Turkish Cargo, ''Yılın Hava Kargo Taşıyıcısı'' Seçildi
İSTANBUL (AA) - Turkish Cargo, Payload Asia Awards2020'de, ''Yılın Hava Kargo Taşıyıcısı'' seçilerek, ''Overall Carrier Of Year'' ödülüne layık görüldü.Türk Hava Yolları (THY) Basın Müşavirliğinden yapılan yazılı açıklamaya göre, zorluklara ve kısıtlara rağmen 2020 boyunca operasyonlarına ve iş süreçlerine 7/24 devam eden TurkishCargo, Singapur merkezli Payload Asia’da ''Yılın Hava Kargo Taşıyıcısı'' seçildi.Küresel salgın nedeniyle dijital platform üzerinden 22 Ocak’ta gerçekleştirilen ödül törenine, 60'tan fazla sektör profesyoneli, havayolları temsilcileri, kargo taşıyıcıları, BT sağlayıcıları, ekspres operatör temsilcileri katıldı. 15 kategoride ödüllerin sahiplerini bulduğu etkinlikte kazananlar kalite, yenilik, verimlilik, hız, güvenilirlik ve vizyon gibi kriterler esas alınarak, tedarik zinciri uzmanları tarafından gerçekleşen oylama sonucunda belirlendi.Açıklamada görüşlerine yer verilen THY (Kargo) Genel Müdür Yardımcısı Turhan Özen, şunları kaydetti:'Bu değerli ödül ve yıl boyunca almış olduğumuz global nitelikli ödüller, hizmet kalitemize, operasyonel mükemmelliğe, yenilikçi ve müşteri beklentilerini aşmaya yönelik standartlarımıza ve sürdürülebilir başarılarımıza işaret eden önemli bir kilometre taşıdır. Küresel anlamda en geniş uçuş ağına sahip olan markamız, kurduğu hava kargo köprüleri ile çok önemli taşımalar gerçekleştirmeye devam edecektir. Turkish Cargo kullandığı ve geliştirdiği yeni teknolojiler, inovatif yaklaşımlar ile daha etkin çözümler üretmekte ve zorlu pandemi sürecinde de başarısını sürdürmektedir.'
Rize-Artvin Havalimanı'nın Kulesi "Çay Bardağı" Şeklinde İnşa Edilecek
RİZE (AA) - Rize Valisi Kemal Çeber, Rize-Artvin Havalimanı'nın kulesinin çay bardağı şeklinde inşa edileceğini söyledi.Çeber, valilikte düzenlediği basın toplantısında, Doğu Karadeniz bölgesi için büyük önem taşıyan Rize-Artvin Havalimanı projesinde çalışmaların hız kesmeden devam ettiğini belirtti.Havalimanının hem Rize hem Artvin hem de bölge ve ülke için çok değerli bir yatırım olduğunu ifade eden Çeber, 'Aslında uluslararası anlamda değer atfettiğimiz, dünyada benzeri az olan bir yatırım. Tamamen denize dolgu ile yapılan bir havalimanı, alanında belki de bazı özellikleriyle bir ilk.' dedi.'Denizin dibi iğne oyası gibi işleniyor'Çeber, havalimanında bazı tekniklerin ilk kez uygulandığına işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:'O nedenle çok özel mühendislik teknikleri gerektiriyor. Havalimanımızda denizin dibi nerdeyse iğne oyası gibi işleniyor. 'Denize dolgu' deyince dağları delip, bulduğumuz her türlü malzemeyi alıp denizi doldurduğumuz bir teknik kimsenin aklına gelmemeli. Denizin dibinde çok özel mühendislik teknikler uygulanıyor ve taşlar ebatlarına, sertliklerine, yapılan zemin etütlerine göre zemine yerleştiriliyor. Denizin dibinde dalgıçlarımız var. Çok ince detaylı çalışan teknik aletlerimiz ve gemilerimiz var yani çok özel bir yöntem uygulanıyor.'Rize-Artvin Havalimanı'nın tamamlanmasıyla birlikte cazibe merkezi olan turizm alanlarına ulaşımın daha da kolay olacağının altını çizen Çeber, ilin geleceğini çayın ardından turizmde gördüklerini, dolayısıyla havalimanının bu anlamda çok büyük hizmet vereceğini aktardı.Çeber, havalimanına gelenlerin, yapılacak 45 dakikalık yolu kullanarak Ayder Yaylası'na çok rahat şekilde ulaşabileceklerini anlatarak, 'Hatta Ayder Dönüşüm Projesi çerçevesinde yapacağımız helikopter pistiyle arzu edenler havalimanından Ayder Yaylası'na helikopterle ulaşabilecekler. Yine Ovit Dağı'na bir saatte ulaşılacak. Arapdüzü Doğa Parkı, Handüzü Yaylası'na, Çayeli Kuspa Tepesi'ne, Fındıklı'ya, Fırtına Vadisi'ne çok rahat ulaşılacak. Buralar turizm yerlerimiz olacak. Havalimanı bize bu anlamda birçok fayda sağlayacak.' diye konuştu.Kulesinden terminal binasına kadar havalimanındaki tüm alanların Rize'ye özgü mimari ile yapılacağına dikkati çeken Çeber, şöyle devam etti:'Havalimanının içerisinde Çay Müzesi yer alacak. Bizim için bir özelliği de Rize'mizi tanıtacak en önemli figürlerden bir tanesi olacak. Havalimanımızın kulesi çok güzel bir çay bardağı şeklinde olacak. Havalimanımızın giriş katı çay yaprağı şeklinde olacak. Terminal binası, dışarıdan baktığımızda Karadeniz ve Rize mimarisini çok güzel şekilde yansıtan, ahşap ve taş karışımı bir görüntü sergileyecek. Çayı tanıtacak birçok alanı yerleşkemizin içerisinde inşa edeceğiz.'Havalimanı inşaatının yüzde 76'sı tamamlandıÇeber, havalimanı inşaatında tamamlanma oranının, ilk sözleşmeye göre değerlendirildiğinde yüzde 90 olduğunu belirterek, 'Sonradan biz ilimizin sosyal, kültürel, ticari hayatında çok önemli olacağını düşündüğümüz bu havalimanın yanına 600 dönümlük bir alanın daha dolgu olarak eklenmesini istedik. İlimize, Karadeniz'e özellikle dışarıdan gelenlere ilk göz zevkini tattırabileceğimiz alanlar inşa etmek için bu 600 dönümlük alanı istedik. O da kabul edildiği için şu anda yüzde 76 seviyesindeyiz.' dedi.Koronavirüs salgın sürecinin havalimanı inşaatını da etkilediğini vurgulayan Çeber, 'Bizim esas niyetimiz 29 Ekim 2020 yılında ilk uçağın inmesiydi ama 'her şeyden önemlisi insan sağlığı' dediğimiz için havalimanındaki iş programı pandemiye göre güncellendi. En geç bu yılın sonu uçağı indirecek şekilde programımız güncellendi. İnşallah yıl sonunu geçirmeyecek şekilde Cumhurbaşkanımıza verdiğimiz söz o dur, biz ilk uçağı indireceğiz.' ifadesini kullandı.Vali Kemal Çeber, çalışmaların hassasiyetle sürdürüldüğü dile getirerek, şunları kaydetti:'Terminal binası ve enerji merkezinin toplam ağırlığının 1000 ton olacağını ve içindeki insan sirkülasyonu ile bunun 1200 ton olacağını hesap ediyoruz. Önce bu alana 1200 ton, artı yüzde 20 ön yükleme yapıyoruz yani malzeme taşıyoruz, o alana bu dolgu malzemesini yüklüyoruz. Yaklaşık iki ay malzeme burada kalıyor ve muhtemel çökmeler milim milim hesaplanıyor. Çökmeler hesap edildikten sonra o alan, o malzemeden temizleniyor ve çökmeye endeksli olarak inşaatı başlıyor. Bu kadar teknik çalışılıyor. Çünkü bittiği zaman yüz akımız bir proje olacak.'
Şanlıurfa'da Ortaçağ'a Ait Ve Mısır Kökenli Olduğu Değerlendirilen İşlemeli Piton Derisi Ve Dini Kitaplar Ele Geçirildi
ŞANLIURFA (AA) - Şanlıurfa'da, Ortaçağ'dan kalma olduğu değerlendirilen ve üzerine figürlerin işlendiği piton derisi ile çeşitli dini kitaplar ele geçirildi.​​​​​​​İl Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, tarihi eser kaçakçılarına yönelik iki aylık teknik ve fiziki takip sonucunda merkez Haliliye ilçesindeki bir adrese operasyon düzenledi.Yapılan aramada, sihir ve muska olarak kötü ruhları kovmak, uzak tutmak amacıyla olarak Ortaçağ'a kadar kullanıldığı ve Mısır kökenli olduğu tahmin edilen, üzerine elle işlenmiş çok sayıda figürün bulunduğu yaklaşık 4 metre uzunluğunda piton derisi, Ortaçağ'dan kaldığı değerlendirilen 5 dini kitap, iki deri üzerine el yazması dini yazıt, iki kitap kutusu ve dini yazıların bulunduğu parşömen ele geçirildi.Gözaltına alınan iki şüpheli, işlemleri için Jandarma Komutanlığına götürüldü.
Kırıkkale'de Lahit Parçaları İle Heykel Başını Satmaya Çalışan 2 Şüpheli Yakalandı
KIRIKKALE (AA) - Kırıkkale'de, Roma dönemine ait olduğu değerlendirilen lahit parçaları ile heykel başını satmaya çalışan 2 zanlı gözaltına alındı.İl Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, tarihi eser satmaya çalışan 2 kişinin Kırıkkale'de müşteri aradığı bilgisine ulaştı.Ekipler, şüphelilerin bulunduğu aracı, Yahşihan ilçesine bağlı Hacıbalı köyü yakınlarında durdurdu.Araçtaki aramada, Antik Roma dönemine ait olduğu değerlendirilen lahit başlığı ve parçası ile heykel başı bulundu.Gözaltına alınan 2 zanlının jandarmadaki işlemleri devam ediyor.
5 Şubat Cuma Reyting Sonuçları Açıklandı! Hangi Dizi Reytinglerde Birinci Oldu?
Reyting sonuçları sosyal medyanın gündeminde. Vatandaşlar, büyük beğeni ile izlediği dizi ve programların reyting sonuçlarını merak ediyor ve '5 Şubat reyting sonuçları' aramasını yapıyor. Dün akşam televizyonlarda Show Tv’de Ramo, TV 8’de Kırmızı Oda, Kanal D’de Arka Sokaklar, FOX Tv’de Son Yaz, Star Tv’de Seni Çok Bekledim ve TRT 1’de Payitaht Abdülhamit dizileri yer aldı.  İşte 5 Şubat Totol ve AB reyting sonuçları...
Reklam
Suriye'deki İç Savaşta Felç Kalan Hammudi'nin 10 Yıllık Gökyüzü Hasreti Tdv Sayesinde Sona Erdi
ANKARA (AA) - Türkiye Diyanet Vakfı (TDV), Suriye'deki iç savaşta evinin çatısına varil bombası düşmesi sonucu felç kalan Muhammed Hammudi'ye elektrikli tekerlekli sandalye yardımında bulundu.TDV'den yapılan açıklamaya göre, Halep kentinde iç savaşın başladığı 2011'de yaşadığı evin çatısına varil bombası düşmesinin ardından felç olan ve 2 ayağını da kullanamayarak yatağa mahkum kalan 53 yaşındaki Hammudi, vakıf tarafından kendisine hediye edilen elektrikli tekerlekli sandalye ile yeniden hayata tutunmaya başladı. İdlib'de çadır kentlerde ailesi ile yaşam mücadelesi verirken kendisine uzatılan yardım eliyle hayatı değişen Hammudi, özlemini çektiği gökyüzüne kavuşmanın ve özgürce dışarıda dolaşabilmenin mutluluğunu yaşıyor.Açıklamada görüşlerine yer verilen Hammudi, Türk milletinin ve sivil toplum kuruluşlarının kendilerini hiçbir zaman yalnız bırakmadığını ve bundan dolayı da minnettar olduklarını belirtti.Türkiye Diyanet Vakfı yetkilileriyle tanıştıktan sonra savaş mağduru ve yetimler için yapılan Beytüsselam kampındaki konutlara taşındığını, çadır kentlerde yaşamanın zorluğundan kurtulduğunu aktaran Hammudi, şunları kaydetti:'Yürüyemediğim ve tek başıma dışarı çıkamadığım için vakıf yetkilileri elektrikli tekerlekli sandalye hediye etti. Allah onlardan razı olsun. Yatağa mahkum kaldığım için ayaklarımı kaybettiğim günden beri gökyüzüne, bulutlara, tek başıma dışarı çıkarak dolaşmaya, havayı teneffüs etmeye hasret kalmıştım. Tuvalet ihtiyacımı karşılayabilmek için, sonda takılı olması nedeniyle, eşim de beni tek başına dışarı çıkaramıyordu. Her gün gökyüzünün maviliğinin hayalini kurar, bulutları güneşi düşünürdüm.'TDV sayesinde yaklaşık 10 yıldır gökyüzüne olan hasretinin sona erdiğinin altını çizen Hammudi, 'Çok şükür şimdi istediğim zaman eşimin küçük bir yardımıyla arabama binip dışarı çıkabiliyor kamp içerisinde de olsa rahatlıkla dolaşabiliyorum. Allah razı olsun Türkiye Diyanet Vakfı, barınmadan gıdaya kadar her türlü ihtiyacımızı da karşılıyor.' değerlendirmesinde bulundu.'Küçük de olsa bir yardım çok büyük önem taşıyor'Türkiye Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti 2. Başkanı İhsan Açık da Suriye'de bir yandan insani yardım alanında çalışmalar yürüttüklerini, bir yandan da savaşın parçaladığı ve tahrip ettiği hayatları yeniden tamir etmeye çalıştıklarını belirtti. Muhammed Hammudi'nin bunun en güzel örneklerinden olduğunu aktaran Açık, şunları kaydetti:'Hayattan umudu kesmiş, belki de ölümü bekleyen bir insanın milletimizin yardımlarıyla yeniden hayata tutunmasına ve yaşam sevinciyle dolmasına vesile olduk. Bundan dolayı yapılan küçük de olsa bir yardım, bu insanlar için çok büyük önem taşıyor. Bölgede bunun gibi binlerce örnek var. İmkanlarımız ölçüsünde, milletimizin verdiği destek doğrultusunda onlara yardımcı olmaya gayret ediyoruz.'
AB, 29. Yıl Dönümünü "Kovid-19 Gölgesinde" Kutluyor
BRÜKSEL (AA) - ATA UFUK ŞEKER / TUĞRUL ÇAM - Avrupa Birliği'nin (AB) temelini oluşturan Maastricht Anlaşması'nın 29'uncu yıl dönümüne; kıtayı derinden etkileyen yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını, salgınla mücadele için sınırların kapatılması, aşı tedarikinde yaşanan sorunlar ve İngiltere'nin birlikten kopması damga vurdu.AB'yi kuran Maastricht Anlaşması, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, İspanya, Hollanda, Belçika, Portekiz, Yunanistan, Danimarka, İrlanda ve Lüksemburg un yer aldığı 12 Avrupa ülkesi tarafından 7 Şubat 1992 tarihinde imzalandı.Hollanda'nın Maastricht şehrinde imzalanan anlaşmanın 1 Kasım 1993'te yürürlüğe girmesiyle Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) dönüşüme uğradı ve Avrupa Birliği adını aldı.Anlaşma, AB’nin ekonomik ve parasal birlik, ortak dışişleri ve güvenlik politikası ile adalet ve iç işlerinde iş birliğini içeren üç temel direğini ortaya çıkaran yeni bir yapı ortaya koydu.Taraf ülkelerin genel politikalar alanında daha fazla iş birliği ve koordinasyonunu sağlamayı amaçlayan anlaşma, 'ulus devletlerden oluşan bir birlik', 'Avrupa vatandaşlığı' ve 'ortak ekonomi ve parasal birlikten' oluşan üç ana hedefle ortaya çıktı.Üye ülkelerin ekonomik ve parasal birliği için bir plan oluşturan anlaşma, bugün Avro Bölgesi adıyla bilinen bağımsız bir Avrupa Merkez Bankası (ECB) tarafından yönetilecek avro para biriminin gerekli hazırlıklarının tamamlanmasını da hedefleri arasında sıraladı.Ünlü 'Maastricht kriterleri' belirlendiAnlaşmayla üye ülkelerin ekonomik ve parasal birliğe katılabilmeleri için gerekli şartlar oluşturuldu. Bu çerçevede ilk şart, 'toplulukta en düşük enflasyona sahip üç ülkenin yıllık enflasyon oranları ortalaması ile ilgili üye ülke enflasyon oranı arasındaki farkın 1,5 puanı geçmemesi' olarak belirlendi.Anlaşmada, 'Üye ülke kamu borçlarının gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYİH) oranı yüzde 60'ı geçmemelidir. Üye ülke bütçe açığının GSYH'ye oranı yüzde 3'ü geçmemelidir. Herhangi bir üye ülkede uygulanan uzun vadeli faiz oranları 12 aylık dönem itibarıyla fiyat istikrarı alanında en iyi performans gösteren 3 ülkenin faiz oranını 2 puandan fazla aşmamalıdır. Son 2 yıl itibarıyla üye ülke parası diğer bir üye ülke parası karşısında devalüe edilmiş olmamalıdır.' kriterleri ortaya çıktı.'Avrupa vatandaşı' kavramı Maastricht Anlaşması ile 'Avrupa vatandaşı' kavramı da belirlendi. Anlaşmayı 29 yıl önce imzalayan 12 üye ülke vatandaşları, Avrupa vatandaşı olarak kabul edildi. Bu kişilerin diğer üye ülkeler arasında özgürce seyahat ve ikamet etmesi ile Avrupa parlamentosu ve yerel seçimlerde oy kullanmaları sağlandı.Ortak dış politika hedefiMaastricht Anlaşmasına taraf ülkeler arasında dış politika, güvenlik, adalet ve iç işlerinde iş birliğini sağlayacak politikaların belirlenmesi kararlaştırıldı.AB üyesi ülkeler ve Birliğin ortaklık kurduğu diğer ülkelerin güvenlik güçleri arasında, uluslararası organize suçlar ve terörizm konusunda iş birliği ve etkili çalışma ortamı sağlamak amacıyla bir Avrupa Polis Teşkilatı (Europol) kurulması kararı da Maastricht Anlaşması ile alındı.29'uncu yıla buruk giriliyorAvrupa Birliği, Maastricht Anlaşmasının imzalanmasının 29. yıl dönümüne Kovid-19 etkisi altında buruk biçimde giriyor.Birleşik Krallık gibi önemli siyasi ve ekonomik güce sahip bir üyesini geçen yıl kaybeden AB, bunun sonuçlarına yoğunlaşamadan kendisini salgının etkisi altında buldu.Geçen 29 yılda birçok krizi atlatan AB, bu kez dünyada salgından en fazla etkilenen kıta olarak ciddi sınamalarla karşı karşıya kaldı. Salgınla mücadele için AB ruhunun merkezindeki 'serbest dolaşımı' sınırlandırmak zorunda kalan Birlik, bir yandan da aşı teminindeki güçlüklerle mücadele ediyor. AB, üye ülkelerde salgınının yaralarını sarmak için 750 milyar avroluk kurtarma programı çıkarmayı başarsa da aşı temininde ve halkın aşılanmasında İngiltere, Kanada ve ABD gibi diğer gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmakla eleştiriliyor.
Reklam
Şanlıurfalı Köylüler Tenis Kortlarının Bitmesini Heyecanla Bekliyor
ŞANLIURFA (AA) - EŞBER AYAYDIN - Şanlıurfa'nın Viranşehir ilçesinde kendi imkanlarıyla yaptıkları toprak kortta yöresel kıyafetlerle raket sallayan köylüler, Gençlik ve Spor Bakanı Muharrem Kasapoğlu'nun talimatıyla yapımına başlanan ve inşaatı bitme aşamasına gelen tenis kortuna ayak basmak için sabırsızlanıyor.Kent merkezine 90 kilometre uzaklıktaki yaklaşık 100 haneli Sarıbal Mahallesi sakinleri, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle köylerinden dışarı çıkamayınca boş zamanlarını değerlendirmek için arayışa girmiş, beden eğitim öğretmeni Yusuf Avcıbaşı'nın yönlendirmesiyle tenisle tanışmıştı. Anadolu Ajansı tarafından haberi yapılan Sarıbal köylülerinin görüntülerini sosyal medya hesabından paylaşan Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu'nun, 'Şanlıurfa Viranşehir'deki görüntüler beni çok mutlu etti. İnşallah köyümüzdeki eksikleri en kısa sürede tamamlayıp, çiçeği burnunda sporcularımızla güzel bir turnuva düzenleyeceğiz.' ifadelerinin ardından köyde halı saha, voleybol ve tenis kortunu içeren çok amaçlı iki sahanın yapılması için düğmeye basıldı. Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından yaptırılan ve inşaatı bitme aşamasına gelen tesisin çevre düzenlemesi ise Viranşehir Belediyesi ekiplerince yapılıyor. 'Televizyondan da tenis turnuvalarını izlemeye başladılar'Köylüleri tenisle tanıştıran beden eğitimi öğretmeni Yusuf Avcıbaşı, AA muhabirine, salgın döneminde köyde yaşayan insanları sosyal mesafe kurallarına uygun olduğu için tenise yönlendirdiğini hatırlattı. Köylülerin, Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından yapılan tesislerin açılmasını büyük bir heyecanla beklediklerini aktaran Avcıbaşı, 'Mevsimden dolayı toprak kortumuzda tenis oynayamıyoruz. Köy halkı ve öğrencilerim, herkes heyecanlı bir şekilde kortun açılmasını bekliyorlar. Hatta televizyondan da tenis turnuvalarını izlemeye başladılar, biraz daha ilgi arttı. Çevre köylerden de 'Kortunuz ne zaman açılacak?' diye soranlar çok. Heyecanlı bir şekilde bekliyoruz biz de.' dedi. ​​​​​​​ Avcıbaşı, köylerine böyle bir tesis kazandırdığı için Bakan Kasapoğlu'na teşekkür ederek, kortun tamamlanmasının ardından Kasapoğlu'nu köyde ağırlamak istediklerini ifade etti.Köylülerden Ahmet Avcıbaşı (48) da yağmur nedeniyle kendi imkanlarıyla yaptıkları toprak sahada tenis oynayamadıklarını anlatarak, 'Kortumuza Bakanımız teşrif eder ve açılışını yaparsa çok mutlu oluruz. Sabırsızlıkla kortun açılmasını bekliyoruz. Eski kortumuzda çamurdan dolayı oynayamıyoruz, yeni kortumuza da Bakanımızı bekliyoruz ve herkese teşekkür ediyoruz. Kortumuzda biran önce oynamak istiyoruz.' dedi.8. sınıf öğrencisi Büşra Piranvize ise yeni sahalarının çok güzel olduğunu ve sabırsızlıkla açılacağı günü beklediklerini ifade ederek, emeği geçenlere teşekkür etti.
Cepten Takı Uygulaması Yabancı Yatırımcıyı Cezbetti
ANKARA (AA) - ÖZCAN YILDIRIM - Hacettepe Teknokent'te üç gencin düğün takılarının cep telefonu uygulaması aracılığıyla takılmasına imkan sağlayan 'Goldtag' isimli uygulaması yabancı yatırımcıların ilgisini çekti. Yabancı yatırımcılar, uygulamaya ortak olmak için gençlere tekliflerini sundu.Üç gencin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının düğünleri etkilenmesinden hareketle takıların internet ortamından alınıp takılması için geliştirdiği 'Goldtag' uygulaması iki ayda ilgili odağı oldu. 81 ilde 5 binden fazla kişinin cep telefonuna indirdiği, 1 kilogramdan fazla altın alım ve satımının yapıldığı uygulama, bu sürede dört kat büyüdü.Yatırımcıları cezbeden uygulama için ABD merkezli üç, Avrupa merkezli bir ve aralarında bir bankanın da olduğu 7 yerli şirket, ortaklık teklifinde bulundu. 'Ortaklık yüzde 10 ya da 20 ile sınırlı olur'Şirketin Kurucu Ortağı Dolunay Sabuncuoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, uygulamaya gösterilen ilginin kendilerini memnun ettiğini belirterek, iki ayda 14 sanal altın günü, 9 düğün, 12 doğum günü, 7 sünnet düğünü ve 9 bebek görümü etkinliği yaptıklarını söyledi.Hedeflerinin 2021 yılı sonunda kullanıcı sayısını 50 bine yükseltmek olduğunu ifade eden Sabuncuoğlu, şöyle konuştu:'Goldtag uygulamamızın potansiyeline ve özgünlüğüne güveniyoruz. Yatırımcıların ilgisi bizi mutlu ediyor. Cazip teklifler var ama biz uygulamayı daha da geliştirmeye ve kullanıcı sayısını artırmaya odaklandık. Yatırımcıların ortaklık tekliflerini ilerleyen dönemde değerlendirebiliriz. Ülkemize bir marka kazandırmak istiyoruz onun için uygulamanın tamamı satmayı asla düşünmüyoruz. Satış olursa yüzde 10 ya da 20 ile sınırlı olur.'Sabuncuoğlu, mobil uygulama geliştirme konusunda dünyada önemli bir pazar bulunduğuna işaret ederek, Türkiye'nin bu alanda başarılı işlere imza atacağına inandığını dile getirdi.
Ohal Komisyonu, Fetö'nün Mahrem Yapılanması Ve Yöntemlerini 2020 Faaliyet Raporu'nda Anlattı
ANKARA (AA) - İSMET KARAKAŞ/KEMAL KARADAĞ - Olağanüstü Hal (OHAL) İşlemleri İnceleme Komisyonu, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) özel olarak yetiştirdiği mensuplarının devlet kurumlarına nasıl sızdığına ve bu kurumlardaki yapılanmasına ilişkin ayrıntılara 2020 Faaliyet Raporu'nda yer verdi.Komisyon raporundaki 'FETÖ Örgütünün Kamu Kurumlarında Yapılanması' bölümünde, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in 'devletin tüm kılcallarına sızma' hedefi ve talimatı doğrultusunda başta mülkiye, adliye, askeriye ve emniyeti ele geçirmeye yönelik faaliyetlerinin detayları anlatıldı.Bu kapsamda örgütün faaliyetlerinin ilk basamağı olarak kamu kurumları giriş sınavlarına ait soruları mensuplarına temin etmeyi kestirme yol ve yöntem olarak benimsediğine işaret edilen raporda, örgütün söz konusu kurumlarda insan kaynakları birimlerine önem verdiği belirtildi.Kamu kurum ve kuruluşlarına yerleşen FETÖ'cülerin devletin güç merkezlerine ulaşıncaya kadar kendilerini belli etmeden faaliyette bulunduğu anlatılan raporda, 'FETÖ, usulsüz yollarla ele geçirdiği sınav sorularını KPSS ve kurum sınavlarına hazırlık evlerinde kendi mensuplarına verdiği ve soruları haksız şekilde temin eden bu kişilerin de kamu kurumlarına girdikleri hususu adli işlemler sonucu elde edilen bilgilerden anlaşılmaktadır.' değerlendirmesi paylaşıldı.KPSS ve kurum sınavlarına hazırlık evleriKomisyonun raporunda FETÖ'nün, kamu kurumlarına sızma girişimi kapsamında 'KPSS ve kurum sınavlarına hazırlık evleri' oluşturduğu kaydedildi.Bu evlerin 'müdür', 'müdür yardımcısı', 'öğretmen' ve 'öğrenci'lerden oluşan hiyerarşide faaliyet gösterdiği vurgulanan raporda, her 'müdür yardımcısı'nın 3 ila 5 arasında evden sorumlu olduğu ayrıca bu evlerde 'öğrenci' adı verilen örgüt mensuplarından sorumlu 'öğretmen' denilen ev yöneticilerinin bulunduğu bildirildi. Raporda, örgütün sınav çalışma evlerinin finansmanının ise FETÖ mensubu iş insanlarınca karşılandığı belirtildi.Evlere yerleştirilecek örgüt mensubunu 'mezuncu' adı verilen kişilerin belirlediğine dikkati çekilen raporda, bu evlerdeki örgüt mensuplarının öncellikle KPSS'ye, bu sınavdan yeterli puan alanları da KPSS A grubu sınıflandırma içerisindeki kaymakamlık, uzmanlık, müfettişlik ve denetçilik gibi mesleklere hazırlamaya çalıştığı vurgulandı.Raporda, itirafçı örgüt mensuplarının '2009, 2010, 2011 ve 2012 yılı KPSS sorularının örgüte ait sınav hazırlık evlerinde kendilerine verildiğini, soruları veren örgüt mensubu tarafından sınavda soruların tamamını çözmemeleri, çözüyormuş gibi kitapçık üzerinde karalama yaparak soruların cevaplanması gerektiği şeklinde uyarıldıklarını beyan ettikleri' anlatıldı.Örgütün akademik yapılanma kapsamındaki sınav usulsüzlükleriFETÖ'nün kadrolaşmayı amaçladığı kamu alanlarından birinin de akademik yapılanma olduğu komisyonun raporuna yansıdı.Örgütün YDS ve ALES sınav sorularını da sızdırdığı bildirilen raporda, FETÖ itirafçısı M.S'nin 2013'teki ALES'e girmeden bir gün önce yemin ettirilerek soruların kendilerine verildiğini ve bunların tamamının sınavda birebir çıktığını söylediği aktarıldı.Raporda, 'FETÖ'nün en önemli faaliyet alanlarından birisini eğitim kurumları oluşturmaktadır. Bu kapsamda, yükseköğrenim kurumlarında kadrolaşmayı stratejik bir öncelik olarak değerlendirmiş ve örgüt mensuplarının her aşamada haksız biçimde desteklenmesi, sınav usulsüzlükleri gibi yöntemlerle üniversitelerde hızla örgütlenmiştir.' ifadeleri kullanıldı.FETÖ'nün mahrem yapılanmasıRaporda, FETÖ'nün stratejik kurumları ele geçirme kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), emniyet, istihbarat teşkilatı, yargı teşkilatı, mülkiye, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, ÖSYM, TÜBİTAK gibi kurumlara özel önem verdiği anlatıldı.Bu kurumlardan bazılarında mahrem yapılar oluşturduğu belirtilen FETÖ'ye ilişkin raporda, şu tespit yer aldı:'FETÖ'nün mahrem birimlerdeki yapılanması sistematik ve hiyerarşik bir düzene bağlıdır. Örgütün genel yapılanmasındaki gizlilik ve tedbir yöntemleri mahrem yapılanmasında daha sıkı bir şekilde uygulanmaktadır. Mahrem yapılanma, örgütün sivil mahrem sorumluları ve kendilerine bağlı asker ya da emniyet mensuplarının oluşturduğu gruplardan oluşan hücre tipi bir örgütlenmedir.'Raporda, hücre tipi yapılanmaya sahip örgütün mahrem sorumlularının FETÖ mensubu kamu görevlilerini izlediği ve örgüt talimatlarıyla hareket etmesini sağladığı anlatıldı. Ayrıca himmet ağı vasıtasıyla örgüte mali kaynak sağlandığı belirtilen raporda, şu ifadeler kullanıldı:'Kuruma giren örgüt mensuplarının davranış ve strateji tarzlarının belirlenmesi, okuldan mezun olarak göreve başladıktan sonra da takibine devam edilmesi, bu doğrultuda toplantılar düzenlenerek örgüte mali kaynak sağlanması ve örgüt içerisinde yer alan emniyet görevlilerinin örgüt talimatları doğrultusunda hareket etmelerine yönelik faaliyetler yapılmıştır.Mahrem birimlerde faaliyet gösteren tüm örgüt mensupları kod isim kullanarak, gerçek kimliklerini saklamaktadır. Mahrem hizmetlerde, Fetullah Gülen veya örgütün üst yönetim katından gelen talimatlara, doğruluğunu veya akla uygunluğunu, dini, hukuki, ahlakiliğini sorgulamadan yerine getirecek, mutlak itaat ve teslimiyet gösteren özel seçilmiş örgüt mensupları kullanılmaktadır. Bu birimde istihdam edilecek örgüt mensuplarının bulunması, örgüte kazandırılması ve yetiştirilmesi örgüt için hayati önem arz etmektedir.'Akıncı Üssü'ndeki siviller de mahrem yapıdaBu kapsamında bir dönem FETÖ'nün mahrem yapılanmasında yer alanların verdiği ifadelerde, örgütün Hava Kuvvetlerinden sorumlu mahrem imamların Adil Öksüz ve Kemal Batmaz olduğu, mahrem yapıda yer alan yöneticilerin güvenlik amaçlı yaptığı teknik toplantılara 15 Temmuz gecesi Akıncı Üssünde darbe girişimini yöneten kritik isimlerden biri olan eski TİB personeli Harun Biniş'in de katıldığı kaydedildi.Mahrem yapıya girmeden önce mülakatKomisyon raporunda, FETÖ'nün mahrem birimlerinde görev alacak kişilerin belirlenmesi konusundaki kıstaslar da yer aldı.Söz konusu FETÖ mensuplarının mahrem yapıya girmeden önce örgüt içi mülakata alındığı anlatılan raporda, şu tespitlere yer verildi:'Örgütün mahrem birimlerinde görev yapacak kişiler, küçük yaşlarda örgüt adına devşirilmiş, sadakatleri yüksek, örgüt ideolojisini azami derecede benimseyen ve örgüt içinde gizlilik ve tedbir unsurlarını en iyi uygulayan kimseler arasından seçilmekle birlikte mahrem yapıya kabulden önce yeniden örgüt içi mülakata tabi tutulmaktadırlar.'Emniyet mahrem yapılanmaRaporda, örgütün emniyet mahrem yapılanmasına ilişkin bilgiler de paylaşıldı. Raporda, adli soruşturma kapsamında ele geçirilen ve FETÖ/PDY arşivini oluşturan dijital materyalde emniyet personeline ilişkin 'örgüt üyesi olup olmadığı, örgüte bağlılık derecesi, fikri ve sosyal yaşantı gibi özellikleri, örgütle irtibatını gösteren bilgileri içeren çeşitli harf ve rakam grupları gibi kodlama bilgileri' ile emniyet mensupları hakkında çok sayıda not bulunduğu, örgüt içi talimat ve değerlendirilmelere yer verildiği aktarıldı.Örgütün iletişim yöntemiRaporda örgütün mahrem yapılanmasında kullandığı iletişim yöntemlerine ilişkin bilgiler özetlendi.Askeri mahrem yapılanmada mahrem imamlar ile askerlerin esas olarak yüz yüze görüştüğü, istisnai durumlarda ankesörlü hatlardan şifreli aramalar ile örgüt içi iletişimi sağladıklarına ilişkin bilgilerin detaylarıyla paylaşıldığı raporda, FETÖ mensuplarının yaygın kullandığı ByLock, Eagle ve benzeri programların yanı sıra operasyonel olarak tabir edilen başkası adına kayıtlı hatlardan da örgüt içi haberleşmeyi gerçekleştirdikleri ifade edildi.Raporda ayrıca FETÖ'nün kamu kurumlarındaki genel ve mahrem yapılanmasına ilişkin tespitlerin yer aldığı çok sayıda karar örneklerine yer verildi.
Reklam
Gurbetçi Babasının Çalıştığı Bölgede Fabrika Kurdu, Ürettiği Akıllı Aynaları Avrupa'ya Satıyor
BERLİN (AA) - BAHATTİN GÖNÜLTAŞ / ERBİL BAŞAY - Almanya'ya maden işçisi olarak gelen babasının çalıştığı bölgede fabrika kuran Erkan Doğanay, bugün Avrupa'nın birçok ülkesine akıllı ayna satarken şirketi de Almanya'nın gelecek vadeden 100 şirketi arasında gösteriliyor. Almanya'daki Türk gurbetçiler başarılarıyla dikkati çekmeye devam ediyor. Aksaray'dan Almanya'ya maden işçisi olarak gelen babasının çalıştığı Ruhr bölgesinin doğusundaki Lünen’de akıllı ayna üretimi yapan Doğanay, ürünlerini Avrupa'nın birçok ülkesine ihraç ediyor. Üretim anlayışı ve yenilikçi yapısıyla şirketi Almanya'nın gelecek vaat eden 100 şirketi arasında gösterilen Doğanay, markalaşarak ürünlerini dünyanın her köşesine ulaştırmayı hedefliyor. Ev garajından çıkan başarı hikayesi Doğanay, AA muhabirine, Almanya'daki başarı hikayesini ve şirket çalışmalarını anlattı. Maden işçisi babasının şirketinin bulunduğu bölgede yer altında çalıştığını anlatan Doğanay, 'Biz de o yerin üstünde fabrikamızı kurduk.' dedi. Doğanay, üniversite eğimini Almanya'da endüstri mühendisliği alanında tamamladığını ve 2012’de okulu bitirdikten sonra İstanbul'da 4 ay çalıştığını belirtti. Almanya'ya dönmesinin ardından Dortmund'da iş aradığını aktaran Doğanay, şöyle devam etti: 'Dortmund'da hem iş aradım hem de evin garajından eBay üzerinden çeşitli türlerde mal alıp sattım. Çin'den Hamburg'a gelen bir konteynerin içindekilerini satmak için almıştık. Bir konteynerin içinde ayna ve banyo aksesuarları çıktı. Ve bunlar eBay ile Amazon'da hemen satıldı. Sonra satışların iyi olduğunu hesaba katarak, bu aynaları kendim üretmeyi düşündüm ve evin garajında ayna yapmaya başladım. Üretim garajda zor olduğu için 2013 sonunda 450 metrekarelik depo gibi yer bir kiraladım. Burayı nasıl dolduracağım konusunda tereddütlerim vardı. O zaman 4 çalışanım vardı. Makineler aldık ve 2016'da 20 çalışanımız oldu. Sonra 4 bin metrekarelik bir arsa aldık. Devletten 20 çalışanımızı 5 yıl tutmak şartıyla teşvik alarak 1.800 metrekare kapalı alanı olan bir fabrika kurduk. Yeni makinelerle üretimimizi genişleterek yıllık 8 bin ürün üretiyoruz.'Kovid-19 virüsüne karşı korunma sağlayan bir kabin dizayn ettiGenç bir girişimci olarak katıldığı çeşitli yarışmalarda dereceye girerek ödüller aldığını aktaran Doğanay, bu ödüllerin tanınmalarını sağladığını ve şirketinin önünü açtığını ifade etti.Doğanay, son olarak üretim anlayışı ve yenilikçi yapılarıyla Almanya'nın gelecek vadeden 100 şirketi arasına girdiklerini ve 'Top-Innovator 2021' ödülünü aldıklarını belirtti. Geçen yıl yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle işlerinin ilk başta sıkıntıya girdiğini anlatan Doğanay, şunları kaydetti:'Geçen yıl mart ayında kısıtlamalar geldi. İşler durdu. Arkadaşlarla toplandık ve Kovid-19 virüsüne karşı korunma sağlayan bir kabin dizayn ettik. Kapalı olan bu kabinlere konuşma cihazı ve hijyen sağlayan teknoloji yerleştirdik. Büyüklükleri ayarlanabilen bu kabinleri ABD, İtalya ve İspanya'ya sattık. Bu basının ilgisini çekti ve haberlerde yer aldı. Bu arada işler yeniden toplandı. Asıl işimize dönerek işçi sayımızı 100'e çıkardık. 2020'de 2019'da yaptığımız ciroyu ikiye katlayarak 14 milyon avroya ulaştık. Yani Kovid-19 işlerimize ivme kazandırdı.' Markalaşma hedefi Doğanay, işlerinin yoğunluğuna değinerek, 'İşler o kadar yoğunki oturup oh diyecek vaktimiz yok. Allah'a şükür buralara kadar geldik. Keşke babam bunları görseydi.' diye konuştu. Başarıyı, azimle, inanarak, inandırarak ve sabırla çalışarak yakaladığını vurgulayan Doğanay, 'Bugün 'Made in Germany' damgası altında mal satıyorum ve bu Alman markasını önümü açıyor. İşlerimi daha da büyütmek için 25 bin metrekarelik bir arsa aldık. Nisanda yeni fabrikanın temellerini Alman siyasetçilerin katılımıyla atacağız. 5 yıl içinde cam dolap ve ayna alanında marka olup, bütün dünyaya mal satmak istiyoruz. Yeni yerimizde markalaşarak bütün ülkelere mal satmayı hedefliyoruz.' dedi. Doğanay, genç bir iş insanı olarak devamlı yatırım fırsatlarını kolladığını belirterek, buna Türkiye'nin de dahil olduğunu kaydetti.Almanya'daki Türk gençlere de tavsiyelerde bulunan Doğanay, 'Almanlarda disiplin var. Buna ayak uydurmak zorundasın . Burada iş yapıp başarılı olmak istiyorsan yatıp kalkıp disiplin diyeceksin.' dedi.
Üsküdar'da Yangın
İSTANBUL (AA) - Üsküdar'da bir binanın üst katında çıkan yangın itfaiye tarafından söndürüldü.Selamiali Mahallesi Cumhuriyet Caddesi'ndeki beş katlı binanın en üst katında henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine gelen itfaiye ekipleri, yangını kısa sürede kontrol altına alarak söndürdü.Maddi hasarın oluştuğu dairenin boş olduğu öğrenilirken yangınla ilgili soruşturma başlatıldı.
Afyonkarahisar'da Bağ Evinde Kumar Oynayanlara 22 Bin 712 Lira Para Cezası Uygulandı
AFYONKARAHİSAR (AA) - Afyonkarahisar'da bağ evinde kumar oynadıkları gerekçesiyle 17 kişiye toplam 22 bin 712 lira para cezası verildi.İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri, Ali İhsanpaşa Mahallesi Gürgen Sokak'taki bir bağ evinde kumar oynandığı ihbarı üzerine harekete geçti.Ekipler, bağ evine düzenledikleri baskında, 17 kişiye kumar oynadıkları gerekçesiyle toplam 22 bin 712 lira para cezası uyguladı. Aramalarda kumar oynanması için kullanılan malzemeler ele geçirildi.Bağ evi sahibi M.A. hakkında ise 'kumar oynanmasına yer ve imkan sağlamak' suçundan adli işlem yapıldı.
Reklam
Prof. Dr. Rahimov: "Bir Millet, İki Devlet" Anlayışının Artık "Bir Millet, Bir Devlet" Seviyesine Yükselmesi Gerek
İSTANBUL (AA) - GÜLSÜM İNCEKAYA - Karadeniz ve Hazar Denizi Hukukçular Birliği Başkanı Prof. Dr. İlham Rahimov, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki 'Bir millet, iki devlet' anlayışını artık 'Bir millet, bir devlet' seviyesine yükseltilme zamanının geldiğini belirterek Orta Asya Türk devletlerini de içine alan, Avrupa Birliği'ne benzer bir yapının kurulması için bu adımın gerekli olduğunu söyledi. Azerbaycan’ın onursal bilim insanı ve hukuk profesörü Rahimov, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Türkiye ile Azerbaycan arasında iktisadi, askeri ve siyasi birçok iş birliğinin devam ettiğini, bu ilişkilerin bölge ülkeleri için de model teşkil edebileceğini söyledi.Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin Rusya ile askeri, siyasi ve ekonomik ilişkilerinin çok gelişmiş düzeyde olduğunu vurgulayan Rahimov, 'Ancak Rusya ile ilişkileri çok iyi olsa da Azerbaycan, Rusya'nın liderliğindeki 'Kolektif Güvenlik Teşkilatı'nda ve 'Ekonomik İşbirliği Teşkilatı'nda yer almıyor.' diye konuştu. Rahimov, Türkiye ile Azerbaycan arasında birtakım askeri, siyasi ve ekonomik iş birlikleri olsa da iki devlet arasında bu ilişkilerin toplandığı bir çatı kurum ve bir format bulunmadığına dikkati çekerek böyle bir teşkilatlanma olduğunda diğer Türk devletlerine de buna dahil olmaları konusunda teklif götürülebileceğini kaydetti.'Orta Asya Türk devletlerini de içine alan Avrupa Birliği'ne benzer bir yapı için önce Bakü ve Ankara'nın bir ittifak kurması gerekiyor.'​​​​​​​ diyen Rahimov şöyle devam etti:'Böylece ikili ilişkiler en yüksek seviyeye çıkarılabilir. Gelecekte böyle bir yapılanma gerçekleştirebilmek için şimdiden bilim insanları, siyasiler ve devlet adamları ittifak modelleri üzerine tartışmalıdır. Biz 'İki devlet, bir millet' diyoruz ama henüz ortada bunu destekleyen bir kuruluş, teşkilat yok. O sebeple Orta Asya Türk devletleri, Azerbaycan’dan farklı olarak Rusya’nın teşkil ettiği siyasi, askeri ve ekonomik ortaklık içindedir.'Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Azerbaycan'ın Türkiye ile yakınlaşmasının Rusya tarafında pek hoş karşılanmadığını belirten Rahimov, Karabağ zaferinden sonra bu yakınlaşmanın önüne geçemeyeceklerini anladıklarını aktardı.Rahimov, Rusya'nın Azerbaycan ile her yakınlaşmasında Ermenistan'ın sorun çıkardığını, son Karabağ savaşında da bunun net bir şekilde anlaşıldığını belirterek 'Rusya, bölge dengelerini bozacak şekilde Ermenistan'a yakınlık gösterdiğinde de Azerbaycan, Türkiye ile yakınlaşmıştır. Moskova ise bunu yakından takip etmektedir.' dedi.Dağlık Karabağ konusunda Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin, Ermenistan'a karşı Azerbaycan'ı yeterince desteklemediklerini ifade eden Rahimov, çünkü Rusya'nın bu meselede tarafsız kalmalarını istediğini, oysa manevi desteklerinin bile Azerbaycan için yeterli olacağını dile getirdi.'Bütün dünya bir millet olduğumuzu öğrendi'Rahimov, Türkiye ile Azerbaycan'ın 30 yıl önce 'Bir millet iki devlet' anlayışını geliştirdiğini, bu sürede yaşananların iki halkın da bir millet olduğu gerçeğini ispat ettiğini belirtti.'Bunu en son Karabağ savaşında da gördük.' diyen Rahimov, 'Azerbaycan Türkleri ile Türkiye Türklerinin aynı etnik kökenden olup olmadığı konusu Rusya'da uzunca süre tartışıldı. Geçtiğimiz 30 yılda Türkiye ile Azerbaycan arasında yaşananlar bu iki halkın tek bir millet olduğunu ortaya koydu. Biz zaten emindik, şimdi onlar da emin oldu.' ifadelerini kullandı.Karabağ savaşında Türkiye'nin Azerbaycan'a sağladığı askeri, siyasi ve manevi desteğinin bir yandan Rusları rahatsız ederken, bir yandan da bu iki halkın tek bir millet olduğuna kanaat getirmesine sebep olduğunu kaydeden Rahimov, 'Ermeniler bunun böyle olduğunu zaten biliyordu. Artık Avrupa ülkeleri ve bütün dünya bir millet olduğumuzu öğrendi.' dedi.Rahimov, Azerbaycan ile Türkiye arasındaki başta enerji hatları, ulaşım ve askeri iş birliklerinin diğer Türk cumhuriyetleri ile bölge ülkeleri için de örnek teşkil ettiğine vurgu yaptı.'Türkiye ile Azerbaycan arasında 30 yıldır devam eden 'Bir millet, iki devlet' anlayışının artık 'Bir millet, bir devlet' seviyesine yükseltilme zamanı geldi' diyen Rahimov, 'Bunun gelecek için zaruri bir format olduğunu düşünüyorum. Çünkü gelecekte bizi neyin beklediğini bilmiyoruz. Kuzey komşumuzla ilişkilerin gelecekte nasıl olacağından emin değiliz.' diye konuştu. Rahimov şöyle devam etti:'Şimdi Rusya ile Türkiye münasebetleri çok iyi durumda. Fakat 20-30 yıl sonra bu ilişkilerin nasıl şekilleneceğini bilemeyiz. Şimdiden 'Azerbaycan Türkleri yalnız değildir' mesajı vermeliyiz. Son 30 yıldır yaşananlardan hareketle belki bundan sonraki 30 yılda bu yol bizi 'Bir millet bir devlet' modeline götürecektir. Bu hem bizim düşmanlarımız için hem komşularımız hem de dostlarımız için gereklidir. Bu Azerbaycan'ın geleceği için lazımdır. Er ya da geç bunun gerçekleşeceğine inanıyorum.' -'Türkiye-Rusya ilişkileri 100 yaşında'Rahimov, Türkiye-Rusya yakınlaşmasının sadece bugüne ait bir mesele olmadığını, mart ayında bir asrı dolduracağını belirtti.Türkiye ile Sovyet Rusya arasında ilk anlaşmanın 1921 yılında yapıldığını hatırlatan Rahimov, Türkiye Cumhuriyeti devletini ilk tanıyan ülkenin de Rusya olduğunu söyledi.İki ülke ilişkilerinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında zirve noktasına ulaştığını ifade eden Rahimov, 'Putin, Türkiye'ye resmi ziyarette bulunan ilk Rus devlet başkanıdır. Bu da iki ülke arasında yeni bir sayfa açıldığının göstergesi olmuştur. Bundan dolayıdır ki son yıllarda Rusya ile Türkiye arasında bazı provokatif olaylar yaşanmasına rağmen iki ülke ilişkileri bu sorunları aşmayı başarabilmiştir.' değerlendirmesinde bulundu.
Kovid-19 Hastaları Yaşadıklarını Anlatıyor - "Eşime Dedim Ki Çocuklara Çok İyi Bak, Belki De Bu Son Nefesimiz"
SAMSUN (AA) - FATİH MEHMET KÜRKÇÜ - Samsun'da yakalandığı yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) zorlu bir sürecin ardından yenen 3 çocuk annesi sınıf öğretmeni Simiber Çakmak, yaşadıklarını anlattı.Aile hekimi eşi Ali Çakmak'ın baş ağrısı ve ateş gibi belirtiler üzerine yaptırdığı Kovid-19 testi pozitif çıkınca 52 yaşındaki Çakmak da test yaptırdı.İlk test sonucu negatif olan Çakmak'ın bir süre sonra koku ve tat hissi kaybı yaşaması üzerine tekrar yaptırdığı test ise pozitif çıktı.Evde tedavilerine başlanan çiftten Ali Çakmak iyileşti ancak Simiber Çakmak, 10 gün sonra sağlık durumunun ağırlaşması üzerine hastaneye kaldırıldı.Evde bulunduğu süre içinde sağlığı elverdiğince çevrim içi derslerini de sürdüren Çakmak, öğrencilerinden büyük destek aldı.Hastanede uzun süre ateşi düşürülemeyen 24 yıllık öğretmen, ciğerlerinde virüsün büyük oranda tutulum yapması nedeniyle nefes darlığı da yaşadı. Çakmak, hastanedeki zorlu tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuşarak taburcu edildi.'Öğrencilerim güç verdi' Simiber Çakmak, AA muhabirine, hayatı boyunca unutamayacağı çok zor bir süreç yaşadığını söyledi.Hastanede nefes alamadığı dönemde adeta ölümle burun buruna geldiğini belirten Çakmak, öğrencilerinin moral ve destek vermek için hazırladıkları videonun kendisini mutlu ettiğini ve güç verdiğini dile getirdi. Çakmak, eşi ve kızının doktor olduğunu, bu nedenle tedbirlere daha çok önem verdiklerini vurgulayarak, 'Evden çıkmamaya çalıştık. Kurallara uyduk. O kadar kendimizi koruduğumuz halde hastalığa yakalandık. İnsanlar biraz daha duyarlı olsa belki de bu süreç buraya kadar gelmeyecekti.' dedi.Tüm dünyayı saran bir salgınla mücadele edildiğine, herkesin konunun ciddiyetinin farkında olması gerektiğine işaret eden Çakmak, şöyle devam etti:'Hastanede 10 gün boyunca ateşim 40.6 idi. Titriyorsunuz, her türlü ilacı kullanıyorsunuz... Bir hafta içinde 4 kilo verdim, perişan oldum. O anlarda çocuklarımla daha çok zaman geçirebilirdim dedim. Bir nefes daha alabilmek için o kadar çok mücadele ediyorsunuz ki... Kalkamıyorsunuz, dönemiyorsunuz, artık tırnaklarınız morarıyor. Eşim sürekli kalp atışlarımı, nabzımı, nefesimi kontrol etti. Artık ne kadar daha nefes alabileceğinizi düşünüyorsunuz. Belki son nefesiniz. Eşim çırpınıyor ama hiçbir şey yapamıyor. Çocuklar evde perişan. Eşime dedim ki çocuklara çok iyi bak, belki de bu son nefesimiz.'Çakmak, yoğun bakım yattığı sırada tedavi gören 8 kişiden kendisi de dahil 4 kişinin sağlığına kavuştuğunu, diğer 4 kişinin ise hayatını kaybettiğini aktararak, herkesin rehavete kapılmadan kurallara uymasını istedi.Ali Çakmak da hastalık nedeniyle büyük çaresizlik duygusu yaşadıklarının altını çizerek, 'Eşim, 'Artık çocuklarımla helalleşsem mi?' demeye başlayınca, ben bir yandan korkuyorum ama bir yanda da ona hissettirmemeye çalışıyorum. Çok şükür, sonunda şifa ile sonuçlandı.' diye konuştu.
Reklam
Biden Yönetiminin Tartışmalı Dış Politikadan Kaçınması Bekleniyor
ANKARA (AA) - MERVE AYDOĞAN - Başta Ortadoğu olmak üzere dünya üzerindeki çeşitli bölgelerde rahatsızlık uyandıran tartışmalı adımlar atan Donald Trump'ın ardından ABD'de geçen ay başkanlık koltuğuna oturan Joe Biden'ın dış politikasına ilişkin beklentiler yükseldi. Princeton Üniversitesinden emekli Profesör Richard Falk, Biden dönemindeki politikalar ve beklentilere ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.Falk, 'tartışmalı dış politikadan kaçınması' beklenen Biden'ın, Trump döneminin aşırıya kaçan uygulamalarından bazılarını geri almanın ötesine geçip geçemeyeceğini söylemek için henüz çok erken olduğunu belirterek 'En iyi tahminim, İsrail-Filistin sorununa Obama döneminin yaklaşımının devamlılığı, özel ilişkinin sürdürülmesi, İsrail'in Birleşmiş Milletlerde, Boykot, Yalnızlaştırma ve Yaptırım (BDS) hareketiyle ilişkilendirilecek türden şiddet içermeyen baskılara, suçlamalara ve sansüre karşı korunması olacaktır.' diye konuştu.Biden yönetiminin dış politikasının yönünü gösterecek en önemli işaretin, İran'a ve Trump'ın 2015'te çekildiği Nükleer Program Anlaşması'na yaklaşımıyla ortaya çıkacağını vurgulayan Falk, Biden'ın Yemen'deki savaşta Suudi Arabistan'a verilen askeri desteğin sona erdirildiği yönündeki açıklamasına da değindi. Falk, 'Biden'ın, Irak ve Lübnan'da istikrarı teşvik etmesi; Yemen, Suriye ve Libya'daki kaos ve çekişmeyi sona erdirmek üzerine özel vurgusu, ayrıca Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile silah anlaşmasının askıya alınmasına yönelik dış politikası, Orta Doğu'yu az da olsa askerden arındırmaya dönük hoş karşılanan işaretleridir.' dedi.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının ekonomi ve sağlık üzerindeki etkileriyle başa çıkma vurgusu yapan Biden'in büyük oranda iç meselelere odaklanmasının beklediğini ifade eden Falk, dış politikada 'Orta Doğu'dan daha da sıkıntılı olanın Çin ile gerilimin tırmanması' olacağını kaydetti. 'Yüzyılın Anlaşması': Jeopolitik zorbalıkFalk, ABD-İsrail ilişkileri ve Washington'un Filistin meselesine ilişkin tutumuna ilişkin İsrail'in, ABD'nin bölge politikası üzerinde güçlü etkiye sahip olmaya devam edeceğinin 'muhtemel' göründüğü değerlendirmesini yaptı.Trump yönetiminin Yüzyılın Anlaşması adı verilen sözde Orta Doğu barış planının amacının 'özünde günlük yaşamlarının kalitesini artıracak bir miktar ekonomik yardım karşılığında Filistinlilerin temel haklar için verdikleri mücadeleye saygı gösterildiği belirtilerek siyasi olarak teslim olmayı kabul etmelerini sağlamak' olduğunu söyledi.Richard Falk, bu anlaşmanın 'hakiki bir barışı sağlamaktan ziyade, jeopolitik zorbalık taktiğinden başka bir şey olmadığına' işaret ederek 'Sömürgecilik sonrası güçlü milliyetçilik çağında, bir halkın kendi anavatanında tabi olmayı kabul etmesini ve kendi kaderini tayin hakkından vazgeçmesini beklemek gerçekçi değildir.' değerlendirmesini yaptı. BM'nin İsrail-Filistin sorunun barışçıl çözüme ulaştırmada yetersiz kaldığı eleştirilerine dair bir soru üzerine Falk, eski ABD Başkanı Barack Obama yönetimi sırasında geçirilen bir BM kararın atıfta bulundu ve ABD'nin çekimser kalmasına rağmen BM Güvenlik Konseyi'nde 14'e karşı sıfır oyla güçlü biçimde yerleşim karşıtı kararın geçirildiğini hatırlattı.Falk ayrıca Malezya, Yeni Zelanda, Senegal ve Venezuela'nın ortaklaşa desteklediği 2334 sayılı BM kararının da 23 Aralık 2016'da kabul edildiğini anımsattı.BM, İsrail'in suçunu belgelemeye devam etmeliFalk, 2016 kararıyla son yıllarda 'BM otoritesinin en güçlü biçimde tasdik edildiğini, ancak uygulamada hiçbir sonuca varılmadığını', İsrail'in uluslararası hukuk veya BM direktifleri konusundaki dengesiz bir tutum sergilediğini hatırlatarak 'İsrail, yaşanabilir bir Filistin devletinin kurulmasını düşünmeyi bile reddettiğinin işareti olarak, çoğu Batı Şeria'nın köhne yerlerinde 3 bin kişilik yeni yerleşim inşası kararıyla Biden yönetimine meydan okudu.' dedi.Richard Falk, 'BM gündeminin, İsrail'in suçlarını belgelemeye devam etmesi önemli. Çünkü bu sivil toplum aktivizmini teşvik edecek ve meşrulaştıracaktır. Filistinlilerin haklarına ulaşması, her iki halk açısından barışçıl bir geleceğe sahip olma ihtimali, yalnızca içeriden gelen Filistin direnişi ve dışarıdan gelen küresel dayanışmayla mümkün olabilir.' değerlendirmesini yaptı.Falk, olası küresel barış konusunda ise şunları kaydetti:'Şu an mevcut koşullar altında, dünya barışına ulaşma konusunda umutlu değilim. Bazı yangınların, Orta Doğu'daki gibi durdurulabileceğini ve hatta söndürülebileceğini düşünüyorum ancak birini söndürürken diğerlerinin çıkma olasılığı yüksek. Fakat iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik ve göç gibi sorunlarla başa çıkmada ilerleme kaydedilebilir.' ABD'nin küresel güvenlik anlayışına aşırı yatırımlara duygusal açıdan güçlü bağ geliştirdiğini, hayati öneme sahip ABD çıkarlarına yönelik olduğu iddia edilen abartılı güvenlik tehditleriyle bağlantılı bütçeyi meşrulaştırdığını dile getiren Falk, ABD'de, güvenlik politikasında askerden arındırıcı düzenlemenin gerçekleşmesinin muhtemel olmadığını söyledi. Falk öte yandan Çin'in ekonomik ve teknolojik dinamizminin, ikinci bir Soğuk Savaş'ı tehlikeli biçimde tahrik ederek ve jeopolitik çatışmaya yönelmekten başka etkili bir yanıt yok imajını vererek ABD'nin küresel dış politika önceliğini başka yöne çektiğini sözlerine ekledi.
Adıyaman'daki Silahlı Kavgada Hayatını Kaybeden 6 Kişiden 4'Ünün Cenazesi Toprağa Verildi
GAZİANTEP (AA) - Adıyaman'ın Kahta ilçesinde iki aile arasında çıkan silahlı kavgada hayatını kaybeden 6 kişiden 4'ünün cenazesi toprağa verildi.Kahta'nın Doluca köyü yakınlarında çıkan silahlı kavgada hayatını kaybedenlerden 4 kişinin cenazesi, Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesinden Sincik ilçesine bağlı Çamdere köyüne getirildi.Jandarma ekipleri, köyün giriş ve çıkışlarında uygulama noktası oluşturdu, köye gelenlerin üst araması yapıldıktan sonra köye girişe izin verildi.Araçların alınmadığı köyün içinde ve mezarlık çevresinde jandarma ekipleri geniş güvenlik önlemi aldı.Cenazeler, köy mezarlığında kılınan namazın ardından toprağa verildi. Dün, Kahta ilçesine bağlı Doluca köyü yakınlarında iki aile arasında çıkan silahlı kavgada 6 kişi ölmüş, 3 kişi yaralanmıştı.
Duyarlı Köpek Eğitmeni, Afetlerde Görev Yapacak "Hassas Burunları" Gönüllü Yetiştiriyor
KONYA (AA) - ABDULLAH DOĞAN - Konya'nın Hadim ilçesinde yaşayan Birol Meki, kendi imkanlarıyla kurduğu 400 metrekarelik köpek eğitim merkezinde canlı arama-kurtarma ve özel görev köpeği yetiştiriyor.Toroslar üzerine kurulu ilçedeki köpek eğitim merkezinde 8 ay önce çalışmalara başlayan 32 yaşındaki eğitmen Meki, parkur ve hayvan barınağının yer aldığı merkezde 20'ye yakın köpekle özel olarak ilgileniyor. Yaklaşık 5 yıl önce Ankara'da köpek eğitmenliği kursu alan Meki'nin yetiştirdiği köpekler özellikle afetlerde canlı arama ve kurtarmada görev alıyor.Meki, AA muhabirine, köpeklere duyduğu ilgi üzerine eğitmenlik için 5 yıl önce Ankara'da kursa katıldığını anlattı.Daha sonra canlı arama-kurtarma ve görev köpeği yetiştirmeye karar verdiğini ifade eden Meki, 'İstikrar ve sabırla bugüne kadar geldim. Büyük başarı elde etmek amacındayım. Canlı arama köpeği üzerine çalışıyorum. Depremlerde ve doğal afetlerde görev yapacak köpek yetiştiriyorum. Canlı arama köpeğim ile Düzce'deki sel felaketine katıldım.' diye konuştu.Oyun duygusu yüksek köpekler başarılı oluyorMeki, oyun içgüdüsü yüksek köpeklerin eğitime yatkın olduğunu belirterek, eğitim sürecinin uzun soluklu olduğunu vurguladı.Köpeklerde eğitimin yavruyken başladığına işaret eden Meki, şöyle konuştu:'Yavru sütten kesilinceye kadar bazı testlerden geçiyor. Yükseklik, karanlık korkusu ve arama güdüsünü ölçmeye çalışıyoruz. Hangi kabiliyeti varsa onda eğitime başlıyoruz. Arama duygusunun gelişmesi için çalıştırıyoruz, başarılı olursa köpeği ödüllendiriyoruz. 1,5 yaşına kadar eğitim devam ediyor. İçişleri Bakanlığının düzenlediği canlı arama köpeği sınavları oluyor. Parkurları, sınavı geçebilirse belge almaya hak kazanıyor. Devletim ve milletime hizmet etmesi için görev köpeği eğitiyorum. Kendi imkanlarımla burayı kurdum. Allah göstermesin bir depremde veya başka felakette bu köpekler hayat kurtarıyor. Çok sayıda köpek eğittim. Gönüllülükle yapıyorum.' Meki, merkezdeki köpekleri isteyenlere mama karşılığı sahiplendirdiğini anlatarak, 'Özellikle Alman çoban köpeğine çok ilgi var. Köpeğini eğitmek isteyenlere de hizmet veriyoruz. Temel itaat eğitimi olmazsa, olmazdır. İleri itaat eğitimi de veriyoruz.' ifadelerini kullandı.
Çanakkale Boğazı 13,5 Saat Sonra Gemi Geçişine Açıldı
ÇANAKKALE (AA) - Yoğun sis nedeniyle dün gece çift yönlü transit gemi geçişlerine kapatılan Çanakkale Boğazı, ulaşıma açıldı. Çanakkale bölgesinde etkisini artıran sis nedeniyle denizde görüş mesafesinin azalması üzerine dün gece saat 21.30'da boğaz, çift yönlü transit gemi geçişlerine kapatılmıştı. Bölgedeki yoğun sisin etkisini kaybetmesinin ardından Çanakkale Boğazı trafiği 13,5 saat sonra yeniden açılarak normale döndü.
Reklam