Köprübaşı'ndaki Uranyum Skandalında Ne Oldu?
Manisa’da Köprübaşı bölgesindeki eski uranyum madeninin yaydığı radyoaktif kirlilik haberinin üstünden iki hafta geçti, fakat yetkililer halen bir önlem almış değil. Haberin ayrıntısı bu sayfalarda da yer almıştı fakat kısaca bu skandal ortaya çıktıktan sonra neler olduğunu özet geçelim: Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Enver Yaser Küçükgül ve EGEÇEP Yürütme Kurulu Üyesi Jeoloji Mühendisi Erhan İçöz , 16 Ocak tarihinde Manisa’nın Köprübaşı ilçesinde 1970 yılından itibaren on sene boyunca faaliyet göstermiş olan uranyum cevher alanlarında ve işletme tesisinde radyasyon ölçümü yaptılar. Kamuoyunun Evrensel Gazetesi muhabiri Özer Akdemir ’ in haberiyle öğrendiği bu ölçümlerde, bölgede radyasyon seviyesinin 16 mikrosiveret’e , yani normal değerin 140 katına çıktığı tespit edildi. Konunun yankı bulmasının ardından Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA) ile ETİ Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü uzmanları bölgeye gidip inceleme yaptılar. İncelemenin sonucunda “uranyum yatağı olan bölgede doğada olması gereken değerlere rastladıklarını, sağlığa herhangi bir zararı olmadığını, ölçüm sonuçlarının çok yüksek olmadığını” iddia ettiler ve TAEK bu iddiayı savunan bir basın açıklaması yaptı. Herkesin bildiği bir sır Fakat tüm bunlar olurken anlaşıldı ki, bölgedeki altı köyü etkileyen radyasyon miktarı bir süredir sır değildi. Fırat Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Şaşmaz , 2008 yılında uranyum madeninin olduğu bölgeye giderek ölçümlerde bulunmuş, ayrıntılı bir rapor hazırlamış, bu rapor da TUBİTAK tarafından yayınlanmıştı. Şaşmaz, yörede toprak, yer altı, yer üstü sularının yanı sıra Gediz nehri ve Demirköprü Barajı ve bitkilerin kirlendiğini belirterek sonuç kısmında “Acil önlem alınmalı” demişti. Resmi makamlarca beş sene boyunca hiçbir işlem yapılmadı. Günümüzden devam edelim, skandal ortaya çıktıktan sonra konu meclis gündemine taşındı; 22 Ocak’ta CHP milletvekili Özgür Özel konunun araştırılmasını talep etti, HDP milletvekili Levent Tüzel ise verdiği soru önergesinde uranyum kirliliğinin boyutu, halk sağlığı ve canlı yaşamına etkileri, alınan, alınması düşünülen önlemler ve tesiste üretilen “sarı pasta”nın akıbeti sordu. Meclis’te bu konuşulurken Köprübaşı’nın AKP’li Belediye Başkanı Zafer Mergen ’in “seçim öncesi bu haberler ilçeye zarar verir” açıklaması yapıyordu. Kılıç: “İnsan müdahalesiyle oluşan radyoaktif kirlilik ve doğal afetler farklıdır” Sonra.. sonrası yok. TAEK’in ikinci basın açıklaması dışında konuyla ilgili resmi yetkililer cenahında bir gelişme yok. Bugün Yeşil Gazete’nin “yorum” köşesinde yayınlanan nükleer fizikçi Prof. Dr. Hayrettin Kılıç ’ın konuyla ilgili kapsamlı makalesini okuyabilirsiniz. Buraya, Kılıç’ın makaledeki çarpıcı tespitlerinden birini almakla yetinelim: TAEK’in söz konusu açıklamasına istinaden Manisa’da yerin altından yüzeye çıkarılmış, yani insan müdahalesi sonucunda radyoaktif kirliliğin oluştuğu bölgedeki durumu, doğal afetler neticesinde kirlenmenin olduğu dünyanın bazı özel bölgeleriyle aynı kefeye koyup “endişelenecek birşey olmadığı” açıklamasını yapmanın tehlikelerini vurguluyor Kılıç. Öktem: “Maden kaynaklı kontaminasyonla nükleer patlamayı karıştırmamak gerekir” Fukuşima’ya giderek ölçümler yapmış radyoloji uzmanı Dr. Alper Öktem de Köprübaşı’nda ölçülen radyasyon ve Fukuşima’nın karşılaştırılmaması gerektiğini vurguluyor: “eğer izotoplar madenden çıkartılırken etrafa yayılmışsa bu nükleer kazada ortaya çıkan nükleer serpinti gibi bir şey. Prof.Şaşmaz 2008 yılındaki araştırmasında madenden uzaktaki yeraltı sularında, toprakta uranyum bulduğunu belirtiyor. Fakat madenden etrafa kontaminasyonla nükleer patlamayı karıştırmamak gerekir. Madenin cevreye etkisine yol acan izotoplar ile Çernobil ya da Fukuşima’da cevreye yayilan radyoaktif izotoplar farklidir. Bunlar biz yüksek doz da desek, düşük doz sınıfına giriyor”. Tek bir aletle dar bir alanda yapılan araştırmanın ipuclari vereceği, ama cevrede toprakta, suda, bitkide uranium ve baskaca radyoaktif izotoplari tesbit etmek icin çok daha kapsamlı bir araştırma yapmak gerektiğini belirtiyor Öktem. Tehlike tüm Gediz Havzasına yayılmış olabilir 2004 yılında Ege üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Kumru’nun yaptığı bir araştırma, tehlikenin tahmin edilenden büyük olabileceğini ortaya koyuyor. Kütahya, Uşak, Manisa ve İzmir’deki sanayi kuruluşlarının kirlettiği Gediz’in İzmir Körfezi’ne döküldüğü bölgede radyoaktiviterde yükselmeler görüldüğü ortaya koyuyor. Uranyum, toryum, radyoaktif potasyum, radyum gibi radyoaktif maddelerde yer yer artışlar tespit edilmiş ve kurşun, krom ve bakır elementlerinin ölçüldüğü araştırmada, ağır metallerin toksin özelliğinin körfezdeki canlılar için tehdit oluşturduğu vurgulanmış. Öktem’e gore Körfezde radyoaktivite artışlarının yeniden araştırılarak güncelleştirilmesi ve Köprübaşı maden işletmesiyle baglantısının tartışılmasi gerekiyor. Hayvanların otladığı radyoaktif alan Peki Manisa Köprübaşı’ndaki radyoaktif kirliliğe karşı alınmış herhangi bir önlem var mı? 16 Ocak 2014 tarihinde uranyum alanına giderek araştırma yapan Enver Yaser Küçükgül’in Açk Radyo’da yayınlanan “Açık Yeşil” programının geçen haftaki bölümünde aktardıkları, alınmadığının en açık kanıtı: bölgenin etrafında herhangi bir tel örgü,tabela bile yok, etrafta hayvanlar otlatılıyor. “Radyoaktif madencilik için özel önlemler alınmalı. Manisa’da vahşi madenciliğin bir örneği yaşanmıştır” diyor Kürkçügil. NKP: “yörede sağlık taraması yapıldı mı?” Yeşil Gazete’nin görüştüğü çevre avukatı Arif Ali Cangı, konuyla ilgili sorumlular hakkında soruşturma açmak için Manisa Valiliği’yle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı göreve çağırdıklarını belirtiyor. Köylerde yaşayanların bir kısmının tedirgin olduğunu, çilek ekerek geçimini sağlayan çiftçilerin “bu mevzuyu kışkırtmayın” gibi bir tavır içinde olduklarını aktaran Cangı,“ama çoğunluk, kendini çocuklarının sağlığından sorumlu hissedenler yine de direnecek” diyor. Soruşturma dilekçelerine bir hafta içinde yanıt verilmesi lazım. Fakat hukuki süreç devam ederken 21 örgütten oluşan “Nükleer Karşıtı Platform” boş durmuyor; 30 Ocak tarihinde bir basın açıklaması yapıp “ekosistemin tüm unsurları açısından yörede bugüne kadar önlem almayanların sorumluluğunun tespit edilmesini” talep etti. Açıklamada “Burada, olağanın üzerinde zihinsel ve bedensel engelli olduğu, kanserli hasta sayısının fazla olduğu söylenmektedir. Bu iddialar doğru mudur? Yörede sağlık taraması yapılmış mıdır? Yapılmış ise nasıl bir sonuç alınmıştır?” sorularını yönelten platform bir nükleer santral macerasına sürüklenmekte olan Türkiye’de, radyasyon riskinin böylesine hafife alınmasının son derece kaygı verici olduğunun altını çiziyor. Radyoaktif bölgelerde önlem alınmazken yeni madenler açmak mı? Platform meclisi bir komisyon kurup uranyuma karşı önlem almaya çağırıyor. Peki yıllar önce vahşi madencilik faaliyetleriyle açılan uranyum madenleri hiç bir önlem alınmadan terk edilip gidilirken,bugün devlet kurumlarının konuya bakış açısı nedir? 1 Temmuz 2013 tarihinde çıkan bir haber bir ipucu veriyor gibi: MTA Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan 2012 yılına ait Temel Ekonomik Göstergeler Raporunda son sekiz yılda madencilik ve taş ocaklarından 21 milyon 103 bin lira gelir edildiği müjdeleniyor. 9 bin 129 ton uranyum rezervi de dahil pek çok maden cevheri bulunan bulunan “cevher” ülkemizle ilgili öngörüleri eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız açıklıyor: “Türkiye’deki 40 bölgede sıcak nokta var. Bunları enerjiye dönüştürmemiz lazım”. (Yeşil Gazete)
Dünyaca Ünlü Resimlerin Eğlenceli Animasyonları
Jungleboys Tv adlı grup dünyaca ünlü resimleri eğlenceli bir biçimde animasyon haline getirmiş. Resimlerin tam listesi şöyle: Grant Wood - Amerikan Gothic Amedeo Modigliani - Leon Indenbaum Thomas Eakins - The Cruxifixion Julius Benczur - Portrait of Queen Elizabeth Ilya Repin - Yevgeny Onegin James Ward - Portraits of two extraordinary oxen, the property of the Earl of Powis Rembrandt - The Flayed Ox Richard Ansdell - The Hunted Slaves Pierre Puvis de Chavannes - Der Traum Viktor Vasnetsov - Igor's Battle Diego Velázquez - La infanta doña Margarita de Austria Toulmoche - The Reluctant Bride Dante and Virgil Encountering the Shades of Francesca de Rimini and Paolo in the Underworld Adolphe-William Bouguereau - Dante and Virgil in Hell Frederic Leighton - The Fisherman and the Syren Henri Rousseau - La Bohémienne endormie Rodolfo Amoedo - A Partida de Jac Alfred Guillou - Adieu Paul Cezanne - The Kiss of the Muse Aaron Sihkler - John F Kennedy Gabriël Metsu - A Baker Blowing his Horn Archimboldo - Rudolf II as Vertumnus Francesco Hayez - The Kiss Toulmouche - The Kiss Henri de Toulouse-Lautrec - In Bed The Kiss Frans Snyders - Dogs fighting in a wooded clearing Jacques-Louis David - The Farewell of Telemachus and Eucharis Dante Gabriel Rossetti - Joan of Arc Kisses the Sword of Liberation Rubens - Saturn, Jupiter's father, devours one of his sons, Neptune Gerard van Honthorst - The Dentist Millais - The Return of the Dove to the Ark
Dünyanın En Tehlikeli Selfie'si
ABD’nin Houston kentinde gerçekleştirilen, 3 bin 500 kişinin kızgın boğalardan kaçtığı 'Great Bull' koşusu sırasında Christian adlı bir adam cep telefonu ile “selfie” çekmeye çalışırken fotoğraflandı. “Dünyanın en tehlikeli Selfie’sini çeken kişi” olarak internette kısa sürede ün kazanan genç, boğalardan kaçarken çektiği bir videoyu da Youtube’da yayınladı.Christian’ın belgelediği boğa koşusu sırasında birçok kişinin yaralanarak hastaneye kaldırıldığı ancak kimsenin hayati tehlikesinin bulunmadığı belirtildi. Hürriyet
Muhteşem Yüzyıl Belgeseli Geliyor
Türkiye’nin en çok seyredilen dizisi 'Muhteşem Yüzyıl' ekranlara ve sevenlerine, belgeselle veda ediyor.Önümüzdeki ay son bölümü yayınlanacak olan ‘Muhteşem Yüzyıl’ın belgeseli çekildi. 131 bölümün kamera arkası görüntüleri birçok sürpriz içeriyor. GELİRİ MATEMATİK KÖYÜ'NE BAĞIŞLANACAKYayınlandığı 5 Ocak 2011 tarihinden beri reyting listesinin zirvesini kimseye kaptırmayan ‘Muhteşem Yüzyıl’dan adını yakışır veda… Bu sezon final yapacak olan dizinin yapım şirketi Tims Productions’ın dev bir belgesele imza attığı ortaya çıktı. Özel bir ekip, üç yıldır Muhteşem Yüzyıl’ın setinde kamp kurup, kamera arkasında ne var ne yok çekti. Timur Savcı’nın hiçbir masraftan kaçınmayıp hazırlattığı belgesel, dizinin önümüzdeki ay ekrana veda etmesinden sonra yayınlanacak. Yayın haklarından elde edilecek gelir ise dizinin senaristi Meral Okay’ın vasiyeti üzerine Nesin Matematik Köyü’ne bağışlanacak. İKİ USTAYI YAYINLANMAMIŞ GÖRÜNTÜSÜYLE ANACAKLAR2012’de kansere yenilen dizinin senaristi Meral Okay ile geçen eylül ayında kalp krizi nedeniyle ölen Tuncel Kurtiz’in daha önce hiç yayınlanmamış görüntüleri de belgeselde olacak. Kurtiz ‘Ebu Suud Efendi’ karakterini canlandırmıştı. HÜRREM'DE VARCanlandırdığı ‘Hürrem Sultan’ karakteriyle şöhret olan, ‘tükenmişlik sendromunu’ yüzünden ani bir kararla ayrılan Meryem Uzerli de belgeselde dizi hakkındaki görüşlerini dile getirdi. Gazeteport
Osmanlı'da İlk Çikolata
Avrupa'yı toplu taşıma araçları ile gezen ilk insan olan Gemelli CARERİ, 1693 yılında İzmir'e de uğrar. Türk insanının büyük misafirperverliği karşısında çok etkilenirİtalyan gezgin ve yeni dostlarına bir hediye vermek ister. Yanında getirdiği kakao ile hazırladığı sıcak çikolataları dostlarına ikram eder. O yıllarda çikolata sadece içecek olarak tüketiliyordu. CARERİ'nin sunduğu sıcak çikolataların bizim için önemi, Anadolu topraklarının gördüğü ilk çikolatalar olmasıdır.     Çikolata Anadolu insanı tarafından çok sevilir ve kısa sürede saray mutfağına girer. Osmanlı Devleti dağılana kadar, çikolata padişahların yabancı konuklarına sunduğu özel bir içecek olarak kalır. Ancak geçen bu uzun sürede halk çikolatayı ve Gemelli CARERİ'yi unutmuştur. Türk halkı çikolata ile tekrar tanışmak için Cumhuriyet'in kurulmasını beklemek zorunda kalmıştır.    Careri Chocolate, Gemelli Careri'nin getirdiği çikolatanın saflığını, saray  mutfağının tarifleri ile birleştiriyor.     Tarih kitaplarının tasvir edemeyeceği lezzetin kapılarını aralıyor.    Türk damak tadı için, Türk  tarifleri ile hayat buluyor...
Reklam
Afyon Valisi'nden Polise: 'Aferin Devam Et O..Çocuğu'
Afyon Valisi İrfan Balkanlıoğlu, görevdeki polise ‘Aferin devam et o… çocuğu’ demiş. Bakanlık ise polise soruşturma açmış. Balkanlıoğlu, Afyonkarahisar’da 5 Eylül’de 25 askerin şehit olduğu cephanelik patlamasının ardından Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’e kilim, plaket vermesiyle gündeme gelmişti. Balıkesir’in Sındırgı Ak Parti İlçe Başkanı Danyal Eroğlu’nun aracına trafikten men cezası veren polis memuru Ö.K.’ye, Afyonkarahisar Valisi İrfan Balkanlıoğlu’nun, “Aferin, devam et o.. çocuğu” diyerek hakaret ettiği öne sürüldü. Davalık olan, İçişleri Bakanlığı’nın da disiplin soruşturması açtığı olay sonrası polis Ö.K.’nin görev yeri değiştirildi. Dava dosyasına göre olay şöyle gelişti: Afyon Karayolu’nun 35’inci kilometresinde 2 Aralık 2013 günü saat 03.00 sıralarında görev yapan trafik ekibi, 10 ZL (…) plakalı aracı durdurdu. Aracın muayenesinin ruhsata işlenmediğini belirleyen polisler, aracı trafikten men etti. Bu sırada araç sahibi Danyal Eroğlu, polis memurlarına “Ben AK Parti Sındırgı İlçe Başkanıyım, şu an belediye başkan aday adaylığım nedeniyle Ankara’dan geliyorum. Afyon Valisi İrfan Balkanlıoğlu’nu ararım, sizinle uğraşırım” dedi. Ancak polis memuru Ö.K. aracın çekilmesi talimatı verdi. Tartışma sürerken Eroğlu, cep telefonunu polis memuru Ö.K’ya vererek “Afyon Valisi seninle görüşmek istiyor” dedi. ŞİKÂYETÇİ OLDU Telefondaki Balkanlıoğlu, Ö.K’ye ‘aracı bırak’ talimatı verdi. Ancak polis memuru kararlarında ısrar edince Vali, iddiaya göre, polis memuruna ‘O. çocuğu’ diyerek hakaret edip telefonu kapattı. Bu gelişme üzerine Ö.K, Eroğlu ile Vali Balkanlıoğlu hakkında ‘hakaret’ ettikleri gerekçesiyle şikâyetçi oldu. Tahkikat evrakında Vali’nin kullandığı telefon numarası yazılarak karşısında ‘şüpheli (firar)’ ibaresi yazıldı. Nöbetçi savcının talimatıyla hem Ö.K.’nin hem Eroğlu’nun ifadesi alındı. Eroğlu, aracın polislerce çekilmek istenmesi üzerine, Vali’den ricacı olduklarını belirterek, şunları anlattı: VALİYİ ARADIM “Ruhsatı yarın işleteyim dedim. Ancak polis memuru kabul etmedi. Aracı trafikten men etmek için otoparka çektik. Daha önce Sındırgı Kaymakamı olarak görev yapan şu an Afyonkarahisar Valisi olan İrfan Balkanlıoğlu’nu aradım. Vali Bey’e aracımızı trafikten men ediyorlar mümkünse aracın bağlanmaması konusunda bize yardımcı olmasını söyledim. Vali Bey, telefonu görevli memura vermemi istedi. Telefonu polis memuru Ö.K’ye verdim. Vali Bey telefonda görevli memurla görüştü fakat aralarında ne gibi konuşma geçtiğini duymadım. Telefon kapandıktan sonra polis memuru sinirlenerek küfrederek bizi otoparktan dışarı çıkardı.” Müfettişe verilen ifade İFADELERİ alınan trafik ekibindeki diğer polis memurları ile araçtaki kişiler verdikleri ifadelerle yaşanılan olayı doğruladı. İddiaların yansıması üzerine İçişleri Bakanlığı da bir müfettiş görevlendirilerek, polis memuru hakkında disiplin soruşturması başlattı. Görev yeri de değiştirilen Ö.K. bakanlık müfettişine 24 Ocak 2014 tarihinde verdiği ifadesinde, Vali Balkanlıoğlu ile aralarındaki geçen görüşmeyi şöyle aktardı: Vali: Ben o arkadaşları Sındırgı’da kaymakamlık yaptığım dönemden tanırım aracı bırakalım. Ö.K: Men işlemini ve cezasını bitirmek üzereyim bundan dolayı aracı bırakamam. Vali: Aracın vizesi ve sigortası varmış, neden bağlıyorsun? Ö.K: 3 yıldır trafik belgesini değiştirmemiş, vizesini işletmemiş, bundan dolayı men ettim. Vali: O kadar çalıntı, hırsızlık, kaçak araçlar var, onları bulmuyorsunuz da bunu mu buldunuz? Ö.K: Sayın Valim, inşallah denk gelirse onları da yakalayacağız. Vali: Aferin devam et o.. çocuğu. GENELKURMAY BAŞKANI’NA KİLİM VERMİŞTİ Balkanlıoğlu, Afyonkarahisar’da 5 Eylül’de 25 askerin şehit olduğu cephanelik patlamasının ardından Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’e kilim, plaket vermesiyle gündeme gelmişti. memurlar.net
Woody Allen'a Cinsel Taciz Suçlaması
Hikaye 1992 yılına kadar gidiyor. Ünlü yönetmen Woody Allen’ın evlendiği Mia Farrow ile evlatlık aldıkları Dylan, henüz 7 yaşındayken küçük kızın ve annenin iddiasına göre Allen’ın tacizine uğruyor. O dönem dava açan anne, yoğun baskılar ve sözlü saldırılar altında, küçük kızın da zarar görmemesi adına davayı geri çekiyor. Woody Allen’ın bu saldırıyı gerçekleştirip gerçekleştirmediği hukuk önünde net değil, keza kendisine açılan davalar da düştü. Ancak bugün, Woody Allen’ın evlatlık kızı Dylan, New York Times yazarı Nicholas Kristof’a kaleme aldığı bir mektubu ulaştırarak konuya yepyeni bir boyut kazandırdı. Dylan, yazdığı mektubunda Woody Allen’a Golden Globe ödülü verilmesine, Hollywood camiasına oldukça tepkili ve kendisi taciz iddialarını yinelemenin de ötesinde, ilk kez kamuoyu önünde konuşarak ‘iddia edilen’ tacize kendi penceresinden bir bakış sunuyor.Nicholas Kristof’un mektuba yazdığı önsözle başlayacak olursak, Kristof, davanın açıldığı 1993 yılında yaşananların Woody Allen’ın sevgilisi Mia Farrow’dan ayrılmasının ve Allen’ın evlatlık kızını taciz ettiği iddialarının manşetleri kapladığını, ancak bugün ilk kez olayın merkezindeki ismin, Dylan Farrow’un (yaşananlardan dolayı iki kez isim değiştirdi, önce Eliza, sonra Malone adını aldı) konuştuğunu yazıyor. Woody Allen’ın iddiaları reddettiğini ve hiçbir zaman ceza almadığını hatırlatan Kristof, masumiyet karinesine dikkat çekiyor. Ancak bu mektubu paylaşma gerekçesi olarak, Allen’ın Golden Globe hayat boyu başarı ödülü almasının ödülün uygunluğu tartışmasını alevlendirmesini gösteriyor, buradaki asıl meselesinin ise ünlü birinin hayatından ziyade bir cinsel istismar iddiasının varlığı olduğunu söylüyor. Kristoff, konu hakkında son günlerde bütün tarafların bir şeyler yazıp konuştuğunu, ancak olayın merkezindeki ismin ne düşündüğünü hiçbir zaman tam olarak duyamadıklarına dikkat çekiyor. Dylan’ın mektubunun tam metni şöyle: “En sevdiğiniz Woody Allen filmi hangisi? Cevap vermeden önce şunu bilmelisiniz: Ben 7 yaşındayken, Woody Allen benim elimden tutup beni evimizin ikinci katındaki kiler benzeri loş tavan arasına götürdü. Bana karnımın üzerine yatmamı ve kardeşimin elektrikli tren setiyle oynamamı söyledi. Ardından bana cinsel saldırıda bulundu. Yaparken benimle konuştu, iyi bir kız olduğumu ve bunun sırrımız olduğunu fısıldadı, birlikte Paris’e gideceğimizi ve filmlerinde yıldız olacağımı söyledi. Raylar üzerinde dolaşıp dururken o oyuncak trene baktığımı hatırlıyorum. Bugün bile hala, oyuncak trenlere bakmayı güç buluyorum. Hatırlayabildiğim süre boyunca babam bana hoşlanmadığım şeyler yapıyordu. Beni kendisiyle yalnız kalmam için sık sık annemden, kardeşlerimden ve arkadaşlarımdan uzaklaştırıp götürmesinden hoşlanmıyordum. Ağzıma başparmağını sokmasından hoşlanmıyordum. O iç çamaşırlıyken yatağa gidip yorganın altına girmek zorunda olmaktan hoşlanmıyordum. Çıplak kucağıma kafasını dayayıp nefes alıp vermesinden hoşlanmıyordum. Bu karşılaşmalardan kaçınmak için yatağımın altına kaçar veya banyoya saklanırdım ancak o beni her seferinde bulurdu. Bu normal olduğunu sandığım şeyler çok sık, çok rutin, çok yetenekli bir biçimde annemden gizlenerek gerçekleşiyordu ki, eğer annem bilseydi beni korurdu. Babaların çocuklarına böyle tutkuyla bağlandıklarını sanıyordum. Fakat tavan arasında yaptığı şey bana farklı geliyordu. Sırrı artık saklayamadım. Anneme, Woody Allen’ın bana yaptıklarını kendi babasının da ona yapıp yapmadığını sorduğumda, alacağım cevabı gerçekten bilmiyordum. Tetikleyeceği fırtınadan da haberim yoktu. Babamın, kardeşimle* cinsel ilişkisini kullanarak bana uyguladığı cinsel istismarı örtbas edeceğini bilmiyordum. Anneme, beni savunduğu için yalancı diyeceğini, ve onu benim kafama istismar düşüncelerini sokmakla suçlayacağını bilmiyordum. Hikayemi doktordan doktora, tekrar tekrar anlatmak zorunda bırakılacağımı, kavrayamadığım bir hukuk savaşı içinde yalan söylediğimi itiraf etmek için zorlanacağımı bilmiyordum. Bir noktada, annem beni oturttu ve bana yalan söylüyorsam başımın belaya girmeyeceğini, tüm söylediklerimi geri alabileceğimi söyledi. Geri alamadım. Hepsi gerçekti. Fakat güçlüler hakkındaki cinsel istismar iddiaları çok daha kolay düşüyor. Benim kredibiliteme saldırmaya hazır uzmanlar vardı. İstismar edilmiş bir çocuğu yakmaya hazır doktorlar vardı. (*-Dylan’ın üvey kardeşi Soon-Yi Previn, Mia Farrow’un önceki evliliğinden evlatlık. Woody Allen’ın o dönem reşit Soon-Yi ile 1992 yılında ilişkisi olduğu ortaya çıkmış, ikili halen birlikteler. Kanunen yasal üvey babası olmasa da Woody Allen, o dönem medyada Soon-Yi Previn’in üvey babası olarak telaffuz ediliyordu-zete) Bir ön duruşmanın babamın ziyaret haklarını elinden almasının ardından annem, Connecticut eyaletinin muhtemel suç bulgularına rağmen suçlamaları sürdürmeyi, savcının ifadesiyle “çocuk mağdurenin hassaslığı sebebiyle” reddetti. Woody Allen hiçbir suçtan ceza almadı. Bana yaptıklarının yanına kalması bütün büyüme sürecim boyunca aklımdan çıkmadı. Başka küçük kızların yanında bulunabilmesine izin verdiğim yönündeki suçluluk duygusu içimi kapladı. Erkekler tarafından dokunulmaktan ödüm patlıyordu. Yeme bozukluğu hastalığı gelişti. Kendimi kesmeye başladım. Bu işkence Hollywood tarafından daha kötü bir hale dönüştü. Değerli birkaç kişi (kahramanlarım) hariç herkes görmezden geldi. Belirsizliği tercih edip “Ne olduğunu kim bilebilir” demeyi ve hiçbir sorun yokmuş gibi davranmayı çoğunluk daha kolay buldu. Ödül törenlerinde aktörler kendisinden övgüyle bahsetti. İstismarcımın suratını her görüşümde -posterlerde, tişörtlerde, televizyonda – yalnız kalıp dağılana kadar panik halimi kontrol altında tutabildim. Geçen hafta, Woody Allen son Oscar’ı için aday gösterildi. Fakat bu sefer, dağılmayı reddediyorum. Çok uzun süre, Woody Allen’ın kabul edilişi beni susturdu. Ödüller ve onurlandırmalar, benim susmamı ve uzaklaşmamı isteyen kişilerin bir mesajıymış, bana yönelik kişisel bir azar gibi geldi. Fakat cinsel istismarları atlatan ve bana uzanan kişiler – beni desteklemek ve öne çıkma yönündeki korkularını paylaşmak, yalan söyledikleri iddiaları, hatıralarının kendi hatıraları olmadığı yönündeki suçlamaları – bana sessiz olmamam konusunda, sadece diğerlerinin bile susmamasını sağlamak adına, bir neden verdiler. Bugün kendimi şanslı sayıyorum. Mutlu bir evliliğim var. Muhteşem erkek ve kız kardeşlerimin desteği arkamda. Bir sapığın evimize getirdiği kaostan bizi kurtarma gücünü içinde bulmuş bir annem var. Fakat diğerleri hala korkuyor, hassaslar ve gerçeği söyleme konusunda mücadele veriyorlar. Hollywood’un gönderdiği mesaj onlar için önemli. Ya sizin çocuğunuz olsaydı Cate Blanchett? Louis CK? Alec Baldwin? Ya bu sen olsaydın Emma Stone? Veya sen, Scarlett Johansson? Beni küçük bir kızken tanıyordun Diane Keaton. Beni unuttun mu? Toplumun cinsel saldırı ve istismar mağdurlarını hayal kırıklığına uğrattığının canlı bir örneği Woody Allen. Kendi 7 yaşındaki kızınızın Woody Allen tarafından tavan arasına götürüldüğünü hayal edin. Adı anılınca hayatı boyunca baş dönmesi yaşayadığını düşünün. İşkencecisini kutlayan bir dünya hayal edin. Hayal ediyor musunuz? Şimdi en sevdiğiniz Woody Allen filmi hangisi?”Zete
Reklam
'Çok Tatlısın Ama Filistin ile Pek Alakalı Değilsin'
FİLİSTİN'i işgal ettiklerini söyleyerek daha önce İsrail'e boykot çağrısı yapan efsanevi Pink Floyd grubunun solisti Roger Waters, reklamını yaptığı, işgal altında üretim yapan Soda Stream fabrikasıyla ilgili 'İki topluluk arasında barış köprüsü kurmak için eşsiz bir fırsat' diyen ABD'li aktris Scarlett Johansson'ı sert dille eleştirdi. Johansson, İsrailli markaya reklam yüzü olduktan sonra kendisini eleştiren Oxfam yardım kuruluşundaki elçilik görevini geçen hafta bırakmıştı. Walters, önceki gün Facebook'ta yayınladığı yazısında, İsrail'de konser verecek şarkıcı Neil Young'a ve Scarlett Johansson'a mektup yazdığını ama cevap almadığını söyleyerek ikiliyi eleştirdi. Walters şu ifadeleri kullandı: Genç Scarlett'e bir-iki soru sormak istiyorum. Scarlett örneğin İsrail hükümetinin kuzeydeki Necef çölündeki bir Bedevi köyünü tamamen yok ettiğinin farkında mısın?.. Scarlett, Filistinli işçilerin reklamını yaptığın fabrikada eşit şartlarda, eşit kazançlarda, eşit haklarda çalıştığını iddia etmişsin. Gerçekten eşit haklara sahipler mi. Oy hakları var mı mesela. Yolları kullanabiliyorlar mı? Temiz içme suları var mı? Hayır bu haklara sahip değiller. Eee, senin bahsettiğin eşit haklar neler o zaman... Scarlett, kesinlikle çok tatlısın. Ama eğer Soda Stream'ın barış köprüsünü kurduğunu düşünüyorsan kesinlikle meseleyle pek alakalı değilsin demektir' dedi. Hürriyet  | Gerçek Gündem
Twitter'ın Tek Hakimi: Katy Perry
Sosyal medyada en fazla takip edilen sanatçı olan Katy Perry, Twitter’da 50 milyon takipçiye ulaştı. Perry, Kasım ayında Lady Gaga ve Justin Bieber’i geçerek en çok takip edilen sanatçı olmuştu. Dünyanın en çok takip edilen isimlerinden biri olan ABD Başkanı Barack Obama’nın takipçi sayısı ise 41 milyon civarında.Haberin devamı için sanattakvimi.info
Töre Anne Dinlemedi
30 metre derinliğindeki bir kuyuda cesedi bulunan 8.5 aylık hamile 19 yaşındaki Hacire Göv'ün ölümüne ilişkin ayrıntılar gün yüzüne çıkıyor.Şanlıurfa'da hamileyken boğularak öldürülen Hacire'nin annesi kızını önce evlendirmek istemiş. Daha sonra kızına kürtaj yapılması için girişimlerde bulunmuş. Son çare olarak Hacire'yi saklanması için Diyarbakır'a yollamış. Şanlıurfa Viranşehir'de geçtiğimiz cuma günü 30 metre derinliğindeki bir kuyuda cesedi bulunan 8.5 aylık hamile 19 yaşındaki Hacire Göv'ün ölümüne ilişkin ayrıntılar gün yüzüne çıkıyor. Töre kurbanı olduğu öne sürülen Hacire Göv'ün tüyler ürpertici hayatta kalabilme mücadelesini, Berjin Amara Kadın Dayanışma Merkezi'nin Göv'ün köyü olan Tekneli Köyü'ne gidip Göv ailesinin komşuları ve genç kızın yakın arkadaşlarıyla konuşması ortaya çıkardı. Kadın Dayanışma Merkezi Koordinatörü Rihan Kayhan Göv'ü ölüme götüren süreci Milliyet'e anlattı. Pamuk tarlasında çalışıyordu Edinilen bilgiye göre Hacire Göv, 1995 yılında Şanlıurfa Viranşehir Tekneli Köyü'nde doğdu. Hacire henüz kundakta bebekken babası Hamaki Göv yaşamını yitirdi. 2 ağabeyi ve annesiyle hayata tutunmaya çalışan Hacire çocukluğundan bu yana mevsimlik işçi olarak çalıştı. Geçtiğimiz Haziran ayında Göv, pamuk toplayarak ekmek parası çıkartma amacıyla Ceylanpınar'a gitti. Burada şu anda askerde olan Cuma ile tanıştı ve aralarında duygusal bir yakınlık başladı. Yaz sonunda Hacire, köyü Tekneli'ye geri döndü. Adet dönemi 2 ay geçikince durumu annesi Melfiye Göv'e anlattı ve annesiyle hastaneye gitti. Viranşehir Devlet Hastanesi'nde yapılan test sonucu Hacire'nin hamile olduğu ortaya çıktı. Hastane kürtaj yapmadı Hacire'nin annesi durumu aile büyüklerine anlattı ve Hacire'yi Cuma ile evlendirmeye karar verdiler. Ancak Cuma ve ailesi bu çocuğun Cuma'dan değil başka birinden olduğunu öne sürerek evlenmeyi kabul etmedi. Bunun üzerine Göv ailesi Hacire'ye 'Bu çocuğun kimden olduğunu kanıtla evlendirelim' dedi. Hacire ise Cuma dışında kimseyle birliktelik yaşamadığını söyledi. Bunun üzerine Hacire'nin annesi Melfiye Göv, aile büyükleriyle konuşarak bebeği aldırıp Hacire'yi yaşatmak için yalvardı. Aile annenin talebini isteksizce de olsa kabul etti. Fakat Hacire ve annesi Viranşehir Devlet Hastanesi'ne gittiklerinde Hacire 3.5 aylık hamileydi. Hastane kürtaj yapamayacaklarını söylemesi üzerine Hacire'nin annesi Hacire'yi Diyarbakır'da bir akrabasının yanına göndererek sakladı. Köy halkı kızın durumundan haberdar olmuş ve Göv ailesinin büyüklerinin kulağına Hacire'nin kürtaj olamayacağı gitmişti. Aile meclisi Melfiye Göv'den habersiz hem bebekten hem de Hacire'den kurtulmak için kararı verdi. Duyar duymaz ağıt yaktı Hacire, 1 ay kaldığı Diyarbakır'daki akrabasının evinden, amca çocukları tarafından ailesiyle barıştırılma bahanesiyle alınarak Viranşehir Keçikuyu'ya getirildi. İddiaya göre burada amcaoğulları tarafından elektrik direğine bağlanıp boğularak öldürüldü. Cansız bedeni de 30 metre derinliğindeki bir kuyuya atıldı. Hacer'in annesi Melfiye Göv, kızının Diyarbakır'daki akrabasının evinden alındığını öğrendiği anda başına gelecekleri tahmin ederek göz yaşlarına boğuldu. Evinin önünde ağıt yakan anne, durumu jandarmaya bildirdi. Ekipler, boynunda iple Göv'ün cansız bedenini kuyuda buldu. Gözaltına alınan iki amca oğlunun, kuzenlerinin namuslarına leke getirdiğini öne sürerek 'Töre gereği öldürdük' dedikleri öğrenildi. Aralarında anne ve Hacire'nin 2 ağabeyinin de bulunduğu toplam 10 kişi gözaltına alındı. İddiaya göre Hacire, amcaoğulları tarafından elektrik direğine bağlanıp boğularak öldürüldü. Kızın cansız bedeni yaklaşık 30 metre derinliğindeki bir kuyuya atıldı. 'Köyde taziye yapılmıyor' Berjin Amara Kadın Dayanışma Merkezi Koordinatörü Rihan Kayhan, köydeki son durumu şöyle anlatıyor: 'Komşular konuşmaya korkuyor çünkü biraz da kendilerini kabahatli görüyor. Kürtaj olamadığı kulaktan kulağa yayılmış ve Hacire öldürülmüş. Köyde şu anda Göv ailesinden kimse yok. Evlerinin kapısı açık, içerisi bomboş. Atıldığı kuyuya ve mezarına gittik başında kimse yok. Hacire için köyde taziye bile yapılmıyor. Hacire'nin ismini ağızlarına almak kimse istemiyor. Hacire'nin yaşıtları ve komşuları olayı gizli gizli anlatıyor. Köyde ciddi bir korku hakim.' Hacire Göv'ün akrabası olan Tekneli köyü muhtarı Halil Yumurta ise, 'Şu an Irak'tayım. Gitmeden önce olaya ilişkin hiçbirşey duymadım. Kız sadece ilk annesine söylemiş. Daha önce hiçbir töre cinayeti işlenmedi bu ailede' dedi. 10 haftadan sonra kürtaja ceza var Viranpaşa Devlet Hastanesi yetkilileri ise Hacire Göv'ün kürtaj talebine ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı. Türk Ceza Kanunu'na göre, 10 haftadan sonra yapılan kürtaj işleminde kürtajı yapan ve yaptırana hapis cezası öngörülüyor. Bu süre, kadının mağdur olduğu bir suç sonucu gebe kalması halinde 20 haftaya kadar uzuyor.DAMLA YUR / Milliyet - Gerçek Gündem
Reklam
1 Dakikada Tüm Dünyayı Gezmek Mümkün müdür?
3 arkadaş, 44 günde, 11 farklı ülke gezerek, 18 uçak değiştirerek, 60bin kilometre yol kat ederek ve 2 kamerayla bu videoyu meydana getirmiş. Bir volkan patlaması ve 1 terabyte video kaydı da cabası. Videoyu hazırlayanlar buna hayatımızın özeti diyorlar. Hakikaten özet dediğin böyle olur! Bu adamları Instagram'da takip etmek isterseniz: http://instagram.com/rickmereki
İstanbul'u Anlatan Der Spiegel Dergisi Yok Satıyor
Alman Spiegel dergisi ocak ayı tarih eki Der Spiegel Geschichte'de İstanbul-Bizans dönemine 145 sayfa ayırdı.Büyük ilgi gören tarih eki bayilerde kısa zamanda tükendi. Kapağında “Byzanz Das Kaiserreich am Bosporus-Bizans İmparatorluğu Boğaz'da” başlığıyla İstanbul'un tarihini okuyucularına anlattı. Latin, Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu'na ev sahipliği yapan İstanbul, Boğaz'ın New York'u olarak tanıtıldı. Dergi renkli resimlerle haçlı seferleri, ikona sanatı, Ayasofya, Yerebatan Sarnıcı, Topkapı surları, Fener Rum Patrikhanesi, Bizans mozaik sanatı ile M.Ö. 326 yılından 1461 yılına kadar kentin tarihine ışık tuttu. Zaman
Reklam
Çin'deki farklı kültürel olaylar
Atalarımızın uzak doğudan geldiği söylenmektedir. Bu kesinleşmiş bir bilgi değildir. Ama Çin seddini bizim için yaptıklarını biliyoruz. Hatta Türkler geliyor mu diye bakmaktan gözleri kısık kalmış diye kötü esprilerde var. Çin kültüründe hareketler ve tavırlar çok önemli. Çine gitmeyi düşünürseniz yada çinli birileri ile karşılaşırsanız kesinlikle bu hareketleri yapmayın
Tüyler Ürperten Bir Sualtı Serbest Dalışı
Guillaume Nery adlı Fransız sualtı sporcusu, Bahamalar'da bulunan, dünyanın en derin deniz kuyusu Dean's Blue Hole'e tüpsüz ve paletsiz dalıyor. Gerçekten tüyler ürpertici ve de korkutucu bir video. Bu video klostrofobiklere asla önerilmez!
Reklam
Türkiye'den ABD'ye Dizi İhracı
Ay Yapım’ın 2012 yılında yayınlanan dizisi “Son”un hakları Sander/Moses tarafından Amerika’ya satıldı. Peter Horton’un yönetmenliğini üstlendiği, senaryosu Michael Cooney tarafından yazılacak “The End” (Son) için yapımcı Ian Sander “Muhteşem bir gerilim işi” yorumu yaptı. Eşi Kim Moses’la kurduğu Sander/Moses Productions şirketiyle “Ghost Whisperer” gibi birçok önemli işe imza Sander, 42 ülkede yayınlanan Türk dizilerinin namını ilk olarak Kopenhag’da, Kerem Çatay’ın eşi Beril Çatay’dan duyduklarını söyledi ve ekledi: “Son dönemde Türk yapımları tüm dünyada büyük ilgi görüyor. Bu kalitede senaryolar bulmak çok zor. Biz de ‘Son’u kültür olarak kendimize yakın bulduk. Sonuçta dizide Türkiye ve İran mekan olarak kullanılmıştı. Biz bunu Amerika ve Meksika arasında konumlandıracağız. Dizi, kurgusu bakımından sondan başa doğru ilerliyor.Medyafaresi
TSK'dan Norveç Gemisine Müdahale!
TSK'dan flaş açıklamaTürk Deniz Kuvvetleri'ne bağlı savaş gemileri, Kıbrıs'ın güneyinde sismik araştırma yapan Norveç bandralı gemiye, Türk Deniz Yetki Alanı'na giriş yapması üzerine müdahale etti. Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, 'Kıbrıs Adası güneyinde araştırma faaliyetleri icra eden Norveç bayraklı M/V Princess isimli Sismik Araştırma gemisinin 01 Şubat 2014 saat 18.40'da Türk Deniz Yetki Alanına giriş yapması üzerine, Akdeniz Kalkanı Harekâtı kapsamında bölgede bulunan TCG GİRESUN (F-491) tarafından anılan gemi ikaz edilerek, saat 23.50'de Türk Deniz Yetki Alanını terk etmesi sağlanmıştır.' ifadeleri kullanıldı.Habertürk
Philip Seymour Hoffman Evinde Ölü Bulundu
ABD'li Oscar ödüllü aktör Philip Seymour Hoffman, aşırı dozda uyuşturucudan öldü. Oscar ödüllü Amerikalı aktör ve yönetmen Philip Seymour Hoffman, New York'taki evinde ölü bulundu. New York polis teşkilatından (NYPD) yapılan açıklamada, 46 yaşındaki Oscar ödüllü aktör Hoffman'ın, Manhattan'nın Greenwich Village bölgesindeki apartman dairesinde, aldığı aşırı dozda uyuşturucu nedeniyle öldüğü bildirildi. 2005 yılında Capote adlı filmle en iyi aktör Oscarı alan ve Altın Küre'de en iyi performans ödülünün sahibi olan Hoffman, geçen hafta Utah'ta yapılan Sundance Film Festivali'ndeki ''A Most Wanted Man'' ve ''God's Pocket'' filmlerinin gösterimine katılmıştı. Televizyon dizileri ve tiyatro çalışmaları da bulunan Hoffman, Mayıs 2013'e kadar, alkol ve uyuşturucu tedavisi görmüştü. Hoffman, New York Üniversitesi ''Tisch School of Arts''ın Drama bölümünden 1989 yılında mezun olmuştu. AA
Reklam