oluşturmaktadır.'SÜTAŞ'ın bitkisel üretimden başlayarak gübre ve enerji üretimine kadar uzanan iş modelinin çevresel, sosyal, ekonomik ve kurumsal boyutlarıyla özgür bir sürdürülebilirlik modeli oluşturduğuna dikkati çeken Yılmaz, SÜTAŞ'ın sütçülüğe odaklanıp bu alanda uzmanlaşıp büyürken çiftlikten sofralara güçlü bir tedarik zinciri yapısına ulaştığını dile getirdi.Yılmaz, konuşmasına şöyle devam etti:'Pandemi dönemi ile bu modelin önemi bir kez daha ortaya çıktı. İnsanlar güvenilir gıdaya olan ihtiyaçlarını bu dönemde bir kez daha kuvvetlice hissettiler. Ayrıca tedarik zinciri güvencesinin önemi de tekrar fark edildi. Çiftlikten sofralara modelimizle böyle bir avantaja sahibiz. Bu iş modelimizle hem tedarik güvencesi hem de tüketicilerimizin beklediği gıda güvencesi sağlanmış olmaktadır. Ekonomik ve sosyal etkileriyle de bu model kapsayıcı bir dengesel kalkınma modeli yükümlülüğündedir.' Bingöl'deki tesiste 10 bin baş kapasiteli Damızlık Süt Sığırı Çiftlikleri, 7 bin 100 baş kapasiteli Düve Yetiştirme Çiftliği ve 5 bin baş kapasiteli Besi Çiftliğinin yer alacağını anlatan Yılmaz, süt hayvancılığı eğitim merkezi ve çiftliği ile teşhis ve sağlık laboratuvarları, hayvancılık Ar-Ge merkezi, hayvan sağlığı merkezi ve nesil ıslahı merkezi gibi birçok bölgeye ve Türk hayvancılığına önemli katkılar sağlayacak yatırımların bu kampüs içerisinde gerçekleştirileceğine dikkati çekti.Yem fabrikasının günde bin ton sütün ihtiyacı olan 600 ton yem üretimi yapan kapasitede planlandığını aktaran Yılmaz, 'Bin ton sütün üretildiği süt fabrikamız, hem çiftliklerin hem de fabrikamızın atıklarını işleyerek biyogaz, biyogazdan da elektrik üreten tesislerimiz, organik mineral gübre haline getirilerek bu bölgenin topraklarını zenginleştirmek için kullanılacak.' ifadesini kullandı.'Tesiste 1012 kişiye doğrudan istihdam sağlıyoruz'Yem merkezi ve damızlık düve barınaklarının tamamlandığını bildiren Yılmaz, bunlarda 3 bin 667 büyükbaş hayvanın bulunduğunu ifade etti. Süt üretimlerine de başlandığını belirten Yılmaz, şunları kaydetti:'Tesiste 1012 kişiye doğrudan istihdam sağlıyoruz. Şimdiden 168 kişi çalışmaya başladı. Bunların yüzde 95'i Bingöl ve çevre illerden. 8 yıldan beri Bingöllü gençler bu iş için hazırlandılar, şimdi kendi projelerine, memleketlerine, işlerinin başına döndüler. Bu tesisin, bu yatırımın toplam değeri 1 milyar 115 milyon lira. Sözleşmeli üretimle yavaş yavaş bitkisel üretim başladı. 4,3 milyon lira sadece geçen yıl deneme üretimi kapsamında yapılan sözleşmeli üretimlerin yarattığı bir gelir var. Gübre başlayınca elektrik üretimi de yavaş yavaş başladı. İnşallah nisan ayından itibaren süt fabrikası, mayıs ayından itibaren de yem fabrikası üretime başlamış olacak ve tesislerimiz mayıs ayının ikinci yarısından itibaren açılmaya hazır hale getirilecek.''Bölgede yaratacağı doğrudan ekonomik faaliyet 3 milyar liradır'Yatırımla Bingöl ve çevre illerine ciddi ekonomik katkı sağlanacağına dikkati çeken Yılmaz, konuşmasını şöyle tamamladı:'Günde bin ton süt dediğimize göre 43 bin sağmal hayvan gerekiyor. Bunu yavrularıyla erkekleriyle 94 bin 600 baş hayvan varlığına vesile olması gerekiyor. Bu maddi olarak çok büyük bir maddi varlık oluşturuyor, bölgede hiç olmayan bir zenginlik, mal varlığı oluşmuş oluyor. Bin ton süt üretiminin günlük 2,8 milyon lira, yıllık da bir milyar 22 milyon lira hasılat oluşturacak. Günde 2,8 milyon lira bu bölgenin üreticisine gelir sağlayacak. Burada 11 bin baş erkek buzağı satışı gerçekleşecek. Bunları büyüten besiciler de 8 bin ton karkas et elde edecekler. Süt üretiminin hasılatı, besi hasılatı, reforme hayvan hasılatı satışı, gebe düve satışı gibi hepsini topladığımızda bir milyar 554 milyon lira sadece hayvancılıktan bir hasılat elde edileceğini görüyoruz. Bu bölge için olmayan bir şey. Bu yatırımın bölgede yaratacağı doğrudan ekonomik faaliyetin toplamı aşağı yukarı 3 milyar liradır.'
İstanbul'da Sahte Evrak Operasyonunda Gözaltına Alınan Şüpheli Tutuklandı
İSTANBUL (AA) - İstanbul'da sahte nüfus cüzdanı, sürücü ve ikametgah belgeleri düzenlediği gerekçesiyle gözaltına alınan şüpheli tutuklandı.İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Avcılar'da, E.D. isimli bir kişinin, kendisiyle irtibata geçenlere sahte evrak düzenlediği bilgisi üzerine çalışma başlattı.Jandarma, çalışma kapsamında E.D'nin ikametine baskın düzenledi.Adreste bulunan şüpheli gözaltına alınırken, evde yapılan aramada 2 bin eski tip nüfus cüzdanı, 2 bin eski tip sürücü belgesi, İçişleri Bakanlığı ikamet izin belgesi, kaplama makinesi, bilgisayar, soğuk damga makinesi ve kimlik kesme makinesi ele geçirildi.Jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüpheli tutuklandı.
Mehmetçik, Tunceli'de 2020'De Düzenlediği 826 Operasyonla Teröristlere Göz Açtırmadı
TUNCELİ (AA) - SİDAR CAN EREN - Tunceli'de güvenlik güçlerince terör örgütlerine yönelik geçen yıl düzenlenen operasyonlarda, aralarında kırmızı, turuncu ve gri kategoride arananların da bulunduğu 27 örgüt mensubu ölü ele geçirildi, 2 terörist ise yurt dışına kaçmaya çalışırken yakalandı.Tunceli Jandarma Bölge Komutanlığı organizesinde Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde çalışmalarını yürüten İl Jandarma Komutanlığı timleri, ülkenin barış ve huzur ortamını bozmayı hedefleyen, çocuk, genç ve yaşlı ayırt etmeksizin saldırılar düzenleyen terör örgütleri PKK/KCK ve TKP-ML/TİKKO'ya kentte adeta göz açtırmıyor.Kentte 2020'nin ilk günlerinde başlayan ve gece gündüz arazide kalarak terör örgütü mensuplarının peşine düşen güvenlik güçleri, geçen yıl örgüte yönelik çok sayıda operasyon düzenledi.Teröristlerin geçmişte terör eylemleri yapmanın yanı sıra üslenme, barınma ve eğitim amacıyla tutunmaya çalıştığı kentte, silahlı insansız hava aracı (SİHA), insansız hava aracı (İHA) ve helikopter ile uçakların da zaman zaman destek verdiği başarılı operasyonlarda, terör örgütü hem eleman kaybı hem de lojistik açıdan büyük zarara uğradı.AA muhabirinin, derlediği bilgilere göre, Tunceli'de 2020'de güvenlik güçlerince terör örgütü mensuplarını etkisiz hale getirmek, kış üslenmesi hazırlıklarını bertaraf etmek, hareket kabiliyetlerini kısıtlayarak yaşam koşullarını zorlaştırmak ve teröristlerin bölgeler arası geçişlerini engellemek amacıyla 826 operasyon düzenlendi.Zorlu arazi ve iklim koşullarına rağmen başarıyla gerçekleştirilen operasyonlara toplam 2 bin 265 tim ve 34 bin 6 personel katıldı.Operasyonlarda, İçişleri Bakanlığının Terörden Arananlar Listesi'nde 3'ü kırmızı, 5'i turuncu ve 6'sı gri kategoride olmak üzere toplam 27 teröristi ölü ele geçiren güvenlik güçleri, bunlardan 8'inin TKP-ML/TİKKO, 19'unun ise PKK/KCK mensubu olduğunu tespit etti.'Kırmızı' kategoride aranan teröristler etkisiz hale getirildiGeçen yılki Yıldırım-4 Munzur-Kutu Operasyonu kapsamında 12 Kasım'da Ahpanos Vadisi Kurt Deresi bölgesinde etkisiz hale getirilen 2 teröristten birinin 'kırmızı' kategoride bulunan terör örgütü PKK/KCK'nın sözde Dersim Saha Sorumlusu 'Yılmaz' kod adlı İsmail Sürgeç olduğu belirlendi.Bu teröristin, Haziran 2019'da Tunceli Aşağıtorunoba köyünde bir askerin şehit edilmesi ile bir askerin yaralanması eylemini bizzat gerçekleştirdiği, bölgede birçok eylemi planlayarak talimatını verdiği ortaya çıktı.Ovacık ilçesi Büyükköy kırsalında 9 Eylül 2020'de düzenlenen operasyonda ise etkisiz hale getirilen 2 örgüt mensubundan birinin 'kırmızı' kategorideki terör örgütü TKP-ML/TİKKO'nun sözde siyasi komiseri 'Nubar' kod adlı Erol Volkan İldem olduğu tespit edildi.Büyükköy kırsalı Hacıpirim bölgesinde 4 Eylül 2020'de düzenlenen Yıldırım-4 Munzur-Kutu Operasyonu'nda etkisiz hale getirilen 2 teröristten birinin 'kırmızı' kategorideki terör örgütü TKP-ML/TİKKO'nun sözde grup sorumlusu 'Özgür' kod adlı Ali Kemal Yılmaz olduğu saptandı. Teröristin, 2013'te Tunceli'de bir baz istasyonunun tahrip edilmesi ile 2016'da Tunceli Çiçekli-Hozat kara yolunda yol kesme olayına karıştığı belirlendi.Geçen yıl yürütülen diğer operasyonlarda ise 'turuncu' kategoride yer alan terör örgütü PKK/KCK'nın sözde saha doktoru 'Doktor Deniz' kod adlı Sadık Akmaz, aynı örgütün sözde cephe sorumlusu 'Rezzan' kod adlı Ömer Duran, sözde alan komutanı 'Savaş' kod adlı Yahya Atmaca, 'gri' listedeki sözde grup sorumlusu 'Mahsum' kod adlı Mehmet Fatih Demir, sabotajcı 'Jiyanda' kod adlı Lale Acar, örgüt mensubu 'Argeş' kod adlı Osman İşleyen, sözde tim komutanı 'Sefkan Mardin' kod adlı Ferhat Ateş'in yanı sıra terör örgütü TKP-ML/TİKKO üyeleri 'Şerzan' kod adlı Hasan Ataş, 'Asmin' kod adlı Gökçe Kurban ile aynı örgüt mensubu 'Roza' kod adlı Fadime Çakıl etkisiz hale getirildi.512 sığınak ve mağara imha edildiOperasyonlar sırasında terör örgütü mensuplarınca kullanılan barınma ve üslenme bölgesi olan 512 sığınak ve mağarayı kullanılamaz hale getiren güvenlik güçleri, teröristlere ait 23 kalaşnikof piyade tüfeği, 6 M-16 piyade tüfeği, 20 el bombası, bir tabanca, yüklü miktarda yaşam malzemesi ile örgütsel doküman ele geçirdi.Güvenlik güçleri, teröristlerce araziye tuzaklanmış bulunan 126 el yapımı patlayıcı ile terör örgütü tarafından eylemlerde kullanılmak üzere gizlenmiş 320 kilogram patlayıcı maddeyi de imha etti.
Fransa'da Binada Çıkan Yangında Aile Fertlerini Kaybeden Türkler Adalet Bekliyor
PARİS (AA) - YUSUF ÖZCAN - Fransa'nın Mulhouse kentinde binada çıkan yangında fertlerini kaybeden Ertunç ve Aksu aileleri, yaklaşık 3,5 yılın ardından adaletin sağlanmasını istiyor. Mulhouse'un Bourtzwiller Mahallesi'nde Ertunç ve Aksu ailelerinin kaldığı bina, 1 Ekim 2017'de Fransız vatandaşı Aurelien Roellinger tarafından kundaklandı.Yangında ağır yaralanan Oğuzhan Aksu, 5 ve 7 yaşlarındaki 2 çocuğunu kaybetti.İsmail Ertunç ise eşini ve kız çocuğunu kaybetti, yaralanan oğlu Eyüp Ertunç'un da gözünde kalıcı hasar oluştu.Yangından hemen sonra yakalanarak gözaltına alınan Roellinger'in ilk sorgusundan sonra hakkında adli soruşturma açıldı ve ardından tutuklu yargılanmasına karar verildi.Yangın sonrası Mulhouse ve çevresinde yaşayan Türkler büyük tepki gösterdi.Davaya ilişkin duruşmalar 1 Şubat'ta başlayacak ve mahkemenin 5 Şubat'ta kararını açıklaması bekleniyor.Ertunç ve Aksu ailelerin avukatlığını yapan Gülcan Yasin, 1 Ekim 2017 gecesinin Roellinger'in binanın giriş katındaki bebek arabasını ateşe verdiğini, yangının binaya sıçradığını, çıkan yangında 4'ü Türk ve 2'si Cezayirli 6 kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. Zanlının başta suçu kabul etmediğini ve sonrasında itiraf ettiğini aktaran Yasin, 3,5 yıl süren soruşturmanın tamamlandığını ve Colmar Ağır Ceza Mahkemesi'nde 5 gün sürecek duruşmaların 1 Şubat'ta başlayacağını kaydetti.'Ailelerin yaşadığı travma ve acıların dinmesi için adalet bekliyorum'Yasin, 'Mahkemeden beklediğim şu, (zanlının) en ağır hapis cezasını almasını bekliyorum.' dedi. Fransız kanunlarına göre bu tür suçların cezasının ömür boyu hapis olduğunu ve mahkemeden bu kararın çıkmasını beklediğini kaydeden Yasin, şöyle devam etti: 'Ailelerin yaşadığı travma ve acıların dinmesi için adalet bekliyorum. Verilecek kararın, mağdurları ruhsal olarak onarmasını istiyorum. Çünkü çok acı çektiler ve 3,5 yıldır bir anne, baba, kardeş ve çocuk bu davayı bekliyor. (Mağdurların) Normal hayatlarına başlayabilmeleri için (zanlının) en ağır ceza alması için mücadele edeceğim.' Adaletin sağlanmasının yaşanan acıyı dindirebileceğini vurgulayan Yasin, Mulhouse'da yaşayanların bu olaydan etkilendiğini söyledi. Yasin, Fransız yetkililerin psikolojik destek sağlamamasından dolayı söz konusu ailelerin üzüntü duyduğunu belirtti.'Acılarımı hala yaşıyorum'İsmail Ertunç da 'Adalet istiyorum. Zanlı ne kadar ceza alır bilmiyorum, yargının işine karışamam. Acılarımı hala yaşıyorum. 3,5 yıl geçtikten sonra sanki o günü dünkü gibi yaşıyorum.' dedi. Çektiği acının kelimelerle ifade edilemeyeceğini kaydeden Ertunç, 'Her gün oğlumu görüyorum karşımda. Bazı konularda hayal kurmuştuk. Elmanın yarısı yok, hayata devam ediyorum.' ifadesini kullandı. Oğuzhan Aksu ise yaşadıkları şeyler için üzgün olduklarını belirterek, şunları söyledi: 'Duruşma yaklaştıkça bu acıyı biraz daha hissediyoruz. Sonunda (zanlının) hak ettiği cezayı almasını diliyoruz. Ne ceza alırsa alsın kayıplarımızı getirmeyecek ama en ağır cezayı alması durumunda acımız biraz hafifleyecek gibi.'1 Ekim 2017'de saat 00.00'a yaklaştığında yangını başlatan kişinin yangını haber vermek için kapısına vurduğunu ifade eden Aksu, o an panikle dışarıya çıkmaya çalıştıklarını, bir kucağında 7 yaşındaki kızı diğerinde 5 yaşındaki oğlu bulunduğunu söyledi. Aksu, merdiven boşluğundan dışarı çıkmaya çalıştıklarını ancak dumandan çıkışı göremediklerini ve bodrum katına indiklerini aktardı.Oğuzhan Aksu, 'Ondan sonra oradan çıkamadık. Beni de İsmail (Ertunç) kurtardı. Ben de düşmüştüm orada.' dedi. İsmail Ertunç'un 11 yaşındaki oğlu Eyüp Ertunç da o geceye ilişkin, 'Çok bir şey hatırlamıyorum. Tek hatırladığım şey ambulansın arkasındaydım.' ifadesini kullandı.Ertunç, yangında kendisinin de yaralandığını aktararak, 'Bazen annemin ve ablamın hayalini kuruyorum. Şimdi kendimi daha iyi hissediyorum. Hayal kurmayı bıraktım.' diye konuştu.
Reklam
Hizan'da Karla Kaplanan Taş Evler Güzel Görüntülere Sahne Oluyor
BİTLİS (AA) - Bitlis'in Hizan ilçesinde yüksek dağların yamaçlarında ve derin vadilerde, art arda sıralanmış taş evler, karla kaplanan görüntüleriyle ziyaretçilerini büyülüyor. Bozulmamış doğası, tarihi dokusu, asırlık taş evleriyle yılın her döneminde yerli ve yabancı turistlerden ilgi gören Hizan, kışın da fotoğraf tutkunlarının tercih ettiği yerlerin başında geliyor.Her mevsim farklı güzelliğe bürünüp doğayla bütünleşen taş evler, ilçede etkili olan kar yağışının ardından eşsiz manzaraya sahip oluyor.Birçok ilden Hazan'a gelen doğaseverler, bölgenin doğallığını ve taş evlerin masalsı güzelliğini fotoğraf karelerine yansıtıyor. İstanbul'dan Hizan'a gelen fotoğraf sanatçısı Hasan İlkay Özduman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, internetten fotoğraflarını incelediği Hizan'ın doğal yapısından etkilendiğini söyledi.Özduman, kış fotoğrafı çekmek için arkadaşlarıyla buraya geldiğini belirterek 'İki gündür bölgedeyiz. Buradaki manzaraya hayran kaldık. Gün batımında bir köyde çekim yaptık. Buralar sonbaharda da çok güzel manzaralar verecek bir coğrafya. Bitlis'in köyleri keşfedilmesi gereken yerler. Fotoğraf sanatçısı olarak neredeyse tüm illeri gezdim. Bitlis'te çok fazla bakir yer var. Bazı köylere hiç fotoğrafçı girmemiş. Sürekli gelmeyi düşünüyorum. Herkese de tavsiye ederim. Kar yağışıyla köyler masallardaki güzelliklere bürünmüş.' değerlendirmesinde bulundu.Köylerde fotoğraf çekmekten büyük keyif aldığını dile getiren Özduman, buradaki evlerin düzenli konumlandırılmasının eşsiz manzaralar oluşturduğunu ifade etti.
Reklam
Diyanet Çevrim İçi Etkinliklerle Yaklaşık 3 Milyon Kişiye Aile Eğitimleri Verdi
ANKARA (AA) - SEFA ŞAHİN - Diyanet İşleri Başkanlığı, 'Pandemi Sürecinde Aile Eğitimleri Projesi' kapsamındaki çevrim içi etkinliklerle 2 milyon 864 bin 454 kişiye aile eğitimleri verdi. Aile ve Dini Rehberlik Daire Başkanlığı tarafından yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinde aileye yönelik eğitimlerin verimli olması ve bir standardın oluşturulması amacıyla 17-19 Ağustos 2020'de, çevrim içi eğitim tecrübesi olan 12 ilin katıldığı 'Pandemi Sürecinde Aileye Yönelik Hizmetler Bağlamında Yeni Perspektifler Çalıştayı' düzenlendi.Çalıştayda bu alanda bir proje uygulamanın faydalı olacağı konusunda tavsiye kararı alınmasının ardından salgın sürecinin sağlıkla atlatılabilmesi ve aileyi ayakta tutan değerlerin canlı tutulabilmesini sağlamak amacıyla Din Hizmetleri Genel Müdürlüğünce 'Pandemi Sürecinde Aile Eğitimleri Projesi' uygulanması kabul edildi.Bu kapsamda 12 Ekim 2020-31 Aralık 2021 arasında 3 aylık periyot halinde beş dönemden oluşan eğitimleri yapılması kararlaştırıldı. Ardından eylül-aralık aylarındaki birinci dönemde 'Aile' ile 'Aile ve Sosyal Hayat' ana başlıklarında 12 haftada 24 program düzenlendi.'Konular moderatör eşliğinde, bir konuşmacının katılımıyla anlatılıyor'Diyanet İşleri Başkanlığı Aile ve Dini Rehberlik Daire Başkanı Sema Yiğit, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Aile ve Dini Rehberlik Büroları (ADRB) tarafından yapılan çalışmaların Kovid-19 salgını sürecinde çevrim içi ortama taşındığını belirtti.Bu kapsamda salgın sürecinde ailelere yönelik eğitimlerin haftalık olarak belirlendiğini ve konuların moderatör eşliğinde bir konuşmacının katılımıyla anlatıldığını aktaran Yiğit, 'Konular belirlenirken daha ziyade evlerde geçirilen vakitlerin daha nitelikli ve sağlıklı olarak geçirilmesi ve bunun bir artı değer haline dönüştürülmesini hedef aldık. Özellikle modern hayatın getirmiş olduğu bir sonuç olarak aile fertlerinin birbirleriyle bir araya gelememesi ve birlikte zaman geçirememesi neticesinde yaşanan birtakım sorunlar vardı. Aslında Kovid-19 süreci bu durumu tam tersine çevirmiş oldu.' diye konuştu.'Proje sadece 81 il merkezinde uygulandı'Yiğit, salgını sürecinde sağlık konusunun ön plana çıktığına işaret ederek şunları kaydetti:'Proje sadece 81 il merkezinde uygulandı, ilçelerde uygulanmadı. 81 ildeki 24 programın toplam katılım ve izlenme sayısı 2 milyon 864 bin 454. Bu, yaklaşık 3 milyon insana ulaştığımız anlamına geliyor. Çünkü sonrasında bunlar kayıt olarak hesaplarda tutuluyor ve görüntüleme oranlarıyla da belki süreç içerisinde 3 milyonun üzerine çıkacak. Yoğun katılımın olduğu iller arasında Antalya, Tokat ön plana çıktı. Tabii Ankara ve İstanbul her zaman potansiyeli yüksek olan iller ama bu süreç içerisinde gördük ki diğer illerimizde de bu konu ciddiye alındı.'Çevrim içi düzenlenen etkinliklerin başarı oranının, takipçi sayısına göre ölçüldüğüne dikkati çeken Yiğit, 'Halkımızdan talebimiz bu hesaplarımızın takibe alınması, yapılan programlara ilgi gösterilmesi konusunda olacak. Özellikle sosyal medya hesaplarından 'Diyanet' ve bulundukları ilin ismi artı 'ADRB' olarak hesapları ararlarsa bu hesaplara ulaşıp programlarımızı takip edebilirler.' dedi.İlk dönem işlenen konularBirinci dönem yapılan eğitimlerde 'Aile' ana başlığında 'Aileyi Ayakta Tutan Değerler', 'Kur'an ve Sünnet Perspektifinde Ailede İletişim', 'Ailede Sorumluluk Bilinci', 'Bedenimiz Emanettir (Beden Sağlığını Koruma Sorumluluğu)', 'Kur'an-ı Kerim'de Baba Örnekleri', 'Hikmet ve Tecrübeleriyle Büyüklerimiz', 'Aile Bireylerinin Şiddetten Korunması 1 (Dini Referanslar)', 'Aile Bütünlüğünü Korumak', 'Boşanma Sürecinde Manevi Destek', 'Bağımlılıktan Korunmada Manevi Değerlerin Önemi', 'Ailede Mahremiyet' ve 'Ailede Zaman Bilinci' konuları ele alındı.'Aile ve Sosyal Hayat' ana başlığında ise 'Süper Annelik Sendromu', 'Ailede İletişim', 'Çocuklarda Başarı Algımız (Ailelerin Çocukları Üzerindeki Akademik Başarı Baskısı)', 'Hastalıklardan Korunmada Sağlıklı Beslenmenin Önemi', 'Çocuğun Kişilik Gelişiminde Babanın Rolü', 'Yaşlılık Psikolojisi ve Yaşlılarla İletişim', 'Aile Bireylerinin Şiddetten Korunması 1 (Hukuki Boyut)', 'Ailede Kriz Yönetimi', 'Boşanmada Süreç Yönetimi', 'Ailede Gencin Konumu (Çocuk mu Yetişkin mi?)' 'Pandemi Sürecinde Çocukların Ruh Sağlığını Koruma' ile 'Bilinçli Teknoloji Kullanımı' işlendi.Müftülüklerin çevrim içi programlarının yoğunluğu nedeniyle 4 Ocak'ta başlayan, haftada bir eğitimlerin yapıldığı ikinci dönem eğitimlerinde ise 'Zor Zamanlardan Güçlenerek Çıkmak (Pandemi döneminde yaşanan zorlukları fırsata dönüştürüp bireyin psikolojisini ve aile bağlarını güçlendirme yolları)', 'Kul Hakkı: Salgın Tedbirlerine Uymak', 'Salgın Sürecinde Aşırılıktan Kaçınmak (Temizlik ve alınacak tedbirler konusunda ölçülü olmak)', 'Ailede Tasarruf Bilinci (İsraftan kaçınmak)', 'Ümidi Kaybetmemek (Hastalıklardan, yaşanılan kayıplardan sonra hayata küsmemek, yas sürecini yönetebilmek)' ve 'Ailede Manevi Eğitim Fırsatı: Üç Aylar' konuları ele alınıyor.
Filyasyon Ekiplerinin Dağ Köyünde Ulaşıp Aşı Yaptığı Selim Dede Gözyaşlarını Tutamadı
KIRKLARELİ (AA) - ÖZGÜN TİRAN - UFUK ERTOP - Kırklareli'nde filyasyon ekipleri olumsuz hava koşullarına rağmen en ücra köşelere giderek yeni tip koronavirüs (Kovid-19) hastalarını tespit ediyor, yaşlılara CoronaVac aşısı yapıyor. Kırklareli İl Sağlık Müdürlüğü Sağlıklı Yaşam Merkezi'nde görevli ebe Dilber Aktürk, paramedik Tuğçe Balcı ve anestezi uzmanı Hamza Çapar, gece gündüz demeden görev yapan sağlık çalışanlarından sadece birkaçı.Ekip, bir süre önce kar yağışı ve olumsuz hava koşullarından etkilenen yollardan giderek köylere ulaşıyor. Planlamaya göre yaşlı vatandaşlara CoronaVac aşısı yapan ekip, gerekli görülen vatandaşlara ise PCR tarama testi uyguluyor.Bazen kara saplanan araçlarını kurtarmak, bazen araçlarına zincir takmak için çaba harcayan ekip, telefonların çekmediği bazı köy yollarında saplandıkları kar yığınından kurtarılmak için bekliyor.Zorlu kış şartlarında aracın gitmediği bazı evlere yaya ilerlemek zorunda kalan ekip, tüm zorluklara rağmen vatandaşlara hizmet sunmaya gayret gösteriyor.Gözyaşlarına hakim olamadıKar yağışının yoğun olduğu Dereköy'e ulaşan ekip, ilk olarak 90 yaşındaki Selim Böcükler'e evinde aşı yaptı.Selim dedenin karlı ve soğuk bir günde evine gelerek aşı yapan sağlık personelinin karşısında kendini mahcup hissederek ağlaması, filyasyon ekibini duygulandırdı.Böcükler, sağlık ekibine teşekkür ederek 'Geçmişte çok zorluklar çekmiştim. Şimdi sağlık ekipleri evime hizmet getirince mahcubiyet duyarak gözyaşlarıma hakim olamadım. Tedavim için uğraşan sağlık ekibine teşekkür ederim. Allah devletimizden razı olsun.' dedi.Sağlık ekipleri, Böcükler'in elini öperek teselli etti.Ebe Dilber Aktürk Göktürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mobil ekip olarak her gün kar, kış, yağmur, çamur, soğuk demeden köylere giderek vatandaşlara hizmet vermeye çalıştıklarını söyledi.Yaklaşık 10 aydır virüsle mücadele ettiklerini anlatan Göktürk, 'Halimizden ve çalışmalar şartlarımızdan hiçbir zaman şikayet etmedik, tam tersine bu mücadelede etkin rol almaktan mutluyuz. Aşılama çalışmalarımız tüm hızıyla devam edecek. Yeni dozlarımız geliyor. Uzun bir süre sahada aşılama çalışmalarına devam edeceğiz.' dedi. Tüm vatandaşların sağlığı için çalıştıklarını anlatan Göktürk, şöyle devam etti:'Bazen yolda aracımız kayıyor, korkuyoruz. Aracı çektirecek birini bulamıyoruz. O an tenha yerlerde bulunuyoruz, traktör yok, kimse yok. Birilerine zorla ulaşıyoruz ve bizi gelip kurtarıyorlar. Araçla gidemediğimiz, yürümek zorunda kaldığımız yerler de oluyor; bu, bizi yoruyor. İlk başlarda çalışmaktan ailemizi göremediğimiz zamanlar oldu. Şimdi daha rahatız ve mutluyuz. Vatandaşlarımız da bize destek oluyor.' Paramedik Tuğçe Balcı da özellikle uzak dağ köylerine ulaşmakta zorlandıklarını, bazı günler çok üşüdüklerini ifade etti. Sadece kar ve soğuk değil, yağmur, çamur ve toprak kayması gibi durumlarla da karşılaştıklarını anlatan Balcı, 'Kışın çok zorlu bir süreçten geçiyoruz. Yolların durumu bazı bölgelerde kardan dolayı tehlikeli.' dedi.Anestezi uzmanı Hamza Çapar ise yaşadıkları tüm zorluklara rağmen görevlerini yılmadan, yorulmadan, sürdürdüklerini dile getirdi.
Propolisten Koruyuculuk Düzeyi Yüksek Cerrahi Maske Geliştirildi
SAMSUN (AA) - MEHMET KUMCAĞIZ - Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cevat Nisbet, propoliste, yüksek düzeyde filtre sağlayan antibakteriyel ve antiviral özelliğe sahip cerrahi maske geliştirdiklerini belirtti. Prof. Dr. Nisbet, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hastalıklarla mücadele ve tedaviyi destekleyici alternatif ürünler geliştirmek amacıyla çalışma yürüttüklerini söyledi.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle kişisel koruyucu önlemlerin başında gelen maskeye talebin arttığını ancak hangi tür maskelerin virüslere karşı daha koruyucu olduğunun da gündeme geldiğine işaret eden Nisbet, piyasada kullanılanların çoğunun virüslere karşı koruyuculuğu bulunmayan, havada asılı partiküllere karşı koruyuculuk sağlayan ve genelde işçi güvenliği amacıyla kullanılan toz maskeleri olduğunu anlattı.Fakülte olarak hem viral risklere karşı korumayı sağlayacak hem de günlük hayatta kullanımı konforlu bir yüz maskesi geliştirmek istediklerini dile getiren Nisbet, birçok alanda insan sağlığına faydası bulunan propolisten (arıların, bitkilerin tomurcuk ve gövdelerinden topladığı reçinemsi maddeleri işlemesiyle ürettikleri bir ürün) tamamen doğal ve sağlıklı tıbbi maske geliştirdiklerini söyledi.'Seri üretim için çalışmalarımızı sürdürüyoruz'OMÜ Veteriner Fakültesi laboratuvarında yaklaşık 6 ay sürdürülen çalışma sonucunda propolisi kumaş haline getirdiklerini belirten Nisbet, 'Propolisi işleyerek üç katmanlı maske yaptık. Propolisten yaptığımız maskenin filtreleme özelliği var. Maskenin pestisit ve ağır metal açısından analizleri yapıldı, sağlık açısından da faydalı bir ürün. Propolis ekstraksiyonunu başka bitkinin ekstrasiyonu ile kombine ederek geliştirdik. Maskenin seri üretimi için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.' dedi.Tıbbi veya cerrahi maskelerin hava yolu ile hastalık bulaşma riskini düşürmek, hava kirliliği nedeniyle oluşan toz partiküllerini solumaktan korunmak için sıklıkla kullanıldığına dikkati çeken Nisbet, şöyle devam etti:'Özellikle Kovid-19 sürecinde kullanılması önerilen maskelerin seçimi büyük önem taşımaktadır. Medikal maskeler, bakteri filtrasyon etkinliğine ve koruma seviyelerine göre 'tip I' ve 'tip II' olarak iki ana grupta toplanmakta. Tip I tıbbi yüz maskeleri, özellikle epidemik veya pandemik durumlarda toplumda enfeksiyonların yayılma riskini azaltmak için hastalar için kullanılır. Tip II maskeler ise esas olarak ameliyathane veya benzer gereksinimleri olan diğer tıbbi ortamlarda sağlık profesyonelleri tarafından kullanılmak üzere tasarlanmıştır ancak her maske uygun değildir. Antioksidan ve antimikrobiyal özelliği bulunan propolisi işleyerek maske haline getirdik. Sağlık açısından çok sayıda özelliği bulunan propolis, artık maske olarak virüslerden koruyacak.'Nisbet, propolisten elde ettikleri maskenin orta katmanında partiküller ve patojenlerin her iki yönde nüfus etmesini önleyen bir fitre özelliği bulunduğuna dikkati çekerek bu maskenin yüksek düzeyde antibakteriyel ve antiviral özelliğe sahip olduğunu belirtti.
Reklam
Madrid'de Uyuşturucu Çetelerinin Rant Kavgası Arasında Kalan 4 Bin Kişi 3 Aydır Elektriksiz Yaşıyor
MADRİD (AA) - ŞENHAN BOLELLİ - İspanya'nın başkenti Madrid'in 14 kilometre güneydoğusunda kalan Canada Real adlı yerleşim yerinde uyuşturucu çetelerinin rant kavgası arasında kalan yaklaşık 4 bin kişi, 3 aydır elektriksiz yaşıyor.Canada Real'de yaşananlarla ilgili, bölgeye dışarıdan gelen herkesin ortak görüşü 'Avrupa'nın önemli başkentlerinden biri olan Madrid için tam bir utanç tablosu' olması.2000'lerin başından itibaren 'Avrupa'nın en büyük uyuşturucu süpermarketi' olarak bilinen Canada Real, bir yanda polisin bile müdahale edemediği suç örgütlerinin yuvası diğer yanda ise Faslı Müslüman göçmenlerin ve Romanların yerleştirildiği bir yer olarak biliniyor.Gecekondu mahallelerini andıran, doğru düzgün bir yolu veya altı yapısı olmayan bölgede 1800 kadarı çocuk yaklaşık 4 bin kişi, kaçak yapılar, derme çatma evler ya da barakalarda yaşıyor.Önünden geçmeye bile korkulan Canada Real'in uyuşturucu satılan bölgesindeki evlerin önünde lüks araçlar görülürken, göçmenlerin yaşadığı alanda ise hasarlı ve eski model arabalar dikkati çekiyor.Güvenlik sorununun ciddi boyutta olduğu 2 kilometrelik caddenin girişinde sürekli polis aracı bekletiliyor, atlı polisler de devriye geziyor.Madrid Belediyesi ile bölgedeki iki ilçe belediyesinin sahiplenmediği Canada Real'de bu zamana kadar ücretsiz verilen elektrik, tedarikçi firmanın 'trafolarda aşırı yüklenme olduğu' gerekçesiyle 26 Ekim'de kesildi.Hem tedarikçi firma hem de belediyeler, aşırı elektrik tüketimine uyuşturucu elde etmek için kullanılan kenevir bitkisinin üretilmesinin yol açtığını açıklarken, uzun bir geçmişi olan bu yasa dışı faaliyete karşı neden şimdi harekete geçildiği ve bölgedeki masum ve fakir ailelerin neden kış ortasında mağdur edildiği sorularına kimse cevap vermiyor. Bazı sivil toplum örgütleri ise Madrid'e çok yakın, ağaçlık ve güzel bir konumu bulunan Canada Real'deki durumun artık rant kavgasına dönüştüğünü savunuyor.Müteahhitlerin bölgeye lüks siteler yapmak için belediyelerle pazarlık ettiği ancak güvenlik sorununun olduğu bir yerin yakınlarında ev almayı kimse istemeyeceğinden Canada Real'deki mevcut durumun değiştirilmesini, gecekonduların yıkılıp, uyuşturucu çetelerinden temizlenmesini şart koştukları iddia ediliyor.Canada Real'deki en yoksul bölümün yıkımı, buradakilerin başka yerlere taşınması ve bölgeye alt yapı hizmetlerinin getirilmesi konusunda 2017 yılında belediyeler arasında imzalanmış bir planlama olsa da belediyelerdeki siyasi yönetimlerin el değiştirmesiyle bu şimdilik rafa kaldırılmış gözüküyor.Diğer yandan yabancıların Canada Real'e girmesi, güvenlik açısından tehlikeli olduğundan, gazeteciler de buraya giderken bölge halkına gıda, yiyecek ve ısınma yardımları yapan sivil yardım örgütlerini kullanıyor.Katolik Kilisesine bağlı Madrina Vakfının başkanı Conrado Jimenez'in yardımlarıyla Canada Real'e giren AA ekibi, burada yaşayanlarla konuştu.Bu zamana kadar ne elektrik ne de su parası ödeyen, kaçak yapılarda yaşayan Canada Real halkının ortak sözü, 'Bunu biz istemedik. Buraya yerleşmemize 10-15 yıl önce tüm yerel yönetimler ve hükümet göz yumdu. Bize elektrik ve su verdiler ama kimse sayaç takmadı. Şimdi elektriğimizi kestiler. Uyuşturucuyu temizlesinler, sayaç taksınlar biz faturalarımızı ödemeye hazırız.' oldu. 18 yaşındaki Rosa, yaşadığı zor günleri 'Tamamen çaresiz durumdayız. Zaten salgından dolayı kimse çalışmıyor. Bir de elektriksiz kalınca hayatımız karardı. Gece evde ışıksız oturuyoruz, soğuktan donuyoruz. Kimse ilgilenmiyor.' sözleriyle anlattı.Geçen haftalardaki yoğun kar yağışından evinin bir odasının çatısı çöken Armando ise duygularını şu sözlerle dile getirdi:'İleriki sokakta uyuşturucu satıyorlar diye bizim günahımız ne? Polis her şeyi biliyor, engellesin. Bizler fakir, gariban insanlarız. Gündelik işçileriz. Buradan zaten herkes insanlık dışı şartlarda yaşıyor, şimdi elektriksiz daha da perişan olduk. Gece cep telefonunun ışığını yakıyoruz. Karanlıkta yemek yiyoruz. 74 yaşındaki biri soğuktan donarak öldü. Bir çocuk sobadan zehirlendi, bir çocuk da hipotermiden hastaneye kaldırıldı. Bize yardım etmek için daha ne bekliyorlar?'Canada Real'da yaşayan yaklaşık 400 Faslıdan biri olan Abdul da 'Biz daha iyi bir yaşam umuduyla buralara geldik. Bu mu Avrupa?' diye yakındı.Abdul, '15 yıldır buradayım. 3 çocuğumuz var, hayatımızı burada kurduk. Elektriğimizi kesenlerin, belediyelerin şimdiye kadar akılları neredeydi? Zaten salgından dolayı işlerimizi kaybettik bize yardım edeceklerine elektriğimizi kestiler. Eğer bizi kovalayacaklarını düşünüyorlarsa çok beklerler, ölürüm de buradan gitmem. Çünkü gidecek yerim yok.' şeklinde konuştu.Yeni tip koronavirüs salgınıyla ilgili hiçbir önlemin alınmadığı ve son 50 yılın en soğuk kışına tanıklık eden Canada Real'de yaşanan insanlık dramı son dönemlerde ulusal ve uluslararası basın tarafından sıkça gündeme getirilse de herhangi bir çözüm bulunması konusunda henüz tünelin sonunda ışık görülmüyor.
Barış Pınarı Ve Fırat Kalkanı Bölgesinde 3 Terörist Etkisiz Hale Getirildi
ANKARA (AA) - Milli Savunma Bakanlığı, Barış Pınarı ve Fırat Kalkanı bölgesine taciz ateşi açan ve sızma girişiminde bulunan 3 PKK/YPG'li teröristin etkisiz hale getirildiğini bildirdi. Bakanlığın Twitter adresinden yapılan açıklamada, huzur ve güven ortamını bozmak için Barış Pınarı ile Fırat Kalkanı bölgesine taciz ateşi açan ve sızma girişiminde bulunan 3 PKK/YPG'li teröristin, komandolar tarafından etkisiz hale getirildiği belirtildi.Açıklamada, 'Bölgede huzur ve güven ortamının bozulmasına izin vermeyeceğiz.' ifadesine yer verildi.
Grafikli - "Aşılama Rehaveti" Ve "Kapalı Ortamlarda Bir Araya Gelinmesi" Günlük Kovid-19 Vaka Sayısını Artırıyor
ANKARA (AA) - AHMET SERTAN USUL - Sağlık Bakanlığı Toplum Bilimleri Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, son günlerde yükselen günlük Kovid-19 vaka sayılarının, vatandaşların özellikle hafta sonunu geçirmek için yakınlarına yaptıkları ziyaretlerden kaynaklandığını belirtti.Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 8 Aralık 2020'de 33 bin 198'e yükselen günlük Kovid-19 vaka sayısı, tedbirlerin etkisini göstermesiyle 1 Ocak'ta 12 bin 203'e düştü.10 Ocak'ta 9 bin 138, 20 Ocak'ta 6 bin 435 olarak kayıtlara geçen vaka sayısı, 24 Ocak'ta 5 bin 277, 25 Ocak'ta 5 bin 642'ye indi.Daha sonra tekrar 7 binlere yükselen sayı, 26 Ocak'ta 7 bin 103, 27 Ocak'ta 7 bin 489, 28 Ocak'ta 7 bin 279 ve dün 6 bin 912 olarak kaydedildi.Prof. Dr. İlhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 17 Kasım ve 1 Aralık'ta uygulamaya konulan hafta içi ve hafta sonuna yönelik sokağa çıkma kısıtlamalarının, lokanta ve restoran gibi iş yerlerinin gel-al ve paket servis şeklinde faaliyetini sürdürmesinin Kovid-19 vaka ve hasta sayılarında ciddi düşüşler sağladığını belirtti.Son günlerdeki vaka artışlarının benzerinin yılbaşındaki sokağa çıkma kısıtlamasının ardından da yaşandığını hatırlatan İlhan, 'Vatandaşların bir araya geldiği zamanın akabinde, hafta sonunun peşi sıra, örneğin salı, çarşamba günleri vaka sayısında artış oluyor. Yılbaşının peşi sıra da bunu gördük, son bir haftadır da bunu gözlemekteyiz.' dedi.İlhan, öğrencilerin sömestir tatiline girmesiyle vatandaşların daha fazla bir arada bulunmaya başladığını, bunun da vaka sayılarını yükselttiğini dile getirerek, 'Son dönemde evlerde ya da tatil beldelerinde bulaş daha fazla oluyor. Filyasyon sonuçlarına baktığımızda, bir arada, kalabalıkta bulunulan yerlerde bulaşın çok olduğunu gözlemliyoruz.' bilgisini paylaştı.Hafta sonu uygulanan sokağa çıkma kısıtlaması öncesinde bazı vatandaşların yakınlarına ziyarete gittiğini söyleyen İlhan, şöyle konuştu:'Vatandaşlarımız daha çok cuma akşamı bir yere gitme yaklaşımı benimsiyor. Örneğin cuma akşamı aileler veya arkadaşlar bir araya geliyor, pazartesi sabaha kadar bir arada bulunuyor. Yani kapalı mekanlarda, daha dar alanlarda daha fazla sayıda kişinin bulunmasıyla koronavirüsün içerideki yoğunluğu artıyor. Yoğunluk arttıkça da bulaş artıyor, bulaş arttıkça da hemen salı, çarşamba günü bu rakamlara yansıyor. O yüzden vatandaşların seyahat etmemesi, olabildiğince, zorunluluk dışında evlerinde kalması ve kendi çekirdek aileleriyle zaman geçirmesi, hafta sonu kısıtlamalarına uyması en doğru yaklaşım olacak.''Mutasyonlu virüsün bulaşıcılığı yüksek'İlhan, bazı illerde mutasyonlu Kovid-19'un görüldüğünü anımsatarak, 'Bu mutasyonlu virüsün bulaşıcılığının yüksek olduğunu biliyoruz. Öldürücülüğünün yüksekliğiyle ilgili farklı açıklamalar var. Ülkemizde henüz mutasyonlu virüsün öldürücülüğünün yüksek olup olmadığıyla ilgili bir kanıt yok. Ancak İngiltere'deki Bilim Kurulu üyeleri, İngiltere'deki Sağlık Bakanlığı yetkilileri, bu virüsün öldürücülüğünün de daha fazla olabileceğiyle ilgili bir açıklama yaptı. O yüzden şu an mutasyonlu virüsü takip edip bulaşıcılığı fazla ama öldürücülüğü de fazla mı diye izlememiz gerekiyor.' değerlendirmesinde bulundu.Vatandaşların, mevcut tedbirlere titizlikle uyduğunda mutasyonlu virüsten de korunacağını ifade eden İlhan, 'Kovid-19'un mutasyona uğramış hali de bulaşma yöntemi olarak aynı yolu kullanıyor. Yine havada asılı partiküller aracılığıyla bulaşıyor. Dolayısıyla önlemler de aynı. Fiziksel mesafeye, maske ve hijyene, kapalı ortamda bir araya gelmemeye dikkat ettiğimiz takdirde mutasyonlu virüsten de korunmak mümkün olacaktır.' şeklinde konuştu.Aşılama sürecinde rehavete kapılmamak gerekiyorİlhan, Kovid-19 aşısının birinci dozunun uygulanmasının ardından hemen koruma sağlamadığını hatırlatarak, 'Aşının en iyi antikor oluşturduğu süre, 2 aya yakın bir süre. O da ikinci dozun yapılmasından sonra. Bugün aşının ilk dozunu, 4 hafta sonra da ikinci dozunu olduysak, ondan 3 hafta sonra en yüksek antikor seviyesi oluşmaya başlıyor. Bir başka ifadeyle, birinci aşıdan 7-8 hafta sonra en yüksek antikor düzeyi oluşmaya başlıyor.' dedi.Aşı olanların bu süreyi tamamladıktan sonra da fiziksel mesafe, maske, hijyen, kapalı ortamlarda bir araya gelmeme gibi kurallara uyması gerektiğine işaret eden İlhan, şunları kaydetti:'Çünkü aşı, bizim mücadelemize ciddi bir destek. Aşının bulaşı engellemekten öte, hasta olursak ağır hastalıktan bizi koruyacağını, koronavirüs hastalığını hafif geçirmemizi sağlayacağını bilmemiz gerekiyor. Bu nedenle aşı da olsak yine önlemlere dikkat etmemiz gerekiyor.Vatandaşlarımızda, aşılamayla ilgili olumlu bakış söz konusu olduğu için daha çok rehavete kapılma, daha çok kurallara uymama, kapalı yerlerde bir araya gelme, daha çok seyahat etme gibi bir durum var. Bunun yanında hafta sonu bulaşlar, hem turistik mekanlarda hem de aile içi bulaşlar çok fazla görülmeye başlandı. Bu yüzden dikkatli ve tedbirli olmalıyız. Bir kazanım sağlamışken, aşılamaya başlamış ve bu kadar vatandaşımızı aşılamışken daha dikkatli olup bu süreci bir an önce tamamlamak tüm millet olarak en önemli gayemiz olmalı.'Kovid-19 vaka sayılarının artmamasının sağlanmasında mevcut kısıtlamaların önemini vurgulayan İlhan, şu değerlendirmelerde bulundu:'En azından en çok risk altında olan büyüklerimizin ikinci doz aşısını olmasını, sağlık çalışanlarımızın ikinci doz aşısının tamamlanmasını bekleyip ondan sonra belki kısıtlamaların yavaş yavaş azaltılmasını konuşmak daha doğru olacaktır. Bir hesap yapmak gerekirse, ocak ayının ortasında aşılamaya başladığımızı düşündüğümüzde, bunun 2 ay sonrasında, 15 Mart'tan sonra kısıtlamaları tekrar konuşabiliriz.'
Reklam
Tekirdağ'da Otomobil İle Tır Çarpıştı: 1 Ölü
TEKİRDAĞ (AA) - Tekirdağ'ın Hayrabolu ilçesinde tır ile otomobilin çarpışması sonucu 1 kişi hayatını kaybetti.Sürücüsünün kimliği henüz belirlenemeyen CT 6613 PB plakalı tır ile Murat Pekgöz'ün kullandığı 59 HL 659 plakalı otomobil, Hayrabolu Çevre Yolu'nda çarpıştı.İhbar üzerine olay yerine sağlık ekipleri sevk edildi. Kazada yaralanan Pekgöz, kaldırıldığı Hayrabolu Devlet Hastanesinde müdahaleye kurtarılamadı.
Trakya'da Cadde Ve Sokaklarda Sessizlik Hakim Oldu
EDİRNE (AA) - Trakya'da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında uygulanan sokağa çıkma kısıtlaması dolayısıyla cadde ve sokaklar boş kaldı. Edirne'de kısıtlama nedeniyle Selimiye Meydanı ile Saraçlar ve Çilingirler caddelerinde sessizlik hakim oldu. Cadde ve sokaklar boş kalırken izin kağıtları olanlar dışında zorunlu olmadıkça dışarıya çıkılmadığı gözlendi.Kırklareli'nde kısıtlama ve sağanak nedeniyle Özgürlük ve Demokrasi Meydanı ile Cumhuriyet ve İstasyon caddeleri boş kaldı.Kent sakinlerinin zaruri ihtiyaçları dışında kısıtlamaya büyük ölçüde uydukları gözlendi. Tekirdağ'da da kısıtlamayla birlikte cadde ve sokaklar sessizliğe büründü. Kentte önceden yoğunluğun yaşandığı yerlerden Hükümet Caddesi, Cumhuriyet Meydanı, tarihi Rüstem Paşa Camisi civarı ve sahil şeridi boş kaldı.Kovid-19 salgınıyla mücadele amacıyla başlatılan kısıtlama, 1 Şubat Pazartesi günü saat 05.00'te sona erecek.
Reklam
Koronavirüsle Değişen Hayat - Duyarlı Öğretmen Uzaktan Eğitimdeki 5 Bin Çocuğa Masallarla Ulaştı
ANKARA (AA) - SEFA ŞAHİN / BURCU ÇALIK - Türkçe öğretmeni Sultan Doksöz, geliştirdiği 'Bana Bir Masal Anlat Öğretmenim' projesiyle, Türkiye genelinde uzaktan eğitimdeki yaklaşık 5 bin çocuğun ruhuna Anadolu masallarıyla dokundu. Ankara'daki Cebeci Ortaokulunda görev yapan 15 yıllık Türkçe öğretmeni Doksöz, Kovid-19 salgını nedeniyle marttan itibaren ağırlıklı olarak uzaktan eğitimle okullarına devam eden öğrencilerinin ders motivasyonlarını artırmak, eğitimlerini daha etkili ve eğlenceli hale getirmek amacıyla elini taşın altına koydu. Salgın döneminde 'Türkülerimiz Yeşeriyor', 'Her Güne Bir Kitap', 'Tekerlemeler Dilimde, Dilim de Gelişmekte', 'Deyimler Kovid-19'a Karşı', 'Her Güne Bir Şiir' gibi projelerle öğrencilerine ulaşan Doksöz, 'Bana Bir Masal Anlat Öğretmenim' projesiyle de okul sınırlarını aşarak Türkiye genelindeki çocukları masalların dünyasında yolculuğa çıkardı. Görev yaptığı okulda AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Doksöz, Kovid-19 salgınının çocukların korku ve kaygılarını artırdığına, uzak kaldıkları okula karşı motivasyonlarını da düşürdüğüne dikkati çekerek, projeleriyle çocukların yaşadığı bu olumsuz etkileri en aza indirmek istediğini vurguladı. 'Kendi yazdığım masalları ve Anadolu'muzun güzel masallarını çocuklarıma aktardım' Doksöz, çocukların hayal dünyasını geliştirmek amacıyla uyguladığı 'Bana Bir Masal Anlat Öğretmenim' projesine ilişkin, şu bilgileri paylaştı:'Masalın çocuğun gelişimine çok büyük katkıları var. Bu projeyle hem kendi yazdığım masalları hem de Anadolu'muzun güzel masallarını çocuklarıma aktardım. Hem farklı masallarla hem de kültürel köklerimizle tanışıp dijital dünyadan mümkün olduğunca çocukları uzaklaştırarak teknoloji bağımlılığının önüne geçmeye çalıştım.Önce okulumdaki öğrencilere masal anlatırken bir anda Türkiye'nin farklı illerinden bana gelen teklifler doğrultusunda masallar anlatmaya başladım. Ordu, Hatay, Kayseri ve daha birçok ilden yaklaşık 5 bin çocuğa ulaştım. Proje, çocuklar üzerinde çok etkili oldu. Bir süre sonra çocuklar da masal anlatmaya başladı. Hatta anlattıkları masalları resimlediler.' Çocukların, Türkiye'nin kültürel özelliklerini taşıyan masalları öğrenmesinin önemine işaret eden Doksöz, yayımlanmış 10 masal ve 1 şiir kitabının olduğunu da belirtti. Çocuklar hiç dinlemedikleri türkülerle tanıştı Salgın döneminde uyguladığı bir başka proje olan 'Türkülerimiz Yeşeriyor' ile çocukların daha önce hiç dinlemedikleri türkülerle tanıştığını, bunların hikayelerini araştırdığını anlatan Doksöz, 'Her Güne Bir Kitap' projesinde de çocukların okuma alışkanlıklarını geliştirmeyi, ekrandan günün belli saatlerinde uzak kalmalarını sağlamayı amaçladığını söyledi. Öğrencilerin ilgi ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak her biri için ayrı kitaplar belirlediğini dile getiren Doksöz, velilerden de bu projelerle ilgili çok olumlu dönüşler aldığını ifade etti. Doksöz, 'Tekerlemeler Dilimde, Dilim de Gelişmekte' projesiyle ise çocukların dil becerilerini geliştirirken uzaktan eğitim sürecini eğlenceli hale getirmek istediğini, çocukların tekerleme söylerken çektikleri videoları kendisine ilettiğini belirtti. 'Deyimler Kovid-19'a Karşı' projesiyle yeni deyimleri öğrenip resmettiler Türkçe öğretmeni Sultan Doksöz, 'Deyimler Kovid-19'a Karşı' projesiyle deyimlerin anlatımdaki güzelliğini ve gücünü öğrencilerime göstermeyi amaçladım. Arkadaşlarıyla birlikte deyimler sözlüğünü okuyarak daha önce hiç duymadıkları, bilmedikleri deyimleri öğrendiler. Daha sonra bu deyimleri resimlediler. Böylece teknolojiden biraz daha uzaklaşarak boyaların renkli dünyasına geçiş yapmış oldular.' diye konuştu. Öğrencileri ve ailelerinin 'Her Güne Bir Şiir' projesi kapsamında salgın süresince akşamları lambaları söndürüp birlikte şiir okuduğunu dile getiren Doksöz, 'Aile bağlarını, ebeveynler ve çocuklar arasındaki ilişkiyi güçlendirmek amacıyla 'Her Güne Bir Şiir' projemle akşamları şiir okuduk. Şiir, çocuğa dilin matematiğini kavratır, duygusal zekasını geliştirir. Bu durum günümüzde çok ihtiyacımız olan konulardan biri. Çünkü okuduğunu anlamayan bir sürü öğrencimiz var. Ben şiirle, çocukların algılama, anlama düzeylerinin çok gelişeceğine inanıyorum.' değerlendirmesinde bulundu. 'Öğrencilerimin yazma becerilerinin inanılmaz güçlü olduğunu gördüm' Aynı zamanda 'Oku, anla, anlat. Yazarın sonundan farklı bir son yarat' projesini de yürüttüğünü söyleyen Doksöz, şunları kaydetti: 'Bu projede de çocuklar, okuduğu kitapları anlattı, bunların videolarını çekip attı. Ben de genel bir değerlendirme yaptım. Bu projedeki amacım da çocukların hayal dünyasını güçlendirip yazma becerilerini geliştirmekti. Proje sonunda bazı öğrencilerimin yazma becerilerinin gerçekten inanılmaz güçlü olduğunu gördüm. Bu da beni çok mutlu etti. Çocuklar, yazarın oluşturduğu sondan farklı bir son oluşturdu.'
Irak'ın Süleymaniye Kentinde Kdp Binasına Silahlı Saldırı Düzenlendi
ERBİL (AA) - Irak'ın Süleymaniye kentinde Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) binasına silahlı saldırı gerçekleştirildi.Yerel medyada yer alan haberlere göre, Süleymaniye'nin Azadi semtindeki KDP binasına sabah saatlerinde düzenlenen silahlı saldırıda can kaybı ya da yaralanma olmadı.Olayla ilgili soruşturma başlatıldığı kaydedildi.Süleymaniye ve Halepçe'de geçen yıl sonunda memur maaşlarının gecikmesi nedeniyle Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) hükümetinin protesto edildiği gösterilerde 9 kişi hayatını kaybetmiş, onlarca kişi yaralanmıştı.Gösteriler sırasında başta KDP olmak üzere koalisyon ortakları Kürdistan Yurtseverler Birliği ve Goran Hareketi ile muhalefetteki Kürdistan İslami Birlik Partisi ve Kürdistan İslami Toplum Partisine ait binalar ve resmi kurumlar da ateşe verilmişti. IKBY Başbakanı Mesrur Barzani, göstericilerin arasına Suriye'den ve IKBY dışından gelenlerin sızdığını belirterek, şiddet olaylarının arkasında terör örgütü PKK'nın olduğu imasında bulunmuştu.
Mardin'de Patlayıcılarla Ülkeye Girmeye Çalışan 2 Terörist Yakalandı
MARDİN (AA) - Mardin'in Kızıltepe ilçesinde, ülkeye yasa dışı yollardan girerken yakalanan Suriye uyruklu 2 teröristin eşyaları ile bir ikamette patlayıcı ve bomba düzeneği ele geçirildi.İl Emniyet Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Suriye sınır hattından yasa dışı geçiş yapılarak, sansasyonel saldırı amaçlı metropol batı illerine patlayıcı madde ve bomba düzenekleri götürüleceğine dair istihbari bilgiler doğrultusunda çalışma başlatıldı.Mardin Cumhuriyet Başsavcılığının talimatlarıyla Kızıltepe ilçesinde ülkeye kaçak yollarla girdikleri belirlenen Suriye uyruklu 2 terörist yakalanarak üst araması yapıldı.Teröristlerin, spor çantalarında ve montlarında oluşturulan özel bölmelerde, ayakkabı tabanı ile ayakkabı sayası arasındaki bölümde, şampuan ve jöle kutularında patlayıcı madde bulunduğu belirlendi. Sınır hattından geçiş yaptıktan sonra Nusaybin ilçesinde konakladıkları tespit edilen teröristlerin kaldığı evde de spor çantası ve 2 krem kutusunda toplam 4 kilo 115 gram patlayıcı, 2 zaman ayarlı ve 1 uzaktan kumandalı bomba düzeneği ve çok sayıda dijital materyal ele geçirildi.Evde bulunan başka bir terörist de gözaltına alındı. Teröristlerle irtibatlı olduğu tespit edilen şüphelilere yönelik de İstanbul, Antalya ve Şanlıurfa'da düzenlenen eş zamanlı operasyonda 4 kişi daha yakalandı.Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 4 zanlı tutuklandı.Gözaltındaki 3 teröristin emniyetteki işlemleri sürüyor.
Lepranın Erken Teşhis Ve Tedavisi Uzuv Kayıplarını Önlüyor
İSTANBUL (AA) - ELİF KÜÇÜK - Uzmanlar, cilt, çevresel sinirler, üst solunum yolu mukozası ve gözleri tahrip eden, bazı organlarda fonksiyon kayıplarına neden olabilen lepranın erken teşhis ve tedavisiyle hastalarda uzuv kayıplarının önüne geçilebileceğini belirtiyor. Halk arasında 'cüzzam' ismiyle bilinen lepra, rahatsızlığa neden olan 'mycobacterium leprae' adlı bakterinin 1873'te Norveçli bilim insanı Gerhard Armauer Hansen tarafından keşfedilmesi dolayısıyla 'Hansen' ismiyle de anılıyor. Kronik bir enfeksiyon hastalığı olarak her yaştan insanı etkileyebilen lepra, özellikle cilt, çevresel sinirler, üst solunum yolu mukozası ve gözleri tahrip edebiliyor, el ve ayak gibi bazı organlarda fonksiyon kayıplarına neden olabiliyor. Geçmişte korkulan bir rahatsızlık olan, bilgi eksikliği nedeniyle sosyal statü kaybına ve dışlanmalara yol açan lepra, bugün erken tanıyla tamamen tedavi edilebiliyor. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğüne göre, lepra Türkiye'de bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar kapsamında yer alıyor ve hala 'Lepra Eradikasyon Programı' uygulanıyor. Türkiye'de hastalığın görülme sıklığı 10 binde 1 vakanın altında, kayıtlı lepra hasta sayısı 518, geçen yıl tespit edilen yeni vaka sayısı ise 1 olarak kayıtlara geçti. Tanının geç konulması hasarı kalıcı hale getirebilir Cüzzamla Savaş Derneği Başkanı Prof. Dr. Ayşe Yüksel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, lepranın solunum yoluyla bulaştığını ve deri, periferik sinir sistemi, mukoza, üst solunum yolları ile gözlere etki ettiğini aktardı.Göz, el ve ayaklarda gelişebilecek periferik sinir harabiyeti nedeniyle oluşan duyu ve motor fonksiyon kayıplarının erken tanı ve tedaviyle önlenebileceğini belirten Yüksel, 'Böylelikle yerleşmiş duyu kaybına bağlı travmatik yaralanmalar, acı duyulmaması nedeniyle ihmal, enfeksiyon ve uzuv kayıpları olmaz. Geçmişte bir ilaçla ömür boyu tedavi yapılırken bugün birden fazla ilacın bir arada kullanılmasıyla tam tedavi mümkündür. Düzenli tedavi de en fazla 2 yıl sürer.' dedi. Kişiye lepra tanısının geç konulması, bu nedenle tedavinin gecikmesi ve hastanın sağlık durumunun yakından takip edilmemesi durumunda el ve ayaklardaki duyu ve hareket kayıplarının kalıcı olabileceğine dikkati çeken Yüksel, şöyle devam etti: 'Bu durumda kişi yaşamı boyunca el ve ayaklarını, yanık, kesik, çarpma, batma gibi travmalardan korumak durumundadır. Yaşanan travma sonrası gelişen açık yara, kişiye acı vermediği için ihmal edilir, yara yeri mikrop kapar, mikrop ilerler, kemiğe kadar gidebilir. O durumda da kemik, cerrahi olarak çıkarılır ve el ya da ayağın doğal şekli bozulabilir. Önemli olan hastalara henüz sakatlıklar oluşmadan tanı koymak, tedavi ve takiplerine başlamaktır. Sakatlık durumu derecelendirilmiştir. Hastalarda sakatlıkları derece olarak olumsuz hale getirmemek önemlidir. Ne yazık ki dünyada yeni tanı konduğu anda 2. derece sakatlığı olan hasta sayısı, yüzde 5,3'tür. Yani en etkili yöntem erken tanı, hemen tedaviye başlamak, hastayı izlemek, sosyal destek sağlamaktır.''Lepra, Türkiye'de artık önemli bir sağlık sorunu değil'Prof. Dr. Ayşe Yüksel, lepra hastalığının 120 ülke için önemli bir sağlık sorunu olduğunu, bu ülkeler arasında yer alan Hindistan, Brezilya ve Endonezya'nın ise dünyadaki cüzzam hastası sayısının yüzde 79'una sahip olduğunu aktardı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) kayıtlarına göre 2019'da dünyada 202 bin 185 kişinin cüzzam teşhisi aldığına işaret eden Yüksel, her gün lepra tanısı konan yaklaşık 600 hastadan 50'sinin çocuk olduğunu dile getirdi. Ayşe Yüksel, DSÖ'nün son 20 yıl içerisinde tedavisi tamamlanan kişileri lepra hastası olarak görmediğini, bu nedenle kendilerinin 'lepradan etkilenmiş kişi' olarak anılmasını önerdiğini belirtti. 'Lepra, Türkiye'de artık önemli bir sağlık sorunu değil.' diyen Yüksel, hastaların geçmiş yıllardaki gibi çok yönlü bakım almasının önem taşıdığını vurguladı. Klinik bulgulardaki çeşitlilik lepradan şüphe duyulmasını engelliyor İstanbul Lepra Deri ve Zührevi Hastalıkları Hastanesi Lepra Kliniği Deri ve Zührevi Hastalıkları Uzmanı Uzman Dr. Ümmühan Kaya da lepranın toplumda yayılmasının yakın temas ve kişinin buna gösterdiği dirence bağlı olduğunu aktardı. Özellikle ailedeki lepra hastasıyla sürekli ve yakın temasta bulunan çocukların hastalığa yakalanma ihtimallerinin yüksek olduğunu belirten Kaya, erişkin ve normal düzeyde bağışıklığa sahip bir bireyde ise hastalık bulgularının genellikle oluşmadığını dile getirdi. Uzman Dr. Kaya, lepranın farklı semptomlarla seyredebildiğini, bu belirtilerden bazılarının deride soluk ya da hafif kırmızı alanlar, kaşlarda dökülme, kol ve bacaklarda ağrı, burun tıkanıklığı veya burun kanaması, el ve ayaklarda ödem, cilt altında yumru şeklinde şişlik olduğunu aktardı. Klinik bulgulardaki bu çeşitliliğin lepra hastalığından şüphe duyulmasını engelleyebildiğini, bu nedenle tanı aşamasında geç kalınabildiğini anlatan Kaya, uzuvlardaki duyu kaybı ve fark edilmeden oluşan yanıkların bazen hastayı doktora sevk ettiğini kaydetti. Tedavi süreci 6 ay ila 2 yıl arasında değişiyor Uzm. Dr. Ümmühan Kaya, hastalığın tanısının konulmasını sağlayan yöntemleri, 'hastalığın akla getirilmesi, doktor tarafından periferdeki sinirlerin elle muayene edilerek kalınlığının kontrolü, derideki bulguların incelenmesi ve duyu muayeneleri' şeklinde sıralayarak, bu yöntemler sayesinde teşhisin kolay ve süratli olduğunu ifade etti. Lepranın 'üçlü tedavi (multidrug therapy)' yöntemiyle tedavi edildiğini anlatan Kaya, şöyle devam etti: 'Bu yöntem hala en etkilisidir. Hastalığın klinik alt sınıfına göre 6 ay ila 2 yıl arasında planladığımız bu tedavide hasta uyumu ve eğitimi oldukça önem arz eder. Aslında hastanın basit yoğunluğunu tedaviye başladıktan en geç 2 ay sonra tamamen azaltmış oluruz. Hasta bu 2 ayın ardından artık evine, işine, okuluna dönebilir. Önemli olan hastanın uç sinirlerinin azami ölçüde korunması ve hasarlanmasına izin vermeden tedavinin tamamlanmasıdır. Bu sağlanamadığı halde, hasta el, ayak ve gözlerinde oluşacak sekellerle baş etmek zorunda kalır. Tedaviye doğru zamanda başlamak, hasta ile etkili ve yakın iletişim kurmak, hastayı uzuvlarını koruyabilmesi için eğitmek tedavide başarı getirir. Toplumun ön yargılarını değiştirmek, tedavisi aslında oldukça kolay ve yüz güldürücü olan bu hastalıkta belki de en önemli konudur. Çünkü çözümünü yıllardır bildiğimiz leprayla mücadele bu yolla mümkün olacaktır.'
Reklam