Bahçeli'den Ülkücülere 9 TL Talimatı
MHP Lideri Devlet Bahçeli, Burdur programı kapsamında Burdur Belediye Konferans ve Sergi Salonu'nda Burdurlulara seslendi. Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması halinde ülkede iç savaş çıkma ihtimalini söyleyen MHP Lideri Bahçeli, 'Cumhurbaşkanlığı seçimi karşısında, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı olmak için elden gelen ne varsa yapmaktadır. Milletvekillerini baskı yapmakta, Anayasa’da ikinci defa seçilme şansı olacak olan Abdullah Gül Bey’in Cumhurbaşkanlığı’na tekrar aday olmasını engelleyip, ben sana bir kardeşlik yaptım, şimdi kardeşlik yapma sırası sende diyerek manevi baskı altına almaktadır. MHP, 2000 yılı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ne söylemişse hala aynısını savunmaktadır. İnceleyenler bir kelime farkını ortaya koyarsa MHP özür dilemeye hazırdır. Böyle bir durum karşısında bir görüşümüzde net ifade edilmiştir.  Meclis Grup Toplantısı’nda Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmaması gerekliliği, sonu olamaz, olmamalıdır, kesin hüküm kazanmış, değerlendirmelerde bulunarak Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını milletimiz tarafından kabul edilmemesi kesin söylenmiştir. Kamplaştırma, kutuplaştırma, çatışma eğilimi yaratma, ortaya koyma konularında ve etnik temelli bölünme ile mezhepsel ayrışmayı öne çıkaran, Türkiye’nin huzurunu kendi istikbali için, Ortadoğu karmakarışık, BOP Eş başkanlığı yapan bir şahıstan Cumhurbaşkanı olamaz olmamalıdır. AKP’ye oy veren kardeşlerime de sesleniyorum. Recep Tayyip Erdoğan’dan cumhurbaşkanı olmaz, olamaz, sizde buna alet olmayın' dedi DİLİ SÜRÇTÜ ‘EMSALETTİN’ DEDİ Bahçeli, Burdurlulara seslenirken dili sürçtü ve Cumhurbaşkanı Ekmeleddin İhsanoğlu’nu anlatırken, ‘Emsalettin’ ismiyle hitap etti. Bahçeli şöyle konuştu: 'Tartışmalar yapılmıştır, ziyaretler yapılmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi, Sayın Süleyman Demirel’den başlayan, mademki bundan sonra da Cumhurbaşkanlığı seçimi halk tarafından yapılacaksa, bir güzel geleneğinde oturması için Süleyman Demirel Bey, Ahmet Necdet Sezer Bey, mevcut Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Bey ziyaret edilmiştir. Siyasi partilerin sayın liderleri ve kurmayları ile diyaloglar kurulmuştur. Sivil toplum kuruluşları ile görüşülmüştür ve bunu diğer siyasi partilerimizle bir özveri içinde yapmıştır ve sonuç itibariyle 16 Haziran 2014 günü Cumhuriyet Halk Partisi’nin sayın lideri Kemal Kılıçdaroğlu Bey’le, kendilerinin kurmay heyeti, iade-i ziyaret için partimizi Meclis’teki grup odasında ziyaret ederek, bir isim önerisinde bulunmuştur. Bu isim Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu Bey’dir. Milliyetçi Hareket Partisi, o anda uzatmadan, yetkili organlarımızla değerlendirelim, şöyle, böyle yapalım diye, siyaset kuyusunun içine girip çıkmadan, çok net bizimde tanıdığımız kadarıyla makul bir isimdi, uygun bulursanız görüşme sonrası basına duyurabilirsiniz. İşte çatı projesi böylelikle hayata geçmiş, Prof Dr. Emsalettin, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adayı üzerinde başlatılan diyalog şu an 15 siyasi kurum tarafından benimsenir, arkasından da sivil toplum kuruluşları tarafından çok yüksek bir destek bulmuştur' şeklinde konuştu. 9 TL DESTEK ÇAĞRISI Bahçeli, konuşmasının sonunda Ülkücülere seslenerek, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun seçim çalışmasına 9 TL bağışta bulunmalarını istedi. MHP Lideri Bahçeli, 'Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi 4 Ağustos’tan itibaren ,seçimlerin daha sağlıklı olması açısından 4 Ağustos, saat 21.00’de, her saat başı 9 TL olmak üzere en maksimumum 18 TL’ye kadar, 9 saat içinde ülküdaşlarından 9 TL istemektedir, Ekmeleddin İhsanoğlu Bey’in hesabına. Yani bu ülkücünün helal parasıdır. Cep harçlığıdır, bu ülkücünün Türkiye’yi satmam, sattırmam demenin ilacıdır.  Posta
Gül - Erdoğan Görüşmesinde İlginç Kare!
Görev süresinin dolmasına 1 aydan az bir zaman kalan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül veda turlarına başladı. Gül ilk gün TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve Başbakan Erdoğan'ı ziyaret ederek vedalaştı. Hafta boyunca veda turlarına devam edecek olan Gül, yargı organları ile muhalefet partilerini de veda turu kapsamında ziyaret edecek. Erdoğan-Gül görüşmesinde küçük bir de kaza yaşandı. İki isim tokalaşırken Gül, yanlışlıkla Erdoğan'ın ayağına bastı. CNNTürk
Tetris'ten Öğrendiğimiz 25 Hayat Dersi
1. Plansız bir şekilde bir işin içine girmek hiç akıl kârı değildir. 2. Başarılarınızı kolayca göz ardı etmek gerekir fakat hataları hiç bir şekilde unutmamalısınız. 3. Bazen biraz ara vermek ve bir süre uzaklaşmak gerekebilir. 4. Anahtar nokta sabırdır. Eninde sonunda ihtiyacınız olan şeyi alacaksınız.
İsrail, Mısır’ın Ateşkes Önerisini Kabul Etti
İsrail, Mısır'ın Gazze için sunduğu ateşkes teklifine olumlu yanıt verdi. Ancak ateşkes teklifi Hamas tarafından destek görmedi. Ateşkes önerisinden birkaç saat sonra Gazze tarafından fırlatılan roket ise İsrail'in Aşdod kentini vurdu. İsrail'in Gazze'ye düzenlediği operasyonda ise şu ana kadar en az 194 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ile Hamas arasında ateşkes sağlanması için uluslararası çabalar sürerken, Mısır’dan iki tarafa somut bir öneri geldi. AFP’nin haberine göre Mısır, bugün TSİ 09.00 itibarıyla tarafların ateşi kesmesini, ardından da İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ambargonun yumuşatılması için müzakerelere başlanmasını teklif etti. Mısır'ın yaptığı teklifi bu sabah saatlerinde değerlendiren İsrail kabinesi, öneriyi kabul etti. İsrail Başbakanlık Sözcüsü Ofir Gendelman, resmi Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Başbakan Binyamin Netanyahu başkanlığındaki güvenlik kabinesinin, bu sabah yaptığı toplantıda, Mısır'ın ateşkes girişimini kabul ettiğini belirtti. Açıklamanın ardından Gazze sınırı yakınındaki İsrail askerleri de dinlenirken görüldü. İsrail ordusundan açıklamaİsrail ordusu da Gazze'ye yönelik saldırıları askıya aldığını açıkladı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, Twitter'daki resmi hesabından yaptığı açıklamada, 'Hükümetin talimatları doğrultusunda ordu, teyakkuz halini muhafaza etmekle birlikte Gazze'ye saldırılarını askıya alma kararı aldı' ifadesine yer verdi. Adraee, ordunun Hamas'ın hareketlerini takip etmeye devam edeceğini belirtti. Netanyahu: Hamas ateşkesi kabul etmezse...İsrail ise Gazze tarafının sınırötesi eylemlerinin devam etmesi durumunda askeri operasyonlarını iki katına çıkarmayı planlıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da bugün gazetecilere yaptığı açıklamasında 'Gazze Şeridi'nin füzeler, roketler ve tüneller olmak üzere her şekilde askerden arındırılması için Mısır'ın önerisini kabul etti. CNNTürk
Reklam
Abdullah Öcalan: 'Artık Sabır Taşı Çatlamıştır'
İmralı Cezaevi'nde ömür boyu hapse mahkum edilen Abdullah Öcalan'ın, aynı zamanda vasisi olan avukatı Mazlum Dinç, İmralı Adası'ndan döndü. Dinç, Öcalan'ın yaptığı görüşmede kendisine, 'Artık sabır taşı çatlamıştır. Dilerim ki bir hafta içerisinde müzakere süreci başlar' dediğini belirtti.765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 125'inci maddesine göre, 'vatana ihanet' suçundan idam cezasına çarptırılan ve AB uyum yasaları ile idam cezası kaldırıldığı için İmralı Cezaevinde ömür boyu hapse mahkum edilen Abdullah Öcalan'ın avukatı Mazlum Dinç ve diğer hükümlülerden Cumali Karsu'nun kardeşi Pervin Oduncu, Şeyhmus Poyraz'ın oğlu Mazlum Poyraz ile kardeşi Mehmet Poyraz, sabah saatlerinde gittikleri adadan döndü. Gemlik Jandarma Komutanlığında yapılan işlemlerinin ardından özel araca binen avukat Dinç, Öcalan'ın yaptığı görüşmede kendisine, 'Artık sabır taşı çatlamıştır. Dilerim ki bir hafta içerisinde müzakere süreci başlar' dediğini belirtti. 'Öcalan'ın ayrıca diyalog sürecinden müzakere sürecine geçilmemesinden rahatsız olduğunu' ifade eden Dinç, şunları söyledi: 'Görüşmemizde Öcalan, 'hala hükümet, devlet HES'ler, barajlar, kalekollar inşa etmektedir' dedi. Burada sürecin bu şekilde ilerleyemeyeceğini hatta bu HES'lerin ve barajların güvenlik gerekçesiyle yapılan HES'lerin ve barajların, bunların en büyüğü olan Ilısu ve Silvan barajını Hiroşima ve Nagazaki'deki olaya benzetti. Çünkü bunların hiçbir ekonomik değeri yok. Buna son verilmesi gerektiğini söyledi. 'Demirtaş'ın başarısı için çalışmaya davet etti' Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili ise şu değerlendirmeyi yaptı: 'Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik HDP'nin ciddi bir proje olduğunu, Türkiye'nin demokratik siyaseti açısından ciddi ve tek alternatif olduğunu, Selahattin Demirtaş'ın alacağı başarının çözüm ve müzakere sürecinin başlaması açısından da çok büyük bir önemi olduğunu' ifade etti. Herkesi bu çözüm sürecine aktif şekilde katılmasını ve Selahattin Demirtaş'ın başarısı için çalışmaya davet etti.' Dinç, bir gazetecinin, 'Bir haftalık süreç dediniz, Selahattin Demirtaş'ın seçilememesi durumunda bu ne anlama geliyor?' şeklindeki sorusuna şu yanıtı verdi: 'Aslında direkt Sayın Öcalan bunu eleştiriyor. Çözüm sürecinin AKP tarafından seçim malzemesi olarak kullanılması seçim endeksli yaklaşılmasını ciddi şekilde eleştirdi. Kabul edilemez bir durum olduğunu ortaya koyuyor. Çok da seçime endekslememek gerekir. Kendi içerisinde çok da uzun süre sürecin, bir an önce müzakerenin başlaması gerektiğini ifade ediyor.' 'Öcalan'ın ifade edebileceği çok da fazla bir şey yok' 'Bir hafta içerisinde başlamazsa ondan sonrası için konuştunuz mu?' sorusunu ise Dinç, 'Öcalan aslında barışın yürütücüsü. Türkiye'de yıllardır devam eden akan kanın durması ve köklü olan Kürt sorununun demokratik çözümü için barışçıl yollarla çözümü için aslında çaba içerisinde. Bu kanallar açılmadıktan sonra aslında Öcalan'ın ifade edebileceği çok da fazla bir şey yok' şeklinde yanıtladı. Öcalan'ın cezaevi şartlarına da değinen Dinç, şöyle devam etti: 'Sağlığından, güvenliğinden hatta özgürlüğünden ve biz sorumluyuz. Öcalan'ın aslında sağlık sorunları devam ediyor. Bu koşulların başlı başına var olan süreçte üstlendiği rolünü tam olarak yerine getirmede çok zorlandığını gördük. Bir an önce Öcalan'ın koşullarının da düzeltilmesi gerekiyor. Çok ciddi sağlık sorunlarını gözlemliyoruz. Bu noktada, böylesi süreçte temel aktör olduğu için bir an önce koşullarının da düzeltilmeye gidilmesi gerekiyor. CNNTürk
Reklam
'Bir Gün LGBTİ Arkadaşlarımızı Meclis'te Göreceğiz'
Erkoçlar, Demirtaş'ın LGBTİ'lerle ilgili açıklamalarına dikkat çektiRüzgar Erkoçlar, Trans bireyleri cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda uyardı. Trans bireylerin, kimlik konusunda zorluk yaşama ihtimallerini dile getiren Erkoçlar 'Ehliyetiniz yani sürücü belgenizle de oy verebileceksiniz. Unutmayın, bir oy bir oydur' dedi. Erdoçlar, 'Seçim öncesi LGBTİ’lerle ilgili somut siyasi açıklamalar duyuyor muyuz?' diye sordu. Rüzgar Erkoçlar'ın T24'te yayımlanan 'Bir gün LGBTİ arkadaşlarımızı Meclis'te göreceğiz' başlıklı yazısı şöyle: Bu yıl Türkiye’de Cumhurbaşkanı ilk defa halk tarafından seçilecek. Seçimin ilk turu 10 Ağustos 2014 Pazar günü yapılacak. İlk turda hiçbir aday seçilmek için yeterli oyu alamazsa ikinci tur 24 Ağustos Pazar günü olacak. Oy vermeye giden seçmenler sırayla içeriye alınacak ve öncelikle hastalar, yaşlılar, gebeler ve engelliler sıra bekletilmeden oylarını kullanabilecekler. Seçmenler, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını taşıyan nüfus cüzdanı, resmi dairelerce verilen soğuk damgalı kimlik kartı, pasaport, evlenme cüzdanı, askerlik belgesi, sürücü belgesi, avukatlık kimlik belgesi gibi kimliğini tereddütsüz ortaya koyan resimli, resmi nitelikteki belgelerden birini sandık başında verecek ve seçmen sıra numarasını söyleyecek. Bu belgelerden birini vermeyen seçmen oy kullanamayacak. Trans bireyler, nüfus cüzdanı şart değil Trans bireylerin, her zaman olduğu gibi, tam da bu kimlik konusunda zorluk yaşama ihtimallerini düşünerek altını çizmek istiyorum; ehliyetiniz yani sürücü belgenizle de oy verebileceksiniz. 'Ne gerek var, oy vermesem' de olur demeyin. Unutmayın, bir oy bir oydur. Sizden özellikle nüfus cüzdanınız istense bile, eğer göstermek istemiyorsanız kesinlikle ehliyetinizle oy kullanma hakkınızın olduğunu bilin. Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi seçmen hakkınızı kullanmak en büyük hakkınız. Peki seçim öncesi LGBTİ’lerle ilgili somut siyasi açıklamalar duyuyor muyuz? Kaos GL’nin haberine göre; Cumhurbaşkanı adaylarından Selahattin Demirtaş, “LGBTİ’leri savunmak riskse, o riski alıyoruz” diyor ve LGBTİ’leri “amasız” savunduklarını vurguluyor. Haberi dikkatli okuduğumuzda, çok uzun zamandır gözardı edilen bir gerçeği, insan haklarının LGBTİ bireylerde ihlalinin ne kadar fazla olduğu mesajını görüyoruz. Var olan ama görmezden gelinen bir avuç yürekli insan… Evet, birçoğumuz yeni yasal düzenlemeler bekliyoruz, herkes için standart olanı… Demirtaş; “LGBTİ’lere ve seks işçilerine dönük saldırılara ilişkin, insan hakları ‘amasız, ancaksız’ hayata geçirildiği takdirde insan haklarıdır. Kişilerin cinsel kimlikleri, cinsel yönelimleri insan haklarında kriter değildir. LGBTİ’ler de dahil olmak üzere herkes toplum içerisinde insanca yaşamalıdır, yeni yaşam belgemizin ilkesi de budur. ’Ama’ dediğiniz zaman insan hakkı ortada kalmaz. Bütün ayrımcılığa uğrayan kimliklerde dik durmak gerekiyor” diyor. İnanıyorum ki bir gün, bizim de nefes aldığımızı gören, sorunlarımıza arka çıkıp, çözüm üretip, yasalaştıran birileri olacak; hâlihazırda bu yolda büyük emekler veren LGBTİ arkadaşlarımızı da bir gün Meclis'te göreceğiz. Bence bir halkın mutluluğu, kendi içinde hiçbir ayrım yapılmaksızın haklarının güvence altında olduğunu bilmekte ve öncelikle bu temel hakların birliğini ve beraberliğini deneyimlemekte yatar. Rüzgâr ErkoçlarT24
Türkiye'nin Eurovision'a Katılması İçin 7 Neden
Türkiye, 2 yıldır Eurovision'a oylama sistemi ve büyük beşlinin direkt finalde yarışmasını haksızlık görerek katılım yapmıyor. Eurovision Türkiye (turesc.net) 7 madde hazırlayarak Türkiye'nin neden Eurovision'a yeniden katılım yapmasını gündeme getirdi.
Reklam
'Bizim Felsefemiz Her Zaman Kazanmak Olacaktır'
Galatasaray Teknik Direktörü Cesare Prandelli, bu sezon en büyük hedeflerinin dördüncü yıldızı takmak ve felsefelerinin ise her zaman kazanmak olduğunu söyledi.Galatasaray Dergisi'nin ağustos sayısında röportaj veren Prandelli, 'Sabri Sarıoğlu kararı için neler söylemek istersiniz?' sorusuna 'Basın karşısına çıktığımda da söyledim. Sabri kararı hep birlikte alınan bir karar. Kişisel olarak Sabri'ye ya da diğer oyunculara karşı herhangi olumsuz bir düşüncem yok ama değişim zamanı geldi.' cevabını verdi. İtalyan Teknik Adam kendisine sorulan sorulara şu cevapları verdi *İtalya Milli Takımı'ndan ayrılıp Galatasaray'a gelmeniz arasındaki süreç çok hızlı gelişti. O süreçte neler yaşandı, Galatasaray'a gelmeye nasıl karar verdiniz? Galatasaray her zaman kazanmak isteyen bir kulüp ve çok önemli bir tarihe sahip… Benim de kazanma isteğim çok fazla ve açıkçası büyük hedefleri olan bir kulübe gelmek için pek fazla düşünmeye gerek yok. O yüzden bu kararı çok rahat verdim. Türkiye basınında 'Prandelli gelecekse, Mancini neden gitti' gibi bir algi var. Bütün İtalyan teknik adamlar aynı futbol ekolunun temsilcisiymiş düşüncesi hakim. Mancini dönemine oranla ne gibi temel farklılıklar göreceğiz Prandelli Galatasaray'ında? Unutulmaması gereken nokta, herkesin kendine has bir karakteri vardır. İnsanların nasıl konuştuğu ve nasıl davrandığı farklıdır. Kısacası Mancini ve ben aynı insanlar değiliz. Aynı ekolden gelebiliriz ama futbola bakışımız farklı olabilir. Bu farkları zaten ileride sahada göreceksiniz. *Sizin takımlarınız için söylenen özellik hep hücumu düşündüğü yönünde. Galatasaray'ın ise bu sene şampiyonluk gibi çok net bir hedefi var. Aynı zamanda rekabetten dolayı dördüncü yıldız yarışı söz konusu… Bu durum oyun felsefenizde bir takım değişikliklere neden olacak mı? Bir kere şu kesin, bizim en büyük hedefimiz bu sene dördüncü yıldızı alabilmek. Şampiyonlar Ligi de var aynı zamanda ve Şampiyonlar Ligi'nde de en iyi şekilde mücadele edeceğiz. Bunların dışında Türkiye Kupası ve Süper Kupa var. Zaten bir takımın yarıştığı kulvarlarda seçim hakkı yoktur, hepsinde sonuna kadar mücadele edersiniz. Bizim felsefemiz her zaman kazanmak olacak. Takımla bir kamp dönemi geçirdiniz. Oyuncularla ilgili izleniminizin ardından sistem konusundaki düşünceleriniz netleşti mi? Takım olarak çalışmalarımıza dörtlü savunma ile başladık ve önüne iki orta saha, kanatları koyup, ilerde de forvet arkası ve forvet oynadık. Çalışmalarımıza bu şekilde başladık. Bir yandan da yerden oynamayı öğrenmeye çalışıyoruz. Bu nokta önemli, her futbolcumuzda da bu çabayı görüyoruz. Ama durumumuz maçlardan sonra belli olacak. Çalışarak daha iyiye gideceğiz. İlk maçın ardından takımın topu yerden oynama çabasından bahsettiniz. İlk yarı 40 dakika bunu başardı takım. Bu süre ne kadar artmalı. Kafanızdaki düşünce nedir? Bizim felsefemizde birinci öncelik topa sahip olma ve oyunu kontrol etmek. Topa sahip olduğumuzda da, hızımızı arttırmalıyız. Kontra ataklara çıkarken oyunu iyi okumalı ve çabuk kurmalıyız. Oyunumuzu bunun üzerine kuruyoruz. Kaptanlık konusunda ne düşünüyorsunuz, sizin için ne ifade ediyor kaptanlık? Benim için kaptanlık çok önemli bir şey… İlk olarak kaptanlığı kime vermeliyim diye düşündüm. Kaptanlık pazu bandını taşıyan oyuncu, öyle bir futbolcu olmalı ki, sadece Galatasaray takımın değil, taraftarı ve Türkiye'yi de temsil eden bir futbolcu olmalıydı. Şanslıyız, çünkü takımda Selçuk İnan gibi bir isim var. Ve Selçuk İnan'ı kaptan yaptık. Selçuk sadece Galatasaray'ı değil, taraftarı ve Türkiye'yi de temsil ediyor. Herkesin sevdiği bir insan ve benim için de büyük bir onur onunla çalışmak. Büyük bir ihtimal sezon boyunca Selçuk-Pirlo kıyaslamaları yapılacak. İkisi farklı oyuncular ama Selçuk'da Pirlo'nun özellikleri var mı gerçekten? Ben kıyaslamaları çok sevmiyorum ama Selçuk'u zarif buluyorum. Zarif bir futbolcu, çok klas ve topa hükmedebilen bir oyuncu olarak görüyorum onu. Kendisi umarım Pirlo'nun kazandıklarını kazanabilir. Öyle bir futbol kaderi olur. Zarif futbolcu derken Wesley de elegan bir futbolcu. Wesley'i takımda nasıl konumlandırmayı planlıyorsunuz? Sneijder dendiğinde, Dünya Kupası'na katılan ve herkesten çok koşan, çalışan bir Sneijder bekliyorum. Onun konumu bizim için çok önemli… Dünya Kupası'nda gösterdiği performansı bizim için de göstermesini diliyorum. *Geçtiğimiz sezon özellikle ligde Galatasaray deplasman fobisi yaşadı? Bununla ilgili bir tahliliniz oldu mu? Büyük bir takımın karakter olarak da güçlü olması gerekiyor ve kendi kişiliğini sahaya yansıtması gerekiyor. Büyük takım her zaman kendi oyununu sahaya yansıtmalı. Biz bu üç noktayı birleştirebilirsek, sahada her maçı kazanırız. Galatasaray Futbol takımında teknik anlamda nasıl bir iş bölümü var. Teknik ekip ve scout ekibi nasıl bir koordinasyon var? Kısa süre önce tüm ekiple tanıştık. Scout ekibinden Emre Bey'le de görüştüm. Çok güçlü, futbolu çok seven, tabiri caizse futbola aşık bir ekip. Onlarla çalışmayı dört gözle bekliyorum. Zaten Galatasaray'a da kulüp olarak baktığımızda çok ilerde bir organizasyon görüyoruz. Bu yüzden çok güzel işlere imza atacağımıza inanıyorum. Her şey yolunda giderse Galatasaray ile ilgili kurduğunuz hayali bizimle paylaşır mısınız? İyi giderse değil, biz iyi gitmesi için çalışacağız. Sahaya çıkacağız ve amaçlarımıza tek tek ulaşarak daha ilerdeki günlerde oluşacak güzellikleri göreceğiz. Dördüncü Yıldız konusu var bir de. Dördüncü Yıldız'ı kazanmak ve Galatasaray tarihine geçmek siz de nasıl bir motivasyon sağlıyor? Dördüncü Yıldız çok önemli, oyunculara da söylediğimiz gibi sadece dört haftalık çalışma ile alamayız bunu. Aylarca çalışarak bu hedefe ulaşacağız. Bu hedefe ulaşmak için karşımıza çıkan bütün engelleri de aşmalıyız. Şu anda yapmamız gereken çok çalışmak. Kamp öncesi kadroyu belirlerken dikkat çeken kararlar oldu. Sabri Sarıoğlu kararı için neler söylemek istersiniz? Basın karşısına çıktığımda da söyledim. Sabri kararı hep birlikte alınan bir karar. Kişisel olarak Sabri'ye ya da diğer oyunculara karşı herhangi olumsuz bir düşüncem yok ama değişim zamanı geldi. *Kampa genç oyuncuları da götürdünüz. Öne çıkan isimler oldu mu? Realist olarak bakmak gerekirse, potansiyelleri hakkında ne söylersiniz? Açıkçası çok iyi gençler var. İsim vermeyeceğim ama çok enteresan genç futbolcular var. Burada önemli olan nokta gençlerle ilgili sabırlı davranmamız lazım. Gelişimlerini takip etmemiz gerekiyor. Şu anda söyleyebileceğim çok kaliteli, gelecek vadeden gençlerimiz var. Dünyada iletişim çok farklı bir yere gidiyor. Özellikle sosyal medya sonrası birebir ortamlar azaldı. Bu açıdan bakarsak oyuncular da birbirleri ile daha az zaman geçiriyor. Bu gibi iletişim sorunları için bir çözümünüz var mı? Zor bir soru, aslında cevabını da tam olarak bilmiyorum ama başarı için takımın birleşmesi şart. O yüzden kişi bazlı görüşmeleriniz her zaman olacaktır. Futbolcularla doğru konuşmaları yapmak lazım. Onlarla empati kurmak çok önemli… Antrenman sistemleri getirirken de aynı yolda ilerlemek gerekiyor. Bunun için de doğru iletişimi yaratmamız çok önemli. Peki şöyle bir soru sorsam, futbol teknik direktörlerin mi yoksa futbolcuların mı oyunu? Futbol her zaman futbolcularındır ama şöyle de bir şey var; orkestra yönetmek gibi düşünürsek, takımı da birisinin yönetmesi lazım. Müzikte nasıl zamanlamaların ve ahengin tutturulması gerekiyorsa, futbolda da gereken taktikler ve oyun sistemlerinin gösterilmesi lazım. Ama her zaman dediğim gibi, futbol futbolcuların oyunudur. Teknik direktör sadece yol gösterir. Siz Dünya Kupası'nın ardından İtalya'dan ayrılıp, Galatasaray'a imza attıktan sonra İtalya'da sizi eleştiren Agnelli'ye ve Della Velli'ye sosyal medya üzerinden Galatasaray taraftarı tepki verdi. Galatasaray taraftarı kısaca, 'Hoca bizde, kıskanmayın' mesajını verdi. O süreci takip edebildiniz mi? Bütün taraftarlara çok teşekkür ediyorum. Ben artık Türkiye'deyim ve gördüğünüz gibi futbolun dünyaca ünlü bir dili var. Kısaca o bölüme de gidelim. İtalya beklenenden erken şekilde veda etti Dünya Kupası'na… Ne oldu da İtalya bu kadar erken elendi? Biz Avrupa Şampiyonası grup elemelerinde ve Dünya Kupası grup elemelerinde bir maç bile kaybetmedik ama sonrasında çok önemli iki oyuncuyu kaybettik. Montolivo ve Rossi. Ondan sonra birkaç engel daha çıktı karşımıza ve onları da aşamadık. Olumsuzluklar bir araya gelince, yapacak çok şey kalmıyor. Bu noktada Türkiye'de hakemlerin çok konuşulduğunu da belirmek isterim. Hakemlere karşı nasıl bir tutumunuz var? İtalya'da da aynı şekilde, değişen bir şey yok. *Suarez ile ilgili Muslera ile konuşma fırsatınız oldu mu? Sadece geldiğinde selamlaştık. Konuşacağım ama olanları değiştiremezsiniz. 2002'deki Parma'daki Prandelli ile şimdiki Prandelli arasındaki fark nedir? Şaka bir yana ama biraz yaşlandım. Saçlarım ağardı ama motivasyonumu hiç kaybetmedim, hatta bugün işime daha motiveyim. İhtiyar bir delikanlı var karşınızda. İtalyanlar ve Türklerin birbirlerine benzeyen iki toplum olduğu söylenir. Kısa bir dönem oldu ama böyle bir benzerlik var mı sizce de? Kısa bir süredir Türkiye'deyim. Futbolcularım için konuşabilirim. Onlar çok istekli ve bir aile kurma çabasındalar. Büyük bir grup kurmak için çabalıyorlar. Biz bunu İtalya'da birkaç sene önce kaybettik. Bir yere, kuruma bağlı olmalısınız ve o kuruma sahip çıkmalısınız. İtalya'da biz bunu kaybettik. Bu özelliği burada gördüm ve bu çok hoşuma gitti. *Galatasaray taraftarının önüne yani Türk Telekom Arena'ya çıkacaksınız. Atmosfer hakkında bilginiz var mı? Galatasaray maçlarını izledim ama videodan izlemek gibi olmayacaktır. Taraftarlarımız karşısında oynamak çok büyük bir şey olacak. Orası bir cehennem ve bu bize karşı olmayacak. Bu bizim için çok büyük bir avantaj.Zaman  
HSYK 3. Daire Başkanı: 'Hakimler ve Savcılar Korkutuluyor'
HSYK 3. Daire Başkanı Ahmet Hamsici, yargının hukuka aykırı eylem ve işlemlerin aklanması için de kalkan olarak kullanılamayacağını açıkladı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 3. Başkanı Ahmet Hamsici, HSYK'ya yönelik eleştiriler üzerine bir açıklama yaptı. Ahmet Hamsici açıklamasında, 'Hakimler ve savcılar korkutulmaya çalışılıyor' ifadesini kullandı. Ahmet Hamsici'nin basın açıklamasının tam metniSon zamanlarda yargının siyasi saik ve gayelerle yönlendirilmelere açık bir görüntü vermesi, yargıyı kontrol altına alma arayışları ile istediği kararları çıkarma adına ideolojik bir araç olarak kullanma niyet ve gayretleri toplumda yargıya olan güvenin iyice azalmasına neden olmuştur. Öte yandan, yargı kararları; yargıç ve savcıların kişilik ve kimlikleri üzerinden sorgulanır hale gelmiştir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu da bu eleştirilerden nasibini almıştır. İfade etmek gerekir ki, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile hakim-savcı teminatı gibi ilkeler demokrasi ve hukuk devletinin vazgeçilemez unsurlarıdır. Hukuk devletinin temel direği yargıdır. Hukuk devleti ilkesi; • Özünde yönetimin hukukla bağlılığı, • Yöneticilerin şahsi ve keyfi iradesinin değil, hukukun hakim olmasını ifade eder. Hukuk devleti kavramını hayata geçirmek için; • Devlet adına yetki kullananların yetkilerini hukuktan almaları, • Kanun önünde tüm bireylerin eşit olması • Keyfi farklı uygulamaların önüne geçilmesi • İnsan hak ve özgürlüklerinin güvence altında olması gereklidir. Kuvvetler Ayrılığı İlkesi; Demokratik toplum düzeninin en önemli unsuru olan hukuk devleti anlayışının gerçekleşebilmesi için şüphesiz ki, kuvvetler ayrılığı ilkesinin ve özellikle de yargı bağımsızlığının var olması gerekmektedir. Orijinal ifadesiyle kontrol ve denge (check and balance) mekanizması ve erklerin birbirini dengelediği bir rejimin teminatı olan Kuvvetler Ayrılığı İlkesi; • Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmez. • Üstünlük, ancak Anayasa ve Yasalardadır. • Belli devlet yetkilerinin kullanılmasıyla sınırlı bir iş bölümü ve işbirliğidir. • Devlet iktidarının farklı organlar arasında paylaştırılması yoluyla kötüye kullanılmasını engellemeyi amaçlar. Bu nedenle demokratik sistemi ortadan kaldıran ve bütün yetkileri tek elde toplayan veya diğer organları bir organın kontrolü altına alan bir sistem kuvvetler ayrılığı ilkesi ile bağdaşmaz. Öte yandan, Devlet sadece siyasi iradeden ibaret değildir. Siyasi irade kendisi dışındaki devlet erklerini de kendisine tabi olmaya zorlamaktadır. Bu kabul edilemez bir durumdur. Yargı Bağımsızlığı İlkesi ise; • Hiçbir devlet organının, makamın, kişinin ya da kurumun yargı yetkisinin kullanılması nedeni ile mahkemelere ve hakimlere etki edememesi ve müdahalede bulunamamasıdır. • Hukuk devletinin temel unsuru ve ön koşuludur. • İnsan hakları ve özgürlükleri ile adil yargılanma hakkının temel güvencesidir. • Hakimin, çekinmeden ve endişe duymadan, Anayasa'nın öngördüğü gereklerden başka herhangi bir dış etki altında kalmadan, yansız tutumla, özgürce karar verebilmesidir. • Demokratik bir toplumda, devlet yapısı içinde tüm kurum ve kuruluşlar ile kişilere karşı da sağlanmalıdır. • Hakimlerin bağımsızlığı, onlara tanınan bir ayrıcalık olmayıp, her türlü etki, baskı, yönlendirme ve kuşkudan uzak olarak adalet dağıtacakları yolundaki güven ve inancı yerleştirme amacına yöneliktir. Bağımsızlık; • Başka herhangi bir kişi, kurum veya organdan emir almamak, • Yasamanın, yürütmenin ve diğer dış unsurların etki alanının dışında olmak, • Baskı altında olmamak, • Tarafların etki alanının dışında kalmaktır. Yargının yasama ve yürütmeden bağımsızlığının sağlandığı bir sistemde özgürlük adına korkmaya gerek yoktur, buna karşın yargının yasama ve yürütmenin kontrolü ve etkisinde olduğu, bu organların yargıyı yönlendirdiği bir sistemde özgürlük adına her şeyden ama her şeyden korkmak gerekir. Yargı mensubunu baskı ve müdahalelere karşı koruyacak Anayasal ve yasal mekanizmaların kurulmuş olması, bu yolla hukuki bağımsızlığının sağlanmış olması yeterli değildir. Aynı zamanda mahkemelerin ve hakimlerin ve özellikle soruşturmalarda savcıların uygulamada yargı bağımsızlığını zedeleyecek uygunsuz etki ve müdahalelere maruz bırakılmaması, pratikte de bu bağımsızlık ve tarafsızlık algısının sağlanması gerekir. Bağımsızlık ve Tarafsızlığın; Medya, uyuşmazlığın tarafları, hakimin kendi dünya görüşü, hakimin ailesi, yakın çevresi ve içinde yaşadığı toplum karşısında uygulanması hayati önem taşımakta ise de bir o kadar da yasama ve yürütme organları ile siyasi partilerin de yargı karşısında bağımsızlık ve tarafsızlığa gölge düşürmemesi, zedelememesi önemlidir. Kuşkusuz bu durum Anayasal güvence altına alınan tabii hakim ilkesine göre hareket etmeyi de zorunlu kılar. Suçlara daha önce kanunla belirlenmiş mahkeme ve hakimin bakması olarak tanımlanan tabii hakim ilkesi, yargılama makamlarının suçun işlenmesinden sonra kurulmasına veya hakimlerin atanmasına teşkil eder ve sanığa veya davanın taraflarına göre hakim atanmasına imkan vermez. HSYK'nın da özellikle, hakim ve savcı atamalarında ve yetkilendirmelerinde Anayasa'nın 138 ve 139. maddelerinde belirtilen yargı bağımsızlığı ile hakimlik ve savcılık teminatına uygun bir şekilde yürütmesi tüm işlemlerinde yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının zedeleyen uygulamaların ortadan kaldırılması için azami çaba ve gayret gösterilmesi gereklidir. Yargı belli kişi ve grupların hedeflerini gerçekleştirecekleri bir araç değildir. Savcılar soruşturmalarda bağımsız ve tarafsızdır. Soruşturmalar evrensel prensipler çerçevesinde ve kanun dairesinde yapılmalıdır. Yargı, karşıtlarını sindirmek veya ortadan kaldırmak için silah olarak kullanılamayacağı gibi, hukuka aykırı eylem ve işlemlerin aklanması için de kalkan olarak kullanılamaz. Bu bağlamda, yargı karşısında herkes eşittir. Bu noktada, Türkiye'nin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması, hukuk devletinin tüm kurallarının eksiksiz yerine getirilmesi, çağdaş bir demokrasinin tüm kural ve kurumlarıyla tesis edilmesi ve işlerlik kazanması açısından sözü edilen temel ilkelerin hayata geçirilmesinin yanında temel hak ve özgürlüklerin korunması da önemli bir yer tutmaktadır. Demokratik devletlerde ne parlamento ne de HSYK dahil idari organlar Cumhuriyet savcıları tarafından yürütülen soruşturmanın nasıl yapılacağı veya soruşturma sonucunda verilecek kararı etkilemeye çalışmamalıdır.(Avrupa Hakimleri Danışma Konseyi ve Avrupa Savcıları Danışma Konseyince ortaklaşa hazırlanan 8 Aralık 2009 tarihli ve 4 Nolu Bordeaux adıyla bilinen Bildiri) Yargı suç işleyene tolerans gösteremez, ama siyasi irade tarafından da bir silah olarak kullanılamaz. Suç ve suçlu ile mücadele evrensel hukuk kuralları çerçevesinde cezaların şahsiliği ilkesine ve kanuna uygun olarak yerine getirilmek zorundadır. Hukuk devletinde soruşturma ve kovuşturma süreçleri medya üzerinden yürütülemez. Görülmektedir ki çeşitli operasyonlar önce yazılı ve görsel medyada ve sosyal medyada haber yapılmakta, adete yargı unsurları psikolojik harekat uygulamalarına maruz bırakılmaktadır. Hiç kimse yargı süreci sonuçlanmadan peşinen suçlu ve tehlike olarak ilan edilemez. Masumiyet karinesi ihlal edilerek isimler lekelenemez. Ne yazık ki medya üzerinden propagandaya dönüşen yayınlar ve açıklamalar, bu ilkeleri ihlal etmekte, soruşturmalara gölge düşürmektedir. Halbuki ceza muhakemesinin amacı; her ne suretle olursa olsun maddi gerçeğe ulaşmak olmayıp maddi gerçeği, dürüstlük ilkesi ve hukuk devletinin gereklerine uygun bir süreç sonucunda ortaya çıkarmaktır. Nitekim bu amacın gerçekleştirilmesinde şüphelinin haklarının korunması ve delillerin hukuki olması kuralına uyulması önem arz etmektedir. Nitekim Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yayınladığı ancak yasama organı tarafından ilga edilen genelgelerinde soruşturmalarda izlenilecek usul ve kaideleri belirlemiştir. Buna göre; Kanunlarımıza göre suç teşkil eden olaylar ile adli merciler tarafından soruşturmalar süratle etkili ve adil biçimde yapılmalıdır. Deliller zamanında ve usulüne uygun toplanmalıdır. İnsan haklarına saygılı bir şekilde maddi gerçeğin araştırması yapılmalıdır. Cumhuriyet savcısının en temel görevlerinden biri, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri eşit bir çaba göstererek toplamak ve muhafaza altına almaktır. Adalet dağıtımında temel bir unsur olan savcılar, suçların soruşturulması ve bu soruşturmaların hukukiliğinin gözetiminde aktif bir rol üstlenmelidir. Savcılar görevlerini yaparken, işlerini tarafsızlıkla ve her türlü siyasal, sosyal, dinsel, ırksal, kültürel, cinsel veya başka herhangi bir ayrımcılıktan kaçınarak yürütmelidir. Soruşturma sürecinde insan hakları ihlalleri önlenmelidir. Adil yargılanma hakkı ve diğer haklar korunmalıdır. Kişi ve kurumlar mağdur edilmemelidir. Toplumun yargıya olan güveninin tesisi için azami ölçüde hassas davranılmalıdır. Masumiyet karinesinin zedelenmesi önlenmeli, kişilik haklarına saldırı yapılması imkanı verilmemelidir. Kişilerin onurlarını kırıcı, küçük düşürücü, siyasi görüşleri açıklayıcı mahiyette ve ya bu anlama gelebilecek nitelikte ifadeler ve davranışlara mahal bırakılmamalıdır. Soruşturmanın gizliliği ilkesi, kişilik hakları ve masumiyet karinesi ile delillerin güvence altına alınması hususları göz önünde bulundurularak; gözaltındaki kişilerin suçlu olarak kamuoyuna duyurulmasına, basın önüne çıkarılmasına kişilerin basınla sorulu cevaplı görüştürülmelerine, görüntülerinin alınmasına teşhir edilmelerine sebebiyet verilmemelidir. Diğer taraftan, gerek sosyal gerekse yazılı ve görsel medyada hakim ve savcılara yönelik operasyonların yapılacağı yönünde sıkça haberler yapılmakta, hatta bir kısım hakim ve savcıların isimleri de zikredilerek gözaltına alınacağı ve tutuklanacağı yönünde planlı ve organize bir şekilde kamuoyu oluşturularak hakim ve savcılar korkutulmaya, bu yolla yargının baskı altına alınmaya çalışıldığı görülmektedir. Bilinmelidir ki, hem Anayasamızda hem de, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu ile 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununda, Hakim ve savcıların kişisel ve görevinden kaynaklanan suçlarının nasıl soruşturulacağı ve kovuşturulacağı hiçbir şüphe ve tereddüde yer vermeyecek şekilde, açık ve net olarak düzenlenmiştir. Buna göre, bir hakim ve savcı hakkında disiplin ve ceza soruşturması başlatılabilmesi için HSYK ilgili dairesinden izin alınması şarttır. Bu izin alınmadan yapılacak her türlü işlem Anayasa ve yasalara aykırılık teşkil edeceğinden ilgililerin hukuki ve cezai sorumluluğu doğacaktır. Bu düzenlemeler ortadayken, ilgili kanunlarda öngörülen usuller işletilmeden yargı mensuplarını, yine bir takım yargı mensupları ve onun emrindeki adli kolluk görevlileri eliyle korkutmaya çalışmak, en basit ifadesiyle hukuk tanımamazlıktır. Bu şekilde, ısrarla bir takım hakim ve savcılar hakkında gözaltına alınacakları ve tutuklanacakları yönünde yapılan haberler bilinçli ve maksatlı olup, yürütülmekte olan algı operasyonunun bir parçasıdır. Bu süreçte yargı mensupları dahil, herkesin yargının itibarına zarar vermemek için özel gayret göstermesi gerekmektedir. Zira yargıya olan güven sarsıldığı takdirde telafisi yılları alacak zararların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Aksi halde hiç kimse kendisini hukuki güvencede hissetmeyecektir. Sonuç olarak; Adalet, her türlü gelişimin ve toplumsal barışın temel ilkesidir. Bu açıdan, bağımsız bir yargı düzeninin varlığı zorunlu ve gerekli kılınmıştır. Savcı ve hakimler de, demokratik ve sosyal bir hukuk devletinde, bireysel hak ve özgürlüklerin ve toplumun temel değerlerinin koruyucusu ve güvencesidir. Bu ilke ve düşünceleri tatbik eden hakim ve savcılarımızın, nereden ve kimden gelirse gelsin hiçbir baskıya boyun eğmeden Anayasa ve yasalara uygun olarak görevlerini yerine getireceklerinden hiç kimsenin kuşkusunun olmaması gerekir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur. Ahmet Hamsici HSYK Başkanvekili T24
'IŞİD'e Karşı Savunma Bitti, Saldırıya Geçiyoruz'
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, IŞİD'e karşı bundan sonra savunma yapmayacaklarını söylediIrak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani , savunma döneminin bittiğini, Irak-Şam İslam Devleti'ne (IŞİD) karşı her yerde saldırıya geçeceklerini açıkladı. Barzani, IŞİD'in Sincar ve bazı bölgelerde ilerleyişine ilişkin yazılı bir açıklama yayınladı. Kürt milletinin her zaman barıştan yana olduğunu ifade edeb Barzani, Ancak IŞİD militanların saldırılarını önlemekle kalmayıp bundan sonra saldırıya geçeceklerini ifade etti. Barzani, 'Sincar'a yapılan saldırı bardağı taşıran son damla olmuştur. Bundan sonra son nefese kadar savaşıp IŞİD militanları her yerde kovalayacağız. Bunun için Peşmerge güçlerine her yerde saldırıya geçmelerinin emrini verdik. Herkes emin olsun ki Peşmerge bu görevi son derece titizlikle yerine getirecektir' ifadelerini kullandı. Bu sabahın erken saatlerinden beri Kürt milletinin kahraman oğullarının ilerleyişte olduğunu ifade eden Barzani, Irak Kürdistanı halkını onurlu bir geleceğin beklediğini ekledi.T24
Reklam
'TRT'den Hesap Sormazsam Namerdim'
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin TRT’nin yanlı davranışlarıyla büyük bir adaletsizlik içinde gerçekleştiğini savunarak, 'Bu devir böyle gitmez. Devir değişir gün değişir. Bir gün gelir, şimdiki TRT’nin başı olmak üzere haberler müdüründen tutun programcısına kadar hesap sormazsam namerdim' dedi. Bahçeli, Tefenni Belediyesi'ni ziyaretinde kendisine hediye edilen dipçiğinde üç hilal ve bozkurt bulunan av tüfeği ile poz verdi. MHP Genel Başkanı Bahçeli, Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu için çıktığı gezilerde bugünkü durağı Burdur oldu. Öğle saatlerinde kente gelen MHP Liderini, Burdur girişinde partililer karşıladı. Burdur’da 30 Mart seçimlerinde partisinin belediye başkanlığını kazandığı Tefenni ve Ağlasun ilçelerini ziyareti planlanan Bahçeli, programında olmamasına rağmen Tefenni yolunda partisinin Karamanlı ilçe başkanlığını ziyaret etti. Burada çay molası veren Bahçeli, 4 aylık Gülsu Günday bebeği kucağına alarak sevdi. Tefeenni’de MHP’li Belediye Başkanı Ümit Alagöz’ü makamında ziyaret eden Devlet Bahçeli’ye burada kendisine hediye edilen dipçiğinde üç hilal ve bozkurt işlemesi olan Burdur imalatı bir av tüfeğini kabul etti. CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİNİN DİĞER ADI KRİZ MHP Lideri Bahçeli, Tefenni Belediyesi’nin balkonundan yaptığı konuşmada 2014 yılında Türkiye’de çok önemli siyasi gelişmeler olacağının bütün siyasi partiler, aydınlar, sivil toplum kuruluşları sıkça ifade edildiğini söyledi. Bu gelişmelerden biri olan mahalli idareler seçimlerinin birkaç uygunsuz hareket dışında olgun bir ortamda geçtiğini kaydeden Bahçeli, yeni gündemin cumhurbaşkanlığı seçimleri olduğunu kaydetti. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Türkiye açısından sorunlar getirdiğini, ya bir siyasi krizin başlangıcı ya da bir siyasi krizi beraberinde getiren süreçler olduğunu ifade eden Devlet Bahçeli, 'Cumhurbaşkanlığı seçimleri hem kritik, hem nazik, hem de Türkiye için çok önemlidir. İç ve dış odaklarında yakından alakasını çekmemektedir. Şimdi ilk defa halkımız tarafından cumhurbaşkanı seçilecektir' dedi. 1980 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, 5 ay 17 gün 114 tur oylama yapıldığı fakat cumhurbaşkanı seçilemediğini ifade eden MHP Genel Başkanı Bahçeli, 'O gün yaşanan sosyal şiddet, ülkedeki kargaşa, ekonomik sorunların ağırlaşması ve istikrarsızlığın sürmesi 12 Eylül’ün ara rejim olarak ortaya çıkmasına ve ülkede bir zulüm dönemini başlamasına da sebebiyet vermiştir. Türkiye buna layık değildir. Cumhurbaşkanını seçememiş olan bir ülkede ilk defa milletimiz kendi başını, cumhurbaşkanını seçmekle sorumlu kılınmıştır' diye konuşmasına devam etti. SEÇİM YASASI SIĞ VE YETERSİZ Fakat cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini sağlayan yasayı ’sığ, düşüncesiz, sonuçlarını nereye ulaşacağı konusunda yeterli tartışmanın yapılmadığı’ sözleriyle eleştiren MHP Lideri Bahçeli, 'Bir tartışmayla başlamıştır. Ama bu tartışmayı aşacak, Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimin sorun olmaktan çıkartacak, siyasi krizin sebep ve sonucu olmayacak bir güzelliği ortaya koyacak olan siz, değerli vatandaşlarımızsınız. Çünkü bu yasa sığdır, yetersizdir' şeklinde konuştu. ’TRT YÖNETİCİLERİNDEN HESAP SORMAZSAM NAMERDİM’ Yasanın cumhurbaşkanlığı seçimlerinin nasıl olacağını ayrıntılarıyla belirleyemediğini gibi seçim takvimi ve adayların görevi bırakıp bırakmama konusunda yasada netlik olmadığını savunan Bahçeli, konuşmasına şöyle devam etti: 'AKP’nin adayı Recep Tayyip Erdoğan, başbakanlık görevini bırakmadan, Türkiye’nin imkanlarını, devletin bütün imkanlarını kendi adaylığına kullanarak, her türlü toplu açılış, temel atma bahaneleriyle, TOKİ’nin imkanlarıyla vilayetlerin desteğiyle, göstermelik taşıma mitinglerle ve yandaş televizyonların sabahtan akşama kadar Recep Tayyip Erdoğan dizisini gösterircesine propagandanın yapıldığı bir ortamda üç adaydan bir tanesi bu imkanlara yarışta bulunurken, diğerleri ise vatandaşların kıt desteği, imkansızları ve özellikle de bir kamu kuruluşu olan TRT’nin yanlı davranışlarıyla büyük bir adaletsizlik içinde gerçekleştirilmektedir. Bir gün gelecek başta bu yanlışlıkları yapanlar olmak üzere, yanında TRT’nin bugünkü yöneticileri olmak üzere bu adaletsizliği, kısıtlamanın, bu yanlışın ısrarlı bir şekilde sürdürülmesiyle, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin meşruiyetini tartışılır hale getirenler, inşallah, hukuk önünde kendilerini tartışılacağına şahit olacaklar. Bu devir böyle gitmez. Devir değişir gün değişir. Bir gün gelir, şimdiki TRT’nin başı olmak üzere haberler müdüründen tutun programcısına kadar hesap sormazsam namerdim. Ne demek 500 saat Recep Tayyip Erdoğan’a veriyorsun, 7 saati Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’na, 3 saati de üçüncü adaya veriyorsun. Bu nasıl bir adalettir, bu nasıl bir yüzle seçim yapılması demektir. Bu milleti, bu imkanlarla nasıl aldatmaya cesaret etmektesiniz.' Bu şartlar altında cumhurbaşkanlığı seçimlerin yapılacağını kaydeden Bahçeli, 'Bütün televizyonlar, başta TRT olmak üzere yandaş televizyonlar aracığıyla Türkiye’yi kandırmaya, aldatmaya çalışmış olsalar da milletimizin yüksek sağduyusu, milli irade 10 Ağustos’ta gerekli dersi vereceği inancındayız' dedi. 10 Ağustos’un Türkiye’de Başbakan Erdoğan’ın 12 yıllık iktidara son veren gün olması dileğinde bulunan Bahçeli, 'Recep Tayyip Erdoğan’ın hülyalarını, rüyalarını yıkan bir gün olarak, Türkiye Recep Tayyip Erdoğan’dan kurtulacak, Türkiye yoksuzluk ve rüşvetin hesabını soracak bir güne gelecektir' diye konuştu. AK PARTİLİLERE SESLENDİ Konuşmasında Ak Partilere de seslenen Bahçeli, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bir parti meselesi olarak görülemeyeceğini savundu. 'Bir partinin organik bağı içinde bir adayı ısrarla ’Ben cumhurbaşkanı yapacağım’ diyorsanız ortaya çıkacak sıkıntılarını vebalini üstlenmiş olursunuz' diyen MHP Lideri Bahçeli, seçilecek cumhurbaşkanının hangi mezhep ve etnik kökenden olursa olsun herkesi kucaklayacak, sevgi bağıyla saracak, adil, tarafsız ve hizmetin yanlışlıklarını giderebilecek bir kişi olması gerektiğini söyledi. Bahçeli, konuşmasına şöyle devam etti: 'Aziz AKP’liler, sizi kırmak için söylemiyorum, ’İlle de Recep Tayyip Erdoğan’ diyorsanız, diyebilirsiniz fakat sonunda bu ülkede sosyal hareketler başlar, felaketler üstüne felaketler gelirse sorumlusu sadece Erdoğan olmaz. Ona bu desteği verenler de sorumlu olur. Şimdi bunu dikkate almanız lazım. Türkiye’yi kamplaşmaya götüren kim, cepheleştirmeye götüren kim, Türkiye’yi gerilim stratejisiyle yönetin kim, kutuplaşmaya sürükleyen kim? 17- 25 Aralık’ta rüşvetin ve yolsuzluğun odağında olup adaleti karartan kim? Türkiye’de havuzlardan, ayakkabı kutularından bahisle vicdani yönüyle milleti rahatsız eden kim? Eğer seviyorsanız ’Ne oluyor sayın Başbakan, nereye gidiyoruz? Sen 12 yıldan beri bu ülkeyi yönetiyorsun, yazık değil mi, son günlerde sana ne oldu ki memleketi felakete götürürken bizi de arkana takıyorsun’ diyen bir Adalet ve Kalkınma Partili yok mu?' ’ERDOĞAN’DAN CUMHURBAŞKANI OLMAZ’ Partisi MHP’de her zaman ilkeli davranışın geçerli olduğu, ’kıvırma, kırılma’ olmadığını belirten Bahçeli, 'Recep Tayyip Erdoğan’dan cumhurbaşkanı olmaz, olmamalıdır. Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık, 25 Aralık yoksuzluk ve rüşvet olayında aklanmadan paklanmadan, ailesi hesabını vermeden, 4 bakanını yüce divana göndermeden cumhurbaşkanı olamaz, olmamalıdır' diye konuştu. TUNÇLA BAKIRLA OYALANAN PIRLANTAYI NE BİLSİN MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan karşısında partisiyle birlikte 15 siyasi partinin desteğini açıkladığı çatı aday Ekmeleddin İhsanoğlu’nun uzlaşının adayı olduğunu söyledi. İhsanoğlu’na yönelik ’tanınmıyor’ eleştirilerine değinen Bahçeli, 'Ne yapacağız tanınmıyor diye. Pırlantayı, elması, altını görmeyene pırlantayı, elması nasıl tanıtacaksınız? Tunçla bakırla oyaladığınız millete pırlantayı sunduğunuz vakit ’Bu neyin nesidir?’ diye sormayacak mı?' dedi. İşte bu sorunun İhsanoğlu’nun tanınmaya başlamasının anahtarı olduğunu belirten Bahçeli, 'Tanınmayan da tanınır. Eğer Ekmeleddin Bey, Recep Tayyip Erdoğan gibi tanınacaksa hiç tanınmasın daha iyi' dedi. ’BİR VATAN EVLADI’ 'Bir vatan evladı' diye bahsettiği Cumhurbaşkanı adayı İhsanoğlu’nun iftiraların hedefi haline getirildiğini savunan Bahçeli, 'Bunu İslami yönden nasıl anlıyorlar, nasıl yorumluyorlar, herkese yalanla, iftirayla milleti kandırmaya çalışıyorlar' dedi. İhsanoğlu’nun doğum yeri Kahire üzerinden bir ayrımcılığa uğratıldığını belirten Bahçeli, fakat Başbakan Erdoğan’ın esas gündeminin başka olduğunu söyledi. Bahçeli şöyle konuştu: 'Kahire’de doğmuş olabilir ama dilinin altında başka bir şey varsa biz anlarız. Leb demeden leblebi olduğunu biliriz. Çünkü biz insanı tanırız, ruhunu biliriz ve günü geldiğinde onun herşeyinden hesap soracak cesarete de varız. Eğer diyorsan ki Selanik doğumlu Mustafa Kemal Atatürk’ü kastediyorsan, Pınarbaşılı bir aziz millet evladının Lefkoşa’da doğumuyla Alparslan Türkeş’i kabul ediyorsan senin kökün karışık, senin kaynağın bulanık, gel kendin anlat.' SAĞLIK BAKANIYLA YÜKLENDİ Bahçeli, bu noktada Başbakan Erdoğan’da gurbetçiler ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu üzerinden yüklenmeye devam etti. Bahçeli, 'Şimdi ki Sağlık Bakanı’nın Balkanlar’dan dalga dalga göç eden soydaşlarımızdan bir tanesidir. Yunanistan’dan buraya geçmiştir, eğitimini tamamlamış, Edirne milletvekili olmuş, oradan da Sağlık Bakanı olmuştur. Bunun Yunanistan’da doğduğunu nüfus kağıdından bilmeden nasıl bakan yaptın, şimdi öğrenmişsen niye istifasını istemiyorsun' diye konuştu. KAFESTE KEKLİK DEĞİL Başbakan Erdoğan’ın dünkü İstanbul mitingine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bahçeli, 'Veda konuşmaları yapıyor. Herkesle veda konuşması yapıyor. Sanki cumhurbaşkanlığı kafeste keklik. Böyle olup olmadığını kim bilecek, yandaş medya mı bilecek, satın aldığın köşe yazarları mı bilecek, kamuoyu araştırmaları mı bilecek, yoksa şurayı şereflendiren aziz vatandaşlarım mı bilecek' diye konuştu. Bahçeli, konuşmasının sonunda tercihinin ve tavsiyesinin Ekmeleddin İhsanoğlu’dan yana olduğunun altını çizerek 10 Ağustos günü koşa koşa sandığa gitmeye çağrısı yaptı.Emre BAYLAN/ BURDUR, (DHA)
'Ben Türk Oğlu Türküm'
Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, 'Benim babam, dedem bu toprağın evlatları, başka topraklardan değil. Uzaklardan falan değil, buradan, Anadolu'nun göbeğinden. Ben Türk oğlu Türküm' dedi İhsanoğlu, seçim gezisi kapsamında Ankara'da Sincan, Etimesgut ve Gölbaşı ilçelerini ziyaret etti. Ekmeleddin İhsanoğlu, Sincan Lale Meydanı'nda yaptığı konuşmada, 'Türkiye'nin sınırlarının kevgire döndüğünü, Hatay'daki vatandaşların korktuğunu, kan ağladığını savundu.' Diyarbakır'da Türk bayrağının indirildiğini hatırlatan İhsanoğlu, 'Bir soysuz, bir bedbaht Türk bayrağını gönderden indirdi ve kaçtı. Hala tutamadılar. 'Teşhis ettik' dedi birisi. Yakalasana. Demek ki yakalamak istemiyorsun. Bu kadar acziyet içerisinde olunur mu' ifadesini kullandı. İhsanoğlu daha sonra konvoyla Eryaman'a geçti. Burada konuşan İhsanoğlu, devletin, hükümetin, iktidarın bütün imkanlarına sahip olanların, 'mağdur olduğunu' söylediğini kaydederek 'Allah aşkına mağdur olan kim? Biz mi mağdur, o mu mağdur? Biz 9 bin lira bağışla çalışıyoruz. Gönüllülerle beraber çalışıyoruz' diye konuştu. Süleyman Demirel, Turgut Özal, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş gibi birçok liderle çalıştığını belirten İhsanoğlu, şunları söyledi: 'Bu hükümetin, ilk başladığı zaman, doğru başladığı zaman yanındaydım. Bana kuruculuk teklif ettiler. Ben teşekkür ettim onlara ama dostluk devam etti. Benim kimseyle küskünlüğüm yok. Ben bu vatana hizmet etmek için bu görevi kabul ettim. Sandığa gidiniz ve herkesi götürün. Ve herkesle sevgi, saygı içerisinde konuşun.' Askerlik fotoğrafını gösterdi Devletin tepesinin sorun üretme değil, çözme yeri olduğunu vurgulayan İhsanoğlu, 'Orada sigortayı attıran biri olursa o devlet çöker. Adalet mülkün temelidir diyoruz, adaletin, mülkün temeline su kaçtı. Yargı, kolluk kuvvetleri tarafsızlığını kaybetti. Din, siyaset birbirine karıştı. Biz bunları tekrar ayıracağız. Onun için lütfen herkes oyunu kullansın' dedi. Konuşma sırasında, mitinge katılan İhsanoğlu'nun askerlik arkadaşı, İzmir Bornova Topçu Tugayı'nda çekilmiş bir fotoğrafı İhsanoğlu'na verdi. Fotoğrafı, kendisini dinleyen vatandaşlara gösteren İhsanoğlu, şöyle konuştu: 'Böyle iftira atan, sosyal medyadan, şuradan, buradan, yandaşlar falan utanmıyorlar mı? Benim babam, dedem bu toprağın evlatları, başka topraklardan değil. Uzaklardan falan değil, buradan, Anadolu'nun göbeğinden. Ben Türk oğlu Türküm. Ben Yozgat'ın evladıyım. Evet yurt dışında doğdum, iftihar ediyorum. Ben Türklüğüme, milletime, vatanıma, kültürüme, devletime hizmet ettim, etmeye de devam ediyorum. Bu devlet bana üstün hizmet madalyası verdi hizmetlerimden dolayı. Başka bir şeyden dolayı değil, Türkiye'ye hizmet ettiğim için.' 'Ekmeğimizi büyütmek istiyoruz' İhsanoğlu daha sonra Gölbaşı'nda halka hitap etti. Musul Başkonsolosluğunda görevli 59 kişinin bir terör çetesinin elinde rehin olduğunu, Irak'taki, Suriye'deki Türkmenlerin sahipsiz kaldığını savunan İhsanoğlu, 'Gazze'deki kardeşlerimizle de uğraşalım. Gazze için yapılan telefon kadar, Türkmen kardeşlerim için kaç telefon yapıldı' diye sordu Doğu Türkistan'da Uygurların ramazanda oruç tutamadığını belirten İhsanoğlu, Uygurların lideri Rabia Kadir Hanıma Türkiye'de vize verilmediğini ileri sürdü. Türkiye'de sosyal yardımları Turgut Özal'ın başlattığını anlatan İhsanoğlu, 'Hiç kimse babasının çiftliğinden nafaka vermiyor, minnet etme hakkı yoktur. Devletin size verdiği haktır. Sosyal devletin, dayanışmanın gereğidir. Bu elbette devam edecek. Biz istiyoruz ki bunu biraz daha büyütelim. Yani biz, ekmeğimizi biraz daha büyütmek istiyoruz' dedi. İhsanoğlu, konuşmasını 'Ne mutlu Türküm diyene. Bunu diyemeyenlere hiçbir şey demiyorum' diyerek tamamladı.Dünya
Reklam
Gül Veda Turuna Başladı
28 Ağustos'ta görev süresi sona erecek olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül veda ziyaretlerine Meclis Başkanı Cemil Çiçek'le başladı. Çiçek, Gül'e 'Siyaset tarihini yazanlar sizinle ilgili ayrı sayfa açacaklar' dedi. Gül daha sonra Başbakan Tayyip Erdoğan'la bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Gül, Meclis'te Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'nın askeri töreniyle karşılandı. Gül, Çiçek'le makamında bir süre görüştü, görüşmenin başlangıcında her iki isim de kısa açıklamalar yaptı. Abdullah Gül'ün 11. Cumhurbaşkanı olarak önemli hizmetler yaptığını belirten Çiçek, 'Ülkenin mutluluğu, refahı, demokrasinin güçlenmesi noktasında çok büyük katkı ve gayretleriniz oldu' dedi. Gül'ün Türk siyasetinin görünen yüzünde ve perde arkasında önemli yol göstericilik yaptığını dile getiren Çiçek, 'Siyasi tarihi yazacaklar, sizinle ilgili ayrı sayfa açacaklar' diye konuştu. Gül ise Meclis'te 7 yıl önce milletvekillerinin oylarıyla seçildiğini hatırlattı: 'Bu vesileyle sizin şahsınızda, milletin temsilcisi olarak değerli milletvekillerine sevgi ve muhabbetlerimi sunuyorum. Türkiye demokratik, hukukun üstün olduğu bir ülkedir. Demokrasinin en güzel taraflarından birisi de halkın iradesiyle seçimlerin gerçekleşmesi ve seçimler vasıtasıyla insanların, kurumların sorumluluk alması ve süreleri bittiğinde sorumluluklarının bitmesidir. Dolayısıyla ben de demokrasinin bu güzel anlarından birisini yaşıyorum. Nasıl seçildiğimde o onurlu anı yaşadıysam, şimdi de görevimin bitişinde de bunu yaşıyorum.' Başbakan Erdoğan'la bir araya geldi Cumhurbaşkanı Gül bu ziyaretin ardından en son 10 Eylül 2007'de Cumhurbaşkanı seçildikten sonra iade-i ziyaret amacıyla geldiği Başbakanlık'taydı. Başbakan Tayyip Erdoğan Gül'ü Başbakanlık Merkez Bina'nın merdivenlerinde karşıladı. Gül ve Erdoğan daha sonra görüşmeye geçti. Siyasi partilere de gidecek Gül veda ziyaretlerine Salı günü Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkanları ile devam edecek. Gül ziyaretler kapsamında Meclis'te grubu bulunan siyasi partilerin genel başkanlarıyla da bir araya gelecek. Gül Perşembe günü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'le görüşecek. Cumhurbaşkanı Gül, 12 ve 19 Ağustos'ta Çankaya Köşkü'nde vereceği iki ayrı veda resepsiyonunda da önce devlet erkanı ile ardından da iş dünyasından isimler, sanatçılar, yazarlar, gazeteciler ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile bir araya gelecek. Öte yandan Gül, her yıl olduğu gibi bu yıl da YAŞ üyelerine yemek verecek. Cumhurbaşkanı Gül, 5 Ağustos Salı günü akşam yemeğinde ise YAŞ üyeleriyle son kez bir araya gelecek. Anadolu Ajansı
Mercedes Türkiye'de 'Minibüs' Üretip İhraç Edecek
Türkiye'de kamyon ve otobüs imalatı yapan Alman otomotiv devi artık hafif ticari Sprinter minibüsleri Türkiye'de imal edecek. Araç ilk etapta 100 ülkeye ihraç edilecek Radikal'den Mehmet Ali Kantarcı'nın haberine göre, Türkiye ’de en çok tercih edilen minibüslerden Mercedes-Benz Sprinter artık dünya pazarları için sadece Türkiye’de imal edilecek. Mercedes’in Dusseldorf’daki tesislerinde üretilip Türkiye’ye boş olarak gönderilen Sprinter 2007’den beri Tuzla’da üstyapıcı firma işbirliğiyle minibüse çevrilip sadece iç pazarda satılıyordu. Tuzla’daki Arobus ve İnova firmaları işbirliği ile 20 bin Sprinter minibüse dönüştürülerek Türkiye’de yollara çıktı. Satış ve üretimde başarı sağlayan Mercedes-Benz Türk Daimler yönetiminin ilgisini çekti. Yaklaşık 1 yıl süren görüşmeler sonrasında Mercedes headquarters, Sprinter’in minibüs versiyonlorunun Türkiye’de üretilip başta Afrika, Ortadoğu ve D.Avrupa olmak üzere yaklaşık 100 ülkeye ihraç edilmesi kararını aldı. Mercedes-Benz Türk ihracatçı ünvanını da alacak Bu yıl ı içinde tamamlanması planlanan Sprinter Minibüs ihracat projesi ile Mercedes-Benz Türk, Arobus ve İnova ile birlikte ürettiği araçları farklı ülkelere ihraç etmeye başlayacak. Bu sayede Mercedes-Benz Türk hafif ticari araçlar ürün grubunda da sadece ithalatçı değil aynı zamanda ihracatçı ünvanını alacak . Türkiye rol model MB Türk AŞ Hafif Ticari Araçlar Pazarlama ve Satış Müdürü Tufan Akdeniz “Arobus ile 2007 'de başlayan ilişkimiz şu anda stratejik iş ortaklığına dönüştü. . Bilindiği gibi Türkiye’nin otomotiv alanındaki bilgi birikimi ve deneyimi artık Avrupa standartlarında üretim yapılmasını sağlıyor. Biz de Arobus ile birlikte bu bilgi birikimini Sprinter Minibüs ihracatı yaparak dünyanın bir çok ülkesi ile paylaşabileceğiz. ”dedi. Daimler Global Hafif Ticari Araçlar Satış ve Paz. Müdürü Klaus Maier, 'Daimler, Mercedes-Benz Türk, Arobus ve İnova birlikteliği birçok ülke ve üstyapıcı için rol model oldu. Bu model, müşteri ihtiyaç ve taleplerinin Mercedes-Benz kalitesi ile en iyi şekilde karşılandığının en somut örneğini oluşturmakta. Gelecekte de bu tip stratejik ortakların Daimler bünyesinde artması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” diye konuştu. Milliyet
Irak Ordusundan Kürtlere Hava Desteği
IŞİD'in Musul'un stratejik ilçesi Sincar'ı ele geçirmesinin ardından Irak yönetimi destek amaçlı olarak IŞİD'in bulunduğu bölgelere hava saldırısı başlatacağını duyurdu. AFP haber ajansına göre, Irak Başbakanı Nuri Maliki, Irak ordusunda görevli hava kuvvetlerine Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ile savaşlarında Kürt peşmergelere havadan destek vermeleri emri verdi. Irak ordu sözcüsü Kasım Ata, 'Silahlı kuvvetlerin başkomutanı Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na peşmerge kuvvetlerine destek sağlaması için emir verdi' açıklamasında bulundu. Bölgesel Kürt Yönetimi ise bu desteği kabul edip etmeyeceğini henüz açıklamadı. Erbil - Bağdat ilşkileri gergin IŞİD'in Musul'u ele geçirmesinin ardından gelişen süreçte gerginleşen Erbil - Bağdat ilişkileri Kürt yönetiminin Kerkük'teki petrol bölgelerini kontrolü altına alması ve IKBY Başkanı Mesud Barzani'nin bağımsızlığa ilişkin açıklamalarının ardından kopma noktası gelmişti. Mesud Barzani de Irak halkına hitaben yazdığı bir mektupta, Başbakan Nuri Maliki’nin üçüncü dönemde de koltukta oturmasını kabul etmeyeceklerini belirtmişti. Maliki'nin, ‘anayasayı hiçe sayan uygulamaları’ nedeniyle Irak'ta kriz çıktığını savunan Barzani, 'Irak Araplarını, Sünni ve Şii olarak ayıran güç ile ülkeyi fiilen bölen güç aynı değil midir?' dedi. Başbakan Nuri Maliki ise, Irak devlet televizyonunda yayımlanan haftalık konuşmasında, “Kürt yönetimi IŞİD’in, El Kaide’nin ve Baasçıların üssü haline geldi ve biz buna karşı sessiz kalmayacağız” demişti. Irak Başbakanı “Kürtler ülkenin birliğini düşünüyorsa IŞİD’in faaliyetlerine engel olmalıdır. IŞİD gibi onları misafir edenler de yenilecektir” şeklinde konuştu. Sincar IŞİD'in elinde Kürdistan Yurtseverler Birliği Partisi’nden (KYB) bir yetkili IŞİD’in Sincar'a kendi bayrağını çektiği bilgisini aktarırken, Kürtler Suriye ile Musul arasındaki kasabayı geri almak için bölgeye takviye güç göndermeye başladı. Peşmerge kasaba dışında yeniden toplanıp organize olmaya çalışırken, Al Jazeera'ye konuşan peşmergelerden İdris Mustafa Abdullah Kürdistan Başkanı Mesut Barzani'den haber beklediklerini belirtirken, 'Şu an IŞİD'i silip süpürmek için başkandan emir bekliyoruz. Ve onlar öyle kaçıp kurtulamayacaklar; ya hepsini öldürüceğiz ya da yakalayacağız' tehdidini savurdu. İki ay önce Musul’un IŞİD’in eline geçmesinin ardından binlerce sivil Sincar’a sığınmışken, pazar günü gerçekleştirilen IŞİD baskını üzerine 310 bin nüfuslu ilçeden 290 bin kişi civardaki dağlara kaçtı. Sincar’a sığınanlar arasında Telafer’den kaçan Şii Türkmenler de bulunuyordu. 6 bin yıllık medeniyet tarihi bulunan kasabadaki Kürtçe konuşan Ezidiler de kutsal türbelerini bırakıp kaçmak zorunda kaldı. Kaynak: Al Jazeera ve AFP
Reklam