onedio
Yanal'dan Kuyt'a Fırça: 'Sakın Gelme'
Teknik Direktör Ersun Yanal, Dirk Kuyt'a fırça attı: 'Sakın erken gelme. Zaten fit durumdasın. İyi bir tatil yap, ailenle zaman geçir'Dünya Kupası'ndaki performansıyla herkesi kendine hayran bırakan Dirk Kuyt, 'Tatilden sıkıldım, dönüp çalışmak istiyorum' haberi gönderdi. Yanal'ın 'polar saat' ile durumunu yakından takip ettiği Hollandalı yıldızı, 'Sakın erken gelme. Zaten fit durumdasın. İyi bir tatil yap, ailenle zaman geçir' dediği öğrenildi. 34 yaşındaki Hollandalı oyuncu normal şartlarda 9 Ağustos'ta kampa katılacak. Tabii fikir değiştirmezse!
21 Caps ile AİBÜ ve Bolu'yu Anlamak
AİBÜ'yü yeni kazananlar için '101 AİBÜ'yü Anlama' dersine hoş geldiniz!*Görseller 'AİBÜ ETİKet' adlı Facebook sayfasından alınmıştır. https://www.facebook.com/pages/AİBÜ-ETİKet/290851801096915
iPhone 6'ların Fiyatları Zamlı Olabilir
Bir süre önce çıkan söylenti haberlerde, Apple'ın ilk etapta 70-80 milyon arasında i Phone 6 siparişi vermiş olabileceği, çünkü rekor satışlar beklediği belirtilmişti. 4.7 inçlik ve 5.5 inçlik olmak üzere iki yeni iPhone 6'nın birleşimi olarak verilen bu rakam, aynı zamanda kullanıcıların yeni modelleri ne kadar heyecanla beklediğinin de bir göstergesi. Tabii ki tüm bunlar tahmin ve beklentilerden ibaret detaylar. Şimdi de bu konunun devamı olarak Çin medyasında n yeni iddialar geldi. Çinli kaynaklara göre Apple, bu büyük sipariş adedi sonrasında yeni modellerinin fiyatlarında %5 ile %10'luk bir fiyat artışına gidebilir. Gerekçelerden bir tanesi de üretim kapasitesinin çok yüksek olması gösterilebilir. Çünkü Apple'ın en önemli tedarikçilerinden olan Foxconn , aynı zamanda Nokia, Sony, Motorola ve BlackBerry gibi isimlerle de çalışıyor, ama şu etapta bu markaları geri plana atıp Apple'ı öne çıkarmışa benziyor. Tabii ki yeni iPhone'lar nedeniyle. Sıradaki iPhone modellerinin itibarıyla tanıtılması ve satışa sunulması bekleniyor.teknokulis
Lenovo, Google Glass'a Rakip Olacak Gözlüğünü Duyurdu
Giyilebilir teknoloji pazarı giderek büyüyor. Akıllı saat ve gözlükler , şu an yolun başlarında ve birçok kullanıcının da dikkatini çekiyor. Bildiğiniz gibi akıllı gözlük denildiğinde, akıllara ilk olarak Google Glass geliyor. Android ve iOS cihazlarla uyumlu bir şekilde çalışabilen bu cihaz, henüz tam kapasite olarak satışa sunulmadı, ancak bin 1500 dolarlık fiyat etiketine sahip. Tabii ki Google'ın gözlük pazarında rakipsiz kalması düşünülemez. Mutlaka birçok rakip gelecek ve rekabet artacak, bunun sonucunda da daha iyi ürünlerle karşılaşacağız. Bu bağlamda da Lenovo , Google Glass'a rakip olarak hazırladığı akıllı gözlüğü C1'i görücüye çıkardı. Henüz bu cihaz hakkında pek bilgi yok, ancak fiyatının Google Glass'tan daha ucuz olması bekleniyor.Ek olarak, Glass'tan farklı olarak , C1'in bataryası gözlüğün üzerinde yer almıyor. Batarya, bir kolye gibi boynunuzda yer alacak. Böylece hem kafanızdaki ağırlık azalacak, hem de pil kapasitesi bu sayede daha yüksek olabilecek. Tabii hem kafada hem de boyunda bir şeyler takmaktan hoşlanmıyorsanız, bu da Lenovo'yu üzecektir. Lenovo, C1'e dair daha fazla detayı önümüzdeki vermeyi düşünüyor. Ayrıca şirket, Vuzix firmasıyla da birlikte çalışarak M100 isimli akıllı gözlükleri üretmeye başladı. itibaren Çin'de satılacak olan bu gözlüklerin fiyatı da bin 300 dolar olarak bildirildi. M100'ün teknik özellikleri Android 4.0.4, 1GHz OMAP4460 işlemci, 1GB RAM, 4GB dahili hafıza, Bluetooth, Wi-Fi ve arayüz kullanımında bazı hareketlerin algılanmasını sağlayan sensörler.teknokulis
Reklam
Galatasaray'dan Gary Medel İçin Cardiff City'ye 10 Milyon Pound
Son güncelleme Şu anda - Güncellendi 27/07/2014 tarihinde 11:25'de Eurosport Türkiye tarafından - Şu anda Cardiff Başkanı Mehmet Dalman, Galatasaray'ın istediği Gary Medel için açıklama yaptı. Gary Medel transferi ile ilgili açıklama yapan Cardiff Kulübü başkanı Mehmet Dalman Galatasaray'ın Medel için 10 Milyon Pound teklif ettiğini, dünya kupasındaki en başarılı oyunculardan biri olan Medel'in transferi için Sevilla'ya 11 Milyon Pound verdiklerini ve zarar etmek istemediklerini belirtti. İnter de devrede Cardiff kulübü İnter'in de kadrosuna katmak istediği Gary Medel için 11 Milyon Pound'ta kararlı. İnter 1 Milyon peşin verip geri kalanını taksitlere bölmek isteyince kulüpten ret cevabı geldi. Kaynak: Fanatik
"Erdoğan'ın Mavi Marmara'nın Gidişinden Haberi Yoktu"
Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay , Gazze’ye yardım götürmek için yola çıkan ve İsrailli askerlerin baskınına uğrayan Mavi Marmara gemisi hakkında, “Mavi Marmara Olayı olduğunda, Başbakan’la birlikte Brezilya’daydık. Haberler geldiğinde, Başbakan hiç mutlu olmadı, geminin gidişine öfkelendi. Kontrolsüz, devlet sorumluluğu taşımayan bir hareket olduğu konusunda nitelemeler yaptı” dedi. Günay, Başbakan Erdoğan’ın, İstanbul’un siluetini bozan Zeytinburnu’ndaki 16/9 kulelerinden haberi olduğunu söyleyerek, “2011 Seçimleri’nin hemen ardından, İstanbul Yedikule’deki kulelerle ilgili -‘Küstüm Kuleleri’ diyorum ben onlara Başbakan, ‘Yaptıklarından haberim yok’ demişti. Oysa ben bu konuyu on kez kendisiyle tartıştım” ifadelerini kullandı. Taksim Gezi Parkı’nda ağaçların sökülmesi ile başlayan Gezi Parkı Direnişi için Günay, “ABD’ye gitmeden önce de Gezi’yle ilgili, ‘İstedikleri kadar itiraz etsinler. Ben söylüyorsam yapılır’ tavrı içindeydi. Fakat bunu kabul etmeyen toplum ayaklandı. Yurtdışından da morali bozuk gelince, ‘ayağının altından iktidar ve Türkiye kayıyor’ hissine kapıldı” dedi. Bugün gazetesinden Fatih Vural ’a konuşan Ertuğrul Günay bakanlığı döneminde yaşananları anlattı. Vural’ın “Ertuğrul Günay: Cemaat'in evrenselliği Erdoğan'a uymadı” başlığıyla yayımlanan (27 Temmuz 2014) röportajı şöyle: 2007-2013 yılları arasında, Kültür ve Turizm Bakanı olarak görev yapan Ertuğrul Günay, Ortadoğu eksenli, bölgesel vizyonu olan Başbakan Erdoğan’ın, Cemaat’in evrensel vizyonunu kaldıramadığı için çatışmaya girdiğini söylüyor. Ertuğrul Günay, “Akif, ‘Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı’ der. Bu teceddüt ve yenileşme çizgisi yok, Erdoğan’da. Dünyevi saltanat çizgisi var! Emevi saltanatının anlayışıdır, bu” diyor. 17 Aralık ve 25 Aralık’ın sonuçlarından korunmak için Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmek zorunda olduğunu düşünüyorsunuz. Emniyet mensuplarına yapılan operasyon da bunun sonucu mu? Uzunca bir süredir Sayın Erdoğan’ın iktidara ve güce mahkûm olduğunu düşünüyorum. Hukuktan ve toplumsal olaylardan biraz anlayan her vicdan sahibi, ortadaki suçu, zaman aşımı ve yargı kararıyla gündemden düşürmek ihtiyacıyla hareket edildiğini görüyor. Başbakanlık sürdürülebilir; ama Cumhurbaşkanlığı daha dokunulmaz, belirleyici bir model. Erdoğan’ın kafasındaki Cumhurbaşkanlığı modeli, Anayasayı da zorlayan bir model. Bunu sadece partisine değil, kendisine, ailesine ve yakın çevresine gelecek olan hukuki tehlikelerden korumak için de yapıyor. İktidar için son dönemde gündem daha da bunaltıcı. 2 aya yakındır, 39 diplomatımız, İslam’ı kullanan bir vahşet örgütünün elinde. Musul Konsolosluğumuz bu çetenin karargâhı haline geldi. Gazze ateş altında, İsrail’le ticari ilişkileri kesemeyeceklerini Başbakan Yardımcısı itiraf ediyor. Bundan 2 ay önce, 300’den fazla insanımız gerçek sayıyı Allah biliyor maden kazasında öldü. Onlar için hiçbir iyileştirme Meclis’ten geçirilmedi; ama ihmalleri olan işadamlarını korumak için AK Parti inanılmaz gayret içinde. 17 ve 25 Aralık’ta, sorumluluğu kabul ederek istifa ettirdiğiniz dört bakanla ilgili komisyon, fezlekeler Meclis’e gelmedi; gelince okunmayıp iade edildi; komisyon kuruldu, üye vermediniz; komisyon çalıştırılmıyor. Delillerin paylaşılmasından korktuğunuz bir yolsuzluk soruşturması var. Hukuka o kadar müdahale ettiniz ki, bundan sonra tapu gibi mahkeme kararı bile alsanız, milletin vicdanında beraat etmeyeceksiniz! Bütün bunları üst üste koyunca, bir gündem değiştirme ihtiyacı var. O ihtiyaçla, yolsuzluk operasyonunda savcıların emriyle görev yapmış olan emniyet mensuplarını, sabaha karşı, yaka paça ediyorsunuz. 25 Aralık’tan beri bir darbe var, Türkiye’de! Ama o darbe, hukuka, emniyete, devletin kurum ve kurallarına karşı yapıldı! Ortada bilgiler, belgeler, deliller, kasalar, paralar, kutular, tapeler var. AK Parti içindeki çok sayıda insanın, 17 ve 25 Aralık’taki iddiaların doğruluğuna inandıklarını çok yakından biliyorum. İnandıklarını neden yüksek sesle dile getirmiyorlar? Çünkü 12 yıllık iktidar bir işletmeye dönmüş vaziyette. Nasıl bir işletme bu? Milletvekilleri tekrar milletvekili olmak istiyor. O milletvekillerinin yakınındaki insanlar, elde ettikleri pozisyonları korumak istiyor. Ayrıca siyasetçilerin kamudan sağladığı imkânların çok daha fazlasını alabileceği mekanizmalar kuruldu. İhaleler belli bir merkezden kontrol ediliyor. “Kupon arazi” sözünü öğrendi, Türkiye! Bakanlığınız döneminde, kupon arazilerden haberdar mıydınız? Başbakanın telaffuzları nedeniyle, bir ölçüde haberdar olmaya başlamıştık, 2011 Seçimleri ve sonrasında. Nasıl haberdar oldunuz? 2011 Seçimleri’nin hemen ardından, İstanbul Yedikule’deki kulelerle ilgili -‘Küstüm Kuleleri’ diyorum ben onlara Başbakan, “Yaptıklarından haberim yok” demişti. Oysa ben bu konuyu on kez kendisiyle tartıştım. Yani bize yalan söyledi… Bu sözcüğü kullanmam; ama doğru söylemediğini biliyorum! Hem dilimle, hem kalbimle bunu iki cihanda da tekrar ederim. O olaydan sonra, biraz daha içeriden bakınca, özel arazilerin Başbakan tarafından yakından takip edildiğini gördüm. Örneğin, metruk olarak gördüğüm, belediyelerin de yıllardır kullanmadığı yerler, turizme tahsis için istediğimizde bize verilmedi. Bir yatırımcıya açık ihaleyle dahi teklif edilmediğini; ama bunun değerlendirilmesi gerektiğini söylediğim zaman, “Oraya bakıyoruz, talip arıyoruz” denildiğini gördüm. Nerelerdi, bahsettiğiniz yerler? Örneğin Atatürk Havalimanı’ndan Eminönü’ne giderken, Yedikule civarında, belediyenin depo olarak kullandığı, deniz kıyısındaki araziler… Bunların Başbakan tarafından bizzat takip edildiğini gördüm. 2012’de kamuyla ilgili bütün taşınmazların kiraları ve satışları ya da uzun süreli tahsisleri, Başbakanın imzasına geldi! Orada, Başbakanın bütün bunları bir merkezde topladığını gördüm. Bunları gördükten sonra itiraz etmediniz mi? Bazı saf yürekli bakanlar, Bakanlar Kurulu’nda bunları gündeme getirdik. Ne dedi size? Başbakan ısrarla böyle olması gerektiğini savundu. Havuz medyası mekanizmasının kökünün, bütün imzaların Başbakanda toplanmasında yattığını bu olaylar çıktığında anladık. Havuzun varlığından haberdar değildiniz? Hayır, o zaman bilmiyorduk. Ama Başbakan bütün imzaları kendisinde toplayarak, o önemli kupon arazilerin tahsisinde bazı mükellefiyetler getirmiş, o işleri alması gereken kişilere. Böylece bir kanalda toplamaya başlamış, sistemi kurmuş. Başbakan şimdi “Cemaat beni aldatmış” diyor ya, aslında aldanan varsa, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iyi şeyler yapacağına inanan bizleriz! Ne kadar süre aldandınız? 2012 yılında bir başka senaryonun yazıldığını gördük. O yıl, Başbakanla, resmî toplantılar dışında bir diyaloğumuz kalmadı. O toplantılar da soğuk ve gergin geçiyordu. 2013’ün başında görevim sona erdi. Ama ondan önce birkaç kez, bazı bakan arkadaşlarıma, “Hayırlı bir eşikte bu işi bırakmak istiyorum” demiştim. Ama Başbakan benden önce davrandı. (Gülüyor) Gitmemekte neden direndiniz? Başladığım işler vardı. 2011 Seçimleri’ne girmeyebilirdim. Ama o seçimler sırasında ben, Gaziantep’te Zeugma Müzesi’ni açabildim. Van’da, Diyarbakır’da, Urfa’da, Hatay’da, Afyon’da, Uşak’ta halen takip ettiğim müze ve kültür merkezi inşaatlarımız var. Yüzüstü kalacak kaygısı taşıyorum. Nitekim de kaldı. Ben onları 2013’te bitirmeyi düşünüyordum; 2014 bitiyor, birçoğunun akıbeti meçhul. Bir de takip edip engel olmaya çalıştığım şeyler vardı. Mesela? İstanbul’da tarihi siluetin korunmasına dair çok sayıda talimatım var. Orada bir layüsellik, keyfilik olacağını hissetmeye başladığım için direnebildiğim kadar direndim. Cumhurbaşkanı, ben görevden alınmadan 8 ay önce, iyi tanıdığınız bir gazeteciye “Ertuğrul Bey’in aleyhinde çok çalışıyorlar” demişti. “Biliyorum, ben” dedim. Yaptığımız işlerle bize büyük bir özgüven gelmişti. Bakanlıkta, “Siz bir 10 sene daha gidersiniz” havası vardı. Genel müdürüme, müsteşarıma “İstanbul’daki rant lobisi, bizim canımızı okuyacak” demiştim. Makam meraklısı olsam, birçoğunu tenzih ederim; ama beni gördüklerinde hak veren, dışarıda susan arkadaşlarım gibi susar, işlerime bakardım. 4 bin eser getirdim Türkiye’ye. Bakanlıktan ayrıldığımda doruktaydım. Kulelere, silueti bozan inşaatlara, sit alanlarına yapılan müdahalelere susar, koltuğumda oturmaya devam ederdim. Ama bugünkü suçlamalar içinde ben de hak ettiğim payı alırdım! Mesela, ayrıldıktan 5 ay sonra Gezi Parkı Olayları başladı. Ben, Gezi Parkı’na bakanken itiraz ettim. Başbakan’la son kavgamız da Gezi Parkı’yla ilgiliydi. Başbakan’ın Gezi Parkı projesinin başlangıcı nedir? 2012’de, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’yle birlikte, bizim dışımızda bir proje çalışması yürütüyordu. Ama kaçınılmaz olarak bizim kurullarımıza gelecekti. Geldi ve kurulumuz reddetti. Ben de ret kararını destekledim. Çünkü malzeme analizi yok, binanın alanda izleri kalmamış, üzerinde 80-90 yıllık bir ağaçlık oluşmuş, binanın krokisi yok. Üç tane fotoğraf var. Üstelik de Osmanlı geleneksel mimarisinde hiçbir yere oturmayan bir yapı. Bununla İstanbul’daki son yeşil alanı da yok edeceksin. Bakanlar Kurulu’nda Başbakan’la bu konuyu şiddetle tartıştık. Ertesi hafta benim bakanlığım bitti! Ben ayrıldım, Başbakan’ın baskısıyla kurul kararı yeniden görüşüldü ve kabul edildi. Ama 4 ay sonra ağaç kesmeye başladıklarında Türkiye ayağa kalktı! O mağlubiyet, Başbakan üzerinde ne tür etkiler yarattı? O mağlubiyet, ilginç bir konjonktürde oldu. Kamuoyundan bunu sakladı; ama ABD’den kötü dönmüştü. ABD’ye gitmeden önce de Gezi’yle ilgili, “İstedikleri kadar itiraz etsinler. Ben söylüyorsam yapılır” tavrı içindeydi. Fakat bunu kabul etmeyen toplum ayaklandı. Yurtdışından da morali bozuk gelince, ‘ayağının altından iktidar ve Türkiye kayıyor’ hissine kapıldı. Partide de bir panik havası oluştu mu? Kendisinde oldu. Zaten üçüncü seçimden sonra partideki bütün mekanizmalar işlemez hale geldi. Sadece Erdoğan’ın dediklerini yapanlar, etkili ve belirleyiciydi. O isimler, havuzla ilişkisi olanlar mı? Havuzun parçaları ya da havuza katkı yapmış isimler… Arkasından Mısır olayı çıkınca, psikolojisi daha da bozuldu Başbakan’ın. İnsanları sokağa dökerek bir anlamda, “Bana ve iktidarıma bir sokak hareketi başlatırsanız, sokağa daha büyük güçler dökerim” tehdidini yaptı. 17 ve 25 Aralık’taki yolsuzluk tartışmasında da mızrağın çuvala girmediği anlaşıldı. Düşmanı, ‘dış mihrak’ ve ‘faiz lobisi’nden, Cemaat’e nasıl evirdi? Her şey, dershanelerle başladı deniyor; ama her şey, 2010’da Sayın Erdoğan’ın Ortadoğu lideri olma hayali kurmasıyla başladı. 2011 Seçimleri’nde yüzde 49’u yakalayınca, içeride yeterli zemini bulduğunu hissetti. Dışarıda da hazırlıklı geziler yapılıyordu. İsrail ve destekçilerine yönelik söylemlerinden sonra, kendisine, “Size AB kapıları zaten kapandı; ama Arap sokaklarında çok etkili olabilirsiniz” denildi. O da buna inandı. İnandıran kim? Ben bu konuda Ahmet Davutoğlu’nun çok olumsuz etkileri olduğunu düşünüyorum. O halka içinde başka danışmanlar da var. Ali Bulaç, yaptığımız röportajda, bunların yeni İttihatçılar olduğunu söyledi. İttihatçılık, yeni bir ruhla Osmanlıyı ayağa kaldırma düşüncesiydi. Osmanlının erken mahvına sebep oldu. İttihatçılarla belki dünya görüşleri bağdaşmıyor; ama hayalleri bağdaşıyor. Röportajınızı okudum ve Ali Bulaç’la birebir aynı düşünüyorum. Burada, Cemaat’le bakış açısının farkı da ortaya çıktı. Nasıl? Ben, Hocaefendi ile 1994’te bir kez el sıkıştım. Bütün hukukum gıyabidir. Ama özellikle bakanlığım sırasında dışarıdaki okulların kalitesini görünce, bunun hayra vesile olduğuna inandım. Batının bu coğrafyada Robert Kolej’le, Galatasaray Lisesi’yle yüzyıllar önce yaptığını, gecikmiş biçimde şimdi biz yapıyoruz. Cemaat’in bakışı, Müslümanlığı ve Türklüğü, eğitim yoluyla anlatmaya çalışmak ve bunu evrensel kılmaya çalışmak. Hâlbuki Erdoğan’ın vizyonu evrensel değil, bölgesel. Burada kaçınılmaz bir çatışma var. Bütün ilişkinizi Arap coğrafyasıyla kurmaya kalkarsanız, dünya üzerinde yapacaklarınızı sınırlarsınız. Yani Cemaat’in suçu, siyasal İslamcı, ümmetçi olmaması mıydı? Bence öyle! Bunu son günlerde daha fazla düşünmeye başladım. Bediüzzaman üzerine yaptığımı yeni okumalarda da, bu işin eğitimle, dünyanın bugününden kopmadan yapılması gerektiğini fark ettim. Tarihi geriye doğru değil, ileriye doğru sürdürmeye çalışmak... Akif, “Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı” der. Bu teceddüt ve yenileşme çizgisi yok, Erdoğan’da. Dünyevi saltanat çizgisi var! O saltanatın parayla mı geleceğine inandı? Emevi saltanatının anlayışıdır, bu. Egemenliğinizi bu dünyada kurduğunuz zaman, ahireti de satın aldığınızı düşünüyorsunuz! Mavi Marmara olayı da bölgesel ile global olanın çatışması mıydı? O tartışmada, gerçek, dışarıya yeteri kadar yansımadı. Mavi Marmara Olayı olduğunda, Başbakan’la birlikte Brezilya’daydık. Haberler geldiğinde, Başbakan hiç mutlu olmadı, geminin gidişine öfkelendi. Kontrolsüz, devlet sorumluluğu taşımayan bir hareket olduğu konusunda nitelemeler yaptı. Kendisinden izin alınmış mıydı? Zannetmiyorum; ama içeriye ve dışarıya karşı, orada yurttaşlarımız öldüğü için savunmak zorunda kaldık. O günlerdeki bir sözüm, Fethullah Gülen’e bir cevap gibi algılandı. Dedim ki, “Dışarıdan bakınca belki öyle gözüküyor” Bunu söylerken kastınız neydi? “Biz de içeride bunun sıkıntısını yaşıyoruz; ama siz onu oradan fark etmiyorsunuz” demekti. Biz de aynı sıkıntıyı yaşıyorduk; ama yurttaşlarımız öldüğü için dışarı yansıtamıyorduk. Başbakan aslında paylaşmadığı bir düşünceyi paylaşır gibi yaptı. Bunun toplumda karşılığı olduğunu görünce de o söylemi devam ettirdi. Ahmet Davutoğlu’yla dengelerin değiştiğini söylediniz. Deniz Zeyrek de olası Başbakan adayının Davutoğlu olduğunu yazdı… Zannetmiyorum. Çok büyük bir talihsizlik olur. Dış politikada geldiğimiz nokta, bir iflas tablosu. ‘Komşularımızla sıfır sorun’, bence güzel bir hayaldi. Bunun turizmde de, ticarette de ekmeğini yedik. Ama sonra vazgeçildi. Suriye’nin çıkmaz sokak olduğu belliydi. Bakanlar Kurulu’nda iki buçuk yıl önce Suriye uyarısı yaptım. Ne dediniz? “Burası Baas’ın kurulduğu yerdir. Sanmayın ki Baas’ı Sünni ve Şii Araplar kurmuştur. Bu bir Arap milliyetçiliği hareketidir. Karşınızda beklenmedik çevreleri bulacaksınız. Yönetimin çok garip ittifakları olduğunu göreceksiniz. Kaldı ki bir muhalefet yok. Suriye, Arap coğrafyası içinde istihbarat anlamında en sağlam kökleri olan devlettir. Dışarıdan adam taşıyarak onu yıkamazsınız” uyarısı yaptım. Karşılığı? Başbakan, “Sen kendini üzme, 6 ay içinde bitecek bu iş” dedi. Sayın Davutoğlu, vadeyi kısalttı. “6 ay sürmez efendim” dedi. Türkiye elini ateşe sokmadan, bu coğrafyada ağırlığını sürdürebilirdi. Hatırlayın, Türkiye, Suriye-İsrail arasında bir dönem hakemlik yapabiliyordu, bu ona itibar getiriyordu. Batının bu coğrafyayla ilgili mutlaka fikir danıştığı konumdaydı, Türkiye. Şimdi kimse Türkiye’nin fikrini sormuyor. Kendimizi tecrit ettik. Türkiye’nin Başbakanı bir buçuk yıldır Gazze’ye gidemiyor. Alay konusu oldu. Konuşabileceğimiz bir muhatabımız kalmadı. Varsa yoksa Katar Emiri! Bu, değerli yalnızlık falan değil: tecrit edilmişlik. Dolmabahçe’nin altına AVM yapmaya kalktılar. Başbakan önce bana yakındı. Demirören iki gazete alınca, “Bunları karşımıza mı alacağız?” demeye başladı. Sonra bana birisi dedi ki, “Yahu bırak burası stadyum kalsın. Yarın, senden sonra burayı alırlar, kupon arazi diye. Gökdelen yaparlar.” İlk projeyi geriletmekle tarihi bir hizmet yaptım.T24
Reklam
Keita Yıllar Sonra İtiraf Etti: 'Para İçin Sattılar'
Galatasaray'da 1 sezon forma giydikten sonra 150 bin euro kârla satılan Abdul Kader Keita, sarı-kırmızılı takımın kampını ziyaret etti ve ayrıldığı döneme ilişkin açıklamalarda bulundu.Abdul Kader Keita 8 milyon Euro bonservis karşılığında Galatasaray’a imza atmıştı. Lyon’dan alınan Fildişili yıldız, 1 sene içinde Galatasaray taraftarının gönlüne taht kurmuştu. Taklaları ve müthiş sürati ile o günlere damga vuran Keita, sürpriz gelişi gibi jet hızıyla gitmişti. Fildişili, 8 milyon 150 bin Euro karşılığında Al Sadd Kulübü’ne gönderilmişti. 4 yıl önce Galatasaray’dan ayrılan ve şimdilerde Honved Kulübü’nde forma giyen Keita, Hürriyet’e konuştu. Galatasaray’dan koparıldığını açıklayan futbolcunun röportajındaki itiraf ve yorumları şöyle oldu… “Al Saad 2Ödeme peşin olcak' demiş” +Galatasaray’da iz bırakmaya başlamışken Katar’a gittin. Hem de 28 yaşında. Para için mi gittin? Katar’a ben gitmedim, gönderildim. Galatasaray’dan koparıldım. Altını çizmek istiyorum ‘Galatasaray’dan ayrılmadım’… Gönderildiğimi tatilde telefonda öğrendim. O yönetim, beni para için Katar’a sattı. Kulübün mali durumu iyi değildi, ödemelerde sorun vardı. Al Sadd Kulübü, bonservisin büyük bölümünü peşin olarak vereceğini söylemiş. Bana “Biz anlaştık, sen de anlaş” dediler. Başka çarem yoktu. “Verdikleri sözleri tutmadılar' +O dönem senin disiplinsizliklere imza attığın yazıldı, çizildi. Hatta bu yüzden “İyi teklif gelince gönderdik” denmişti… -Sorunlu olduğumu nereden çıkarıyorlar. Bunu futbolculara, takım arkadaşlarıma ya da Rijkaard’a sorsunlar. O dönem beni şaşırttığı gibi Galatasaray taraftarı da gitmemi sürpriz karşılamıştı. Keşke yönetim o dönem verdiği sözleri yerine getirseydi. “Keşke daha geç gelseydim' Keita, “Galatasaray taraftarının bende çok ayrı bir yeri var. Halen söyledikleri tezahüratları benim için yaptıkları o eski şarkı, uyarlamaları kulağımda… Keşke Galatasaray’a daha geç gelseydim. Şu anda Galatasaray’ın başarılı olması ve sürekli şampiyonlar ligi’nde yer almasında bence yönetimin ve verilen sözlerin tutulmasının çok önemli payı var.eurosport
Sanatın Savaşa Bakış Açısı - Sanat ne Anlatır?
Ortadoğunun kazan gibi kaynadığı sancılı bu günlerde, değerli okuyucularımıza bu kez savaşların sanatçıları nasıl etkilediğinden bahsetmek istiyorum.Romantik dönemin İngiliz temsilcilerinden olan J.M.W Turner hakkında daha önce burada bahsetmiştim (http://onedio.com/haber/sahiplerinin-kariyerlerini-mahveden-buyuk-sanat-eserleri-227723)Bu resimde Turner Alpleri aşan Kartacalı General Hannibal'ı konu almıştır. Bilindiği üzere Hannibal Romalılarla savaşmak için, Alplerin keskin kayalıklarını ve karfırtınalarını aşmaya çalışmış ve bu sırada çok büyük bir askeri zaiyat vermiştir. Tarihin bu gözü kara savaş dehası Generalimiz, Turnerin yapıtında bir kez daha kar fırtınaları ile mucedele vermektedir. Resme dikkatle bakarsanız tam ortada filin üzerinde Hannibal'ı görmek söz konusudur. Bu resim sergilendiği andan itibaren çok büyük bir ilgi görmüştür. Çünkü sadece tarihi bir olayı yansıtmakla kalmıyor aynı zamanda güncel bir olaya gönderme yapıyordu.O dönemde Avrupa Alpleri aşan bir başka güçlü ordunun tehditi altındaydı. Bu Napolyon ordusuydu.Resimi dikkatle incelerseniz burada savaşın kahramanlaştırıldığını değil, aksine ciddi bir biçimde eleştirildiğine tanık olabilirsiniz. Ressam burada 'Savaşı kaybetmekten daha kötü bir şey varsa oda kazanmaktır' der gibidir. Kadınlar büyük bir üzüntü içerisinde eşlerini aramaktadırlar, ortalık bir mahşer yerinden farksızdır.
Savcılık 'İsmail'in Kim Olduğunu Açıkladı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı emniyete yönelik “paralel yapı” soruşturmasına bakan hakimin odasında çıktığı söylenen “ İsmail ” isimli kişinin, Terörle Mücadele Şubesi'nde çalışan polis memuru olduğu açıkladı. Salihoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, emniyette 'paralel yapı' iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında ilk bilgilerin kamuoyuna duyurulduğunu kaydetti. Bir kısım yazılı ve görsel medyada, haklarında soruşturma yürütülen emniyet görevlisi şüphelilerin gözaltı sürelerinin dolduğu, derhal serbest bırakılmaları gerektiği, sorgu sırasında 'İsmail' isimli MİT görevlisinin hakime müdahale ettiği yönündeki asılsız haberlerle ilgili kamuoyunun bilgilendirilmesi için açıklama yapma gereği duyulduğunu ifade eden Salihoğlu, Selam-Tevhid adlı örgütle ilgili soruşturma işlemini yapan emniyet görevlileri hakkında yürütülen soruşturmada 22 Temmuz'da gözaltına alınan 76 şüpheliden 27'sinin Cumhuriyet Savcılığınca 26 Temmuz'da serbest bırakıldığını anımsattı. Salihoğlu, 49 şüphelinin ise 'casusluk' suçundan tutuklanma talebiyle 26 Temmuz'da saat 02.05'te nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildiğini, nöbetçi hakiminin dosyayı inceleme işlemini bitirdikten sonra 27 Temmuz'da saat 12.00 civarında sorgu işlemine başladığını kaydetti. Sorgu işlemi devam ederken saat 14.45'te şüpheli avukatlarının usul tartışmalarıyla sorguyu sekteye uğrattığını, sorgunun sağlıklı yapılmasına imkan vermemeleri üzerine nöbetçi hakimin sorguya ara verdiğini belirten Salihoğlu, şöyle devam etti: 'Bunun üzerine bir kısım şüpheli avukatlarının, şüphelilerin gözaltı süresinin dolduğunu, serbest kaldıklarını adliye koridorundaki şüphelilere bildirmesi üzerine, şüpheliler toplu halde adliyenin 6'ncı katından zemin katına indi. Şüphelilerin burada eyleme başladıkları, adliyeyi terk etmeye çalıştıkları anlaşıldı. Bu sırada içeriye davet edilen çevik kuvvet görevlileriyle birlikte şüpheliler muhafaza altına alındı ve nezarethaneye konuldu. Saat 22.00 itibariyle sorgu hakiminin sorgunun sağlıklı bir şekilde yapılacağı tespiti üzerine sorgu işlemine kaldığı yerden devam edildi. CMK'ya göre çok sayıda şüphelinin işlediği suçlarda gözaltı süresinin 4 gün olduğu, bu süreye şüphelilerin sorgu hakimine sevk etmek için gerekli yol süresinin dahil olmadığı, keza sorgu hakimi önünde geçen sürenin gözaltı süresinden sayılmadığı hususları birlikte incelendiğinde, soruşturmamızda şüphelilerin 4 günlük gözaltı süresi dolmadan 26 Temmuz saat 02.05'te sorgu için mahkemeye sevk edildikleri, şüphelilerin gözaltı sürelerinin dolduğu ve derhal serbest bırakılmaları gerektiği yönündeki açıklamanın doğru olmadığı anlaşılmıştır.' Başsavcı Hadi Salihoğlu, 'İsmail' isimli kişinin MİT mensubu olduğu iddialarına ilişkin de 'Emniyet birimleriyle yapılan görüşmede 'İsmail' isimli kişinin Terörle Mücadele Şubesi'nde çalışan polis memuru olduğu, sorgu hakiminin güvenlik sağlaması yönündeki yazılı talebini aldığı sırada koridorda bekleyen şüpheli avukatlarının şahsı MİT görevlisi olarak lanse edip üzerine hucum ettikleri ve sorgu hakimine herhangi bir müdahalenin söz konusu olmadığı tespit edilmiştir' ifadelerini kullandı. AA
Reklam
Kedilerin İnsanlığın Sonunu Getirebilecek 17 Gizli Yeteneği
İnsanlığın kedileri ne kadar çok sevdiğini biliriz.Bilmiyorsak bile sadece sosyal medyada paylaşılan kedi fotoğrafları ve videolarından anlayabiliriz. Ne kadar da tatlı ve şapşikler değil mi? “O sevimli canlılardan kime ne zarar gelebilir ki?” diye düşündüğümüz çok sıktır. Peki ya işin aslı hiçte öyle değilse? Bu durumu, size kedilerin gizli yeteneklerini sergilediği 17 gifle açıklayacağız ve siz de ona göre önleminizi alsanız çok iyi olur.
Arda Turan Adım Adım ManU'ya Doğru
İngiliz basınında yer alan haberlerde Manchester United'ın Başkan Yardımcısı Ed Woodword'un, menajer van Gaal'ın Arda'yı istediği yönündeki ifadelerine yer verildi.Aletico Madrid’in yıldız futbolcusu Arda Turan için İngiliz medyasından yeni bir iddia ortaya atıldı. Önceki günlerde Manchester United’ın Arda Turan için Manchester United’ın Atletico Madrid’le görüşmelere başladığı iddia edilmişti. Ada basını Arda Turan için yeni ve çok ciddi bir iddiayı daha kaleme aldı. O iddialara göre Milli yıldız yakın zamanda Ada’nın yolunu tutacak. Daily Star'da yer alan haberlerde Manchester United'ın başkan yardımcısı Ed Woodword'un, menajer van Gaal'ın Arda'yı istediği yönündeki ifadelerine yer verildi. Uzun süredir adı İngiliz kulübüyle anılan Arda Turan için söylenen iddialar da böylece doğru çıkmış oldu. 'Arda Premier Lig’de oynamak istiyor’’ Ada basınından Daily Star’ın haberine göre Arda Turan La Liga’daki misyonunu doldurdu ve artık Premier Lig’de forma giymek istiyor. Manchester United Teknik Direktörü van Gaal’ın Vidal ve Strootman transferlerini gerçekleştiremediğine dikkat çekilen haberde Hollandalı teknik adamın Arda transferine yöneldiği aktarıldı. Manchester United’ın Arda Turan için Nani+ 19 milyon Euro’luk bir teklif sunduğu iddia edilirken bu teklifin İspanyol kulübü tarafından arttırılmak istendiği iddia edildi. Nani’nin bir dönem Atletico Madrid’in gündemine geldiği belirtilirken İspanyol kulübünün Nani konusunda olumlu tavır gösterdiği ancak miktar konusunda teklifin arttırılması talebinde bulunduğu ifade edildi.Liverpool son anda vazgeçmiş! Ayrıca İngiliz basınında yer alan haberlerde Arda Turan'ın Liverpool'un kapısından döndüğü belirtildi. Liverpool menajeri Brendan Rodgers'ın Arda'yı istediği ancak Liverpool'un daha sonra Benficalı Markovic'le anlaştığı aktarıldı. Arda'nın Atletico Madrid kulübünün değerli isimleri arasında olması sebebiyle ikna edilemediği ve bu yüzden Markovic'in transfer edildiği ifade edildi. İngiliz Metro gazetesinde çıkan haberlerde Manchester United’ın 18 aydır Arda’yı izlediği ve Türk yıldız için Atletico Madrid’in kapısının çalındığı ifade edilmişti. Arda Turan üç sezondur Atletico Madrid forması giyiyor.skorer
Reklam
Reklam
Samsung'un 7 İnç'lik Telefonu Ortaya Çıktı
Tabletfon çılgınlığında gelinebilecek en uç noktaya varmış bulunmaktayız. Samsung, 7 inçlik tabletfonunu Çin’de satışa sundu. Samsung’un Tab tablet serisine dahil olan en yeni cihaz, 7 inç boyutunda Galaxy Tab Q. Onu, serideki diğer tabletlerden ayıran ise kulak hoparlörüne ve mikrona sahip olması; telefon görüşmeleri yapılmasını sağlaması. Yani, Samsung bu 7 inçlik tabletfonu kulağınıza götürüp, telefon görüşmeleri yapmanızı istiyor. Galaxy Tab Q 7 inç ekranından 720p çözünürlük sunuyor; 1,2 GHz dört çekirdekli işlemciye, 8 MP arka ve 2 MP ön kameraya, MicroSDXC kart ile 64 GB’a kadar artırılabilen depolama alanına ve 3200 mAh pile sahip. Tabletfonun yakında diğer ülkelerde de satışa sunulması bekleniyor.stuff
Gözaltına Alınan Polislerden Tezahürat: 'Kral Hakan Şükür'
Hakan Şükür'ün nezarethane ziyaretiHakan Şükür'ün 22 Temmuz operasyonu kapsamında adliyeye sevk edilen polis yakınlarını önceki gün ziyaret etti. Ziyarete ilişkin görüntüler bugün ortaya çıktı. İstanbul Bağımsız Milletvekili Hakan Şükür, 22 Temmuz operasyonu kapsamında adliyeye sevk edilen polis yakınlarını önceki gün Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı önünde ziyaret etti. Şükür ardından adliyeye girerek gözaltındaki polisleri nezarethanede ziyaret etti ve avukatlarıyla görüştü. Şükür'ün aralarında eski Terörle Mücadele Şubesi Müdürü Ömer Köse ve Emniyet Amiri Gaffur Ataç'ın da aralarında bulunduğu polislerle bir süre sohbet etti. Polisler ise 'Kral Hakan Şükür' tezarühatları yaptı ve hatıra fotoğrafları çektirdi. Şükür ziyaretin ardından nezarethaneden ayrıldı. Cem TURSUN / İstanbul DHA
Gazetelerde Bugün | 27 Temmuz Pazar
Hürriyet: Ateşkes AnıMilliyet: Son dakika vahşetiSabah: İhanetin böylesini tarih bile yazmadıVatan: Çıkış yok!Taraf: Erdoğana bağışta tavşan kanı skandalıBugün:Kaç İsmail kaç!Zaman: Hukuk ayaklar altındaCumhuriyet: Kaç İsmail kaçStar: Müdürün itirafı
Geçtiğimiz Haftanın Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Videosu
Geçtiğimiz haftanın en çok izlenilen, tartışılan ve dikkat çeken videoları karşınızda. İyi seyirler...Daha fazla eğlenceli video için Videolar butonunu ve her videonun üzerine gelince solunda açılan paylaş kısmını kullanabilirsiniz!
Reklam