Grip ile Baş Etmenin 5 Basit Yolu
Çevrenizde grip illetinden şikayetçi onlarca insan varsa sakın şaşırmayın çünkü grip sezonu çoktan başladı. Eğer siz de bu hastalıkla mücadele ediyorsanız, bilmenizde büyük fayda olan 5 basit ipucu işte burada;
Feyzioğlu: 'Ağaçları Keserek Geleceği Karartmaya Çalışanlar Pişman Olacaklar'
TÜRKİYE Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Manisa'nın Soma ilçesi Yırca Mahallesi'nde termik santral yapmak üzere binlerce zeytin ağacını keserek geleceği karartmaya teşebbüs edenler ve vatandaşı dövenlerin pişman olacaklarını söyledi. Feyzioğlu, Baroların hiçbir partinin ön yada arka bahçesi olmayacağını, üstünlerin hukukunu değil hukukun üstünlüğünü savunduklarını söyledi.Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Bursa, Balıkesir, Manisa, Aydın, Muğla, Denizli, Sakarya Barosu Başkanları ile yeni seçilen İzmir Barosu Başkanı Aydın Özcan ve yönetim kurulu üyelerini ziyaret etti. İzmir Barosu Başkanı Özcan, söz verdikleri gibi TBB ve 89 baroyla İzmir Barosunu tekrar kucaklaştıracaklarını söyledi. Özcan, 'Meslektaşlarımızın sorunları ve mesleğin sorularıyla ilgili ortak çalışma yaparak, Türkiye'de hukukun üstünlüğünü yargı bağımsızlığına inanan barolar olarak ülkede hukuksuzluğa karşı hep birlikte mücadele edeceğiz' dedi.BAROLAR HİÇBİR PARTİNİN ÖN YADA ARKA BAHÇESİ OLMAYACAKTBB Başkanı Metin Feyzioğlu, baro başkanlarının biraraya geldiği tablonun hukukun üstünlüğü çevresinde tek yumruk olma azmi olduğunu söyledi. Türkiye'nin bir taraftan duygusal bir kırılma içinde olduğunu belirten Feyzioğlu, “Diğer taraftan hukukun üstünlüğü yerini üstünlerin hukukunu egemen olduğu, işlerin tanıdık ve iş takipçileriyle yürütülme çalışmasının tercih edilmeye başlandığı hukukun evrenselleşmiş kavramlarının ayaklar altına alındığı bir dönemden geçmektedir. Türkiye'yi derleyip toplamak, ortak paydada buluşturabilmek biz barolar birliği, barolar ve avukatların görev alanına girmektedir. Bu ülkede yatırım yapılacaksa hukukun üstünlüğüne ihtiyaç vardır. Yerin yedi kat altından maden mi çıkaracaksın? Hukukun üstünlüğüne ihtiyacın var. Zeytin mi yetiştireceksin? Hukukun üstünlüğüne ihtiyacın var. Emekli mi olacaksın? Müktesep haklarının korunması için hukukun üstünlüğüne ihtiyacın var. Üstünlerin hukuku yerine hukukun üstünlüğünü savunmak elbette bizim görevimizdir. Bunu söylemek siyasetse evet hepimiz sonuna kadar, dibine kadar siyaset yapıyoruz. Ama siyasi parti siyaseti yapmıyoruz. Baro başkanlarının hiçbiri hiçbir siyasi partinin asla sözcüsü değildir. Barolar hiçbir şekilde bir siyasi partinin ön yada arka bahçesi olmayacaktır. Gücümüzü aldığımız tek yer hukuktur. Hukukun üstünlüğünün siyasetini yapıyoruz. Seçimleri kazandık. Kazanmaya devam ediyoruz. Rahatsız olanlar istedikleri kadar rahatsız olmaya devam etsinler' dedi.SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUK; PİŞMAN OLACAKLARFeyzioğlu, Karaman ve Soma'da üç can alıcı, cayır cayır yanan konu olduğunu söyledi. Soma'daki maden faciasından sonra ilgili mühendisler ve hukukçularla koordineli çalışma başlattıklarını, ciddi bir tecrübeleri olduğunu Karaman'da benzer koordinasyon heyetini kurduklarını belirten Feyzioğlu, 'Şu anda 150'ye yakın davayı Manisa ve Soma'da Manisa Barosu adli yardımıyla yürütüyoruz. Mağdurların arkasında Baro ve TBB gücünü Karaman'da da koymaya kararlıyız. Bu şekilde suistimal o denli az oluyor. Baro işin içinde olunca bilirkişi raporları o denli itinalı hazırlanıyor' açıklamasını yaptı.Soma'nın Yırca Mahallesi'nde termik santral kurmak için ağaçların kesilmesini 'Zeytin katliamı' olarak niteleyen Metin Feyzioğlu, Manisa Barosu'na kayıtlı avukatın özel güvenlik görevlilerince ters kelepçelenerek, bu şekilde işkence görmesiyle ilgili bugün suç duyusunda bulunduklarını hatırlatıp şunları söyledi: 'Aynı zamanda zeytin ağaçlarının kesilmesiyle ilgili suç duyurusu yaptık. Manisa Barosu ve TBB olarak takipçisiyiz. O ağaçları kestikleri, geleceğimizi karartmaya teşebbüs ettikleri ve vatandaşı dövdükleri için pişman olacaklar.'HSYK SEÇİMLERİNE YÖNELİK TAVRIMIZBasın mensuplarının sorusu üzerine HSYK seçimleriyle ilgili değerlendirmede bulunan Feyzioğlu, 'Tavrımız şu: Yargının en üstünde yer alan hakim ve savcıların özlük haklarını düzenleyen tarafsız ve bağımsız kuruluşun siyaset yada cemaat tarafından şekillendirilmesine elbette karşıyız. Ama zaten 2010 referandumu öncesinde yanlış yapıldığı uyarısında bulunmuştuk. Sanki biz söylememişiz gibi ilk kez bu yanlışı dile getiriyormuşuz gibi bizzat iktidar mensupları veya sözcüleri referandum maddelerinin yanlış olduğunu ifade ediyorlar. İlk kez keşfetmiş gibi! Yargının özlük işlerinin yönetimi ne cemaat ne tarikat ne de siyasi iktidara bırakılabilir. Yargı tarafsız ve bağımsız olmalıdır. Bağımsız olmak keyfilik anlamına gelmez. Yargı kendi işine bakar siyasete karışmaz. Siyaseti şekillendirmeye kalkışmaz' diye konuştu.DHA
Fenerbahçeli Yıldızdan Transfer Açıklaması
Fenerbahçe'nin gündemdeki yıldızı Bruno Alves'e ülkesinde, kulübündeki geleceği sorulduPortekiz Milli Takımı’nın cuma günü Ermenistan ile oynayacağı karşılaşmanın kadrosunda yer alan Fenerbahçeli Bruno Alves, EURO 2016 eleme maçı öncesinde dün düzenlenen basın toplantısına katıldı. Burada Portekizli bir muhabirin kendisine sarı-lacivertli takımdaki durumu da sorduğu ortaya çıktı.Galatasaray maçında gördüğü kırmızı kartla büyük tepki çeken, ardından gelen üç maçta formadan uzak kalan 32 yaşındaki futbolcunun artık Fenerbahçe’yi kafasında bitirdiği ve ocak ayında takımdan ayrılacağı yönünde haberler çıksa da, Alves’in bu soruya tam tersi bir cevap verdiği belirlendi.Oyuncunun geleceğiyle ilgili bu konuya gönülsüzce değinmek zorunda kaldığı ve “Fenerbahçe’nin sözleşmeli oyuncusuyum ve kontratımın gereklerini yerine getireceğim” dediği belirlendi.ERMANİSTAN YORUMUBizim için grupta en önemli maç Ermenistan maçı. Ermeniler oldukça güçlü bir rakip olduklarını daha önceki maçlarda kanıtladılar. Sırbistan ve Arnavutluk’un cezalandırılmaları grupta işimizi kolaylaştırabilir. Yedek kulübesinde de otursam takım kazanınca mutlu oluyorum. Çünkü önemli olan bu. Hocanın kararlarına her zaman saygı duyuyorum” diye konuştu.Açık Mert Korkusuz
İspanyollar Barça'yı İstemiyor
İspanya'nın Katalonya bölgesinde hafta sonu yapılan ve yasadışı olarak ilan edilen halk oylamasında halkın yüzde 80'ler gibi ezici bir çoğunluğunun bağımsızlıktan yana oy kullanması Barcelona Kulübünü telaşa düşürdü.Barcelona yetkilileri Katalonya'nın İspanya'dan ayrılması durumunda geleceklerinin ne olacağını yüksek sesle tartışmaya başladılar. Dünyanın en önemli karşılaşmalarından biri olarak gösterilen 'El Clasico'nun' bitmesi anlamına gelecek bu ayrılma futbol severleri de karamsara düşündürmeye başladı. İspanyollar Katalonya'nın bağımsızlığını ilan etmesi halinde Barcelona'yı aralarında görmek istemiyorlar. Son yapılan bazı kamuoyu yoklamaları İspanya genelinde Barcelona'nın La Liga'dan atılmasını isteyenlerin oranı yüzde 60'ları geçmiş durumda. Katalanlar ise tam aksine La Liga'da kalmaktan yana görüş belirtililer.Pazar günü yapılan oylamada başını Bayern Münih'in teknik direktörü Pep Guardiola, kaptan Xavi Hernandez ve Pique'nin çektiği Katalan kökenli futbolcular sandık başına giderek bağımsızlıktan yana oy kullandılar. Katalonya'nın bağımsızlığının futboldan daha önce geldiğini vurgulayan bu kişiler Barcelona kulübünün ortada kalmayacağını ve mutlaka bir ligde yoluna devam edeceğini açıkladılar.Köşe yazarları ise 7.5 milyon nüfuslu Katalonya'nın La Liga'da sadece Espanyol ile birlikte iki kulübünün olduğuna dikkat çekerek milyarlık bütçeye sahip Barça'nın bu yeni yapılanmada ayakta kalmasının imkansız olacağını savundular. İspanya'nın Barcelona'yı reddetmesi halinde Katalan kulübünün aynen Monaco örneğinde olduğu gibi Fransa liginde oynayabileceğine işaret eden uzmanlar bunun futbolseverler açısından El Clasico'nun bitmesi anlamına geleceğini öne sürdüler. Barcelona'sız La Liga'da Real Madrid'in marka değerinin de düşeceğini iddia eden spor yazarları, İspanyol halkının bağımsız bir Barça'yı kendi liglerinde görmek istememesine rağmen siyasetin buna bir çare bularak yeni bir formülde uzlaşabileceğini ifade ettiler.Eurosport
Almanya'dan Türkiye'ye Tehdit
Gökhan Töre ile yaşadıkları 'kafaya silah dayama' olayının ardından Hakan Çalhanoğlu ve Ömer Toprak'ın milli takıma çağrılmaması, kulüpleri Bayer Leverkusen'i de şoka soktu.Alman kulübünün basın sözcüsü Dirk Mesch, “Bu olayın Almanya’daki Türklerin milli takım tercihlerini nasıl etkileyeceğini göreceğiz!” dedi.Geçen yıl kasım ayında oynanan Hollanda maçı için yapılan kampta, Beşiktaşlı Gökhan Töre’nin, Bayer Leverkusen’de forma giyen Hakan Çalhanoğlu ve Ömer Toprak’ın odasını bastığı iddiası gündeme oturmuştu. Gökhan’ın Ömer’e silahla vurduğu, Hakan’ın da ağzına silah dayadığı ortaya çıkmıştı.FATİH TERİM GÖKHAN TÖRE’DEN YANA TAVIR KOYDUBu gelişmelerin ardından, geçen ay oynanan Çek Cumhuriyeti ve Letonya maçlarının aday kadrosuna Ömer ve Hakan sakat oldukları gerekçesiyle katılamayacaklarını açıklamışlardı. İkilinin, Töre de davet edildiği için gelmedikleri iddia edilmişti. Milli Takım Teknik Direktörü Fatih Terim, tavrını Töre’den yana koymuştu. Yarınki Brezilya ve 16 Kasım Pazar günü oynanacak Kazakistan maçları için Hakan ile Ömer’e davet gitmemişti. Hakan, karara saygı duyduğunu söylerken, Ömer sessiz kalmıştı.“KİMSE NE OLDUĞUNU TAM OLARAK BİLMİYOR”Olaylar sıcaklığını sürdürürken, Bayer Leverkusen’den açıklama geldi. Alman ekibinin basın sözcüsü Dirk Mesch, Bugün gazetesinde yer alan açıklamasında şunları söyledi:“Detaylara bakmak lazım. Her şey detaylarda gizli ama hala tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz. Çünkü konuyla ilgili bilgi verilmiyor. Açıklama yapması gereken kişi Fatih Terim’dir. Bu olayların Almanya’daki genç Türk oyuncuların milli takım tercihlerini nasıl etkileyeceğini göreceğiz. Olaylardan ders almak lazım. Almanya Milli Takımı’nda benzer olaylar yaşanmıyor çünkü silah çekmek Almanya’da iğrenç bir şey olarak görülüyor. Alman futbolcu böyle düşünüyor. Almanya, Türkiye veya İngiltere… Her ülkenin kendine özgü sorun çözüm metodları var. Türkiye Milli Takımı’na nasıl bir sonuç getireceğini göreceğiz.”Açık Mert Korkusuz
Reklam
Bakan Çelik: 'Suriyeliler Açık İşlerde Çalışacak'
Çalışma Bakanı Faruk Çelik, üzerinde çalıştıkları düzenlemeyle Suriyeli sığınmacıların ‘ açık iş ‘ pozisyonlarına yerleştirilebileceğini ve işçilerin maaşlarının mevcut asgari ücretin altında olmayacağını açıkladı.Çelik, bakanlığının 2015 bütçe görüşmelerinde Suriyelilerle ilgili Göç İdaresi’nin çıkarmış olduğu bir yasa olduğunu hatırlatarak “Bunlara geçici, tanımlama kimliği diyebileceğim bir kimlik verilecek. Mevcut açık iş dediğimiz pozisyonlarda bizim işçilerin yüzde 10’unu aşmayacak şekilde çok ince teknik bir çalışma yapıyoruz” dedi.‘Açık iş’ nedir?Çelik, ‘açık iş’ kavramının ne olduğunun sorulması üzerine ise “Şu anda işçi bulmakta, işgücü temininde zorlanılan bütün illerimize dönük açık işler var. Oraya dönük bir çalışmadır. Mevcut işgücümüzü, mevcut işgücü talebine, kendi ülke insanımızın vereceği cevabı etkilemeyecek bir çözüm arayışı içinde olduğumuzu belirtmek istiyorum” diye konuştu.Asgari ücret altına düşmeyecekÇelik Suriyeli sığınmacıların ‘gidici misafir’ olmadığını söylerken, yakın zamanda gitmeyeceklerini de vurguladı. Bu nedenle kayıtdışı çalıştırılan işçilerin rekabetle ücretlerde ciddi bir dalgalanma yarattığını belirten Çelik, “Bunların tümünü ortadan kaldıran, asgari ücret bandını da koruyacağımız bir düzenleme olacak. Mevcut asgari ücretin altında kesinlikle olamaz. Çünkü o zaman yerli iş gücüne zarar verir” ifadelerini kullandı.Haftaya yetişebilirÇalışmanın 5-10 günlük bir sürede hazır olacağını söyleyen Bakan Çelik, bir sonraki Bakanlar Kurulu’na ya da sonraki yetişebileceğini söyledi.Diken
'Artık Halep Diye Bir Şehir, Suriye Diye Bir Ülke Yok'
Francesca Borri serbest çalışan bir İtalyan gazeteci. 34 yaşında. Mayıs 2012’den bu yana Suriye’deki savaşı alana giderek takip ediyor.İki buçuk yıl boyunca Halep’in içinden, Suriyeli sivillerin arasında yaşayarak yaptığı haberlerin birinde, sekiz yaşındaki bir kız çocuğunun şu sözlerini paylaşıyordu: “Buradaki tek uçaksavar sistemi yağmur. Tek sığınak kader…”Borri Suriye’ye, Halep’e gidip gelmeye ve savaşın içinden bildirmeye devam eden az sayıda yabancı gazeteciden biri. Syria Deeply’ye verdiği mülakat, hem Suriye’deki savaşı anlamamız açısından önemli hem de adeta bir gazetecilik dersi…Syria Deeply: 2011’deki ayaklanmadan bu yana Suriye’ye defalarca gidip geldiniz. Her ziyarette nasıl değişiklikler gördünüz?İnsanlar benden Suriye’deki durumu birkaç cümlede özetlememi istiyor. Zor. Suriye’deki savaşta dört taraf var: Beşşar Esad ve rejimi, İslam devleti ve radikal İslamcı gruplar, isyancı gruplar ve en önemli taraf, bu savaşın bedelini asıl ödeyen Suriyeliler.Bir anlamda, değişiklik var çünkü bu özgürlük ve onur talebiyle başlayan bir devrimdi, derken silahlı bir direnişe dönüştü ve sonra da topyekün savaş haline geldi.Biz alandaydık, o nedenle ilk yabancı savaşçıların gelişine ve hem onların hem de Suriyelilerin giderek nasıl radikalleştiğine tanık olduk. Benim izlenimim herkesin farklı bir tarafı desteklediği yönünde ama bu, insanların ideal tercihler yaptığı anlamına gelmiyor. Yani insanlar rejimi sevmediklerini söylüyorlar ama halifeliği de istemiyorlar ya da isyancı grupların yol açtığı anarşiyi de. Bu açıdan bakıldığında değişen bir şey yok Suriye’de. Aktörler ve çıkarlar çoklu.Sürekli varil bombalarının ve hava saldırılarının tehdidi altında haber yapmak nasıl bir şey?Halep’teki en kötü zamanlarım varil bombalarının atıldığı nisan ve mayıs aylarındaydı. Halep’teki varil bombalarıyla yapılan bombardıma benzer birşey daha önce hiç görmedim. İnsanlığa karşı işlenen suçlar açısından bugüne dek görülmemiş boyutta…Suriye’de sivil-savaşçı ayrımı yok. Bugün Suriye’de siviller tüm tarafların hedefi. Gerçeküstü bir durum ama, cephede olmak daha güvenli. Çünkü hava saldırıları cephelere düzenlenmiyor. Varil bombaları sadece sivillerin yaşadığı mahallelere atılıyor. Savaşçıların yanında habercilik yaptığınızda, sığınağınız ve yiyeceğiniz oluyor. Yani bazı bakımlardan onların yanında olmak daha güvenli.Nisan ve Mayıs’ta Halep’teki yaklaşık 80 bin sivil cephe neresidir, nerede çatışma var bilemiyordu. Bu nedenle nereye kaçacaklarını da bilmiyorlardı. Tamamen çıldırtıcıydı durum.Halep nasıl değişti? Kültürel mirasın, sosyal dokunun yıkımı ne ölçüde gözlenebiliyor?Artık Halep diye bir yer yok. Yerle bir oldu. Kilometreler boyunca enkaz üzerinde yürüyorsunuz. Kültürel mirastan bahsetmek anlamsız. Artık fiziksel olarak var olmayan bir şeyden bahsediyoruz çünkü. Halep’te yürüyorsunuz, yürüyorsunuz ve hiçbir şey yok (yolunuz boyunca).Suriye derken, 3 milyon insanın kayıtlı, binlercesinin de kayıtsız mülteci olduğu; nüfusunun yarısının evini terk etmek zorunda kaldığı ve -bilgiyi kimden aldığınıza bağlı olarak az çok değişse de- 300 bin kişinin öldüğü bir ülkeden söz ediyoruz.İşim için planlama yaparken, Suriye’yi dört bölgeye ayırıyorum: Güney, orta, kuzey ve doğu Suriye olarak. Bildiğimiz Suriye bitti, artık yok. Ama Suriyeliler var ve odaklanmamız gerekenler de onlar.Son makalenizde genç bir aktivistten alıntı yapmışsınız: “Biz sadece devrimi kaybetmedik… Suriye’yi de kaybettik.” Biraz açar mısınız?Cuma Protestoları’nın liderlerinden Ebu Meryem, Suriyelilerin ve Suriye’nin ne hale geldiğinin sembolü gibi. Ebu Meryem rejim tarafından baskılara maruz kaldı; sonra isyancı grupların saldırısına uğrayıp dövüldü ve en sonunda da İslam Devleti tarafından kaçırılıp öldürüldü.Suriyeliler öldürüldüğünü öğrendiklerinde, Halep’te, varil bombalarının altında yine bir Cuma Protestosu düzenlediler. Halep dünyada cehenneme en yakın yer ama yine de insanlar Ebu Meryem anısına sokağa çıktı.Bugüne kadar, hala, her cuma Suriye’de protesto gösterileri düzenlenmeye devam ediyor. Tek fark, insanlar artık sadece Beşşar Esad aleyhtarı değiller, diğer isyancı gruplar ve İslam Devleti aleyhinde de gösteriler düzenleniyor. Suriyelilerle konuştuğunuzda tamamen kaybolmuş gibi hissettiklerini görüyorsunuz. Ülkelerini de tümüyle kaybettiklerini hissediyorlar.Halep’te sizi en çok etkileyen, hiç unutamayacağınızı düşündüğünüz anınız nedir?Halep’teki ilk günlerimde, çatışmaların ilk haftalarında, Ekim 2012’de bir grup serbest gazeteciyle beraberdim. Ağır top atışı altında kaldık ve bir aşamada sığınak bulmak için fırladık. Kadınlarla, çocuklarla, ailelerle dolmuş bir bina bulduk. Ama ben içeriye giremedim. Bir metrekare dahi yer kalmamıştı…İçeriden yaşlı bir adam çıktı ve bana onun yerine içeri girmemi işaret etti; benim hayatımın onunkinden daha kıymetli olduğunu çünkü bir gazeteci olarak Suriye’de neler olduğunu dünyaya anlatabileceğimi söyledi.Bu adamın yürüyüp toz ve dumanın içinde kayboluşu gözlerimin önünden gitmiyor. Bu görüntüyü bir gazeteci olarak hayatımın sonuna dek unutamam.İslam Devleti yeni bir şey değil. Alanda çalışan bir gazeteci olarak nereden nereye evrildiklerini izledim. Şimdi İslam Devleti bayrağı taşıyanlar birkaç ay önce başka bayraklar taşıyorlardı. Ama yekpare (monolitik) bir örgüt değiller. İslam Devleti’nin yerel Suriyeli savaşçıları ile yabancı savaşçıları arasında fark var.İslam Devleti’nin yönetim, insani yardım, yeniden inşa gibi etkinliklerini yürüten üyeleri ile savaşçıları arasında ise dağlar kadar fark var. Bir yıl önce İslam Devleti’nin halka insani yardım götüren Suriyeli üyeleriyle beraber, yani onlara ilişik çalıştım. Dolayısıyla YouTube videolarında gördüklerimizle benim izlenimlerim arasında fark var.Örneğin, mayıs ayında, bombardımanlar nedeniyle çok sayıda insan ölürken, İslam Devleti, El Nusra Cephesi ve Hareket El Hazm üyeleri, altı tane otobüs bulup tamir etti ve Halep’ten Türkiye sınırı yakınlarındaki kırsal alanlara doğru insanları tahliye etmek üzere seferler başlattı. Ama İslam Devleti’nin Batılı gazetecilere yönelik tehditleri üzerine, sonra ben de Halep’ten ayrılmak zorunda kaldım.Yani siyah ve beyaz değil her şey. Alandaki gerçeklik çok daha karmaşık.Suriye gazeteciler için dünyanın en tehlikeli yerlerinden biri. Halep’teki deneyimlerinizi bu açıdan aktarır mısınız?Mayıs ayında, Halep’ten sağ çıkamam diye düşünüyordum. Yine de Halep’teki son dönemim en güzel zamanlarımdı. İnsanlar yüzünden, insanlıkları sayesinde.Suriye gibi bir yerde zaman anahtardır, yani bir yerde uzun süre geçirme fırsatı bulabilmek… Böylece insanlarla tanışıp, birden fazla kez, aylarca, farklı zamanlarda, öncephede ya da arkaplanda konuşabiliyorsunuz.Türkiye sınırında iken, güvenliğim için örtünmeye karar verdim. Sınırda genç ve yalnız bir kadın olduğunuz için, İslam Devleti ya da devriye gezen herhangi bir grup sizi derhal fark ediyor. Başörtülü olmama rağmen Arap olmadığım da aşikar. Bir keresinde, sınırda bir grup kadın İslam Devleti üyelerinin beni gözetlediğini fark etmiş. Bunun üzerine hemen çevreme toplanıp arkadaşlarıymışım gibi davrandılar. Sınırda ve Suriye içinde buna benzer çok olay oldu, beni hep Suriyeliler korudu, kolladı.Gazeteci olarak güvenilğimin sağlanmasında Suriyeli kadınların özel bir rolü var. Suriye’deki gibi, bir savaş içinde parçalanmalar başladığında, silahlı gruplara ilişerek gazetecilik yapmanın, onların silahlı korumasından yararlanmaya çalışmanın faydası yok. Sahip olabileceğiniz tek koruma Suriyelilerin sağlayabileceği ‘sosyal koruma’ olabilir. Sosyal korumanız olabilmesi için, ilişkiler kurmanız gerekir; bunun için de zamana ihtiyaç var ve işte şimdilerde gazetecilerin sahip olmadığı tek şey bu: zaman.Alana gönderilen muhabirlerin sayısı azaltılıyor. Bu nedenle aynı gazeteci oradan oraya koşmak zorunda kalıyor ki bu da onları tehlikeye atıyor. Suriye’de sadece bir hafta geçirirseniz tehlikedesiniz demektir. Çünkü nelerden kaçınmanız gerektiğine dair tecrübeniz yoktur. Bu açıdan meseleye sadece sahadaki IŞİD varlığı açısından bakmıyorum; medya endüstrisindeki değişiklikleri de göz önünde bulunduruyorum.Diken
Reklam
Fenerbahçe'den 'Telekulak' Açıklaması
Fenerbahçe, bugün bazı yayın organlarında çıkan 'telekulak' haberlerine açıklık getirdi.Kulübün resmi sitesinden yapılan açıklamaya şöyle:Bugünkü Sözcü Gazetesi'nde 'Fener'in kulağı var' ve AMK gazetesinde yer alan 'Biri Fener'i Dinliyor' başlıklarıyla yer alan haberler gerçek değildir.Kulübümüzün Samandıra Can Bartu Tesisleri'nde ya da diğer tesislerimizde, haberlerde bahsedildiği gibi kayıt tutma uygulaması bulunmamaktadır.Samandıra Can Bartu Tesislerimizin güvenlik faaliyetleri özel bir firmaya verilmiş olup, iki güvenlik görevlisi arasında geçen, Samandıra'daki tesis yöneticilerine yönelik hakaret konuşmaları, güvenlik görevlilerinden biri tarafından telefona kayıt edilerek şirket sorumlularına bildirilmiştir. Güvenlik şirketi, basınla da yakın ilişkisi bulunan ve Samandıra'daki gelişmeleri basına aktaran bu kişiyi görevinden almıştır.Tamamıyla kulübümüzün dahli dışında gerçekleşen bu olayı, farklı bir şekilde lanse ederek, manipülasyon amacı taşıyan bu iki gazete, haber kaynakları olan bu kişinin görevinden alınmasından dolayı kulübümüze iftira atarak kamuoyunu aldatıcı haber yapmaktadırlar. Kamuoyunun bilgisine sunarız.FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜFotomaç
Ahmetler Kanyonu'ndaki HES Projesine İptal Kararı Çıktı
Antalya 2′nci İdare Mahkemesi, daha önce yürütmeyi durdurma kararı verdiği, Akseki ve Manavgat ilçeleri sınırlarını kapsayan ve köylünün büyük direniş gösterdiği Ahmetler Kanyonu Karpuz Çayı üzerinde yapılması planlanan Kanyon Regülatörü ve HES projesi için açılan davada şirketin ‘ÇED gerekli değildir’ raporunu iptal etti.Antalya’nın Akseki İlçesi’nden başlayıp Manavgat İlçesi’ne devam eden Karpuz Çayı ve bu çayın geçtiği Ahmetler Kanyonu’nda inşa edilmesi kararlaştırılan Kanyon Regülatörü ve HES projesi hakkında Antalya Valiliği, 31 Aralık 2009 tarihinde ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir’ kararı aldı. Bu karardan 2012 yılında haberdar olan köylülerin yaptıkları dava başvurusu, 60 günlük itiraz süresi aşıldığı gerekçesiyle kabul edilmedi.Ardından şirket çalışanlarının inşaat için araçlarıyla birlikte gelmesiyle köylüler büyük bir direniş başlattı ve çok sayıda sivil toplum örgütünün de desteğiyle çadırlı eylem yaptılar. Köylülerin günlerce sürdürdüğü direniş karşısında şirket araçlarını geri çekmek zorunda kaldı.Valiliğin ‘ÇED gerekli değildir’ kararının Manavgat’ta sadece bir kütüphanede asıldığını belirleyen köylüler, çözüm yolu aramaya başladı. Irmağın karşı yakasında da Akseki İlçesi’ne bağlı Güçlüköy olduğundan yola çıkan köylüler, duyurunun sadece Ahmetler Köyü üzerinden yapıldığını, Akseki’de bir duyuru yapılmadığını belgeledi. Güçlüköy’den Ertuğrul Tosun ve Mustafa Er tarafından bölgedeki tüm köylüler adına Antalya 2′nci İdare Mahkemesi’ne başvuruda bulunuldu ve dava kabul edildi.2013 yılında, HES yapılacak sahada inceleme yapılmadığı, yapılacak tesisin o bölgede yaşayan canlılara zarar vereceği ileri sürülerek iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açılan davada köylüleri sevindirecek karar çıktı. Bilirkişinin hazırladığı, ‘Projenin çevresel etkilerinin yeterince incelenmediği, projenin gerçekleştirilmesi durumunda doğal hayatın sürekliliği ve bölgedeki ekoturizm potansiyelinin olumsuz etkilenebileceği, bölge halkının su kullanım haklarının ihlal edilebileceği düşünüldüğünden, ÇED raporu hazırlanması gerektiği’ raporu doğrultusunda karar veren mahkeme, yürütmeyi durdurdu.Mahkemenin, 4 Eylül tarihli kararında, ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığına hükmederek yürütmeyi durdurma kararı verdiği dava, köylülerin lehine sonuçlandı.Mahkeme heyeti, bilirkişi raporunu hükme esas alınabilir nitelikte bularak, HES projesinin, önemli çevresel etkilerinin olacağı anlaşıldığından, bu etkilerinin en aza indirilmesinin sağlanabilmesi için çevresel etki değerlendirmesi sürecine dahil edilerek ÇED raporu hazırlatılması gerekirken, bu yapılmayarak ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı ve dava konusu işlemin iptaline karar verildiği hükmüne vardı.Antalya 2′nci İdare Mahkemesi’nin 4 Eylül tarihinde verdiği yürütmeyi durdurma kararını hatırlatan ve Ahmetler köylüsünün süreçte gösterdiği mücadeleyi anlatan Ahmetler Köyü Kültür ve Dayanışma Derneği Sözcüsü Mustafa Koç, mahkemenin kararının Ahmetler Kanyonu’nun kurtuluşu olduğunu ve çok sevindiklerini söyledi.Ahmetler Kanyonu, Akseki Murtiçi Köyü’nden başlayıp 12 kilometre uzunluğunda ve dünyaca da tanınan önemli bir doğa güzelliğine sahip. 400 metre derinliği olan kanyon, turizm ve doğa sporları kulüpleri tarafından çok sık ziyaret ediliyor. Hiç tanıtım yapılmadığı halde yerli ve yabancı yılda 6.000-7.000 turist ağırlayan kanyon, kano, yürüyüş, yüzme gibi alternatif turizm imkanları sunuyor. Türkiye’deki en derinlerden biri olan kanyonun su havzası aynı zamanda Manavgat’ta 14 köyün içme suyu ve sulama suyu ihtiyacını karşılıyor. DHA
Mesut Özil, Babasıyla Mahkemelik Oldu
Mesut Özil ile babası Mustafa Özil arasında bir yıldır süren 630 bin euroluk tartışma mahkemeye taşındı.  İngiltere Premier Lig'de Arsenal'da forma giyen Mesut Özil'in babası Mustafa Özil ile maddi konulardan ötürü davalık olduğu, ancak tarafların Düsseldorf Eyalet Mahkemesi'nde 19 Kasım'daki duruşma öncesinde anlaştıkları iddia edildi.Bild Gazetesi'ndeki habere göre, baba Mustafa Özil, futbolcu Mesut Özil'den menajerlik ve danışmanlık ücreti olarak 600 bin Euro, bir reklama aracılık etmesinden ötürü 30 bin Euro ve lüks bir aracın kendisine verilmesini istedi. Haberde, Almanya Milli Futbol Takımı'nda da forma giyen Mesut Özil ile babası Mustafa Özil'in geçtiğimiz yıl Kasım ayından bu yana aralarının açık olduğu bildirildi. İkili arasındaki anlaşmazlık nedeniyle Mesut Özil'in menajerliğini son bir yıldır ağabeyi Mutlu Özil yapıyor.Sporx
Reklam
Bayık: 'Adım Atma Sırası Devlette, Biz 40 Yıl Savaştık 400 Yıl Daha Savaşırız'
KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık: Önder Apo’nun bırakılması müzakere ile mümkündür. Şimdi nasıl 17’de Önder Apo’yu bırakacaklar?KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık , çözüm süreci konusunda adım atma sırasının devlette olduğunu vurgulayarak, “Biz 40 yıl mücadele ettik, gerekirse 400 yıl daha mücadele ederiz. Bunun bilinmesi gerek” dedi.Yurt gazetesinden Nazan Özcan ve Veysi Polat’a konuşan Cemil Bayık çözüm süreci konusunda açıklamalar yaptı. Yurt gazetesinde “Israrın sonuna geldik” başlığıyla yayımlanan (11 Kasım 2014) söyleşi şöyle:Bayık, barış için 1993'ten itibaren 9 defa tek taraflı ateşkes yaptıklarını hatta son olarak gerillayı da geri çektiklerini, ancak bu saatten sonra artık adım atma sırasının devlette olduğunu aksi taktirde gerekirse 400 yıl daha savaşabileceklerini söyledi.Cemil Bayık'la Kandil'de yaptığımız röportajın son bölümünü yayınlıyoruz.Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, milletvekilleri konuşuyor, çözümü götüren Yalçın Akdoğan sizin açıklamalarınız için “Blöf yapıyorlar” diyor... Siz kimi ciddiye alıyorsunuz?Biz Türkiye'deki halkları esas alıyoruz. Ve sorunu çözmek isterken, kim iktidardaysa elbette onunla görüşüyoruz. Ama sorunun çözümünü iktidardan ziyade, toplumla gerçekleştirmek istiyoruz. Bizi AKP'yle görüşmekle, AKP'ye destek vermekle suçluyorlar. Hükümet onlar! Hükümet olmayan bir parti sorunu çözebilir mi, çözemez. Biz bugün iktidarda AKP olduğu için onlarla görüşüyoruz, yarın CHP iktidar olsa onunla görüşürüz. Biz hepsinin açıklamalarına bakıyoruz ama şu anda AKP ve Hükümet'in siyasetini belirleyen Erdoğan. Erdoğan ne derse, AKP onu esas alır. AKP'de, Hükümet'te herkes Erdoğan'a bakar.O zaman Bülent Arınç'ın “mecbur da değiliz mahkum da” lafını da o kadar ciddiye almadınız. Ama sizin açıklamalarınız için Arınç, “Ben teröriste cevap vermem” dedi.Diyebilir, ciddiye almıyorum. Arınç, kadına yaklaşımında gerçeğini gösteriyor, kadına hakaret eden biridir. Kadına hakaret insanlığa ve topluma hakaret etmektir. Birini tanımak istiyorsanız, kadına yaklaşımına bakın, doğru ölçü budur.PKK için yapılan bir eleştiri var: 17 ve 25 Aralıktaa PKK hiçbir şey söylemedi. ‘Hırsızlık, yolsuzluk, hukuksuzluk olan bir sürece PKK ya da Kürt hareketi bir şey söylemeliydi’ eleştirileri yapıldı.Çok dar, tepkisel ve duygusal yaklaşımlar. Bunların aşılması gerek. AKP politikalarıyla PKK kadar mücadele eden başka biri yok. Türkiye'de birçok hareket kendini AKP karşıtı gibi gösteriyor ama bunlar hep söylem düzeyinde. Biz “Çiller ve hükümeti ne idiyse, Erdoğan ve hükümeti de aynıdır, hatta Çiller'den daha tehlikelidir” açıklaması yaptık. PKK, AKP'nin yolsuzluklarına karşı birşey demedi diyenler, en çok da AKP'ye destek verenlerdir. 'Yetmez ama evet' diyenlerdir, şimdi kalkıp PKK'yi suçlamaya çalışıyorlar. PKK o günlerde, AKP'ye karşı kıran kırana bir mücadele veriyordu. Onlar ise AKP'yi demokrasi gücü olarak görüyor ve destek veriyorlardı. Şimdi AKP'nin Türkiye'de demokrasi geliştirmediğini görünce, bu sefer AKP'yi eleştirmeye başladılar. Bu bize yapılan büyük bir haksız ve vicdansızlıktır.Bu da “Çözüm süreci demokrasiyi rehin aldı” tartışmalarını getirdi.Hayır, çözüm süreci demokrasiyi rehin almaz. Çözüm süreci, tam tersine demokrasiyi geliştirir. Dikkat ederseniz, Nevroz'da Önder Apo'nun açıklamasında ne vardı: ‘Türkiye'nin demokratikleşmesi ve buna bağlı olarak Kürt sorununun demokratik, siyasal çözümü.’ Sadece Kürt sorununun çözümünden bahsetmiyordu. Türkiye toplumunun, siyasetinin, devletinin demokratikleştirilmesinden bahsediyordu. Bu ne anlama geliyor? Bu yolsuzluklar, kirlilikler, haksızlıklar, baskılar, şiddet, eşitsizlik, katliamlar, asimilasyonlar olmayacaktı.Amerika PYD'ye destek veriyor, Kobani'de IŞİD'i vuruyor. Sizin de PYD ile organik bağlanırız var. Ayrıca son açıklamanızda “Üçüncü göz Amerika olmalı” dediniz. Yeni müttefikiniz Amerika mı?Biz kendimizi üçüncü bir çizgi olarak tanımlıyoruz. Ve üçüncü bir çizgi olarak da farklıyız. Biz ne 'muhalefet' dedikleri güçlerin yanında, ne de iktidar denilen güçlerin yanında yer aldık. Bölgede, uluslararası alanda iktidar ve 'muhalefet' güçlerine göre bölünmüş ve cephe oluşmuş durumda. Biz onun için üçüncü çizgiyiz. Bu ikisinin yaklaşımı şimdiye kadar neydi? Kürt kimliğini, iradesini, değerlerini kabul etmemek, buna karşı mücadele etmek. Gelinen aşamada bir taraf Kürtlerin kimliğini, değerlerini kabul etmeye başlıyor. Bu taktik ve stratejik bir yaklaşımdır. Şunu esas alıyoruz: Kim ki, bizi kimliğimizle, değerlerimizle tanırsa ve Kürtlerin halk olmaktan kaynaklanan doğal haklarını kabul ederse, sorunu bu temelde çözmek isterse, onunla sorunu çözeriz. Kim olursa olsun, hangi ülke olursa olsun.'Amerikan emperyalizmiyle kolkola girdi Kürt hareketi' deniyor bu sefer. Buna ne diyorsunuz?Bunlar klasik söylemler. Onun için söylenenden çok, neyin yaşandığına ve neyin yapıldığına bakılmalı. Meşhur bir söz vardır, 'insanın gerçeği pratiğidir' diye. Bizim hareketimizin gerçeği de pratiğidir. Çok ucuz değerlendirmeler, eskiden 'kasaba siyasetçisi' derlerdi bunlara. Şimdi herkes yürüttüğü siyasetin halklar, dinler ve kültürler açısından neye yol açtığına baksın. Bugün halklar, dinler, kültürler PKK'yi tek kurtarıcı olarak görüyorlar. Eğer bazılarının o ucuz politikalarına göre ele alınsaydı halklar ve kültürler PKK'yi tek kurtarıcı olarak görmezlerdi. Elbette ki, herkesin kendi çıkarları var. Eğer bugün Türkiye DAİŞ'i destekliyorsa, Amerika Kobani'de bombardıman yapıyorsa kendi amaçları var. Peşmerge, Kobani'ye gidiyorsa amaçları var, YPG Kobani'de direniyorsa amaçları var... Burada elbette bazıları başarılı, bazıları başarısız, bazıları kısmen başarısız olur. Bu neye bağlıdır, yürütülen öncülüğe. Bugün PKK, Ortadoğu’da süreç belirliyor. Hiçbir güç PKK’nin bu gücünü görmezden gelemez. Amerika da görüyor.Siz de uygun olduğu kadar Amerika ile işbirliği yaparız mı diyorsunuz yani?Bizim için şu güç, bu güç diye bir şey yoktur, biz herkesle görüşürüz. Biz herkesle ilişkiye gireriz. Yeter ki bizim kimliğimizi kabul etsinler. Yeter ki, halklarımızın doğal haklarının teslimini öngörsünler.Öcalan için sekretarya sözü verildi ve birkaç gün önce Ertuğrul Kürkçü, “Öcalan ve devletin Hatip Dicle ve Ceylan Bağrıyanık'ın isimleri üzerinde anlaştığını” söyledi. Kandil'den kim gidecek?Devlet heyetiyle Önder Apo, İmralı’daki görüşmeler sonucunda bazı komiteler oluşturdu. Yani burada sekretarya kimden oluşacak, müzakere heyetini kimler oluşturacak, izleme komitesinde kimler olacak bu konularda bazı isimler belirlendi, öneriler oldu. Ama Türkiye şimdi bütün bunları inkar ediyor. Türkiye zaten her şeyi inkar ediyor.Peki Kandil'den kim gidecek?Biz niye ısrarla üçüncü taraf olsun diyoruz! İnkar olmasın diye. Burdan gidecek isim yok.Söylemiyor musunuz yani?Hayır yok. Biz burdan isim göndermeyi uygun görmüyoruz. Önderlik de uygun görmüyor.Kandil'den kimse gitmeyecek mi?Hayır, şimdilik kimse gitmiyor.Şimdilik?Şimdilik tabii. Daha müzakere olacak mı olmayacak mı, daha işin başıdır. Nasıl diyelim, burdan şu arkadaşımız gidiyor diye? Eğer müzakere olsaydı, pratik bir aşamada, belki burdan da bir isim katılırdı. Şu anda öyle bir durum yoktur.Sabri Ok ismi geçiyor ama.Hayır, öyle bir şey yok.Bir MİT belgesinden bahsediliyor. Öcalan’ın 2015’te İmralı’dan çıkması için ortada bir anlaşma olduğunu, fakat bu tarihin 2017'ye çekildiği söyleniyor.Bizim böyle bir bilgimiz yok. Kaynaklar kimse, onlara sormak lazım. Bırakalım Önder Apo’nun 15 ya da 17’de bırakılmasını, tarihleri, Önder Apo’nun bırakılması müzakere ile mümkündür. Şimdi adamlar adım bile atmıyor, her şeyi dondurduk, başa geçtik diyorlar. E şimdi nasıl 17’de Önder Apo’yu bırakacaklar?Bir anlaşma yapıldığı söyleniyor.Hiçbir anlaşma yoktur.“Hiçbir” imza atılmadı mı, “hiçbir anlaşma” yapılmadı mı bu bir buçuk yıldan fazla süreçte yani?Hiçbir imza atılmadı, hiçbir anlaşma yoktur. Hep diyalog var, Türkiye hep diyalog sürecinde tutuyor, müzakereye geçmek istemiyor. Onun için de hiçbir şeyi belgelendirmek istemedi. Hiçbir şeyi imzalamak istemedik. Biz niye müzakerede dayatıyoruz, niye izleme komitesinde dayatıyoruz, bunlar için.Peki daha ne kadar ısrar edeceksiniz?Bitti! En sonuna geldik ısrarın. Kürtlerin yapacağı bir şey kalmadı, gerisi Türkiye’nin atacağı adımlardır. Bizim yapacağımız bir şey kalmamıştır. Biz yapacağımızın en azamisini zorlayarak yaptık. Bundan ötesi artık Türkiye’ye bağlıdır.Ne yapılsa süreç rayına oturur peki?Eğer Türk hükümeti ve Cumhurbaşkanı zihniyetini değiştirirse yoluna girer.Nasıl bir zihniyet değişimi?Onlar müzakere yapmıyorlar. Onlar süreci askıya aldıklarını söylüyorlar. Onlar mahkum olmadıklarını söylüyor. Biz söylemiyoruz. Eğer onlar bunlardan vazgeçerse, müzakereyi kabul ederlerse, müzakere şartlarını yerine getirirlerse, o zaman sorun çözüm yoluna girer. Önder Apo bir Kürt ulusal kongeresinin toplanmasını istedi. Ve bu kongreden bir yürütmenin çıkmasını istedi. Yine Kürt diplomasinin yürütülmesi için bir komitenin oluşturulmasını istedi. Yine burda Kürt savunma güçlerinin oluşturulmasını istedi. Bir ortak Kürt savunma gücü, bir barış gücü oluşsun dedi. Bunlar yıllar önce bizim savunduğumuz ve pratikte geliştirmeye çalıştığımız düşüncelerdi ve geliştiriyoruz da. Kongre için çalışmalar yürüttük, bir yere kadar getirdik. Şimdi zemin elverişli hale geldi, kalınan yerden bunları yürütüp yönetmek istiyoruz. Yani biz çalışmalarımıza devam ediyoruz hala. DAİŞ faşizmi kendi iradesi dışında, Kürtleri yakınlaştırıyor. Kürtlerin sorunlarını çözmesine hizmet ediyor. Demokratik ulus anlayışının gelişmesine zemin hazırlıyor. Dikkat edilirse, DAİŞ, Güney Kürdistan'a saldırdığında gerilla halkı korumaya Şengal'e koştu. PKK gerillası orada Yezidilere sahip çıkarak, insanlığa ve insanlığın değerlerine sahip çıktı. Onun için herkes bunu gördü ve dillendirmeye başladı. PKK saygılı olduğunu söyledi, PKK'nin bir insanlık hareketi olduğunu, insanlığa sahip çıktığını söyledi. PKK'ye karşı birçok düşünce ve algı değişmeye başladı. Büyük bir güven oluştu. Kürtler büyük saygı görüyor, herkes bu direnişe göre yeni politikalar oluşturuyor.Ama bir taraftan Türkiye de çatışmaların başlayacağı kaygısını yükseltiyor.Adım atarsa Türkiye, çözüme gider, adım atmazsa da bu iş biter. Biz 40 yıllık bir hareketiz, eğer sorunu çözmezse, teslim olacak değiliz. PKK’nin kuruluşu, teslimiyete karşıdır zaten.İnsanlarda yine eski çatışmalı günlere döneceğiz korkusu başladı.Ne yapalım, yani teslim mi olalım? 40 yıl mücadele ettik, Kürt sorununu ortaya çıkardık, çözümü siyasi yolla yapalım dedik, 93’ten beri tek taraflı dokuz kez ateşkeş ilan ettik. Sonunda gerillayı geri bile çektik, daha ne yapalım? Gerisi teslim olmaktır. Türkiye’nin de AKP’nin de istediği bu zaten. E şimdi biz tasviyeyi mi kabul edeceğiz yani? Eğer bunu dayatıyorlarsa, büyük bir yanlıştalar. Biz 40 yıl mücadele ettik, gerekirse 400 yıl daha mücadele ederiz. Bunun bilinmesi gerek.Aysel Tuğluk “AKP partner değil”, Sırrı Süreyya Önder “Darbe mekaniği”, Hatip Dicle “Paralel yapı” diyor. Öcalan “Süreç sürüyor”, siz “zaten yoktu ki” diyorsunuz. AKP oyalıyor evet ama sizin söyledikleriniz de mesaj karmaşası yaratıyor.Bir mesaj karmaşası yok. Herkesin söylediği birbirini tamamlıyor. Şimdi bir PKK’linin söylediği ile PKK’li olmayanın söylediği aynı olamaz. Aysel Tuğluk, Sırrı Süreyya Önder, Hatip Dicle bir PKK’li değil. Ben PKK’liyim, ben PKK’nin kurucularındanım. Elbette ki benim sürece yaklaşımım değerlendirmelerim farklı olur, HDP'lilerin ya da PKK’li olmayanın farklı olur. Burda yadırganacak birşey yok. Evet PKK, belki Kürt hareketi içindeki her şeyi kapsıyor, öncülük yapıyor ama hepsi PKK değil. Ama söz birliği isteniyorsa, o zaman Türkiye’deki halkların, demokrasi ve sosyalist güçlerin hepsinin Kürt özgürlük mücadelesine destek vermesi ve Türkiye devletine bu sorunu çözmesi için baskı uygulaması gerekiyor.Son dönemde sizi de aslında çok ilgilendiren ama genelde Türkiye'nin bütün doğasını ilgilendiren HES'ler, termik santraller tartışmaları devam ediyor. Kürt bölgelerinde de HES'ler, termik santraller arttı. PKK’nin ekolojik tarumara karşı tutumu nedir?Türkiye’de kapitalizm Turgut Özal döneminde gelişti. AKP ise onu daha da ileriye götürdü. Bugün Türkiye’de artık tekelcilik var. Dünyadaki kapitalist modernite de, tekelciliği esas alıyor.AKP de bunu esas alıyor. Kürdistan’da da bu yönlü bir politika geliştiriyor. Eskiden Kürdistan’da Türk sömürgeciliğinin dayandığı kesimler ağalar, beyler, aşiret reisleriydi. Bu mücadeleyle aşıldı. Şimdi yeni bir egemen sınıf, bir burjuva sınıfı, tekeller Kürdistan’da AKP tarafından büyütülüyor. Ve bunlara dayanarak, Kürdistan’da Türk devleti varlığını sürdürüyor.Bu tekellerin oluşması için, Kürtlerde AKP’ye bağlılık ve sermayenin oluşması için her şey peşkeş çekiliyor. Onun için Kürdistan’da büyük bir tahribat oluşmuştur.Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) sitesinde yer alan verilere göre yalnızca 2002-2011 yılları arasında Fırat-Dicle havzasında santral sayıları yüzde 1000’ler oranında arttı.Bununla aslında Kürt hareketinin özgürleşmesi önlenmek isteniyor. Kürdistan’da doğada, toplumda büyük bir tahribat oluştu. Bu HES’lerle, siyanürlü altın aramayla, termik santrallerle ya da kayagazıyla yapılıyor ve bunların geçtiği yerde yaşam diye bir şey kalmıyor. Yaşanacak ne kadar yer varsa, hepsi tahrip ediliyor. İnsanlar göçertiliyor, hayvanlar öldürülüyor, her şey yok ediliyor. Bizim yaşamımız yok ediliyor. AKP’nin Kürdistan’a karşı yürüttüğü mücadele yaşamı yok etme boyutundadır.Diyorlar ya, Kürdistan sorunu aslında ekonomik sorundur, ekonomik sorunu çözersek tamamdır. Ekonomik sorunu da büyük bir talanla çözmek istiyor. Kürtler arasında yeni işbirlikçileri, yeni bir burjuva sınıfı ve tekelcilik yaratılmaya çalışılıyor. Bu temelde diyor ki, 'ben Kürtlere istihdam, iş olanağı yarattım.' Aslında bununla soykırımı gerçekleştiriyor.Yani Kürtlerin tarihini, değerlerini, yerleşim yerlerini, coğrafyasını, suyunu ortadan kaldırıyor, yaşam alanlarını zehirliyor. En büyük tehlike bu. Halkımızın bunu çok iyi anlaması ve bununla mücadele etmesi gerekiyor. Bugün mücadelenin en önemli yönü burasıdır.T24
Reklam
Hakkari'de Gözaltı Gerginliği
Hakkari kent merkezinde bir kişinin polisler tarafından gözaltına alınması gerginliğe neden oldu. Polis, gözaltına tepki gösteren grubu biber gazı kullanarak dağıttı. Hakkari Valisi Yakup Cambolat, 1 Kasım'da çıkan olaylardan dolayı 1 kişinin gözaltına alındığını söyledi.Hakkari'de 1 Kasım'da yapılan Kobani protestoları sırasında bir bankayla ait ATM'nin göstericiler tarafından ateşe verilmesi olayı ile ilgisi bulunduğu ileri sürülen bir kişi bugün gözaltına alındı. Gözaltının akşam saatlerinde Cumhuriyet Caddesi'nde yapılması gerginliğe neden oldu. Kimliği açıklanmayan kişinin gözaltına alınması çevrede toplanan grubun tepkisine neden olunca, polis toplananları biber gazıyla dağıtmaya çalıştı. Çevrede toplanan kalabalık ise poliselere taş atarak karşılık verdi.Cumhuriyet Caddesi'nde çıkan olaylar yaklaşık 15 dakika sürdü. Hakkari Valisi Yakup Canbolat, gözaltının 1 Kasım'da bir banka şubesine yapılan molotoflu eylemden kaynaklandığını söyledi. Vali Canbolat, bu kişinin de banka şubesine yapılan molotoflu saldırıyla ilgisinin bulunduğunun kendisine bildirildiğini ve gözaltı işlemini de bundan dolayı yapıldığını kaydetti. Olayın ardından polis kentte geniş güvenlik önlemi alırken, atılan gazlardan bazı kişiler etkilendi.DHA
Reklam
Doktor Canlı Yayında Kalp Krizi Geçirdi
360 TV'de yayınlanan Arzu Kılıç'ın sunduğu Sağlıklı Yaşam programında Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Prof Dr. Uğur Yansel kalp krizi geçirdi.Sağlık programlarının deneyimli sunucusu Arzu Kılıç hemen programı kapatıp ambulans gelene kadar Doktor Yansel'in yanından bir saniye ayrılmadı. Prof. Dr. Uğur Yansel ambulansla hastaneye sevk edildi.
İstanbul'da Deprem Olsa Nerede Toplanacağız?
İstanbul’daki 39 belediyeden yalnızca altısının internet sitesinde afet toplanma alanlarına ilişkin bilgiler var. Bu alanların vatandaşlara duyurulması için çalışmaya başlayan Mimarlar Odası her apartmana bir tabela öneriyor.İstanbul’da deprem olsa nerede toplanacağız? Bu bilgiyi nereden öğrenebiliriz? Toplanacağımız alanların altyapısı hazır mı?Olası bir afet durumunda nerede toplanacağını bilip bilmediğini sorduğumuz beş kişiden yalnızca biri olumlu yanıt verdi. İlçedeki tabelalar bu bilgiye erişmesinde etkili olmuş.Bu sorulara İstanbul’daki 39 ilçe belediyesinin internet sitesinde cevap aradık. Yalnızca altısında* afet toplanma alanlarına ilişkin bilgilere ulaştık.Kiminde bu yerler 'çadır alanları' olarak haritada gösteriliyor, genelinde sıralı listeler halinde. Beşiktaş Belediyesi'nin dışındaki sitelerde sadece toplanma alanları verilirken, Beşiktaş Belediyesi sitesinde mahalle mahalle nerede toplanılacağı gösteriliyor.Altı sitede de bu bilgiler görünür yerlerde değil. Site içinde geniş arama yapmak gerekebiliyor.Afet toplanma yerlerinin amacına ulaşması için kent içi başta olmak üzere görünürlüğünün sağlanması gerekiyor.Mimarlar Odası Anadolu 1. Bölge Temsilciliği de afet toplanma alanlarının öğrenilmesi ve halka duyurulması ile ilgili çalışmaya başladı.Temsilcilik İstanbul'un Anadolu yakasından sekiz kaymakamlığa afet toplanma alanlarının nereleri olduğunu sordu. Sancaktepe Kaymakamlığı’ndan “gizli” olduğu gerekçesiyle yanıt alınamadı. Yanıt için bir kez daha başvurmaları gerekti. Temsilcilik böylece sekiz ilçeye** dair afet toplanma alanlarına ilişkin verilere erişti.Şimdi bu bilgileri duyurmak üzere çalışmalara başlıyorlar.Mimarlar Odası Anadolu 1. Bölge Temsilciliği Başkanı Saltuk Yüceer ile çalışmaya başlama amaçlarını, afet toplanma yerinin bilinmesinin önemini ve hedeflerini konuştuk.Yüceer kaymakamlıklara başvurularıyla bu alanların afet yaşanmadan insanların hafızasında yer almasını sağlamanın yanı sıra imara açılıp açılmadıklarını da kontrol etmek istediklerini söyledi.“Vatandaşlar buranın toplanma alanı olduğunu bilmiyorsa, imara açılması onları çok da ilgilendirmiyor. Buranın yeri geldiğinde kendi hayatlarını kurtaracağını bilemeyebiliyorlar. Bu alanların hafızalara yerleşmesini sağlamak ve imara açılıp açılmadığı konusunda takipçisi olmak lazım.”“Afet toplanma alanlarını kimsenin bildiğini sanmıyorum” diyen Yüceer çalışmaları kapsamında belediye ve muhtarlıklarla işbirliği yaparak her binaya afet alanında toplanacakları yerleri gösterecek bir plaket asılmasını sağlamayı hedeflediklerini anlattı.Yüceer, afet toplanma alanlarının kapasitelerine dikkat çekerek, her apartmanın nereye gideceğinin belirlenmesinin önemli olduğunu söyledi.Afet toplanma alanlarının alt yapılarının da bu amaca uygun olması gerektiğini altını çizen Yüceer bu alanda elektrik ve suyun yanı sıra çadır ve yardım dağıtım merkezlerinin de bulunması gerektiğini söyledi. İnternet sitesinde afet toplanma alanlarına ilişkin bilgi olan belediyeler: Beşiktaş, Fatih, Küçükçekmece, Şişli, Kadıköy ve Maltepe Belediyeleri.Mimarlar Odası’nın afet toplanma alanlarına ilişkin bilgi aldığı kaymakamlıklar: Çekmeköy, Ümraniye, Üsküdar, Kadıköy, Ataşehir, Adalar, Beykoz ve Sancaktepe Kaymakamlıkları.Bianet / Beyza Kural
Reklam