21 Gerçek Dışı Fotoğrafla Işın Boyama Sanatı
Neon fırtınası ve elektrik kıvılcımlarından esinlenerek  yapılan bu çalışma Dr. Seuss ve M.C. Escher imzası taşıyor. Uzun pozlama, ışık manipülasyonu ve harika ışık boyama sanatıyla bu fotoğraflar neredeyse kusursuz görünüyorlar. Işın boyama sanatındaki püf noktalardan birisi de photoshop kullanılmamış olması.  İşte karşınızda ışın boyama sanatı...  
29 Ocak Şans Topu Çekiliş Sonuçları
Milli Piyango İdaresi (MPİ) tarafından her hafta tertip eden Baht Topu 29 Ocak 2014 (659. hafta) çekilişi bu akşam 21.30'da gerçekleştirildi.Milli Piyango İdaresi'nin (MPİ) tertip ettiği Şans Topu oyununun 29 Ocak 2014 (659. hafta) çekilişi bu akşam 21.30'da inşa edildi. 29 Ocak 2014 (659. hafta) Baht Topu çekiliş sonuçlarına göre kazandıran talihli numaralar bu akşam 21.30'da belirlendi. İşte Ulusal Piyango İdaresi tarafından gerçekleştirilen 29 Ocak 2014 (659. hafta) Baht Topu çekiliş sonuçlarına göre kazandıran talihli numaralar...Milli Piyango İdaresi tarafından tertip eden 29 Ocak 2014 Baht Topu çekilişi 21.30'da inşa edildi. 29 Ocak Baht Topu çekiliş sonuçlarına göre kazandıran numaralar 18, 20, 21, 28, 29 ve artı 12 olarak belirlendi.Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğünce tertip eden Baht Topu oyununun çekilişinde 5 artı 1 bilen bir kişi, 615 bin 715 lira 40 kuruş ikramiye kazandı.Milli Piyango İdaresinden inşa edilen izaha göre, 5 bilen 19 kişi 3 bin 240 lira seksen beşer kuruş, 4 artı 1 bilen 217 kişi 284 lira otuzar kuruş, 4 bilen 2 bin 828 kişi 29 lira beşer kuruş, 3 artı 1 bilen 6 bin 818 kişi 15 lira altmış beşer kuruş, 3 bilen 88 bin 598 kişi 3 lira yirmişer kuruş, 2 artı 1 bilen 65 bin 393 kişi 4 lira elli beşer kuruş, ve 1 artı 1 bilen 217 bin 397 kişi 2 lira ellişer kuruş ikramiye alacak.Büyük ikramiyeyi kazanan talihlinin kuponunu Konya'nın Selçuklu ilçesindeki bir bayiden yatırdığı bildirildi.Bu haftaki Baht Topu çekilişinde 2 milyon 52 bin 384 lira ikramiye dağıtıldı.Hasılattan KDV olarak 818 bin 10 lira 99 kuruş, Baht Oyunları Vergisi olarak 456 bin 85 lira 33 kuruş kamuya aktarılacak.
3 Dakikada Avrupa'nın 1000 Yılda Geçirdiği Değişim
Avrupa'nın siyasi değişimleriyle ilgili bilgilendirici ve bir o kadar da ilginç bir video hazırlanmış. Osmanlı İmparatorluğunun kalıcılığı, Ortaçağ Avrupası'ndaki binlerce devlet, Moğol ve Nazi istilaları videoda dikkat çeken sadece birkaç anekdot. İçinde birçok ayrıntı bulunduğundan, videonun ara ara durdurularak izlenmesi önerilir!
Halit Ergenç Rolü İçin Buzlu Suya Girdi
Muhteşem Yüzyıl dizisinde 4 sezondur cihan hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman'ı canlandıran başarılı oyuncu Halit Ergenç buzlu suda 6 saat kaldı! Star TV’deki ‘Muhteşem Yüzyıl’ın ‘Kanuni’si Halit Ergenç dizinin yarın akşam yayınlanacak bölümü için tam 6 saat buz dolu küvete girip çıkmak zorunda kaldı. Çekim aralarında soğuktan titreyen Halit Ergenç’e set ekibi “Hasta olacaksınız. İsterseniz kısa molalar verip çekelim” dedi. Halit Ergenç “Kimsenin konsantrasyonunun bozulmasını istemiyorum. Çekime devam” cevabını verdi. Halit Ergenç’i gripten korumak için elektrikli ısıtıcılar kullanıldı. Halit Ergenç’in canlandırdığı ‘Kanuni’ son 3 bölümdür ateşli, ağrılı bir hastalıkla mücadele ediyor.TV Aktüel
Kıyafetlerimizi Aslında Bu İnsanlar Yapıyor!
Gündelik kıyafet ve aksesuarlarımız, aslında binlerce insanın adeta bir 'köle' gibi çalışması sonucuyla ortaya çıkıyor. Örneğin handmade olarak pompalanan kıyafet ya da eşyalar veya gündelik bir takı birçok insanın 'köle'liğinden geçip bize ulaşıyor. Bununla ilgili bir farkındalık yaratmak amacıyla Mary Nighy ve White Lodge oldukça anlamlı bir spot çekmiş.
Justin Bieber İçin Gözler Beyaz Saray'da!
Pop şarkıcısı Justin Bieber'ın Amerika'dan sınır dışı edilmesi için başlatılan kampanyada 100 bin imza toplandı, Beyaz Saray konu ile ilgili açıklama yapmak zorundaABD'de uyuşturucu ve alkol etkisinde araba sürerken gözaltına alınan Justin Bieber’ın ülkeden sınır dışı edilmesi için başlatılan kampanya 100 bin imzaya ulaştı. ABD yasalarına göre bir imza kampanyası 100 bin sınırına ulaştığında Beyaz Saray sözcüleri konu ile ilgili açıklama yapmak zorunda. Beyaz Saray, kamudan gelen dilekçelere cevap verdiği ‘We the People’ sayfasında açılan dilekçede Kanadalı 19 yaşındaki şarkıcının sınır dışı edilmesi ve yeşil kartının iptal edilmesi isteniyordu. Dilekçe gerekli olan 100 bin imzaya ulaştığı için gözler Beyaz Saray'a çevrildi. Ancak yetkililer Kanada vatandaşı olan Bieber'ın yeşil kartla değil başka bir tür vizeyle ABD'ye giriş-çıkış yaptığını ifade etti. ABD göçmenlik yasalarına göre, bir kişi büyük çaplı bir suça karışmadığı ve bir yıldan fazla hapis cezası almadığı sürece vizesi iptal edilmiyor. 100 binin üzeinde imza toplayan dilekçede, 'ABD halkı olarak tehlikeli, dikkatsiz ve uyuşturucu kullancısı Justin Bieber’ın sınır dışı edilmesi ve yeşil kartının iptal edilmesini istiyoruz. Sadece insalarımızın güvenliğini tehdit etmekle kalmıyor, ülkemizin gençleri üzerinde de kötü bir etki bırakıyor” sözlerine yer verilmişti.T24
Reklam
Galatasaray 5 Oyuncuyu KAP'a Bildirdi
Galatasaray, Amrabat ve Bruma'nın kiralandığını, Riera'nın sözleşmesinin feshedildiğini, Koray Günter ve Ontivero'nun transferi için de görüşmelere başlandığını KAP'a bildirdi. Galatasaray transfer çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Sarı kırmızılılar, Borussia Dortmund'un genç stoperi Koray Günter ve 'Uruguaylı Messi' lakaplı Ontivero'nun transferi için resmi görüşmelere başladı. Cimbom, yabancı kontenjanında yer açmak için Amrabat'ı Malaga'ya, Bruma'yı da Gaziantepspor'a kiraladı. Aslan, İspanyol orta sahası Albert Riera ile olan sözleşmesini de karşılıklı olarak feshetti. İşte G.Saray'dan KAP'a yapılan açıklamalar Profesyonel futbolcularımızdan Noureddine Amrabat'ın 2013-2014 futbol sezonu sonuna kadar Malaga Club de Futbol S.A.D'a geçici transferi konusunda 300.000 Euro bedelle anlaşmaya varılmıştır. Oyuncunun bu sezon içerisindeki sabit transfer ücretleri Şirketimiz tarafından ödenecektir. Profesyonel futbolcularımızdan Armindo Tue Na Bagna 'Bruma'nın 2013-2014 futbol sezonu sonuna kadar Gaziantepspor Kulübü' geçici transferi konusunda anlaşmaya varılmıştır. Oyuncunun bu sezon içerisindeki sabit transfer ücretleri Şirketimiz tarafından ödenecektir. Profesyonel futbolcularımızdan Albert Riera Ortega'nın sözleşmesi karşılıklı olarak feshedilmiştir. Oyuncuya 2013-14 sezonu sonuna kadar sözleşmesindeki hakedişlerinin dışında herhangi bir ödeme yapılmayacaktır. Radikal
Genç Kız Sevgilisini Eve Alınca...
Anne babası misafirlikte olan genç kız, sevgilisini odasına aldı. Eve dönen anne, kızının odasındakini hırsız sanıp bıçakladı. Yaralı sevgili sokakta kaçarken kan kaybından öldü. Genç kız da balkondan atlayıp intihar etti. İstanbul Gaziosmanpaşa’da gece yarısı yan odadan sesler duyan anne F.Ş., hırsız zannettiği kızının sevgilisini bıçakladı. Yaralanan sevgili Volkan T. kaçarken kan kaybından öldü. Genç kızın kendini balkondan attığı olay sonrası anne ile baba tutuklandı. İstanbul Gaziosmanpaşa’da 6 katlı binanın dublex katında 3 gün önce meydana gelen üzücü olay iddialara göre şöyle gerçekleşti. Pazar gecesi misafirlikten erken dönen anne F.Ş., kızı S.Ş.’nin odasında gürültü duyunca ‘Eve hırsız girdi’ korkusuyla mutfaktan bir bıçak aldı. Kızının odasına giden F.Ş., odadan gelen sesler üzerine kapıyı zorla açtı. Ancak anne, karşısında hırsız yerine kızının sevgilisi Volkan T.’yi buldu. Şok geçiren anne elindeki bıçakla kızının odasında bulunan Volkan T.’ye saldırdı. SOKAĞA KAÇTI, KAN KAYBINDAN... Annesine engel olmaya çalışan S.Ş., elinden yaralanırken, Volkan T., aldığı bıçak darbeleriyle yaralı olarak evden kaçmayı başardı. Sokakta kaçarken yığılıp kalan Volkan T. kan kaybından yaşamını yitirdi. Genç kız ise evin balkonundan aşağıya atlayarak yaşamına son verdi. Komşuların sesler üzerine polise haber vermesiyle ortaya çıkan olayda, anne F.Ş., Volkan T.’yi bıçaklarken elinden aldığı yaraları tedavi ettirmek için gittiği hastanede yakalandı. 2 BIÇAK BULUNDU, 'GENÇ KIZ ATILDI' İHTİMALİ DE DEĞERLENDİRİLİYOR Olayla ilgili anne F.Ş. ve baba M.Ş. gözaltına alınırken, yapılan incelemelerde Volkan T.’nin göğüs tarafından 4, sırtından ise 2 bıçak yarası aldığı belirlendi. Olay yerinde iki ayrı bıçak bulunurken, polis genç kızın balkondan atılmış olabileceği ihtimalini değerlendiriyor. Anne ve baba ise sorgularının ardından tutuklanarak cezaevine gönderildi. Aynı mahallede oturan iki gencin cenazelerinin toprağa verildiği öğrenildi. (MEHMET ALİ DEMİR- VATAN)
Reklam
'Laptop Çaldım, Serdar Ortaç'ın Çıktı'
Basit ve bireysel bir eylem olarak görülmesine karşın üzeri kazındığında kapkaçın aslında batıdan doğuya gidildikçe örgütlü bir yapısının olduğu ortaya çıkıyor. Üçüncü sayfa haberlerinin ötesinde bir gerçekliğe ve birikime sahip olan bu teşebbüs suça girişin ‘ana kapısı’ niteliğinde. ‘Sermayenin gerek duyulmadığı tek iş’ diye tarif ediliyor ve yoksulluk-yoksunluk tetikliyor. Kendilerini ‘yol koşanlar’ olarak tanımlayan hırsızlar meseleye ‘ya kap ya öl’ noktasından bakıyorlar. Al Jazeera ’den Kadir Konuksever, hırsızların dünyasına girdi. Hırsızlık bir seçim ve o seçimin odağında, ülkenin Doğu’sunda 30 yılı aşkın çatışma sürecinin ana etken olduğu yerinden edilmişlik, göç, yoksulluk ve varoşlar var. Yoksunluk ‘seçim’ yapmayı varoşlar da altyapıyı hazırlıyor. Bir anda 10-12 yaşlarındaki çocuklar kendilerini ‘kaptı’ olarak buluyor ve yeni ailesi içerisine girdiği ‘tayfa’ oluyor. 'Ya kapacaksın, ya acından öleceksin' Varoşlar kapkaçın vatanı. Buralardan yetişen çocuklar suç dünyasına giriş yapıyorlar. [Abdülkadir Konuksever-AJT] İstanbul’da kentsel dönüşüme henüz uğramamış bir sokağının ortasına atılan kahvehane taburesine çöküyoruz. Çevrede yıkılmaya yüz tutmuş boş binalar göze çarpıyor. Sokağın girişlerine birer ikişer kişi yerleşip tesadüfen geçmekte olan insanları emir kipleriyle başka yollara sevk ediyorlar. İtirazsız uyuyor berikiler. Alana hâkim oldukları belli. Pervasız ve buyurganlar. Üzerlerinde eşofman türünde spor giysiler ayaklarında ise renkli ve marka koşu ayakkabılar var. Saçlar alabros, bakışlar fıldır fıldır. Tüm araştırmamız boyunca karşılaştığımız hırsızların neredeyse tamamı tek tip. Kendisine Botan diyen Cizreli genç diğerlerine emirler yağdırıyor. Önce çay geliyor, ardından elden ele dolaşan sarma sigara. Hareketleri onun bir ‘kurnaz’ olduğunu gösteriyor. 5-6 kişilik 'tayfa' denen hırsızlık gruplarının liderine bu isim veriliyor. Tayfa üyelerinin her birine de ‘kaptı’ deniyor. 13 yaşındayken abisinin dağa çıkıp PKK’ya katılmasıyla kendisini önce Batman, sonra da Diyarbakır’da bulmuş Botan. Diyarbakır’ın varoşlarında. 'Mahallede top oynarken bizden yaşça büyük biri gelip herkese para verdi. Benim dışımda herkes tanıyordu. Yanıma gelip kim olduğumu ve nereden geldiğimi sordu. Anlatınca gelip bize takıl dedi. Ayakkabı boyacılığı, simitçilik ve tatlıcılık yapmıştım. Bana göre işler değildi. Memleketimde iyi bir hayatımız vardı. Ama Diyarbakır’a gelerek her şeyi sıfırlamıştık. Ben ailenin en küçüğüydüm bana çok ilişmezlerdi. Onlar çalışırlardı ben daha çok gezerdim. Karnımız çoğu zaman doymuyordu. Elektriğimiz, suyumuz kaçak, evimiz harabe gibiydi. Okula devam etmedim. Bu para dağıtan abinin yanına takıldım. Benim gibi çocuklar vardı yanında. Onları koşturuyor, inşaatlara tırmandırıyor birinci gelene lastik ayakkabılar alıyordu. Hepsini geçtim, hepsinden iyi tırmandım. O zaman dedi ki ‘sende iş var.’ O işin hırsızlık olduğunu anladığımda aklıma babam geldi, duysa öldürürdü beni. Abilerim geldi sonra hatırıma, annem ve Allah. Yani insan her şeyi düşünüyor. Cizre’de Kuran kursundaki hocam bile aklıma geldi. Demişti ki günahların en rezillerinden biri hırsızlıktır.' Son cümlesi gülüşmelerle kesilince bakışlarıyla susturuyor anında. “Uzatmayayım, hepsini hatırımdan silip ‘herkes giyiyor, herkes yiyor ben neden aç kalayım’ diyerek girdim işin içine.” Botan hırsızlığa böyle başlamış. Belli bir zaman pratik yapmış. Ondan kıdemlileri iş üstündeyken izlemiş, ardından ‘kaptı’ olarak ilk işine çıkmış. ‘Kapkaç yaptım. Telefonlar o zaman çok değerli. Belediyenin arkasında bir kadın kulağında telefon yürüyordu. Kolay işti kaptım ve kaçtım. Kadın şoka girdi bağıramadı bile. Güvenli bir yere çekildiğimizde telefonu kaptığım zaman kadının yüzünün derisini yüzdüğümü anladım, tırnağımın arasında kalmıştı. Üzüldüm ama kısa sürede unuttum. Kendimi yeni işlere verdim. Zaten işler birbiri ardına geldi. Paramın bir bölümünü ayakkabı boyacılığından kazandığımı söyleyerek aileme veriyordum. Geri kalanını yiyip içiyordum.” İçki ve uyuşturucuya başlaması çok sürmemiş Botan’ın, ailesinin işin farkına varması da. 'Babam mahalleden duymuş. Beni çok kötü dövdü, sonra evden çıkmamı yasakladı. Önce evden, sonra da Diyarbakır’dan kaçtım, İstanbul’a geldim. Elimizden tutan olmayınca ‘abiler’ tuttu. Onların tutuğu eller de ancak başkalarının malına parasına uzanıyor. Bu işler böyledir; ya kapacaksın ya acından öleceksin.' Uyuyan kadının gözlerine bakmayacaksın İşe ara veren kapkaççılar yeniden kolladıkları muhitlerde kapkaça çıkacaklar. [Abdülkadir Konuksever- AJT] Botan, İstanbul’da önce başkalarına bağlı olarak çalışmış, ardından kendi tayfasını kurmuş. Tayfanın getirdiklerinden bir pay da ‘büyük abi’ye gidiyor. Tayfalar ‘kurnaz’a kurnazlar da ‘abi’ ye tâbi olurlar. Bazı abilerin 20’den fazla tayfaya hükmettiği belirtiliyor ancak kim olduklarına dair konuşmaları yasak. Botan’ın tayfalarından Şeyhmus Diyarbakır’lı. Hikayesi neredeyse Botan ile birebir aynı. Kulp ilçesinin bir köyünden. Köyleri güvenlik gerekçesi ile askerler tarafından boşaltılınca o da pek çokları gibi kendisini İstanbul’da bulmuş. Şeyhmus askıcılık ve tufacılık yapıyor. Ev ve işyerlerine giriyor, araç patlatıyor. 'Meslek sırları'nı anlatmaktan kaçınıyor. Ağzı laf yapmayan biri, daha çok yanındakilerin dürtüklemesiyle konuşuyor. “Evine girdiğin kadının gözlerine, bakmayacaksın. Uyanıyorlar. B.k varmış gibi götürüp yattıkları yere istifliyor herkes parasını. Biz de belli bir saati bekleriz. Sonra girdiğimizde top atsan uyanmazlar. Sadece uyuyan kadının gözlerine bakmayacaksın. Tecrübe ettim uyanıyorlar.” Serdar Ortaç’ın bilgisayarı Yine gruptakilerin hatırlatmasıyla başka bir meseleye dalıyor Şeyhmus. “Bir keresinde iyi mal kaldırdım. Malların arasında bir tane laptop vardı. Sonra öğrendik ki Serdar Ortaç’ınmış. Gazetelere çıkıyor, televizyonlara çıkıyor bilgisayarda bestelerim var geri getirin para vereyim diyor. Şimdi ben bunun olduğunu öğrendim ya o nasıl Ahmet abimize (Kaya) çatal kaşık fırlatmışsa lavuk, ben de fırlatıp attım Haliç’e, balıklar nasiplensin.” Çevresindekiler ‘balık’ lafını duyunca hep birlikte kahkaha atmaya başlıyorlar, belli ki defalarca anlatılıp defalarca gülünmüş laptop meselesine. Aşk için çalmalı aşk o zaman aşk Konuşma fırsatı yakaladığım pek çok hırsızın (kendilerine 'yol koşan' diyorlar) mesleğe giriş hikâyeleri benzerlikler taşıyor. Güneydoğu çıkışlı olanların tamamı yoksul aile çocukları. Ancak Mesut orta sınıf bir aileden geliyor. Şişli’de iyi döşenmiş güzel bir evde görüşüyoruz Mesut’la. Şaşkınlığımızı fark edip biz sormadan kendisi anlatıyor. “Hepimiz sefalet içinde yaşayacak değiliz ya!” Hırsızlık ile çizilen tablolarda böyle bir detay oldukça aykırı. Ancak bize aracılık eden kişinin anlattıklarına göre Mesut camianın kalburüstü elemanlarından. Yüzü gözü girdiği mücadelelerden kalma yara izleriyle dolu. Donuk ve sert bakışları var. “Aşık oldum vermediler” diye başlıyor sözlerine. Sigarasını yakıp karşımıza oturduğunda anlatmaya teşne olduğunu belli ediyor. Israr etmemize de çeşitli güvenceleri sıralamamıza da gerek kalmıyor. Kaptı Hırsız Tayfa Hırsızların oluşturduğu5-6 kişilik grup. Kurnaz Tayfa gruplarının başındaki kişi. Büyük Abi Kurnazların bağlı oldukları kişi. Baron En tepedeki kişi. Dümenci Gözcü. Arpa Hissettirmeden cebe girilerek yapılan hırsızlık. Kapkaç Malikin değerli eşyasını kapıp kaçmak. Gasp Malikin silah zoruyla malının alınması. Kancık-Çarık Çantaları kollayan kişi. Tufa Dükkan ve işyeri hırsızlığı. Askı Ev hırsızlığı. Gömmeci Çelik kapı açan. Kasacı Kilitli kasayı açan kişi. Otocu Oto hırsızı. “Babam işçiydi. Niye yalan söyleyeyim bolluk içindeydik. Üstümüzde başımızda, soframızda vardı yani. 20’li yaşlardayım. Lise bitmiş. Belalı bir tipim. Okulda, mahallede sevmediğim bebeyi indiriyorum, kılı tüyü anında alıyorum. Çekinirlerdi benden. Ramazan diye bir yavşak vardı. Bir iki esnaftan para yemiş epeyce. Yanına da almış iki bebeyi sözüm ona Kurtlar Vadisi triplerine girmiş. Dedim ki arkadaşlarıma ‘ben bu ib…i indireceğim.’ Lakin bizim muhite gelmiyor. Bir iki takip attım. Fark etmiş. Kendi düştü. Uzaktan izliyor, ince ince kesiyor. Yanına vardım, ‘terzi misin birader ölçüp biçiyorsun’ dedim. ‘Kasabım hayvan bakıyorum” deyince kafayı gömdüm suratına. Yanındaki bebelerden birine bıçağı takınca diğeri kaçtı. Ayağımın altına alıp yerde yüzünü gözünü ezdim, kalkamadı bir daha. Sekiz ay yattım. Çıktığımda âlem benimdi.” ‘İcraatı’ ve hapis yatmasından sonra çevrede belli bir namı olmuş. Hatırlı kişilerin ve zenginlerin bir iki ‘pis’ işini yapmış. İyi para kazanmış. Sonra ‘daha büyük denizlerde yüzmek’ için İstanbul’a bir bilet almış. Daldan dala konarak anlatıyor, ancak bütün yolları sevdiği kıza çıkıyor. Mahallede sevdiği kız için babasını ikna etmiş istemeye ama kızın babasını ikna edememişler. Kısaca işsiz ve serseri olduğu söylenmiş. Kederleniyor. “Paran yoksa adamdan sayılmıyorsun. Kızı sevmişim niye vermiyorsun arkadaş? Aç açıkta bırakmam ki. Ama yok. Dedim ki kendi kendime bu âlemin kıralı olacağım. Çıktım İstanbul’a geldim. Ben şahsen öyle gidip milletin malını mülkünü çalmadım. Ama kurnazlar var yol koşan, ben de onları koşturdum. Bindim alman malı jipe gittim bir gün memlekete. Mahalleye girdim gözüm kızın penceresinde. Kız evlenmiş, babası da taşınmış mahalleden. Hava atamadım anlayacağınız.” Evinin duvarlarında çerçevelenmiş Yılmaz Güney, Che Guevara ve Malcom X resimleri göze çarpıyor. Sohbetimizin sonuna yaklaştığımızı hissettiğimde resimleri soruyorum. Anlattığı şeylerle duvarına astığı kişilerin birbiriyle uyuşup uyuşmadığına dair. Cevabı kısa ve sert oluyor; “Seviyoruz gözüm.” Diyarbakır çıraklık, İstanbul ustalık merkezi Hırsızlık işinde İstanbul piyasası uzmanlık alanı olarak değerlendiriliyor. Doğu’da belli bir eğitimden geçip çıraklıktan terfi eden 'kaptı'lar İstanbul başta olmak üzere İzmir, Antalya, İzmit gibi batı illerine gidiyorlar. Bunun birkaç nedeni var. Birincisi doğdukları şehirde iş üzerindeyken tanıdık birilerine rastlayıp toplum içinde deşifre olma ihtimali yüksek. İkincisi şimdilerde bu değişse de hemşerinin malının çalınmasına camiada iyi gözle bakılmıyor. Üçüncü neden ise daha geniş imkânlar sunması ve kalabalıklar arasında kaybolmanın kolay olması. Varoşlarda başlayan yaşam büyük şehirlerin varoşlarında devam ediyor. Eğer işinde iyiyse ve cesaret göstergesi sayılabilecek icraatlara girişebiliyorsa 'kaptı'nın 'kurnazlık payesi' alması çok zor değil. Zira işsizlik oranlarının yüksek olduğu Diyarbakır başta olmak üzere Doğu illerinden bu anlamda sirkülasyon var. 4 bin 500 köy boşaltıldı İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre doksanlı yıllarda Doğu ve Güneydoğu’da yaklaşık 4 bin 500 köy boşaltıldı. Yerinden yurdundan olan insanlar kırsal alanlarda yaşanan çatışmalardan kaçarak daha güvenli olan kentlere yerleştiler. Göç konusunda hatırı sayılır bir nüfus alan Diyarbakır 20 yıl öncesine göre iki kat daha fazla büyüdü. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre, 2012’de istihdam oranının en düşük olduğu iller Diyarbakır (yüzde 28), Siirt (yüzde 29,1) ve Batman (yüzde 29,5) oldu. İşsizlik oranının en yüksek olduğu iller Batman, Mardin ve Siirt. Oranlar kaçınılmaz olarak yoksulluğu, yoksullukta suçu getiriyor. Peki niye hırsızlık? Sermaye istemeyen tek iş Suç dünyasında hırsızlık böyle tanımlanıyor: sermaye istemeyen tek iş. Sonuçta sokağa çıkıyorsun bulduğunda alıp kaçıyorsun. Bireysel girişimler ‘kodes’le sonuçlanıyor. Bu nedenle bir yerde başarılı bir hırsızlık olayı vukû bulmuşsa ekip işi olduğu su götürmez. Anlatılanlara göre hırsızlığın diğer bir özelliği de suça açılan kapı olması. Kolay giriliyor ve suç başka suçları çağırıyor. Kendileriyle görüştüğümüz o dünyanın pek çok üyesi hırsızlıkla başladıkları işi sonrasında uyuşturucu ve fuhuş alanlarına kaydırmışlar. Roti Montana onlardan biri. Arkadaşları arasında bu isimle çağrılan Roti kameramıza konuşmayı kabul edenlerden. Çevresinde cesurluğu ve korku bilmezliği ile nam yapmış. Küçük yaşta Diyarbakır’dan ayrılarak ‘gurbet’e çıkan Roti oldukça da zeki biri. Zira pek çok suç biçiminin içinde bulunmasına rağmen hala bir sabıkası yok. Temiz yüzü nedeniyle dikkat çekmiyor. Pek çok kişi de üzerine suç konduramıyor. Ama o hırsızlıktan gelme bir uyuşturucu pazarlamacısı. Bir öteki olarak Roti Brian De Palma’nın 1980 yılında yaptığı Scarface (Yaralı Yüz) filminin efsanevi aktörü Al Pacino’nun hayat verdiği Tony Montana karakterinin aksine Roti Montana bir bebek surat (Baby Face). İsim babasına tezat teşkil etse de asi ve ele avuca sığmaz yapısı nedeniyle kendisine bu lakap yakıştırılmış. Yine de bir benzerlik var. Daha iyi bir hayat sürmek üzere Tony Montana Küba’dan Amerika’ya, Roti Montana ise Diyarbakır’dan İzmir’e gitmiş. Daha 11 yaşındayken dört arkadaşı ile birlikte sırf macera olsun diye kaçtıkları İzmir’de suç örgütleriyle tanışmış. “Amacımız iyi bir hayat yaşamaktı. Ama yapamadık. Elimizden geldiğince iyi olmaya çalıştık, zamanla arkadaşlarımız bozuldu ve bunun farkına vardık. Bir otelde ve mobilyacıda çalıştıktan sonra gittikleri her yerde dışlandıklarını anlatıyor. “Nereye gittiysek dışlandık. Konuşmamız, oturmamız, kalkmamız bu bölgeden gittiğimizi ele veriyordu. Birbirlerine davranışları farklı bize farklıydı. Diyarbakırlılara farklı davranıyorlardı. Çocukluklarından beri kin öfke beslemişler buralara karşı. Bizi aralarına almadılar.” Ötekileşmesi onu yalnızlığa ve öfkeye itmiş. “Arkadaşlarımla beraber yaptık. Önce yol koştuk.(Hırsızlık) Yol koşunca esrar kullanmaya başladık. Elimizde görenlerin istemeleriyle bu işin piyasasının daha iyi olduğuna karar verdik. Uyuşturucuyu (esrar) Diyarbakır’dan alıp gidiyorduk. Kendi kendimize yapıyorduk. Başımızda biri yoktu, zaten başımızda biri olmasını istemiyorduk. Burada üretiliyor uyuşturucu, satılan yerler şahıslar var. İçen arkadaşlarımız vardı. Onların aracılığıyla ulaşıyorduk. Buradan alıp götürüyorduk. Orda o malı eritebilen, satabilen insanlar vardı. Ben sarıp içince kendileri gelip buluyorlardı zaten. Bir dünya insanla tanıştım. Bir hayır da görmedim. Hepsi geldi gitti.” Operasyonlar çözüm değil İçişleri Bakanlığı'nın verilerine göre yurt genelinde hırsızlık suçu;2008’de 256 bin 562,2009’da 304 bin 570,2010’da 344 bin 87,2011’de 351 bin 8382012’de 405 bin 405’e yükseldi. Yani, günde bin 110 hırsızlık vakası yaşanıyor. Son dönemde Doğu illerinde uyuşturucuya yönelik büyük operasyonlar yapılıyor ve tonlarca uyuşturucu ele geçirilip imha ediliyor. Roti’ye göre bu operasyonlar çözüm değil. “Uyuşturucuya operasyonlar yapıldığında insanlar gömüyor. Öyle olunca daha değerli oluyor. Madde değişiyor evrim geçirip daha değerli bir maddeye dönüşüyor. Bundan dolayı herkes gömdü. Olaylar varken polis giremiyordu. Adamlar ekiyordu gömüyordu. Parti parti yakalandı. Uyuşturucuyu bitirmek istiyorlarsa yakalamakla değil gidip o şahısların ektiği o toprağa el koymaları lazım.” Askere gitmek üzere geldiği memleketi Diyarbakır’da görüştüğümüz Roti, yeniden “sahalar”a döndüğünde mesleğine bıraktığı yerden devam edecek. Cesur’un cesareti Hırsızların dünyasında en kıymet verilen olgu cesaret. Cesaretten yoksun, gözünü karartamamış kişiler camiada bu işe uygun görülmez. Cilvesi çok olan bir meslek ve fiziki yapının yanı sıra yeri geldiğinde kavga dövüş işine girip sağlam çıkmayı gerektiriyor. İş üzerindeyken ‘keriz’ uyanırsa (malı veya parası çalınan kimse) devreye kaba kuvvet ve silah giriyor. Hasım ister malik olsun ister güvenlik görevlisi olsun sonuç değişmiyor. Kirişi kırmak için bu yollara başvuruluyor. Girdiği bir evde, ev sahibinin erken dönmesi nedeniyle balkondan kaçmayı deneyen ancak bunu başaramayarak suçüstü yakalanan Cesur yeri geldiğinde silah kullanmaktan çekinmeyeceğini söylüyor. “Üzerimiz boş değil zaten. Bir işe çıktığımızda eğer o iş askıysa (ev ve işyeri soygunu) öncesinden keşif yapıyoruz. Girişini çıkışını ve olağanüstü bir durumda kaçış yolunu belirliyoruz. Ondan sonra giriyoruz. Eğer ev sahibiyle yüz yüze kalırsam ve kaçmamın tek yolu onu vurmaksa çekinmem. Yoksa ben enselenirim. Bir kez enselendim zaten ve üç açık iki de kapalı olmak üzere beş dosyam var. Ceza yersem 7-8 yıl yatacağım. Kimse gidip yatmak istemez.” Mallar tanıdık esnaflara Hırsızlık işinin inceliklerini başta Diyarbakır olmak üzere bölgede öğrenip Batı illerine gittiklerini anlatıyor Cesur. Mevsimlik işçiler gibi özellikle yaz aylarında Batı illerine giden hırsızlar biriktirdikleri parayı yemek üzere memleketlerine dönüyorlar. Peki ev ve işyerlerinde çalınanlar nasıl elden çıkarılıyor? Çalıntı mallarının da bir piyasası var: “Bir eve girdiğimizde önce canlı para ve değerli maden bakıyoruz. Özellikle yatak odalarına giriyoruz. Bunun dışında LCD ekran, bilgisayar gibi malları da kolluyoruz. Bu malları aldığımızda ya kiraladığımız bir dükkâna ya da tanıdıkların yanına emanet veriyoruz. Sonuçta bu işi yaptığınızda belli bir çevre oluşuyor. İhtiyacı olanlara gidip malın cinsini anlatıyoruz isterse veriyoruz. Bu işten geçinen esnaflar var. Onlara ucuz fiyata bırakıyoruz onlar da ya kendileri eritiyorlar ya da spotçulara, ikinci el eşya satan yerlere falan veriyorlar.” Utanıyorum Hırsızlar yaptıkları işin yüz kızartıcı olduğunu biliyorlar mı? Utanıyorlar mı? Cesur bu işlere hiç girmemiş olmayı istediğini söylüyor. “Biri bana hırsız dediğinde dışlanmışlık hissediyorum. Çok utanıyorum. Zaten bu durumdan dolayı bazı şeylerle yüz yüze geliyorum. Çünkü git gide insanın psikolojisini bozuyor bu tür durumlar. Düşünsenize iki üç arkadaşın parmakla seni işaret edip hırsız diyor. Bu insanı çok rahatsız ediyor.” Babamın ibriğini çalarak başladım Görüştüğümüz en eski hırsız Hacı. Yaşı kırkın üzerinde. 1982 yılında takıldığı arkadaş çevresinin teşviğiyle babasının ibriğini çalarak mesleğe giriş yapıyor. Bir ‘kaptı’ olarak sonrasında İstanbul’da hayatına devam ediyor. “İstanbul’da ‘dümen’le başladım işte. Yaşı büyük olan ağabeyler bizi koştudular. Sonra yanımıza çocuk alıp biz koşturduk. İstanbul büyük yerdir, metropoldür. Diyarbakır’da iş yaparsan tanıdıklara mutlaka rastlıyorsun. İstanbul büyük yer, korkmuyorsun ve yaşamak için bulman lazım.” Katilim devlet “85 sabıkam var. İlk mahkemeye çaktığımda 13 yaşındaydım. Çocuktum ve bazı şeylerin farkında değildim. Eğer beni affetselerdi, fişlemeselerdi belki hayatım çok farklı olurdu. Bir kez fişlendiğinizde size yapacak başka bir şey kalmıyor. Devlet tüm kapıları kapattı. Devlet açıkça ‘yap seni kodese atayım’ diyor. Çocuk yaşta sabıkalandırmasalar rehabilite yoluna gidilse bu kadar olmaz bu iş.” Çocuktan hırsız yaratmak Hacı meslekte çok eski olduğu için pek çok hırsız yetiştirmiş. Pek çok işte olduğu gibi bu işin de incelikleri var. “Bu çocuklar genelde çevreden yetişiyorlar. Yoksul çevrede. Fakir çevre. Zengin yok. Fakir ne yapacak, açsın, aç adam mantıklı bilinçli düşünemez. Mesleğe girişleri kolay oluyor. Çocuk yetiştirilirken önce cesaret veriliyor. Deniliyor ki ‘bak benim yanımda olursan sana kimse dokunamaz. Devletin eline düştüğünde seni alırım. Gücümle paramla alırım.’ Önce güvence verilir. Ondan sonra annesine babasına güvenmediği kadar bana güvenir.” Büyük partiler şehir dışına Çalınan mallar eğer büyük bir partiyse başka bir kente gönderiliyor. Polis hırsızlığın yapıldığı kentte araştırma yaparken mal çoktan elden çıkmış oluyor. En değerli ürün sigara, anında paraya çevrilebiliyor. “Bir eve girip patlattığın zaman belirli esnaflar var. Tanıyorsun bunları. Sigarayı herkes alır. Biraz düşüğüne verdiğin zaman gider. Televizyonu kime verebileceğini biliyorsun. Hırsızlık malının değeri yoktur. Bin liraysa televizyonun değeri yüz liraya veriyorsun. Bunları alanlar hırsızlık malı olduğunu biliyor. Çok ucuza aldıkları için bellidir. Büyük parti mal kaldırıldığı için şehir dışına verilir. Mesela mobilya kaldırıyor adam. Kendi semtine veremez. Urfa’da tanıdık var. Öncesinden ayarlanır. Antep, Urfa gibi bir yere transfer ediyorsunuz.” Hırsızlık meselesi ile ilgili olan emniyet, hukuk ve sosyoloji çevreleri bu suç türünün asla bitmeyeceği ve ülkenin siyasi, sosyokültürel ve idari yapısında yaşanacak değişikliklere göre azalıp artabileceği görüşünde. Haber araştırması için görüştüğümüz yüze yakın kişinin pek azının hikâyelerine yer verebildik. Bir iki istisna dışında o camiada neredeyse herkesin işe ilk başladıkları nokta kapkaç ve kendilerini o noktaya getiren trajik yaşam öykülerine sahipler. Bu işe uzun yıllarını vermiş bir hırsızın ifadesiyle; ‘eğer bu ülkenin Güneydoğu’sunda yaşıyorsanız ve varlıklı bir ailenin ferdi değilseniz sokaktaki hayat önünüze iki yol çıkarıyor; ya dağa çıkacaksınız, ya da çalacaksınız.’ Realite bu olunca İstanbul, İzmir, Antalya ya da İzmit’te bu anlamda canı yanan birinin failinin ayak izleri Diyarbakır’da, Batman’da veya Mardin’de çıkıyor; pek çok hayat ‘ya kap ya öl’ noktasında nihayete eriyor… Barış süreci olumlu etkiledi Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Asayiş Birimi uzmanlarına göre ‘barış’ süreci suç oranları açısından olumlu bir etkiye sahip. Daha önce bölgede sayı ve enerjilerini toplumsal olaylara harcayan güvenlik güçleri barış süreci ile birlikte hırsızlık, uyuşturucu ve fuhuş suçlarının üzerine daha çok gidiyor. Bölge illerinde toplumsal olaylara müdahale göreviyle bilinen çevik kuvvet polisleri bile bu günlerde devriye görevi yürütüyorlar. Polisin suç mahallerinde daha çok görünüyor olması da suçun azalmasına yol açıyor. Sisli havalar oto farelerine göre Yine polis kaynaklarına göre elektrik kesintileri hırsızlığı arttırıyor. Sokak lambalarının yanmaması, karanlık ve sessizlik hırsızları harekete geçiriyor. Örneğin havanın sisli ve soğuk olduğunda oto hırsızlıklarında artış yaşanıyor. Kentsel dönüşüm kapsamında yıkılan gecekondular hırsızlığın azalmasında önemli bir etken. Van depreminde kentin yeniden tasarlanması edilmesi ve polis araçlarının dahi girmekte zorlandıkları dar sokakların geniş caddelere dönüşmesiyle hırsızlık bitme noktasına gelmiş. Ancak polisin kendisi bile hırsızlığın polisiye önlemlerle çözülemeyeceğini söylüyor, zira sadece Diyarbakır’da emniyetteki hırsızlık sabıkalarının sayısı 12 bin 500. Nedenleri kaldırmak gerekiyor Daha önce kapkaç olaylarına hırsızlığın en basit hali ile ceza verilirken yapılan düzenlemeyle yeni TCK’nın 142. Maddesinin ikinci fıkrasıyla ağırlaştırılarak cezanın 6 ay ile 3 yıldan, 3 yılla 7 yıl arasına çıkarıldığını belirten Avukat Sinan Tanrıkulu bunun kapkaçı azaltmakla birlikte ortadan kaldıramadığını söylüyor. Tanrıkulu, cezaların ağır olmasının tek başına sorunu çözemeyeceğini savunuyor: “Tarihin değişik dönemlerinde ölüm cezasına varan çok ağır yaptırımlara bağlanmasına rağmen bu suç tamamen ortadan kaldırılamamıştır. Örneğin, şer’i hükümlere göre hırsızlık yapanın eli kesilir buna rağmen şer’i hükümlere göre yönetilen ülkelerde dahi hırsızlık vakaları olmaktadır. Bundan dolayı da hırsızlık suçunun minimum düzeye indirilebilmesi, toplumsal yaşayışın tahammül edebileceği bir düzeye inmesinin yegâne yolu cezaların ağırlaştırılması yöntemi değildir. Cezanın caydırıcı nitelikte olmasından önce ekonomik ve sosyal politikalarla bireyi bu suça iten nedenleri ortadan kaldırma çalışmalarının yapılması daha etkili ve sonuç alıcı olacaktır.” Kaynak: Al Jazeera
14 Saniyede 60 Yıllık Değişim
NASA son 60 yıldaki iklim değişikliğini 14 saniyelik bir video halinde yayınladı. Videonun hazırlanmasında bin meteoroloji istasyonundan toplanan veriler kullanıldı.
Reklam
İyi Bir Evlat Nasıl Olunur : Üniversite Öğrencisi ve Felçli Babası
Üniversite öğrencisi Guo Shijun'un hayatı babasının iş sırasında kaza geçirip felç olmasından sonra tamamen farklı bir hal aldı.Babasının bakımını üstlenmek zorunda kaldı , babasının bakımı  konusunda zorluk çekiyordu çünkü babasıyla yeterince ilgilenemiyordu ama babası için en iyisini yapmak istiyordu . Aklına bir fikir gelmişti ; Babasına daha iyi bakabilmek için üniversiteyi ikna etti ve ona yurt odasında bakmaya başladı.
Tuval Yerine Pirinç, Balık Pulu: Hasan Kale ve Mikrominyatür'ün Harika Örnekleri
Minyatürleri çok çok küçük ama değerleri çok büyük... Hasan Kale, çizimlerini toplu iğne başına, balık pullarına, pirinç tanelerine, sinek ve kelebek kanatlarına yapıyor. Mikroskobik ölçüdeki minyatürleri dünyanın birçok yerinde sergileniyor. Bu sanatın adı mikro minyatür Hasan Kale, resimle beş yaşında tanışmış. Düşlerini, hayallerini kalemiyle kâğıda ve tuvale aktarmış. İlkokula başladığında ise Cin Ali yerine portreler çizmiş. Resim sanatı için 'Kendimi anlatma biçimim' diyen Kale, bugüne kadar çizgi ve boyayla olan bütün alanları deneyimlemeye çalışmış; matbaada renk ayrımı, grafik, logo çalışmaları, amblem ve kutu tasarımı hatta ayakkabı boyacılığı yapmış... Sonunda da minyatürde karar kılmış. Ancak onun minyatürleri şekilleri kadar ölçüleriyle de bildiklerimizden çok farklı. Yaptığı minyatürler, üzerlerine yapıldıkları minik objeler ve mikro birimlere varan boyutlarıyla Hasan Kale'yi dünyanın en nadir sanatçılarından biri haline getirmiş. Onun eserlerini rahatça seyredebilmek için büyüteç kullanmanız gerekiyor.
Kırşehir'de 800 Yıl Önceki Uzay Çalışmaları
Kırşehir Belediyesi, Selçuklu Devleti döneminde Kırşehir Emiri Cacabey tarafından yaptırılan rasathane ve medresenin bulunduğu alana astronomi müzesi kuracak. Kırşehir Belediyesi, Selçuklu Devleti döneminde Kırşehir Emiri Cacabey tarafından yaptırılan rasathane ve medresenin bulunduğu alana astronomi müzesi kuracak. Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Cacabey Medresesi'nin kentin önemli kültür ve turizm değeri olduğunu söyledi. Bu değerin daha etkin tanıtımı için çalışma yürüttüklerini ifade eden Bahçeci, Cacabey Meydanı Düzenleme projesi ve Açık Hava Astronomi Müzesi'nin bunların başında geldiğini vurguladı. Medresenin, Türkiye'nin de önemli eserleri arasında yer aldığına dikkati çeken Bahçeci, şöyle konuştu: 'Cacabey Medresesi, Türkiye'nin en önemli eserlerinden bir tanesi. Ecdadımız, Selçuklu Devleti döneminde 1272 yılında uzayı araştırmak için astronomi üniversitesi kurmuş. Bu çok önemli bir eser. Bu eseri hem turizme kazandırmak hem de gençlerimize ecdadının neler yaptığını göstererek onların öz güvenine katkı sağlamak amacıyla burada meydan düzenlemesi yaptık. Cacabey'in etrafını sadeleştirip, biraz daha ön plana çıkaran, aynı zamanda Kırşehir'in kültürünü de yansıtabileceğimiz uygulamalarla farklı kent meydanını oluşturacağız.' Güneş saatleri, yıldız saatleri, açı ölçerler... Cami olarak hizmet veren medresenin yapım amacındaki özelliğini hala koruduğunu dile getiren Bahçeci, kuracakları müzede, o dönemde kullanılan aletlerin prototipini sergileyeceklerini kaydetti. Bahçeci, Cacabey Medresesi'nin yanına Açık Hava Astronomi Müzesi yapacaklarını ifade ederek, 'Türk İslam medeniyetine mensup bilim adamlarımızın icat ettiği ve kullandığı 20 aleti buraya koyacağız. Bu objelerin tamamı İstanbul Gülhane'deki Türk İslam Medeniyetleri Müzesi'nde mevcut. Biz de onlardan 20'sini seçtik. Prototiplerini yaptırarak bu alana yerleştireceğiz. Güneş ve yıldız saatleri, açı ölçer gibi farklı amaçla kullanılan eserleri getireceğiz. Bunların Türkçe, İngilizce ve Japonca anlatımları olacak' dedi. Yaklaşık 800 yıllık uzay çalışmalarının yaşatılacağı müzeyi bu yıl bitirmeyi hedeflediklerini belirten Bahçeci, Ahi Evran Külliyesi projesinin tamamlanmasıyla da Cacabey ile Ahi Evran-ı Veli'yi buluşturmayı planladıklarını kaydetti. Zaman içerisinde Cacabey ile ilgili farklı projeler uygulayacaklarına da değinen Bahçeci, 'Amacımız, hem Cacabey'i Kırşehir turizmine kazandırmak hem de gelecek nesillere en güzel şekilde aktarabilmek. Bunların dışında yine aynı dönemleri içeren Ahi Evran Külliyesi projemiz de devam ediyor. Zanaatkarlar çarşısı, müzesi, araştırma merkeziyle yaşayan bir külliye olacak. İki proje tamamlandığında Ahi Evran ile Cacabey'i birleştirmiş olacağız' diye konuştu. Bahçeci, Kırşehir'in, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalan önemli tarihi özellikleri bulunduğuna dikkati çekerek, burasının Kapadokya turizminin giriş kapısı olarak algılanmasını istediklerini sözlerine ekledi. Cacabey Medresesi'nin özellikleri Kent merkezinde bulunan Cacabey Medresesi, Selçuklu döneminde Kılıçaslan'ın oğlu Keyhüsrev zamanında Kırşehir Emiri Nurettin Cibril Bin Cacabey tarafından 1271-1272 yıllarında gözlem evi ve medrese olarak yaptırıldı. Eser, sonradan camiye çevrildi. Kesme taştan yapılan iki eyvanlı kapalı avlulu medrese, döneminde astronomi yüksek okulu olarak hizmet verdi. Yapıdan ayrı olan tuğladan yapılmış çinili ve tek şerefeli minaresi ilk önce gözlem yeri olarak kullanıldı. Ana eyvanda yer alan karşılıklı iki sütun koni ve küre biçimlerinin üst üste bindirilmesiyle oluşturuldu. Caminin giriş kısmında güneş ve gezegen sistemlerini andıran geometrik şekiller yer alıyor. A Haber
Reklam
Bilim İnsanları Uyardı: 'Ya Kanal ya İstanbul...'
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘çılgın proje’ olarak lanse ettiği Kanal İstanbul Projesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere kampüsünde konunun uzmanlarınca masaya yatırıldı. Uzmanlar ekolojik dengenin bozulacağını belirterek, ''Ya kanaldan ya İstanbul'dan vazgeçeceğiz'' dedi.Prof. Dr. Naci Görür, olası İstanbul depreminde Kanal İstanbul’da yaşanacak yıkıma karşı uyardı: 'Kanal nerede yapılırsa yapılsın Marmara’ya girdiği yerde en az 10 şiddetinde etkilenecek. Daha fazla olabilir.' EKOLOJİK DENGE BOZULACAK, DEPREMİN RİSKİ ARTACAK İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Turgut Tarhanlı’nın moderatörlüğünü yaptığı ‘Hukuki, Kentsel ve Ekolojik yönleriyle Kanal İstanbul’ isimli panele Prof. Dr. Emin Özsoy, Prof. Dr. Fikret Adaman, Prof.Dr. Naci Görür, Doç. Dr. Hürriyet Öğül, Yrd. Doç. Dr. Dolunay Özbek, Dr. Nilüfer Oral, Dr. Sedat Kalem katıldı. Bilim insanları, Erdoğan’ın 2011 yılında genel seçimleri öncesinde kamuoyuna duyurduğu Kanal İstanbul projesinin ekolojik dengeleri bozacağı, İstanbul’da deprem riskini arttıracağı, maliyeti dahi hesaplanamayacak bir risk oluşturacağının altını çizdi. ''ÇATLAK PROJE DİYORUM'' Panelde konuşan Orta Doğu Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Emin Özsoy projenin olmayacağını varsaydığını söyleyerek 'İstanbul mega kent ama aynı zamanda haritadan baktığınızda kanserli bir akciğere benziyor. Yeşil alanlar çok az. Yeşil alanlar kuzey ormanları ve biz şu an onları tehdit ediyoruz. İnsanın etkisiyle oluşan bir diğer afet Kanal İstanbul’dur, eğer olursa. Ben olamayacağını varsayıyorum. Benim kanımca olamaz' dedi. Çanakkale ve İstanbul boğazlarını uydudan görünümünü iki çatlağa benzeten Özsoy, 'İstanbul ve Çanakkale Boğazı haritada çok ince iki tane kılcal çatlak şeklinde. Onun için Kanal İstanbul için uzaydan görünen yeni bir çatlak açıyoruz. Onun için ben çatlak proje diyorum' diye konuştu. Özsoy, kanal hakkında değerlendirme yapabilmek için yeterli bilgiye sahibi olmadıklarının altının çizdi ve 'Şu anda kanalın ne yeri, ne ölçüsü, ne altyapısı belli' diye konuştu. ''YA KANAL’DAN VAZGEÇECEĞİZ YA İSTANBUL’DAN'' Doğa Koruma Direktörü (WWF) Dr. Sedat Kalem ise Kanal İstabul’la kaybedilecek içme suyu havzalarına dikkat çekti: 'İstanbul’un iklimini, suyunu biz bu ormanlara, bu doğal alanlara borçluyuz. Bunların başında içme suyu geliyor. Böyle bir proje, içme suyu rezervlerinden vazgeçmek anlamına gelir. Bugünkü nüfus 13 milyon. 25 milyona ulaştığında azalacak su kaynakları nereden telafi edilecek. Bugün Melen’den Istranca’lardan telafi ediyoruz, yarın Tuna’dan Fırat’tan mı getireceğiz suları?' Kanal İstanbul’un İstanbul doğasının bugüne kadar karşılaşmış olduğu en büyük mühendislik operasyonu olduğunu iddia eden Kalem, 'Sadece Kanal İstanbul değil, 3. Köprü, Kuzey Marmara Otoyolu, havalimanı, limanlar, Yenişehir… Bütün bunları yan yana koyduğumuzda İstanbul’un yarısının bir şantiye alanına dönüşeceğini öngörmek yanlış olmaz' ifadelerini kullandı. Gelecek kuşaklara karşı sorumluluklarımızın olduğunu belirten Kalem, 'Kazanacağımızı umduğumuz şeyler karşısında kaybedeceğimiz değerler bedava değil. Bunları sadece ulusal ihtiyaçlarımız için değil, aynı zamanda uluslararası sorumluluklarımız ve gelecek kuşaklara karşıda bunları korumaktan sorumluyuz' dedi. Kalem sözlerine şöyle devam etti: 'Bu konuda bilime kulak verilmesi, sürecin mümkün olduğunca kamuoyuna açık olması. Çünkü bu konu sadece inşaat projesi bağlamında, ekonomik ölçülerde tartışılıyor. Dolayısıyla hem Kanal hem İstanbul bir arada mümkün değil, ya kanaldan vazgeçeğiz, ya İstanbul’dan.' ''KANAL NEREDE YAPILIRSA YAPILSIN DEPREMDE EN AZ 10 ŞİDDETİNDE ETKİLENECEK'' İstanbul Teknik Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Görür de İstanbul’da yaşanacak deprem riskine değindi. Böyle bir projenin İstanbul’u yaşanmaz hale getireceğini savunan Prof. Dr. Naci Görür, 'İnanılmayacak boyutta kazı, dolgu, dinamit ve iş makinesi kullanımı, gürültü, egzoz, yapacağınız güzergah boyunca oluşabilecek kayma, göçük oluşacak. Doğu Trakya’nın drenaj sistemini tümüyle etkileyecek, sadece yer altı suyu kaybı bile İstanbul’u yaşanmaz hale getirebilir' dedi. Görür olası İstanbul depreminde Kanal İstanbul’da yaşanacak yıkıma karşı uyardı: 'Kanal nerede yapılırsa yapılsın Marmara’ya girdiği yerde en az 10 şiddetinde etkilenecek. Daha fazla olabilir.' ''KANAL İSTANBUL 3.HAVALİMANI KARDEŞ PROJELER'' Mimar Sinan Üniversitesi Şehir Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hürriyet Öğdül, Kanal İstanbul’un kardeş projesinin 3’üncü havalimanı olduğunu belirterek aradaki bağıntıyı hafriyat aktarımı ile açıkladı. Öğdül, havaalanını yapmak için doldurulacak sulak alanların, Kanal İstanbul projesi nedeniyle çıkacak tarım toprağı ile doldurulacağını savundu. ''BUNU YAPARKEN KOMŞUMUZA ZARAR VERİR MİYİZ?'' Panelde projenin hukuki boyutu ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalarla uygunluğu da ele alındı. Kanal İstanbul projesinin 1992 yılında imzalanan Bükreş Sözleşmesi ve 2011 yılında yürürlüğe giren ‘Karadeniz Biyolojik Çeşitlilik ve Peyzajın Korunmasına ilişkin Protokol’ başta olmak üzere Türkiye’nin imzaladığı pek çok anlaşmayla ters düştüğünü ifade eden Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Dr. Nilüfer Oral projenin sadece İstanbul’u değil, Karadeniz’e kıyısı olan ülkeleri de ilgilendirdiğini savundu. Oral, komşularımıza karşı sorumluluklarımız olduğunu savunarak 'Biz bunu yaparken komşumuza zarar verir miyiz? Verirsek de bunun bir sorumluluğu var. Her şeyi tek taraflı yapmaya çalışıyoruz. Hiç mi bu ülkelere danışmayacağız? Bükreş sözleşmesinin hedeflediği, Karadeniz’i balıklarından tutun da doğal hayatı, sadece deniz değil kıyı, bunları korumak iyileştirmek' diye konuştu. Ezgi ÇAPA/İSTANBUL (DHA)
Hayatını Labirent Çizmeye Adamış Japonun Hayret Uyandırıcı Eseri
Japon bir erkek 30 yıl önce, oldukça karmaşık, inanılmaz ve muhtemelen çözülmesi imkansız bir labirent çizdi. Geçtiğimiz günlerde çizerin kızı tarafından twitter’da paylaşılan (inanmayanlar için @Kya7y) ve tahmin edeceğiniz üzere sosyal medya kullanıcılarının yoğun ilgisini çeken labirent çiziminin arkasındaki adam kim peki? Bir profesör? Ya da matematikçi? Belki de bir sihirbaz? HAYIR! Doğru cevap: Japonyadaki bir üniversitenin temizlik işleriyle görevli çalışanı… Bilirkişiler, çalışmanın sanatsal yanına ve daha ziyade çözülmesinin imkansız oluşuna hayran kalarak, esere paha biçme işlemini henüz tamamlamamışlar… Ancak hepimizin yapması gereken çıkarım oldukça net: kimseyi mesleğine ya da hayattaki yerine göre yargılamamalıyız! İşte 87x58 cm ebatlarındaki zeka eserinden birkaç görsel…
Reklam
Tek Solukta 2014 Oscar Adayı 15 Kısa Film
2014 yılı Oscar Ödül Töreni'ne az bir zaman kaldı. Ödül almaya aday 15 kısa filmi henüz internet ortamından ücretsiz olarak mümkün olmasa da filmleri vimeo üzerinden 1$ karşılığında kiralamak yada 2$ a satın alabilmek mümkün. Animasyon kategorisinde aday olan filmler; Feral Get a Horse! Mr.Hublot Possessions Room on the Broom Live Action kategorisinde aday olan filmler; That Wasn't Me Just Before Losing Everything Helium Do I Have to Take Care of Everything The Voorman Problem Belgesel Kategorisinde aday olan kısa filmler; CaveDigger Facing Fear Karama Has No Walls The Lady in Number 6: Music Saved My Life Prison Terminal: The Last Days of Private Jack Hall
Türkiye’nin Nüfusu: 76.667.864 Kişi
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Türkiye nüfusunun 31 Aralık 2013 tarihi itibarıyla 76 milyon 667 bin 864 kişi olduğunu açıkladı. 2013'te erkek nüfusun oranı yüzde 50,2 (38 milyon 473 bin 360 kişi), kadın nüfusun oranı ise yüzde 49,8 (38 milyon 194 bin 504 kişi) oldu.    Büyük kentler kalabalıklaştı TÜİK’in verilerine göre, Türkiye nüfusu 2013’de 2012'ye göre binde 13,7 arttı. Yıllık nüfus artış hızı 2012’de binde 12 iken, 2013 yılında binde 13,7’ye yükseldi. İstanbul’da ikamet eden nüfus bir önceki yıla göre yüzde 2,2 artış gösterirken kentin nüfusu 14 milyon 160 bin olarak açıklandı. Ankara'nın nüfusu beş milyon, İzmir’in dört milyon oldu.Çocuk nüfus azaldı Çalışma çağındaki (15-64 yaş grubu) nüfusun oranı 2012’ye göre 0,1 puan yüzde 67,7 oldu. Bu oran 2012’de yüzde 67,6 idi. 2013’de çalışma çağındaki kişi sayısı 51 milyon 926 bin 356 kişi olarak açıklandı. TÜİK'in 2013 nüfus istatistiklerine buradan ulaşabilirsiniz.  Bianet
Ponzu ve İchimi'nin İnanılması Güç Dostluk Hikayesi
İchimi (yavru kedi) annesi tarafından reddedildikten sonra Ponzu'nun (golden retriever) sahibi Jessiepon onu evine aldı. Ponzu kısa sürede yavru kediye alıştı ve onu sahiplendi. Şimdi birlikte uyuyorlar, birlikte oynuyorlar hatta Ponzu onu temizlemek için sık sık yalıyor. Bu ilgi sonrasında kedinin durumunun iyiye gitmemesi haksızlık olurdu. İchimi günden güne büyüyor ve daha hareketli olmaya başlıyor. Ayrıca bu Ponzu'nun bir kediyi ilk sahiplenişi değil. Daha önce de bir karganın saldırıp yaraladığı  Wasabi adlı kediyi de sahiplenmişti. Ancak kedi birkaç hafta sonra ölmüştü. Dolayısıyla bu dostluk Ponzu'nun da acılarını hafifletmiş diyebiliriz. İster inanın ister inanmayın bu tür hayvan dostlukları bizim tahmin ettiğimizden daha sık gerçekleşiyor.  İşte bu sevimli ikilinin harika fotoğrafları...
Dekolte Tartışması Avrupa Parlamentosu'nda
Genç sunucunun dekoltesinin AK Partili Hüseyin Çelik tarafından aşırı bulunmasıyla başlayan tartışmalar, Avrupa Parlamentosu'nda soru önergesi oldu. Ekranda Gözde Kansu adlı sunucunun başta AK Partili Hüseyin Çelik olmak üzere aşırı dekolte bulunması ve ardından, sunucunun görevinden ayrılmasına değin uzanan gelişmeler Avrupa Parlamentosu'nda soru önergelerine konu oldu. ÇOK SEKSİ OLDUĞU İÇİN İŞİNDEN ATILAN SUNUCU Konu, Ab Komisyonu'nun Genişleme ve Komşuluk Politikalarından Sorumlu Üyesi Stefan Füle'nin yanıtlaması istemiyle Ap Başkanlığı'na verilen üç yazılı soru önergesiyle Ab gündemine taşındı. Örneğin parlamenterlerden Laurence J.A.J Stassen konuya ilişkin önergesinde şu iddialarda bulundu: 'Konu: 'Çok seksi' olduğu için işinden atılan Türk TV sunucusu. Tanınmış Türk Tv sunucusu Gözde Kansu, görevdeki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Partisi'nden gelen baskıyla 'Veliaht' adlı programdan acele şekilde çıkarılmıştır. Kıyafetinin 'çok seksi' olduğu iddia edilmiştir. Ak Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, 'Hiç kimseye bir şey demiyoruz ama bu gerçekten çok ileri gitti. Bu dünyanın hiçbir yerinde kabul edilemez' yönünde açıklamalar yapmıştır. 'BU OLAY Ab SÖZLEŞMESİNE UYUM HALİNDE MİDİR?' Komisyon ,TV sunucusu Gözde Kansu'nun işinden çıkarılmasından haberdar mıdır? Komisyon'un Hüseyin Çelik'in 'bu' (Gözde Kansu'nun giydiği kıyafet) dünyanın hiçbir yerinde (yani Ab'de) kabul edilemez' şeklindeki değerlendirmesine tepkisi nedir? Başka deyişle Ak Parti tarafından harekete geçirilen bu ahlak-polisi, Avrupa Birliği Sözleşmesi'nin 2. Maddesinde belirtildiği gibi 'Birlik'in üzerine temellendiği değerlerle' uyum halinde midir?' AB TÜRKİYE'NİN CİNSİYET ALGILAMASINI DEĞİŞTİRECEK Ab Komisyonu Üyesi Füle ise bu ve benzer sorular içeren önergelere verdiği ortak yanıtta, Komisyon'un, Hüseyin Çelik'in önergelerde atıfta bulunulan sözlerinden haberdar olduğunu belirtti. Füle, 'Komisyon uygun her fırsatta Türk yetkililer nezdinde kadın hakları ve cinsiyet eşitliği konularını gündeme getirmektedir. 7 Kasım 2013 tarihinde, Türk Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafındna organize edilen 'Kadınların İnsan Haklarındaki İlerlemeler' konferansı sırasında Genişlemeden Sorumlu Komisyon Üyesi'nin belirttiği gibi: 'Kadınların haklarındaki ilerlemelerin aynı zamanda düşünüş biçimi ve cinsiyet algılamasında değişime bağlı olduğunun farkındayız... Her alanda kalıplaşmış yargıların kırılması ve algıların değişmesi için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.''dedi. Füle bu alandaki gelişmelerin aynı zamanda Türkiye'nin katılım müzakereleri çerçevesinde de izlenen bir alan olduğunu belirtirken, konunun yıllık ilerleme raporlarında düzenli olarak rapor edildiğini anlattı.Haberler.com
Reklam