onedio
Trabzonsporlu Taraftarlar, Recep Tayyip Erdoğan İsmine Tepki Gösterdi
Trabzonsporlu taraftar, Fenerbahçe maçı öncesi yaptığı yürüyüşle Akyazı Spor Kompleksi'ne Recep Tayyip Erdoğan isminin verilmesini ve şike sürecinde yaşananları protesto etti.Trabzon'da, Fenerbahçe maçına saatler kala şehirde heyecanlı bekleyiş sürüyor. Formalarını üzerlerine geçiren taraftarlar, sokakları adeta Bordo-mavili renk cümbüşüne çevirdi. Bir grup taraftar da yaptıkları yürüyüşle şike sürecinde yaşananları ve Akyazı Spor Kompleksi'ne Recep Tayyip Erdoğan isminin verilmesini protesto etti. Meydan Parkı'nda toplanan taraftarlar, Uzunsokak ve Maraş Caddesi boyunca yürüyerek Meydan Parkı'na döndü. Yürüyüş boyunca takımları lehine tezahüratlarda bulunan bordo-mavili taraftarlar, şike sürecinde yaşananlara da tepki gösterdi.Trabzonsporlu tarafların tepkilerini dile getirdikleri en önemli konu ise içerisinde takımlarının maçlarını oynayacağı stadyumun da yapıldığı Akyazı Spor Kompleksi'ne Recep Tayyip Erdoğan isminin verilmek istenmesiydi. Trabzon Büyükşehir Belediyesinin bu yönde aldığı kararı protesto eden taraftarlar, komplekse Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın isminin yerine Trabzonspor ile özdeşmiş bir kişinin isminin verilmesi taleplerini dile getirdi. 'Akyazı, Hüseyin Avni Aker'dir, Recep Tayyip Erdoğan Olamaz' şeklinde slogan atan taraftarlar, 'Siyaset kulüpten ellerini çek. Akyazı bizimdir, siyasilerin değil. Akyazı, Şenol Güneş'tir' yazılı pankartlar taşıdı.Meydan Parkı'nda kısa bir basın açıklaması yapan Trabzonsporlu taraftarlar, Fenerbahçe'nin şike yaptığının mahkemelerce ispatlanmasına rağmen hala Süper Lig'de tutulmasına tepki gösterdi. 'Düşür ula düşür ula, şike yapanı düşürün ula' şeklinde sloganlar attı. Taraftarlar, daha sonra olaysız şekilde dağıldı.HASAN DEMİR, CİHAN
Peribacalarına 'Aşk' Hançeri
Kapadokya'nın simge peribacalarından 'Üç Güzeller'i ziyaret eden aşıklar, sevdiklerinin isimlerini bu eşsiz yapılara kazıyarak ya da sprey boya ile yazarak binlerce yılda oluşan tabi güzelliğin kalbine hançer saplıyorNevşehir-Ürgüp yolunda bulunan doğa harikası Üç Güzeller, iki büyük ve bir küçük peribacasından oluşuyor.Peribacalarını görmek isteyen milyonlarca turist dünyanın dört bir yanından Kapadokya’ya geliyor.Seyir tepesinden Üç Güzelleri izleyen turistler, hatıra fotoğrafı çektirmeden buradan ayrılmıyor. Ancak, dünyanın göz bebeği şaheserleri ziyarete gelen yerli turistlerden bazıları, peribacalarına 'aşkları'nın isimlerini sert bir cisimle kazımadan, kalp şekli yapmadan ya da renkli sprey boyalarla isim yazmadan gitmiyor.Yerli ve yabancı turistlerin de tepkisini çeken bu uygulamayı yetkililer de engelleyemiyor.Aksaray’dan bölgeyi gezmeye gelen Mehmet Timuçin, eşsiz doğal güzelliğe bu tür yazıların yazılmasının doğru olmadığını belirterek, 'Yazan kişileri kınıyorum, çok ayıp bir şey. Adımızı dünyaya kötü duyuruyorlar' dedi.Posta
Topbaş Okul Önlemlerini Açıkladı
İSTANBUL Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Kadir Topbaş, yarın okulların açılması nedeniyle alınan önlemlerle ilgili basın toplantısı düzenledi. AKOM’da kameralar karşısına geçen Topbaş, ilk gün toplu taşıma araçlarının saat 13.00’a kadar ücretsiz olacağını ifade etti.Kazı çalışmalarına da ara verileceğini söyleyen Topbaş, okul servislerinin İSPARK’ta 14.00’a kadar ücretsiz park edebileceğini belirtti. Topbaş, 'Öğrencilerin, ailelerin ve velilerin heyecanının yatıştırması adına İstanbullulardan özellikle Pazartesi itibariyle mümkün mertebe toplu taşıma araçlarını kullanmalarını mümkün olduğunca bireysel taşıma araçlarını tercih etmemelerini rica ediyoruz. Pik saatlerde zorunlu olmadıkça trafiğe çıkmamalarını öneriyoruz' dedi.'BİN 250 POLİS, 800 JANDAMA VE BİN ZABITA BİRLİKTE GÖREV YAPACAK'Topbaş, 'Özellikle 06.00-13.00 arasında ilk gün toplu taşıma araçları ücretsiz olacak. Arzu ediyoruz ki bunlar tercih edilsin. Yine toplu taşıma araçlarına ilaveler yaptık. 400 bin insanımızı taşıyacak destek otobüsleri devreye sokuyoruz. Bu çalışmalarda özellikle Bin 250 polis, 800 jandarma ve bin zabıta birlikte görev yapacak. Hem okul önlerindeki yoğunluğu giderme, trafiğe çözüm ve çok önemsediğimiz okul önlerinde başta olmak üzere uyuşturucu gibi sıkıntılı ortamların oluşmaması için görevlerini sürdürecekler. Pazartesi itibariyle bir yağışın da lokal olarak yer yer geleceğinden bahsediliyor. İstanbullular zaten tecrübeli. Dikkatli olmaları gerekiyor. Özellikle eğitim yılının başlangıcı nedeniyle İBB olarak yol çalışmaları gibi kazı çalışmalarına ara verdik. İSPARK’tan Pazartesi günü okul servisleri ücretsiz olarak 14.00’a kadar yararlanabilecek' diye konuştu.KORE DEVLET NİŞANIKore Devlet Nişanı almasıyla ilgili bir soruya yanıt veren Kadir Topbaş, 'Bir günlüğüne gittim. Kore’de yaptığımız İstanbul EXPO’da çok ciddi gelişmeler yaşadık. Kore’den gelen turist sayısında ilk 6 ayda yüzde 33 artış var. Koreliler kültür turizmine önem veren ve para harcayan turistler. Kore cumhurbaşkanlığı iki ülke arasında ilişkilerden dolayı devletin en üst düzeyde verdiği üstün liyakat madalyasını bize verdi. İstanbullular ve ülkem adana aldım. Onur verici bir değer, önemli bir nişandı. Kore’yle olan ilişkilerimizin kan kardeşi olarak daha fazla artırılmasına vesile olacaktır. İstanbulluların güvenine teşekkür ediyorum' şeklinde konuştu.Sinan BİLGİLİ/İSTANBUL - DHA
Fenerbahce - Trabzonspor Maçında Kavga Çıktı
Spor Toto Süper Lig’deki Trabzonspor-Fenerbahçe maçının başlamasına çok az bir süre kala, iki kulübün U19 takımları arasında oynanan maçta olay çıktı.Dereağzı Lefter Küçükandonyadis Tesisleri’nde şu sıralarda devam eden maçın ilk yarısının sonunda bir grup Fenerbahçe taraftarı, Trabzonsporlu futbolculara küfür etti.Bordo mavili oyunculardan biri, formayı öperek karşılık verince ortalık iyice karıştı. Tribündeki birkaç taraftar sahaya atlayarak Trabzonsporlu futbolculara saldırmaya kalkıştı.Trabzonsporlu futbolcularon yaşları 17 ile 19 yaşında olmasına rağmen 30 yaşlarında ki taraftarların bu hareketi büyük ayıp olarak nitelendirildi.61saat.com
Erkeklerin Ameliyat Yapması Yasaklandı
Terör örgütü IŞİD son uygulamasıyla yine tepki çekti. Örgüt bu kez kadın hastaları erkek doktorların ameliyat etmesini yasakladı. Yasağa uymayanları ağır cezalar bekliyor.IŞİD Musul'da yapılacak bütün hastanelerde erkek doktorların kadınları ameliyat etmesini yasakladı.Musul İl Genel Hastanesi'nden Dr. Seit Mecid'in BasNews'e verdiği bilgilere göre IŞİD bütün hastanelere gönderdiği yazıda erkek doktorların kadınları ameliyat etmesinin yasak olduğunu duyurdu. Yapılan açıklamada, şeriat kurallarına göre yapılan bu yasağı çiğneyenlerin cezalandıracağı bildirildi.Star gazete
Reklam
'Askere Yaylım Ateşi Açıldı'
Genelkurmay Başkanlığı, Hatay sınırında devriye görevi yapan askerlerin üzerine Suriye tarafından Kalaşnikof tüfeklerle ateş açıldığını ve askerlerin karşılık verdiğini, olayda ölen veya yaralanan olmadığını açıkladı.Genelkurmay Başkanlığı, Hatay'da devriye görevi yapan askerlere yaylım ateşi açıldığını duyurdu. Açıklamada, şu bilgilere yer verildi:'Türkiye-Suriye hududunda, Kara Kuvvetleri 2'nci Hudut Alayı Hatay Kavalcık Hudut Karakol Komutanlığı sorumluluk sahasında, 20-25 şahsın Suriye'den Türkiye istikametine doğru yaklaştığı tespit edilmiş ve Mobil Yol Kontrol Unsurları (MYKU) tarafından şahıslara 'Dur' ikazında bulunulmuştur. 'Dur' ikazına uymayan şahısların sınıra yaklaşmaya devam etmesi üzerine, MYKU tarafından havaya uyarı ateşi yapılmıştır. Uyarı ateşine grubun gerisinde bulunan ve Suriye topraklarında mevzilenen kişiler tarafından Kaleşnikof piyade tüfeği ile 20-25 el ateş açılmıştır. Bunun üzerine MYKU tarafından anında karşılık verilmiş ve açılan karşı ateş sonucu şahıslar Suriye istikametine doğru kaçarak gözden kaybolmuşlardır.Yine Kavalcık Hudut Karakol Komutanlığı sorumluluk sahasında, 8-10 şahsın Suriye'den Türkiye istikametine doğru yaklaştığı tespit edilmiş ve MYKU tarafından şahıslara 'Dur' ikazında bulunulmuştur. 'Dur' ikazına uymayan şahısların sınıra yaklaşmaya devam etmesi üzerine, MYKU tarafından havaya uyarı ateşi yapılmıştır. MYKU'nun açtığı uyarı ateşi sonucu şahıslar Suriye istikametine doğru geri kaçmışlardır. Bu esnada Kavalcık Köyünden unsurlarımızı oyalamak maksadıyla bölgeye yaklaşık 8-10 motosikletli grup gelmiş, MYKU'nun açtığı uyarı ateşi sonucu şahıslar geri kaçmışlardır. Uzaklaşan gruptan 1 adet motosiklet ele geçirilmiştir.Ayrıca Hatay Hacıpaşa Hudut Karakol Komutanlığı sorumluluk sahasında bölgede hudut devriye faaliyeti icra eden MYKU tarafından, Asi Nehri üzerinde ve çevresinde toplam 600 litre akaryakıt bulunan 60'ar litrelik 10 adet bidon ve 1 adet sal tespit edilmiştir. Söz konusu akaryakıt dolu 10 adet bidon ve 1 adet sal Altınözü Cumhuriyet Savcılığı'nın talimatı ile tutanak tutularak olay yerinde kullanılmaz hale getirilmiştir.' DHA
Bağcılar Meydan'da Kaykay Pisti
Bir zamanlar gezmek, eğlenmek, okumak ve alışveriş yapmak için Bağcılar dışındaki bazı ilçelere gitmek zorunda kalan gençler hayata geçirilen projelerle yeni yaşam alanlarına kavuştular. Mimari anlamda değişen ve yeni düzenleme çalışması devam eden Bağcılar Meydanı da gençlerin ikinci adresi oldu. Boş vakitlerinde Meydan’da toplanan gençler bolca paten kayıyor, kaykay yapıyor, bisiklet kullanıyor ve sohbet ediyor. Cadde ve sokak aralarında oyun oynamanın sıkıntılı olduğunu söyleyen minikler, “Meydan’da gönül rahatlığıyla kimseyi rahatsız etmeden eğlenebiliyoruz. Süratli gelen araçlar kabusumuz olmuştu. Çok korkuyorduk. Çeşitli etkinliklerde bulunmak için başka ilçelere gitmemize artık gerek kalmadı.” diyorlar.Bağcılar’da gençler artık boş vakitlerini hizmete sunulan bahçe, park ve etkinlik alanlarında değerlendiriyor.  Her yaştan ilçe sakininin uğrak yeri olan Bağcılar Meydanı da gençlerin toplanıp birlikte sohbet ettikleri ve eğlendikleri mekan haline geldi. Birlikte etkinlik yapan gençler, piknik yapan, dinlenen veya gezintiye çıkan büyükleriyle aynı havayı solumanın mutluluğunu yaşıyorlar. Otoparklı, bahçeli geniş ve daha yeşil yaşam alanlarının inşa edildiği Bağcılar’da engelliler, kadınlar ve gençler artık sosyal ve kültürel faaliyetlere katılabiliyorlar. Prestij Yolları’nda gezintiye çıkan ilçe sakinleri, park ve bahçelerde de piknik yaparak vakit geçiriyorlar. Bağcılar Metro istasyonunun bulunduğu Bağcılar Meydanı da özellikle gençlerin rahatça eğlenip, dinlenip ve sohbet ederek vakit geçirebildiği alan haline geldi. İlçenin 22 mahallesinden gençler Meydan’da toplanarak sohbet ediyorlar, paten kayıyorlar, kay kay yapıyorlar ve bisiklet sürüyorlar. Gün içinde yolu Meydan’a düşen ilçe sakinleri gençlerin akrobatik haraketlerini ilgiyle izliyorlar. Meydan’da arkadaşlarıyla eğlendiklerini belirten öğrenci Sueda Naç, önceleri arkadaşlarıyla toplanıp birlikte oyun oynayabilecekleri bir alandan mahrum olduklarını belirterek duygularını şöyle dile getirdi: “Önceden cadde ve sokak aralarında oyun oynuyorduk. Komşularımız gürültü yaptığımız gerekçesiyle bizden rahatsızlık duyuyorlardı. Bazı arkadaşlarımız da süratli gelen araçların çarpması sonucu yaralanmıştı. Araçlar korkulu rüyamızdı. Oysa şimdi Meydan’da rahatlıkla eğlenebiliyoruz. Paten kayıyoruz, kaykay yapıyoruz ve bisiklete biniyoruz. Hepimiz son derece mutluyuz. Çevremizi rahatsız etmeden aktivitelerde bulunuyoruz.”
Reklam
'Erdemsiz Melih Gökçek Ucunda Rant Yoksa Projeyi Aklından Bile Geçirmez...'
Yeni Akit yazarı Mehmet Doğan'dan AKP'li Melih Gökçek'e ağır ifadelerYeni Akit yazarı Mehmet Doğan , Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek kameralar karşısında içse de Ankara'da suların kirlendiğini söyledi. Doğan, Gökçek için, 'Eğer bir itiraz varsa, bunu sükûnetle karşılayıp doğruluğunu görünce, hakkı teslim etmek erdemdir. Bu erdemi göstermediği için Ankara’nın başkanını kınamalı mıyız? Bu davranış sırf ona mahsus olsa idi, elbette öyle yapardık! Şimdi şehir suyunun içilebilir olduğunu ısbata çalışan Ankara Başkanı, seçim kampanyası sırasında çılgın proje olarak Ankara’ya İstanbul boğazına benzer bir boğaz yapmaktan bahsediyordu! Onun gerçek çılgın projesi, içinden geçen suları ihya ederek şehre gerçekten güzellik katmak olabilir. Bunu yapabilir mi? Ucunda rant yoksa, aklından bile geçirmez' dedi.Mehmet Doğan'ın Yeni Akit'te 'Ankara için sudan bir yazı' başlığıyla yayımlanan (14 Eylül 2014) yazısı şöyle:Ankara için sudan bir yazı!Ankara’da yaşayanlar bilir, Ankaralılar şehir suyu içer. Bir istisna olmuştu, bundan dört beş yıl evvel; ciddi bir kuraklık yaşanmış ve Kızılırmak’tan getirilen su devreye sokulmuştu...İşte o zaman şehir suyunu terk ettik. Hem kokuyordu, hem de ağırdı... Başka etkileri var mıydı? O sıralarda barsak rahatsızlıklarının çoğaldığı haberleri yayılmıştı; biz de çevremizde bazı vak’alar görmüştük.Ne tesadüf, son günlerde Ankara aynı durumda...Ben ne CHP’ye, ne Tabip Odası’na ne de şuna buna bakarım, kendime, çevreme bakarım. Başkan ne kadar yüzünün tebessüm kaslarını gergin tutarak açıklama yapsa, hatta gözünü yumup ilaç niyetine su içse de hakikat ortada: Şu sıralar Ankara’nın suyu kötü!Ankara Kızılırmak suyu içmek zorunda mı?Olmadığını sanıyorum. Olsa bile, Kızılırmak suyunun içilebilir addedilmesini bir kepazelik olarak görüyorum!Çocukluğum Kızılırmak kenarında geçti. Asla içmeye teşebbüs etmezdik, yemek ve bulaşıkta da kullanılmazdı. Sonra tarlaları sulamak için kanallar filan yapıldı, Kızılırmak suyunun tarlalara da uygun olmadığı anlaşıldı. Şunu da kaydedelim: Bizim Kızılırmak kenarında bulunduğumuz yılların üzerinden yarım asır geçti, Kızılırmak sanayi tesislerinin atıklarıyla da iyice kirlendi buna rağmen bu nehirden su getirmek hangi aklın veya hesabın işi, varın siz düşünün!Ankara, eskiden içinden üç akarsu geçen bir şehirdi. Hatip Çayı, yani Bent Deresi, İncesu Çayı ve Çubuk Çayı... Bugünün Ankaralıları bu çayların, derelerin adını bile bilmez. Çünkü üzerleri kapatılmış, yol geçirilmiştir. Güzelim su yolları, kara yoluna dönüştürülmüştür. Ankara’ya gelen aklı erer yabancıların söylediği şudur: Bu şehrin içinden su geçmeli!Çocukluğumuzda, gençliğimizde Bend Deresi’nin, İncesu Deresi’nin şehrin içinden geçtiğini hatırlayanlardanız. Çubuk Çayı daha uzun süre açıktan akmıştır.Bu dereler içme suyu sayılmaz. Ankara’nın içme suyu kaynakları vardı, bunların yetersizliği anlaşıldığından 19. yüzyılın sonunda vali Abidin Paşa 20 km. mesafeden o zamanın şartlarında ve tekniği ile Elmadağı’ndan su getirtti ve Atpazarı meydanında akıttı...1916’te Çorum sürgününden Ankara’ya nakledilen Refik Halit Karay, geldiği yaz aylarında Ankara’nın su sıkıntısı çektiğini yazar. Bu arada Ankara’nın en büyük yangınlarından biri vuku bulmuş, şehrin bin kadar evi yanmıştır...Cumhuriyet’ten sonra şehir nüfusunun hızla artması karşısında çözüm aranmış ve Çubuk Barajı inşa edilmiştir. İstanbul daha önce benzer şekilde su meselesini halletmiştir, ortada örnek vardır. İstanbul’un Osmanlı bendleri ve Terkos gölü şehre akıtılmış, hatta “Terkos” neredeyse bütün şehirlerde şehir suyunun adı haline gelmiştir.Ankara’da da işe “bend” yapmakla başlanmış, sonra “baraj” denilmesi tercih edilmiştir. Bunun hem de “dil devrimi”nin hızlı döneminde yapılması ilgi çekicidir. “Çubuk Bendi”, “Çubuk Barajı” olarak ders kitaplarının cumhuriyetin başarıları bölümlerinde yerini almıştır. Bu küçücük bendin daha fazlasını, şimdilerde mahalli idareler “gölet” adıyla yapıp duruyorlar!Şimdi bu ilk “Çubuk Barajı’nı görmeye gidenler hayal kırıklığına hazır olmalı: Suyu çekilmiş bir “baraj”ın insana ne kadar hüzün vereceğini ölçmek için iyi bir testtir bu!Erdem ve ahlâk gibi kelimeler, günümüzde çoğu idarecinin sözlüğünden çıkarılmış durumda. Eğer bir itiraz varsa, bunu sükûnetle karşılayıp doğruluğunu görünce, hakkı teslim etmek erdemdir. Bu erdemi göstermediği için Ankara’nın başkanını kınamalı mıyız? Bu davranış sırf ona mahsus olsa idi, elbette öyle yapardık!Şimdi şehir suyunun içilebilir olduğunu ısbata çalışan Ankara Başkanı, seçim kampanyası sırasında çılgın proje olarak Ankara’ya İstanbul boğazına benzer bir boğaz yapmaktan bahsediyordu! Onun gerçek çılgın projesi, içinden geçen suları ihya ederek şehre gerçekten güzellik katmak olabilir. Bunu yapabilir mi? Ucunda rant yoksa, aklından bile geçirmez!T24
'Türkiye'nin Teröre Karşı Tutumu Bellidir, Bundan Taviz Vermesi de Mümkün Değildir'
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Katar'a gittiCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan , Katar ziyareti öncesinde Atatürk Havalimanı'nda basın toplantısı düzenledi. Erdoğan IŞİD'le ilgili soruya, 'Türkiye'nin teröre karşı tutumu bellidir, bundan taviz vermesi de mümkün değildir' cevabını verdi.Erdoğan'ın açıklamasından satır başları şöyle:“Katar'ı geçtiğimiz aylarda Başbakan olarak ziyaret etmiştim. Katar emiri dört kez ülkemizi ziyaret etmişti. Ülkemiz gibi bölgede ciddi bir ekonomik gelişme ve kalkınma hamlesi içerisinde olan Katar'la ilişkilerimiz aynı ciddiyetle devam edecektir.2022 Dünya Futbol Şampiyonası Katar'da yapılacak. Altyapı üst yapı çalışmalarında Türk firmalarının alabilecekleri işler bizler için önem arz ediyor.Değerli emirin babasıyla da bir araya geleceğiz. Onunla da görüşmelerimiz olacak. Geçmişten bugüne 11 yıllık başbakanlık dönemi ve cumhurbaşkanlığı dönemindeki sıcak ilişkilerimizi devam ettireceğiz.”ABD Dışişleri Bakanı Kerry Türkiye'ye ziyaret gerçekleştirdi. Sizin bu ziyaret ve başkan Obama'nın IŞİD planıyla ilgili değerlendirmenizi rica edecektim.“Konuyla ilgili sayın Kerry açıklamaları yaptı. Bu açıklamalar müşterek görüşmelerin bir ifadesiydi. Bizim yaklaşımımız bölgedeki her türlü terör hareketine karşı Türkiye'nin hassasiyetini kendileriyle paylaştık. Bu konuda ülkemizde de malum belli terör örgütleriyle mücadelemiz var. Ama bölgede de terör örgütlerinin farkındayız. Bunlara karşı da hassasiyetlerimiz devam ediyor.Gerek yabancı savaşçılar olsun, gerekse ülkemizdeki terör örgütü mensuplarıyla ilgili çalışmalar olsun hassasiyetimizi devam ettireceğimizi, müttefiklerimizle olan bu konudaki dayanışmamız gerek ulusal gerek uluslararası bazda devam edecektir. Daha önce Yunanistan'la da bazı gelişmeler oldu. ama dayanışma neticesinde olumlu neticeler aldık. Bölgede de Suriye olsun Irak olsun, daha Pakistan'dan Afganistan'a tüm bu bölgede istihbari noktadaki bilgi paylaşımımız olsun bunlar önem arz ediyor.Suriye ve Irak'taki son gelişmelerde de, NATO zirvesinde Obama ile de bu görüşmeleri yaptık. Burada atacağımız adımlarda insani yardım konusunda, yalan yanlış haberleri paylaşmamız mümkün değil. Özellikle bazı yazılı ve görsel medyadaki yayınlar tamamen hilaf-ı hakikattir.Türkiye'nin teröre karşı tutumu bellidir, bundan taviz vermesi de mümkün değildir.”T24
Reklam
Yaşlanmayı Yavaşlatan Gen Keşfedildi
ABD'li bilim insanları, vücutta yaşlanmanın etkilerini yavaşlatan bir gen keşfetti. Araştırmacılara göre, meyve sineklerinde ömrü uzatan gen, insan vücudunda da aktif hale getirilebilir.University of California Los Angeles (UCLA) araştırmacıları, vücutta yaşlanmanın etkilerini yavaşlatan bir gen keşfettiklerini duyurdu. Meyve sineklerinde AMPK adı verilen bir geni aktif hale getiren araştırmacılar, sineklerin yaşam süresini yüzde 30 artırmayı başarırken, daha sağlıklı hale gelmerini sağladı.Araştırmada yer alan biyolog David Walker, 'Sineklerin bağırsaklarında veya sinir sistemlerinde geni aktif ettiğimiz zaman, genin aktif hale getirildiği organ sisteminde yaşlanma etkilerinin yavaşladığını gördük' ifadesini kullandı.Discovery News'in haberine göre, insanlar meyve sineklerinde yer alan gene sahip ancak gen etki gösterecek derecede aktif kullanılmıyor. Araştırmacılar, genin bağırsaklar gibi kolayca ulaşılabilen bir organda aktif hale getirilmesi halinde, yaşlanmanın etkilerini de ortadan kaldırabileceklerini düşünüyor. Yaşlanmanın, insan beyni için de geciktirilebileceği ve ileri yaşla gelen rahatsızlıkların da önüne geçilebileceği öngörülüyor.Walker, AMPK genini aktif hale getiren ilacın, tip 2 diyabet hastaları için kullanılan metformin olduğunu belirtti. Walker, 'Yaşlanmayla beliren ve güçlenen Parkinson, Alzheimer, felç ve şeker hastalığı gibi rahatsızlıklara teker teker odaklanmak yerine, yaşlanma sürecinin önüne geçilerek tüm hastalıkları yavaşlatıcı bir çözüm bulunabilir' ifadesini kullandı.Yaşlanmayı 'erteleyen' tedavinin sonuca ulaşması için yıllar gerektiğini söyleyen Walker, gerçekçi bir hedef belirlediklerini söyledi.Kaynak: Al Jazeera
"Beni Arayan Bir Kişi Semra Özal'ın Eşini Bizzat Zehirlediğini Söyledi"
Can Dündar 'ilk kez yazıyorum' dediği olayda, yıllar önce kendisini arayan kişinin Semra Özal'a ait özel fotoğrafları satmak istediğini açıkladıCumhuriyet gazetesi yazarı Can Dündar , 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal ’ın ölümü hakkında yürütülen soruşturma kapsamında eşi Semra Özal ve oğlu Ahmet Özal ’ın telefonlarının iki sene boyunca dinlenmesine ilişkin olarak kendisine yıllar öncesinde gelen bir teklifi ilk kez yazdı. Dündar, NTV’de yayımlanan “Bir suikastın anatomisi” adlı programdan sonra telefonla ulaşan bir kişinin, Semra Özal’a ait özel fotoğraflar olduğunu ve bunları satmak istediğini anlattı. Dündar yazısında arayan kişinin, “Semra Hanım’ın bunları bildiği, eşini de bu fotoğrafları görmemesi için bizzat zehirlediği” iddiasını aktardı.Can Dündar’ın Cumhuriyet’te “Tarihimizin en esrarengiz ölümü” başlığıyla yayımlanan (14 Eylül 2014) yazısı şöyle:Özal öldürüldü mü?Bilmiyoruz.Kuşkular var; ama somut veri yok.Eldeki tek somut veri, Özal’a daha önce suikast düzenlendiği gerçeği…O da karanlık bir teşebbüstü.1992’de, Kartal Demirağ ile 32. Gün için Dazkırı’da görüşmüştük. Çiğdem Anat’ın “Sizi kim eğitti” sorusuna Demirağ, şu cevabı vermişti:“Komando kamplarında bir emekli general eğitti bizi…”Ne o kamplar ne de emekli general ortaya çıkarıldı.Özal suikastını, Cumhuriyet Savcısı Uğur Tönük araştırıyordu. Onunla da konuşmuştum.İnanılmaz şeyler anlattı:“Araştırmamız sonucunda, Dazkırı’da bir kontrgerilla teşkilatı kurulduğunu, Demirağ’ın da bu teşkilatın yetişmiş elemanı olduğunu saptadık. Suikastta kullanılan silahın Demirağ’a kongre salonunda polisler tarafından verildiğini tespit ettik. Tahkikat belli bir noktaya ulaşınca MİT’ten olduğunu tahmin ettiğim 3 kişi beni İstanbul Ulus’ta bir villaya çağırdı ve bu tahkikatı yapmamamızı söyledi. Durduk.”Ne o salondaki polisler ne de MİT’ten olduğundan şüphelenilen kişiler bulunabildi.4 yıl önce Semra Özal, eşinin ölümüyle ilgili kuşkuları olduğunu söylediğinde kendisini ziyarete gittim.Çok ilginç bir şey anlattı:Özal’ın ölümünden sonra, Semra Hanım evde yokken bir Azeri genç gelip kapıdaki korumaya bazı bilgiler vermiş; Elçibey’e sempatisi nedeniyle Özal’a Bakû gezisi sırasında ağır ağır tesir eden bir zehir verildiğini, bu zehri bildiğini anlatmış. İstanbul’da kaldığı otelin adresini vermiş, “Bulamazsanız şunlar beni tanır” diyerek bir karıkocanın ismini bırakmış.Semra Hanım konudan haberdar olunca hemen korumasını gencin oteline göndermiş. Azeri genç, otelde yokmuş. Bahsettiği karıkocaya gidilmiş. Onlar da “Bizim öyle biriyle ilgimiz yok” demiş. Sonraki günlerde de Azeri genç otele gelmemiş.O Azeri genç de bulunamadı.Ahmet Özal, “Babamın öldürüldüğüne inanıyorum” deyince 2010’da NTV’de bir program yapıp Özal’ın ölümünü bütün tanıklarıyla masaya yatırdık.Semra Özal da katıldı.Yayın tam 5.5 saat sürdü.Orada Ahmet Özal, bir laborantın uyarısı üzerine dilekçe verip hastaneden babasına ait kan örneklerini istediğini anlattı.Hastane, dilekçeye karşılık, “Kan yanlışlıkla dökülmüş” cevabını vermişti. Ahmet Özal da, Kanal 6’da yöneticiyken hastaneye gizli kamerayla bir muhabir yollamış ve kanı sordurmuştu. Alınan cevap, kan donduran cinstendi:“O kanda, bir insanda olmaması gereken şeyler vardı.”Kanı yanlışlıkla döken görevli de bulunamadı.Programda kafa karıştıran bir başka tanığı konuşturduk:Antalya’dan gelen bir işadamı, Cumhurbaşkanı Acil’e getirildiğinde kendisinin de nişanlısıyla orada olduğunu ve Özal’ın karnını tutarak inleyişine tanık olduklarını söyledi. Oysa hastaneye geldiğinde Özal’ın kalbinin durduğu biliniyordu. Bu iki tanığın ifadeleri, diğer tanıklarca reddedildi.Ancak program ciddi bir sonuç verdi:Yayından sonra Çankaya benden yayın bandını istedi. Ve hemen ardından Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla Devlet Denetleme Kurulu, Özal’ın ölümünü incelemeye aldı.İş savcılığa intikal etti; yine sonuç çıkmadı.NTV’de “Bir suikastın anatomisi” programını yaptıktan sonra, -burada ilk kez yazacağım- bir başka tuhaflık oldu:Yayından hemen sonra bir telefon geldi. Tanımadığım biri, elinde Semra Özal’ın özeline ait fotoğraflar olduğunu söyledi.“Semra Özal’ın fotoğrafları mı” diye sordum hayretle... Telefondaki, Semra Hanım’ın bunları bildiğini, eşini de bu fotoğrafları görmemesi için bizzat zehirlediğini anlattı.Fotoğrafları satmak istiyordu.Ne özel hayatla ilgilenirdim ne de böyle bir kirli pazarlığa girerdim. “İlgilenmiyorum” deyip kapattım.Bu saçmalıktan da hiçbir yerde bahsetmedim.Ancak dünkü gazete manşetleri, o gün bana gelen telefonun, birilerince ciddiye alındığını gösteriyor.Şimdi öğreniyoruz ki, Özal’ın ölümüne dair soruşturmada bir gizli tanığın ifadesiyle, Özal’ın yakınındaki 54 kişi dinlenmiş.Ahmet ve Semra Özal da, “kasten adam öldürmek” suçlamasıyla 2 yıl boyunca takibe alınmış. Haklarında 19 kez dinleme kararı verilmiş.Bu takibe dayanak oluşturan “Selçuk” kod adlı gizli tanığın, iddianameye konmayan ifadesi bana tanıdık geldi:“Semra Özal’ın birtakım kirli işleri kasete alınmış. Bu bilgilerle ona şantaj yapılmış. Turgut Özal’ı ona zehirlettiler.”Şikâyetçi iken şüpheli duruma düşürülen Ahmet Özal dün, “Bunlar bizi delirtecek” diye feryat ediyordu.Semra Özal ise “Bunlar beni de eşimi de her gün bir daha öldürüyorlar” diyordu.Yakından izlemeye çalıştığım bu ölüm vakası, bütün soru işaretleriyle birlikte giderek esrarengiz bir Hollywood filmine dönüşüyor.Belki de Özal, sadece boğazına hâkim olamadığı için can verdi; ama eski bir cumhurbaşkanının ölümünün 21 yıldır aydınlatılamaması, bu devletin ayıbı olarak orta yerde duruyor.T24
Reklam
'Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Dersleri Kaldırılsın' Kampanyası Başlatıldı
Aralarında Atilla Yayla, Gülay Göktürk, Bekir Berat Özipek, Yusuf Kaplan, Ceren Kenar gibi isimlerin bulunduğu bir grup, 'Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi' dersinin kaldırılması için imza kampanyası başlattı. İmza kampanyası duyurusunda, “Bizler, geçmişiyle daha barışık, daha üretken, yaratıcı, demokratik ve özgürlükçü bireylerden oluşan bir toplum için, zorunlu temel eğitimde Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi dersinin kaldırılmasını ve yerine İmparatorluktan Cumhuriyete Yakın Tarih Dersi şeklindeki özgün bir formatla, nesnel içerikli bir dünya ve yakın dönem ülke tarihi dersinin konmasını istiyoruz” denildi.Yeni Şafak gazetesi yazarı Hilal Kaplan ’ın “Devletin tarih dersi” başlıklı bugünkü (14 Eylül 2014) yazısında “Eski Türkiye'de bu alandaki tartışmasız hegemoni Kemalist tarih anlayışına aitti. İnkılap tarihi dersleri de Kemalist özneler yetiştirmeyi mümkün kılan en önemli araçtı. Ancak bugün Dersim Katliamı sebebiyle özür, 1915 sebebiyle taziye yayınlayan yeni bir devlet aklı var. Bunun tarih derslerine de yansıma vakti gelmedi mi?” dedi.Kaplan’ın “Devletin tarih dersi” başlıklı yazısı ve imza kampanyası şöyle:Eğitim sisteminin, devletin vatandaşı(nı) şekillendiren ve 'uyumlu özneler' haline getiren ideolojik aygıtlardan birisi olduğu doğrudur. Bu minvalde devlet, eğitimi sadece 'vasıflı insan' yetiştirmek için vermez, kurduğu sisteme uygun vasıflara sahip insan yetiştirmek için verir. Tarih de mevzubahis özneyi kuran başat unsurdur. Nasıl ki bir kişinin geçmişi, onun kimliğini belirleyici en önemli etkendir; tarih de bir milleti inşa eden en önemli alandır.'Eski Türkiye'de bu alandaki tartışmasız hegemoni Kemalist tarih anlayışına aitti. İnkılap tarihi dersleri de Kemalist özneler yetiştirmeyi mümkün kılan en önemli araçtı. Ancak bugün Dersim Katliamı sebebiyle özür, 1915 sebebiyle taziye yayınlayan yeni bir devlet aklı var. Bunun tarih derslerine de yansıma vakti gelmedi mi?Aşağıda bu doğrultuda hazırlanmış olan bir imza kampanyasının metnini bulacaksınız. Gerçi işin gelişmiş demokrasilerde farklı olduğu tezine katılmamakla birlikte dikkatinize sunuyorum. Zira Türkiye'nin eğitim sisteminin ülkenin reform hızına yetişmesinin gerekliliği hususunda hemfikirim:“Zorunlu Temel Eğitimde “Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi” Dersi Kaldırılsın Özgün, Nesnel Dünya ve Yakın Dönem Ülke Tarihi OkutulsunTürkiye’deki mevcut milli eğitim sisteminde ders kitaplarının içerikleri, Milli Eğitim Temel Yasası (1739 sayılı yasa) dikkate alınarak, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı tarafından belirlenir. Milli Eğitim Temel Yasasında, ders kitaplarının içeriklerinin hazırlanmasında, tüm eğitim etkinliklerinde olduğu gibi, Atatürk İlke ve İnkılâpları ile Anayasada ifadesini bulmuş olan Atatürk Milliyetçiliğinin temel alınması gerektiği belirtilir. Çocuklardan Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, şapka inkılâbı, harf inkılâbı vb. inkılâplarla bağ kurmasını istemek, özgür bireyleri bir asır önce yaşanan bir olağanüstü hal vizyonuna saplamaktan başka bir şey değildir. Aynı zamanda özgürlükçü eğitim pedagojisiyle de bağdaşmayan bu kısır beklenti doğrultusunda verilmekte olan Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi dersi, tek etnik kimliği öne çıkardığı ve bu etnik kimliğin lütfuyla elde edilmiş bir özgürlük kurgusu yaptığı için geçmişe haksızlık ederken geleceği kurabilecek bir vizyon da geliştirememektedir. Bu dersin üslubu ve bu derse ait ders kitaplarının çoğulculuğu tehlikeli gören yaklaşımı, özgürlükçü, çoğulcu ve demokratik eğitim anlayışıyla taban tabana zıttır.Yazının devamı için tıklayınızT24
Türkiye'nin Kariyer Alanında En İyi 10 Öğrenci Topluluğu
Her yıl binlerce öğrenci üniversite hayatına adımını atıyor. Ve bir o kadarı da üniversite hayatını sonlandırıyor. Ancak bazen iş hayatına atılmaya başlayan mezunlar arkaya dönüp baktıklarında keşke boşa geçirilen zamanı değerlendirseydim diye pişman olabiliyorlar. Bu derdin dermanı tabi ki öğrenci toplulukları. Bünyelerinde ülkenin dört bir köşesinden gelen dimağlara sahip pırıl pırıl idealist ve hayalleri olan insanlara bir çok imkan sunuyor. Tamamen gönüllülük esasına dayanan öğrenci toplulukları, düzenledikleri  konferanslar, seminerler, söyleşiler, zirveler, ödül geceleri, geziler ve daha nice organizasyonlar ile tüm öğrencilere kendi alanlarındaki kariyer imkanlarından haberdar olmaları, güncel kalmaları,  çalışmak istedikleri sektörlerin en yetkin kişileriyle tanışma olanakları, staj imkanları, kişisel gelişimin yanında öğrenirken eğlenme fırsatları da sunuyor. Özellikle bu yıl yeni üniversite hayatına atılacakların kulağına küpe olması gereken bu köklü geçmişlere sahip öğrenci toplulukların en aktif ve en büyük olanları sizlerle paylaşma gereği duyuyoruz. 
Reklam
ABD İstihbaratı Yahoo'yu Tehdit Etti
Yahoo ile ABD hükümetinin sürtüşmesi devam ediyor. İnternet devi, kullanıcılarının bilgilerini paylaşmadıkları takdirde, hükümetin kendilerini günlük 250 bin dolar ceza ile tehdit ettiğini açıkladı!Yahoo, ABD Ulusal Güvenlik Dairesi’nin ( NSA ) zorla kullanıcı bilgilerini alma talebinin anayasaya aykırı olduğunu söyleyerek, olayı mahkemeye taşımıştı. Gel gelelim, mahkemenin sonucu ABD istihbaratı lehine sonuçlandı.Yargıç, davayla ilgili bazı belgeleri kamuoyuna açılmasını emretti ve Yahoo ile ABD istihbaratı arasında yaşanan bazı olaylar gün yüzüne çıktı.Halka açılan belgelere göre, Yahoo ile istihbarat arasındaki sürtüşme, eski NSA ajanı Edward Snowden’in elindeki gizli belgeleri dünyayla paylaşmasından öncesine dayanıyor.Yahoo’nun genel hukuk danışmanı Ron Bell, istihbarata karşı uzun süredir mücadele ettiklerini belirtti ve “Öyle ki hükümet bizi, taleplerine uymadığımız takdirde günlük 250 bin dolar ceza uygulamakla tehdit etti” dedi.Mahkeme, dava sonucunda ‘Yahoo’nun istihbarat kurallarına uyması gerektiği’ kararını verdi.stuff
"Şaka Yapmıyorum, Milliyetçi Hareket Henüz Son Sözünü Söylemedi"
MHP lideri çözüm süreci konusunda, 'İhanet süreci amacına ulaşırsa Türkiye çözülür' dediMHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli , çözüm sürecine ilişkin, “Allah muhafaza, ihanet süreci amacına ulaşırsa Türkiye çözülür. Yeni Anayasa ısrarındaki maksatlardan birisi Erdoğan'ın Başkanlık hedefi ise diğeri özerkliğin inşasıdır. Davutoğlu, buna memur edilmiştir. Ancak Milliyetçi Hareket bu oldu-bittilere müsaade etmez. Bizim bölünecek vatanımız, peşkeş çekilecek toprağımız, kaybedecek insanımız, heba ve israf edecek kardeşliğimiz yoktur. Bunu herkes bilsin. Milliyetçi Hareket henüz son sözünü söylemedi derken, şaka yapmadım” dedi.Ortadoğu gazetesinden Orhan Karataş ’ın sorularını yanıtlayan Bahçeli çözüm süreci ve IŞİD hakkındaki görüşlerini aktardı. Ortadoğu’da Karataş’ın “Sözde hedef IŞİD, gizli hedef Türkiye'dir” başlığıyla yayımlanan (14 Eylül 2014) röportaj şöyle:Geçen yıl, 'PKK sınır dışına çıkacak' diyenler, Türk askerinin teröristleri görmeyeceğini, sırtını döneceklerini söylemiyorlar mıydı? TSK'nın, PKK'ya refakat etmesi için birileri el altından tezgah kurmuyor muydu? TSK, Peygamber ocağıdır, ihanete prim vermesin. Omuzları yıldızdan görülmeyen zevat şehitlerin kemiklerini sızlatmasın. Özel görevliler Anayasa gereği Başkomutanlık yapana sevimlilik yarışına girmesin, fazla da güvenmesin.Allah muhafaza, ihanet süreci amacına ulaşırsa Türkiye çözülür. Yeni Anayasa ısrarındaki maksatlardan birisi Erdoğan'ın Başkanlık hedefi ise diğeri özerkliğin inşasıdır. Davutoğlu, buna memur edilmiştir. Ancak Milliyetçi Hareket bu oldu-bittilere müsaade etmez. Bizim bölünecek vatanımız, peşkeş çekilecek toprağımız, kaybedecek insanımız, heba ve israf edecek kardeşliğimiz yoktur. Bunu herkes bilsin. Milliyetçi Hareket henüz son sözünü söylemedi derken, şaka yapmadım.Erdoğan'ın Türkiye'ye 10 günde 1,5 milyar liralık bir ek külfet getirdiğini söyleyebiliriz. Biz 'Erdoğan'dan Cumhurbaşkanı olmaz' derken ne kadar haklı olduğumuz, zannediyorum şu kısa zaman zarfında daha iyi anlaşılmıştır. Şikâyeti biriken, üst üste yığılan toplumsal dip dalgası haksızlıklar, adaletsizlikler ve ahlaksızlar karşısında sesini mutlaka duyuracaktır. Erdoğan hiç düşündü mü acaba; insan sefalet içinde bahtiyar, refah içinde bedbaht olur mu? Anadolu'da derler ya; 'yakasız gömleğe sarılırsın bir gün, iğneden ipliğe sorulursun bir gün.'NATO, IŞİD'e karşı bu kadar hassas da, niçin PKK'ya karşı pasiftir? IŞİD için toplanan NATO, bir kere olsun PKK karşısında Türkiye'nin arkasında yer aldı mı? Bu nasıl bir müttefikliktir? IŞİD, Barzani'ye gerekli olan sözde kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesi için bir bahane mi? Küresel komplo, NATO üzerinden bunu mu sağlamaya çalışıyor? Bugün peşmergeye verilen silahların yarın PKK'ya gitmeyeceğini kimse söyleyemez. Çevremizde olanlar aynı zamanda PKK'ya silah verme kurnazlığını da içeriğinde barındırıyor.Oyun büyüktür. Tuzak vahşidir. Aktörler çok fazladır. Uyarıyorum, IŞİD'le meşrulaşma koridoruna giren peşmerge ve PKK'ya altın tepsi içinde devlet olma imkanı sunmak için el altından yoğun mesai harcanmaktadır. Bu işin içinde İsrail vardır, ABD vardır, AB ülkeleri vardır. İran ve diğer bölgesel ülkelerin konumu ise şartlara göre olgunlaşacaktır. Ama bize göre açık ve sözde hedef IŞİD; gizli ve örtülü hedef Türkiye'dir.Pışpışlanan, sırtı sıvazlanan Erdoğan, NATO'nun telkinlerine karşı cemaati koz ve pazarlık konusu olarak kullanmıştır. Bu çok yanlış ve sakat bir tutumdur. Deyim yerindeyse, Erdoğan; 'ABD'ye verin Gülen'i, kullanın Türkiye'yi' demiştir. Obama'yla soğuk ilişkileri düzelten veya düzelttiğini sanan Erdoğan; ABD'nin çıkarları gereğince sıcak yaklaşımını abartmış ve bir kez daha çuvallamıştır.Genelkurmay Başkanı süreçten haberim yok diyor. 'Kırmızı çizgilerimiz aşılırsa gereğini yaparız' mesajı veriyor. Samimi mi sizce?Eğer Genelkurmay Başkanı bilmiyorsa felakettir, biliyor da zamana oynuyor, alt kadrolarının gazını alıyorsa daha büyük bir sorundur.Arınç diyor ki, 'MGK'da her şey konuşuldu, Özel Paşa'nın bilmemesi imkansız.' Atalay diyor ki, 'Henüz yol haritası hazırlanmadı, tamamlanınca herkes bilgilendirilecek.' Erdoğan diyor ki, 'Keşke bize söyleseydi.' Tam bir keşmekeşlik hakim. Geçen yıl, 'PKK sınır dışına çıkacak' diyenler, Türk askerinin teröristleri görmeyeceğini, sırtını döneceklerini söylemiyorlar mıydı? TSK'nın, PKK'ya refakat etmesi için birileri el altından tezgah kurmuyor muydu?TSK, Peygamber ocağıdır, ihanete prim vermesin. Omuzları yıldızdan görülmeyen zevat şehitlerin kemiklerini sızlatmasın. Özel görevliler Anayasa gereği Başkomutanlık yapana sevimlilik yarışına girmesin, fazla da güvenmesin.Süreç nereye gider? Türkiye'nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?Allah muhafaza, ihanet süreci amacına ulaşırsa Türkiye çözülür.Eve, siyasete ve hayata dönüş parolasıyla PKK'ya af gelir, İmralı canisi dışarı çıkar.Türkiye'yi mevcut haliyle bir bütün içinde tutmak imkansızlaşır. Etnik dağılma devasa sorunlara, kayıp ve parçalanmaya ortam açar.Üniter yapı gevşer ve hatta ortadan kalkar. Yeni Anayasa ısrarındaki maksatlardan birisi Erdoğan'ın Başkanlık hedefi ise diğeri özerkliğin inşasıdır. Davutoğlu buna memur edilmiştir.Ancak Milliyetçi Hareket bu oldu-bittilere müsaade etmez. Dev gibi, dağ gibi bölünmenin karşısında Ötüken ruhuyla, Söğüt azmiyle, başkent Ankara şuuruyla dikilir.Bizim bölünecek vatanımız, peşkeş çekilecek toprağımız, kaybedecek insanımız, heba ve israf edecek kardeşliğimiz yoktur. Bunu herkes bilsin.Gün gelecek, bu devrin karanlık niyetlileri inanın bana köşe-bucak kaçacak ve yaptıklarının bedelini çok ağır ödemek durumuna kalacaklardır.Mustafa Kemal, 'Ben Erzurum'dan İzmir'e sağ elimde tabanca, sol elimde sehpa öyle geldim' diyerek bir mücadele kararlılığı sergilemişti.'Milliyetçi Hareket henüz son sözünü söylemedi' derken, şaka yapmadım.Recep Tayyip Erdoğan Çankaya'ya çıktı. Ne diyorsunuz?Yanlışınız var, Çankaya'ya çıkmadı, yeni yapılan Ak Saray'a çıktı. Erdoğan eski alışkanlıklarından kurtulamıyor. Kurtulmaya da niyetli görülmüyor.Şu işe bakınız ki, AOÇ'de kaçak ve hukuksuz sözde saraylar yaptırıyor. Çankaya'yı küçümsüyor. Buna da 'teamül değişikliği' diyor. Bunun adına teamül değil korsanlık denir.Cumhurbaşkanı Erdoğan'a özel olarak yapılan ve 150 dönüme kurulu bulunan ve adına da 'Ak Saray' denilen yeni hanedan binası için bugüne kadar 900 milyon lira harcama yapıldığı söyleniyor. Bu rakamın son zamanlarda 1,1 milyar liraya çıktığı konuşuluyor.Şimdi de Erdoğan ve ailesi için 3 katlı rezidans yapılıyormuş. Keyfe bakar mısınız?Bu yeni binanın duvar ve tavanlarının Osmanlı ve Selçuklu motifleriyle süslendiği ifade ediliyor. Yani binaya tarihi bir kılıf giydiriliyor. Yazıktır bu millete, yazıktır betonlara gömülen yetim hakkına?Erdoğan, daha önceden siparişini verdiği geniş gövdeli, uzun menzilli uçağıyla uçmaya başladı. Bu uçağın 120 milyon dolara alındığı da medyaya yansımış durumda.Cumhurbaşkanlığı için yapılan diğer masraf kalemlerini de kabaca hesaba kattığımızda Erdoğan'ın Türkiye'ye 10 günde 1,5 milyar liralık bir ek külfet getirdiğini söyleyebiliriz. Bu rakamın fazlası vardır, eksiği yoktur.Bu nasıl bir iştir? Şimdi bunu görmezden mi gelelim? Erdoğan milletin kesesinden geçiniyor. Hazine'yi emiyor, yutuyor. Bu kadar işsizimiz, yoksulumuz, dar gelirlimiz varken, bu kadar garibanımız, evsizimiz ortadayken bu olanlar hak mıdır, helal midir?Allah için milletim bunları fark etsin.Cumhurbaşkanı Türkiye'yi tapulu malı gibi görüyor. Her şeyi kendisine reva kabul ediyor.Yarı aç, yarı tok gezen emeklilerimiz; siftah yapamayan esnafımız, ümitleri tarlasında kalan çiftçilerimiz, sofrası kuruyan asgari ücretlilerimiz, ayın başını getiremeyen memurlarımız, ölüm pahasına çalışan işçilerimiz herhalde Erdoğan'ın lüks düşkünlüğüne itiraz edeceklerdir.Cumhurbaşkanı yanlış yoldadır. Biz Erdoğan'dan Cumhurbaşkanı olmaz derken ne kadar haklı olduğumuz, zannediyorum şu kısa zaman zarfında daha iyi anlaşılmıştır.Şikâyeti biriken, üst üste yığılan toplumsal dip dalgası haksızlıklar, adaletsizlikler ve ahlaksızlar karşısında sesini mutlaka duyuracaktır.Erdoğan hiç düşündü mü acaba; insan sefalet içinde bahtiyar, refah içinde bedbaht olur mu?Anadolu'da derler ya; 'Yakasız gömleğe sarılırsın bir gün, iğneden ipliğe sorulursun bir gün.'Galler'deki NATO Zirvesi'nin kamuoyuna yansıyan sonuçları hakkında yorumunuzu alabilir miyim?NATO Zirvesi'ne Ukrayna ve IŞİD'le ilgili gelişmelerin damga vurduğu anlaşılıyor. NATO, özellikle IŞİD'e karşı 10 ülkenin katılımıyla çekirdek koalisyon kurmanın peşinde. Tabii bu gönüllü bir oluşum. Çünkü NATO'nun kararları oy birliği ile alınır. Böyle bir mutabakatın olduğu da tam belli değil. Türkiye'nin ne yapacağı, hangi sözlerin verilip karşılığında nelerin alındığı henüz açıklığa kavuşmadı. Ya da biz bilmiyoruz.ABD, Ortadoğu'da AKP'den marjinal doyum noktasına kadar istifade etmek istiyor, çekim alanında tutmayı amaçlıyor. Kaldı ki bunu da düne kadar iyi yaptı. AKP, BOP kanalı, medeniyetler ittifakı ve dinler arası diyalog derken Batı'nın girdabında eridi gitti.NATO, IŞİD'e karşı bu kadar hassas da, niçin PKK'ya karşı pasiftir? Doğrudur, IŞİD bölgedeki devletleri, insanları ve inanç gruplarını tehdit etmektedir. Süratle önlem almak zorunludur. Ama aynı şey PKK için de geçerlidir. IŞİD için toplanan NATO, bir kere olsun PKK karşısında Türkiye'nin arkasında yer aldı mı? Bu nasıl bir müttefikliktir?Türkiye'nin etrafındaki gelişmeleri edilgen ve pasif şekilde izleme şansı kalmadı. NATO şemsiyesi altında bölgede operasyon yapmak veya çekirdek koalisyona katılmak sonuçları itibariyle iyi hesaplanmalı. Ortadoğu'daki her olayın, her anlaşmazlığın, her husumetin ülkemize jeopolitik yansımaları oluyor. Mezhep ve etnik çekişmeler az ya da çok bize sıçrıyor.IŞİD, aslında Türkiye'ye çevrilmiş bir namludur. Vatandaşlarımızdan bu örgüte katılımlar olduğunu değişik kaynaklardan okuyoruz. Irak'ta kurulan yeni hükümetin IŞİD'e karşı daha etkili mücadele vermesi gerektiğini düşünüyorum. Bununla birlikte uluslararası toplumun eğilim ve tercihi de bu yöndedir.Özellikle Sincar ve çevresinden binlerce Ezidi, kafileler halinde Türkiye'ye sığındı. Ağustos itibariyle ülkemize giriş yapan Suriyeli sığınmacı sayısı 1 milyon 370 bini buldu. Türkiye, bölgesel yangından anında etkileniyor. Coğrafyamızın avantajları olduğu gibi, dezavantajları da fazla. İbn-i Haldun asırlar önce boşuna söylemiş, coğrafya kaderdir.Mazlumlara sahip çıkmak, kucak açmak insanlık vazifesidir. Ne var ki gelenler Türkiye'nin sosyal, kültürel ve ekonomik dokusuna zarar veriyorsa buna da izin vermemek asıldır. Ezidiler insandır, Hıristiyan inancına sahip olanlar insandır. Zorda kalanlara sırt dönmek bizim kültürümüzde yoktur.Şunu da önemle ifade edeyim, gözyaşı döken, canı alınan, yerinden-yurdundan edilen Türkmen kardeşlerimize gösterilmeyen yakınlığın, değişik inanç gruplarına aşırı şekilde lütfedilmesi hayret edilecek bir çifte standarttır.Bildiğiniz gibi Ortadoğu'da kan gövdeyi götürmektedir. AB, bölgeyi IŞİD'e karşı silahlandırmak için Fransa'yı görevlendirdi. Almanya ve diğer bazı ülkeler de ABD'yle danışıklı dövüş halinde peşmergeyi silahlandırıyor. IŞİD, bölgesel dinamikleri alt-üst etti. Düşününüz ki, bir terör örgütü NATO gibi bir teşkilatın gündeminde ilk sıralara çıkabiliyor.Fakat IŞİD militan takviyesini çoğunlukla Batı ülkelerinden sağlıyor.Türkiye de teröristlerin bir geçiş güzergahına döndü.AKP düne kadar radikal grupların hareketliliğine göz yumuyordu. Ancak zor oyunu bozdu. NATO, artık IŞİD'i hedef yapmış durumda.IŞİD'i besleyip büyüten küresel güç merkezleridir. Önce bunu görmemiz gerekiyor. Bu terör örgütü bir kurgudur, bir maşadır. Kimlerin kullanım ve emrine kiralandığı da açıktır.IŞİD terörü, kafa kesiyor, çarmığa geriyor, kitlesel infazlarla korku salıyor. Suriye'den Irak'a kadar terörle, klasik savaş taktikleriyle, devletleşme ve halifelik kurma hevesiyle bölgeyi karanlığa mahkûm ediyor.Türkiye'nin IŞİD'e karşı oluşturulacak koalisyona gönülsüz yaklaştığı basına sızan haberlerden görülüyor.Üç aya yaklaşan bir süredir 49 vatandaşımız IŞİD'in elindedir. Bu, hükümet için yüz karası bir ayıptır. AKP, IŞİD'e yakayı kaptırmış, eski ilişkilerinin diyetini ödemektedir.Anlayamadığım bir şey var: Bilhassa Irak, Suriye, ABD ve peşmerge IŞİD'i bombalıyor ve bu terör örgütüne karşı mücadele veriyorlar. Bu örgüt nasıl bir güce sahiptir ki, kimse başa çıkamıyor?NATO'nun devreye girmesi, Türkiye'yi de planlanan güce dahil etme niyeti ister istemez aklımıza başka ihtimalleri getiriyor.Acaba diyorum, Kürdistan'ın pilot uygulaması olan peşmerge yönetimi tam olarak mücadeleyle, rüştünü ispatlayarak Irak'tan koparılmak mı isteniyor?IŞİD, Barzani'ye gerekli olan sözde kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesi için bir bahane mi? Küresel komplo, NATO üzerinden bunu mu sağlamaya çalışıyor?Bugün peşmergeye verilen silahların yarın PKK'ya gitmeyeceğini kimse söyleyemez. Çevremizde olanlar aynı zamanda PKK'ya silah verme kurnazlığını da içeriğinde barındırıyor.Bana göre IŞİD'in sahipleri, terör baronları dört parçalı Kürdistan haritası için yol ve alan açıyor. Bu, sürekli konuşulan ve gündemde tutulan yüz yıllık haritaların yeni baştan tanzim teşebbüsüdür.Gelişmeler, mücadelenin sadece IŞİD terörüyle değil, Ortadoğu'nun tümüyle yapıldığı ve yapılacağı izlenimi veriyor.AKP, PKK'nın silahlara veda edeceğini söylerken, teröristlere dört bir yandan silah yağmasının da önünü açıyor. Baksanıza, HDP Eşbaşkanı yüzsüzce Türkiye'nin PKK'ya silah yardımı yapmasını öneriyor. Garip ve kuşku verici birçok gelişme hem içimizde hem de dışımızda cereyan ediyor.Biz bunları dikkatle izliyoruz.PKK'nın Ezidiler'in ve Hıristiyan unsurların yanında yer aldığı iddiaları da siyasi bir tasarım ve Batı kamuoyunun gözünü boyamak için projelendirilmiş bir kurgudur.Oyun büyüktür. Tuzak vahşidir. Aktörler çok fazladır.Uyarıyorum, IŞİD'le meşrulaşma koridoruna giren peşmerge ve PKK'ya altın tepsi içinde devlet olma imkanı sunmak için el altından yoğun mesai harcanmaktadır.Bu işin içinde İsrail vardır, ABD vardır, AB ülkeleri vardır.İran ve diğer bölgesel ülkelerin konumu ise şartlara göre olgunlaşacaktır.Ama bize göre açık ve sözde hedef IŞİD; gizli ve örtülü hedef Türkiye'dir.NATO Zirvesi'nde Erdoğan'la Obama'nın görüştükleri biliniyor. Bu görüşmede Pensilvanya'da ikamet eden Fethullah Gülen'in iadesi birinci gündem maddesini oluşturmuş. Sizin düşüncelerinizi alabilir miyim?Cumhurbaşkanı ve yandaş medya Obama'yla yapılan görüşmeyi çok parlattı. Görüşme süresi bile bizzat Erdoğan tarafından gururla açıklandı. Pışpışlanan, sırtı sıvazlanan Erdoğan, NATO'nun telkinlerine karşı cemaati koz ve pazarlık konusu olarak kullanmıştır. Bu çok yanlış ve sakat bir tutumdur.Deyim yerindeyse, Erdoğan; ABD'ye 'Verin Gülen'i, kullanın Türkiye'yi' demiştir.Obama'yla soğuk ilişkileri düzelten veya düzelttiğini sanan Erdoğan; ABD'nin çıkarları gereğince sıcak yaklaşımını abartmış ve bir kez daha çuvallamıştır.Erdoğan, Obama'yla son bir yılı aşan sıkıntılı ilişkilerin seyrini yakın diyaloğa bırakmasını 'dün dünle gitti cancazım, şimdi yeni bir şey söylemek lazım' sözüyle müjdelemiş ve Hz. Mevlana'nın ruhunu sızlatmıştır.31 Mart 2011 tarihinde yazılı bir basın açıklaması yapmış ve bazı dava süreçlerinde Sayın Gülen cemaati etrafında süren tartışmalara değinmiştim.O tarihlerde bazı uygulamaların kasıtlı ve bilinçli şekilde bir merkezden yönetildiği, Fethullah Gülen Hoca ve cemaatinin bunların arkasında olduğu düşüncesinin yaygınlaştığını vurgulamıştım.Ve devamla bu gelişmelerin Fethullah Gülen Hocaefendi'yi ve Cemaati'ni zan ve töhmet altında bıraktığını ifade etmiştim.Süregelen olaylarda Fethullah Gülen cemaatinin rolü olduğu kanaatinin giderek kök salması karşısında bazı değerlendirmelerde bulunmuştum.Ve demiştim ki, 'Eğer bu iddialarda bir hakikat payı varsa, bu durumda şu iki husus akla gelmektedir:Fethullah Gülen Hocaefendi yurtdışındadır. Türkiye'deki cemaatin bu konuda bir dahli varsa, Hocaefendi'nin cemaat üzerinde tam olarak etki ve kontrol icra edemediği, bilgisi ve iradesi dışında bazı unsurların bu işlere karışmış olacağı bir ihtimal olarak karşımızdadır.Diğer akla gelen husus ise Türkiye'deki cemaatin başka odaklar tarafından yönlendiriliyor olabileceğidir.Her iki ihtimal de çok vahimdir.Bu durum karşısında Türkiye'nin geleceği bakımından ve Fethullah Gülen Hocaefendi ve cemaatinin zan altında kalmaması ve yıpranmaması düşüncesiyle Hocaefendi'nin bu konuda sessiz kalmayarak insiyatif almasının ve net ve kararlı bir tavır koymasının gerekli olacağı düşünülmektedir.Hocaefendi ve cemaatinin kendilerini ilgilendiren ve hedef alan konularda nasıl hareket edecekleri, neyi yapmayı uygun görecekleri tabiatıyla kendilerinin takdir edecekleri bir husustur.Bu konuda dışarıdan fikir ve telkine ihtiyaçları bulunmadığı gibi, bizim de resen kendilerine yol gösterme görevi üstlenme durumunda olmadığımız açıktır.Ancak, bu yöndeki kuşku, tereddüt ve endişelerin derinleşerek sürmesi, hem Türkiye'ye zarar verecek hem de Hocaefendi'yi ve Gülen cemaatini bir tartışma zeminine çekecektir.Bu durum karşısında, bu tespitlere ve görüşlere katılıyorlarsa, durum bütün unsurlarıyla aydınlanana kadar Hocaefendi'nin, Gülen cemaati mensuplarının bu konularla hiçbir şekilde ilgisi olmadığını göstermek bakımından cemaatin faaliyetlerini durdurduğunu veya askıya aldığını açıklamasının yerinde ve yararlı olabileceği akla gelmektedir.'Bu görüşlerimizden sonra çok ciddi eleştiriler yapıldı. Fakat bugün ne kadar haklı olduğumuz ve isabetli yorumlarda bulunduğumuz belli olmuştur.Bugün Sayın Gülen büyük bir suçlamayla karşı karşıyadır. Kendisi itibar suikastıyla yüz yüzedir. Biz 2011'de çok samimi bir teklifte bulunmuştuk. Ama sözlerimiz başka yerlere çekildi. Şayet düşüncelerimizin altında bit yeniği aranmamış olsaydı, belki de bugünkü olumsuzlukların hiçbirisi yaşanmayacaktı.Sayın Gülen'in sınır dışı, yani deport edilme ihtimali çok gerçekçi görünmüyor. Yine de Sayın Gülen'in Türkiye'ye gelip Erdoğan'la yüzleşmesi faydalı olacaktır. O zaman Erdoğan'ın tüm maskesi düşecek, foyası ortaya çıkacaktır.T24
Reklam