onedio
Doğu Türkistan Dünyadan Koptu
Ramazan ayında Çin yönetimi tarafından getirilen oruç yasağıyla gündeme gelen Doğu Türkistan'da baskı, zulüm ve katliamlar yeniden başladı. Bayramın birinci günü Yarkent bölgesinde başörtülü kadınlara yapılan saldırı sonrası büyüyen protestolara silahla karşılık veren Çin güçleri çok sayıda insanı öldürdü. Bölgeyle iletişim tamamen kesildi. Dünyadan hiç tepki gelmiyor Bölgede son olaylar sonrası kaç kişinin öldürüldüğüyle ilgili çelişkili haberler bulunuyor. Bazı kaynaklar yüzlerce kişinin öldürüldüğünü belirtiliyor. Son birkaç gündür hiçbir haber alınamayan bölgedeki son durum belirsizliğini koruyor. 'Gazze için, Suriye için içimiz yanıyor, oradaki kardeşlerimizin bütün acısını paylaşıyoruz' diyen Seyit Tümtürk, benzer katliamların Doğu Türkistan'da da yaşandığını ancak dünyadan hiçbir tepki gelmediğini ifade etti. Tümtürk, İslam İşbirliği Örgütü ve tüm insan hakları örgütlerini de göreve çağırdı.
'163 Kiloluk Dinozor, 800 Gramlık Kuşa Dönüştü'
Bilim insanları, dev etobur dinozorların 50 milyon yıl içinde küçülerek kuşa dönüştüğünü açıkladı. Kısa ön, uzun arka bacaklı dinozorların (teropot) ortalama 163 kilodan 800 grama düşerek modern kuşlara dönüştükleri belirtiliyor. Araştırmacılara göre, teropotlar sürekli olarak küçülen tek dinozor türüydü. Bu hayvanların iskeletleri diğer dinozorlara göre dört kat hızlı değişti. Bu durum teropotların hayatta kalabilmelerine yardımcı oldu. Araştırmanın sonuçları bilim dergisi Science'ta yayımlandı. Daha önceki araştırmalarda, Tyrannosaurus rex ve Velociraptor'u kapsayan ve kuşlara dönüşen teropotların evrimlerinin bir noktasında küçülüp uçan, çevik canlılara dönüşmüş olabileceği görüşü ortaya atılmıştı. Ancak Avustralya'daki Adelaide Üniversitesi'nden Mike Lee başkanlığındaki bir ekip, dinozoların evriminde sık sık boyut değişimi yaşanmasına rağmen, kuşların kökeniyle ilişkilendirilen bu küçülmenin sadece tek bir türe has olup olmadığını araştırdı. Araştırmacılar ayrıca büyük bir veri tabanını kullanarak dinozorların evrim oranını ölçmek istedi. Moleküler biyologlar tarafından virüs evrimini anlamak için geliştirilen ileri analitik araçları kullanan araştırmacılar, 120 teropod ve ilk kuşlardan elde edilen 1500'den fazla vücut özelliğini inceledi. Bu analiz sonucunda teropotların kuşa dönüşümü gösteren ayrıntılı bir soy ağacı çıkarıldı. Bu soy ağacı farklı dinozor türlerinde, zaman içindeki vücut boyutu değişimi ve adaptasyon sürecini yansıtıyor. Buna göre teropotlar, 200 milyon yıl öncesinden başlayarak hızla küçüldü. Bu süreçte ortalama 162,2 kilo olan en büyük dinozor türü Archaeopteryx olarak bilinen en eski kuşa dönüştü. BBC Türkçe
Birbirinden Yeni İzlenesi 10 Yabancı Dizi
Biri Vampir mi dedi? The Strain, bir vampir salgını konusunu ele alıyor. Dizinin ilk sezonu 13 bölümden oluşacak. Yapımcılar, Guillermo Del Toro ve Lost'un yapımcıları.
Final Yapmış En İyi 20 Yabancı Dizi
Ekonomik bunalımın bütün dünyayı huzursuz ettiği 1930'lu yıllarda bu olağandışı topluluğun ve ucubelerinin dengeler üzerindeki oyununu konu ediyor. Seyir halinde olan karnavalın son üyesi Ben Hawkins, California'da yaşayan Rahip Justin Crowe'la aynı gizemli ve şifreli rüyaları paylaşıyor. Sihrin bu son çağında, kaderleri birleşen bu iki insan, bilinçli ya da bilinçsiz olarak iyilik ve kötülük arasındaki büyük çarpışmaya doğru sürüklenirler...
72 Saatlik Ateşkes 2 Saatte Bozuldu
Gazze’deki sağlık kaynakları, İsrail’in ateşkesi bozmasından bu yana 70 Filistinliyi öldürdüğünü duyurdu. Öldürülenlerin çoğu ateşkes sırasında evlerine dönmeye çalışanlar. Refah’taki merkez hastane de İsrail tarafından vuruldu. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon ve ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin çağrısıyla İsrail ve Hamas arasında başlayan ateşkes, İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah bölgesini bombalamasıyla son buldu. İsrail, Refah'ın doğusuna topçu ateşi gerçekleştirdi. Saldırıda dört Filistinli hayatını kaybetti, 30 kişi yaralandı. Filistin İçişleri Bakanlığı İsrail'in ateşkesi ihlâl ettiğini ve sınır bölgelerini bombaladığını duyurdu. Refah kentine saldırılarını yoğunlaştıran İsrail ordusu ateşkesi bozmasının ardından üç saat içinde öldürdüğü Filistinli sayısı 40'a yükseldi. Gazze genelinde ise 70 Filistinli öldürüldü. Saldırının ardından Hamas ateşkesi bozan İsrail'e karşılık olarak İsrail'e roket fırlattı. Al Jazeera'nin Gazze'deki muhabiri Vail Dahduh ateşkesin üç ayrı bölgede ihlâl edildiğini söyledi. Dahduh, İsrail'in Refah ve Cuhur El-Dik bölgelerinde topçu ateşleri gerçekleştirdiğini, Cebel El-Ras bölgesinde ise hava saldırısı düzenlediğini belirtti. 72 saat sürecekti Ban Ki-moon ve Kerry'nin ortak bildirisinde ateşkesin 1 Ağustos Cuma sabahı yerel saatle 08.00'de başlayacağı ve 'uzatılmadıkça' 72 saat süreceği açıklanmıştı. İsrail ordusunun kara birlikleri ve Hamas askerleri bu süre zarfında ilerlemeyecek ve yerlerinden ayrılmayacak, ancak İsrail, Hamas'ın kullandığını iddia ettiği ve kendi savunma hatlarının gerisinde kalan tünellere yönelik operasyonlara devam edecekti. Kerry ve Ban, 'Bu insanî ateşkes başlayana dek her iki tarafa da kendilerini tutmaları ve ateşkesin şartlarına sadık kalmaları yönünde çağrıda bulunuyoruz' dedi. Hamas Sözcüsü Fevzi Barhum, İsrail ateşkese uyduğu sürece Hamas ve diğer tüm grupların 72 saatlik ateşkes kararına uyacaklarının sözünü verdi. İsrail hükümeti de ateşkesi resmen doğruladı. Kerry ve Ban'ın ortak açıklamasında şu ifadelere de yer verildi: ''Bu süreçte Gazze'de yaşayan siviller, acil olan ihtiyaçlarının karşılayacak, cenazelerin defnedilmesi, yaralıların tedavi edilmesi ve gıda stoklamak gibi hayati ihtiyaçlarını karşılayabilecek. Ayrıca su ve elektrik temin eden tesislerin tamir edilmesi de bu süreçte devam edecek. İsrail ve Filistin tarafından heyetler, kalıcı bir ateşkese ulaşmak amacıyla, Mısır'ın daveti üzerine Mısır hükümetiyle müzakerelere başlamak üzere Kahire'ye gidecekler. Taraflar bu müzakerelerde her türlü sorunu masaya yatıracak.'' Görüşmeler Mısır'da başlıyor AFP 'ye bilgi veren ABD'li bir diplomat, İsrail - Filistin görüşmelerinin cuma günü Mısır'da başlayacağını aktardı. Ancak görüşmelerde Hamas üyeleri, ABD veya İsrail temsilcileriyle doğrudan masaya oturmayacak. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın seçeceği isimlerin görüşmelerde Hamas'ı temsil edeceği belirtildi. Hamas yöneticilerinden eski vakıflar bakanı İsmail Rıdvan ise Hamas, İslami Cihad Hareketi ve Filistin Kurtuluş Örgütü'nden oluşan heyetin bugün Kahire'de olacağını söyledi. Rıdvan, 'Heyette Hamas'ı temsilen Mısır'da ikamet eden Hamas Siyasi Bürosu üyesi Musa Ebu Merzuk'un yanı sıra ikisi Gazze'den, ikisi dışardan beş kişi yer alacak' dedi. Rıdvan görüşmelere katılacak Hamas üyelerinin isimlerini güvenlik gerekçesiyle açıklamadı. Kahire'de yapılacak görüşmelerde Gazze'den ambargonun kaldırılması, Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı'nın tümüyle açılması ve İsrail'in Gazze'ye saldırılarının durdurulması konularının görüşülmesi bekleniyor. Al Jazeera , ateşkesin ilanından birkaç saat önce, Kerry ve Ban'ın ateşkesi ilan edebileceğini açıklamıştı. Türk ve Katar dışişlerinden ortak açıklama Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın internet sayfası üzerinden duyrulan ortak bildiride, ateşkesten duyulan memnuniyet dile getirildi. ABD ve Mısır'ın üstlendiği rollerin önemine vurgu yapılan bildiride, Mısır'da gerçekleşmesi planlanan görüşmelerin desteklendiği ifade edildi. İsrail'e ateşkese saygı duyması ve görüşmelere devam etmesi çağrısında bulunulan açıklamada, Katar ve Türkiye dışişlerinin sürece katkılarından dolayı memnuniyet duydukları ve çalışmalara devam edecekleri ifade edildi. Davutoğlu'ndan teşekkür Twitter hesabı üzerinden açıklama yapan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ateşkes için emeği geçen ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'e, Katar Dışişleri Bakanı Halid Bin Muhammed Atiyye'ye ve Hamas lideri Halid Meşal'e teşekkür etti. Atiyye ve Meşal ile telekonferans yoluyla görüştüklerini ve detayların üzerinden geçtiklerini söyleyen Davutoğlu, ateşkesin kalıcı olması temennisinde bulundu. Cumhurbaşkanı Gül'den çağrı Ateşkesle ilgili konuşan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ateşkes kararını memnuniyetle karşıladığını belirterek ateşkes için tarafların mutabakat sağlamış olmasının önemli olduğunu söyledi. Ateşkesle ilgili, 'Türkiye'nin de önemli katkıda bulunduğu bir sürecin sonunda sağlanan bu gelişme, mütevazı da olsa, kritik bir adım, bir başlangıç' ifadelerini kullanan Gül, 'Bütün tarafları bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeye davet ediyorum. Bu mutabakatın ruhuna ve lafzına uyulması ve kışkırtıcı davranışlardan kaçınılması beklentimizdir.' dedi. Ateşkes süresince önceliğin 'Filistin halkının şehitlerini defnetmesi, yaralılarını tedavi etmeleri ve halkın temel ihtiyaçlarının sağlanması olacağını' ifade eden Gül, Türkiye insani yardım konusunda elinden geleni yapmaktadır, yapmaya devam edecektir. Ateşkes kararı ile birlikte, ateşkesin uzatılması ve kalıcı hale gelmesi için önemli bir fırsat doğmuş bulunmaktadır. Tarafların bu maksatla Kahire'de derhal görüşmelere başlayacak olmaları da olumlu bir yaklaşımdır. Kahire'de yapılacak görüşmelerin başarıyla sonuçlanması ve bunu, kalıcı ve adil barış için görüşmelerin izlemesi temennimizdir.' dedi. Ateşkes öncesi saldırılara devam Ateşkes öncesi İsrail'in saldırıları tüm şiddetiyle devam etti. Altı Filistinli daha İsrail'in hava saldırılarında yaşamını yitirdi. Gazze’nin Şecaiyye semtinde oturan Risale Gazetesi muhabiri Muhammed Daher'in evi İsrail ordusu tarafından bombalandı. Muhammed ile birlikte annesi, babası ve kız çocuğu hayatını kaybetti. İsrail ordusu Maazi, Han Yunus, Şecaiyye, Deyr Belah, Museyrat, Beyt Hanun, Beyt Lahiye, Cabalya ve Tuffah semtlerini bombalıyor. Topçu birliklerinin yoğun saldırısı altında bulunan semtlerde birçok resmi ve sivil bina isabet aldı. Savaş uçakları tarafından da vurulan bölgelerde bazı evlerde çıkan yangınlar devam ediyor. 7 Temmuz’da başlayan saldırlarda İsrail şimdiye kadar bin 450 Filistinliyi öldürdü, 8 bin 350 kişiyi de yaraladı. 'Tünelleri vurmaya devam edeceğiz' Saldırıların aralıksız devam etmesi nedeniyle itfaiye ve kurtarma ekipleri enkaz altında kalan Filistinlilere ulaşamıyor. Zira İsrail ordusu Gazze’de hareket halinde olan her şeyi vuruyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu kabine toplantısı öncesi yaptığı açıklamada, Gazze'de ateşkes olsa da, olmasa da tünelleri vurmaya devam edeceklerini, tünelleri vurmalarına engel olacak bir ateşkese yanaşmayacaklarını söyledi. Netanyahu'nun açıklamasından hemen sonra Gazze'nin Mağazi Mahallesi'nde Birleşmiş Milletler'e (BM) ait bir kız okulunun vurulduğu haberi geldi. Bu İsrail ordusunun Gazze'de vurduğu yedinci BM okulu. Hastanelerde de durum içler acısı. Binlerce yaralıya bakmak için kısıtlı sayıdaki doktor ve sağlık ekibi 24 saat çalışıyor. İlaç ve tıbbi malzeme sıkıntısı had safhada. Hastane odalarında yer kalmadığı için birçok yaralıya koridorlara serilen battaniyeler üzerinde bakılıyor. Gazze Sivil Savunma yetkilileri saldırılarda bugüne kadar yedi mensubunun öldüğünü, 21 mensubunun da yaralandığını duyurdu. 16 bin yedek asker daha AFP haber ajansının İsrail ordusunun sözcüsüne dayandırdığı bilgiye göre, İsrail 16 bin yedek askeri daha göreve çağırdı. 7 Temmuz'da başlayan saldırıların ardından İsrail ordusunun Gazze'ye saldırılarında aktif olarak yer alan İsrail askeri sayısı 86 bini buldu. İsrail, 7 Temmuz Pazartesi günü ‘Koruyucu Hat’ adıyla Gazze'ye yönelik hava ve denizden saldırılar başlattı, 17 Temmuz Perşembe günü de karadan saldırıya geçti. Kaynak: Reuters, AFP ve Anadolu Ajansı
Reklam
İki Oyuncu Hrant Dink'i Oynamaya Talip
Fatih Akın, 2007'de öldürülen ve hâlâ davası sonuçlanmayan eski Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink hakkında film yapmak için senaryo yazdığını belirtmiş ve 'Hiçbir Türk oyuncunun Hrant rolünü oynamaya ikna olmadığını' söylemişti. ''KEŞKE BEN OYNAYABİLSEYDİM'' Fatih Akın'ın bu açıklamalarının ardından sosyal medyada haberi gören Rıza Kocaoğlu ve Sarp Akkaya birer açıklama yaptı. Rıza Kocaoğlu; 'Yaşım tutsa çok isterdim' derken, Sarp Akkaya da, 'Keşke ben oynayabilseydim' dedi. Cumhuriyet
Reklam
İsrail'in Demir Kubbe Şirketleri 'Çinlilerce Hacklendi'
BBC, Çinli internet korsanlarının İsrail'in 'Demir Kubbe' adını verdiği füze kalkanı sistemini üreten şirketlerin sitelerini hekleyerek askeri sırları çaldığı haberlerini destekleyen belgelere ulaştı. İsrail savunma şirketlerinin sitelerinin heklendiği haberleri ilk olarak Pazartesi günü güvenlik konularında blog yazan Brian Krebs tarafından duyurulmuştu. İsrail'in devlete ait savunma şirketleri gizli bilgilerinin heklendiği haberlerini yalanlıyor. Ne var ki, hekleme olaylarını ortaya çıkaran ekip BBC'ye, gerçekten yüzlerce dosyanın kopyalandığına işaret eden bir istihbarat raporunu gösterdi. Aylarca süren bir süreç içinde çalınan belgeler şu konularda bilgiler içeriyor: Arrow III füzeleri İnsansız hava araçları ya da yaygın adıyla pilotsuz uçaklar Balistik füzeler Siber Mühendislik Hizmetleri (CyberESI) internet korsanlarının bu heklemeyi 2011 ile 2012 arasında sekiz ay boyunca sürdürdüklerini ortaya çıkarmış. Çalınan bilgilere bakarak, korsanların Demir Kubbe teknolojisinin peşinde oldukları sonucuna varıyorlar. Demir Kubbe, füzeleri ve top mermilerini havada durdurup imha edebilen gelişkin bir füzesavar savunma sistemi. Gazze'den atılan roketlerin ciddi sivil can kaybına yol açmasının engellenmesinde bu sistemin büyük rolü olduğu söyleniyor. Uzman şirket CyberESI tarafından 2013 yılında hazırlanan raporda, bu teknolojiyi üreten şirketlerin sitelerine yapılan siber saldırılarda Çinli korsanların ABD savunma şirketlerine sızmak için kullandığına benzer çok gelişkin araçlara başvurulduğu da aktarılıyor. Çin hükümeti daha önce ortaya çıkan ABD savunma şirketlerine yönelik siber saldırılarla hiç bir ilgisi bulunmadığını söylemişti. Raporda, 'Toplanan veriler siber saldırıların arkasındaki aktörlerin Çinli olabileceğine dair kuvvetli işaretler içeriyor' denildi ve bu şöyle açıklandı: 'Bu varsayım Siber Mühendislik Hizmetlerinin izlediği internet sitelerine geçen yıl boyunca yönelen hekleme faaliyetlerine ve sızdırılan verilerin gittiği IP (internet protokol) adreslerinin coğrafi konumuna dayanmaktadır. 'Sızdırılan bilgilerin niteliği ve bu şirketlerin faaliyet alanları Çinli internet korsanlarının, İsrail'in Demir Kubbe adlı hava savunma sistemlerinin peşinde olduğuna işaret ediyor.' ABD'de Maryland'de faaliyet gösteren internet güvenliği uzmanı CyberESI'ye göre, çalınan bilgiler önde gelen iki İsrail savunma şirketine ait: Füze ve uçak üreten devlet şirketi İsrail Uzay Endüstrisi (Israel Aerospace Industries, IAI) Karadan havaya füzeler üreten 1948'de kurulmuş devlet şirketi, Rafael İleri Savunma Sistemleri (Rafael Advanced Defense Systems) IAI'nin bir sözcüsü önce olayı blogunda duyuran Brian Krebs'e saldırıyı doğrulayıp, olayın ilgili mercilere bildirildiğini söylemişti. Fakat şirket daha sonra 'hassa bilgilerin sızdırıldığına ilişkin haberlerin yanlış' olduğunu, 'yalnızca sivil sektöre ait gizli olmayan bilgilerin heklendiği'ni açıkladı. Diğer şirket Rafael'in sözcüsü ise böyle bir olay hatırlamadığını söylemekle yetindi. Fakat BBC'ye gösterilen rapor IAI ve Rafael'e ait hassas bilgilerin çalındığına ve her iki şirketin internet sistemlerinin de güvenlik yazılımları etkisiz hale getirilmek ve şifreler de dahil kullanıcı bilgilerinin ele geçirilmek suretiyle heklendiğine işaret ediyor. Rapor sonuçta İsrail şirketlerinden gigabitlerce veri çalındığını söylüyor ve çalınan verilerden bazılarını şöyle sıralıyor: Word belgeleri Power point sunuşları Hesap çizelgeleri PDF dosyaları Çalışılabilen dosyalar (.exe dosyaları) CyberESI raporu, çalınan bazı teknik belgelerin entellektüel mülkiyet hakları (patent) kapsamına girdiğini ve ABD hükümetinin Uluslararası Silah Trafiği (ITAR) kurallarına tabi olduklarının belirtildiğini de yazıyor. Gerek IAI gerekse Rafael, İsrail'in Demir Kubbe adını verdiği füze savunma sisteminin geliştirilmesinde önemli rolü olan şirketler. IAI ve Boeing firmalarının ortak tasarımı olan Arrow III füzesi konusunda İsrail ile zaten işbirliği içinde olan ABD şimdi Demir Kubbe teknolojisinin daha ileri yeni modellerine yatırım yapmak istiyor. 2013 yılı Mayıs ayında ABD Savunma Bakanlığı Pentagon Çin'i ABD'nın diplomasi, ekonomi ve savunma örgütlenmelerine karşı gelişkin ir siber casusluk kampanyası yürütmekle suçlamıştı. CyberESI uzmanları BBC'ye İsrail şirketlerine yönelik heklemelerde de benzer özelliklerin görüldüğünü, korsanların Çin kaynaklı hekleme araçlarına başvurduklarını söyledi. Saldırıların ileri sürekli tehdit diye tarif edilen APT tekniğiyle yani (advanced persistent threat) üst düzeyde bir örgütlenme ile ve hedef gözetilerek yapıldığına dikkat çekiliyor. APT geçmişte sanayi casusluğunda kullanılan ve genellikle siber hırsızların büyük çoğunluğu tarafından bilinmeyen çok gelişkin metodlara başvurulan bir saldırı biçimi. CyberESI raporunda, eskiden ABD şirketi olup şimdi İsrail ordusuna en çok malzeme üreten İsrail şirketlerinden biri haline gelen Elisra'nın da gizli elektronik yazışmalarının çalındığını bildiriyor. Demir Kubbe ile ilgili olmayan Elisra'nın internet sitelerine korsanların çok kapsamlı bir şekilde ulaştıkları ve 'Military Spacs', 'UAV' (Pilotsuz uçak) başlıklı dosyalardan belgeler çaldıkları, genel müdür ve çok sayıda şirket üst düzey yöneticisi ait e mail hesaplarına girdikleri kaydediliyor. Elisra BBC'nin konuyla ilgili sorularına yanıt vermedi. Bu yılın Ocak ayında bir başka internet güvenliği şirketi, 15 İsrail savunma şirketinin bilgisayarlarına kötücül e mail eklentisi kullanılarak girildiğini bildirmişti.Joe Miller | BBC Türkçe
"Çocuklarım, Arkadaşlarına 'Anne Babanıza Söyleyin Babama Oy Vermesinler' Diyor"
HDP Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş , 'Evde fazla kalamadığım zaman birkaç saatliğine uğrayıp çıkmak zorunda kaldığım zaman çocuklarımın belli eleştirileri oluyor. Şimdi de sınıfta bütün öğrencilere ‘Anne babanıza söyleyin babama oy vermesinler’ diye karşı örgütleme yapıyormuş' dedi. Demirtaş, Gezi sürecinde yaptığı “Gezi direnişiyle değil, bu halk hareketini askeri darbeye kadar götürebilir miyiz diyenlerle aramıza mesafe koyduk” açıklamaya ilişkin ise, 'Bir partinin eş genel başkanı olarak mesajımın maniple edilmeyeceği bir formatta konuşmalıydım. Bu yönüyle geriye dönüp baktığımda evet, çarpıtmaya alan açtım ve çarpıttılar' ifadesini kullandı. Evrensel'den Fatih Polat 'a konuşan Demirtaş'ın açıklamalarından satırbaşları şöyle: Palu’dan göç edip Diyarbakır’a gelmiş muhafazakar ve yoksul bir ailede büyüdünüz. Babanız işçi, anneniz ev hanımı. 7 kardeşsiniz. En büyüğünüz sizden önce Kürt siyasetinde eş başkanlık yapan Nurettin ağabeyiniz. O işletme okudu. Sizden küçük kız kardeşiniz öğretmen, ondan küçük kız kardeşiniz avukat, erkek kardeşiniz tekstil mühendisi. En küçük iki kız kardeşlerinizden biri öğretmen diğeri tasarımcı. Siz de önce İzmir’de işletme sonra da Ankara Üniversitesinde hukuk okudunuz.Yoksul bir ailede 7 çocuğun 7’sinin de bu düzeyde okuyabilmesi nasıl mümkün olabildi? Anne ve babanızın özel bir hassasiyeti oldu mutlaka... Olmaz mı, bütün yoksul ailelerde, emekçi ailelerinde aynı kaygı vardır. İmkanları içerisinde iyi bir eğitim vermek için bütün aileler anne babalar fedakarlık yapıyorlar. Bizim ailemizde de öyleydi. Annem örneğin dikiş dikerdi. Ev hanımıydı ama terzilik de yapardı aynı zamanda evin bütçesine ve çocukların okul masraflarına yetişebilmek için. Biz küçüklük yaşlarından sonra çalışmaya başladık. Ne iş olsa, ne iş bulsak yapmaya başladık. Amcamların, dayımların fırınında, babamın dükkanında çalıştık... Ayakkabı boyacılığı da yaptık, çekirdek de sattık. Tatlı da sattık, su da sattık. Diyarbakır koşullarında çocukların gençlerin yapabileceği ne iş varsa, biz de onlarla uğraştık. Aile bütçesine katkı sunmaya çalıştık. O zor kıt kanat zamanlar içerisinde üniversite okuyabildik. Öğrenciyken de çok para harcayan, aileye külfet olan bir şeyimiz olmadı. Hiçbir kardeşimin de böyle olmadı. Annemizin babamızın ne zorluklarla bize para gönderdiğini biliyorduk. Babamın annemin çok desteği oldu. İkisi de okumamışlığın ne demek olduğunu biliyordu. İkisi de okul okuyamamışlar. Ve o ezikliği hep yaşamışlar. Onu bize yaşatmak istemediler herhalde. Her şeyi göze aldılar okuyabilmemiz için. Çocukluğunuzda evde Kürtçe konuşuluyordu herhalde? Kürtçenin Zazaca lehçesi konuşuluyordu. Annem babam daha çok onu kendi aralarında konuşuyorlardı. Ama ikisi de çat pat bildikleri Türkçeyi bize de öğretmişler. Yani siz okula başlamadan önce kullandığınız dil Türkçe miydi? Tükçeydi. Annemiz babamız Kürtlüğün o ağır yükünü de yaşatmamak adına kendi bakış açılarıyla bize iyilik yapma adına bize Türkçe öğretmişler. Bu devlet içerisinde başarılı olalım, iyi yerlere gelebilelim, eğitimde başarılı olalım, diye. Ben onları çok da suçlamıyorum. Çünkü 1980 darbesi olmuş. Bizler işte o sırada beş altı yaşındayız. Onlar çok politik olmayan bir aile ve köyden yeni göç etmişler. Muhafazakar bir aile. Devletin korkulacak bir şey olduğunu biliyorlar. Çünkü Şeyh Sait’in yakınları değiliz ama biliyoruz, o ailelere yakınız. Çocukluğunuzda herhangi bir mesleğe ilişkin bir özleminiz olmuş muydu? Evet yani ben iyi hatırlıyorum. İlkokul son veya ortaokul dönemleri olabilir. Astsubay bir komşumuz vardı ve çocuklarıyla arkadaştık. Onun babasına hep özenirdim. Ben de astsubay olmak istiyordum. Hatta astsubaylık sınavlarıyla ilgili araştırma yapıp form alma gibi girişimlerim de olmuştu. Ama sonra ailede 12 eylül döneminde cezaevinde de yatmış bir devrimci abimiz vardı. O dönem ben çok işin bilincinde değilim tabii astsubay olmak ne demektir falan. Benim için arkadaşımın babasının güzel bir mesleği var. Bende öyle olabilirim diye düşündüm. Şüphesiz haksızlık yapmak istemiyorum astsubaylara fakat benim geldiğim gelenek ve aile geçmişimiz itibariyle çok bana uygun, aileme uygun bir meslek değilmiş aslında. Devrimci abimiz beni vazgeçirmişti. İlk gençlik yıllarınız Kürt siyasi hareketinin etkisinin hissedildiği yıllara denk geliyor. Siyasetle ilişkiniz nasıl başladı? Vedat Aydın cinayeti benim jenerasyonumun çok etkilendiği bir olaydır. Politikaya ilgim ilk olarak bu cinayetle oldu. Ama asıl üniversite yıllarımda daha aktif öğrenci hareketlerinde bulunmaya başladım. İnsan hakları mücadelesinde de yer aldınız. O dönemde siyasette bu düzeyde görev almak hiç aklınızdan geçiyor muydu? Hayır yani ben samimiyetle söyleyeyim. Hiçbir zaman şu noktaya geleyim diye bir yaklaşımım olmadı. Hani İHD’nin yönetimine girerken kısa bir süreliğine insan hakları mücadelesine katkı sunmak istedim ve avukatlığa devam edecektim... Şimdi de ‘Cumhurbaşkanı adayı olmalısın’ dediler. Yani hep sürüklendim. Türkiye’de sizi en çok etkileyen edebiyatçılar, romancılar kimler oldu? Şüphesiz herhalde Yaşar Kemal demeden geçmemek lazım. Yaşar Kemal’in bu topraklara dair yazıp çizdikleri bizim açımızdan sadece okur olarak değil, siyasetçi olarak da çok büyük bir değerdir. Çünkü siyaseten anlatmayı başaramadığınız, çözmeyi başaramadığınız toplumsal sorunları o kadar görkemli bir şekilde anlatıyor ki! Şiirle ilgili de çok şairimiz var. Hem yaşayan hem de geçmişte şiirlerini bizlerle paylaşmış olan. Ama Özdemir Asaf benim açımdan çok etkilidir şiir itibariyle. Kürtçede de Ehmedê Xanî, hem döneminin hem bugünün edebiyatçısıdır. Tarihe not düşmüştür ve Kürtler açısından gerçekten büyük bir kıymettir. Halihazırda da genç Kürt edebiyatçıları şairleri çok büyük üretimler yapıyorlar. Hiç birinin hakkını yemeyeyim. Hepsi büyük katkı sundu. Birde cumhurbaşkanlığı meselesinde konu sanattan, sanatçıdan edebiyattan açılmışken, biliyorsunuz cumhurbaşkanı her yıl devlet sanatçısı ödülü veriyor. Bence bunun kaldırılması lazım. Bunu hak eden halk sanatçılarına halk sanatçısı ödülü verilmeli, devlet sanatçısı ödülü değil. Cumhurbaşkanlığının imkanları özellikle edebiyatçıların, sanatçıların desteklenmesi konusunda kullanılmalı. Onların projeleri desteklenmeli. Siz seçilirseniz böyle bir şey olmayacak o zaman? Evet ben seçilirsem devlet sanatçısı olmayacak. Devlet sanatçısı ve ödülü kalkacak. Onun yerine halk sanatçısı ve ödülü gelecek. Peki dünya edebiyatında sizi en çok etkileyen romancı kim? İlk okuduğum Gorki’nin Ana’sıdır. Hâlâ hepimizin aklındadır herhalde. Onu okumadan devrimci olunmuyor bir defa. Özellikle Rus klasiklerinin hepsini okumuşumdur herhalde. Dostoyevski? Buhranlı olduğunuz dönemlerde özellikle ilaç gibi geliyor. Buradan bir siyasetçi olarak sizi en çok etkileyen kuramcılara geçsek... Sol literatüre dair, sosyalist kavram tartışmalarına dair birçok yayınevinin kitaplarını okudum. Öğrencilik yıllarımda da okudum. Fakat bütün bunlardan arta kalan beni etkileyen, bana çok daha çarpıcı gelen Gramsci’dir. Yani pratikleştirme konusunda, pratikte geliştirme ve pratikte dönüştürme konusunda... Ali Şeriati de beni etkileyen bir başka isimdir. Özellikle dine yaklaşımı, dinler tarihi, inancın sınıf üzerindeki etkisini iyi irdelemiş, iyi tartışmıştır. Bu yönüyle beni etkilemiştir. Ve tabii ki ideolojik olarak da beslendiğim, hem kendisinin pratik çözümleri hem teorik eleştirisi, özeleştirisiyle bize büyük bir güç kattığını düşündüğüm Sayın Öcalan. Bu konuda çok çalışması, çabası vardır. Çok değerlidir yazıp çizdikleri. Çünkü bütün bu sol sosyalist Marksist felsefeden çözüm arayışından yola çıkarak Ortadoğu Coğrafyasına, Anadolu’ya Kürdistan’a, Türkiye’ye modeller gösterme konusunda cesaret göstermiştir. Eşinizle Başak hanımla nasıl tanıştınız? O 12- 13 yaşında, ben de 14-15 yaşında falandım. Aynı mahallede, birbirine bitişik binalarda oturuyorduk. Oradan ilk çocukluğumuz tanışıklıkla geçti. Komşuyduk aile olarak iç içeydik. Annem annesiyle, babam babasıyla biz de çocuklar olarak hep iyi komşuluk ilişkileri geliştirdik. O zamandan beri tanışıyoruz. Sonradan bir birimize karşı duygusal olarak da bağlılığımız gelişti ve evliliğe vardı. 12 -13 yıldır evli olarak sürdürüyoruz ilişkimizi. Peki çocuklarınız siyasetin içinde bu kadar aktif olmanızı nasıl karşılıyor? Siyasette çok yoğun mesai harcayan arkadaşlarımızın çocukları siyasete tepkisellikle büyüdüler hep. Bunu gözlemledim. Çünkü babalarını ve annelerini elinden alan bir olgu gibi kaldı hep akıllarında. Hani ben çocuklarımda o gelişsin istemedim ve dikkat etme gayreti içerisinde oldum. Fakat zaman zaman gerilim yaşıyoruz. Evde fazla kalamadığım zaman birkaç saatliğine uğrayıp çıkmak zorunda kaldığım zaman belli eleştirileri oluyor. Hatta küçüğü bazen eve gittiğimde ‘Baba bu akşam biz de kalacak mısın?’ diyordu. Çünkü algılayamıyordu onlarda kalmadığımı herhalde düşünüyordu çok az eve gidebildiğim için. Şimdi de sınıfta bütün öğrencilere ‘Anne babanıza söyleyin babama oy vermesinler’ diye karşı örgütleme yapıyormuş. 1994’ten itibaren Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrenciliğiniz başladı. Sizi en çok etkileyen hangi hocanız oldu? Aslında kendisinden doğrudan ders almadım. Bitişik sınıfta hocalığımızı yapıyordu ben de bazı derslerine girdim. Resmi hocam olmasa da fiili hocamdır Mithat Sancar. Mithat Hoca o dönem insan hakları, kamu hukuku gibi derslere giriyordu. Düşünceleriyle tartışmalarıyla bizi etkileyen hocalardandı. Bir de ben ve amcamın oğlu aynı sınıftaydık. Sedat’la birlikte hukuk fakültesini okuduk. Mithat Hoca onu insan hakları dersinden iki yıl üst üste sınıfta bıraktı ve okulu uzattı. O yüzden Mithat Hoca’yı ben de unutmuyorum, oda unutmuyor. Bağlama çalıyorsunuz, söylüyorsunuz. Müziğe merakınız ne zaman başladı? Ve sizi bu açıdan en çok kim etkiledi? Lise yıllarında bir arkadaşımın bağlama çalmasına tanık olduktan sonra merakım oluştu. Çok hoşuma gitti ve ben de öğrenmeliyim dedim. O günden bu güne uğraşıyorum. Çok profesyonel bir eğitim alamadım. Ama kendi halimde biraz ilerletmeye çalıştım. Çok seviyorum bağlama çalmayı. Bizim ilk gençlik yıllarında müzikle tanışıklığımız, Kürtçe müzikte Şivan Perwer’dir. Türkçe müzikte Grup Yorum, Grup Munzur... Daha sonraları Koma Berxwedan, Koma Amed, Koma Denge Azadi gibi grupların ortaya çıkmasıyla birlikte hepsinin müziğinden etkilendik. Tabii ki Alevi Bektaşi müziği de özellikle bağlamayı öne çıkaran o müzik tarzı da benim açımdan çok etkileyiciydi. Lise yıllarında Arif Sağ’ı çok dinlediğimi hatırlarım. Son dönemlerde Erdal Erzincan. Hem bağlamasıyla hem sözüyle hem duruşuyla. Sosyal medya ile de ilgilisiniz. Twitter’da sempatik mesajlar veriyorsunuz. Bu röportajdan önce 3 adayın da twitter hesaplarına baktım. Erdoğan’ın 4 milyon 417 bin 722 takipçisi var. Kendisi 1 kişiyi bile takip etmiyor. Bilal’i bile takip etmiyor, o derece. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun 267 bin 234 takipçisi var. Kendisi 15 kişiyi takip ediyor. Sizin 354 bin 365 takip çiniz var. 926 kişiyi takip ediyorsunuz. Herhalde bu bile dediğiniz gibi, halkın içinden çıkıp bir yerlere gitmediğinizin, hâlâ halkın içinde olduğunuzun bir göstergesi sayılabilir... Takipçi sayısı itibariyle Başbakanın takipçilerinin bir kısmının hakiki takipçi olmadığını da görmek lazım. Fakat doğru, sosyal medyada Twitter’ı ben doğrudan kendim kullanıyorum. Daha çok politik bir olay olduğu anda, o esnada özellikle refleksleri ölçme açından takipçilerimin düşüncesini çok önemsiyorum. Çünkü her düşünceden kişi var benim takip ettiklerim arasında. Yani bir anda toplumun genelinin ağırlıklı düşüncesinin ne olduğunu yarım saat bir saat içerisinde öğrenme şansına sahip oluyorsunuz. Sıcağı sıcağına onu anlama fırsatınız oluyor. O açıdan çok değerli ve hakiki bir ortam. Tabii yönlendirme yapmak isteyen, provokasyon yapmak isteyen sahte bir sürü hesap da vardır. Tabii ki onlara da dikkat ediyorum. Gezi sürecine dair de bir soru sormak istiyorum. 31 Temmuz 2013 günü Twitter’da “Gezi direnişiyle değil, bu halk hareketini askeri darbeye kadar götürebilir miyiz diyenlerle aramıza mesafe koyduk.” diye yazdınız. Bu daha önceki bir açıklamanıza gösterilen bazı tepkilere dairdi. Cumhurbaşkanlığı tutum belgenizi açıklarken de Gezi’ye özel bir vurgu yaptınız. Kimileri bunu olumlu karşılarken, kimileri bunun Gezi sürecindeki duruşunuzla çelişkili olduğunu öne sürdü. Hiç, tartışma konusu olan açıklamanıza dair olarak, öyle değil de aslında cümleyi şöyle kursaydım daha doğru olurdu, dediğiniz oluyor mu? Tabii, doğrudur. Çok daha net bir biçimde anlaşılacak şekilde ifade etmeliydim. Ben bir siyasetçiyim sonuçta. Bir partinin eş genel başkanı olarak mesajımın maniple edilmeyeceği bir formatta konuşmalıydım. Bu yönüyle geriye dönüp baktığımda evet, çarpıtmaya alan açtım ve çarpıttılar. Bu konuda benim böyle bir eksikliğim olabilir ama bu konuyu burada bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Gezi direnişinin 3. gününde Diyarbakır’da bir basın toplantısıyla Gezi direnişini neden desteklediğimizi açıkladım. Ve ‘BDP İstanbul İl Örgütü ile birlikte biz de yarın Taksim’de olacağız’ dedim. Bir gazeteci şunu sordu ‘Siz Taksim’de olacağız diyorsunuz ama İstanbul’da dün birileri bildiri dağıttı’. O birileri dediği de şu Türk Solu dedikleri yapının gençlik örgütleri falan olsa gerek. Ve bildiri de şu deniyor: ‘Apo Erdoğan görüşmesine karşı.’ Hem orduyu göreve davet eden, hem de ırkçı söylemler içeren bir bildiriyle herkesi Taksim’e davet ettiler. Siz de Taksim’e davet ediyorsunuz insanlar bu bir çelişki değil mi, dediler. “Biz Taksim’de olacağız ama o darbeci, ırkçı, faşist, çevrelerle yan yana durmayız. Benim arkadaşlarım yarın Taksim’de olacak ve göreceksiniz yan yana olmayacağız. Onlarla bizim aynı amaç için Taksim’e çıktığımız söylenemez. Dolayısıyla biz onlarla aramıza kesinlikle mesafe koyduk, bu güne kadar. Gezi direnişinde de meydana gelirlerse çıkarlarsa yine aramıza mesafe koyarız” dedim. Ve o cümlem cımbızlandı, “Biz Taksim’de darbecilerle yan yana olmayız” dendi. Defalarca izah etmeye çalışmama rağmen de bir türlü anlaşılmak istenmedi. Şimdi bunu özellikle çarpıtmak isteyen belli bir çevre var, onları bir kenara bırakalım. Ben ne söylersem söyleyeyim, meseleye buradan bakmak isteyen bir çevre var. Bir de “Gezi’den biz bir ders çıkardık, medya insanların dediğini çarpıtıyormuş” diyen bir çevre var, onlara da anlatamadım, o beni üzüyor. Gezi direnişine ben darbe demedim hiçbir zaman. Gezi bir darbe değildi, Gezi bir direnişti ve Hükümeti devirebilirdi de. Onu da söyledim. Gezi vesilesiyle Hükümet devrilebilir, bu son derece meşrudur ve doğrudur. Benim karşı olduğum bir askeri girişimle devrilmesidir. Efendim, böyle bir tehlike yokken siz niye böyle söylediniz, ama soruyu böyle sordu gazeteci. Mevzu budur. Sadece Kürtlerin adayı değilsiniz. Ama sonuçta ilk kez kimliğine de sahip çıkan Kürt cumhurbaşkanı adayısınız ve Kürt meselesine mesafeli duran çevrelerden de size dair pozitif mesajlar geliyor. Yarattığınız bu etkiye dair olarak da sevgili dostum Ahmet Tulgar, “Demirtaş ve insansiyaset” diye bir yazı yazdı. Otoriter ve kaba siyaset ile zehirlenmiş topluma sizin üslubunuzun bir panzehir gibi geldiğini söyledi. Belki zor bir soru ama siz kendinize dönüp baktığınızda hangi özelliklerinizin bu algıyı oluşturduğunu düşünüyorsunuz? Bu duyguyu çok iyi anlıyorum. Çünkü ben de bu duyguya hasretim. Kendini iyi hissetme ve ezilenlerin bir arada durarak sisteme meydan okumasının bana da moral verdiğini söylemem gerekir. Ben de bundan moral alıyorum. Ahmet Tulgar’a da bu güzel yazısından ötürü teşekkür etmek istiyorum. Evet bir Kürt’üm. Kürt mücadelesinin içinden geldim ve halen de Kürt mücadelesinin bir parçasıyım. Fakat bu mücadeleyi Türkiye’deki bütün kimliklerle bir ortak mücadeleye dönüştürmek isteyen bir mücadeleyi de sürdürüyorum aynı zamanda. Bence hor görülen, inkar edilen ve bunun mücadelesini veren bir kimliğin; bugün çıkıp bütün ezilen halklar adına bunu ifade etmesi hakikilik katıyor. Kürt kimliği burada bir etnisiteden çok bir direniş sembolü olarak ifade edilebilir. Bülent Arınç’ın kadınlara kahkaha ambargosu koyan açıklamasına karşı Maçka Parkı’nda kadınlarla bir araya geldiniz ve birlikte kahkaha attınız. Oradaki konuşmanızda, ‘Kadın özgürlük mücadelesinin görünürlüğünden güç alıyoruz’ dediniz. Kadınların sizin kampanyanızda etkin bir güç olduğunu biliyoruz. Biraz bunu da konuşalım. Bizim geleneğimizde de, HDK içinde bulunan hareketlerin geleneğinde de kadın çizgisi çok güçlü. Bunun benim cumhurbaşkanlığı seçim sürecime yansıması son derece normaldir. Ve bunun üzerine benim kadınların taleplerini savunmamam ters olurdu. Kadın özgürlük mücadelesinden çok beslendim, o sadece kadını özgürleştirmeye, kurtarmaya yönelik bir mücadele değildir. Tanıdığım tanımadığım yüz binlerce kadın şimdi bu kampanya için çalışma yürütüyor. Standımızı açıyor, afişimizi yapıştırıyor. Şöyle devam edersek, 3 aday var ve üçü de erkek. Ve sanıyorum kadın aday eksikliğini sizin kadar da dert edinen yok. Evet hep dile getiriyorum ve bir erkeğin bunu dile getirmesi de pozitif bir durumdur. Ama yine de kadın özgürlük mücadelesini bir kadın temsil etmelidir. Burada kadının adaylığının olmadığı bir durumda üç erkekle kadının hakkının yenildiği ortadadır. Bunu ben hep ifade ediyorum. Bu seçim sürecinde çeşitli işçi kesimleriyle de temas ettiniz. Örneğin Soma’ya gittiniz, yaşamını yitiren işçilerin ailelerine konuk oldunuz. Neler hissettiniz, size neler anlattılar? Soma’nın ilk günlerindeki şaşkınlık, çaresizlik, giderek yerini bir bilince ve örgütlü tepkiye bırakmış. Şimdi işçi aileleri fotoğrafı daha net görüyorlar ve bizim bu kampanyada anlattıklarımızın da kendi dertlerini, onların çözümlerini ifade ettiğini çok iyi görüyorlar. O yüzden ziyaretimiz orada bir dostluk ve dayanışmayla karşılandı. Bu bizi de memnun etti. Bütün bu kampanya içinde anlattığımız kimlikleri birbirine yakınlaştırma, gerilimi ortadan kaldırma durumu, emek mücadelesine zemin sunmak içindir. Biz ayrı durdukça ne Kürt ana dil sorununu çözüyor, ne Ermeni soykırımı meselesi tartışılıyor, ne Alevi’nin sorunu tartışılıyor, ne kadın hakları, ne çevre hakları tartışılabiliyor. En çok da işçi, emekçi bundan zarar görüyor. Emek sömürüsü katmerleşiyor. Bu yakınlaşma emek mücadelesini büyütecek bir mücadeledir. Asıl budur bizim temel arayışımız. TRT’nin size çok az yer vermesini eleştirdiniz ve TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin de, eğer bir daha eleştirirseniz canlı yayında keseceklerini söyledi. Hem bunu hem de genel olarak medyada yer alma biçiminizi, oranınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bizi verme oranları çok düşük tabii. TRT 244 dakika beni vermiş. Genel Müdür de açıkladı, ama Tayyip Erdoğan’ı kaç dakika verdiklerini açıklamadı. Onu da ben açıklayayım. 7 bin 200 dakika. Medyanın beni çok vermeyişi bana dönük kişisel bir tavır değil. Biz sisteme meydan oluyoruz. Merkez medya bu sistemin bir parçasıdır, oradan besleniyor. Ama benim ezilenler adına, onların sesini duyurma hakkım var, bunu kısıtladıkları için onları kınıyorum. Kampanyanızda sizi en çok etkileyen olay? Dün Hakkari’deydim. Çocuklar size bayram harçlıklarını verdiler... Evet ve kesinlikle mizansen değildi. Onun bilinmesi lazım. Gerçekten çocuklar bir araya gelmiş, harçlıklarını toplamışlar. Bu kampanyanın ne demek olduğunu bence en iyi anlatan karelerden biriydi. Son emniyet operasyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir güç savaşı olarak yürüdü ve öyle de devam ediyor Cemaat-AKP çatışması. Daha önce biliyorsunuz Ergenekon operasyonu yapıldığında da tutuklanan bazı Ergenekon sanıkları köy yakmalar, faili meçhul cinayetler ve işkencelerden sorumluydu, onları hiç sormadılar. Sadece Tayyip Erdoğan’a yapılan darbe girişimi soruldu. Şimdi yine işkence, haksız gözaltıyla bilinen isimlere bunlar sorulmuyor, sadece Erdoğan’ı dinleme soruları soruluyor. Buradan baktığınız da Tayyip Erdoğan’a dokunan yanıyor. Bize de ille iki taraftan birini tutma dayatması yapılıyor. Biz de diyoruz ki; suçlusunuz, Cemaat-AKP iş birliği içinde çok suç işlediniz. Ve bugün biz ne Cemaat polisleri tutuklanıyor diye sevinebiliriz, ne de onlar suç işlememiştir, serbest bırakın diyebiliriz. Bazı AKP’lilerin de o operasyonlara dahil edilip sorgulanması lazım, Başbakan da dahil olmak üzere. Savcının Başbakanı da çağırıp sorması lazım: “Kardeşim bu polisler görevdeyken KCK ile Ergenekon ile ilgili operasyon yaptılar. Haksız dinleme yaptılar. Suç oluşturan delil müdahaleleri yaptılar. Sahte deliller dosyaya sundular. Bizzat hakimlere baskı yaptılar. Sen bunların emrini verdin. Sen de suçlusun”. Diyemiyorlar, diyemezler. O nedenle biz iki suçlu arasında tercih yapmak zorunda değiliz ama soruşturmada yapılan adaletsizlikleri de görmezden gelmememiz lazım. Çünkü bu bizim için ilkesel bir durum. Bize yapıldı diye, onlara da yapılsın burunlarından gelsin diyemeyiz. Olacaksa adil bir yargılama olsun. Hukuksuzluk yapılmasın diyebiliriz. Seçilirseniz önem vereceğiniz temel kriterler ne olacak? Darbe anayasası kalkmalı, yeni anayasa yapılmalı. Milli Güvenlik Kurulu benim Cumhurbaşkanı olduğum dönemde, benim başkanlığımda toplanıp karar almaz. Milli Güvenlik Kurulunu çalıştırmam bir defa. Kalkana kadar da aktif kılmam. Çünkü benim bir darbe kurumuna başkanlık yapıp, oradan karar almam savunduğum ilkelere ve bana oy veren insanlara hakaret olur. YÖK’ün kaldırılması için uğraşırım, kesinlikle yeni anayasa da YÖK olmamalı. Diyanet İşleri Başkanlığı olmamalı. Din olmamalı demiyorum bunu hep çarpıtıyorlar. Tekçi, mezhepçi devlet dini olmamalı. KPSS kalkmalı mesela. Engellilerle, kadınlarla, gençlerle, çevreyle ilgili meclisler oluşturacağız. En acil olarak bunları yaparım. Roboskî ve Soma dosyalarının kapanmaması için, Hrant Dink ve Gezi katliamları davalarının kapanmaması için uğraşırım. Son soru. Tutum belgenizi açıkladığınız toplantıda Murat Yetkin size şöyle sormuştu, “Eğer seçilirseniz ve Erdoğan da başbakanlık görevine devam ederse, aranızda nasıl bir ilişki olur?” Siz de ona ‘O zaman Allah onun yardımcısı olsun’ demiştiniz. Bunu biraz açar mısınız? Ona ne yapmayı düşünüyorsunuz? Benim derdim cumhurbaşkanı olayım da AKP’yi çalıştırmayayım, burnundan getireyim değil. İlkelerimiz var ve bu ilkelerimizi Hükümete dayatırız cumhurbaşkanı olduğumuzda. Bir defa çok kültürlü, çok inançlı bir ülkede başbakanlık yaptığını sürekli hatırlatırım ona. Parlamentonun çıkardığı yasalar eğer bu kriterlere uygun değilse kesinlikle veto eder, geri gönderirim. Kendisi bir defa parmak sallayabileceği, istediğini yaptırabileceği bir cumhurbaşkanı karşısında görmeyeceği için zorlanacaktır. Çünkü alışık olduğu bir durum değil. Yani farklı düşüncelere açık bir yapısı yok. Düşünün hiç haz etmediği biri onun da kararlarını denetleyen bir cumhurbaşkanı olmuş, ya buna alışacak. Buna alışması demek aslında bütün o kimliklere, inançlara alışması demektir, iyi bir şeydir. Onu da geliştirir, diyorsunuz... Geliştirir tabii. Alışamazsa da Allah ona yardımcı olsun. Çünkü boyun eğecek bir kişiliğim ve yapım da yok. Savunduğum ilkeler de bana güç veriyor. Arkamda böyle bir destekle de Çankaya’ya çıkarsam kimseye de boyun eğmem.T24
Reklam
Beşiktaş'tan Kombine Açıklaması
Beşiktaş Kulübü, Vodafone Arena'dan bir adet kombine alan taraftarlara Atatürk Olimpiyat Stadı'nda da koltuk ayrılacağını açıkladı. Siyah-beyazlı kulübün internet sitesinde yer alan açıklamada, kombine kart sahibi tüm taraftarların Spor Toto Süper Lig, Avrupa ve Türkiye Kupası maçlarını seyredebileceği belirtilerek, 'Vodafone Arena'dan kombine kart alan taraftarlarımızın, satın almış oldukları koltukların haricinde Atatürk Olimpiyat Stadı'nda oturacağı koltukları 4 Ağustos Pazartesi gününden itibaren passolig kartlarına yüklenecektir' denildi. Gerçekleşecek olan yüklemenin ardından taraftarların cep telefonu ve e-mail adreslerine Atatürk Olimpiyat Stadı'nda karşılaşmaları seyredecekleri koltuk bilgilerinin iletileceği kaydedilen açıklamada, 'Vodafone Arena'dan kuzey ve güney tribünlerinden kombine kart alan taraftarlarımız, Atatürk Olimpiyat Stadı'nda maçları kuzey tribününden izleyecektir. Doğu tribününden kombine kart alan taraftarlarımız doğu tribününden, batı tribününden kombine kart alan taraftarlarımız ise batı tribününden maçları seyredebilecektir' ifadelerine yer verildi.Şampiy10
Reklam
İhsanoğlu'ndan İstiklal Marşı Açıklaması
Cumhurbaşkanı adayı Prof. Ekmeleddin İhanoğlu , Başbakan Tayyip Erdoğan ’ın İstiklal Marşı’nı bilmediğine ilişkin iddiasıyla ilgili, 'İstiklal Marşını bilmiyormuşum, yalan iftira. Ben Mehmet Akif’in en yakın arkadaşının oğluyum. Hadi oradan canım sen de. Siz daha onu öğrenmeden ben onu daha anamın sütünü emerken öğrendim” tepkisini gösterdi. İhsanoğlu, Adana ziyareti kapsamında Çukurova Gazeteciler Cemiyeti’nde soruları cevapladı. İşte İhsanoğlu’nun yaptığı açıklamalardan satır başları Bütün gördüğün anketler bizim yaptırdığımız anketler de dahil. Ben bunların hiçbirisine güvenmiyorum. Benim için anket 10 Ağustos’ta yapılacak ankettir ve ben oradan yüzde 60’la çıkacağımızı düşünüyorum. Bu ilgi nedir Allah aşkına. 30 gün önce ilan edilmiş bir adaylık sonrası bu kadar insan gelip sevgi gösterisinde bulunuyor. Bu millet artık yeni bir ses yeni bir nefes istiyor. Buna ihtiyacı var. Cumhurbaşkanlığı kimsenin inhisarında değil. Ben sokaktan gelmedim. Ben gökten zembille inmedim. Meclis'te 4 parti var. İki parti bir aday gösterdi, diğer iki parti de kendi adaylarını gösterdi. Bunda yanlış ne var. Buna saygı göstermek lazım. Buna saygısızlık yapanlar millete saygısızlık yapıyorlar. Fetih ve Hamas arasında ilk ateşkesi evet ben sağladım. 19 Aralık 2006’da. Ve bunu belgesi geçtiğimiz günlerde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlandı. Benim hakkımda iftiralar var ama hiç kimse delil olarak koyamıyor. Yeni bir iddiayı söyleyeyim size. Ben evimde atom bombası yapıyorum. Ben hiçbirine cevap vermiyorum. Yalancının mumu da ampulü de yatsıya kadar yanar. Ben bu davaya rahmetli Yaser Arafat zamanından beri gönül vermiş biriyim. Sade bir vatandaş olarak da hizmet etmeye hazırım. Seçimlerde şaibe olabileceğini düşünüyor musunuz? ne gibi tedbirler alacaksınız? Bütün vatandaşlarımızın kafasında bu soru var. Vatandaşlarımızın kullandığı oylar dürüstçe sonuçlara yansımıyorsa buy ayıplı demokrasidir. Geçtiğimiz seçimlerde bazı yerler geri verildi. Neden oldu bu çünkü vatandaş sandığa sahip çıktı. Şimdiden herkesin görev alması lazım. Sandık, ilçe ve il seviyesinde… Görevlilerin sandığı bir dakika bile boş bırakmaması lazım. İddialar çıktı ortaya git mührü bas parayı vereceğim diye. Biz bunu oturduğumuz yerden engelleyemeyiz, siz bunu engelleyebilirsiniz. Hangi partiye üyeyseniz o parti vasıtasıyla örgütlenerek. Türkiye’nin en büyük gündemi hukukun üstünlüğü kavramının sarsılmış olmasıdır. Yargı büyük darbe aldı. Siyaset yargıya karıştı şimdi de kolluk kuvvetine karışıyor. Biz çok üzülüyoruz. Polisler kendi meslektaşlarını memurlarını amirlerini kelepçeliyorlar. Bu polisler içinde belki hata yapan vardır ama ortaya bir delil konması iddiaların sağlam olması lazım ve teşhir edilmemeleri lazım. Ben hayretler içinde kalıyorum. Bu benim söylediğim söz arefe günüydü. Şehitliğe gittim hem şehitlerimizin ruhuna hem de baba dostu mehmet Akif Ersoy’un kabrinde fatiha okudum. Orada şehitlerin aileleri gelmişti onalar da benim etrafımda toplandılar ve devletin kendilerinin kapısını hiç çalmadığını söylediler. Başkalarının peşindeler bizim evladımızı şehit edenlerin peşindeler diye şikayette bulundular. Ben orada “kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda, şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda” beytini okudum ve orada bir arkadaşın sorusu üzerine şüheda fışkıracak, şüheda şehidin çoğuludur… Bu sözün de Çanakkale şehitleriyle ilgili, çünkü Çanakkale tarihimizde en yoğun şehit verdiğimiz yerdir. Çanakkale ile ilgili olduğunu söyledim. Ben öyle yorumluyorum. Şimdi beni edebiyattan imtihan edenler şunu düşünmeli. Ben bu edebiyatı çok iyi biliyorum. Bana su parası ekmek parası başörtüsünden imtihan ettiler. Buradan da imtihan etmek isteyenlere şunu söylüyorum: İstiklal marşı, Çanakkale savaşı, Yahya Kemal Beyatlı ve Fuzuli’nin su kasidesi bunlardan birini seçsinler. Ama en önemlisi insanların edepten sınıftan geçmesidir. Bu arada şühedanın edebiyatıyla değil şehitlerin aileleriyle meşgul olsunlar. Ben yine de sayın başbakaım diyorum çünkü benim devlet terbiyem bunu gerektiriyor. Ben İstiklal Marşını, Mehmet Akif Ersoy’u anamın sütüyle emdim. Biz Akif’in emanetine hiçbir zaman ihanet etmedik. O satırların altına imzamı atarım. Çünkü Türk oğlu Türküm. Benim hiçbir zaman başka pasaportum olmadı. Evet gurbette doğdum ama bu toprakların insanıyım. Gurbette doğan bu toprakların değerini daha iyi bilir. Ben bunu daha ilk gün söyledim. Bunu burada tekrarlamaktan mutluluk duyuyorum. T24
Muhammed Ali'nin Eldivenleri Satıldı
Dünyaca ünlü eski boksör Muhammed Ali'nin 1971 yılında Joe Frazier ile yaptığı maçta giydiği eldivenler, düzenlenen müzayedede 388 bin dolara alıcı buldu. Muhammed Ali'nin 1971 yılında döneminin bir diğer ünlü boksörü Joe Frazier ile yüzyılın kapışması olarak nitelenen maçta kullandığı eldivenler, ABD'nin Cleveland kentinden düzenlenen müzayedede satıldı. Frazier, karşılaşmayı hakem kararıyla kazanıp dünya ağır siklet boks şampiyonluğunu ilan etmişti. ABD'nin Vietnam ile savaşa girdiği dönemde askerlik görevini yapmayı reddetmesi ve Müslüman kimliğiyle de döneminin en çok konuşulan isimleri arasında yer alan Ali, 1974 ve 1975 yıllarında Frazier ile iki karşılaşmaya daha çıkmış ve bu maçları kazanarak şampiyonluk unvanını geri almıştı. ABD'li boksörün ilk dünya şampiyonasında giydiği eldivenler ise 836 bin 500 dolara alıcı bulmuştu. Kaynak: AA
Reklam
Denizli'de Belediye Otobüsü Markete Girdi: 2 Ölü, 16 Yaralı
DENİZLİ kent merkezinde, kırmızı ışık ihlali yaptığı ileri sürülen Büyükşehir Belediyesi'ne ait yolcu otobüsü, bir otomobile çarptıktan sonra markete girdi. Kazada 35 yaşındaki otobüs şoförü Fatih Hakyemez ile yolculardan 20 yaşındaki Kevser Gürel ölürken, 16 kişi yaralandı.ÖLÜ SAYISI 2'YE ÇIKTI Denizli kent merkezinde, hareket halindeki bir otomobile çarptıktan sonra markete giren otobüsteki yaralı yolculardan durumu ağır olan 20 yaşındaki Kevser Gürel, kaldırıldığı Pamukkale Üniversitesi Hastanesi'nde yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Kaza, bugün saat 11.30'da Bursa Caddesi'nde meydana geldi. Ulus Kavşağı'ndan Bursa Caddesi'ne giren, Büyükşehir Belediyesi'ne ait, Fatih Hakyemez yönetimindeki 20 BLD 92 plakalı yolcu otobüsü, önce Almanya'dan tatil için kente gelen 55 yaşındaki Yaşar Soyuçok yönetimindeki 35 HB 4425 plakalı otomobille çarpıştı. Yolun sol tarafında bulunan kaldırıma çıkan belediye otobüsü, ardından markete girdi. Kazada şoför Hakyemez öldü, otobüsteki 13 yolcu ile otomobilde bulunan sürücü Yaşar Soyuçok ile eşi 52 yaşındaki Hacer Soyuçok, kızı 29 yaşındaki Raziye Soyuçok ve kuzeni 49 yaşındaki Tevfik Soyuçok yaralandı. İhbar üzerine gelen acil yardım ekipleri, 17 yaralıyı ambulanslarla Denizli Devlet Hastanesi ve Pamukkale Üniversitesi Hastanesi'ne kaldırıldı. Tedaviye alınan yaralılardan durumu ağır olan 20 yaşındaki Kevser Gürel doktorların tüm çabasına karşı yaşamını yitirdi. Kaza yerinde ölen otobüs şoförü Hakyemez'in araçta sıkışan cesedi, itfaiye ekiplerince çıkartıldı. DİREKSİYONU DİĞER ARAÇLARA ÇARPMAMAK İÇİN KIRDIĞI SANILIYOR İşlek olan markette, kaza anında müşterinin bulunmamasının büyük şans olarak değerlendirilirken, ölen otobüs şoförü Hakyemez'in 2 yıldır Denizli Büyükşehir Belediyesi'nde şoför olarak çalıştığı belirtildi. Fatih Hakyemez'in otomobile çarptıktan sonra karşı yönden gelen diğer otomobillere çarpmamak için direksiyonu kırdığı, bu nedenle aracın yolun sol tarafındaki kaldırıma çıkıp, oradan da markete girdiğinin sanıldığı ifade edildi. Kazayla ilgili soruşturmanın sürdüğü bildirildi. Ferah IŞIK / DENİZLİ, (DHA)
Emma Watson'dan #Direnkahkaha Fotoğrafı
Harry Potter film serisinde canlandırdığı Hermione Granger karakteriyle tanınan oyuncu Emma Watson, Facebook sayfasından #direnkahkaha hastagi ile bir fotoğraf paylaştı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın, 'Kadın herkesin içerisinde kahkaha atmayacak' sözlerinin ardından twitter'da #direnkahkaha hastagi ile çok sayıda tweet atıldı. Oyuncu Emma Watson da Facebook sayfasından paylaştığı fotoğrafla #direnkahkaha hastag'ine destek verdi. Bülent Arınç'ın 'Kadın ise o da iffetli olacak. Mahrem-namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak' demiş, sözleri sosyal medyada büyük tepki toplamış tepkiler yabancı basında da geniş yer bulmuştu. Sol
Bu Uygulama, iPhone İçin Bir İlk!
iPhone'lar için bir ilk olma özelliğini taşıyan bu uygulama, sonunda indirmeye sunuldu! iPhone için ilk ücretsiz konuşma şifreleme uygulaması yayınlandı. Açık kod sistemi ile geliştirilen uygulama Open Whisper Systems koordinatörlüğünde hazırlanmış. Aynı firma daha önce de Android için RedPhone ve TextSecure şifreleme yazılımlarını geliştirmişti. Signal isimli iOS uygulaması, telefon konuşmalarını şifreleyerek dışarıdan hatta giren kişilerin görüşmeleri dinlemesini engelliyor. Uygulamanın açık kaynak kodlu olmasının avantajı, bağımsız kaynaklarca kodunun kontrol edilebilmesi. Böylece, NSA gibi devlet istihbarat birimlerinin yazılımın kodları içine arka kapı yerleştirip yerleştirmediği kolayca anlaşabiliyor. Uygulama çalıştığında, gelen telefon kullanıcının Signal kullandığını belli ediyor ve böylece görüşmenizin şifreli olduğundan emin oluyorsunuz. Chip
Gazi Mahallesi'nde Silahlı Çatışma: Bir Çocuk Öldürüldü
Gazi Mahallesi'nde çıkan çatışmada 16 yaşında olduğu bildirilen İbrahim Öksüz adlı bir çocuk iki ateş arasında kalarak hayatını kaybetti. Kağıthane Nurtepe'de iki gün önce Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş için seçim standı açması sonrası başlayan gerilim, Sarıgazi ve Gazi Mahallesi'ne sıçramıştı. Bu gece Gazi Mahallesi’nde çıkan çatışmada iki ateş arasında kaldığı ileri sürülen 16 yaşındaki İbrahim Öksüz öldü. Halk Cephesi açıklamasında çatışmanın çetelerle olduğunu ve Öksüz'ün yaşını 14 olarak duyurdu. Polisin TOMA ve gaz bombalarıyla müdahale ettiği olay, silahlı çatışmaya dönüştü. Hürriyet Gazetesi’nin haberine göre molotof kokteyllerinin de kullanıldığı olaylarda, çıkan silahlı çatışmada, iki ateş arasında kalan 16 yaşındaki İbrahim Öksüz tekstil işçisi. Öksüz'ün çalıştığı tekstil atölyesinden çıkarak evine gitmek istediği sırada iki ateş arasında kaldığı bildirildi. Halk Cephesi’nin yayın organı Halkinsesitv.com, olayı “Çetecilerin vurduğu İbrahim Öksüz yaşamını yitirdi” başlığıyla verdi. Haberde “Gazi Mahallesinde çetecilerin vurduğu 14 yaşındaki İbrahim Öksüz, kaldırıldığı Şişli Etfal Hastanesinde saat 23.00 sularında yaşamını yitirmiştir” denildi. YDG-H ve YDG-H İstanbul da bir açıklama yaparak iki yaralının olduğunu ve asıl hedefin HDP olduğunu belirtti. Bianet
Reklam