onedio
TRT'den Garip Leyla ile Mecnun Açıklaması
TRT 1'in Twitter'daki resmi hesabında çok enteresan bir mesaj yayınlandı. Ben de Özledim dizisinin l3. bölümde yayından kaldırılması üzerine yayınlanan mesajda, İsmail Abi'nin fotoğrafı yer aldı, 'o gemi niye gelmedi?' şeklinde de manidar bir soru soruldu. İşte o açıklama: TRT1'de, 103 bölüm yoğun mesai harcanarak, takipçilerimizin de büyük katkıları ve özverileriyle meydana gelen FENOMEN algısına sahip çıkmak, göründüğü kadar kolay değilmiş! 103 bölüm boyunca zor piyasa şartlarına ve düşük ratinglere rağmen, yoğun emek ve özveri ile işe ve kaliteye inanarak devam ettiğimiz “Leyla ile Mecnun” dizisinin kaldırılmasına dönemin şartları nedeniyle yoğun tepki gösterilmişti. Hatta bu tepkiler, iyi niyetle tam 103 bölüm boyunca bu işin arkasında duran kanalımıza yönelik adeta bir linç kampanyasına dönüşmüştü. Ancak görüldüğü üzere aynı piyasa şartları, derdi TRT1'in uzun bir süreç boyunca oluşturduğu sosyal medya kitlesini devşirmek olanların, amaçlarına ulaşamayınca kimsenin gözünün yaşına bakmayacağını da ortaya koymuş oldu. Ayrıca yaptığı açıklamalarla kurumumuzu hedef tahtasına oturtmaya çalışanların bugün neler diyeceğini merak etmekteyiz. İsmail Abi'miz; 103 bölüm boyunca oluşturulan bağı 13 bölüm görse hepinizin ağzını burnunu kırardı. Kulpu kırık çaydanlıkları sizi, hepiniz Sarkozy'siniz!.. https://twitter.com/trttv1/status/423121959266689025 Milliyet
Final Yapamadan Yayından Kaldırıldı
Show TV ekranlarında yayınlanan Altındağlı dizisi yayından kaldırıldı. Şafak Sezer ve Hande Ataizi'nin başrollerinde oynadığı The Sopranos dizisinin yerli uyarlaması olan Akltındağlı dizisi sona erdi. Pazartesi akşamları Süreç Film imzasıyla Show TV'de ekrana gelen dizinin tüm içeriğinin değişeceği ve ilerleyen günlerde yeni içerikle ekranlarda olacağı açıklanmıştı. Kanal yönetimi aldığı kararla diziye devam etmeme kararı aldı. Altındağlı dizisi de final yapmadan yayından kalkan diziler kervanına katıldı.TV Aktüel
Dünya Avrupada'ki Türkün Bu İcadını Konuşacak
Avrupa’da yaşayan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir Türk Vatandaşı « Yakıt olmadan çalışan araç icat etti » Evet yanlış duymadınız icat ettiği araçta hiç bir yakıt kullanılmıyor. Ne benzin, ne motorin nede farklı bir yakıt. Şimdi sıkı durun araç tekerlek kullanmadan gidiyor. İşte araç hakkındaki inanılmaz detaylar. Bilim kurgu filmlerinde şahit olduğunuz araçlardan birini bir türk icat etti ve bunu yıllarca sır gibi sakladı, taki bugüne kadar kendisi ile röportaj yapma imkanı bulan Post Gazetesi Yazarına öyle açıklamalarda bulunuyor ki duyduklarınıza inanamayacaksınız. Merhaba, öncelikle bu görüşmeyi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyorum, bana biraz bahseder misiniz nedir bu « Yakıtsız Araç » projesi? Aslında bu proje yaklaşık olarak 6 yıl önce hazırlanmıştı, ancak o zamanlar tecrübesiz ve yetersizdim bunları konuşmak ve paylaşmak için yeterince cesaretim yoktu, geçen zaman içerisinde teknolojiyi takip ederek projeyi daha da ileri seviyelere ulaştırmayı ve geliştirmeyi düşündüm. Belli bir noktaya ulaştığında ise neler yapılabileceği konusunda çeşitli endişelere kapıldım, bu nedenle projeden kimseye bahsetmedim. Ülkemizde insanları korumak oldukça zor, size kim bu konuda güvence verebilir ki? Size bir şey olmayacağına dair kim koruma sağlayabilir? Yaşanan bir çok şeyi görüyor, izliyor ve bu durumlardan endişe duyuyoruz. Ancak tanıdığım ilk andan bu yana güvendiğim bir kişi var ki ; o kişi şu anda ülkemi yönetiyor. Yanlız ona güvenebilir ve bu konuyu yanlız onunla konuşabilirim diye düşünerek bu röportaj sonrasında kendisine ulaşabileceğime inanarak yayına alınmasını istedim. Tahmin ettiğimiz kişiden mi bahsediyorsunuz, Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan doğru mu anladım? Evet, Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan bahsediyorum. Türkiye’de güvendiğim en değerli şahsiyet kendisidir. Ne kurmayları nede çevresinde bulunan hiç kimse bu sözüme alınmasın, asla ama asla kendilerine güvenmediğimi ya da kendilerinin bu bilgiyi taşıyabileceklerini düşünmediğim için değil sadece Başbakanımız Recep tayyip Erdoğan’a herkes den daha fazla güvendiğim için bu projeyi yalnızca Başbakanımız’a kendi ellerimle teslim edeceğim. Peki inanılması güç bir şeyden bahsediyorsunuz, bize biraz bahseder misiniz araç nasıl çalışıyor, ne şekilde hareket ediyor ya da yakıt ihtiyacını nasıl karşılıyor. Aslında bu konuları detaylı şekilde açıklamam mümkün değil, dediğim gibi bu konuları yanlızca Başbakanımız bulunduğum şehre geldiğinde ve benimle görüştüğünde kendisine açıklayabileceğim konular. Ancak size bazı detaylar verebilirim. 1. Aşamada : Araçta herhangi bir yakıt bulunmuyor, motor tamamen akümülatörden aldığı elektrik vasıtası ile çalışıyor ancak motorun amacı kesinlikle aracın tekerleklerini çalıştırmak değil. Amacı çok farklı. Bu arada elektrik üretimine yardımcı olması için dinamo ve bazı yükseltme gücüne sahip prensipleri de harekete geçiriyor özel bir yakıt hücresi gibi de düşünebiliriz ancak kesinlikle içerisinde benzin, motorin yada farklı bir yaıt bulunmuyor. 2. Aşamada : Araç yerde değil kendine ait daha önceden hazırlanmış olan bir yolda ilerliyor bu yolun bazı özellikleri bulunuyor. Bunun yanı sıra araç yerden 1,618 cm yüksekte gidiyor yani havada. Ve herhangi bir dayanağı ya da tutacağı bulunmuyor. 3. Aşamada : Aracın iç yapısı tamamen bilgisayar sistemlerine sahip ve yeni teknolojiler ile donatılmş şekilde hareket ediyor, ancak bilgisayar donanımı kesinlikle aracın otomatik kullanılması gibi bir noktaya bağlı değil. Yani dışardan bir müdahale olsa dahi araç el ile kumanda ediliyor, herhangi bir şekilde donanımına ya da iç aksamlarından herhangi bir noktaya müdahale söz konusu değil. 4. Aşamada : İşlem hacmi ve hızı aracın tepkileri önceden sezebilme özelliği bulunuyor bu aracın sizin yapmış olduğunuz manevraları hafızasına alarak tekrarlayan süreç içerisinde hangi manevraları yapacağınızı önceden tahmin ediyor. Anlık hareketlerinizi öğrenme yeteneğine sahip. Tıpkı bir işlemcinin klavye dokunuşu sırasında gösterdiği hız gibi tepkilere yanıt verebiliyor. 5. Aşamada : Güvenlik kısmında ise, aracın kesinlikle bir diğer araca çarpması söz konusu değil, araç güzergah dışına çıkamıyor aynı zamanda kontrol mekanizması karşısında giden bir araca çarpmasına engel olacak şekilde tasarlanmış durumda. Herhangi bir şekilde uyudunuz ya da kalp krizi geçirdiniz. Direksiyon da bulunan nabız ölçer ile ani değişiklikleri acil servise bildirerek yol güzergahı üzerindeki « Sağlık Kontrol » merkezlerine kilitlenerek aracı sizin yerinize oraya götürüyor. Nabız değişikliklerinden kalp ritmizine, ses tonunuza kadar bir çok şeyi algılama ve anlama yeteneğine sahip şekilde geliştirilecek bu aracın ciddi bir donanımı bulunuyor. 6. Aşamada : Otokontrol , araçta daha önceden belirlenmiş olan güzergaha otomatik kontrol sistemi ile gidebiliyorsunuz. Bu, adresi veri tabanına daha önceden girilmiş mekanlar aracın ön camında size sunuluyor, direksiyonda bulunan hareket kabiliyeti olan bir modül ile gideceğiniz yer, gazetelerinizi, internet aramalarınızı, telefonunuzu, görüntülü görüşmelerinizi ve bir bilgisayarda yapılabilecek herşeyi yapabiliyorsunuz. Peki bu aracın bir videosu yada bir fotoğrafını görebilir miyiz ? Neyazıkki hayır, bilgiler çok güvenli şekilde korunuyor, nedeni ise günümüzde öyle teknolojler var ki bu aracın kopyası bir kaç saat içerisinde yapılabilir durumda. 3 boyutlu lazer yazıcılar vasıtası ile elde edeceğiniz bir veriyi çıkarmanız sadece saatler alır, şu anda günümüzde çok çeşitli amaçlar için kullanılan bu yazıcılar araç prototiplerini yüksek maliyet gerektirmeden çıkarılmasına kadar bir çok konuda kullanılıyor. Henüz patenti alınmamış bir çok aksamı bulunuyor bu nedenle önce patentlerin alınması gerekiyor. Sonrasında bu projenin tüm detayları paylaşılacak. Elinizde başka projeler var mı ? Bu güne dek sadece bu proje üzerinde mi çalıştınız ? Elbette va, elimde bir çok proje bulunuyor ülkemin geleceği için çalıştım ve kendi imkanlarımı projeleri en iyi seviyeye ulaştırmak için sarf ettim. Benim arkamda hiç bir insan gücü bulunmuyor, elimde ve kalbimde bulunan inancım Allah’ın varlığı, benim için en büyük güç kaynağı. Allah bu gibi projeleri her kula nasip etmez, Allah kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemez ve istediğine verir, sanırım bu bağlamda Allah’ın bu bilgiyi verdiği kul olmak bile büyük bir lütuf. Bu sebepten ötürü hem projeme olan inancım hem de Allah’a olan inancım sizin gibi değerli insanları vesile kılarak ülkeme bu gün bunu açıklamama yardımcı oldu. Bunun için çok teşekkür ediyorum. İsmimi neden vermek istemediğimi sanrım bu durumda açıklamam gerekiyor. Bir çok petrol şirketini, hatta petrolün değerini bile düşürebilecek uzun vadeli bir çalışma ancak can güvenliği olmayan bir çalışma bu ve ne olursa olsun kimse tarafından korunamazsınız. Bizler sadece basit insanlarız, dünyanın insafına kalmış kum taneleriyiz. Bu nedenle endişelerim bulunduğu için ismimin açıklanmasını kesinlikle istemiyorum. Ancak devletimiz böyle bir sorumluluğu alabilir ve korkmadan bu başarıyı göğüsleyebilir. Tek başıma bunu yapmam mümkün değil . Son olarak okurlarımıza söylemek istediğiniz bir şey var mı ? Evet, her türk vatandaşının potansiyel bir mucit olduğunu hepimiz biliyoruz, eline imkan verilmesi halinde bir tenekeden bile bir çok şey icat edebilir. Ülkemiz içerisinde tüm kurum ve kuruluşların yatırımlarını doğru şekilde yapmak için guruplar kurduğunu, bazı devlet kurumları oluşturduğunu görüyorum. Ancak üzülerek söylemem gerekiyor ki ; herşey de olduğu gibi bunda da ciddi çıkar oluşumları söz konusu. Ülkemizde atılan her adımda bir yerlerde tanıdığınız ve bir yerlerde yüksek mevkide dostlarınız olması gerekiyor. Kimse bu işi doğru yapmak için ve tarafsız yapmak için orda olduğunu bilmiyor ya da projelere bu şekilde bakmıyor. Bu senin işin, bu işi ömür boyu sana vermediler, bu koltuğu bu görevi ömür boyu sen idare etmeyceksin. Olabildiğince menfaat ve çıkar sağla diye orada oturmuyorsun demiyor kimse, bunu söyleme cesareti bile yok kimsenin. Bir vergi dairesinde bulunan veznedarın görevi gelen faturayı alıp ödemeyi kabul etmek ise, aynı yerdeki Müdür’ün görevi bu işleri doğru idare etmektir. Lakin ülkemizde bu sistem de bir yanlışlık var. Ciddi bir disiplin eksikliği ve çıkar ilişkisi var. Bunun kat-i suretle düzelmesi gerekiyor. Bir personelin disiplinsiz hareketi ona verilen rahatlık ile alakalıdır. Ülkemiz içerisinde çok ciddi oyunlar oynanıyor, gelişmekte olduğumuzu gören ülkeler içeride ve dışarıda bizi bir şekilde yıpratmak istiyorlar. Ülkemiz hiç olmadığı kadar güçlü ve hiç olmadığı kadar istikrarlı bir şekilde ilerleme kaydediyor. Ancak idarenin her bir mekanizmasına işlemiş kişi, kurum ve kuruluşlar’ın teker teker tespit edilip temizlenmesi şart. Ülkemiz içerisinde gerçekten güzel çalışmalar mevcut ancak ne yazıkki bu çalışmalar gün ışığına çıkamıyor. İdare mekanizmasındaki bazı odaklar nedeni ile girişimcilerin ve gelişimin önü kesiliyor. Bunu birebir yaşıyan biri olarak konuşuyorum. Röportaj için teşekkür ediyorum ve buradan her Türk Vatandaşına bir şey söylemek istiyorum. Her ne pahasına olursa olsun, para, pul, mal, mülk ne olursa olsun açlıktan öleceğini bilsen dahi ülkenin içerisinde karışıklığa izin verme, ülkeni satma, ülkenin insanını rencide etme, insanı insana kırdırmak yalnızca şeytanın işidir. Bu oyuna gelmeyelim. Ülkemizin hiç olmadığı kadar bizlere ihtiyacı var, dış güçlere ve odaklara köle olmayın onları aranızdan uzaklaştırın. Genç ve tecrübesiz olmanızdan faydalanmalarına izin vermeyin. Nasıl görmek istiyorsanız o şekilde bir ülke bırakın. Unutmayın « Başka Türkiye Yok ».
Bu Hafta Mizahın Gündeminde Neler Var?
Mizah dergileri bu hafta Ak Parti milletvekili Zeyid Aslan'ın Adalet Komisyonu'ndaki uçan tekmesini, internetle ilgili yasaklamaları içeren ve görüşmeleri Meclis'te süren internet yasasını, 17 Aralık sonrası durulmayan ülke gündemini kapağa taşıdı. Onedio
Reklam
'Ayakkabı Kutusu' Marka Oluyor!
Püskevit, Panpiş, One minute’in ardından, yolsuzluk operasyonuyla gündeme gelen ayakkabı kutusu da marka oluyor. O Ses Türkiye jürisi Gökhan’ın ‘Abi çok iyi yaa’ sözü de tescil bekleyen markalar arasında. Siyasi arenada liderlerin söylediği sözler, sosyal medyada izlenme rekorları kıran videolar ya da ünlülerin kullanmasıyla dikkat çeken sözler, marka yaratmak isteyen girişimcilerin dikkatinden kaçmıyor. Püskevit, Panpiş, One minute, Oğlum bak git gibi popüler hale gelen söylemleri kullanarak Türk Patent Enstitüsü’ne (TPE) birçok başvuru yapıldı. Bu söylemlerin popülerliğinden yararlanmak isteyen girişimciler, gündemdeki gelişmelerle ilgili tescil başvurularına devam ediyor. Son günlerde yapılan marka başvurularında, yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun izlerini görmek mümkün. Ayrıca O Ses Türkiye yarışmasının jürisi Gökhan Özoğuz’un ‘Abi çok iyi yaa’ sözü de marka tescil etmek isteyenlere fikir verdi. Başvurular inceleniyor 17 Aralık’ta başlayan operasyon sırasında Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın evinde yapılan aramada ayakkabı kutuları içerisinde bulunan 4.5 milyon dolardan yola çıkarak, bir marka başvurusu yapıldı. ‘Ayakkabı kutusu’ markalı kumbara üretmek isteyen bir girişimci TPE’ye 30 Aralık 2013’te başvurusunu yaptı. TPE, başvuruyu uygunluk açısından inceleyip, kararını verecek. Vatan | Milliyet
Reklam
Papa'dan Temiz Harley-Davidson
Katolik aleminin ruhani lideri Papa Francis kendisine hediye edilen son model Harley-Davidson motosikleti açık artırmaya çıkarıyor 266- papa olarak seçilen I. Francis'e hediye edilen Harley-Davidson marka motosiklet 6 Şubat’ta açık artırmaya çıkacak. Harley-Davidson’ın geçtiğimiz Haziran ayında gerçekleşen 110. yıl dönümü sebebiyle törenle Papa’ya hediye edilen 'Harley- Davidson Dyna Super Glide' marka motosikletin 12 bin ila 15 bin Euro arasında bir fiyata alıcı bulması bekleniyor. 6 Şubat tarihinde Paris’de düzenlenecek olan “Dünyanın en büyük markaları” fuarında açık artırmaya sunulacak olan motosikletin müzayedesi İngiliz temelli Bonhams Müzayede Evi tarafından üstlenilecek. Bonhams görevlisi Ben Walker, 'Caritas Roma'nın parçası olan bu motosikletin satışının bize ait olması bizi inanılmaz onurlandırdı. Umarız ki yüksek bir miktar elde ederek hem Harley Davidson firmasını, hem de Papa Francis'i onurlandırabiliriz' diye konuştu. Üzerinde Papa’nın imzası bulunan motosikletin satışından elde edilecek gelir Caritas Roma’ya bağlı Don Luigi di Liegro Oteli'nin ve Roma'daki aşevinin restorasyonunda kullanılacak. Milliyet Sanat
Nazlı Ilıcak Ve Nagehan Alçı'nın ’Kucağa Oturma’ Kavgası
CNN Türk'te yayınlanan Dört Bir Taraf programında yine Nagehan Alçı ile Nazlı Ilıcak arasında tartışma yaşandı. Programa Altan Öymen'in yerine katılan Abdülkadir Selvi ile Nazlı Ilıcak arasında ''Operasyonel gazetecilik' tartışması çıktı.Ilıcak, Selvi'nin '15 ay önce soruşturma tamamlanmış neden bugün bekleniyor' şeklindeki tezi üzerine 'Operasyon 14 ay önce bitmedi, 52 gün önce teknik takip bitti. Gerçeğe aykırı konuşuyorsunuz' dedi. Selvi'nin 'Başsavcı Turan Çolakkadı'nın açıklamalarına ne diyorsunuz?' çıkışı üzerine Ilıcak 'Operasyonel davranıyorsunuz. Lütfen bunu yapmayın' dedi.Ilıcak'ın bu sözleri üzerine öfkeyle söze giren Nagehan Alçı, 'Siz kendi yaptıklarınız hakkında başkalarını suçluyorusunuz' dedi. Ilıcak'ın 'Sen neden karışıyorsun, Abdülkadir Bey'in avuklatı mısın' dedi. Alçı ise 'Karışırım, ben adaletin yanındayım' dedi.Moderatörlüğü üstlenen Kadri Gürsel tartışmaya son verdi. Ilıcak ise programın ilerleyen bölümlerinde Selvi için söylediği 'operasyonel gazetecilik' sözlerini düzeltti ve 'Tamam operasyon yapmıyorsun ama yapılan operasyona farkında olmadan hizmet ediyorsun' dedi.'VESAYETİN KUCAĞINA OTURDUN'Nagehan Alçı, 'Ben 28 Şubat döneminde dikdurdum, vesayete karşı çıktım' deyince Nagehan Alçı 'Siz o dönem askeri vesayete karşı çıktınız ama bugün başka bir vesayetin kucağına oturdunuz' dedi. Alçı'nın bu sözlerini duymayan Ilıcak, ilerleyen dakikalarda kendisine gelen uyarı üzerine bu sözlere tepki gösterdi ve Alçı için 'Kara propaganda yapıyorsun' dedi.Haber Artı
Organik Tarım ve Organik Gıda Fikrini Kim Buldu?
John Platt ‘in mnn.org’da yayınlanan yazısını Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Merve Tansel ‘in çevirisiyle sunuyoruz. Bugünlerde insanlar gıda alışverişi için çiftçi pazarı veya semt bakkalının organik ürün bölümünü tercih ediyorlar. Sonuç olarak, organik ticaret birliğine göre, 2012 de organik besin satışları; sağlıklı besin satışlarını yüzde 10.2, ve kaydedilen gıda satışını yüzde 4.3 arttırdı. Geçen yıl organik besin satışları 29 milyon dolarlık sağlıklı besinlerden oluşuyordu. Bu, çok yeni olan sektör için fena bir rakam değil: Amerika Tarım Bakanlığı, 2002 ye kadar ulusal standartları organik gıda için tasdik etmiyordu. O zaman, bu sağlıklı besin ve ekonomik büyümenin özü nereden geliyor? Birçok kişi organik tarım fikrinin tarımsal sanayiden önceki daha basit zamanlara dayandığına inanıyor, gerçek şu ki organikler hakkındaki fikirlerin çoğu için 20.yüzyıldaki birkaç kişiye borçluyuz. Bunlardan önemlisi 1940’da “Look to The Land” isimli kitabında “organik tarım” terimini ilk defa kullanan, daha çok Lord Northbourne adıyla bilinen, Walter Ernest Christopher James’dir. Lord Nortbourne’ un kitabı, bu yüzyıl boyunca yer alan yapay kimyasallardaki büyük artışın, gerçek verimlilikteki hızlı düşüşle neredeyse aynı olduğunu belirtir. Kimyasal tarımı, organik tarımın yerine koyma girişiminin sonuçları, çiftliğin temiz olmasından çok aslında zararlı olduğunu ve yaşayan organizmalar olarak toprak arama sistemine bir geri dönüşün gerektiğini vurgular. Lord Northnourne yalnız değildi.”Look to the Land” kitabini yayımladığı aynı yıl, İngiliz botanikçi sör Albert Howard “An Agriculture Testament” isimli klasik eserini yayımladı. Hindistandaki geleneksel çiftçileri belgeleyen, kendi çalışma yıllarını temel alan kitabı zamanında standartlaşan kimyasal yöntemlerin yerine torak verimliliği ve gübreleme gibi doğa odaklı ilkeleri ele alır. Bunu toprak verimliliğini arttırmak için bitki ve hayvan atığından organik toprak üretimi anlamına gelen “Indore Method” olarak adlandırdı. Howard’ın kitabi 1940 ciltli iki eser için bayağı etkili olmuştur. Onun kitabını temel alan Lady Eve Balfour, organik ve kimyasal tarımın etkisini karşılaştırmak için ilk bilimsel çalışmayı yürüttü. Sonuçlar, 1943 de basılan “ The Living Soil” isimli etkili başka bir kitapta yayımlandı. 3 yıl sonra organik tarımı savunan muhtemelen ilk grup olan, “Toprak Derneği” ni kurdu. Organik tarım kavramları gelecek birkaç yılda ilerledi , ancak ilk büyük desteğini Rachel Carson 1942 de böcek ilacının ( dikloradifenil-trikloreton) doğal çevreye etkisini mükemmel bir şekilde belgeleyen, çığır açan eseri “ Silent Spring” i yayımladığında verdi. Büyüyen çevresel ve karşıt kültür akımları tarafından benimsenen Carson’ın kitabı, yapay kimyasallardan uzak durup, organik besinlere desteği harekete geçirmek için bir çağrı olmuştur. Maalesef, o dönemin “toprağa dönüş” akımının en eski destekçileri Howard , Balfour ve Northbourne ‘un örneklerini göz ardı etti yada unuttu . George Keupper ‘ın “A Brief History and philosophy of Organic Agriculture “ eserine göre “ bir çok acemi, böcek ilaçsız yada yapay gübresiz kaliteli besin yetiştirmenin , geleneksel organik yöntemlerin yenileyici uygulamaları olmadan pek işe yaramayacağını anlayamadı. Bu da “ihmal edilmiş organik” ile sonuçlandı ve hiç hoş olmayan ürünler üretildi. Bu aksiliğe rağmen, organik üretim ilerlemeye devam etti. İlk bölgesel organik destekler ,alıcılar(müşteriler) için yeterince uyumluluk sağlamayan farklı esasları olmasına rağmen, yine de 1970 ve 1980lerde geliştirildi.Sonunda 1980lerin dominozit korkusu ilk olarak ulusal organikler eylemine- 1990 organik besinler üretim eylemi- ve bir de 2002 de yayımlanan ulusal standartlara öncülük etti. Uzun zaman aldı ancak organik besinler ve çiftlik artık vazgeçilmez oldu. Ve hem besin hem tüketiciyi koruyan bir yöntemle standartlaştırıldılar. Bu yüzden, Lord Northbourne, Sir Albert Howard, Lady Eve Balfour ve onların önemli ve dünyayı değiştiren adımlarını takip edenlere minnettarız. Yeşil Gazete için çeviren : Merve Tansel (Yeşil Gazete, mnn.org)
Reklam
'Kardeş Payı'ndan İlk Görüntüler
Murat Cemcir ve Ahmet Kural'ın yeni dizisi 'Kardeş Payı' için geri sayım başladı...Ekranların en komik ikilisi Ahmet Kural ve Murat Cemcir 'Kardeş Payı' ile çok yakında Star TV'de seyircisiyle buluşacak. SEVİLEN İKİLİ YİNE BAŞROLDE Yapımcılığını NTC Medya Mehmet Yiğit Alpin üstlendiği, hem senarist hem yönetmen koltuğunda Selçuk Aydemir'in bulunduğu dizinin başrollerini Ahmet Kural, Murat Cemcir, Seda Bakan, Rıza Akın, Ayşe Kökçü, Şinasi Yurtsever, Ali İhsan Varol, İpek Yaylacıoğlu, Berfu Öngören, Korhan Herduran, Nazlı Tosunoğlu, Sadık Gürbüz, Fulden Akyürek paylaşıyor. Dizide Ahmet Kural (Metin) ve Murat Cemcir(Ali) su tesisatçısı, Seda Bakan ise evin geçimini sağlayan akıllı küçük kardeş (Feyyza) karakterine can veriyor. MAHALLE DİZİSİ Mahalle duygusunun yoğun olarak hissedileceği dizide mucit kardeşler Metin ve Ali’nin dünyaya barış ve mutluluk getirecek bir icada imza atmalarıyla hayatları değişecek. KONUSU Senaryosunu Selçuk Aydemir’in kaleme aldığı dizinin konusu ise şöyle;Metin, Ali, Feyyza orta halli bir mahallede büyümüş aynı evde aileleri ile yaşamak zorunda olan üç kardeştir. Koyu Beşiktaşlı emekli mühendis Tahsin, efsane üçlüyü hayatının sonuna kadar yaşatmak için üç çocuk yapıp Metin, Ali ve Feyyaz isimlerini koymaya yeltenir. Üçüncü çocuk kız olunca adı Feyyza olur. Tahsin her yaz Metin ve Ali'yi 'Okumazsan kolunda bir altın bileziğin olsun' gizli tehdidiyle su tesisatçısında çırak olarak çalıştırır, iyi kötü de para kazanınca okumayıp hakikaten tesisatçılık yapmaya başlarlar. Yazları bir yere çırak vermediği tek çocuğu Feyyza ise okur ve şu an evin temel geçim kaynağıdır. Metin ve Ali eve zerre para getirmezler ama 'Dünya'ya barış ve mutluluk getirecek' diye iddia ettikleri bir icada imza atarlar. Kimsenin ciddiye almadığı icadın zamanla gerçekten çalıştığını göstermeleriyle, tüm dengeler değişir.Vatan
'İnternette Ne Konuştuğumuzu Bile Görecekler'
Ali Rıza Keleş: Türkiye, İran ve S. Arabistan gibi olacak. Sizin eskiden kimle konuştuğunuzu biliyordu, şimdi kimle ne konuştuğunuzu görebilecek Alternatif Bilişimciler Derneği Başkanı Ali Rıza Keleş , 'sansür' tartışmalarını da beraberinde getiren yeni internet düzenlemesiyle ilgili olarak, 'Hükümetin getireceği internet düzenlemesiyle, Türkiye’nin de interneti, Çin’deki gibi dünyaya kapanacak. Türkiye, İran ve S. Arabistan gibi olacak. Paketin içine baktığında da mahrem alanınıza girmiş oluyor. Sizin eskiden kimle konuştuğunuzu biliyordu, şimdi kimle ne konuştuğunuzu görebilecek' dedi. Hükümet yolsuzluk operasyonuyla başlayan süreçte gelişmeleri kontrol altına almak için çeşitli hamleler yaparken şimdi de gündemde yeni internet düzenlemesi var. Bir torba yasa teklifi içinde gelen ve Meclis'te alt komisyondan geçen bu düzenleme 5651 sayılı internet yasasında önemli değişiklikler öngörüyor. Bilenler bu düzenleme için ¨internetimizi karartacak¨, ¨her adımımız izlenecek¨ diyor ancak hem teknik, hem de çok boyutlu olması nedeniyle mesele sıradan vatandaşlar tarafından tam anlamıyla anlaşılamıyor. Taraf gazetesinden Tuğba Tekerek , Alternatif Bilişim Derneği'nin Başkanı Ali Rıza Keleş’le “sansür” tartışmalarını da beraberinde getiren internet düzenlemesini konuştu. Tuğba Tekerek’in Ali Rıza Keleş ile yaptığı söyleşi şöyle: Diyelim ki ben bir haber sitesindeki içerik yüzünden kişilik haklarımın ihlal edildiğini düşünüyorum. Yeni düzenlemeye göre mahkemeye başvurup 24 saat içinde bu içerik için erişim engelleme kararı aldırtabiliyorum. Bu mağdur açısından harika bir şey değil mi? Harika ama mağdurun gerçekten mağdur olduğunu biliyor muyuz? 24 saat içinde neye göre karar verecek hakim? Bilirkişiye sorması gerekiyorsa sorabilecek mi? Belki de o site boşu boşuna kapalı kalacak. Mesela, erişim engelleme nedenlerinden 'müstehcenlik' başlı başına problem. Kime göre, neye göre müstehcen? Hakaret dediğimiz şey de oldukça muğlak. Başbakan'a ¨faşist¨ demek hakaret mi mesela? İfade özgürlüğü konusunda sicilimiz düşünülürse, bu kadar kısa süre içinde karar vermek hiç de sağlıklı sonuçlar vermeyecek. Bir kişinin internette kendisiyle ilgili yazılmış yüzlerce yazıyı bir anda hakimin önüne koyması da mümkün. O zaman hakim dosyaları ayrı ayrı inceleyip nasıl karar verecek? Diyelim ki karar verdi. Peki 24 saatte üretilecek yeni içerikleri ne yapacak? Onlar için bir daha mı başvuru gerekecek? Çok dinamik bir ortamdan söz ediyorsunuz. Oturup birinin sürekli incelemesi, 'bu iyi bu kötü' demesi gerekecek. Saçmalık! Ayrıca erişimi engellemek mağduriyeti gerçekten gidermiyor da. Peki, ne gideriyor? Bunun için yapılması gereken içeriğin kaldırılması. Hatta içeriği üretip internete koyanı bulup cezalandırmak. Erişim engeli ise sadece göz kapamak. Dünyanın geri kalanı görebiliyorken sadece biz gözlerimizi kapatacağız. 2007'de birkaç Atatürk'e hakaret videosu nedeniyle tüm Youtube'a erişim engellenmişti. Yeni düzenlemede URL temelli engelleme geliyor. Tek tek sayfalar engellenecek. Bu iyi bir düzenleme değil mi? Evet ama erişim sağlayıcıların bunun için çok yetenekli altyapılar kurması gerekiyor. Bu da... Erişim sağlayıcı dediğiniz? Abone olup internet hizmeti aldığınız TTnet, Smileadsl ya da Turkcell, Vodafone gibi şirketler. İnternette trafik o kadar yoğun ki, bu erişim sağlayıcıların URL temelli engelleme için çok yetenekli altyapılara ihtiyacı var. Bir filtre sistemiyle saniyeler içinde bütün sayfalara giriş isteklerin süzüldüğünü ve bir tür 'buna izin var mı yok mu' denetimi yapıldığını düşünün. Bu yetmiyor. Bir de yeni düzenlemeye göre erişim sağlayıcının, kullanıcı alternatif bir yöntem deniyor mu denemiyor mu, onu tespit etmesi gerekiyor. Mesela Fırat Haber Ajansı internette engellenmiş, ben o engeli aşmak için DNS ayarlarımı değiştiriyorum... Bunun gibi yöntemler mi? Evet, erişim sağlayıcı bunu tesbit etmek için altyapının içine derin veri analizi yapan cihazlar yerleştirecek. Bu çok detaylı bir inceleme anlamına geliyor ve buda mahremiyetimizin ihlali... Nasıl bir şey bu veri analizi? İnternet erişimimiz paketler halindedir. Kargo paketi gibi düşünün 'gönderici' ve 'alıcı'yı yazıp gönderirsiniz. Erişim sağlayıcı ¨bu paket ¨Tuğba'dan Facebook'a¨ deyip, bir postacı gibi çalışır. Ama alternatif yol kullanıp kullanmadığınıza karar vermesi için o paketin içini açıp bakması lazım. Paketin içine baktığında da mahrem alanınıza girmiş oluyor. Sizin eskiden kimle konuştuğunuzu biliyordu, şimdi kimle ne konuştuğunuzu görebilecek. Mesela yaptığım chat'i de görecek mi? Görme potansiyeline sahip olacak. Aslında böyle bir potansiyel hep vardı. Şimdi çok sistemli ve kolayca bunu yapabilecek altyapıya sahip olacak. Güvenli protokoller yani verinin şifreli olarak iletildiği trafiklerimiz için durum biraz karmaşık. Mesela Gmail'deki mailleşmeler... Bugünkü teknolojiyle bu tür bir iletişimin izlenmesi pek kolay değil. Ama eğer biz bu izleme mekanizmasına razı gelirsek, yarın bizden şifrelerin anahtarını isteyebilirler ya da bazı teknik ayıplı yöntemler kullanabilirler. Devlet erişim sağlayıcıya 'bu kişinin kimle ne konuştuğunu öğren' diyor mu? Hayır ama kurulacak altyapı buna imkân sağlıyor. Sistem kurulduğunda elde kocaman bir gözetim gücü olacak. Bunun hiç kullanılmayacağını düşünmek saflık olur. O datanın hem ticari hem istihbari değeri çok yüksek. Olağanüstü bir durumda, ya da olağan bir durumda yasadışı yollarla -çünkü devlet yasadışı işler de yapıyor- o bilgiler kullanılabilir ve yurttaşlar çok büyük mağduriyet yaşayabilir. Fişleme hala büyük problem, kimlerin başına nelerin geliyor. Siz sıradan bir yurttaş olarak devlet karşısında çok güçsüzsünüz. Halihazırda erişim sağlayıcılar bizim kayıtlarımızı tutmuyor mu? Tutuyor ama şimdi tutulacak kayıtlar çok daha ayrıntılı ve saklama süresi 1-2 yıla uzatıldı. Bir de kanun koyucu 'kayıtları tut' diyor, ama 'yok et, yok etmezsen şu kadar ceza' demiyor. Yaklaşım ¨onu bir cepte tut, sonra bakarız¨ Diğer ülkelerde tutuluyor mu böyle kayıtlar? Geçenlerde Almanya'yla ilgili bir şey okumuştum. Sadece bizim mevcut sistem gibi ayrıntılı olmayan kayıt tutuluyor. O da IP'nin bir kısmı karartılarak... Sadece yasal bir süreçte ilgili kayda erişim sağlanıyor. Neyin sansürlendiğini bilmeyeceğiz Bu teklif geçerse nasıl bir internetimiz olacak bizim? Herkesin bir derdi var, müstehcenlik, ticari itibar, telif hakkı, dinsel hassasiyet, ulusal hassasiyet, özel hayat... Artık çok kolay olduğu için herkes erişim engelleme kararı aldırtacak. URL temelli engellemeyle kapatılacak sayfaların sayısı çok artacak. Bu kararlar alındıkça biz de dışarıya kapanacağız. Bir-bir buçuk yılın sonunda bize ait bir internetimiz olacak, dünyadan kopartılmış, bir filtrenin arkasındaki bir internet... Çin'de şu anda ¨Çinnet¨ var, 'Onlar internete bağlanmıyor' desek abartmış olmalıyız. Biz de yavaş yavaş onlara benzeyeceğiz. Bir süre sonra neyin sansürlendiğini bilmeyecek noktaya da gelebileceğiz. Nasıl yani? Şu anda engellenmiş bir siteye girmeye çalıştığınızda mahkeme kararı çıkıyor karşınıza. Siz engellenmiş de olsa bir gerçek var, biliyorsunuz ve ona ulaşmak için alternatif yollar deniyorsunuz. Kurulacak altyapıyla sansürlenen sayfaların sansürlendiği görmeyebiliriz bile. URL tabanlı engellemeyi hangi ülkeler yapıyor? Bunu en iyi yapan Çin. İran'da yapılıyor. Bir de Suudi Arabistan'da yapılıyor. Avrupa'da Amerika'da yok mu? Bildiğim kadarıyla yok. Sadece çocuk pornosu gibi çok istisnai durumlarda alan adı veren firmaya gidip çözmeye çalışıyorlar. Blogspot, youtube gibi büyük siteler zaten ırkçılık, çocuk pornosu gibi içerikleri hemen kaldırıyor. Diyelim ki bir seks videosu çıktı bir Avrupa ülkesinde, ne yapıyorlar? Görmezden geliyorlar. Yapılması gereken de bu. Ya da çok gündem olduysa veya suç varsa veri koruma kanunu olduğu için siber suçlarla ilgili uluslararası sözleşmeleri imzalamış oldukları için suçla mücadele edebilmeleri daha kolay. Ama biz ne kendi mevzuatımızı uluslararası hukuka uydurmuşuz, ne yıllardır bekleyen veri koruma kanunu geçirmişiz. Öyle olunca da yurtdışındaki firmadan bilgi istiyorsunuz ama yanıt alamıyorsunuz. Şimdi mevzuatınızı iyileştirmek yerine kuralları katılaştırıyoruz. Bir de Ulaştırma Bakanı ya da TİB Başkanı'nın özel hayatın gizliliğiyle ilgili bir durumda ¨emir verip¨ dört saatte erişim engelletme yetkisi var. Buna ne diyorsunuz? Hakikaten kral gibi. Birilerinin kendisini mahkeme yerine koyması hukuk devletinde kabul edilebilecek birşey değil. Bu yetki muhtemelen malum videoları engellemek için düşünüldü. Ama başka amaçlar için kullanılmayacağının garantisi yok, geniş bir yetki. Önü hiç açılmamalı. Biz bunları hiç konuşmamalıyız. Norveç’e boru döşeyebilirsin Engellenmiş sitelere DNS ayarını değiştirip girebiliyoruz. Yeni düzenlemeyle giremeyecek miyiz? Hayır . Peki engelleri aşmanın bir yolu olmayacak mı? Olacak tabii. Mesela İran VPN cenneti. Türkiye'de de insanlar yurtdışındaki şirketlerden 3-5 dolara VPN hizmeti alıp sitelere girecekler. VPN nedir? VPN hizmeti aldığınızda o hizmeti aldığınız ülkedeymişsiniz gibi bağlanıyorsunuz internete. Burayla hizmeti aldığınız ülke arasında bir boru döşediğinizi düşünün. Erişim sağlayıcınızı sadece bu borudan geçmek için kullanıyorsunuz. Borudan çıkınca, mesela Norveç'tesiniz. Erişim sağlayıcı benim VPN kullandığımı farketmeyecek mi? Farkedecek ama VPN yasal ve aslında başka amaçlarla kullanılan bir servis. İnternette herşey mümkün. Çıtayı yükseltme oyunu gibi bu... Devlet bir adım atıyor, insanlar da bir adım atıp onun üstüne çıkacak. Ben çok fazla insanın bu teknolojiyi kullanacağını düşünüyorum. VPN dışında yollar da var. Peki bu servisleri kullanmanın riskleri var mı? Var tabii. Bazıları güvenli, bazıları güvensiz. O servisleri kullanırken siz kötü niyetli, bilgilerinizi atabilecek servislere çok hassas bilgilerinizi vermiş oluyorsunuz. Devlet yurttaşlarını bunu yapmaya zorlamış oluyor. AİHM'in tersine AİHM'in internetle ilgili Türkiye'yi mahkum eden bir kararı vardı. Bu düzenleme, o karar doğrultusunda mı? Gerekçesinde AİHM kararına atıf yok. Burada herkesin beklentisi yasadan erişim engelinin çıkarılmasıydı. TİB'inre'sen erişim engelleme kararı vermesine neden olan katalog suçların sayısının azalmasıydı. Tam tersi oldu. AİHM kararının da tersine oldu; daha fazla katılaşacak sansür. Sizce internetle ilgili nasıl bir yasa yapmak lazım? Yasakları merkeze alan değil de pozitif bir düzenleme olmalı. Bir kere internet temel hak olarak düzenlemeli. BM raporlarında da bu artık böyle kabul ediliyor. Finlandiya gibi ülkelerde 4 MB'a kadar internet hizmeti ücretsiz. Bizim sayısal uçurum diye bir sorunumuz var. İnternet belli merkezlerde yoğun ama Mecidiyeköy'ün Kadıköy'ün dışına çıktığınızda kullanım hem nicel hem nitel olarak azalıyor. Bazıları web'i Twitter Facebook'tan ibaret sanıyor. Bu tür sorunları çözmeye ihtiyaç var. Bireyin özgürlüğünün merkeze alınacağı, yurttaşın güçlendirileceği, dünyayla daha barışık bir düzenleme şart. Yoksa gittikçe kendimizi dünyadan yalıtacağız. 'Erişim Engelleyiciler Birliği' Erişim Sağlayıcılar Birliği (ESB) diye bir kurum var tasarıda. Bu birlik ne yapacak? Bizim anladığımız tek görevi erişim engeli yapmak. Meslek odası gibi onların haklarını hukuklarını koruyacak bir birlik değil. Tüzükleri BTK onayına bağlı. Firmalar İstanbul'da olmasına rağmen, birliğin merkezi Ankara'da, herhalde TİB'e kolaylık olsun diye. Eskiden TİB bu firmalara tek tek erişim engelleme bildirimleri yapıyordu şimdi ¨Birliğe haber vermek tüm firmalara haber vermektir¨ deniliyor. Devlet kendine böylece engelleme için daha etkin bir sistem kurmuş oluyor.T24
Reklam
Adele Rekora Doymuyor!
Piyasaya çıkmasının üzerinden neredeyse üç yıl geçmesine rağmen, Adele’nin 21 isimli albümü satış rekorları kırmaya devam ediyor. Raflarda yerini almasıyla birlikte, iki sene üst üste tüm dünya genelinde en çok satılan albüm unvanını alan '21', 2012 yılında Michael Jackson'ın Thriller albümünü geride bırakarak tüm zamanların en çok satan beş albümü arasına girmişti. Başarıya doymayan albüm şimdi de, dijital ortamda 3 milyonun üzerinde satışa ulaşarak yeni bir rekora imza attı. Milliyet Sanat
Efsanevi Kadın Amazonlar Görücüye Çıktı
Samsun’da Amazon heykellerinin ve kullandığı araçların sergilendiği adayı, geçtiğimiz yıl 100 bin kişi ziyaret etti. Önceki yıl tamamlanarak hizmete açılan “Amazon Köyü Adası” yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisini çekiyor. Ziyaretçileri ada girişinde, amazon kadınlarının yaşamlarından kesitlerin yer aldığı çadırlar karşılıyor. Kapalı alanda da, çeşitli ışıklar altında dizayn edilmiş kraliçenin karargahı ve muhafızları yer alıyor. Ayrıca, kullandıkları silahlarla çanak ve çömlekler bu alanda sergileniyor. Amazon Köyü adasının Samsun’un tanınırlık oranın artırılmasına önemli katma değer sağladığını belirten Samsun Büyükşehir Belediyesi Sosyal ve Kültür İşleri Dairesi Başkanı Necmi,'Amazonlar efsanede olsa, amazonlar tarihte varda olsa Amazon Köyü artık Samsun’da var. Samsun için önemli bir turizm ögesi ve insanları Samsunumuzu tanımaya, Samsunumuzu görmeye davet ediyoruz.'dedi.TRT Haber
Reklam
Makedonya'da Neler Oluyor?
Son zamanlarda Makedonya'da ilginç şeyler olmaya başladı!Türkiye'den gelerek Makedonya'da üniversite eğitimi gören binlerce arkadaşımız Makedon Hükümeti ve Polisinin ilginç bir yaptırımı ile karşı karşıya.. Çeşitli gerekçe ve sebeplerle Türk kökenli ögrenciler ülkeden uzaklaştırılmaya çalışılıyor.Üniversite değisikliği veya bölüm değişikliği yapmasını gerekçe göstererek oturum izinlerini iptal edip ülkeyi terk etmelerini istiyor. Yeniden oturum izini alarak Makedonya'ya dönüp okullarına devam etmeleri gerektiğini bildiriyor.Makedonya Devletinden oturum izni almak Amerikan vizesi almak kadar zor bir iş, devlet kurumları çok hantal ve yavaş çalışıyor. Bir oturum izni müracaatının sonuçlanması en iyi ihtimalle 2-3 ay sürüyor. Makedon Hükümeti bu uygulamanın yasa gereği olduğunu iddia etse de pek inandırıcı gelmiyor..Uluslararası anlaşmalara göre öncelikle Üniversite ögrencinin kabulünü yapar sonra devlet ögrenim süresi zarfında oturum izni verir lakin Makedonya'da tam tersi oluyor üniversite kabul ediyor devlet oturum izni vermemek için elinden geleni yapıyor..Makedonya devlet üniversitesi olan Kiril i Metodi (UKİM) ögrencilerinin yaşadıkları sıkıntı çok daha başka UKİM'de Makedonca dili hazırlık bölümünde okuyanlar ise oturum izni alamıyorlar.. Makedonya'nın Türkiye'deki Büyükelçiliği oturum izni müracaatlarını kabul dahi etmiyor.. ''Gerekçe; Bu öğrenci belgesi geçersiz''!Ve hergün Üsküp Havalimanından geri çevrilerek Türkiye'ye gönderilenlerden bahsetmiyorum bile..Peki bütün bunlar neden oluyor?Başlıca sebepleri;-Sn.Cumhurbaşkanı’mızın tüm Balkanları ziyaret edip, Makedonya’ya gitmemesine bağlayanlar var.-Kosova’da yaptığı konuşmada “Boşnak Müslümanların hesabı sorulacak” açıklaması yapmasına bağlayanlar var.-Sn.Başbakanımızın Kosova'da yaptıgı bir konuşmada ''Kosova Türkiye'dir, Türkiye Kosova'dır'' söylemine bağlayanlar var.-Makedonya - Kosova krizinde Genelkurmay Başkanımız Org. Necdet Özel'in Kosova'yı ziyaretine bağlayanlar var.-Türk öğrencilerin Makedonya’ya okumaya değil, başka amaçlar doğrultusunda gittikleri yönünde bir zihniyet hakim oldu aniden!-Suriyeli kaçakların Makedonya’ya girmesiyle oluşan bir gerilim söz konusu.-Özellikle Güneydoğu kökenli bir çok vatandaşımızın akın etmesiyle oluşan bir tedirginlikte söz konusu..-Makedonya'daki çeşitli özel üniversitelerin Türkçe eğitime geçmesi tedirginlik oluşturmuş durumda..-Her geçen sene katlanarak artan Türk ögrenci sayısıda tedirginliğin başlıca sebeplerinden..''Makedonya Hükümeti bakanlarından birinin ''Yetmedimi 542 yıllık TÜRK esareti'' söyleminide hatırlatmak isterim''Son söz olarak eklemek isterimBizim olan topraklardan bizi atmaya hiç kimsenin gücü de haddi de yetmez!''Bu sorun ne zaman ve ne şekilde çözülür bilmem ama ortada bir gerçek var ki binlerce öğrenci bu durumdan ciddi anlamda madur''
Hayal, Merak, Düşünceler
Hayal, Merak, Düşünceler ‘Hayat zorsa, ona inan ben daha zorum.’‘İnsan istemediği sürece asla yeteneği yoktur.’Yıllar önce izlediğim bir dizide bir şarkı söyleniyordu. O şarkı nedense beni duygusal olarak etkilerdi. ‘Oysa bir umutlu insanı yaşatan’ sözleriyle başlıyordu. Umut denince aklıma nedense hep o şarkı geliyor.   Umut aslında hep vardır. Hep içindeydi yaşantıların, hiç yok olmadı.  Yaşantımızda hayal, merak ve düşünceler vardır. Yaşam var oldukça bu üçü her zaman bizimle olacaktır. Hayal, merak ve düşünceler insana yön veren etmenlerden bazılarıdır. Yeter ki kullanmasını bilelim.  Hiçbir zaman bunlardan uzak durmayalım. Hayata olumlu yönden bakıp, düşüncelerimizi olumlu yapalım. Ama bazen ne istediğimizi bilemiyoruz. Günler hep aynı, monoton bir yaşam sürdürüyoruz. Durum böyle olunca sıkıntılar ortaya çıkıyor. Bu durumda insanı yaşatan nedense hep mutluluklardır.Umut aslında insanı ayakta tutan yaşama sevinci veren bir kıvılcımdır. Umut ışığını yitiren yaşamda bir tat almaz. Kap karanlık bir odada küçücük bir ışık ortama nasıl bir enerji getiriyorsa umutta insan için bir çıkıştır.  Işığın yandığı yerde umut yeşerir. Aslında bütün mesele olmak yada olmamaktır.Bilim ve teknolojinin gelişmesinin birinci aşaması hayallerdir. Hayal eden insan üretkendir. Hayaller insanda umudu tetikler.Tüm tasarımlar hayalle başlar.  İnsanlar düşüncelerini hayallere aktarır. Bazen bir rüyada bazen bir düşte...  Düşünce zihinde gerçeklesen anlık iletimlerdir.  Düşünceler genelde bir soruna çözüm olur. Eğer düşüncelerimizi bir kâğıda veya projeye aktaramazsak yok olup giderler.  İnsanlar bir ürünü tasarlarken ilk önce hayal eder. Devamında düşünceyi kâğıda aktarıp çizim yapar daha sonra tasarlar.Merak öğrenmenin bir adımıdır. İnsanlar bir konuyu merak eder ve daha sonra öğrenir. Sorunlara çözüm ya ihtiyaçtan ya da meraktan ortaya çıkar. Meraklarımız bize yol gösterir. Öğrenilmek istenilen ne varsa eğer iyiyse hayatı olumlu yönünde etkiler. Kişinin kendine geliştirmesine yardımcı olur. Düşünce genelde aklımıza gelen fikirlerdir.  Fikirlerimize sahip çıkıp yaşantımıza uygularsak geleceğe bırakacağımız bir eserimiz olur.Mademki bu dünyaya geldik bari arkanızda bıraktığız bir eserimiz olsun. Hayal merak ve düşünceler insan var olduğu sürece he zihinlerde yerini alacaktır. Hatta olara sahip çıkıp yaşantımızı uygularsak neden istediklerimiz gerçekleşmesin? Hayal dünyamızı kapılarını sonuna kadar açıp istediğimiz gibi düşünüp hayal kurabilirsiniz? Hayal kurmak için istediğiniz kadar malzemeden çalabilirsiniz!Meraklar öğrenme yeteneğimizi geliştirip düşüncelerimiz hayatta bir adım önde olmanıza vesile olur. Şimdi sizlere hayal meral ve düşüncelerinizle baş başa bırakıyorum hadi ne düşünüyorsunuz! Hayal et, tasarla, uygula. Hayallerinizin peşinden koşun!Yahya KARAKURT / Teknoloji ve Tasarım Öğretmeni
Nedir Bu Hedefsizlik?
Nedir Bu Hedefsizlik?  Hedef deyince genelde soyut bir kavram akla gelir. Uzun vadede soyut gözükse de zamanla somut hale gelmektedir. Hedef vizyonu olan ve belli bir misyona sahip insanların gündeminde hiç eksik olmaz.Hedef; belli bir amaca varmak için planlanan nihai sonuca ulaşma çabalarıdır. Hedef denince genelde Montaigne’in sözü aklıma gelir.’’Hedefi olmayan gemiye hiç bir rüzgâr yardımcı olamaz.’’Burada aslında insanın bir hedefi olması gerektiği vurgulanmaktadır. Hedefi olmayan insanların rastgele bir yaşam tarzları olur. Bir benzetme yapacak olursak, sonbaharda rüzgârın yaprakları sürüklediği gibi, hedefsiz insanların da nereye gideceği belli değildir.  Rüzgar onları güzel bir yere götürürse şanslıdır. Yanlış bir yere götürme ihtimalide unutulmamalıdır.       Gözlem bazen bilgiye ulaşmamıza yardımcı olur. İyi bir gözlem yapan insan sorunların kaynağını bulur. Sorunlar aslında bazen çözümü içinde barındırır. Yeter ki isteyelim.                    Başarı kendiliğinden gelmez. Hiçbir başarı tesadüf değildir. Başarmak için planlı olmak gerekir.                      Yaptığım gözlemlerde hedefsiz birçok insan görmekteyim. Zamanın değerli olduğunu unutup boş yere vakitlerini geçirmektedirler. Mantıklı düşünen bir insan sorumluluklarının farkında olur.  Sorumluluk sahibi insanlar kendini geliştirmek için çaba sarf ederler. Ne yazık ki toplumumuzda amaçsız insan sayısı çoktur. Aynı şekilde olumlu gözükse de gelecekle ilgili hiçbir hedefi olmayan öğrencilerde var. Bu öğrenciler ne bir kitap okur, ne de bir sorumluluğunu yerine getirir.                       Planlı İnsan Neler Yapar?1.      Geleceğe dair hayaller kurar.2.      Kendini geliştirmek için kitap okur, araştırma yapar.3.      Vizyonu ve misyonu olur.4.      Bir plan dâhilinde çalışır.5.      Gerektiği yerde nasıl davranacağını bilir.6.      Esnek olur ama çalışmasını zamanında yapar.7.      Yazma yeteneğini geliştirmek için günlük tutar yâda öyküler yazar.8.      Zaman planlaması yapar.9.      Ailesi ve çevresindeki insanlarla kaliteli zaman geçirir.1    Boş vakitlerini iyi değerlendirir.        Yapılması gerekeni ertelemez.     Bilgisayarda ve televizyonda geçireceği zamanı dengeli ayarlar.           Hedefin birinci ayağı hayal kurmaktır. Kurulan bir hayalin gerçekleşme ihtimali olmasa bile insanı hayata bağlar. Sorumluluk bilinci ve  amacı gerçekleştirme duygularının oluşmasına vesile olur. Hayaldan  hedefe süresince çalışmalar zaman alır. Ama neticede istediğini elde eden insan mutlu olur.               Mutlu olmak, geleceğe güvenle bakmak için hayal ve hedeflerimizin eksilmemesi dileğiyle…Sevgilerimle...Sevgilerimle…Yahya KARAKURT- Eğitmen
Reklam