onedio
Siirt'te Atatürk Büstünü Söküp, Bayrağı İndirdiler
Diyarbakır Lice'de PKK'lı Mahsum Korkmaz'ın heykeline el konulmasını protesto eden göstericilerden bazıları Siirt'te bir ilkokulun bahçesindeki Türk bayrağını indirdi, Atatürk büstünü yerinden söktü Anadolu Ajansı'nın haberine göre, Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı Yolçatı köyünde Mahsum Korkmaz heykeline el konulmasını protesto eden bir grup, gece Algül Mahallesi'nde gösteri düzenledi. Bu sırada yüzleri kapalı 6 kişi, mahallede bulunan Çevik Ersin Temel İlkokulu bahçesindeki Türk bayrağını indirdi. Göstericiler daha sonra yerinden söktükleri Atatürk büstünü de yanlarına alarak kaçtı. İndirilen bayrak tekrar göndere çekilirken, polis olaya karışanları bulmaya çalışıyor. T24
Doğan Grubu'na Vergi İncelemesi
Doğan Grubu şirketleri vergi incelemesi altında. WSJ Türkiye'ye konuya ilişkin bilgi veren iki kaynak, bir süredir Doğan Grubu'na ait şirketlerde vergi incelemesi yapıldığını kaydetti. Doğan Holding yönetimine yakın bir kaynak, 'Bir süredir birçok şirketimizde inceleme var' diye konuştu. Bu incelemelerin rutin bir vergi incelemesi olup olmadığına ilişkin soruya ise 'Maalesef ülkemizde gri alanlarda yapılan vergi incelemeleri birer siyasi baskı aracına dönüştü' cevabını verdi. İnceleme yapılan şirketler arasında grubun medya şirketlerinin de bulunduğu belirtildi. Ancak kaç şirketin incelendiği ve incelemelerin hangi aşamada olduğu konusunda bir bilgi edinilemedi. Konuya ilişkin olarak Maliye Bakanlığı yetkilileri bunun 'vergi mahremiyeti'ne girdiğini, kanunen konuya ilişkin bir açıklama yapmalarının mümkün olmadığını belirttiler. Doğan Holding ilk etapta bir açıklama yapmadı. Doğan Grubu'na ait medya organlarında son haftalarda hareketli günler yaşanıyor. Hürriyet Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni Enis Berberoğlu 8 Ağustos tarihinde, muhalif yazıları ile tanınan köşe yazarı Yılmaz Özdil ise 15 Ağustos'ta istifa etmişti. Doğan Grubu'nun patronu Aydın Doğan'ın bir süre önce çalışanlarına yaptığı bir konuşmada, 'Her gün hükümeti eleştirmek gazetecilik değil. Ülkede siyaset dışında da bir sürü şey oluyor. Ben bir servet kaybettim. Ama hep arkanızda durdum. Siz de benim arkamda durun' ifadelerini kullandığını yazmıştı. Erdoğan'dan sık sık eleştiriler alan Doğan Grubu bugüne kadar birçok kez vergi cezaları ile gündeme geldi. 2007 yılında genel seçimlerden once Petrol Ofisi 'ndeki 1.2 milyar liralık vergi borcunu 275 milyon TL'ye indiren Doğan Grubu'na Maliye 2009'da da 4,2 milyar lira ceza kesti. Yargı süresinin sonunda Doğan Grubu'nun cezası 988 milyon lira olarak belirlendi. kerim.karakaya@wsj.com aysegul.akyarli@wsj.com
IŞİD, Irak'ta Camiye Saldırdı; En Az 68 Ölü
Irak’ın başkenti Bağdat’ın kuzey doğusundaki İmam Vaiz kasabasında bulunan Sünni Musab Bin Omer Camisi'ne Cuma namazı sırasında saldırı gerçekleştirildi. Evrensel.net'in haberine göre, ordu ve polis yetkilileri saldırıyı IŞİD’in gerçekleştirdiğini dile getirdi. Ordu ve polis yetkilileri saldırının 4 IŞİD militanı tarafından gerçekleştirildiğini belirtti. İddiaya göre bir IŞİD militanı camiye girerek üzerindeki bombayı patlattı, 3 silahlı kişi ise cemaate ateş açtı. Kim tarafından gerçekleştirildiğine dair farklı iddiaların olduğu saldırıda en az 68 kişi yaşamını yitirdi. BBC Türkçe'nin haberine göre İmam Vaiz kasabası Irak ordusunun kontrolünde bulunuyor. Fakat bölgedeki çevre kent ve kasabalar IŞİD'in kontrolünde.T24
Reklam
"F.Bahçe'ye İki Gol Atmak İsterim"
Sarı-kırmızılı futbolcu Bruma, Florya Metin Oktay Tesisleri'nde basın toplantısı düzenledi.Bruma, 25 Ağustos'ta Manisa'da oynanacak Süper Kupa maçında Fenerbahçe’ye 2 gol atmak istediğine vurgu yaptı. Zor bir sakatlıktan çıktığını belirten Bruma, 'İki senedir Süper Kupa'yı kazanan bir Galatasaray var. Pazartesi günü oynanacak maça odaklanmamız gerekiyor. En iyi şekilde hazırlıklarımıza devam ediyoruz. Geçen sene zor bir sakatlık geçirdim. Çok zor bir sakatlıktı. En iyi şekilde toparlandım. Bana destek veren herkese teşekkür ediyorum. Geçen ufak bir sakatlık oldu, büyük bir şey değildi. Şu anda Süper Kupa maçında oynamak için hiçbir engelim yok. Tabii ki kararı hocamız Prandelli verecek' ifadelerini kullandı. 'EN BÜYÜK AMACIM PORTEKİZ MİLLİ TAKIMI FORMASI İLE DÜNYA KUPASI'NA GİDEBİLMEK' Daha çok sol kanatta kendisini rahat hissettiğini ifade eden Portekizli oyuncu, 'Futbolcu olarak seçme şansınız yok. Her iki kanatta da oynayabilirim ama bir cevap vermem gerekirse, sol kanatta kendimi daha rahat hissediyorum. Özel hayatım ile ilgili fazla detaya girmek istemiyorum. Pazartesi günü önemli bir maça çıkacağız ve benim için özel. Dostluk sahaya kadar. Benim en büyük amaçlarımdan bir tanesi Portekiz Milli Takımı forması ile Dünya Kupası'na gidebilmek. Ama ondan önce Galatasaray ile başarılar yakalamak istiyorum' dedi. 'UMARIM FENERBAHÇE'YE 2 TANE GOL ATMA ŞANSIM OLUR' Sarı-kırmızılı takım içerisindeki arkadaşlık ortamının iyi olduğunu belirten Bruma, 'Takım için ortam, arkadaşlık bir oyuncu için önemli. Yabancı bir oyuncu için daha da önemli. Burada herkes ile ilişkim en iyi seviyede. Koray, Emre Çolak çok iyi, karakterli oyuncular. Umarım hepsi ile beraber bu sene en büyük hedefimiz olan 4. yıldıza ulaşacağız' ifadelerini kullandı. Sarı-kırmızılı formayla en iyi şekilde hizmet etmek istediğini belirten Bruma, 25 Ağustos Pazartesi günü oynanacak olan Süper Kupa müsabakasında da Fenerbahçe'ye iki gol atmak istediğini söyledi. 2014-2015 sezonunun çok zor geçeceğini de belirten genç futbolcu, 'Herkes 4. yıldız rekabetine odaklandı ama Beşiktaş iyi gözüküyor, Trabzon iyi transferler yaptı. Diğer sezonlardan belki daha da zor geçecek. Ama böyle bir ligde, böyle takımlara karşı oynamak beni motive ediyor. Söylediğim gibi zor bir sezon bizi bekliyor' dedi. 'BURADA OLMAMIN AMACI MAKSİMUM GOL VE ASİST SAYISINA ULAŞMAK' Bir gazetecinin 'Bu sene kaç gol atmayı ve asist yapmayı düşünüyorsun?' sorusuna ise, 'Ne yazık ki 8 yabancının da ilk 11'de oynama şansı yok. Yapmam gereken sadece çalışmak ve sonrasında kararı hocamıza bırakmak. Ben tabii ki oynamak isterim. Her zaman sizin bölgenizde rakiplerin olması iyidir. Farklı alternatiflerin olması hepimiz için iyi. Burada olmamın amacı maksimum gol ve asist sayısına ulaşmak. Amacım atabildiğim kadar gol ve yapabildiğim kadar asist olacaktır' ifadelerini kullandı.Şampiy10
Reklam
Sinekler ALS'ye Çare Olabilir mi?
ABD’de Brown Üniversitesi Moleküler Biyoloji, Hücre Biyolojisi ve Biyokimya üzerine doktora yapan Aslı Şahin , “Bir kova buz meydan okuması” sonrası dikkat çeken, “motor sinir hücrelerinin dejenerasyonu” ile tanımlanan ölümcül bir hastalık olan ALS (Amiyotrofik lateral skleroz) hakkında bilgi verdi.Doktora çalışması sırasında sil baştan ALS modeli yapmaya karar veren, “ALS’ye sinekte genetik çare” bulan Şahin’e, ilk olarak, “ ALS hastası neden buz kovası mücadelesini başlatmak zorunda kaldı? ” diye sorduk… Cevabı şöyle oldu:“ALS, “öksüz” bir hastalık. Öksüz hastalık, ilaç sektörleri tarafından karlı görülmeyip, para yatırılmayan hastalık demektir. Devlet araştırmalardan sürekli para kestiğinden, öksüz hastalıklar sizin gibi yardımseverlerin bağışlarına muhtaç. ALS hastalıkların belki de en kötülerinden olduğundan, birçok hasta kurdukları ALS dernekleri aracılığı ile ALS araştırmalarını destekler. Bu mücadeleyi başlatan hasta da kendi durumu el vermediği için böyle bir kampanya başlatıp, Amerika’daki ALS Association (ALSA) derneğinin 22.9 milyon dolar kazanmasına vesile oldu.”ALS nedir?ALS hastalığı kendini, hastanın tek taraflı olarak kolunu ya da bacağını hareket ettirmede sorun yaşamasıyla belli eder. Sebep, bu sorunlu bölgelerdeki motor sinir hücrelerinin, yani kaslarımızı oynatmaktan sorumlu sinir hücrelerinin, dejenerasyona uğramaya başlaması. Hastalık ilerledikçe motor sinir hücresi kaybı tüm vücuda yayılır. Örneğin diyafram da bir kastır, nefes alış-verişimizi sağlar. Hasta, bu bölgedeki motor sinir hücrelerini kaybettiğinde nefes alamaz ve solunum cihazına bağlanmak zorunda kalır. İşte buz kovası mücadelesini başlatan ALSA ve Türk ALS-MNH Derneği gibi organizasyonlar, bu hastaların ihtiyaçlarını karşılamak için yardım eder, onlara solunum cihazı gibi aletler verir. Hayatlarını birazcık da olsa kolaylaştırmaya çalışırlar. Maalesef, bu hastalık genelde çok hızlı ilerler. Teşhis konulan bir hastanın ömrü ortalama 3-5 sene kadardır. (İstisnalar, hastalığın yavaş ilerleme durumları, mevcuttur. Örneğin ünlü fizikçi Steven Hawking bu hastalık ile 25 seneden fazladır yaşamaktadır.) Bence bu hastalığı, diğer bütün sinir hastalıklarından ayıran ve kötü yapan en önemli nokta bu hastalık sırasında bilincinizin yerinde olmasıdır.“Hastalığın nereden başladığı gizemini koruyor…” diyen Şahin, ailede hasta olan ve olmayan bireyler taranarak, hastalığa sebep olan geni bulmanın ALS gibi “karmaşık” hastalıkların başlangıç noktası olduğunu da belirtti ve ekledi:“ALS hastalarının sadece yüzde 10’u ailesel ALS geçmişine sahip. Benim çalıştığım SOD1 (Superoxide Dismutase 1) geni bu şekilde aile ağacı çalışmaları ile ALS’ye bağlandı. 1993 yılında, bu gen üzerinde bulunan nokta mutasyonlarının ALS’ye sebep olduğu bulundu. Daha sonra birçok araştırmacı ALS’ye sebep olan yeni genler bulmaya yöneldi. Neredeyse her yıl ALS ile ilişkilendiren yeni bir gen bulunuyor. İşte benim araştırmam, yeni bir gen bulmak yerine, ilk bildiğimiz geni anlamak üzerine.”SOD1 proteini nedir?SOD1, çok genel işlevi olan bir protein. Kendisi bir antioksidan. Her hücremiz enerji üretirken superoksitler (yaşlanmamıza sebep olan, hücreye, DNA’ya zarar veren şeyler) açığa çıkarır. SOD1’in görevi hücre sıvısındaki bu zararlı superoksitleri yok etmek. Genel görevinden çıkarabileceğiniz gibi, SOD1 hücrelerimizde en yaygın bulunan proteinlerden biri. Aklınıza gelebilecek bütün hücrelerimizde bulunur.Peki, bu proteinin geni mutasyonlu olduğunda ALS’ye nasıl sebep oluyor?“Nasıl oluyor da ALS hastalarında bu protein mutant şekilde üretildiğinde sadece ve sadece motor sinir hücreleri ölüyor? Madem SOD1 her hücrede var, neden bütün hücreler ölmüyor?” İşte bu ALS çalışanların kafasında dolaşan en büyük sorular... Kimse henüz tam sebebini bilmiyor.Diğer SOD1 ile ilgili ilginç bir konu, SOD1 mutasyonlu hastalara baktığımızda, bu mutasyonun neredeyse protein üzerindeki her bölgede olabileceğini görüyoruz. SOD1 antioksidanları temizleme işini, üzerinde bulunan bakır ve çinko iyonları sayesinde yapar. Fakat gelin görün ki, hastalarda sadece bakır ve çinkoyla temas eden bölgeler değil, herhangi bir bölge mutasyon halinde ALS’ye sebep olur. Bu farklı mutasyonlar hastalarda farklı ilerleyiş şekillerine ve farklı hastalık başlangıç zamanlarına sebep olsa da hepsi eninde sonunda ALS ile sonuçlanır. Bu genin tamamına yayılan mutasyon olasılığı normalde proteinin işlevsiz üretilmesine sebep olduğuna bir işarettir. Fakat, SOD1 genini sildiğinizde, hücreye hiç SOD1 proteini sağlamadığınızda ALS sonucuna ulaşamazsınız. Sadece erken ölüm gibi sonuçlara gidersiniz. SOD1’in nasıl ALS’ye sebep olabileceğine bir diğer hipotez, mutant SOD1’in yanlış katlanma sonucu hücrelerde birikmesidir. SOD1 mutasyonu olan hastalarda SOD1 birikintilerine rastlanmaktadır. Hatta SOD1 mutasyonu olmayan hastalarda da yanlış katlanmış SOD1 birikintileri gözlemlenmektedir. Yani, sadece yüzde 2 gibi az bir ALS hasta popülasyonunda bu gen mutant olmasına rağmen, hastalığın anlaşılması için SOD1’in nasıl ALS’ye sebep olduğunu anlamak kilit bir adımdır.Sizin tezinizin çıkış noktası ne idi?Şimdiye kadar yayımlanmış modeller, transgenik dedigimiz, hastalıklı geni aşırı miktarda, ek olarak hücre çekirdeğine yollanması ile oluşuyor. Örneğin, farede 2 tane mutasyonsuz SOD1 geni var. Bunun üzerine siz 20 tane daha mutasyonlu SOD1 yolluyorsunuz ancak öyle hastalık belirtilerini görebiliyorsunuz. Tüm bu modellerde hastalıklı gen sayısı arttıkça hastalık belirtileri de artıyor. Oysa ki bu ALS hastalarında olanı taklit etmekten çok uzak. SOD1 mutasyonlu ALS hastalarının iki SOD1 geni var, biri mutasyona uğradığında bu hastalık oluyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, zaten bir grup, bu yöntemle yollanmış mutasyonsuz SOD1 geninin de ALS tipi belirtilere yol açtığını gösterdi. Bütün bu saydığım sebepler bir kenara bence bu tekniğin en büyük sorunu, yolladığınız gen sayısını kontrol edememeniz. Bu tip modellerde X tane mutant SOD1 yollanması ile Y tane mutasyonsuz SOD1 yollanması karşılaştırılıyor. İkisi de ayni miktar olsa hadi yine bir derece ipuçları verebilir bize. Nitekim, bu hayvanlar üzerinde bulunan ilaçlar ALS üzerine pek de etkili olmuyor. Yoksa 1993 yılında, SOD1 geni ALS ile ilişkilendirildiğinde zaten çok çalışılan bir gendi, genel görevi yüzünden. Eğer elimizde düzgün hayvan modelleri olsa idi, şimdiye çok daha fazla şey biliyor olurduk ALS ile ilgili. Benim kullandığım yöntem ise tamamen hastada olanı taklit üzerine: Mutasyonsuz geni mutasyonlu gen ile değiştirmek. Ek olarak hiçbir şey göndermemek. Bu yöntem diğer transgenik yönteme nazaran pahalı ve yavaş olduğundan daha önce bu yöntem denenmemiş.Tezinizin ilk aşaması nasıldı?Sinekler üzerinde çalıştım, ilk aşama insanları sineklerimin gerçekten ALS’li gibi davrandığına inandırmaktı. Sineklerde çalışmam sizi şaşırtabilir ama sinir sistemleri bizimkine yüzde 60 benzerlik gösterir. Örneğin, insanlarda ALS hareket bozukluklarına sebep oluyor. Benim ALS’li sineklerim de doğru düzgün tırmanamıyor, kurtçuk halindeyken doğru düzgün sürünemiyor. Örneğin kaslarına denizanasından yeşil bir protein yolladım, böylece kaslarını tel tel çok güzel mikroskop altında görüntüleyebildim. Baktım ki ALS’li sineklerde insanlarda olduğu gibi kaslar erimiş. Bunun gibi beyinlerini, omurilik benzeri organlarını çıkarıp, motor sinir hücrelerini saydım bakalım kaç tane kalmış diye. Ya da kalanlar işlevini korumuş mu diye sineklerimizin beynine elektrod takıp, sinirlerin elektrik iletim kapasitelerine baktık vs. Mesela sineklerime ALS’in tek ilacı olan rilozole yedirdim ve insanlarda olduğu gibi pek de etkili olmadığını gördüm.Hangi teknikleri kullandınız?RNA Sekanslama, şu an çok kolay yapılan bir teknik; ister sırf motor sinir hücrelerinin, ister yardımcı hücrelerin, ister tüm sineğin, ister tüm beynin ya da omuriliğin RNA popülasyonuna bakıp, mutasyonlu ve mutasyonsuz sinekleri karşılaştırabiliyorsunuz. Neredeyse 1-2 hafta içinde sonuç alıyorum. Fakat çok pahalı. Yani ALSA şimdi bir sürü para kazandı buz meydanından ama o paralar gerçekten hızlı hızlı bitiyor. Deney yapmak çok pahalı. En ucuzlardan olan sinekte bile.Bunun yanı sıra klasik teknikleri kullanarak, (belki de sineği en cazip laboratuvar hayvanlarından kılan) “ALS’ye sinekte genetik çare” buldum. Bu teknikte sineklerinize çok kanserojen olan EMS adlı bir kimyasal yediriyorsunuz.Bu kimyasal, sineklerin genetik yapısında nokta mutasyonlarına sebep oluyor. Benim en ağır ALS olan sineklerimin biri tam kozadan çıkacakken ölüyor. (Sinekler yaşamlarına kurtçuk olarak başlayıp, aynı kelebekler gibi kozadan yetişkin olarak çıkıyorlar)Rastgele mutasyonlar sayesinde birçok sinek yaşadı, o yüzden “sineklerde genetik çare” dedim. Fakat tabii ki sineğin yaşaması bir şey ifade etmiyor. Onu laboratuvarda çalışabilmemiz için bu “genetik çareyi” gelecek nesillere aktarması gerekiyor. Yani sineğin üremesi ve “genetik çare” geninin de üreme hücrelerinde olması gerekiyor ki gelecek nesiller de ALS mutasyonlu ama genetik çare sayesinde yaşıyor olsun. 6-8 tane böyle ek mutasyon sayesinde yaşayan sineğimiz var. Sonuçta bunlar sinek, bu genetik çarelerin hepsi insanda da işe yarayacak diye bir kaide yok. Fakat bakarsınız biri yeni bir ilaç hedefi ile çıkar.Sizce eksiklerin daha çabuk kapanması için ne yapmalı?Daha çok laboratuvar ALS üzerine çalışmalı ki bu da ancak daha çok para ile mümkün oluyor, daha etkili hastalık modelleri yapılmalı. İnsanları böyle bir hastalıktan haberdar etmek sadece bir başlangıç.“Buz meydan okuması”nı nasıl değerlendirdiniz? Başka ne yapılabilinir?ALS gibi “öksüz” hastalıkların, toplumdan gelen paraya çok ihtiyacı var. Çünkü ilaç firmalarının kar etmesini sağlayacak kadar ALS hastası yok. Buz meydan okuması sayesinde hastalığa dikkat çekilmesi mühim.Türk ALS Derneğine bağış yapabilirsiniz. Bu dernek hastaların ihtiyaçlarını karşılıyor, onlara solunum cihazı vb temin ediyor. Keşke daha çok bütçeleri olsa araştırmaları da destekleyebilseler.Direkt ALS çalışan bir laboratuvara para yardımı da yapabilirsiniz. Ya da sorup ihtiyaçları olan bir alet alabilirsiniz. Şimdi ben bu projede 5 senedir tek başıma çalışıyorum. Keşke hocamın daha çok parası olsaydı, bir kaç tane daha doktora sonrası araştırmacıyı daha gruba katsaydı. Bu yaptıklarımızı 2 senede bitirseydik. İşte ALSA derneği hastalara yardım etmekle kalmayıp, bizim gibi laboratuvarlara da araştırma parası veriyor. Ancak verdiği para yıllık 80 bin dolar. Kulağa çok gelebilir ama haftada 10 bin dolar gibi paralar harcadığımızı göze alırsak bu hiçbir şey.Türkiye’de doku bankası kurulmasını başlatabilirsiniz. Türkiye örnekleri ayrıca önemli çünkü Anadolu yıllarca birçok insanın gelip geçtiği bir toprak. Bizim genetik yapımız çok çeşitli. Dolayısıyla bence dünya popülasyonuna örnek olarak güzel bir topluluğuz. Keşke bizim güzel örneklerimiz araştırmacıların eline geçebilse.Hastalarımızın genetik test yaptırmaları şu an kendilerine pek getiri sağlamayacak olsa da, araştırmacılarımıza yeni bir ipucu bulma açısından fayda sağlayacaktır. Bunu göz önüne alıp, yeni bir gen ALS ile ilişkilendirildiğinde, test olmalarını öneririm.
Reklam
Galatasaray'dan Şampiyonlar Ligi'ne Özel Yeni Forma
Bu sezon ligde ve Avrupa'da başarı hedefleyen Galatasaray, yeni bir forma satışa çıkarıyor. Sarı-Kırmızılı ekip, Kasım ayında satışa çıkacak mor renkteki formaları Şampiyonlar Ligi'nde dış sahada oynanacak maçlarda giyecek Galatasaray, bunun yanı sıra parçalı ve beyaz formalarla da mücadele ediyor.Skorer
Akdoğan'dan Arınç'a 'Yeni Yetme' Yanıtı
AKP Genel Başkan Danışmanı ve Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a sert yanıtlar verdi. Başbakan Yardımcısı Arınç, AKP'ye yeni katılan ve görev alanları hedef alarak, 'Yeni yetmelerin mevhum bazı değerler üzerinden aslında öyle olması gerekir aslında şöyle olması gerekir diye hesaplar yapması bizim aramızdaki yıllardır süren kardeşliği zedeleyebilir' demişti. Bu sözlere yanıt veren Akdoğan, 'Ne çoluk çocuğum, ne de yeni yetmeyim' diye konuştu. Akdoğan'a yöneltilen sorular ve kendisinin verdiği yanıtlar şöyle: Son dönemde sürekli partinizden isimlerden, partinizdeki genç isimlerde, yeni giren arkadaşlardan bahsediyorlar ama aslında isim vermeden bu eleştirilerin hedefi de siz olarak gösteriliyorsunuz. Neden size yöneliyor bu tür eleştiriler? Ben bu sürecin çok hassas olduğunu, partinin bütünlüğünü korumanın her şeyin üzerinde bir hassasiyet olduğunu ve büyük badireleri, büyük zorlukları partinin bütünlüğünü koruyarak aştığımızı söyledim. Bu süreçte de genel başkan değişiyor, başbakan değişiyor, kongre yapıyoruz, herkesin gözü bizim üzerimizdeyken bu tür polemikler yapılmasını ben doğru bulmadığımı söyledim. Bülent Bey’le ilgili bir takım şeyler soruldu. Bülent Bey’in söylemlerinde ben söylemlerindeki bütünlüğe bakarım ve bir problem algılamıyorum şeklinde daha uzlaşmacı söylemler içine girdim. Ama Twitter’da bazı arkadaşlarımız arasında bir takım tartışmalar oldu. Ama bunlar dönüp dolaşıp bana delege ediliyor maalesef. Ben kendi kendime bir şey söylemem. Partimizin ilgili kurumları hangi politikayı geliştirirse, hangi duruşu geliştirirse, Sayın Genel Başkanımız ortaya hangi kriterleri koyarsa ben bunları elbette AK Partili bir konuşanı olarak bir sözcü olarak bunları dile getirmek durumundayım. Ben bunları dile getirdiğimde başkasını eleştiremeyenler, dönüp beni eleştiriyorlar. Oysa ben kişi bazında bakmam, ben yeni Türkiye idealini savunurum. Bu ideale ve Tayyip Erdoğan’a kim karşıysa ben ona karşı olurum. Benim temel yaklaşımım budur. İsim bazında hiç kimseye karşı olmam hiç kimsenin de yanında olmak gibi bir derdim yoktur. Bu bir siyasi hedef, siyasi amaç meselesidir. Ben 45 yaşındayım. Ne çoluk çocuğum, ne de yeni yetmeyim. Birçok insanın bulunmadığı süreçlerin içinde bulunan bir insanım. Genç katagorisine girmiyorum. Bu tür yakıştırmaları ben üzerime almıyorum. Bunlardan rahatsızlık duyan arkadaşlar olabilir. Parti büyüklerimizden birileri beni kastederek bir şey söylüyorlarsa bundan da çok alınmam doğrusu. Sayın Davutoğlu’yla ilgili ilk değerlendirmeleriniz... Öncelikle hayırlı olmasını diliyorum hem ülkemiz hem AK Parti için. AK Parti içinde olan bir değişim ülkemizi ülke yönetimimizi de yakından ilgilendiriyor. Önümüzdeki hafta kongremiz var, Sayın Davutoğlu genel bir konsensüsle aday olarak gösterilmiş oldu. Delegelerimizde onay verirse ikinci genel başkanımız olacak Sayın Davutoğlu. Halkın cumhurbaşkanını seçmesi ve başbakanımızın seçilmesi cumhurbaşkanı olarak öneli bir kilometre taşıydı. Sayın Davutoğlu da bu misyonun temsilcisi olan hem teorik olarak hem pratik olarak kafa yapısıyla hem medeniyet tasavuruyla AK Parti hareketinin temel felsefesini özümsemiş, başından itibaren AK Parti’nin ve devletin farklı kademelerinde önemli görevler üstlenmiş bir şahsiyet olarak bu süreçte önemli bir rol oynayacaktır. Yeni Türkiye deyince Sayın Cumhurbaşkanımız ortaya bir takım temel ilkeler koymuştu. Aynı çerçevede Davutoğlu da dün yaptığı konuşmada bunlara atıf yaptı. Yani bir hedef birlikteliği söz konusu ve AK Parti’nin 2023 hedefleri Davutoğlu’nun genel başkanlığından Sayın Erdoğan’ın liderliğinde gerçekleştirmek için çalışmaya devam edecek.Cumhuriyet
Reklam
Tacizci Öğretmene 'Hatırlamıyorum' İndirimi
DİYARBAKIR’da bir İlköğretim okulunda 10 yaşındaki 6 kız öğrencisine fiziksel temas yoluyla cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla tutuksuz yargılanan öğretmene 18 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Kararda öğretmen M.D.’ye, ’akıl sağlığı nedeniyle davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalmış olmasından dolayı’ ceza indirimi uygulandığı belirtildi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianameye göre olay 2012 yılının Ekim ayında ortaya çıktı. Merkez Sur ilçesindeki bir İlköğretim Okulu’nda Fen Bilgisi öğretmeni olan 31 yaşındaki M.D., iddiaya görne farklı zamanlarda 10 yaşında olan 6 kız öğrenciye cinsel tacizde bulundu. İddianameyi hazırlayan savcı, M.D.’nin mağdur öğrencilere öğretmen şefkati ötesinde ve cinsel amaçlarla yaklaştığını ve yanağını, saçını, kollarını, kıyafetlerinin üzerinden de bacak ve kalçalarını okşadığını kaydetti. Savcı, 6 mağdurun öğretmenlerinin bu anormal davranışını okul idaresine bildirmesi ile olayın ortaya çıktığını ve soruşturma açıldığını belirtti. Adli rapora göre mağdur öğrencinin ruh sağlığının bozulduğu kaydedilen iddianamede, iki öğrencinin ise ruh sağlığının bozulmadığı belirtildi. 84 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ İddianameyi hazırlayan Savcı, şüpheli M.D.’nin 6 öğrencisine karşı ’Mağdurun beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı’ ve ’Çocuğun basit cinsel istismarı’ suçlarından 84 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. DAVRANIŞLARINI YÖNLENDİRME YETENEĞİ AZALMIŞ İddianamenin kabul edilmesinin ardından tutuksuz sanık M.D.’nin yargılaması Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapıldı. Davanın ilk duruşmasında ifadesi alınan sanık M.D., 'Ben böyle bir şey yapmadım. Yaptığımı hiç hatırlamıyorum' dedi. Duruşmada psikolojik sorunları bulunduğunu ve ruh sağlığının yerinde olmadığını öne süren sanık M.D., mahkeme tarafından Dicle Üniversitesi ve Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’ne sevk edildi. Her iki hastaneden de gönderilen raporda M.D.’nin akıl sağlığı nedeniyle davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalmış olduğu belirtildi. AKIL SAĞLIĞI İNDİRİMİ UYGULANDI, TUTUKLANMADI Akıl sağlığı raporunun gelmesi üzerine mahkeme davanın 6’ncı celsesinde kararını açıkladı. 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi sanık M.D.’yi 6 öğrenciye ’Cinsel istismar’ suçundan önce 26 yıl hapis cezasına çarptırdı. Sanığı Türk Ceza Kanunu’nun 32’nci maddesinde yer alan ’Akıl sağlığı nedeniyle davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış kişi’ olarak tanımlayan mahkeme, yargılama sürecindeki olumlu davranışlarını da göz önüne alarak 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırdı. Mahkemenin hakkında tutuklama kararı çıkarmadığı öğretmen M.D.’nin, Milli eğitim Bakanlığı kadrosundan da ihraç edildiği öğrenildi.Felat BOZARSLAN/DİYARBAKIR, (DHA)
Reklam
IŞİD Kuşatması Altındaki Türkmenler: Dünya Bizi Unuttu
Amerli halkı her şafakta aynı kabusa uyanıyor. Bağdat'ın 180 km kuzeyinde, Kerkük'ün ise güneyindeki bu küçük Şii Türkmen kasabası iki aydır, çevrelerindeki bütün köy ve kasabaları ele geçiren IŞİD milislerinin kuşatması altında. Elektrikleri yok, ellerindeki ilaç ve gıda stokları da tükenmeye yüz tutmuş durumda. Şengal dağlarında mahsur kalan Ezidileri kurtarmak için yapılan operasyonlar benzeri, Batı ülkelerinin de katıldığı bir yardım harekatı şu anda burası için gündemde değil. Amerli halkı, dünyanın kendilerine sırt çevirdiğini düşünüyor. Amerli sakinlerinden Doktor Ali Elbayati, 'Musul saldırısından sonra Amerli'nin çevresindeki bütün Türkmen köyleri IŞİD'in eline geçti. İnsanları öldürüp cesetlerini görülsün diye köylerin dışına attılar' diyor. Amerli halkının çoğunluğunu Irak nüfusu içindeki oranları yüzde 4 olan Şii Türkmenler oluşturuyor. Şii oldukları için IŞİD tarafından 'dinden dönmüş' sayılıyor ve doğrudan hedef alınıyorlar. Doktor Elbayati, '70 gündür direniyoruz. Elektriğimiz yok, suyumuz akmıyor' diyor. 'Sadece tuzlu su var, o da ishal ve diğer hastalıklara yol açıyor. Kuşatma başladığından bu yana yaşlı ve hasta 50'yi aşkın kişiyi kaybettik. Susuzluk ve hastalıktan ölenler arasında çocuklar da var' diye sürdürüyor.   'Ölümle savaş' Amerli halkının çoğu geçimini topraktan sağlıyor ama çatışmalar yüzünden tarlalarına gidemiyor ve ürün alamıyorlar. O yüzden kasabaya şu anda yiyecek sadece Irak askeri helikopterleri ile ulaşabiliyor. Bu helikopterler günde en fazla bir kere gelebiliyor ve bütün kasabaya yetecek kadar yiyecek ve ihtiyaç malzemesi taşıyamıyorlar. 'İnsani bir felaketle karşı karşıyayız' diyor Doktor Elbayati. '20 bin Amerlili ölümle savaşıyor. Üç günde bir yemek yiyebilen çocuklar var. Durumu anlatabilmem imkansız. Ne diyeceğimi bilemiyorum.' Doktor Elbayati, Irak çapında Türkmen toplumunun yaşam koşullarını geliştirmeyi hedefleyen Türkmen Koruma Vakfı adlı bir sivil toplum kuruluşuyla çalışıyor. Irak ordusuna ait helikopterlerle gidip gelebiliyor ve en gerekli malzemelerin getirilmesini sağlamaya çalışıyor. Fakat bir çokları yardımın çok geç ve çok yetersiz olduğunu düşünüyor. Eşi ve yedi çocuğuyla Amerli'de yaşayan Nihat Elbayati, 'Doktor yokluğundan doğum sırasında ölen kadınlar var. İnsanlar çok basit yaralardan ölüyor çünkü tedavi edilemiyorlar' diyor. Irak askeri helikopterleri her bir gelişlerinde 30 kişiyi alıp kasaba dışına taşıyabiliyorlar ve bazı yaralılar hükümet kontrolündeki bölgelerde bulunan hastanelere kaldırılıyor. Fakat Irak ordusu zorlanıyor ve helikopterlerin uçuş yolu çok tehlikeli, bazen geri dönmek zorunda kalıyorlar.   'Allahsız ve merhametsizler' Kasabanın savunulması işini ise tamamen halk üstlenmiş. Nihat 'Asker yok aramızda' diyor. 'Aileler IŞİD'e karşı biraraya geldik, kendimizi ve toprağımızı korumak için savaşıyoruz.' Savunma güçleri arasında Nihat'ın 13 yaşındaki oğlu da var. 'Oğlumun savaşması beni korkutuyor mu?' diye sorup yine kendi yanıtlıyor, 'Hayır, onunla gurur duyuyorum. Biz anne babalar çocuklarımızın da bu savaşa katkıda bulunmasından gururluyuz. Bu da bizim cihadımız. IŞİDçiler allahsız ve merhametsiz insanlar.' Gerçek şu ki, Amerli halkının fazla seçeneği de yok. Doktor Elbayati, 'IŞİD bir köyü ele geçirdiğinde ne yapıyor biliyor musunuz?' diyor ve yanıtlıyor, 'Bütün erkekleri, kadınları ve çocukları toplayıp öldürüyorlar. İnanın bana. Sadece bazı kızları ayırıyorlar, anlıyorsunuz ya, başka amaçlarla...' Amerli aşırı görüşlü Sünni grupların şiddetiyle ilk kez karşılaşmıyor. ABD işgalinden sonra yaşanan en kanlı saldırılardan birine sahne oldu burası. 2007 yılında El Kaide'nin bir kamyona yüklediği patlayıcılarla gerçekleştirdiği saldırıda Amerli halkı 159 insanını kaybetmiş, 350 kişi yaralanmıştı. O yüzden Amerlililer şiddeti ve sevdiklerini bu şekilde kaybetmenin ne demek olduğunu iyi biliyorlar. Sündüs Abbas Irak Türkmen Cephesi adlı örgütün İngiltere'deki temsilcisi. Amerli'ye de Şengal'de olduğu gibi Batı ülkelerinin müdahale etmesi için bir kampanya yürütüyor.   'Kaç çocuk ölmeli?' Sündüs Abbas 'Amerli iki aydır kuşatma altında' diyor 'Daha ne kadar bekleyebiliriz. Uluslararası toplumun bu kasabanın acilen yardıma ihtiyacı olduğunu anlaması ve harekete geçmesi için kaç çocuğun ölmesi daha ne kadar acı çekilmesi gerekiyor? Tamamen unutulduk.' Bu hafta Birleşmiş Milletler Irak'ın kuzeyinde IŞİD'in ilerleyişi nedeniyle yerinden yurdundan olan yarım milyonu aşkın insana yardım iletmek için büyük bir harekat başlattığını açıkladı. Yapılacak yardım ağırlıkla Ninova eyaletinde yerinden olan Ezidi, Hristiyan, Sünni ve Şiilere yönelecek. Fakat Amerli'ye şu anda karadan ulaşmak mümkün değil. Buradaki halkın mülteci kamplarına ulaşma imkanı olmadığı gibi yardım da sadece havadan ulaşabiliyor. Bu durumda Nihat ve oğlu için, kendileri gibi silahlanan diğer Amerlili Türkmenlerle beraber kasabalarını savunmayı sürdürmek ve en kısa zamanda yardım ulaşmasını beklemekten başka çare görünmüyor. Lydia Green | BBC Arapça Servisi
İstanbul'un En Bilindik, İlginç İlçe ve Semt İsimleri Nereden Geliyor?
Arnavutköy semti, sahil yolunda Kuruçeşme ve Bebek arasında kalmaktadır. Karşısında Kandilli ve Vaniköy bulunmaktadır. Arnavutköy'ün en eski adı Hestai'dir. Bizans döneminde Promotu ve Anaplus olarak da bilinirdi. Fatih Sultan Mehmet'in Arnavutluk ve Epir'e egemen olduktan sonra, 1486 yılında getirilen Arnavutların buraya yerleştirilmesinden dolayı bölge Arnavutköy adını almıştır.
Reklam