onedio
Sosyal Medyayı En İyi Kullanan Terör Örgütü: IŞİD
Irak’ta durdurulamayan ilerleyişini sürdüren radikal İslamcı terör örgütü Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) sadece kısa sürede bu denli etkili olmasıyla değil, sosyal medyadaki planlı ve ‘başarılı’ stratejisiyle de dikkat çekiyor. Irak’ın ikinci büyük kenti Musul’u bir günde kolayca ele geçiren ve çevredeki şehirleri de kontrolü altına alarak Şiileri öldürmeyi sürdüren Sünni terör örgütü, sosyal medyayı üç ana başlık altında kullanıyor: Ele geçirdiği yerler hakkında bilgi vermek, örgüte yeni militanların katılımını sağlamak ve düzenlediği saldırılarla, Şiilerin öldürülmesini meşru kılmak. IŞİD, bu ustalığıyla kimi uzmanlarca Twitter’ı en iyi kullanan terör örgütü ilan edildi bile. Ayrıca birçok büyük şirket, sanal alemde daha görünür olabilmek için önemli paralar harcarken, IŞİD sosyal medya stratejisiiyle bir anda internette de ana gündem maddesi olmayı başardı. Özellikle yarattıkları Twitter uygulaması ‘The Dawn of Glad Tidings’ le bunu başaran IŞİD, kullanıcıları adına fotoğraf ve videolu tweet’ler atıp, hashtag kampanyaları yürüttü. Bu sayede uygulamayı kullananların da IŞİD’in sosyal medyadaki birer neferi olması sağlandı. IŞİD’in Musul’u aldığı gün yaklaşık 40 bin tweet atıldı ve bu tweet’ler iki saatte bir gönderilerek spam’lenme tehlikesi yaşamadı. Twitter’dan ‘spam’ yememek için belli bir algoritma ve zamanlama gözetilerek atılan tweet’ler sayesinde IŞİD, neredeyse etkili olduğu her bölgede ‘en çok konuşulanlar’ arasına girdi. The Atlantic’ten J.M. Berger, Musul’un ele geçirildiği gün Twitter’da bir anda “Şimdi Bağdat’a geliyoruz” yazılı fotoğrafların patlamasının ve bir anda aramalarda da en üst sırada çıkmasının bu uygulama sayesinde olduğunu belirtti. Uygulama Twitter tarafından engellenmiş olsa da farklı yöntemlerle hâlâ aktif olarak çalışabiliyor. IŞİD tüm bu bilgi akışının yanında ayrıca etkili bir ‘PR çalışması’ yürüterek yeni destekçiler de kazanıyor. Die Zeit gazetesine konuşan terör uzmanı Yasin Muşarbaş, IŞİD’in tüm bu içerikle sadece Arap ülkelerinden değil Avrupa ve ABD’den de destekçi bulduğunu belirtti. Muşarbaş, asıl hedefin El Kaide gibi ‘kurumsal bir kimlik’ kazanmak olduğunu belirtti. Bu sayede IŞİD, daha önce fotoğraflarını yayımladığı Portekizli, Hollandalı ya da Fransız militanlar da bulabiliyor. Son olarak binlerce hesabı tam anlamıyla tek elden yönetmek IŞİD’e ‘neyin nasıl görülmesini istiyorsa öyle yansıtmak’ gibi bir imkan sağlıyor. Böylece Şiilerin öldürülüp Sünnilerin serbest bırakılması, mezhepçi bir vahşet olarak değil, din ve İslam düşmanlarının etkisiz hale getirilmesi gibi yansıtılabiliyor. Tabii IŞİD cihadçıları da İslamı ayakta tutacak yeni bir güç olarak…Dİken
Akıllı Telefonunuz Yavaşlıyor mu?
Akıllı telefonlarda gerekli sanılarak yüklenen gereksiz uygulamalar, cihazın hafızasını doldurduğu gibi pil ömrünü de kısaltıyor. Bunun önüne geçmek veya etkisini azaltmak ise mümkün. Akıllı telefonların en cazip noktası, hiç şüphesiz, uygulamalarla içeriğin zenginleştirilmesi. Ancak bu uygulamaların bir kısmı gerçekten işe yararken, bir kısmı arka planda çalışarak hem telefonu yavaşlatıyor hem de pil ömrünü düşürüyor. AKILLI TELEFON ALANLAR NE YAPMALI ? Akıllı telefon aldıktan sonra içerisindeki uygulamaları gözden geçirmek oldukça önemli. Üretici firmaların telefona yüklediği bazı uygulamalar, telefonun çalışması için gerekli olmadığı gibi sistemi de normalden çok daha yavaş bir hale getiriyor. Telefon normal işleyişini sürdürürken arka planda ve gizli modda çalışan uygulamalar telefonda ciddi anlamda güç kaybına neden oluyor. Dolayısıyla eğer telefon bu uygulamalardan root (kendi kendini kontrol eden) ile korunmuyorsa farkında olmadan akıllı telefon kullanımında zorluklar yaşanıyor. EN ÇOK YER KAPLAYAN UYGULAMALAR Oyunlar, akıllı telefonlarda en çok yer kaplayan uygulamaların başında geliyor. Çoğu kullanıcı bu oyunlardan bazılarını hiç kullanmamasına rağmen telefonundan da kaldırmıyor. Büyük boyutlu bu oyunları silmek hafızadan ciddi anlamda yer tasarrufu sağlıyor. ANTİVİRÜS YANILGISI En bilinen gereksiz uygulamalardan bir diğeri de antivirüs uygulamaları. Çoğu kullanıcı genellikle Android telefonların özellikle antivirüs uygulamasına ihtiyacı olduğu yanılgısına kapılıyor. Android açık kaynak kodlu Linux tabanlı bir işletim sistemi olduğu için aslında cihazın virüs tanımazlık özelliği bulunuyor ve işletim sistemine virüs bulaşmıyor. KAMERA UYGULAMALARI Oldukça fazla kullanılan ve telefona kurulan kamera uygulamaları da aslında Android telefonlar için gereksiz. Sistemin içinde zaten kamera uygulaması olduğu için telefon farklı farklı kamera uygulamalarına gerek duymuyor. RAM DÜŞMANI LAUNCHER VE WIDGET’LAR Ana ekranı kaplayan bir çok widget ise göze gerekli gibi görünmesine rağmen, aslında olmazsa olmazlar arasında değil. Widgetler, arka planda da çalıştığı gibi RAM’i de dolduruyor ve bataryanın çabuk bitmesine yol açıyor. Telefonun ekranında farklı bir görünüm elde etmek adına launcher, mesajlaşma uygulaması, yada diğer özgün uygulamaları kullanmak oldukça cazip gelebiliyor. Ancak, bu uygulamalar cihazınızın sisteminde zaten yüklenmiş durumda oluyor. Yani kullanıcılar yeniden bu tür uygulamaları yüklediğinde bile isteye cihazı yavaşlatıyor. Bu da hem depolama alanından hem de telefonun mevcut hızından kayıp anlamına geliyor. İŞE YARAMAYAN UYGULAMALARDAN KURTULMAK İÇİN… Android telefonlarda çok da işe yaramayan uygulamaları devre dışı bırakmak için Android 4.0 Ice Cream Sandwich sürümden faydalanmak mümkün. Veya Titanium Backup uygulamasını kullanarak da benzer bir işlem yapılabilir. Böylece söz konusu uygulamalar bir anlamda uykuya alınabiliyor. Ayrıca bu eklentiler ile birlikte söz konusu uygulamaların ikonları uygulama ekranından kalkabiliyor ve göz yorucu bir karmaşadan kurtulmak da mümkün oluyor.teknolojioku
"Hesap Sormak İçin 34 Yıl Beklemeyeceğiz"
Başbakan Erdoğan, 'Kimse Türkiye'den korkmasın, çekinmesin. Tam tersine AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı vardır, bu ihtiyaç bugün artmıştır' dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'Biz gerek Fransa'da, gerekse diğer Avrupa ülkelerinde bu tür konuların (1915 olayları) iç politika malzemesi yapılmasının tehlikesini her fırsatta vurguladık. İç politikada istismarla oy kazanmak uğruna, ırkçılığa, ayrımcılığa, özellikle de İslamofobi'ye kapı aralanmasının Avrupa için, Avrupa değerleri için tehdit oluşturacağını defalarca dile getirdik' dedi.Başbakan Erdoğan, Fransa'nın Lyon kentinde, Avrupalı Türk Demokratlar Birliğinin (UETD) 10. yıl etkinliğindeki Lyon Buluşmasında misafirperverlikleri için Fransa'daki yetkililere ve UETD yöneticilerine teşekkürlerini iletti.UETD'nin etkinlikleri kapsamında Almanya'nın Köln şehrinde 24 Mayıs'ta yaptığı konuşmasını hatırlatan Erdoğan, önceki gün de Viyana'da yaşayan binlerce kişiyle bir araya geldiklerini söyledi.Başbakan Erdoğan, Türkiye ile Fransa'nın diplomatik ilişkilerinin 16. yüzyıla, Kanuni Sultan Süleyman dönemine dayandığını belirterek, Osmanlı cihan devleti ile Fransa'nın birçok alanda işbirliği yaptığını, 400 yıldan fazla bu coğrafyada irtibat halinde olduklarını dile getirdi.Fransa'nın zor zamanlarında Osmanlı'nın Fransa'ya yardıma koştuğunu vurgulayan Erdoğan, 'Osmanlı ile Türkiye'ye, Fransa birçok alanda katkı vermiş, destek vermiştir. Asırlardır devam eden dostluğumuz buradaki vatandaşlarımızla artık çok farklı bir boyut kazandı. Şu anda Fransa'da 620 bin civarında vatandaşımız bulunuyor. Vatandaşlarımızın yarısı çifte vatandaş olarak Türkiye ve Fransa Cumhuriyetleri vatandaşları olarak hayatlarını idame ettiriyor. İşçi olarak geldiğiniz Fransa'da on yıllar boyunca bütün sıkıntılara tahammül ettiniz, sabrettiniz, direndiniz. Allah'a hamdolsun, emeklerinizin karşılığını alır hale geldiniz. 30 bin kardeşimiz burada kendi işini kurdu. 50 bin kişiyi istihdam eder konuma ulaştı. Son yerel seçimlerde 194 kardeşimiz çeşitli kademelerde belediye yönetimlerine seçildi. Sanatta, sporda, siyasette Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları artık ağırlıklarını hissettirmeye, 'Fransa'da biz de varız' demeye başladı' diye konuştu.'Sizlerle iftihar ediyoruz'Başbakan Erdoğan, 'Türkiye'de sizin hasretinizi çektiğimiz kadar sizin başarılarınızla da gurur duyduk. 77 milyon her birimiz sizlerle gururlanıyor, sizlerle iftihar ediyoruz' dedi.Bütün zorluklara rağmen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın, Türkiye'nin bir evladı olmanın asaletini yere düşürmediklerine dikkati çeken Erdoğan, onu daha da yüksek burçlara taşıdıkları için kendisini dinleyen kalabalığa şükranlarını iletti.'Engeller hakkaniyetle uyuşmuyor'Başbakan Erdoğan, Fransa ve Türkiye ile ilgili konuların iç siyasette kullanılması sebebiyle zor günler yaşadıklarına değinerek, şöyle konuştu:'Türkiye üzerinden, 1915 olayları üzerinden, buradaki vatandaşlarımız üzerinden birileri iç politikada prim sağlama gayretine girişti. Biz gerek Fransa'da, gerekse diğer Avrupa ülkelerinde bu tür konuların iç politika malzemesi yapılmasının tehlikesini her fırsatta vurguladık. İç politikada istismarla oy kazanmak uğruna, ırkçılığa, ayrımcılığa, özellikle de İslamofobi'ye kapı aralanmasının, Avrupa için, Avrupa değerleri için tehdit oluşturacağını defalarca dile getirdik. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği önüne çıkarılan engeller hakkaniyetle uyuşmuyor, ahde vefa ilkesine uymuyor. Bizim sadece Fransa'da 620 bin vatandaşımız var. Bütün Avrupa'da sayıları 6 milyona yaklaşan vatandaşımız var.''Kimse Türkiye'den korkmasın'Erdoğan, 50 yıldır Avrupa'da bulunan, çalışan, ter döken, iş kuran, hayatlarını burada büyüten vatandaşların Avrupa Birliği'ne (AB) üye olacak bir Türkiye'nin öncüleri olduğunu söyledi.'Kimse Türkiye'den korkmasın. Kimse Türkiye'den çekinmesin' diyen Erdoğan, şöyle konuştu:'Tam tersine şunu herkesin bilmesini istiyorum; AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç bugün daha fazla artmıştır. AB'nin güçlü ekonomisinin Türkiye'ye ihtiyacı var. AB'nin genç, dinamik nüfusundan dolayı Türkiye'ye ihtiyacı var. AB'nin ırkçılıkla, ayrımcılıkla, antisemitizim ve İslamofobia ile mücadele için Türkiye'ye ihtiyacı var. En önemlisi de AB'nin İslam dünyasıyla, tüm Müslümanlar'la, Doğu, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Balkanlar'la daha sağlıklı irtibat kurabilmesi için Türkiye'ye ihtiyacı var. Türkiye, ilelebet kapıda bekletilecek ülke değildir. Hele hele son 12 yılda gerçekleştirdiğimiz reformlarla, büyüyen ekonomisiyle aktif dış politikasıyla Türkiye AB'nin kapısında ilelebet bekleyecek bir ülke hiç değildir.''Artık eski Türkiye yok'Reformları kararlılıkla yaptıklarını, demokratik standartları yükselttiklerini, ekonomiyi istikrarla büyüttüklerini anlatan Erdoğan, 'Yıllık ortalama yüzde 5 büyüyen bir ekonomiyle şu anda Avrupa'nın 6. büyük ekonomisi konumundayız. Bunu daha da ileriye taşıyacağız. Bölgemizde ulaşabileceğimiz her yerde en güçlü şekilde hakkı savunuyor, adaleti savunuyor, mazlumların elinden tutuyor, zulme karşı onurlu bir mücadele veriyoruz. Artık eski Türkiye yok. Türkiye çok değişti. Türkiye hızla değişiyor' şeklinde konuştu.'İnsanlar, sermaye, şirketler renklere ayrıldı' Erdoğan, milletin güçlü iradesi doğrultusunda son derece sağlam temeller üzerinde artık yeni Türkiye'nin yükseldiğini dile getirerek, şöyle devam etti:'1960 yılında bir askeri darbe yapıldı. Bu darbenin ardından ekonomi altüst oldu. Türkiye daha da fakirleşti. Sizler, babalarınız, dedeleriniz işte o darbenin ardından ekmek parası için, helal rızık için kalktınız buralara geldiniz. Ardından 1980 yılında bir başka darbe yapıldı. Yine demokrasi askıya alındı. Ekonominin dengeleri yine altüst oldu. Özgürlükler bir kez daha kısıtlandı. Baskı, zulüm, zorbalık bir kez daha arttı. İşte o dönemde de başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerine bir çok vatandaşımız kaçmak, sığınmak zorunda kaldı. Şairlerimiz, yazarlarımız, sanatçılarımız, akademisyenlerimiz vatanlarını terk edip gurbete gelmek zorunda kaldı. Ardından 28 Şubat darbesi geldi. Bir kez daha devlet kendi öz vatandaşına zulm etmeye, vatandaşının haklarını kısıtlamaya başladı. Kızlarımız inançlarının gereği başörtüleriyle okullarına gidemediler. Meslek liseleri kapatıldı, imam hatip okulları kapatıldı, kapılarına adeta kilitler vuruldu. Kuran öğrenmek bir keza daha zorlaştırıldı. İnsanlar, siyasi partiler, sermaye, şirketler, sivil toplum örgütleri renklere ayrıldı. Aralarında ayrımcılık yapıldı. İşte o dönemde de başörtülü kızlarımız, imam hatipli gençlerimiz, çok sayıda vatandaşımız bir kez daha vatanını terk etti.''Ahmet Kaya o dönemin lincine uğradı''Değerli dostum, değerli sanatçımız Ahmet Kaya işte o dönemin, o atmosferin lincine uğradı' ifadesini kullanan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Geldi Paris'te, gurbette, vatan hasreti içinde hayata gözlerini yumdu. Şimdi o çok sattığını iddia eden gazetelerin köşelerinde yazan birileri İstanbul'daki ödül töreninde Ahmet Kaya'ya neler yaptıklarını bizler biliriz. Tarih buna şahit ama bunlarda utanma yok, bunlarda ar yok. 'Sanatçıdan yanayız' derler ve o dönemde neler yaptıklarını gördük. Çatalları, tabakları nasıl ona fırlattıklarını gördük ve o salondan nasıl kaçırıldığını gördük. Şu anda bunlar hala bu ülkede güya özgürlük mücadelesi veriyorlar. Güya ülkemizde bunlar hala demokrasiyi konuşuyorlar. Bunların demokrasiyi konuşmaya hakkı yok. Biz bunların cemaziyel evvelini biliriz.''Makbul-makbul olmayan vatandaş ayrımı'Erdoğan, Türkiye'de on yıllar boyunca makbul-makbul olmayan vatandaş ayrımı yapıldığını vurgulayarak, standart vatandaş üretmek istediklerini söyledi.Kendi kriterlerine uymayanların dışlandığına ve horlandığına dikkati çeken Erdoğan, inançların, değerlerin, kimlikleri ve kültürleri yok saydıklarını aktardı.'Ret, inkar ve asimilasyon politikalarını biz sonlandırdık'Erdoğan, insanlara kendi vatanlarını zindan haline getirdiklerine işaret ederek, şunları kaydetti:'İnsanımızı öz yurdunda garip, öz vatanında parya haline getirdiler. İşte biz en başta buna son verdik. Her türlü ayrımcılığı elimizin tersiyle ittik. Her türlü yasağı, baskıyı, kısıtlamayı kaldırmanın mücadelesini verdik. Ret, inkar ve asimilasyon politikalarını biz sonlandırdık. Kardeşliğimizin, birliğimizin, tek millet oluşumuzun önündeki engelleri tek tek biz kaldırdık. Anneler evlatlarıyla kendi ana dillerinde konuşamıyorlardı. Yasaktı, horlanma sebebiydi. Buna biz son verdik. Farklı dil ve lehçelerde yayınların, propagandanın, okulların önünü biz açtık. Yıllarca ihmal edilmiş Doğu'yu, Güneydoğu'yu, Karadeniz'i, Orta Anadolu'yu yollarla okullarla, hastanelerle, üniversitelerle, yurtlar, barajlar konutlarla biz buluşturduk. İnsanımıza insan olduğunu hatırlattık. Devletle millet arasındaki mesafeyi kaldırdık. Başörtüsü üzerindeki zulme son verdik. Sadece üniversitelerde değil, artık kamuda başörtüsüne özgürlük sağladık. İmam hatip okullarının, meslek liselerinin kapılarındaki kilitleri biz kaldırdık. Artık katsayı diye bir zulüm yok. Artık eşit olarak bu yarışa girmek var. Şimdi düz liseli hangi haklara sahipse meslek lisesi mezunu da aynı hakka sahip imam hatipli de aynı hakka sahip. Bunları biz getirdik.''Vatan toprakları üzerinde operasyon yaptırmayız'Erdoğan, özellikle yurt dışına çıkarken pasaportu, parası farklı olarak değerlendirilen vatandaşların artık yurt dışına çıkarken başı öne eğik çıkmadığını, gururla 'Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım' diyebildiğini söyledi.Afyonkarahisar'dan yola çıkarken 'bu ülkede ayrımcılığa son vereceğiz' dediklerini anımsatan Erdoğan, tek bayrak, tek devlet ve tek millet vurgusunu yaptı.Türkiye'yi birleştiren en önemli unsurun bayrak olduğunu ifade eden Erdoğan, 'Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen vatandır' dedik. Yola böyle çıktı' diye konuştu.Erdoğan, 780 bin kilometrekareyle vatan toprakları üzerinde operasyon yaptırmayacaklarına işaret ederek, 'tek devlet' dediklerini ve bu topraklarda ikinci bir devleti hayal edenlerin boşuna hayal kurduğunu dile getirdi.'Böyle bir hayalin içine kimse girmesin' ifadesini kullanan Erdoğan, 'tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet' dediklerini ve yola böyle çıktıklarını söyledi.Türkiye'de bir kısmının siyasal Kürkçülük, bir kısmının siyasal Türkçülük, bir kısmının da 'şuculuk, buculuk' yaptığını ifade eden Erdoğan, 'Bir kısmı da bakıyorsunuz ki o da kumsallarda dolaşıyor. Bir siyasi parti diyor ki 'ben Kürtlerin temsilcisiyim', öbürü 'ben Türklerin partisiyim, temsilciyim', öbürü de diyor ki 'ben kumsalların, sahillerin partisiyim'. AK Parti ne diyor 'Biz 77 milyonun partisiyiz'. Aramızdaki fark bu' diye konuştu.Alanda bulunanlardan bir ricası olduğunu kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Fransa'da 620 bin Türk var. Tamamı çifte vatandaşlık anlayışından hareketle niye müracaatını yapıp aynı zamanda Fransa vatandaşı olmuyor? Diyorum ki Fransa vatandaşı olmamış olan Türk vatandaşlarıma sesleniyorum, kesinlikle aynı zamanda Fransız vatandaşı olun. Fransa'daki siyasi hakları aynen sizler de kullanmalısınız. Bunun size faydası var zararı yok. Kim size farklı bir şey söylüyorsa, bilin ki size zarar veriyor. Siz bizim Fransa’daki elçilerimizsiniz, bunu böyle biliniz. Niye bu elçilerin sayısı 300 bin olsun. Ben istiyorum ki bu elçilerin sayısı 620 bin olsun.”3 çocuk tavsiyesini de hatırlatan Erdoğan, bu mücadelede vatandaşlarla el ele, omuz omuza vererek, Türkiye’yi çok daha farklı yerlere getireceklerini ifade etti.'34 yıl bekleyerek değil hemen hesabı sorulacak'Bu arada önemli bir şey yaptıklarını kaydeden Erdoğan, eski Türkiye’nin kapıların kapattıklarını, darbeler dönemini artık tarihe mahkum ettiklerini dile getirdi.Erdoğan, şunları kaydetti:'Darbe yapanlardan hesabının sorulması için önemli bir adım attık. 12 Eylül 2010’da Anayasayı değiştirdik ve 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasına imkan sağladık. İşte yargı süreci bitti.  34 yıl sonra da olsa geç de olsa darbenin sorumluları mahkum edildi. Gençleri yaşlarını büyüterek, denge olsun diye idam ettirmişlerdi. Binlerce vatandaşa ülkelerini dar etmiş, gurbete gitmelerine sebep olmuşlardı. Yıllarca baskı rejimiyle ülkeyi yönettiler, demokrasiye, ekonomiye zarar verdiler. Yıllarca kendilerini Anayasayla korudular ama işte o dönemler geride kaldı. Darbe yapanın yanına kar kalmayacağı, artık görülmüş oldu. Geç de olsa darbe yapanlardan nihayet hesabı soruldu.Elbette bu iş burada sona ermeyecek. Bu ülkede tekrar darbe olması için, hiç kimsenin darbeye teşebbüs etmemesi için ne gerekiyorsa yapacak, mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Şu hususun altını çiziyorum. 17 ve 25 Aralık’ta milletin seçilmiş iktidarına yargı yoluyla darbe yapmaya yeltenenlerden de bunun hesabı sorulacak. Üstelik 34 yıl bekleyerek değil hemen hesabı sorulacak.'AA
30 Bin TL'lik iPhone'u Gördünüz mü?
İlk akıllı telefon modeline imza atan ve bir devrim başlatan Apple, hala akıllı telefon pazarında ilk sıralarda. Şirketin çıkardığı İlk iPhone modeli 2007'de tanıtıldı. Cihaz o zamanlar bir servet değerindeydi ve Apple 'ın telefon pazarındaki ilk akıllı telefonu oldu. Piyasaya ilk sürülen iPhone'lar, bugünkü iPhone'lara göre çok fazla özelliğe sahip değildi. Daha Apple App Store bile olmayan bir zamanda ilk iPhone'u satın alan bir eBay kullanıcısı, aldığı iPhone'u hiç kullanmadı ve yıllarca sakladı. Kullanıcı 7 yıl sakladığı ilk iPhone modelini antika değeri olabilir düşüncesiyle satışa çıkardı. Açık arttırma ile satışa sunulan cihaz, 15 bin dolar, yani 30 bin TL’ye alıcı buldu. Hiç kullanılmayan ve 4GB depomla alanına sahip iPhone’un daha jelatini bile açılmamıştı.teknolojioku
Vural Çelik Kalp Krizi Geçirdi
Geçtiğimiz yıllarda ATV ekranlarında yayınlanan Avrupa Yakası dizisinde Kubilay rolüyle tanınan ünlü oyuncu Vural Çelik kalp krizi geçirdi ve hastaneye kaldırıldı. Vural Çelik son olarak Seksenler dizisinde rol aldı.Dün gece kalp krizi geçiren sinema , tiyatro ve dizi oyuncusu Vural Çelik, yoğun bakıma alındı. Edinilen bilgiye göre, tek damarı tıkalı olan Çelik Acıbadem Hastanesi'nde anjiyo oldu. Vural Çelik'in sağlık durumunun iyiye gittiği belirtildi. Vural Çelik kimdir? Vural Çelik (d. 18 Mart 1973, Ankara), Türk sinema, tiyatro ve dizi oyuncusudur. 1973 yılında Ankara'da dünyaya geldi. Aslen Ordu'ludur. Ortaokul-lise çağında herkesin taklitlerine güldüğü, desteklediği bir öğrenciydi. Bir arkadaşı, Levent Kırca Tiyatrosu'na gazete ilanıyla oyuncu arandığını söyledikten sonra 1989 yılında başvuru yaptı ve kabul edildi. Levent Kırca Tiyatrosu'ndan sonra Yasemin Yalçın'ın tiyatrosuna girdi. Orada sanat yönetmeni olan Selahattin Taşdöğen'in yardımcılığını üstlendi. Selahattin Taşdöğen vasıtasıyla Necati Akpınar'la tanıştı. Necati Akpınar'ın yanında organizatörlüğü öğrenmeye başladı. Daha sonra Yılmaz Erdoğan ile tanışarak BKM oyuncusu olarak çalıştı. Avrupa Yakası dizisinde Kubilay Peynircioğlu ve Gülenay Peynircioğlu karakterini canlandırdı. En son oynadığı oyun şu anda yayınlanan 'Seksenler' dizisidir. Rol aldığı tiyatro oyunları Bana Bir Şeyhler Oluyor Sen Hiç Ateş Böceği Gördünmü Filmografi Her Şey Çok Güzel Olacak (1998) - Bardaki Genç G.O.R.A (2003) - Muhasebeci Organize İşler (2005) - Kumarhane Müdürü Bayrampaşa: Ben Fazla Kalmayacağım (2007) - Erdem Beni de Götür (2010) - Ahmet CNNTürk
Reklam
Burçlara Göre Tatil Rehberi
Tatillerinizi unutulmaz bir anıya dönüştürmek istiyorsanız, önce burcunuza göre hazırlanan bu tatil rehberi yazısını okuyun. Bazı yerler aklınızı başınızdan alıyor, kendinizi evinizdeymiş gibi huzurlu hissediyorsunuz. Bazı yerlerle ise yıldızınız bir türlü barışmıyor. Bunun en büyük sebebi, gittiğiniz beldeyle burcunuzun uyum içinde olması ya da olmaması…
Reklam
Şişecam Fabrikaları'nda Çalışan 5.800 İşçi Grevde
Cam İşverenleri Sendikası ile Türk-İş'e bağlı Kristal-İş sendikası arasında sürdürülen ücret zammı, düşük ücretli çalışanlar için talep edilen iyileştirme zammı, işe giriş ücreti ve bazı parasal haklar üzerindeki müzakerelerden sonuç alınamaması üzerine grev başlatan Kristal-İş hak ettiklerini alana kadar grevi devam ettirme kararı aldı.10 iş yerinde 5 bin 800 işçi Grev uygulaması, Paşabahçe Cam Sanayi A.Ş (Kırklareli, Mersin, Eskişehir Fabrikaları), Anadolu Cam Sanayi A.Ş. (Mersin fabrikası), Trakya Cam Sanayi A.Ş. (Trakya Düz Cam, Trakya Otocam ve Mersin Fabrikaları), Anadolu Cam Yenişehir Sanayii A.Ş., Trakya Cam Yenişehir Sanayii A.Ş. ve Cam Elyaf Sanayi A.Ş. olmak üzere Şişecam’a ait 6 şirkete bağlı 10 İşyerini ve 5 bin 800 cam işçisini kapsıyor.450 işçi grev halayına durdu Bu sabah itibariyle Gebze’de bulunan Cam Elyaf Sanayi A.Ş.’de grev başlatan 450 işçi sabah işyerlerini boşaltarak, fabrikada üretimi durdurdu ve grev halayı kurdu. Fabrika önünde bekleyen işçiler, gece vardiyasından çıkan diğer arkadaşlarıyla birlikte Emek Mahallesi’nden fabrikaya yürüyerek burada basın açıklaması gerçekleştirdi.0,90 kuruşluk zam kabul edilemez bianet’e konuşan Gebze Kristal-İş Sendikası Mali Sekreteri Erhan Güdek 1 Ocak 2014 den beri devam eden toplu iş sözleşmesi görüşmelerinden sonuç çıkmayınca grev kararı aldıklarını belirtti. Görüşmelerin devam ettiği 5 ay 20 günlük süreç içersinde hiçbir sonuç alamadıklarını söyleyen Erhan Güdek 'Sendikanın saatlik dilimde 1,90 kuruşluk zam teklifine karşılık işveren sendikasının 0,90 kuruşluk bir zam önerisi var. Bize her yıl enflasyon kadar zam teklif ediyorlar. 3026 arkadaşımız 9 lira 24 kuruş ortalamasının altında çalışıyor. 4,76 kuruşla asgari ücrete çalışan arkadaşlarımız var, açlık sınırının altında yaşıyorlar. Bu zammı kabul etmemiz mümkün değil' diyor.Haklarımızı istiyoruz İşverenin sosyal haklarını vermediğini ve aldıkları izinlerin maaşlarından kesildiğini belirten Güdek ana taleplerini şöyle açıkladı: ‘’Eşit işe eşit ücret istediklerini ve toplu iş görüşmesi sözleşmesinde bulunan Şişecam’a bağlı tüm fabrikalarda bir kapanma ya da taşınma durumunda fabrikada çalışan işçilerin yine aynı işverene bağlı farklı bir şirkette ve ya taşınan fabrikada tekrar istihdam edilmesini sağlayan anlaşmanın imzalanmasını istiyoruz. Bu hususta grev bir amaç değil hak ettiğimizi almakta bir araçtır. İşverene bağlı olarak taleplerimize olumlu yaklaşacaklarsa bizler severek tekrardan masaya oturmaktan yanayız’ Bianet
Düzce Belediyesi'ne 650 Bin TL'lik Makam Aracı
Düzce Belediye Başkanı AKP’li Mehmet Keleş’in yaklaşık 650.000 TL değerinde makam aracı aldırması MHP ve CHP’nin tepkilerine neden oldu. MHP Düzce İl Başkanı Abdullah Danışmaz, Düzce Belediyesi’nin yaklaşık 140 milyon TL borcu olduğunu vurgulayıp, “Düzce Belediyesi borç batağındayken, başkanın kendisine 650.000 TL civarında makam aracı alması burada yaşayan insanlara haksızlıktır” dedi.Düzce Belediye Başkanı Mehmet Keleş incelemelerde bulunmak üzere Çin’e giderken, bu sırada belediyeye bağlı Yerel Yönetimler Gaz, Pazarlama, İnşaat, Turizm, Nakliye, Reklamcılık Ticaret ve Sanayi A.Ş (YEYPAŞ) isimli şirketin Audi A8L model makam aracı alması tepkilere neden oldu. Araç, belediyenin garajına çekilirken, MHP ve CHP yaklaşık 650.000 TL değerinde makam aracı alınmasına tepki gösterdiler. MHP Düzce İl Başkanı Abdullah Danışmaz, makam aracını YEYPAŞ’ın kredi kulanarak aldığını, aracı Düzce Belediyesi’ne kiraladığını söyledi. Düzce Belediyesi’nin borç batağında olduğunu vurgulayan Danışmaz, şöyle dedi:“Belediye başkanı belediyenin şirketi olan YEYPAŞ üzerinden kredi çekerek, firmaya 650.000 TL civarında Cumhurbaşkanı ile Genelkurmay Başkanı’nın kullandığı lüks aracı satın alarak, kendine kiralama yoluyla makam aracı yapmıştır. Düzce’de bu kadar yapılması gereken işler varken ve Düzce Belediyesi borç batağındayken, bunu belediye başkanı her defasında dile getirirken kendine özel olarak 650.000 TL civarında Audi A8 Long kasa aracı alması burada yaşayan insanlara haksızlık, saygısızlık ve züldür. Bunu kabul etmiyoruz.”Tepkiler üzerine makam aracının belediyenin garajından alınarak, kendilerinin bilmediği bir yere götürüldüğünü söyleyen Danışmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:“Aracı nereye sakladılar merak ediyoruz. Bunun Düzce halkına uygun bir davranış olmadığını tekrar dile getiriyorum. Düzce Belediyesi’nin yaklaşık 140 milyon TL borcu var. Bundan dolayı önünün kesildiğini ve maaş ödeyemediğini söylüyor. Kendi zevkini sefasını düşünüyor. Kurnazca davranarak torba yasadan önce 650.000 TL’lik aracı alarak kendine tahsis etmiştir.”CHP Gençlik Kolları yaptığı açıklamada, Keleş’in pahalı makam aracı alması nedeniyle kınayarak, şu soruları sordu:-Neden bu kadar pahalı bir araç satın almak için ihtiyaç duydunuz ?-Asgari ücretin 850 TL olduğu ülkemizde bu kadar pahalı bir makam aracının alınmasının nedenleri nelerdir-Kendi personelinizin maaş ödemelerinde de pahalı makam aracı alırken ki gibi titizlik ve aynı hassasiyeti gösteriyor musunuz-Düzce Belediyesi’nin o kadar borcu bulunurken alınan bu araç sizce mantıklı mıdır?Mehmet Keleş’in pazartesi günü görevine başlayacağı bildirilirken, belediye yetkilileri konu hakkında herhangi bir açıklamada bulunmadılar.DHA | Zete
Reklam
'9 Yılımızı 3 Dakikada Sildiler'
DE Souza ailesi... Bu ismi duyduğunuzda pek çoğunuzun yüzünde bir tebessüm oluştuğunu tahmin etmek zor değil. Çok uzaklardan gelip ülkemize, şehrimize, kalbimize yerleşiverdiler. Hem de en güzel en özel yerine. Çok sevdiler çok sevildiler... TANIŞMAMIZDAN yıllar sonra haklarında bu satırları yazacağımı tahmin etmem söz konusu değildi elbette. Ama bu tatlı ailenin her bir ferdi, acısı tatlısıyla geçen günler aylar yıllar içinde hayatımdaki en özel insanlar arasında değişmez bir yere sahip oldu. Vedaları bir kat daha derinden etkiledi beni o yüzden. Birkaç kez ziyaretlerine gitmiş olsam da 20 ay aradan sonra yeniden İstanbul’a geleceklerini duyduğumda da bir kat daha fazla sevinen oldum tabii ki. 10 gün boyunca yedik, içtik, gezdik, hasret giderdik... BU süreçte bir şey dikkatimi çekti. Alex’i bu kadar aradan sonra İstanbul’da gören herkes ‘en çok neyi özledin kaptan’ diye soruyordu. Onunla daha önce yaptığım röportajda bunun yanıtını almıştım. Hiç düşünmeden 'Kadıköy' demişti. PEKİ eşiyle birlikte yıllarını burada geçiren, çocuklarını burada büyüten, Daiane en çok neyi özlemişti? Çok başarılı bir erkeğin arasındaki güçlü bir kadın olarak o Türkiye’ye gelmeye karar verdikleri ilk günden, gözyaşlarıyla ayrıldıkları son ana kadar neler yaşamış neler hissetmişti? Israrlarımı geri çevirmeyen sevgili Daiane, Şampiy10 okurları için sorduğum tüm sorulara içtenlikle cevap verdi. İşte keyifle okuyacağınızı düşündüğüm o söyleşi... Alex’in F.Bahçe’den ayrılış sürecindeki hislerini biliyorum. İnsanlar da hep sordular ona. Çok zordu evet onun için. Peki sen neler yaşadın? 'AİLEMİZ için de benim için de çok kötü bir süreçti. Şuradan başlamak lazım. Bir gün Türkiye’den ayrılacağımızı tabii ki biliyorduk. Ama bu şekilde ayrılacağımızı hiç ama hiç aklımızdan geçirmemiştik. Alex’in bir süre daha burada oynayıp futbolu burada bırakacağını düşünüyorduk. hayatımızın da bir bölümünü buraya yerleşmek olarak planlamayı düşünüyorduk ve bu yüzden ayrılıktan aylar önce de satın almak için bir ev arayışındaydık. Fakat sonra kulüple ilişkilerde sorunlar baş göstermeye başladı ve ev satın alma planını durdurduk. O gün Maria okula gitti, ben de spor salonuna. Spor salonunda televizyonlar var ve son dakika haber olarak gördüm Alex’in kadro dışı kaldığını. O zaman hissettim ayrılık zamanı geldi diye. Sonrasında da diğer detayları öğrendim. Samandıra’da çalışamayacağını, eğer antrenman yapmak istiyorsa Dereağzı’nda A2 takımla çalışması gerektiği gibi... Hepimiz için büyük şok oldu. Ve gelişmeleri merak ediyordum. BUNUN antrenörün (Aykut Kocaman) kararı olması sebebiyle başkanla görüşmeye gitmiş ve bana mesaj gönderdi. Şu an başkanla görüşmeye girdim diye. O mesajdan 3 dakika sonra da ‘bitti’ diye mesaj gönderdi. İnanamadım. Aslında hissediyordum olumsuz bir sonuç çıkacağını ama bu kadar çabuk olmasına şaşırdım. 9 yılımız 3 dakikada bitti. ALEX de biz de hem hocanın hem başkanın kararına saygı duyduk. Ama burada kalıp A2 takımla çalışmak istememesi de Alex’in kararı ve onu da o zaman da şimdi de bu kararında haklı buluyorum. Sonra küçük kızımı okuldan alıp eve geldim Maria da okul çıkışı eve geldi. Evde çalışan insanlar, biz durmaksızın ağlıyorduk. Çocuklara ayrılacağımızı anlatmaya çalıştık ama başta pek anlayamadılar. Aslında ben de pek anladım diyemem.” “KARARI?öğrendikten sonra bir şeyler yemek için sitenin önündeki bir restorana gittik. Güvenlik geldi ve bize insanların siteye giriş yaptığını söyledi. Sonra çok sayıda insan geldi Alex’in ayrılacağı haberini duyan. Eve döndük ve takip eden günler boyunca takım fark etmeksizin pek çok insan evimizin önünde bahçemizin içindeydi. 'Gitme' sesleri vardı. Sabaha kadar bekleyen, tezahürat yapan, meşaleler yakan insanlar vardı. FELIPE pek anlamıyordu ama kızlar neler olduğunu sorup duruyordu. Bir ara korktuklarını hatırlıyorum. 'Babanızı sevdikleri için, buradan ayrılmamızı istemedikleri için geldiler' diye onlara açıklama yapmaya çalışıyordum. Çünkü uyumak mümkün olmuyordu o günlerde. Günler hep böyle devam ediyordu daha fazla sayıda insan geliyor, evin önünde güvenlikler bekliyor haldeydi.” ‘Tam Türkçe konuşurken ayrıldık’ 'BURAYA geldiğimizde bizi en çok zorlayan şey dildi açıkçası. En kısa sürede öğrenmemiz gerek diye düşünüyorduk ama insanlar İngilizce öğrenmemizin daha iyi olacağını ve daha sonra da kullanacağımızı söyleyince İngilizce'ye yöneldik. Çünkü geldiğimiz zaman bu kadar uzun süre Türkiye’de kalacağımızı tahmin etmiyorduk. Sonra takıma pek çok Brezilyalı oyuncu geldi ve zaten Brezilya takımı gibi oldu. Türkçe öğrenmekte çok geç kaldık. Zaman geçtikçe kendimizi daha çok buraya ait hissetmeye başladık ve az olan Türkçemiz'i geliştirmeye karar verdik. Sonra arkadaşlarımızın da yardımıyla iyiye gitmeye başladı Türkçemiz. Fakat tam konuşuyor hale geldik kısa süre sonra ayrıldık.' 'Felipe stadı görünce 'BABAM MAÇ' dedi, o sahneyi unutamam' 'MARIA uçakta çok fazla ağladı ve sakinleştirmeye çalışırken pilot 'Size son bir İstanbul turu yaptıracağım' dedi. Bizi Boğaz'ın ve stadın üzerinden geçirdi. O akşam Şükrü Saracoğlu Stadı'nda maç oynandığı için (Türkiye-Romanya maçı) ışıklar yanıyordu. FELIPE çok az konuşabiliyordu o zamanlar ve stadı görünce 'Babam maç' dedi. O sahneyi asla ama asla unutamam. Çok üzüntülü ve duygulu bir seyahat oldu.' 'Felipe bir tek stadı hatırladı' 'AYRILDIĞIMIZDA Felipe çok küçüktü. Çok şey hatırlamıyor. Şimdi geldiğimizde sadece doktorunu ve stadı hatırladı. Çünkü futbol aşığı bir çocuk ve hemen hemen her gün babasının gollerini izliyor. Marşları da oradan ezberledi melodilerini mırıldanıyor.” Brezilya’ya döndükten sonra neler yaşadın? “ORADAKİ hayata adapte olmak çok zordu. Çünkü artık neredeyse Curitiba’da nasıl yaşandığını unutmuş haldeydik. Ben Curitiba’dan ayrıldıgımda 16 yaşındaydım. Herşeyi yeniden öğreniyormuş gibiydi başlarda. Ailemiz arkadaşlarımız çok sevindi ama biz aylarca atlatamadık üzüntümüzü. Hatta ailem 'Neden hâlâ üzüntü duyuyorsun biz burdayız artık beraberiz' diye bana sitem bile etti. ANCAK Alex bu zorlu periyodun ardından tekrar antrenmanlara başladı, çok üzgün de olsa normal hayata en kısa sürede dönmek zorundaydı. Bize üzüntüsünü göstermemeye çalışıyordu ve kariyeri önceliğimiz olduğu için üzüntüyü belli etmemeye çalıştım hep. Ama çocuklar... Özellikle de kızlar ve benim için çok zordu. Uzun bir süre yastaydım. TV’de İstanbul'la ilgili haberler ara sıra veriyordu, onlara bile bakamıyordum. BU?zamana kadar gelme planı da yapmadık. Çünkü kendimizi hazır hissetmedik. Şimdi elbette hayatımız normal döndü. Şu an mutluyuz, hayatımız düzende, çocuklar mutlu. Herşey yolunda.' ‘En çok ezan sesini özledim’ Herkes Alex'e 'en çok neyi özledin?' diye soruyor. Peki sen neyi özledin? Boğazdan başka... 'BELKİ buna inanmakta zorlanacak insanlar ama sen beni iyi tanıyorsun ve bu detayı biliyorsun. Ben hep sabaha karşı uyurum. Burada yaşadığımız süre boyunca da hemen hemen her gün benim uyuma saatim ezandan sonraya denk gelir. Artık rutin gibi olmuştu ezan sonrası uyumak. Hiçbir kelimesini anlamama rağmen o melodi bana çok huzurlu gelir hep çok güven verici olduğunu düşünürüm. Ve en önemlisi Türkiye'de olduğunuzu belki de en çok hissettiren şeydir. O yüzden de en çok özlediğim şeyler arasında ilk sıralarda.' 'İstanbul'a çok hızlı adapte olduk' 'HAKAN Bilal Kutlualp, transfer görüşmeleri için Brezilya'ya geldiğinde bize Türkiye’yi, İstanbul’daki yaşamı anlatmaya çalışıyordu sürekli. Hatta İstanbul’un, New York’tan da Barcelona’dan da daha güzel bir şehir olduğunu söylemişti. 'Bizimle alay ediyor' diye aklımdan geçirdiğimi hatırlıyorum çünkü buraya gelmeden önce buradaki yaşamdan haberimiz yoktu. Uzun süren görüşmeler sonrası F.Bahçe'yle anlaştı Alex ve taşınmaya karar verdik. İlk adaptasyon sürecini atlattıktan sonra da hızlıca buradaki yaşama alıştık.' ‘Kadıköy'e derbiyle geri döneceğiz’ 'EVET istiyoruz. Sezon başladığında fikstüre bakıp Kadıköy'deki G.Saray derbisine denk getirmek istiyoruz bir sonraki gelişimizi. Çok yakın arkadaşlarımız var futbol tutkunu olan Brezilya'da ve onlar da çok izlemek istiyorlar. Birlikte gelmeyi planlıyoruz. Tabii maçın ligin ikinci yarısında oynanması durumunda ancak izleyebiliriz. Umarım denk gelir.' nİstanbul'a dönmenizi bekliyor herkes... 'ALEX pek çok takımda oynadı. Mutlu olduğu da oldu, mutsuz olduğu da. Genelde şöyle bir düşünce vardır. Avrupa’da oynamanın daha önemli olduğu düşünülür. Esasında ben de en başta Türkiye’ye gelmekle alakalı tedirginlikler hissettim. Fakat her şeyin bir nedeni olduğuna inanıyorum. Ben buraya geldikten ve tüm o güzel zamanları geçirdikten sonra buna bir kez daha inandım ve tanrıya çok şükürler ettim. GİDERKEN de evet olumsuz bir nedenle gittik, üzücü bir ayrılık oldu ama bunun da bir nedeni olduğunu düşünüyorum. Belki şu an bilmiyoruz bu nedeni, henüz anlayacağımız zaman gelmedi ama elbette bir gün anlayacağız. Geri döneceğimize inanıyorum, bunu hissediyorum. Ne zaman ve ne için olacağını bilmesem de inancım bu. Alex’in burada onu sevenlerle özel bir bağı var ve bence bu hikaye henüz bitmedi.' 'Zamanla F.Bahçe'yle bağım daha da güçlendi' 'Alex’in oynadığı her takımda, o sahada olsun ya da olmasın o takımın bir parçası olarak hissedip takımı desteklemek için her koşulda maçlara gittim. Fakat F.Bahçe’de yıllar geçtikçe ben de artık kendimi daha fazla F.Bahçeli hissettim. Aksi mümkün değil çünkü Kadıköy harikaydı, taraftarlar, stat Her şey çok büyüleyiciydi ve zamanla bağım çok daha güçlü hale geldi.' 'Türkiye sevgimi vücuduma kazıdım' Türk bayrağı ve Boğaz Köprüsü dövmen var... Bunu herkes biliyor. Ne zaman yaptırdın ve buna nasıl karar verdin? '5 yıldan fazla oldu sanırım dövmeyi yaptıralı. Türkiye'yi çok seviyordum. Sonsuza kadar burada yaşayamayacağımızı biliyordum. Aklıma dövmeyi yaptırmak geldi. Çok sevdiğim bir yere dair özel bir sembol sonsuza kadar benimle olsun istediğim için yaptırdım. Benim için İstanbul Boğazı çok özel. En yoğun trafikte bile eğer köprüye yakınsam trafiği falan umursamazdım. Her seferinde ilk kez o köprüden geçiyormuşum gibi o manzaraya bakardım. Vücudumda çocuklarımın isimleri, Alex, İstanbul ve Türk Bayrağı dövmelerim var.' ‘Alex'in büyüklüğü ‘basit'likten geliyor' Dışarıdan bakınca Alex işinde başarılı ve ailesine bağlı bir baba. Fakat durum bu kadar normalken onu bu kadar sıra dışı yapan ne sence? BASİT olması bence. Basit şekilde yaşaması. Basit şeylerle mutlu olması. Eğer normalin dışında şeyler yapmaya kendinizi zorlarsanız hata yaparsınız. Hayatta en iyi şeyler hep basit şeylerin içindedir. Mutluluk basit şeylerin içindedir aslında. Eğer işiniz varsa siz bunu en iyi biçimde yapmaya çalışmalısınız. Aileniz varsa onlarla sevgi içinde normal bir yaşantı sürmelisiniz. İNSANLARIN bizi sevmesi çok mutluluk verici bir olay. Ama bizi sevmelerini sağlamak adına çaba sarfetmiyoruz. Olduğumuz gibiyiz ve bu şekilde bizi sevmiş ve seviyor olmaları çok güzel. Doğru olan da bu. Bizim için önemli olan Alex’in işinde mutlu olması ve ailesi olarak da onunla evimizde huzurlu olmak. MESELA Maria’nın maçta İstiklal marşı okuması çok konuşulmuştu. Maria burada okula gitti ve okulda diğer her çocuk gibi İstiklal Marşı’nı öğrendi. Her duyduğunda da herkes gibi o da söyledi. Yani son derece sıradan bir durum bu aslında. Burada yaşadığı için o da biliyor herkes gibi. Hatta biz Brezilya’ya dönene kadar Brezilya Milli Marşı’nı bilmiyordu.' ‘Heykeline gittiğimizde Alex çok duygulandı’ Alex heykelini ziyaret ettiniz, duygusal olmuştur eminim... 'EVET hepimiz için çok özeldi o ziyaret ama en çok da Alex için. Onu tanıyanlar bilir, çok yoğun duygu yaşadığında diyalog kurmaz pek. O gün de öyleydi. Nefes almakta zorlanacak kadar duygulandı ve arabaya gitti. Onun için anlamı çok büyük heykelin.' ‘Boğaz'ı içime çekince İstanbul'dayız dedim’ Tatil için geldiniz, neler hissettin? 'ASLINDA şu an sanki hiç ayrılmamışım, hep burdaymışım gibi hissediyorum. Araba kullanıyorum mesela her gün. Taksiye binmiyorum. Çünkü hâlâ bana burada yaşıyormuşum hissi veriyor. Birkaç gün sonra ayrılacağımızı düşündükçe yine üzülüyorum çok. Buraya geldik havalimanında yine ilgi vardı. Sonra araca bindik ve köprüyü geçerken şoförden yavaşlamasını istedim. Camı açtım, derin bir nefes aldıktan sonra telefonumu çıkarıp kayıt ettim. İstanbul'a geldiğimin gerçekliğini hissettiren şeydi.' ‘Kadıköy'e veda bile edemedik’ 'PEK çok insan biliyor belki o zamanları ama ben anlatmaya kelime bulamıyorum yaşanılan şeyleri. Alex kontratı fesih olduktan sonra aslında o kadar hızlıca ayrılmayı düşünmüyorduk fakat kalmaya devam ettiğimiz sürece bu durum devam edecek gibi görünüyordu. Ve Alex ‘gitmemiz gerek’ dedi ve Brezilya'ya döneceğimiz seyahat planını yaptıktan sonra bana ‘8 günümüz var’ dedi. Şok oldum. '8 yıllık hayatımı 8 günde nasıl toplayıp gideceğim' dedim. Hızlıca eşyalarımızı toplamaya çalıştık çok zordu. Her anlamda. Biz eşya paketlenirken insanlar bazen eve kadar giriyordu sarılıyorlardı, ağlıyorlardı. İnanması güçtü. Alex’e 'Lütfen bana bir tokat atar mısın? Tüm bunlar gerçek olamaz' dedim. Çünkü gerçek üstüydü yaşanan her şey. Onu sevdiklerini biliyordum ama bu kadarını hayâl edemezdim. DAHA sonra havalimanında asla unutulmayacak manzaralar, meşaleler, taraftarların oradaki yoğun ilgisiyle çok duygusal anlar yaşayarak uçağa bindik. Eğer normal şartlarda ayrılsaydık hem bizim için hem de insanlar için bu durum olağan olacaktı. F.Bahçe'ye veda edemeden, son maçı olduğunu bildiğimiz bir maç oynamadan. Sadece Alex için değil hepimiz ve herkes için beklenmedik ve sürpriz bir ayrılık olduğu için bu kadar üzüntü verici oldu.'Şampiy10
İlber Ortaylı'dan Bir Bomba Daha: 'Kanal 24 Ne B.k Bir Kanal'
İlber Ortaylı, Son günlerin günlerin gündemdeki ismi, Kim milyoner olmak ister yarışmasındaki sunumuyla ündemin zirvesine oturmayı başardı. Yarışma sonrası bir çok capsler yapıldı.Ve bu kez de İlber Ortaylı Hocamızdan Kanal 24 Muhabiri nasibini aldı. Kanal 24 muhabirinin röportaj isteğine karşılık, kanalın ismini öğrenen İlber Ortaylı 'Hangi kanal bu? Kanal 24 mü? Ay, ne bok bir kanal bu!' yanıtını veriyor.
Reklam
Reklam
Survivor Şampiyonu Turabi'den Striptiz Dans
Dövüşçü olarak tanıdığımız Survivor Turabi'nin bir mesleği daha gün yüzüne çıktı.  Bu video Aslında Turabi'nin o kadar sert olmadığının kanıtı, özellikle '3:07'den itibaren asıl şov başlıyor.
Afrika'da İlkel Şartlarda 3 Dakikada Ateş Yakmak
Afrikada ilkel bir kabilede 3dk da sürtünme yoluyla tamamen ilkel şartlarda ateş nasıl yakılır onu izliyoruz,  Videoyu çeken Türk arkadaşların yorumları eşliğinde sürtme çubuğunun ince olması ateşi yakma hızında büyük avantaj sağlıyor gibi... Biz de denesek işe yarar mı acaba? Ya da deneyen var mı?
NASA'nın 'Kıyamet' Planı Hazır
Uzmanlar öldürücü bir gök cisminin Dünya’ya çarpmasının sadece bir an meselesi olduğunu söylüyor. Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) ise dünyayı bu cisimden kurtarma çalışmalarına başladı. Uzay dairesinin ‘’Asteroid Retrieval Mission’’ adı verdiği kurtarma çalışması 2020’li yılların ortalarında olması beklenen olayı önlemeyi planlamakla birlikte bilim insanlarının üzerinde deney yapabilecekleri bir sistem oluşturmayı da amaçlıyor. NASA’da Dünya yakınındaki gök cisimleriyle ilgili çalışmalar yapan Lindley Johnson NBC News’a konuşarak, planladıkları çalışmanın ayrıntıları hakkında bilgi verdi. ‘’Hollywood filmlerinde gördüklerimiz maalesef gerçeği pek yansıtmıyor’’ diyen Johnson ‘’Bir uzay aracıyla yıkıcı bir faciaya engel olmak için neler yapabileceğimize bakıyoruz ‘’ diye de ekledi. Dünya çevresinde milyonlarca gök cismi bulunmakta. Uzmanlar bunların 20.000’e yakınının bir şehir büyüklüğünde yıkım potansiyeli olduğunu savunuyor. NASA astronotları ve birçok ilgili kurum Dünya’nın çevresindeki bu cisimleri büyüklüklerine göre gruplandırıp oluşturabilecekleri tehditleri inceliyor. NASA’nın 1.25 milyar dolarlık ‘’Asteroid Retrieval Mission’’ı güneş enerjisiyle çalışan bir uzay gemisi aracılığıyla iri gök cisimlerini yakalayıp, bilim insanlarının araştırması için bu cisimleri ayın yörüngesinde tutacak bir yol arıyor. Planın A ve B seçenekleri var. A seçeneği 10 metreden küçük boyutlardaki cisimleri ayın yörüngesine yönlendirmeden önce yakalamayı planlarken, B seçeneği 10 metreden daha büyük cisimleri yakalayıp geri göndermeyi amaçlıyor. Johnson’a göreyse gezegensel koruma için plan B daha elverişli. Uzay aracının ‘’yerçekimi traktörü’’ görevi görme ihtimali var. Johnson bunu şu cümlesiyle açıklıyor: ‘’Uzay aracı yerçekimi kuvvetini kullanarak zamanla büyük cisimlerin yörüngesini kaydırabilecek, eğer işe yararsa cisimler Dünya’nın yolundan uzaklaşmış olacak.’’ Araç aynı zamanda güneşsel elektrik iyonları sayesinde cisimleri uzaklaştırmak için ne kadar güç ve zaman gerektiğini de ölçebilecek. Lindley Johnson ‘’ARM’’ planını gözlem programlarıyla desteklediklerini böylece ‘’ARM’’nin de gezegensel savunmaya destek sağlayabileceğini düşünüyor. NASA’nın planı yalnızca Dünya’yı büyük bir felaketten kurtarmak değil. Plan aynı zamanda Güneş sisteminde yer alan cisimler hakkında bilgi edinilmesi için de yararlı olmayı amaçlıyor. Edinilen bilgilerin ileride Mars ve Mars’ın uydularının araştırılmasında da önemli katkı sağlayacağı düşünülmekte. ARM program yöneticisi Michele Gates, NASA’nın bu yıl sonunda A ve B seçenekleri arasındaki tercihini kesinliştireceğini belirtti. Tercih edilen seçenek doğrultusundaysa 2019 yılında uzay aracının fırlatılması planlanıyor. Gök cisimlerinin Dünya’ya çarpmasının beklendiği aralık ise 2021-2024. NASA’nın şimdiden belirlediği 6 hedef cisim mevcut. Bunlardan 3 tanesi A seçeneğine 3 tanesiyse B seçeneğine ait cisimler. Listeye daha fazla cisim eklenmesi bekleniyor fakat belirtilene göre bu sayı 10 civarında kalacak. ‘’ARM’’ şimdiden ABD kongresi ve çeşitli yerlerden eleştiriler almakta. Mars’ın ve ayın keşif için daha uygun bir hedef olduğunu düşünenlereyse incelemenin 2030lu yıllarda olacağı belirtildi. Yapılan eleştirilere rağmen, NASA gök cisimlerinin keşfi için gereken parayı çeşitli projelerle sağlamaya devam ediyor.Kaynak: HaberKıta
Reklam