onedio
Work Bitch - Cüneyt Arkın
Cüneyt Arkın'ın filmine yapılmış bir montaj. Videonun başı biraz durağan gelebilir, sonu mükemmel.
Yargıtay'ın Bükköy Kararı Emsal Niteliğinde
Manisa'nın Soma ilçesinde 301 kişinin hayatını kaybetmesiyle yeniden gündeme gelen Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesi Bükköy Maden ocağındaki yargılamayla ilgili Yargıtay önemli bir karar verdi. Yargıtay, 10 Aralık 2009'da meydana gelen ve 19 kişinin hayatını kaybettiği faciada yerel mahkemenin 'taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebep olmak’ suçundan verdiği kararı, ‘Olayda taksir değil olası kast vardır’ diyerek bozdu. Türk Ceza Kanunu’nun 21. maddesinde tanımlanan 'olası kast' durumunda sanıklara en az 20 yıl ceza verilmesi öngörülüyor. Bursa Bükköy Madencilik’teki kaza sonrası hayatını kaybeden 19 madencinin yakını olan 110 kişi, kazada ihmali bulunanlar hakkında şikayetçi olunca Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 'taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet vermek ve yaralamak' suçundan dava açıldı. Aileler, maddi ve manevi tazminat talepleri için de Mustafakemalpaşa Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açtı. Olayın ardından kazada ihmali bulunduğu iddiasıyla 3 kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi. Bükköy Madencilik Yönetim Kurulu Başkanı Nurullah Ercan, şirketin diğer yönetim kurulu üyeleri Orhan Latif Ercan ve Kasım Karataş'a da yurt dışı yasağı konuldu. Sorumlular 14 ay cezaevinde kaldıktan sonra serbest bırakıldı. 2011 yılı sonunda Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesi, maden ocağı işletmecisi Fahrettin Şolpan, İşletme Müdürü Hayrettin Çelik ile Maden Ocağı Şefi Bayram Erdoğan'a önce 8 yıl, ardından duruşmalardaki iyi halleri sebebiyle 6 yıl 8'er ay ceza verdi. Bükköy Madencilik Yönetim Kurulu Başkanı Nurullah Ercan ile yönetim kurulu üyeleri Orhan Latif Ercan ve Kasım Karataş ise 6 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Oy çokluğu ile verilen kararda sanıkların duruşmalardaki iyi halleri sebebiyle ceza 5 yıla indirildi. 22 Aralık 2011'de açıklanan karar, 110 madencinin avukatları tarafından temyiz edildi. Yargıtay, geçtiğimiz günlerde verdiği hükümle, yerel mahkemenin kararını ‘olayda taksir değil, olası kast vardır’ diyerek bozdu. Olası kastla ilgili TCK’nın 21. maddesinde şu ifadeler yer alıyor: 'Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmi beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.' YAKINLARINI KAYBEDEN AİLELER ŞİKAYETLERİNİ GERİ ÇEKMİŞ Bükköy’de hayatını kaybeden maden işçilerinin yakınlarının avukatlığını yapan Ercan Sümer, Yargıtay kararının yerel mahkemeye ulaşmasıyla Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin suçun nevini ‘olası kast’ olarak yeniden değerlendireceğini belirtti. Avukat Ercan Sümer şunları kaydetti: 'Yargıtay, kararı bozdu, ancak yerel mahkeme önceki kararında direnebilir veya yeni deliller ışığında dava farklı bir boyuta ulaşabilir. Bozma kararıyla kamuoyunda sanıkların en az 20 yıl ceza alması beklentisi oluştu. Yargılama sürecinde madende hayatını kaybeden işçilerin yakınları şikayetlerini geri çekmişti. Şimdi ise Yargıtay; ‘Sanıklar olası kast ile birden fazla kişinin ölümüne sebep olmak’ suçundan yargılanmalı’ diyor.' Avukat Sümer, olayın tarafı olmasına rağmen Yargıtay’ın ‘olası kast’ kararına katılmadığını kaydederek, 'Çünkü hiçbir kimse kasıtlı olarak işyerinin yok edilmesini, patlatılmasını istemez. Burada bizim de ifade ettiğimiz gibi ‘bilinçli taksir’ olabilir.' görüşünü savundu. Fatih Karakılıç/Cihan
MÜYAP'ın Youtube Kanalı Kapatıldı
YouTube’da Türkçe şarkıların ve içeriklerinin yöneticisi olan Müyap’ın bugün saat 13:30 itibari ile YouTube hesabı kapatıldı. Detaylar haberimizde. Emre Aydın, Şebnem Ferah, Sezen Aksu, Tarkan gibi starların yeni çıkan şarkı ve kliplerini yayınlayan Müyap’ın YouTube hesabı kapatıldı. Şuanda YouTube’da bulunan binlerce şarkıya giriş yaptığınızda “Bu video şuanda kullanılamıyor” hatası ile karşılaşıyorsunuz. Müyap tarafına şok olarak kapatılan kanalın neden kapatıldığı konusunda net bir karar yokken, tahmini olarak Netmüzik tarafından telif hakları ihlali veya içerik paylaşımı konusunda kararsızlık nedeni ile tüm videoların kaldırılması yönünde şikayette bulunulduğu tahmin ediliyor. “ŞİMDİ NE OLACAK ?” YouTube hesabı kapatılan Müyap’ın binlerce şarkısına şuanda erişim sağlanamıyor. Hal böyle olunca hem şarkıcıların ücretleri, hem de milyonlarca izlenme bir çırpıda havaya uçmuş durumda. Müyap çephesinden herhangi bir açıklama yapılmazken, YouTube ile bu durumun görüşülmesi gündemde. Ayrıca bir Twitter hesabından yapılan açıklamada Müyap’ın YouTube kanalının bugün kapatılacağı belirtilmiş. Detaylı açıklama Müyap tarafından yapıldığında konu güncellenecektir. Bir Twitter hesabından yapılan açıklama:
Reklam
Bir Mekanda Aşırı Sosyal Kişinin Masasında Yaşanan 10 Dram
Bir mekanda tek başına takılmaktan, eğlenmeye çalışmaktan daha kötü olan bir şey varsa o da 'aşırı sosyalin' masasına denk gelmektir. Kimdir aşırı sosyal? gittiği mekanın garsonundan sahibine kadar herkesi tanıyan, mekana gelen her 10 kişiden 9'u ile mutlaka selamlasıp kısa sohbetler yapan, masa üzerinde hakimiyet kurup onu bir orkestra şefi gibi yönetendir aşırı sosyal. Onun masasında öyle dramlar yaşanır ki bunu dışarıdan bakan gözler anlamaz. Onlar o masanın eğlendiğini, geleninin gideninin bitmediğini düşünürler, hatta yeri gelir imrenirler. ancak olayın iç yüzü hiç de öyle değildir...Allah insanı aşırı sosyalin masasında figüran olmaktan esirgesin.
Reklam
Miley Cyrus Soyuldu
Amerikalı ünlü şarkıcı Miley Cyrus'un evi soyuldu.Yetkililer, 21 yaşındaki şarkıcının San Fernando Valley'deki evine giren biri kadın iki hırsızın çok sayıda mücevher ve Maserati marka lüks bir otomobili çalarak kayıplara karıştığını açıkladı. Olay sırasında evde kimsenin bulunmadığı belirtildi. Geçen ay Cyrus ile tanışmaya çalışırken polis tarafından gözaltına alınan bir hayranı için yasaklama emri çıkarılmıştı. CNN Türk
Reklam
'Cumhurbaşkanlığı Gibi Şerefli Makama Aday Olmayı İsterim'
Yerel seçimlerde CHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı gösterdiği ancak seçilemeyen ve şimdi ismi Cumhurbaşkanlığı için geçen, kendisini “40 yıllık ülkücüyüm” diye tanımlayan eski MHP’li Mansur Yavaş , “Cumhurbaşkanlığı olabilecek en şerefli makamdır. Benim adımın geçmesi bile beni son derece mutlu eder, çoluğunuza çocuğunuza bırakabileceğiniz bir mirastır. Topu topu 10 kişinin adı geçiyor zaten. Bunlardan bir tanesi de Mansur Yavaş ise demek ki doğru bir çizgi izlemişiz” dedi. Hürriyet gazetesinden Cansu Çamlıbel ’e konuşan Mansur Yavaş, cumhurbaşkanlığı adaylığı hakkında konuştu. Çamlıbel’in Yavaş ile yaptığı röportaj şöyle: Yerel seçimlerde CHP’nin Ankara büyükşehir belediye başkanlığı için aday gösterdiği eski MHP’li Mansur Yavaş, kendilerinden çalındığını düşündüğü seçim için hukuki mücadelesini sürdürüyor. Ancak bir yandan da Cumhurbaşkanlığı seçimi için adaylık konusunu gündemine almış. Muhalefetin konuştuğu çatı aday profili için uygun isim olduğuna inanıyor, ancak MHP yönetimi ile kavgalı ayrıldığı için meseleyi ‘Kemal Bey’ üzerinden konuşmayı tercih ediyor. Gezi protestolarının birinci yıldönümünün gölgesinde Mansur Yavaş’ın yeni kariyer hedeflerini konuştuk. Kendi Cumhurbaşkanlığı adaylığının Gezi ile birlikte iyice keskinleşen kutuplaşmada sonun başlangıcını temsil edebileceği gibi bir iddiası var. Yavaş’a göre ‘ideolojiler öldü’ ama o hâlâ bir ülkücü! AYM’nin 8 ay önce verdiği ‘YSK kararlarına karşı AYM’ye başvurulamaz’ kararının sizin Ankara seçimiyle ilgili başvurunuz açısından emsal olduğu söyleniyor. Hükümete yakın medyanın yazdığı gibi ‘tokat gibi bir yanıt’ mı oldu sizin için bu? Ortada cevap falan da yok. Ben nisan ayının başında YSK kararından hemen sonra Anayasa Mahkemesi’ne başvurdum. O günden bugüne olağandışı hiçbir şey yok. YSK’nın idari kararlarının aleyhine başvuru yapamazsınız, bu kesin. Ancak zaten bireysel başvurunun kaynağı yargıyla ilgili kararlar içindir. Yargının olduğu her yerde AYM’ye ‘Adil yargılanmadım’ diye gidebilirsiniz. Şubat ayında AYM, Mersin’den gelen bir kararı inceledi. Sonuçta reddetti ama esasına girdi. Dolayısıyla bizim bu kararımız incelenecek. AYM kabul eder etmez ayrı mesele. Ama daha esasa girmesini engellemek için baskı yapmaya başladılar. Bu kadar baskı yapılınca da açıkçası ürküyoruz. Adalet Bakanı kendini bütün mahkemelere emir veren bir yetkide mi görüyor acaba? Davanın sonucunu bekleyeceksiniz, hukuk budur. Gerçekten seçim sonucunu değiştirecek bir sonuç çıkabileceğine inanıyor musunuz? Benim hukuka güvenmekten başka yapabileceğim hiçbir şeyim yok. 90 yaşında benim için oy kullanan teyzeler, amcalar oldu. Hayatında ilk defa oy kullanan birçok genç var. Seçim kazanılır, kaybedilir. Bir oyla da kaybetseniz sonucuna katlanacaksınız. Ama iradenin sandığa yansıması çok önemli. Sandıktaki irade çalınıyorsa buna demokrasi falan denmez. Ben bunun peşindeyim. Bana güvenip oy veren insanların oyunun yerini bulmasının peşindeyim. Bir yandan Ankara için hukuk mücadelesine devam ediyorsunuz, bir yandan da “Ankara sevdası biterse Türkiye sevdası başlar” diyorsunuz. Bu söz kariyer yolculuğunuzda ne anlama geliyor? Ankara seçiminde biz belli bir görevi ifa ettik. Ben siyasi görüşü belli bir insanım. Nasıl tanımlıyorsunuz siyasi görüşünüzü? Ben ülkücüyüm. 40 yıla yakın bir zaman Milliyetçi Hareket Partisi’nde siyaset yapmışız. İyi bir belediye başkanı olduğuma inanıyorum. Bu yönümle öne çıktığım için Ak Parti dahil, Saadet, BBP, bütün partiler bana Ankara’da belediye başkanlığı teklif etti. Sonuçta CHP’den aday oldum. İlk bakışta ülkücü birisiyle CHP zıt kutuplar olarak görülüyor. Ama öyle doğal bir koalisyon ortaya çıktı ki CHP’lilerin yüzde 97’si oy verdi. Ülkücülerin yüzde 11’i bana oy vermiş, AK Partililerden de 3-4 puan geldiğini görüyoruz. Siz sandıkta yenemediğinizi masada yeniyorsanız bunun bir mücadelesini yapmak lazım Türkiye için. Türkiye’deki artık neredeyse kan davası haline gelen bu kutuplaşmanın üzerine bir şey yapılması lazım. İnsanlar artık kavgadan yoruldular. Kutuplaşmanın önüne nasıl geçebilirsiniz? Siyasete atılırsınız, yanlışlıkları düzetirsiniz. MHP’den de oy aldım diyorsunuz ama MHP yönetimi ile olumlu bir şekilde yolları ayırmadınız değil mi? Problem değil ki. Ulusal siyaset hedefiniz olacaksa, MHP ile yola devam etme gibi bir gündeminiz olur mu bu saatten sonra? Şu anda MHP, CHP ya da AK Parti ile siyaset diye bir şey söyleyecek durumda değilim. AYM kararını vermeden bir şey söyleyemem. O ortadan kalkmadan alternatif düşünmem zor. Önümüzde sadece Cumhurbaşkanlığı seçimi var, başka bir şey yok ki. Bunu söylediğinize göre cumhurbaşkanı adaylığını istiyorsunuz demek ki. İstemez miyim. Sonuçta Cumhurbaşkanlığı olabilecek en şerefli makamdır. Benim adımın geçmesi bile beni son derece mutlu eder, çoluğunuza çocuğunuza bırakabileceğiniz bir mirastır. Topu topu 10 kişinin adı geçiyor zaten. Bunlardan bir tanesi de Mansur Yavaş ise demek ki doğru bir çizgi izlemişiz. Neden sizi aday göstersinler? Hangi konuda iddialısınız? Türkiye’de çok ötekileştirici ve ayrıştırıcı bir iktidar var. İnsanlarımız kendilerini Soma’da tekmelenen madenci gibi hissediyor. Benim adaylığım bu gerginliğe ve kutuplaşmaya son vermenin başlangıcını sembolize edecek. Türkiye’yi temel değerlerimiz üzerinden birleştirmek istiyorum. Kamuoyunda konuşulmasının ötesinde CHP yönetimiyle bu konuda bir temasınız oldu mu? Gidip de “Ben aday olmayı düşünüyorum, siz ne düşünüyorsunuz” gibi bir temasım olmadı. Yüzerken 10 dalda birden yüzemezsiniz, ya sırtüstü ya başka şey yüzeceksiniz. AYM kararı inşallah yakın zamanda sonuçlanır, ondan sonra rotamızı çizeriz. Eğer AYM olumsuz karar verirse hemen arkadaşlarımızla toplanıp, ne yapacağımıza bakarız. Eğer AYM’den olumsuz sonuç çıkarsa aday olma yönünde kendiniz bir irade ortaya koyar mısınız CHP içinde? Şu anda CHP’ye üye olduğum için Kemal Bey’le görüşürüm. Ama ondan sonrasını açıkçası ben liderlerle görüşmek yerine tabanla, halkla görüşmeyi tercih ederim. Zaten halkta böyle bir talep varsa buna kimse direnemeyecektir. “Cumhurbaşkanlığını kim istemez ki” dediniz. Ama bir yandan da Tayyip Erdoğan –ki aday olma ihtimali yüksek görünüyor... Evet yüksek ihtimal. Tayyip Erdoğan gibi güçlü bir isme karşı aday çıkmayı düşünebilmek de ciddi cesaret istiyor. Cesareti olmayan zaten baştan bunları söylemez. Tabii ki eğer ben aday olursam hem kendime hem ekibime hem de vatandaşa güvenerek yola çıkarım. Biz de 40 yıldır kendi çapımızda siyaset yapan insanlarız. Yerel seçimlerde muhalif seçmenin tercihlerinde Tayyip Erdoğan karşıtlığının önemli rol oynadığı yönünde analizler çok yapıldı. 30 Mart’ta seçmeni olmasalar da AK Parti’ye karşı en güçlü partiye oy verenler olduğunu biliyoruz. Size Cumhurbaşkanlığı adaylığını düşündürten bu durum mu? Bakın, benim Ankara adaylığım ne anti-Erdoğan ne de anti-Gökçek şeklinde oldu. Biz rakiplerimizi kötülemek yerine yanlışları ortaya koyup doğrusu için önerilerle ortaya çıktık. Şimdi yine benim adaylığım söz konusu olursa Ankara’da hedeflediğimiz gibi hedefimiz yine bütün seçmenlere “Hangi görüşten olursa olsun” dedirtmek olur. Ortaya çıkacak cumhurbaşkanı adayı hem AK Partililerin hem CHP’lilerin hem MHP’lilerin hem de BDP’lilerin “İşte bizi temsil edecek cumhurbaşkanı bu” diyecekleri bir kişi olmalı. Herkese aynı mesafede olmalı. Seçildikten sonra herkese illa ki aynı mesafede davranmalı ama o kişi de köken itibarıyla bir yere ait olacak. İdeolojiler öldü mü? İdeolojiler öldü. İdeolojileri artık herkes kendi hayat tarzına göre tanımlamaya başladı. Bugün 10 kişiye “Sosyal demokrat kimdir” diye sorsanız 10 ayrı tarif duyacaksınız. Veya liberalliği ya da Türk milliyetçiliğini de herkes kendine göre tarif ediyor. Ülkücülüğü de... Sizin ülkücülük tarifiniz nedir mesela? Türkiye’nin bütün vatandaşlarını, taşını toprağını, böceğini, Laz’ını, Kürt’ünü sevmeyen bir insan milliyetçi olamaz. Tabii alıştığımız ülkücü profili bu değil. İşte diyorum herkesin anladığı bir şey var. Milliyetçilik birleştiriciliktir. Bu anlamda pek çok kimse benim tarifime uyabilir. Ya da ben başkasının sosyal demokrat ya da devrimci tarifine uyuyor olabilirim. Ülkesindeki her insanı sevmeyenden politikacı bile olmaz. Ayrıma, kine, nefrete benim kitabımda yer yok. Sokağa çıktığım zaman tek başıma yürüyebilmeliyim. Biz seçimde hep şunu söyledik; artık sağ sol yok. Bu kavramlar iç içe geçmiştir. Dürüst olanla olmayanın, hesap verebilir olanla olmayanın mücadelesidir dedik. Peki CHP’yi nasıl tarif ediyorsunuz? CHP’de çeşitli görüşler var. Sayın Genel Başkan bunları bir zenginlik olarak görüyor. Ben bu zenginlik konusunda tereddütteyim açıkçası. Genel Başkan tercihini koyup “Sosyal demokrat parti şöyle olur” dese daha iyi olacağını düşünüyorum. Ama Türkiye partisi olması gerekir. Bugün Türkiye partisi değil o zaman, öyle mi? Şu an aldığı oy oranına bakarsanız bir sıkıntı olduğu ortada. Ama Kemal Bey’in herkesi kucaklamak konusunda çok büyük bir gayreti var. Öyle olmasa beni partiye davet etmezdi. Siz kendinizi gerçekten artık CHP’li hissediyor musunuz? Ben CHP’nin bir üyesiyim. İnsanların siyasi görüşleri bir günde değişmez. Kendinizi her şeyden önce ülkücü olarak tanımladınız. O tür bir aidiyet CHP için yok anladığım kadarıyla. Kavramları birbirine karıştırmamak lazım. Siyasi parti mensubiyeti ile dünya görüşü mensubiyeti ayrı şeyler. AK Parti’nin içinde birçok ülkücü de var, sosyal demokrat da var. Ben de bir ülkücü olarak CHP’nin içindeyim. AK Parti içinde olunca bir zenginlik olup da CHP içinde olunca sadece bir farklılık olarak bakmamak lazım. Hem “ülkücüyüm” diyorsunuz hem de “Aday olursam BDP’ye de hitap etmek isterim” diyorsunuz. Nasıl olacak? MHP Genel Başkanı da bir BDP’liye elini uzatıp, yanıma otur diyebildiğine göre, biz bütün insanlarımızı kucaklamak zorundayız. Bizim kimseyle kavgamız gürültümüz yok. Onlar da bu ülkenin insanı. Şu anda farklı düşünüyor olabilirler. 40 yıl önce ben de farklı düşünüyordum. BDP’lilerin ilanihaye ayrılıkçılıktan yana olduğunu mu düşünmemiz gerekiyor? Ya da bunlar ayrılıkçı düşünüyor, bu ülkeden gitsin mi dememiz gerek? Öyle değil. Zaten onların bugünkü söyleminde ayrılıkçılık da yok. Şöyle de olabilir; adam önce ayrılıkçı olarak tanımlar kendini, bir müddet sonra bu fikrinin yanlış olduğunu düşünebilir. Bakın ne diyorum ben size; 40 yıl önce elini sıkmayacağımız insanlarla biz bugün aynı kulvarda yol aldık. Demek ki insanların fikirleri değişebiliyor. Bizim bütün insanlarımızı kendi görüşüyle kabul etmek zorundayız. BDP’li ile de ortak akılla ortak noktayı bulacağız. Her zaman bulmak da şart değil demokraside. Önemli olan uzlaşma kültürü. Ben prensip olarak değerler üzerinden siyaset yapılmasını son derece yanlış buluyorum. Şöyle bir algı var; iktidar Öcalan’ın ev hapsi ya da başka adımları Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kürtlerin desteğini almak için pazarlık kozu olarak kullanabilir. Sizin Kürt seçmeni çekmek için bir öneriniz var mı? Uzlaşının elbette herkesle aranması lazım ama buna pazarlık denmesi yanlış. Bunun bir defa şeffaf olması lazım. Pazarlık dediğiniz şeyin kamuoyu tarafından bilinmesi lazım. Siz de mesela gerçekten acaba Öcalan’a ev hapsi sözü verildi mi bilmiyorsunuz. Bu şeffaflık gerek. Görüşmelere neden muhalefeti davet etmiyorsunuz? Ya da Cumhurbaşkanı bu konuda ön almıyor? İktidarı ve muhalefeti bir araya toplayacak olan cumhurbaşkanıdır. Türkiye’de kim kandan zevk alabilir Allah aşkına? Hiç kimse kandan beslenmez Türkiye’de, evladının burnunun kanamasını da istemez. Cumhurbaşkanlığı değilse bile ola ki ulusal siyasette önemli konumlara geldiniz. İte kalka da olsa yürüyen barış sürecini tamamen sıfırlar mısınız? Yoksa bunun içinde kazanılmış olarak göreceğiniz boyutlar da var mı? Bu sürece herkesi katarım açıkçası. Muhalefetin itirazlarını da katarım. Var olanı yıkmak yerine var olana herkesi katarım. Bilsin herkes. Yoksa birilerinden bir şey kaçırıyormuşum gibi hissederim. Ortak akılla biz bu ülkeyi yöneteceğiz. Hükümet geçen sene de, bu sene de Gezi’yi ‘marjinal gruplar’ üzerinden tanımladı ve düşman ilan etti. Sizce bu boyut iddia edildiği kadar baskın mı? Bir yerde bir kalabalık görünce önce seyyar satıcılar yaklaşır ‘ne oluyor’ diye, arkasından da istifade etmek isteyen yasadışı örgütler gelir. Bu dünyanın her yerinde böyledir, bunlar olacak. Ama siz oradaki öfkenin nereden kaynaklandığını görmek zorundasınız. Bunu okuyamadılar. Cumhurbaşkanı ‘Ben halkımla gurur duyuyorum’ dedi. Başbakan Yardımcısı ‘Onları anlamaya çalışıyoruz’ dedi. Yani bu konuda asıl çatlak hükümette gidiyor. Okuyamadılar, olayların büyümesine neden oldular. Ama hâlâ geç kalınmış değil, bir araya gelinip oturup uzlaşılabilir. Gezi acıların yaşandığı bir yer olmaktan çıkarılıp, güzel anılarla hatırlanacak bir şey haline getirilebilir. Devlet vatandaşını hasım olarak göremez. Devlet herkesle uzlaşmalı derken siz de geçmişte eleştirdiğiniz Yaşar Kemal, Yılmaz Güney gibi isimlerle uzlaştınız mı kişisel dünyanızda? Uzlaştık sayılmaz. O gün öyle konuştuk. ‘Dün dündür, bugün bugündür’ diyecek konumda değiliz. O günün şartları benim öyle konuşmama neden olmuştu. Ama bugün bakıyorum, yaşımızın da verdiği olgunlukla o zaman için kendimize rakip veya düşman gördüğümüz insanların pek çok hayranı var. Böyle bakmak lazım. Sizin de hayranlık duyduğunuz tarafları var mı? Ben hayranlık duyulacak tarafları hatırlamıyorum ama ona hayranlık duyan insanlara saygı duymak lazım. Bakın, o kaseti ben bulmak istiyorum ama bulamıyorum. Montaj demiyorum ama kesmişler. Başı nasıl geldi, sonu nasıl geldi belli değil. Bu benim sözlerimi hafifletmez, ona da bir şey söylemiyorum. O günlerin gazetelerini taradım. Akın Birdal’a suikast olmuş, bütün gazeteler ‘Ülkücü çeteler fail’ diye yazmış. Belki o çete bahsi içinde Yılmaz Güney lafı açılmıştır. Hatırlamıyorum bile. Tartışmalı bir diğer demeciniz de 1994 yılında ‘Nataşa’ meselesi üzerine. Bir kadın olarak söyleminizi çok rahatsız edici bulanlar arasındayım. O da ayrı. Bir mitingde olan bir konuşma. O dönemde Nataşa denen Rusya’dan gelenler Türk toplumunda artık ailelerin yıkılmasına sebep oluyordu. Bilmiyorum kaç doğumlusunuz, yaşınız hatırlamaya yetiyor mu, öyleydi o zaman. Bu ayrımcı bir dil değil mi? Hayır hayır, ben tekrar ediyorum, o sözlerimi hatırlıyorum; ‘Biz yıllarca bu ülkenin komünist olmaması için çalıştık, bu rejimin kötü bir rejim olduğunu söyledik. Komünizm yıkıldıktan sonra ortaya çıktı ki bu rejim açlık, sefalet ve fuhuş ortaya çıkardı. O kadar çok Nataşa geldi ki biz kendi annelerimizin, bacılarımızın Nataşa olmasını önledik.’ Cümle milimi milimine budur. Kaseti var. Bugün de arkasında mısınız o sözlerin? O, o zamanki mücadeleydi. Şimdi böyle bir Nataşa durumu yok. Ama o dönemde ortaya çıktı, komünizm fuhuş doğurmuş. Şimdi bunları söylüyorsunuz, cumhurbaşkanı adayı olursanız yarın gidip komünistlerden oy mu isteyeceksiniz bir de? O ayrı bir şey. Şimdi oradaki sistemle, ‘Ben komünistim’ diyen arasında dağlar kadar fark var. Komünizm idaresi fuhuşu doğurmuştur diyorum, komünistler fuhuşçudur demiyorum ki. Dün ben iki tane komünistle yemek yedim yahu. Ciddi söylüyorum. Onların da oyuna talipsiniz yani? Herkesinkine talibim, niye olmayayım? Sandıktan çıkarken kimin oyu olduğu yazmıyor. Ama 1994’ü hatırlamanız lazım. Şu acı bir şey; o günlerde oradan gelenlerin hepsinin fuhuşa gelmesi tesadüf müdür? Doktor, mühendis fuhuşa geliyor. Ama bakın şimdi yok o kadar. Sizi aday gösterirlerse kampanyanıza ‘Benim yüzde 57’m olabilir’ gibi bir yerden mi başlarsınız? Yüzde 57’m olabilir diye değil, yüzde 100’ün nasıl cumhurbaşkanı olabilirim. Ben bunun hesabını yaparım. Propagandamı bunun üzerine yaparım. Cumhurbaşkanı olursam da çıkıp şuradan tek başıma yürüyebilmeliyim. Vatandaşından korunan bir dünya benim literatürümde yok. Yerel seçimlerde yolsuzluk iddialarına rağmen oy verdiği partinin arkasında kilitlenen bir muhafazakâr camia gördük. Oradan oy alma iddiasında olan bir siyasetçi olarak bu durumu nasıl okuyorsunuz? O camia belki gidecek yer bulamıyor. Bir yandan Tayyip Erdoğan’a âşık yüzde 40’lar ortaya çıkarken, bir yandan da ondan nefret eden yüzde 40’lar ortaya çıkıyorsa zaten asıl tehlike burada. Ne birileri âşık olacak kadar tasvip etmeli ne de diğerleri nefret etmeli. İş taraftarlığa, fanatikliğe gidiyor demek ki. Siyaset uğruna bu tür fanatizmi doğru bulmuyorum. Benim için kimsenin burnu kanamasın. Ben yanlış yaparsam eğrimi düzeltsinler, doğru yaparsam da duacı olsunlar. DIŞ POLİTİKA Dünyada gelişmiş ülke çok fazla ama medeniyetin ölçüsü olarak Amerika ya da Japonya alınmıyor, Avrupa alınıyor. Türk insanının da o standarda (Avrupa Birliği) ulaşması bizim en büyük amacımız olur. Bunu yaparken tabii, benim de bir takım endişelerim var. Mesela yerel özelliklerimizi ve değerlerimizi asla kaybetmememiz lazım. Bizim en ateşli gençlik dönemimizde hep dış politikaya yönelik eleştiriler vardı ‘şöyle olsun, böyle olsun’ diye. Dış politikada ‘Hep monşerler idare ediyor’ gibi bir söylem vardı. Bakıyorum biz emsal insanlar iktidara geldikleri zaman bunu fiiliyata dökmeye kalkıştılar. Kendi fantezilerini, hayallerini icraata koymaya çalıştılar. 70-80 yıllık, hatta Osmanlı döneminden gelen bir hariciye politikasını bir kenara bıraktık. ‘Şimdiye kadarkiler hiçbir şey yapmadı’ havasına girdik. Peki sonuç ne oldu? Hemen hemen sıfır komşuya geldik. 1915 olaylarıyla ilgili taziye mesajının beni rahatsız eden tarafı Türkiye’nin hep veren taraf olması. Ermeniler ne yaptı peki? Bu husumeti ortadan kaldırmak için bir tek hamlelerini gördünüz mü? Türkiye’de Ermenilerin mağdur olduğunu, sürülüp gitmelerini kabul ediyorsanız, sürülme sebeplerini de görmeniz lazım. bir sürü katliamlar oldu, hâlâ mezarlar açılıyor. Acı karşılıklı.T24
iPhone Kullanıyorsan Bugün Her Şey Değişecek!
Apple WWDC 2014 etkinliğinde iPhone, iPad ve Mac kullanıcılarının hayatını değiştirecek yeniliklerini açıklayacak.Apple CEO'su TSİ'yle 19.00'da San Francisco'daki Moscone Merkezi'nde yapılacak Uluslararası Geliştiriciler 2014 Konferansı'nda tüm cihazları için yeni jenerasyon yazılımları tanıtacak. iPad ve iPhone için iOS 8, Mac için OS X 10.10 sıradışı özellikleriyle ilk kez kamuoyuna duyurulacak. Özellikle OS X 10.10'la masaüstü bilgisayar deneyiminin baştan aşağı değişeceği konuşuluyor. Ancak değişimin ne olacağı konusunda ipucu verilmiyor. iOS 8 Kullanıcıların asıl merakla beklediği yazılım ise iOS 8. Şimdilik sadece banner'ı ortada. Apple'ın iOS 8 ile birlikte ses getiren değişikliklerden ziyade tasarımda bazı yeniliklere imza atması bekleniyor. Asıl dikkat çeken nokta iOS 8 ile gelen yazılımlar olacak. Bunlar arasında sensörlerden toplanan yaşam takip bilgilerini analiz edebilen Healthbook ve iWatch yardımcı uygulaması Watch Utility bulunuyor. iOS 7'yle zaten birçok şeyi değiştiren Apple'ın iOS 8'le mobil dünyada oyunun kurallarının yeniden yazacağı konuşuluyor.iPad'de bölünebilir ekran Windows ve Android kullanan bazı cihazların aynı anda ekranı ikiye bölerek iki uygulamayı birden çalıştırma özelliğinin iPad'lere de geldiğinin bu konferansta duyurulması da olacak. Siri geliştirildi Apple'ın efsaneleşen ses asistanı uygulaması Siri'ye de yeni eklemeler yapılacak.CNN TÜRK
Neymar'dan Kaleci Beyni Yakan Penaltı Vuruşu
Dünya Kupası'na ev sahipliği yapacak olan Brezilya hazırlıklarına tüm hızıyla devam ediyor. Bu turnuvada seyircisi önünde zafere uzanmak isteyen Sambacılarda takımın yıldızı Neymar antrenmanlardaki şovları ile büyülüyor.Penaltı çalışması sırasında ilginç bir vuruşla arkadaşını mağlup eden Neymar ne kadar formda olduğunu gösterdi.
Reklam
Reklam
'Kendimi Sözlerle Daha İyi İfade Edebilseydim Sinemaya Bulaşmazdım'
“Kış Uykusu” filmiyle 67. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazanan yönetmen Nuri Bilge Ceylan , “Kendimi ifade etmek konusunda görüntüler yerine sözlerde daha becerikli olduğumu düşünseydim hiç sinemaya bulaşmazdım. Çünkü yalnızlığı seven bir insanım. Bir romancının yalnızlığını, bir tiyatro yazarının yalnızlığını hep kıskanmışımdır. Ama bu konuda çok yetenekli, becerikli değilim, sözleri kullanmak konusunda” dedi. Star gazetesinden Alin Taşçıyan ’a konuşan Nuri Bilge Ceylan’ın sözleri şöyle: “Kasaba filminde çok uzun diyaloglu bir bölüm vardır, çok iyi beceremediğimiz bir bölüm. O sahneyi yaşatamamış olmak beni çok korkuttu o zaman. O yüzden bir süre diyalogdan kaçmış olabilirim, ben beceremiyorum bu işi, diye. Ama o sahneyi çekememiş olmak bana sinemada çok şey öğretti. Bunun nedenleri üzerine çok düşünmek ve araştırmak zorunda kaldım. Hayattaki gerçek diyalogları gizli gizli kaydettim. Onların yapısını inceledim diyaloğu oluşturan şey nedir diye… Diyaloğun doğallığına çok takmıştım o zamanlar. Birçok yönetmen için de bir meseleydi o zamanlar… Tam da geldiğim bu noktada diyalogda doğallık o kadar da önemli görünmemeye başladı bana… Nedense… ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ da çok uğraştım o işle, biraz daha fazla diyalog vardı ve onların birbirinden çok farklı kasabalı karakterlerin ağzına oturtturulması gerekiyordu. Onda da Çehov’dan yararlandık, en az bu filmdeki (Kış Uykusu) kadar. ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’dan sonra bu filmde, o filme ait daha farklı bir dünya yaratma özgürlüğünü zannediyorum olsun istedim biraz. Tıpkı bir romancının daha özgür hissetmesi gibi diyalog konusunda. Sinemada da sırıtmayacak bir hale getirilebilir mi diye… Çünkü bana diyaloglar da çok keyif verir zaman zaman bir Çehov oyununda olsun ya da bir Dostoyevski romanında, Shakespeare oyununda falan… Bazen bir şeylerden sıkılıyorsunuz, bir şeyler deniyorsunuz.Girmediğiniz bölgeler, hala anlatmak istediğiniz, sizin için çok önemli, başat olan şeyler barındırıyor. Girmek istiyorsunuz, sırasını bekliyor bir şekilde”.   Amatörlerden profesyonel oyunculara… Amatör oyuncuyla da, profesyonel oyuncuyla da çalıştım. İkisinin de özelliklerini biliyorum. Amatör oyuncuyla çalışıyorsanız çok doğal, çok sahici şeyler almanız mümkün. Ama yazdığınız diyalogları kesinlikle değiştirmeniz lazım, her an! Onun yapabileceği, onun ağzına oturabilecek, sürekli yeni şeyler keşfetmek zorundasınız. Ama bu filmde (Kış Uykusu) biz yazdığımız diyalogları aynen istiyorduk. Çok dikkatli yazdık, tek bir kelimenin bile değişmesi, vurgusu bizim için çok önemliydi. O yüzden amatör oyuncu düşünülemezdi. Bir de amatör oyuncu zannedildiği kadar kolay değildir. En beklemediğiniz konularda sorun çıkarır. Çok naz yaparlar, mesela! Bu filmde iki üç tane amatör vardı. Bir hizmetçi karakteri var, otelde. Yani üçüncü çekimi yapmaya kalktığınızda neden, bitmedi mi, niye olmadı, ne gerek var diye soran birisi! Ama bir profesyonelle ellinciyi çekseniz de hala elli birinciyi çekmek için bir iştah görüyorum. O da insanın hoşuna gidiyor doğrusu.   Senaryodan kurguya… Senaryo nehir gibi… Bir nehrin doğuşu gibi oradan buradan bir sürü damla toplanıyor. Bir bakıyorsunuz bir gün yorgun bir ırmak akıyor. Nasıl ortaya çıktığı konusunda fazla bir fikrim yok. Her senaryoda da değişiyor bu, bazısında bir görüntü başlatabilirken bazısında bir konuşma… Eninde sonunda her şey! Daha doğrusu bir sanat yapıtının ortaya çıkması gibi bir kolaj, bir sürü şeyin harmonik, uyumlu biçimde bir araya gelmesi. Ama senaryo yazımı benim için didaktik bir süreç. Senaryo yazımı sırasında insan daha akademik düşünüyor sanki. O yüzden senaryo yazımını sette de kurguda da devam ettirmek gerektiğini düşünüyorum ya da bunu yapabilceğim bir esneklik yaratmaya çalışıyorum. Senaryodan hiçbir zaman emin olmuyorum. Çekimde daha iyi bir şey arıyorum. Kurguda çalışmayabileceği korkusu beni çekimde başka alternatiflere yöneltiyor. Çünkü insan psikolojisi o kadar tahmin edilmez ve bilinmez bir şey ki kurguda neyin çalışacağına emin olmak gerçekten çok zor. Muhakkak hepimiz birer maskeyle yaşıyoruz; toplumsal hayatta bu maskenin nasıl kendi duygusunu gizlemek, başkalarını kandırmak ve bir sürü şey için ne şekiller alacağını bilmek, bütün o detaylar insanın senaryo aşamasında tümüyle hakim olabileceği bir konu değil. Hiç aklınıza gelmeyecek bir yüz ifadesini başka bir şeyle çarpıştırdığınızda duygusal olarak, etkisel olarak, ‘İşte bu insan doğasına daha uygun,’ diyorsunuz mesela. Hiç düşünmediğiniz bir şey! Bu yüzden kurguya biraz fazla malzemeyle girmek gerektiğini düşünüyorum. O yüzden son filmde bayağı bir malzeme çektik, 200 saatlik çekim var.   Görüntülerden stile… Kendimi ifade etmek konusunda görüntüler yerine sözlerde daha becerikli olduğumu düşünseydim hiç sinemaya bulaşmazdım. Çünkü yalnızlığı seven bir insanım. Bir romancının yalnızlığını, bir tiyatro yazarının yalnızlığını hep kıskanmışımdır. Ama bu konuda çok yetenekli, becerikli değilim, sözleri kullanmak konusunda. Görüntülerde de reflekslerim daha gelişmiş. Daha doğrusu film yaparken görüntü konusundaki kararları çok daha net veriyorum. Uzun düşünceler harcamama gerek olmuyor. O yüzden fotoğraf, sinema gibi sanatlara zorunlu oldum. Hatta doğama çok daha aykırı bir üretim süreci var sinemanın. Pek çok insanla cebelleşmek zorundasınız, bittikten sonra bile! Fakat onları nasıl yaptığımı da bilmiyorum ayrıca, görüntü konusunda gerçekten hiçbir stratejim yok. Ben senaryoda da şuradan çekerim, buradan çekerim diye çok düşünmem. Hele bunca filmden sonra! Çok rahat sete giderim nereden çekeceğimi bilmeden. O teknik elemanlar, odanın şekli falan hemen nasıl çekeceğim konusunda kafamda şekillenir. Çok çeşitleme yapmam, kamerayı oraya koy, buraya koy gibi bir çeşitleme değil de oyuncuların oyunlarında, söyledikleri sözlerde bir çeşitleme yaparım. Tekrarla oluşan şeyler, anlatabileceğim, analitik biçimde ele alabileceğim konular değil. Ama stil konusu benim için çok önemli. Bir filmin anlatım şekli, neredeye içerikten daha önemlidir. Çünkü hayatımızda bile bir insan size bir şey söyler, dinlemezsiniz, ikna olmazsınız ya da çok şey ilgilenmezsiniz. Ama başka biri başka bir şekilde söyler başka bir ilgi uyandırır. Söyleyiş şekli çok önemlidir, her şeyde! Dolayısıyla bir insanı belli bir dünyaya sokmak için bir yol bulmak zorundasınızdır. Bu yolu sürekli araştırırız, insanlar üzerinde daha etkili olmak isteriz, söylediklerimiz dinlensin isteriz. Bunu hayatta nasıl arıyorsak, sinemacı da söyleyeceği yolu bulma, stil konusunda kafa yormak zorundadır. Bu konu en çok dikkat ettiğim şeydir, ama içsel bir süreç. Dikkat ederim ama kendiliğinden olan bir şey. İzah etmem biraz zor ama böyle bir şey. En önemli şey benim için, özellikle kurguda çok dikkat ederim. Bir yönetmenin eninde sonunda bir filmde hesabını veremeyeceği bir tek karenin olmaması gerektiğini düşünüyorum. En küçük ayrıntının da hesabını verebilirim. Kurguya zaman çok ayırırım. Beni utandırmamalı sonradan çünkü ufacık bir şeye dikkat etmezseniz o yirmi yıl sonra bile gözünüze batmaya devam eder.  Denemelerden ustalığa… Kendi en sevdiğim yönetmenlere baktığımda çok da denemeci tipler olduğunu düşünmüyorum. Mesela Ozu denemeci bir insan değildir. Hep aynı filmi çekerdi, ama sadece git gide daha sofistike bir hale getirdi. Sanki bir Çinli ressam elemanları git gide daha azaltır gibi. Son filmleri iyice rafinedir. Keza Bresson öyledir, nitelikleri son filmlerinde ortaya çıkmaya başladı. Cesaret tek başına saygı duyulacak bir şey değil bana göre. Nereye gittiğine bakmak lazım. Sonuçta aptal cesareti diye de bir şey var. Sofistikeleşmeye başladığı zaman bir sinema içten gelen bir yere doğru gitmeye başladığını görüyorsunuz.  Korkulardan cesarete İçten baktığım zaman kendimi çok cesur görmüyorum, tam tersine çok korkak görüyorum. Onu da söylemem lazım. Sinema bir anlamda da korkuyla yapılan bir şey. Attığım her adım korkularla ve endişelerle de yaratılıyor. Daha sonra birisi cesaret diye de nitelendirmiş olabilir ama aslında süreç öyle işlemiyor. Sinema cesaretle yapılan bir şey değil bence, tam tersine sorular, korkular, kaygılar, zayıflık, yalnızlıkla yapılır. Bir sanatçının yalnızlık hissettiği için üretim yaptığını düşünüyorum. Benim için de en büyük meselelerden biri o. O korkunç yalnızlıktan kurtulmak için biraz… Bazen… Bunlar derin konular… Nefretten sevgiye… Ben gıcık olma potansiyeli yüksek karakterlerle uğraşmayı tabii ki seviyorum. Anlamaya çalıştığım karakterler de onlar. Gıcık olma kapasitemizin ardında kendimizi koruma güdüsü bazen yatar. Mesela alaycı birine gıcık oluruz ama ondan korkarız da. Gıcık olduğumuz karakterlere gıcık olmakla hayran olmak arasında ince bir çizgi var. Bir lafla, bir tek şeyle öbürüne bir anda dönüşebilir. Sinema yazarlığının anlamı da belki burada, bir şey hep göründüğü gibi değildir. Anlamı birden değişebilir. Sanat eserleriyle ilişkide ben katalizörlerin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İyi bir sinema yazarının da böyle bir katalizör olabileceğini düşünüyorum. Ben kendi tarihimden biliyorum. Hem insanlarla hem sinemayla ilişkimde. Bugün en hayran olduğum insanlar önce en gıcık olduklarım aslında! İlk görüşte sevdiğin bir insanı uzun süre sevemezsin. Kısa vadeli olur. Filmde de öyle olur. İlk gördüğümde yarıda çıktıklarım sonradan hayatımın en önemli filmleri haline gelmiştir. Ya da yıllarca sinir olduğum bir insan ilişkinin bir anda yön değiştirmesiyle en yakın dostlarımdan biri olmuştur. Öyledir hayat, sürekli kendimizi koruyarak, kollayarak sağ kalmaya çalışıyoruz aynı geminin içinde. Tehlikeli bulduğumuz insanları, belli bir formülasyonla hayatımızdan uzak tutmaya çalışıyoruz, kafamızın içinde. Ben ilginç bulduğum karakterleri filme koymaya çalışıyorum, sevgi duymuyorum onlara, sevgi duymam gerekmiyor daha doğrusu.” T24
Gazi Mahallesinde Çatışma: 1 Ölü 4 Yaralı
İstanbul Sultangazi’de iki grup arasında çıkan silahlı çatışmada bir kişinin hayatını kaybetti. DHA’dan Uzay Kesmen’in haberine göre olay, saat 19.00 sıralarında Sultangazi Yunus Emre Mahallesi 1398. Sokak’ta meydana geldi. İddiaya göre, kimliği belirlenemeyen bir grup kişi, aralarında daha önceden husumet bulunan Ercan Ateş ‘e sokak üzerinde ateş açtı. Birden fazla tabanca ve uzun namlulu silahların kullanıldığı çatışmada, Ercan Ateş de silahına davranarak gruba karşılık verdi. Uzun süre devam eden çatışma sonucunda Ercan Ateş başına isabet eden kurşunla olay yerinde yaşamını yitirdi. Yakındaki bir büfenin önünde oturan Cengiz Kavak, Eyüp Torun ve kimliği henüz belirlenemeyen 18 yaşındaki bir kişi de seken kurşunların isabet etmesi sonucu çeşitli yerlerinden yaralandı. Çatışmanın ardından, saldırganlar olay yeri yakınına bıraktıkları otomobillere binerek kaçtı. Vatandaşların ihbarı üzerine mahalleye çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Olay Yeri İnceleme ekipleri, çatışmanın meydana geldiği 1398 Sokak’ta ve cadde üzerinde inceleme yaptı. Ercan Ateş’in cesedi de, yapılan incelemenin ardından otopsi için İstanbul Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Bölgede öğle saatlerinde PKK Lideri Abdullah Öcalan ‘a özgürlük talebiyle açılan imza standına bir grup silah ve satırlarla saldırmış ve dört kişi yaralanmıştı. BDP Gaziosmanpaşa İlçe Eş Başkanı Yaşar Arat, Mehmet Karadağ ile SYKP üyesi Cavit Umut taburcu edilirken, saldırıda ağır yaralanan Ömer Delibaş ‘ın tedavisi ise sürüyor.diken.com.tr
HES, Cenneti Çöle Çevirdi
ERZURUM’un Olur İlçesi’ne bağlı Oltu Çayı üzerinde yapımı devam eden Ayvalı Barajı HES inşaatı nedeniyle önceleri cennet gibi doğaya sahip Çukurbağlar Mahallesi, çöle döndü. Deniz seviyesinden 600 metre yükseklikte Karadeniz iklimi özellikleri taşıyan ve narenciye ile pamuk dışında tüm meyve sebzenin organik olarak yetiştirildiği Ormanağzı, Çataksu ile Taşlı köyleri arazilerin çok düşük fiyatla kamulaştırılmasına yöre sakinleri tepki gösterdi. Sözleşme bedeli 201 milyon TL olan ve bu yılın sonuna kadar tamamlanacak Ayvalı Barajı ve HES’in, çevrenin doğal yapısının bozulduğunu belirten çevreciler bu durumu eleştirdi. 150 KİLOMETRE UZAKTA Erzurum’a 150 kilometre uzaklıktaki Olur İlçesi’ne bağlı Taşlıköy, Ormanağzı ve Çataksu köyünde yapılan Ayvalı Barajı, köylüleri sıkıntıya düşürdü. Kamulaştırma, baraj ve yol inşaat çalışmalarında sorunla karşılaşan köylüler, hak edilen kamulaştırma bedelinin ödenmemesine tepki gösterdi. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından ’Kafkas Arı Irkının Gen Koruma Alanı’ ilan edildiği, UNESCO tarafından belirlenen ülkemizin ilk ve tek ’Biyosfer Rezerv Alanı’nın Çoruh Vadisi’nde olduğunu vurgulayanlar, şunları söyledi: 3000 DÖNÜM ARAZİ KAMULAŞTIRILACAK 'Bizler şimdiye kadar hep hukukun üstünlüğüne inandık. Ayvalı Barajı yapımı nedeniyle vatandaşlara ait yaklaşık 3000 dönüm arazi kamulaştırılacak. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), 3 Mart 2010 günü bizleri Ayvalı Köyünde topladı, kamulaştırma bedeli olarak da arazinin metrekaresine 5 lira gibi komik rakam teklif etti. İstimlaklardan umduğumuzu bulamadık. İstimlak edilen bir bahçeye önce 1 milyon 600 bin lira değer biçtiler. Bahçede çalışma yapıldı, tahrip edildi. Daha sonra fiyat 800 bin liraya düştü. Atalarımız dedelerimiz burada kan dökmüş. Burada doğduk ve burada ölmek istiyoruz. Köyümüzden çıkmak istemiyoruz.' Çukurbağlar daha önce böyleydi (yukarıda) sonra böyle oldu (aşağıda) Biçilen değerleri çok yetersiz bulan köylülerin dava açmaya başlaması döneminde Olur Adliyesi’nin kapatıldığını, davaların Oltu Adliyesi’nde görülmeye başlandığını anımsatan köylüler, bu süreçte, baraj inşaatı ve yol yapım çalışmalarının hızlı başladığını ve davalar sonuçlanmadan cennet gibi arazinin çöle dönüştürüldüğünü bildirdi. 30-40 kilometre uzaklıktaki benzer arazi, coğrafi ve iklim özelliklerini taşıyan Artvin’in Yusufeli İlçesi’nde yıllar önce yapılan kamulaştırmalarda metrekareye 50-60 lira değer verildiğini anlatan köylüler, 'Ornagik sebze ve meyveciliğin yapıldığı yeşil Ayvalı yöresini 3 yıl içinde tanınmaz hale getirildi. Çevre katliamı yapılan yörede mağduriyetimizin acilen giderilmesini bekliyoruz. Bütün umudumuz, üst mahkemelere kaldı' diye konuştu. Eskiden yemyeşildi... Kadir SABUNCUOĞLU/ERZURUM, (DHA)
Reklam