onedio
Kaskına Numarasını Yazdı, Çıplak Fotoğraflar Yağdı
Soçi’de devam eden Kış Olimpiyat Oyunları’nın ilk yarış gününde yaşanan ilginç bir olay gün yüzüne çıktı. İngiliz Daily Mail gazetesinin haberine göre erkekler slopestyle yarışında mücadele eden 22 yaşındaki Rus sporcu Alexey Sobolev, eğlenmek için telefon numarasını yarıştığı güvenlik kaskının üstüne yazdı. Değişik bir eğlence anlayışı olan sporcu, bu sayede yüzlerce kadından mesaj aldı.Hürriyet
Irkçılık Söylemleri Balotelli'yi Hüngür Hüngür Ağlattı
Milan'ın haylaz çocuğu Mario Balotelli, Napoli maçında gözyaşlarına hakim olamadı. Mario Balotelli, oyundan çıkmasının ardından yedek kulübesinde ağlamaya başladı. Ekranlara yansıyan bu görüntünün takımının Napoli'ye 3-1 mağlup olmasından kaynaklı olduğunu düşünenler yanıldı. Yıldız futbolcunun tribünlerdeki ırkçı tezahüratlardan ve ıslıklardan dolayı ağladığı bildirildi Ancak İtalyan basınının bir kısmı ise golcü futbolcunun neden ağladığının net olarak ortaya çıkmadığını ve gizemini sürdürdüğünü söyledi. Bazı gazeteler, ırkçı söylemleri hedef gösterirken, bazıları ise Seedorf'un oyundan aldığı oyuncunun kızına duyduğu özlemi ve DNA sonuçlarından sonra Balotelli'nin duygusal bir yapıya büründüğünü ifade etti. Onedio
"Cahil Cahil Espri Yapmayın"
İlber Ortaylı: Kızmıyorum ama bazı espriler hakikaten öbürlerinin sınıfında değil. Kötü olanlar var, cıvıtmasınlar, ayıptırT24Tarih profesörü İlber Ortaylı , internette hakkında hazırlanan ve ‘cahillerle’ dalga geçen ‘capslerle’ ilgili olarak “Espri güzeldir ama cahil cahil yapmasınlar. Her şeyi yaparsın da malzemeni bilirsin. Kerpiçle gökdelen yapılır mı?” dedi.Tarih profesörü İlber Ortaylı, internette hakkında hazırlanan ve ‘cahillerle’ dalga geçen ‘capslerle’ ilgili Milliyet’ten Güliz Arslan ’a konuştu:Nasıl buluyorsunuz hocam bu resimleri?Ay çok komikler var, çok gülüyorum. Ama bu bir moda, gelir, geçer. İnşallah delip de geçmez.Nasıl haberdar oldunuz bunlardan? Siz internet kullanmıyorsunuz...Kızım Tuna söyledi.Hangilerini beğeniyorsunuz?Hani bir tane var ya “Sen tarihi bırak evladım” yazıyor altında, onu yapıyorum ben ara sıra.Nasıl?Sen şimdi gülüyorsun ama bunun gibi kötü bir lafı bir gazeteciye dedim bir kere; “Kızım sen bu işi yapamazsın, bırak” dedim.Bana demeyeceksiniz inşallah...Yok, demem. Bir tane de “IQ’su düşük olan sedyemi taşımasın” var.O da yanlış bir laf değil. Çünkü düşürüyorlar adamı. Ben orada da düşüyordum az kalsın (Ortaylı, geçen hafta Hollande’ın konferansında fenalaştı, sedyeyle taşındı).Kızıyor musunuz bazı caps’lere?Kızmıyorum ama bazı espriler hakikaten öbürlerinin sınıfında değil. Kötü olanlar var, cıvıtmasınlar, ayıptır. İdil Biret’li var bir tane (“N’olur yardım edin, cahillerin arasında kaldım”). Onu yapanda pek zeka yok galiba işte. İdil Biret cahil olur mu hiç? Türkiye Komünist Partisi eski üyelerinden bir arkadaşım söylemişti; İdil Biret’in, Paris sınıfsal topografyası, işçi mahalleleri üzerine bilgisi şaşılacak düzeydeymiş. En üst sınıflarda gezen bir meşhur virtüöz bu kadar şeyi nereden biliyor? Merak edip kitap okuyor. Ama o espriyi yapan onu tanımıyor belli ki.O olmaz işte. Bu iş bir sanat, o yüzden çok ciddi yapacaksın. Yapamazsan zırvalamak olur.'Tontiş ne ayıp laf, bebek sever gibi'Caps’leri hazırlayanlara söylemek istediğiniz bir şey var mı?Var. Hazırlarken meseleyi iyi tetkik etsinler.Cahil cahil yazmasınlar yani...Hah, evet; cahil cahil yazmasınlar. Espri güzeldir ama cahil cahil yapmasınlar. Her şeyi yaparsın da malzemeni bilirsin. Kerpiçle gökdelen yapılır mı?Yapılmaz.Yapılır aslında. Vardır tuğladan, kerpiçten gökdelenler insanlık tarihinde. İran’da Bam’da falan olan tipte... Ama onlar başka. Herkes espriye ve hücuma gelir ama malzemeyi doğru kullanmak zorundasın.Neden sizinle ilgili bütün caps’ler cahillik üzerine?Bilmem. “Ben çok biliyorum” gibi burnu havada bir izlenim mi veriyorum acaba?Ama hiçbirinden negatif bir anlam çıkmıyor, hepsinde sizi çok sempatik gösteriyorlar...Sempatik bulanı vardır, bulmayanı vardır.Tontiş diyorlar size...Ay ne ayıp laf. Bebek sever gibi... Bu çocukların böyle huyları var; hiç teklif falan yok, küt diye yapıştırıyorlar.Bu kadar çok sevgi ve ilgi görmek mutlu ediyor mu sizi?Mutlu olunacak şey değil o. Büyük mesuliyet. Allah utandırmasın denir böyle durumlarda. İnşallah bir aptallık yapmam, mahcup olmam.Size gelip soru sormaya çekinenler oluyor mu?Oluyorsa da yanlış yapıyor. Kimseye “Hadi git” diyecek halim yok. Vaktim yoksa “Sonra gel” derim. Fetva müessesesi nedir? Yani Yahudilikte ve Müslümanlıkta ruhani sınıf yok ki... Bilen bilmeyene anlatır. Benim işim de cevap vermek.
"Başbakanımız Kasımpaşa'nın Aslanıydı, Ben de Gülü..."
Muazzez Ersoy: Başbakanımız beyefendi, mahallenin en yakışıklı gençlerinden biriydi T24 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan gibi Kasımpaşalı olan şarkıcı Muazzez Ersoy , “Başbakanımız beyefendi, mahallenin en yakışıklı gençlerinden biriydi. Bizim evin karşı köşesinde arkadaşlarıyla toplanıp sohbet ederlerdi. Erdoğan Kasımpaşa’nın aslanıdır, ben de gülü” dedi. Şarkıcı Muazzez Ersoy Hürriyet gazetesinden İzzet Çapa ’ya konuştu. İzzet Çapa’nın Muazzez Ersoy ile yaptığı söyleşi şöyle: Gelin Hatice Hanım’dan başlayalım... Tanır mısınız kendilerini? (Gülüyor) Tanımaz mıyım? Tanırım, hem de kendim kadar iyi... Gerçek adım Hatice Yıldız... Peki Hatice Yıldız’dan Muazzez Ersoy yaratmak hangi cin fikirlinin eseri... Assolistliğe başladığım günlerde Pembe Köşk Gazinosu’nun sahibi rahmetli Cahit Bey, “Kızım sesinin rengi, okuma tavrın bana Muazzez Abacı’yı çağrıştırıyor; bence bundan sonra sahne adın Muazzez Ersoy olsun” dedi. Yıldızlar karması gibi... Hiç aklınıza gelmedi mi bu ismin Muazzez Abacı ile Bülent Ersoy’un karışımı olduğu... Biraz öyle olmuş ama ben daha sonraları fark ettim. Çok gençtim o zamanlar... Adınızı divalardan alacak kadar şanslıymışsınız. Çocukluk yıllarınızda da bu kadar ballı mıydınız? Ne balı ayol! Kasımpaşa’da babaanneden kalma iki katlı ahşap bir evde dünyaya geldim. Üst katta iki oda bir sofa, aşağıda ise yemek odası ile mutfak vardı. Banyo ve tuvalet de evin dışında taşlık dediğimiz bir yerdeydi. Asla kimseye muhtaç değildik ama varlıklı bir aile olduğumuz da söylenemezdi. Valide hanım ve peder bey neyle iştigal ediyorlardı? Babam şofördü, dolmuşçuluk yapıyordu. Annem ise Tekel sigara fabrikasında çalışıyordu. Bütün gün orada sigara kutuları keser, akşam da eve gelip yemek, çamaşır, ütü derken pert olup yatardı. Bir de ben varım tabii uğraştığı... Hatice Yıldız’ın içindeki “yıldız” nasıl ortaya çıktı? O zamanlar Kasımpaşa, müzisyenler semtiydi... Ben de onların içinde büyüdüm. Okulda arkadaşlarımızla kurduğumuz koronun solistiydim. Mahallelinin “Sesin çok güzel” sözleri daha o yıllarda beynime işlemişti. Haydi artık çıkın şu sahneye, mahalleli de ben de derin bir nefes alalım... Keşke o kadar kolay olsaydı ama olmadı... Önceleri ufak ufak mahalledeki düğünler, sünnetler, nişanlarda söylemeye başladım. Bu arada bir mağazada da tezgahtarlık yapıyorum... Ama işin doğrusu, aklım fikrim şarkıcılıkta. Derken Gaziosmanpaşa’daki minik bir tavernadan teklif geldi. Peki peder beyin tepkisi neydi sahneyle bu kadar “içli dışlı” olmanıza? Duysa öldürürdü! Bu yüzden korkudan uzun süre ondan saklamak zorunda kaldık. Ya valide sultan? Annem sahneye çıkmamı çok istiyordu. Doğum günümde onun hediye ettiği bilezikleri satıp, sahne elbisesi diktirdim kendime. Ayakkabı almak için para yetmeyince, babamın cebinden tırtıkladım. Çarli’nin Melekleri işbaşında... Yok o kadar değil. Küçük oyunlar çevirdiğimizi kabul ediyorum. Ama dayanamadık, her şeyi göze alıp sonunda babama anlattık durumu. İzin çıktı da rahat bir “oh” dedik... Her şey halloldu da tek bir pürüz kaldı; şöhret olmak! Tavernada çalışırken diğer şarkıcılar anneme “Senin kızda gelecek var, abla onu bir menajere götürsene” demişler. Ben menajer nedir bilmiyorum o zamanlar ama Allah’tan rahmetli annem çok iyi anlardı bu işlerden. Neyse, elimden tutup bir organizatöre götürdü beni... O da Pembe Köşk Gazinosu’nun sahibi Cahit Çeki... Ve Sindrella, Pembe Köşk’ün kapısından içeri girer... Senin Sindrella biraz korkak çıktı, elim ayağım titriyordu heyecandan... Cahit Bey, arkadaşları ile oturmuş çay içiyordu. “Haydi bakalım bir dinleyelim seni” dedi. Önce bir şarkı okudum, sonra bir daha, bir daha... Baktım bir tebessüm yayılmış yüzüne... Bana dönüp “Kızım sen bu gazinoda assolist olacaksın” dedi... “Burası odan, bunlar da ekibin” diye gazinoyu gezdirmeye başladı... Donup kalmıştım. Bir günde assolist olunca insan donup kalır tabii... Bir günde olur mu yahu! Üç ay boyunca her gün sazlarla prova yaptım. Hazırlık dönemi bittiğinde podyumda nasıl yürüyeceğimi, sahnede nasıl mikrofon tutacağımı öğretmek için hoca tuttular. Parıltılı dünyaya Sindrella’nın prensini konuşmak için biraz ara verelim. Ah sevgili İzzet, benim hiç prensim olmadı ki... Ben ilk evliliğinize atıfta bulunmuştum... Kendisine “oğlumun babası” demeyi tercih ediyorum. Teyzemin kızı nişanı atınca bohçayı almak annemle bana düşmüştü. Yok artık kuzeninizin eski nişanlısıyla mı evlendiniz? Olur mu öyle saçma şey! İlk eşim, teyzemin kızının nişanlısının ağabeyiydi. Muazzez Hanım, siz çok bilinmeyenli denklemle evlenmişsiniz, haberiniz yok... O kadar karışık değil bitanem. Nişan bohçasını almaya gittiğimizde tanıştık. 15-16 yaşında ya vardım ya yoktum... İnsan 16 yaşında aşık olabilir ama evlenip “küçük gelin” olmak fazla radikal değil mi? Yaşım tutmadığı için annemle babamın muvafakatı ile evlendim. Ama gerçekten sevmiştim onu. Sevdim seni bir kere, başkasını sevemem” diyemediniz ama... Maalesef diyemedim ve ayrıldık. Demek ki o sorumluluğu üstlenmek için sevgi yetmiyormuş. Bugün o yaşta evlenmenin kader olduğunu anlıyorum. Ayrıldığımızda oğlum dokuz aylıktı, hiçbir şeyin farkına bile varmadı. Boşanmayla birlikte tekrar zor günler başladı herhalde... Haliyle... Bebeğimi anneme bırakıp tekrar tezgahtarlığa döndüm. Baktım o işin sonu da yok; etraftaki herkes de “sesin güzel” diyor, şarkıcılıkta şansımı bir kere daha denemek istedim. Rabbim de yardım etti, demek ki doğru bir adım atmışım. Neden Türk sanat musikisi? Rahmetli annem Şehzadebaşı Direklerarası Korosu’nda yıllarca ders almış. Türk müziğini onun sayesinde sevdim. Bütün bildiklerini bana aktarırdı. Bir de Bülent Ersoy ile Muazzez Abacı’dır beni sanat müziğine bağlayan... Zeki Müren’i unutmayalım... Vefatından hemen önce yanındaydınız... TRT’deki son programına gelmesi için Zeki Bey’i kendi cipimle Bodrum’dan aldırıp İzmir’e göndermiştim. Biz de İstanbul’dan uçakla gitmiştik. Stüdyoda karşılaştık; şık bir kalem hediye ettim ona. Bir merhaba diyebildim, zaten her şey beş dakika içinde olup bitti... Allah rahmet eylesin diyelim... Son zamanlarda pek ortalıkta görünmüyordunuz... Küçük bir dinlenme arası vermiştim. Bazen bir denyoluk da gelmiyor değil. Çekip gitsem, bıraksam sahneyi diyorum ama hiçbir zaman bunu yapamayacağımı da biliyorum. Zeki Bey gibi sahnelerde öleceğim ben de... Bir görünüp bir kayboluyorsunuz. Karabatak gibisiniz. Aslında kaybolmadım, insanlar öyle sanmış olabilir. Çünkü dört sezondur TRT Müzik’te program yapıyorum, değişik müzikallerde sahne aldım ama fazla röportaj yapıp ortalarda olmadığım için böyle bir algı oluştu... Biz de nostalji şarkılar bitti diye dükkanı kapattınız sandık. O şarkılar asla bitmez... Evet, zaten “şarkılarla geldiniz”... Biraz da yeni albümden bahsedelim. Son albüm “Şarkılarla Gel”e dört beste ekledik. Muzaffer Özpınar ile hazırladık. Onun gibi insanların artık nesli tükeniyor. Muzaffer Hoca, okyanuslarda bambaşka bir balık. Sağ olsun günlerce hasta hasta çalıştı stüdyoda... Pembe Köşk’ün prensesi, “Nostalji Kraliçesi”ne nasıl dönüştü? Tamamen annemin arzusuydu. Nostalji albümleri yaparken katiyen çok satmak düşüncesinde değildik... Annemin gençliğinde aldığı 45’lik plakları taşıdığı küçük bir çantası vardı. Yalnız kaldığında o plakları dinleyip eski günlere dönerdi... Taş plaklardan kasete, kasetten dijitale... Anneniz size bir bakıma “Teknolojiye uy kızım” mesajı vermiş. Aynen öyle. Biliyorsun plaklar zamanla çiziliyor, kırılıyor... Bir gün “Kızım şu çantamdaki plaklardan bir kaset yapsan da rahatça dinlesem” dedi. Amacı aslında sadece buydu. Ama nostalji serisi resmen bir devrim yaptı Türkiye’de. Siz de beklemiyordunuz galiba bu kadar ilgiyi... Yalnız ben mi? Benim gibi pek çok insan şoke oldu. Tek üzüntüm rahmetli annemin o şarkıları dinleyemeden vefat etmesi. Nostalji albümleri bu kadar çok sattı, Muazzez Ersoy da hanları hamamları kaptı mı? Yemin ederim hanlarım hamamlarım yok ama gönlü de benim kadar zengini yok. Annenizin albümlerin başarısını görmemesi oldukça üzmüş sizi... Bak sana bir şey söyleyeyim mi, annem de, babam da vefat ettiğinde sahnedeydim. Annemin ölümünde Kemer’de iki konserim vardı. Bari son bir kez yüzünü göreyim dedim, açtılar kefeni, anamın yarım yüzünü görünce hüngür hüngür ağlamaya başlamışım... Sahneye çıktınız mı o gece? Çıktım tabii... Bırak hanları hamamları, diğer tarafa giderken bir peçete bile götüremiyorsun yanında. Şeker paketi gibi beyaz bezin iki ucunu kıvırıp insanı sokuyorlar içine. Han hamamın olsa ne fark eder... Hepsi burada kalıyor, yapabildiğin iyilikleri yanında götürüyorsun sadece. Şifreyi çözmüş biri olarak hiç mi sanatçı kaprisi yok Muazzez Ersoy’un? Olmaz olur mu tabii ki var (gülüyor). Kulisimde su, çay, meyve suyu mutlaka olsun, lütfen içki getirmeyin... Tamam getirmeyiz de hiç mi içki kullanmadınız? Hayatta sürmem ağzıma. Gençliğimde bir-iki kere likör içtim o kadar. Alkolün olduğu yerde ben yokum. Şarkıda “Kasımpaşalıyım, eli maşalıyım” der ama siz hiç öyle durmuyorsunuz, bu nasıl Kasımpaşalılık? (Gülüyor) Annem ve babam son derece modern ama inançlı insanlardı. Düşün, ben 4-5 yaşındayken gece yorgunluktan uyukluyan annemi dürter “Yatmadan önce haydi duamızı okuyalım” derdim. Anacığım da o kadar yorgun olmasına rağmen uyumadan önce bana duamı okuturdu... Annemin tüm öğrettikleri sayesinde, saygının ne kadar önemli bir değer olduğunu fark edip ona göre yaşadım hep. Oğlunuzdan konuşmayı pek sevmiyorsunuz galiba ama biraz da ondan bahsetsek... Kasımpaşa’daki evimizde annem, ben ve oğlum birlikte akşam yemeği yerdik. Rahmetli, dantelden takkeler örmüştü. Yemekten sonra o başlıkları takar, mahallemizdeki Kuran öğretmenine giderlerdi. Oğlum Ender çok iyi Kuran okur. Mesleği nedir, imam mı? Yok, bilgisayar uzmanı... Web master mı ne diyorlar... O konuda uçmuş... Sert bir anne midir Muazzez Ersoy? Çok küçük yaşta evlendiğim için oğlumla beraber büyüdük sayılır. Anneme “anne” derdi, bana da “dızdız”... Onunla ana oğul gibi değil, daha çok abla kardeş gibi yetiştiğimiz için yeri geliyor dertleşiyoruz, yeri geliyor kavga ediyoruz. Evli mi şimdi Ender? Evlenmişti ama boşandı. Onun hayatına hiç müdahale etmem, karışmam. Daldan dala atlıyorum ama bu kebapçılık işi nereden çıktı? Aslında hiç aklımda yoktu. Uzun süre birlikte çalıştığım şoförümün Adana’da kebapçılık yapan Şenol adlı bir yeğeni varmış. Turneye çıktığımızda hep Şenol Bey’in (Kolcuoğlu) dükkanında karnımızı doyururduk. Muhteşem kebaplar yapardı... Gide gele ahbap olduk... Sonra da ortak oldunuz herhalde... İstanbul’da bir şube açmak istiyordu. Ortağı bunu yarı yolda bırakınca şoförümle dertleşmişler, “Dükkanı Muazzez abla, sen, ben birlikte açalım” demiş Şenol. Beni ikna edene kadar göbekleri çatladı resmen, çünkü kebapçılık hiç aklımda olmayan bir şeydi... “Kebaptan da, nostalji kadar iyi anlarım” mı diyorsunuz? Yok estağfurullah... Ama Rabbim’in de yardımıyla dükkan açıldığı günden beri herkes kuyrukta bekliyor... Laf aramızda ben de kebaba bayılırım... Aslında söyledikleri gibi kilo yapmaz. Izgara gibi piştiği için yağı akıp gider. Birlemiş Milletler Yüksek Komiserliği’nde “iyi niyet elçisi” olarak çalışıyorsunuz... Tam olarak ne iş yapar iyi niyet elçisi? Benim en önemli görevim, mülteci durumundaki insanların, sığındıkları ülkenin vatandaşları kadar hakları olduğunu kamuoyuna duyurmak... Angelina Jolie gibi geziyor musunuz siz de ülke ülke? Onun kadar gezmiyorum çünkü bu sayı Birleşmiş Milletler’in düzenlediği organizasyonlara bağlı. Suriye’deki olaylar başlamadan önce Şam’a gittim, oradaki mülteci kamplarını, yardım depolarını gezdim; bazı mülakatlara katıldım. Görseniz o çocuklar ne kadar perişan haldeler. Anne bir tarafta, baba bir tarafta... Yürek burkan, paramparça hayatlar... Angelina ve sizden başka dünyada kaç kişi bu işi yapıyor? Ben seçildiğimde dokuz kişiydik, sanırım şimdi 13 oldu... Film artisti ya müzisyen mi seçilenlerin hepsi? Yoo hayır, sanatçısı da var modacısı da... Bildiğim toplumun sevdiği, saydığı insanların seçildiği... Teklif size nasıl geldi? Birleşmiş Milletler’den aradılar direkt olarak... Şaşırmadınız mı “Neden ben” diye? Çok şaşırdım, çok da mutlu oldum... Tabii ki düşünüyor insan bu kadar kalabalık bir ülkede neden beni seçiyorlar diye? Nedenmiş peki? Kendi kriterlerine göre yaptıkları bir seçimmiş. O zaman Birleşmiş Milletler’in başında Kofi Annan vardı. Amerika’da buluşup görüşecektik ama yerine Ban Ki-moon geçti, onunla da henüz bir araya gelemedik. Siz de Angelina Jolie gibi bir mülteci çocuğu evlat edinmeyi düşünüyor musunuz? İstemez miyim... Bosna’ya gittiğimde, Sırplar’ın tecavüz ettiği kadınların istemedikleri çocuklarını bıraktıkları bir yuvaya götürdüler beni. Koli koli oyuncak götürmüştüm, çocukların gözlerindeki sevinci bir görsen... Orada üç yaşında mavi gözlü dünyalar güzeli bir kız çocuğu ile karşılaştım. Alıp İstanbul’a getirmeyi teklif etseydiniz... Teklif etmediğimi nereden biliyorsun? “Ne olur, annesi istememiş, buraya bırakmış. Bu kızı bana verin, evlat edineyim. Prensesler gibi büyütürüm” diye yalvardım ama maalesef prosedür gereği olmadı... Peki Ebru Polat’ın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na mektup yazıp “Daha genç ve dinamik bir kişi olarak” sizin yerinize iyi niyet elçisi olmak istemesini nasıl yorumluyorsunuz? Ne diyeyim... Polemiğe girmeyi sevmiyorum ama ben olsam böyle bir şey için kimseyi arayamazdım... Son derece faal olduğunuz anlaşılıyor ama iyi niyet elçisi olduğunuz bile pek çok kişi tarafından bilinmiyor... Ben Birleşmiş Milletler’le resmi protokolü basının önünde imzaladım; bilmemeleri mümkün değil. Ama Türkiye’de, Amerika’da olduğu gibi önem verilmiyor bu işlere. Orada Angelina Jolie’nin yaptığı bir aktiviteyi vermek için kanallar yayını kesiyor. Somali’den Suriye’ye kadar pek çok yeri gezdim ama maalesef haber olmadı. Bazı şeylerin ortaya çıkmasını da siz istemiyorsunuz galiba... Mesela Ankara’da yaptırdığınız hastane... Sevmiyorum bu tür konuları konuşmayı ama lösemili çocuklar için yaptırdığım hastanenin açılışını Süleyman Demirel yapmıştı. Daha sonra TRT Genel Müdürlüğü’nün yanındaki evimi de oraya bağışladım... Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül töreni gecesinde Ahmet Kaya’ya saldırılırken siz de oradaydınız. Bu konuda herkes konuştu, bir tek sustunuz... Neden? Konuşmadım, çünkü ne olduğunu bile anlayamadım. Bir anda ortalık karıştı. Neredeydiniz o anlarda? Sahneye yakın yuvarlak bir masada oturuyorduk. Baktım çatallar, bıçaklar havada uçuşuyor. Yanımdakiler de ayağa kalkıp oraya doğru gittiler. Ben kaldım mı tek başıma... Bir uğultu bir gürültü, kıyamet koptu. “Oradaydım ama hiçbir şey görmedim” diyorsunuz yani... Sonradan gelip anlattılar. O geceden hatırladığım gerçekten başka bir şey yok... Özlemez miyim! Resmen bir cevher yuvasıdır Kasımpaşa, kimler çıkmadı ki oradan... Hasan Kaçan, Büyükşehir Belediye Başkanımız Kadir Topbaş, Başbakanımız... Ne düşünüyorsunuz Sayın Erdoğan hakkında? Şunu bütün kalbimle söyleyebilirim ki, Kasımpaşa’dan bir aslan çıktı... Türkiye’nin lideriydi, şimdi de dünya lideri... O zamanlardan hatırlıyor musunuz kendisini? Evet, Başbakanımız beyefendi, mahallenin en yakışıklı gençlerinden biriydi. Bizim evin karşı köşesinde arkadaşlarıyla toplanıp sohbet ederlerdi. Erdoğan Kasımpaşa’nın aslanıdır, ben de gülü…
Reklam
KDP ve KYP ABD'nin 'Terör Örgütleri' Listesinden Çıkarılıyor
Mesut Barzani'nin Washington ziyaretini iptal etmesinin ardından KDP ve KYB, ABD'nin terör örgütleri listesinden çıkarılıyorT24Çetin ÇekoIrak Kürdistanı Bölgesi Başkanı Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtsever Birliği (KYB) Amerikan ”Terör Örgütleri” listesinden çıkarılıyor.Irak Kürdistanı Bölgesi Başkanı Mesut Barzani’ni 15 Ocak’tan itibaren Avrupa ve ABD’de bir dizi temaslarda bulunacağı açıklaması yapılmasına karşın Barzani’nin ABD ziyareti bölümü programdan kaldırılmıştı.BasNews, “Barzani Amerika’ya neden gitmedi?” başlıklı haberinde Mesut Barzani’nin Amerika ziyaretinin iptalini KDP ve KYB’nin hala Amerikan “Terör Örgütleri” listesinde bulunmasından kaynakladığını her iki örgütün bu listeden çıkarılmadığı için Mesut Barzani’nin ABD ziyaretini iptal ettiğini yazmıştı.Söz konusu sorun gerek Kürdistan Demokrat Partisi gerekse Kürdistan Yurtseverler Birliği tarafından daha önceleri de gündeme getirilmiş, ABD yetkilileri sorunun bürokratik olduğunu belirtmiş ve en kısa zamanda ortadan kaldırılacağı sözünü vermişlerdi. Verilen sözün ABD ziyareti öncesi yerine getirilmemesi Mesut Barzani’nin Başkan Barack Obama ’nın davetini geri çevirmesi ve ABD ziyaretini iptal etmesine yol açtı.Bu gelişmelerin ardından Amerika Dışişleri Bakanlığı Irak ve İran Danışmanı Brett McGurk yaptığı bir açıklama ile her iki Kürt partisinin en kısa zamanda Amerikan “terör örgütleri” listesinden çıkarılacağını açıkladı.‘Kürtler bizim Irak’taki en yakın müttefikimiz’BasNews’ın Washington kaynaklı haberine göre, ABD Kongresi Dış İlişkiler komisyonu tarafından konuya ilişkin bir soru önergesi sunuldu. Dışişleri Bakanlığı İran ve Irak Danışmanı McGurk, yanıtlaması istemiyle verilen soru önergesine cevaben yaptığı açıklamada ‘Kürtler bizim Irak’taki en yakın müttefikimiz. Terörizme karşı savaşta bölgede barış ve huzuru sağlamak için çok ciddi katkıları oldu. Bu yüzden PDK ve YNK gibi önemli iki Kürt partisinin halen ABD’nin terör örgütleri listesinde olması kabul edilemez. En kısa zamanda iki parti de bu listeden çıkarılacaktır’ dedi.Bu arada Irak Kürdistan Bölgesel Başkanı Mesut Barzani, Avrupa ziyareti sırasında Avrupa Parlamentosu ve Davos Dünya Ekonomik Formuna katılarak birer konuşma yapmış ve birçok ülke başbakanı ve dışişleri bakanı ile temaslarda bulunmuştu. Mesut Barzani 15 Ocak’ta başlayan yirmi günlük Avrupa ziyareti ardından dün ülkesine döndü.
'Ne Olacak Söyle Gitsin'
Savcı Zekeriya Öz, Twitter hesabından Mevlana'ya ait 'Bazen diyorum ki 'ne olacak söyle gitsin', sonra diyorum, söyleyince ne olacak, sus bitsin' sözlerini paylaştıT24İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili olduğu dönemde nezaret ettiği 17 Aralık yolsuzluk operasyonu sonrası hükümete yakın medyanın hakkında birçok iddia ortaya attığı Bakırköy Başsavcıvekili Zekeriya Öz , dün şahsi Twitter hesabından Mevlana’ya ait bir sözü paylaştı. Öz, Mevlana’nın “Bazen diyorum ki; ‘ne olacak söyle gitsin’ sonra diyorum; ‘söyleyince ne olacak, sus bitsin’” şeklindeki sözünü paylaştı.
Reklam
İstifa Edenler de İşsizlik Maaşı Alacak
İşsizlik aylığı ile alakalı yanlış malum bir doğru ortaya çıktı. İş yerinden istifa edenler, kıdem tazminatı ve işsizlik aylığı alabilecek.İşsizlik aylığı ile alakalı yanlış malum bir doğru ortaya çıktı. İş yerinden haklı bir sebeple istifa ettiyseniz, ihbar hariç kıdem tazminatı ve işsizlik aylığı alabiliyorsunuz. Konuyu köşesine taşıyan Sabah yazarı Faruk Erdem, istifa edenlerin de bu maaştan yararlanabileceğini yazdı. İş yerinden haklı bir sebeple istifa ettiyseniz, kıdem tazminatı ve işsizlik aylığı sizin de hakkınız.İşte Erdem'in yazısındaki alakalı kısımHER ÇALIŞANIN İŞSİZLİK MAAŞI HAKKI VAR Her çalışanın işsizlik aylığı hakkı var. Zira sigorta primleri yatırılırken bu kapsamda ücretlerimizden kesinti yapılıyor. Bu kesintiler de brüt maaşımızdan yüzde 1 sigortalı, yüzde 2 işveren ve yüzde 1 devlet payıyla gerçekleşiyor.HAKLI FESİH ÖNEMLİ Fakat işsizlik aylığı almanın bir takım koşulları var. Birinci ve en önemli şart; kendi istek ve kusuru dışında işini kaybetmiş olmak. Yani Türkçesi işten çıkartılmak... Bunun istisnasını başlıkta belirttim, onu aşağıda anlatacağım. İşten çıkmadan evvelki 120 gün prim ödeyip çalışmak da gerekiyor. Bununla beraber son 3 yıl içinde en az 600 gün müddetle işsizlik sigortası primi Ödemiş olmak. Yani sigortalı olarak çalışmış olma koşulu da var. Gelelim istifa mevzusuna... İşsizlik aylığı alacak olanların içine kendi isteği ile ayrılanları da katıyoruz. Zira çalışma yaşamında 'haklı fesih' diye bir kavram var. Siz iş yerinden haklı bir sebeple ayrılmışsanız, ihbar hariç kıdem tazminatı ve işsizlik aylığı alabiliyorsunuz.HANGİ DURUMLARI SEBEP GÖSTEREBİLİRSİNİZ? Haklı feshe, işverenin ahlak ve iyi niyet hallerine uymayan davranışları sebep gösterilebilir. İş yerinin el değiştirmesi veya başkasına geçmesi, kapanması, işin veya iş yerinin niteliğinin değişmesi nedenleriyle işten çıkarılmış olmak da işsizlik maaşını gerektirir. Yeniden işverenin işçinin hakkını ödememesi, maaşını noksan göstermesi gibi durumlarda da haklı fesih devreye girer ve istifa halinde işsizlik aylığı alınır.NE KADAR MAAŞ ALABİLİRSİNİZ? İşsizlik aylığı son 4 ayda (120 gün) alınan brüt fiyatın vasatisinin yüzde 40'ıdır. Yani 1.000 lira brüt ücreti olan bir çalışanın alacağı işsizlik aylığı 400 liradır. Bundan küçük bir miktar damga vergisi kesintisi de var. Her aylığın yüzde 40'ını işsizlik aylığı olarak almak da olası değil. Yani brüt aylığı 5 bin lira olan birisi 2 bin lira işsizlik aylığı alamıyor. Burada hudut o seneki minimum fiyatın yüzde 80'i olarak belirleniyor. Yani bu yıl için alınacak en yüksek işsizlik aylığı 856 lira 80 kuruş oluyor. İşsizlik aylığı sigortalının durumuna göre 6 ila 10 ay arasında ödeniyor. Bu da sizin yatırdığınız prim gününe göre belirleniyor. 600 gün prim ödeyen 6 ay, 900 gün ödeyen 8 ay, bin 80 gün ödeyen 10 ay maaş alıyor.DİKKAT! 30 GÜN ÖNEMLİİspatlayabileceğiniz zorunlu haller dışında işten ayrıldıktan sonra, 30 gün içinde çıkış belgelerinizle en yakın İŞKUR'a başvurmanız gerekiyor. Eğer bu süreyi geçirirseniz geçen zaman kadar alacağınız aylığın süresi de azalacaktır. Bunun için 30 günü geçirmemeye bakın.BUNU SAKIN YAPMAYIN! İşsizlik aylığı alırken, çalışmak olası değil. Kayıtlı veyahut kayıtsız çalışırsanız bunu gizlemeyin. Eğer bu tespit edilirse işsizlik maaşınız kesilir. O süre içinde aldığınız paralar da sizden faiziyle geri tahsil edilir. İşverenle anlaşıp çift maaş almaya kalkanları duyuyoruz. Bu, kanunen de suçtur.
Sigara İçmek, Yaşam Süresini 10 Yıl Kısaltıyor
Zararları içilen miktara bağlı olarak artan sigara nedeniyle, her yıl ortalama 100 bin insan hayatını kaybediyorT24Sigara bağımlılığı, akciğer, ağız, boğaz, mide, pankreas gibi çok sayıda kanserin en önemli nedeni olarak yaşam süresini 10 yıl azaltıyor.Geçtiğimiz yüzyılda dünyada yaklaşık 100 milyon kişi sigaraya bağlı nedenlerle yaşamını yitirdi. Araştırmacıların tahmini; içme oranları böyle devam ederse bulunduğumuz yüzyılda aynı nedenden 1 milyar ölüm olacağı yönünde.Tülay Karabağ ’ın ntvmsnbc.com’da yer alan haberine göre, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü nedeniyle sigaranın zararlarına dikkat çeken İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tunçalp Demir , ülkemizde ise sigara karşıtı çalışmalar hız kazanmış olsa da; yaklaşık her 3 kişiden birinin sigara içtiğini ve her yıl 100 binden fazla insanın sigaraya kurban verildiğini söylüyor.Sigaranın vücuttaki ilk etkileri damarlar üzerinde oluyor, bunden de tüm organlar etkileniyor. Etki ilk sigara içimiyle başlıyor. Prof. Demir, uzun dönemde hücrelerin genetik yapısını bozan sigaranın vücuttaki seyri hakkında şunları aktarıyor: “Başta akciğer olmak üzere, ağız, boğaz, dil, yemek borusu, mide, pankreas, mesane gibi birçok kanserin oluşumuna yol açar. Ayrıca solunum sisteminin savunma mekanizmasını bozar, enfeksiyonlara, solunum kapasitesinde azalmaya ve KOAH'a neden olur.'Cinsel fonksiyonları da bozuyorSigara içenlerde akciğer kanseri ve KOAH, içmeyenlere oranla 20 kat fazla görülüyor. Sigara hem kadınlarda hem de erkeklerde cinsel fonksiyonları da olumsuz etkiliyor ve kısırlığın önemli nedenleri arasında gösteriliyor.Sigaranın bağımlılık yapıcı etkisinden sorumlu olan ise nikotin. Nikotinin beyindeki nucleus accumbens bölgesindeki keyif merkezini uyararak dopamin salgılattığını kaydeden Demir, “Nikotin, alınmadığında yani sigara bırakıldığında ‘yoksunluk belirtileri’ görülür. Bunlar; şiddetli sigara içme arzusu, sinirlilik, huzursuzluk, gerginlik, mutsuz hissetme, konsantrasyonda azalma, iştah artışı şeklindedir ve sigarayı bırakmayı zorlaştıran en önemli etkenlerdir” diye konuşuyor.“Sigarayı bırakmak zordur ama imkansız değildir” diyen Demir’in bu süreçte izlenecek yol hakkındaki önerileri şöyle: “Kendi kendinize bırakmayı denediğinizde zorlanıyorsanız, bir hekime danışarak etkinliği kanıtlanmış tıbbi tedavi yöntemlerinden yararlanabilirsiniz. Bu sürece dair şüpheleriniz olabilir ancak yılmayın, aynı kararlılık ile devam edin. Her deneme, bırakmaya giden yoldaki bir adımdır. Bir sigara yakmak istediğinizde sigara bırakma nedeninizi hatırlayın, çocuklarınızı, sevdiklerinizi veya sigarasız hayatın keyifli yönlerini düşünün.”Sigarayı bırakmak için 3 önemli adım1. Doktorunuza danışın.2. Sigarayı bırakma günü belirleyin.3. Sigara bırakma tedavilerinden yararlanın: Doktorunuzun önereceği tedaviler özellikle yoksunluk belirtilerini azaltarak sigarayı bırakmanıza yardımcı olabilir ve bırakma sürecini kolaylaştırabilir. Tedavide kullanılan ilaçlar da genellikle sigara gibi beyindeki keyif merkezleri üzerinden etkilerini gösterir.Zarar, içilen miktarla doğru orantılıSigaranın bırakılmasının ardından vücuttaki etkilerinin belirli bir süre sonra ortadan kalktığına yönelik bir kanı var. Bu bağlamda; sigara bırakıldıktan sonra vücuttaki etkileri ne kadar sürede tamamen yok oluyor? Demir'in cevabı: “Zararlı etkiler içilen sigara miktarı ile doğru orantılıdır. İçilen sigara miktarı da paketin yıl ile çarpılmasıyla hesaplanır. Özetle; içilen sigara miktarı ne kadar azsa, bıraktıktan sonra zararlı etkilerinin kaybolması o kadar kısa sürede olur.”Sigaranın ömrü 10 yıl azalttığını söyleyen Prof. Demir, “Yaşamınızı uzatacak en önemli etkenin sigara içmemek, içiyorsak da bırakmak olduğunu bilmeliyiz. Sigarayı ne kadar erken bırakırsak, yaşam süremizin o kadar çok uzayacağını da unutmayalım” diyor.
Türk Bilim Adamı Yeni Böcek Türleri Tespit Etti
MSKÜ Fethiye Ali Sıtkı Mefharet Koçman Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Memiş Kesdek tarafından Muğla'da 2 yeni böcek türü tespit edildi.Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Fethiye Ali Sıtkı Mefharet Koçman Meslek Yüksekokulu Çevre Koruma Teknolojileri Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Memiş Kesdek, Muğla'da bulunan iki yeni böcek türüne bölgenin isminden esinlenerek 'Archicarabus wiedemanni sekiensis' ve 'Procrustes coriacus muglaensis' adını verdiklerini bildirdi. Kesdek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yeni tespit edilen böcek türlerinden birinin Seydikemer ilçesine bağlı Seki beldesinde, diğerinin ise il merkezinde tespit edildiğini anlattı. Yaptığı çalışmayla yeni böcek türlerinin bilim dünyasına kazandırıldığını ifade eden Kesdek, böceklerin ait olduğu grubun isminin Yunanca Carabidae olan boynuzlu böcek' anlamına geldiğini, İngilizce'sinin 'Ground Beetles', Türkçe'de de 'toprak böcekleri' veya 'yer böcekleri' olarak adlandırıldığını söyledi. Kesdek, bugüne kadar yaptığı araştırmalarda Türkiye'de Carabidae familyasına ait ve daha önce tanımlanmış çok sayıda türü makale olarak yayınladıklarını belirterek, 'Bunlardan 2'si dünya için ilk defa bilim dünyasına kazandırıldı. Dünyada ilk kez tespit edilen bu 2 böcek ve özellikleri, Fransa'da bilim dergisi 'Coléoptéres' Dr. Thierry Deuve' katkılarıyla dünyaya duyuruldu. Keşfedilen böceklere bulundukları yerlerin isimleri 'Archicarabus wiedemanni sekiensis' ve 'Procrustes coriacus muglaensis' verildi' dedi. Yabancı bilim adamları ülkemizdeki türleri yurt dışına taşıyor iddiası Kesdek, Türkiye'de böcek gruplarında özellikle yerli araştırmacılar tarafından yapılan faunistik ve sistematik çalışmaların sayısının çok az olduğunun altını çizerek, şunları söyledi: 'Sınırlı olan bu çalışmalar ise daha çok yabancı araştırıcılar tarafından yapılmış, çok sayıda yeni türler tanımlanmıştır. Özellikle turistik amaçla ülkemize gelen pek çok yabancı bilim adam, turistik gezintileri veya yürüyüşleri bahane ederek farklı bölgelerden veya lokalitelerinden birçok canlı türü ülkelerine götürmekte ve yeni olarak kaydetmektedir. Yeni buldukları böceklere veya hayvanlara telaffuz edemeyeceğimiz isimler vermektedirler. Hatta üzülerek belirteyim ki Doğu Anadolu'dan buldukları böceklere 'ermenicus', Karadeniz bölgesinden buldukları yeni türe ise 'ponticus' gibi isimler verdikleri görülmektedir. Bunlar bizi üzmektedir.” Yrd. Doç. Dr. Kesdek, yürütülen çalışmalarda vatandaşların da kendilerine destek vermelerini istedi.AA
Reklam
Dünyanın En Eski Ayak İzleri Bulundu
İngiltere'nin doğusundaki Norfolk kıyılarında bulunan ayak izlerinin 800 bin yıl öncesine ait olduğu belirlendi. İlginç keşif bilim adamlarını heyecanlandırırken, söz konusu kalıntının Afrika haricinde dünyanın en eski ayak izleri olduğu belirtildi.Happisburgh kıyılarında bulunan ayak izleri, bilinen en eski insan varlığının Kuzey Avrupa'da olduğuna ilişkin doğrudan kanıtları oluşturuyor.Bilim dergisi Plos One'da yayımlanan keşfin gelgitin ardından denizin çekilmesi sonucu mayısta gerçekleştiği, kıyıdaki kumların arındırılması ile bir dizi oyuğun ortaya çıkarıldığı belirtiliyor. Keşif ekibinden Dr. Nick Ashton, ayak izlerini erken dönem insanlarına dair bilinen temel bilgileri yeniden yazılmasına neden olabileceğini belirtiyor.Türkiye
Çocuk Gelinler Anlattı: İşte Yaşanmış Çarpıcı Hikayeler
Van’ın Çatak İlçesi’nden 2,5 yıl önce Siirt’in Pervari İlçesi Yapraktepe Köyü’ne “berdel” usulüyle gelin giden 14 yaşındaki Kader Erten’in silahla öldürülmesi gözleri yine çocuk gelinlere çevirdi. İşte çok çarpıcı yaşanmış örnekler... ABD’de Cleveland’da bir şiddeti önleme merkezinde 3 yıl çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönüş yapan Adli Tıp Kurumu Eski Başkanı Prof. Dr. Oğuz Polat ve ekip arkadaşları Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Araştırma Görevlisi Sabahat Ölçer ile öğretim görevlisi Begüm Kocamaz, Van’ın farklı mahallelerinde yaşayan çocuk gelinleri araştırdı. Akşam'ın haberine göre 57 günde tamamlanan çalışma sonucunda çocuk gelinlerin hikayeleri derlendi. Polat, hikayelerin ilerleyen günlerde kitaplaştırılacağını söylüyor. İşte kimlikleri gizli tutulan o çocuk gelin öyküleri: “Köyde yaşadık, büyüdük. Akraba evliliği yaptım. Kayınvalidem de halamdı. Anneannemle kaldığım zaman eşimle tanışmıştık. Daha doğrusu bir ağabey kardeştik. Eşim benden on, on bir yaş büyüktü. Anneannemin yanında fazla kalamadım. Çok sıkılıyordum ve ailemi özlüyordum. Üç yıl kaldıktan sonra beni annemlerin yanına geri gönderdi. Halam bayramın ilk günü bize geldi. O zaman küçüğüm, dışarıda oynuyordum. Sonra gitti. Sonraki gün tekrar geldi. Yanında başkaları da vardı. Ama bu defa beni istemeye gelmişlerdi. İşte verdiler, düğün olacak. Hemen nişan oldu. Nişandan sonra sürekli ağlamaya başladım.” “Düğünümüz oldu. Beni baba evinden alıp köye götürdüler. Kaynanam, halam olduğu için kimse benimle birlikte gelmemişti. Akşam oldu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Korkuyordum. İlk gecem çok kötüydü. Şu an hatırlıyorum da. Eşim daha yanıma gelmeden önce titremeye başladım, bayıldım. Kolonya falan verdiler. Beni ayılttıktan sonra eşim geldi odaya. Bana, “Gel seninle evcilik oyunu oynayalım” dedi. Bu cümleyi hayatım boyunca unutmayacağım. Annemi, babamı hiç affedemiyorum gerçekten. Yani çocuk ya bilmez diye “Gel oyun oynayalım” dedi, anlamadım. Şimdi aklıma geliyor hiçbir şey diyememişim.” Bir başka çocuk gelin: Çocukluğumda, diğer çocuklar gibi oynamaya gitmedim. Üstüme böyle güzel bir kıyafet giymedim. Köydeydik. İşte koyuna, sürüye, tarlaya. Oraya buraya git, onun için çocukluğumu hiç yaşamadım. Küçüktüm, amcamın oğlunu sevdiğimde. O zamanlar o ortaokula gidiyordu. Ben de on üç yaşındaydım. Evlerimiz yakındı beraber oyunlar oynardık. Nişanlandığımda 13 yaşındaydım. O gece gerdeğe girecektik aşırı korktum. Hiç kimse de anlatmamıştı. Daha yeni adet olmuştum. Çok korktum, titreme oldu bende. Ağladım sabaha kadar. Kanamam olduğu zaman, çarşafı aldılar. Sağdıç elinde tabancayla havaya bir el ateş attı. Ondan da çok korktum. Babamlar duydu. O zaman korkunun yanına bir de utanma eklenmişti. İlk başlarda eşimle anlaşamıyorduk. Ağlıyordum. Sonra alıştım.” VAN'DA KÜÇÜK YAŞTA EVLİLİK ORANI %41.9 Prof. Dr. Oğuz Polat çocuk gelinler için şunları söyledi: Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da küçük yaşta evlendirilmeye bağlı olarak çocukların fizyolojik yaşlarından çok önce başka bir statüye sürüklenmeleri büyük problem yaratıyor. Van’ın resmini çekmek daha sonra yapacağımız çalışmalar için son derece önemliydi. Bölgedeki çocuk gelin oranı yaklaşık yüzde 41,9 civarında. Çok açık söyleyeyim ben böylesine bir oranı beklemiyordum. 14 yaşında evlendirilen bir başka çocuk gelin ise eşinin çok nazını çektiğini söyleyerek hikayesini anlatıyor: Çocukluğumu yaşamadım. Ben çok okumak istedim, derslerim çok iyiydi. Ortaokul döneminde babam okutmak istemedi. Okuyamamak benim için en büyük ezikliktir, eksikliktir. Evleneceğimi ilk duyduğumda şaşırdım. Ekim ayında düğün hazırlıklarına başlandı. Geceyi dayımın evinde geçirdim. Burada banyom yapıldı. Daha sonra alıp, konvoy eşliğinde köye götürdüler.O gece gerdek gecesine girdik. Gerdeğe dair kimse bilgi vermemişti ama eşim çok anlayışlıydı. Evlendikten birkaç ay sonra hamile kaldım. On yedi yaşında ilk çocuğumu doğurdum ama çok zor geldi. Küçüksün, uykun geliyor o çocuğa nasıl bakacaksın. Bir iki saat bakardım, başlardım ağlamaya. Eşim kalkardı, o bakardı, anlayışlıydı.Akşam
Reklam
Star: İnternet Yasasına Karşı Çıkanlar Porno Lobisi!
Hükümete yakınlığıyla bilinen Star gazetesinde, internet düzenlemesine karşı çıkanların porno lobisi olduğu iddia edildi T24 Star gazetesinde yer alan bir haberde, sansür tartışmalarının gölgesinde yasalaşan internet düzenlemesine karşı çıkıp Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 'e bu yasanın veto edin çağrısı yapanların 'porno lobisi' olduğu öne sürüldü. CHP'nin ve TÜSİAD'ın da bu lobinin bir parçası olduğunu savunan Star gazetesinin 'Porno lobisi baskı yapıyor' başlıklı haberinde şu ifadeler yer aldı: 'Yeni internet yasasını veto için Cumhurbaşkanı’na çağrı yapanların, 2011’de çocukların porno sitelere girişini engelleyen ‘güvenli internet’ uygulamasına da tepki gösteren çevreler olması dikkat çekiyor. Kampanyada ilk sırayı ise CHP ve TÜSİAD alıyor. Yeni internet yasası, özel hayatı ve kişilik hakları ihlal edilen kişilere, haklarındaki yayınları engelleme kolaylığı getiriyor; TİB Başkanı’na da sadece bu konuda ve ‘yargı yolu’ açık olmak üzere ‘acil müdahale’ imkânı veriyor. Ancak buna rağmen, yasaya karşı Cumhurbaşkanı’nı göreve çağıran açıklamalar, ‘kişilerin uygunsuz görüntülerinin veya bireysel haklarını ihlal eden verilerin yayınlanmasına izin verin’ çağrısı anlamına geliyor. Yasanın çıkmaması halinde, herkesin gizlice çekilen veya bir şekilde elde edilen uygunsuz görüntülerinin engellenmesi ancak ‘yargı süreci’ beklenerek sağlanabilecek, bu süreçte kişilerin görüntüleri izlenmeye, hakları ihlal edilmeye devam edilebilecek. Köşk'e 'görev' çağrısı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, siyasi muhalefet ve ‘paralel muhalefet’ tarafından birçok konuda ‘göreve çağrılması’na rağmen, özellikle ‘paralel yapılanma’ konusunda başından beri net tavır sergilediğine işaret edilirken, ‘sansür’ iddialarının da bu çevreler tarafından dile getirildiğine dikkat çekiliyor. Cumhurbaşkanı’na çağrı kampanyasının öncülüğünü de 2011’de başlatılan ve çocukların porno sitelere girişini engelleyen ‘güvenli internet’ uygulamasına ‘sansür’ diye tepki gösteren CHP, TÜSİAD ve Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü yaptı. İnsan Hakları İzleme Örgütü, AGİT Basın Özgürlüğü Temsilcisi ile ABD Dışişleri Sözcüsü, AB Genişleme Sorumlusu’ndan alınan demeçlerde hangi maddelerin ‘sansür’ ve ‘yasak’ getirdiği belirtilmedi. Basın Enstitüsü Derneği ise “kişilik hakkı veya özel hayatının gizliliği ihlal edilen kişiler de erişim engellemesi talep edebilecektir” endişesini (!) dile getirdi.'
Reklam
Sultan Abdülhamit'in Torunları İstanbul'u İstiyor
Sultan Abdülhamit’in torunları, aralarında Kabataş Meydanı, Galatasaray Adası ve Veliefendi’nin de olduğu onlarca değerli mülk ve arazinin kendilerine miras kaldığı iddiasıyla hukuk mücadelesi başlattı. Osmanlı İmparatorluğu’nun 34’üncü padişahı Sultan Abdülhamit’in torunları, dedelerinden miras kaldığını öne sürdükleri onlarca değerli mülk ve arazi için hukuk mücadelesi başlattı. Talep edilen yerlerin toplam değeri ise milyar dolarla ifade ediliyor. Öyle ki, bu yerler arasında Kabataş Meydanı, Galatasaray Adası, Dolmabahçe’de bostan bile var. 250 akraba dava açıyor Miras için 2010 yılında veraset, yani akraba ispatlığı davası açıldı. Osmanlı arşivinden çıkan belgelere göre aralarında Türkiye, Lübnan, Suriye İngiltere, hatta Meksika’dan isimlerin olduğu 250 kişilik bir varis listesi oluşturuldu. Bu 250 akraba için mahkeme geçen Aralık’ta yapılan duruşmada, kararını 27 Mart 2014’te açıklayacağını söyledi. Eğer İstanbul 12. Sulh Hukuk Mahkemesi, verasetleri kabul ederse miras davasının önü açılacak. ‘Yerlerin parasını verin’ Abdülhamit’in bir kısım varisinin vekilliğini üstlenen Akkuş Hukuk Bürosu’ndan avukat Meral Akkuş ile Mehmet Erkan Akkuş, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Mahkeme davacı kişilerin Abdülhamit’in varisleri olup olmadığı yönünde karar verecek. Varislerin Şehzade Mehmet Selim’e kadar veraset belgeleri alınmış durumda. Son halka Abdülhamit. Mahkeme tarafından veraset belgesi çıkması durumunda miras pay oranları da ortaya çıkacak. Söz konusu yerlerin bire bir iadesi mümkün değil. Varisler kendi miras payları oranında maddi karşılık talep ediyor. Anlaşma yapılamaması durumunda AİHM’e kadar gidecekler.” Venizelos’un torunları almıştı Benzer bir emsal karar Yunan Kralı Venizelos’un ailesi için çıkmıştı. Venizelos’un malları kamulaştırılınca mirasçıları tıpkı Abdülhamit’in torunları gibi miras talep etti. Yunan hükümeti ödeme yapmayınca konu AİHM’e gitti ve 18 milyon dolarlık ödeme tablosu çıkarıldı. Venizelos’un varisleri bu parayı Yunan hükümetinden tahsil etti. GALATASARAY ADASI’NI DA İSTİYORLARMimar Balyan’dan Osmanlı’ya kalmıştı Osmanlı maliyesinin 1875 yılında iflas etmesiyle borç ödemeleri durduruldu. Birçok ünlü eser yapan dönemin mimarlarından Sarkis Balyan’a alacaklarının karşılığında Kuruçeşme’deki ünlü Galatasaray Adası verildi. Balyan’ın vefatının ardından adaya kimse sahip çıkmayınca Osmanlı vergi borçları ödenmediği gerekçesiyle el koydu. Ada 1914 yılında Türkiye’nin ilk denizcilik işletmesi olan Şirket-i Hayriye’ye kiralandı, 1957’te Galatasaray Kulübü’ne 150 bin TL’ye satıldı. 2006’dan beri de Suada adıyla eğlence yeri olarak hizmet veriyor. YASA NE DİYOR?‘Cumhuriyet’ten sonra kamulaştırıldı’ Varislerin avukatı Meral Akkuş: “1924 tarihli 431 sayılı yasa padişah mallarıyla ilgili talepte bulunulmasına engel. Sultan Abdülhamit, 1918 yılında vefat etti. Ancak Abdülhamit’e ait mal varlıkları 1924 yılında kamulaştırıldı. Yani Cumhuriyet ilan edildikten 1 yıl sonra. Şayet kamulaştırma Cumhuriyet’ten önce yapılsaydı varisler hak iddia edemezdi. Yani miras varislerin mülkiyetine geçer.” İŞTE İSTENEN MÜLKLERİN SADECE BAZILARI Galatasaray Adası Sultanhamam’daki İzmirli Hanı İstanbul Gedikpaşa’daki tiyatro arsası Eyüp Kopçageçidi’ndeki 21 dönüm tarla Eyüp’te 18 dönümlük Bahariye Kışlası Kağıthane’de 20 dönüm arazi Bakırköy’de 70 dönüm arazi Bakırköy Veliefendi çayırı Dolmabahçe’de 30 dönüm bostan Beşiktaş Serencebey’de 2 dönüm bağ, Ihlamur’da 3 dönüm arsa İstanbul Horhor’da konak ve 5 dönüm arsası Arnavutköy Akıntı Burnu’nda gazino ve müştemilatı Ortaköy’de Dalyan mahallesi ve Ali Saip Paşa Yalısı ile müştemilatı Paşabahçe İrcirli Köyü’nde 40 dönüm arazi ve şişe fabrikası Beykoz’da 40 dönüm bostan, üç bahçe, 6 tarla, 2 çayır, 3 arsa, 1 bağ, 1 dükkan ve yalısıyla Tokat çiftliği, Yalnız Servi çiftliği. Beykoz’da Abraham Paşa’dan alınan 38 dönüm arazi ve üzerindeki müştemilat Şişli’de İzzet Paşa çiftliği Çatalca ve Çekmece’de; Filifos çiftliği, Kaparya çiftliği, Safra çiftliği, Kılıçali Sağır çiftliği, Silivri çiftliği, Bosna çiftliği, Sazlı Bosna çiftliği, Haraççı çiftliği, Papas Bergos çiftliği, İzzettin çiftliği, Tozalak çiftliği ve Yahya Bey Kışlası. Vatan
"Filmi Bir Karesinden Tanırım" Diyen Film Canavarlarına Özel Test
Yıllarca eş dost arasında Atilla Dorsay gibi takılıp kah 'yönetmen, çok ekspresyonist bir tutum sergilemiş Cansu, ben daha çok Sürrealistik seviyorum...' dedin. Kah 'o filmi beğenmedim, şu filmin çekim teknikleri iyi değil, İran sinemasına ba-yı-lı-yo-rum' dedin. Her ismini duyduğun filme 'hııı, izlemiştim onu' dedin. Evet bu işte iyisin... kabul, ama artık senin de sınanma vaktin geldi! Bir filmi sadece ve sadece bir karesinden tanıyabilir misin? 'Çocuk oyuncağı' diyorsan bu test tam sana göre. Mısırları patlat başlıyoruz!
Cehenneme Açılan Kapı: 43 Yıldır Yanan İlginç Kratere Yakından Bakalım
Türkmenistan, Darweze, Karakum Çölünde bulunan bu ilginç krater tam 43 yıldır bu şekilde yanıyor. Görenleri hayrete düşüren bu manzara tam olarak bir doğa olayı sayılmaz.Bölgedeki doğalgaz  rezervi 1971 yılında Sovyet bilim adamları tarafından keşfedilmiş. Tam bu noktanın delinmesine karar verilmiş ve bu alan sondaj sırasında çökmüş. Sondaj sırasındaki kazadan sonra kocaman bir krater açılmış ve etrafa gaz sızmaya başlamış. Bilim adamları tehlikeli metan gazının etkilerini azaltmak için buranın yakılmasına karar vermişler.Onlar buranın en fazla 2-3 gün içinde söneceğini düşünmüşlerdi. Aradan tam 43 yıl geçti fakat alev hala parlaklığını koruyor. Bölge şu an turistik amaçla kullanılmaya başlanmış.İşte harika fotoğraf ve videosuyla 'Cehenneme Açılan Kapı'...
Reklam