ÇHD'li Avukatlar Davasında Anayasa Mahkemesi Talebine Ret
Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosu mensubu avukatların yargılandığı, Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmasının ardından ağır ceza mahkemesine gönderilen davanın ilk duruşması yapıldı. Avukatlar, davanın Özel Yetkili Mahkemede kaldığı yerden devam etmesinin anayasaya aykırı olduğunu belirtti, benzer davaları örnek gösterdi ve dosyanın Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmesini talep etti. Mahkeme ise, bu talebi reddetti.Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu'na mensup 22 avukatın, 'DHKP-C üyesi' oldukları iddiasıyla yargılandıkları davaya devam edildi. Sanık konumuna getirilen avukatların avukatları, Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırıldığını gerekçe göstererek dosyanın Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmesini talep etti. Ancak mahkeme, bu talebi reddederek, duruşmayı 13-14 Mayıs 2015'e erteledi.18 Ocak 2013 tarihinde ÇHD'li 22 avukat hakkında, 'DHKP-C üyesi oldukları' iddiası ile açılan davanın 2'inci duruşması, Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmasıyla dosyanın devredildiği İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmaya tutuksuz yargılanan avukatlar ile onlara destek için gelen ÇHD üyesi avukatlar, Özgürlükçü Hukukçular Derneği üyesi avukatlar ve yurt dışından çok sayıda gözlemci avukat katıldı. Sanık konumuna getirilen avukatlardan eski ÇHD İstanbul Şubesi Başkanı Taylan Tanay duruşmaya katılmadı.Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada iddianame okundu. Sanık avukatlar adına söz alan Avukat Bayram Belen, davanın iddianamesinin kapatılan Özel Yetkili Mahkemeler döneminde kabul edildiğini belirterek, “Kovuşturmaya özel yetkili mahkemelerin bıraktığı yerden devam etmeniz Anayasa'ya aykırıdır. Yeniden tensip düzenleyip yeniden iddianameyi kabul ya da ret yönünden karar verip yargılamayı baştan yapmanız gerekir. Çünkü Özel Yetkili Mahkemeler, adil yargılama yapmadıkları gerekçesi ile kaldırıldılar. Bu nedenle yargılamaya, Özel Yetkili Mahkemelerin bıraktığı yerden devam etmeniz Anayasaya aykırıdır. Bu nedenle dosyanın Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmesini talep ediyoruz' diyerek dosyanın Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmesini istedi.Mahkeme Anayasaya aykırılık iddiasını reddettiMahkeme, “Kapatılan Özel Yetkili Mahkemelerin yasa ile kurulduğunu, avukatların talebinin de dosyanın esasına bir katkısının olmayacağını' gerekçe göstererek avukatların talebini reddetti.Mahkemenin bu kararı üzerine söz alan sanık konumuna getirilmiş avukatlar, dosyanın Anayasa Mahkemesi'ne gönderileceğini düşündükleri için savunma hazırlamadıklarını belirterek süre istediler. Mahkeme duruşmayı 13-14 Mayıs 2015 tarihine erteledi.Duruşma öncesi basın açıklamasıBir gurup avukat da yargılanan avukatlara destek vermek için duruşma öncesi adliye önünde toplanarak basın açıklaması yaptı. Avukatlara yabancı meslektaşları da destek verdi. Avukatlar, açıklamanın ardından duruşmayı takip etmek için adliyeye girdi.Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) 10. maddesiyle görevli İstanbul Cumhuriyet Savcısı Adem Özcan tarafından hazırlanan 622 sayfalık iddianamede, ÇHD Genel Başkanı Kozağaçlı ile derneğin eski İstanbul Şube Başkanı Taylan Tanay'ın 'DHKP-C yöneticisi olmak', diğer avukatlar ise 'örgüt üyeliği' ile suçlanıyor.ÇHD yöneticisi ve üyelerinden 9 avukat, DHKP-C adı altında yürütülen soruşturma kapsamında 18 Ocak 2013'de tutuklanmış ve Avukatlardan Şükriye Erden, Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı, Naciye Demir ve Güçlü Sevimli davanın üçüncü duruşmasında, diğer avukatlar ise 21 Mart 2014'te tahliye olmuşlardı. Soruşturmanın devam ettiği sırada Emniyetten yapılan açıklamada avukatlara 'ajan ve terörist' suçlamasında bulunulmuş, Türkiye tarihinde bir ilk daha gerçekleşerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturmanın gizliliği hiçe sayılarak avukatlar hakkında basın toplantısı düzenlenerek suçlamalarda bulunulmuştu.Savunmayı sanık koltuğuna oturtan soruşturma ve yargılama sırasında sayısız hukuksuzluklara imza atılmış ve bunlar da kamuoyu gündemine gelmişti. Bizzat Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ve Emniyetin, hazırlık soruşturmasının devam ettiği aşamadaki açıklamalarında, 'Bürolarında 11 çelik kapı var, evrak yakıyorlardı, sahte kimlikler bulundu' denilmişti. Ancak daha sonra baskına ilişkin emniyet kamerasının kaydettiği görüntüler ortaya çıkmış ve bu iddialarının tümünün gerçek dışı olduğu görülmüştü. Polisin ÇHD ve Halkın Hukuk Bürosu'na gerçekleştirdiği baskın sırasında 11 çelik kapıya ne de her hangi bir evrakın yakılmasına ilişkin duruma ve görüntüye rastlanmamıştı. Üstelik avukat bürolarının aranmasında yasal zorunluluk olarak bulunması gereken savcı da aramaya nezaret etmemişti. Saatler sonra polisin baskın yaptığı büroya gelen soruşturmanın savcısı Adem Özcan ise MİT, 17 Aralık soruşturmaları ve 7 bin 500 kişinin yasa dışı dinletilmesiyle gündeme gelmiş ve suçlanmıştı.Üstelik operasyon sırasında gözaltında alınan avukatlar şiddete de uğramıştı. Avukat Taylan Tanay'ın, emniyette maruz kaldığı işkencenin kamera kayıtları ortaya çıkmıştı. Görüntülerde 10 kadar polisin yere yatırarak üzerine çıktığı avukat Tanay'a polis amirinin, 'İşkence yapmayalı yıllar oldu. Elektrik vermiyoruz, su vermiyoruz' demesi dikkat çekiyordu.CNN Türk
Dünyanın Baştan Aşağı Değişmekte Olduğunu Gösteren 19 Akıl Almaz Bilgi
Aslında birçoğumuz, tarihte meydana gelmiş büyük çaplı değişimlerin çok uzun sürdüğünü düşünüyoruz. Kısmen haklıyız da bunda. Fakat günümüzde, dünya tahmin ettiğimizden de hızlı değişiyor ve bugün toplumumuzu ayakta tutan birçok şey, yakın gelecekte değişecek. İşte o akıl almaz değişimlerden 19 tanesi;
Android Telefonları Stüdyoya Çeviren Cihaz
Önce iOS için piyasaya sürülen iRig HD-A , şimdi de Android kullanıcısı gitaristler için satışa sunuluyor. Bu cihaz sayesinde gitarın kaydını yapmak eskisinden çok daha kolay bir hale geliyor.Kablo aracılığıyla telefon gitara bağlanabiliyor ve Amplitube uygulaması ile kayıt yapılabiliyor. 24 bit 48kHz dijital çevirici kablosunun yanında ayrıca USB kabloya da sahip cihazı böylece bilgisayara erişilebilen her yerde kolayca kullanmak mümkün oluyor. 100 dolar fiyat etiketiyle gelen iRig HD-A, yalnızca Samsung Professional Audio destekli cihazlarda çalışabiliyor. Şu an Galaxy Note 4, Galaxy Note Edge ile çalışan cihazın önümüzdeki dönemlerde Galaxy S5 ve Note 3′e de destek sağlayacağı belirtiliyor. İleride destek verilen telefonların sayısının artıp artmayacağı konusunda ise herhangi bir açıklama gelmiş değil.LOG Dergisi
Sokakta Sarhoş Numarası Yaparak Adres Soran Güzel Kadının Erkeklerle İmtihanı
Sarhoş taklidi yaparak Hollywood Bulvarı’na doğru yol alan kadın, toplamda beş erkekle muhatap oluyor. Sadece sarhoş bir şekilde yolda yürüyen ve otobüs durağını soran kadın erkekler tarafından kenara çekiliyor, kolundan tutuluyor ve hepsi kadına aynı soruyu soruyor: ‘Evime gidelim mi?’Kadınsanız sadece cinsiyetiniz yüzünden şiddet görebilirsiniz, iş hayatınızda tacizlere maruz kalabilirsiniz, ailenizin hanım kızı olmazsanız herkes tarafından yargılanabilirsiniz. Ayık olarak karşılaştığı bu muameleye kadınlar bir de sarhoşluklarını ekleyince, olay kontrolden çıkıyor.
Reklam
Milyonluk Eserleri 10 Bin Liraya Satmışlar!
Ankara Resim Heykel Müzesi'ndeki milyonlarca liralık tabloların, sahteleriyle değiştirilerek 10 bin liraya satıldığı ortaya çıktı.Ankara Resim Heykel Müzesi'nden değerli eserlerin nasıl çıkarıldığı gizli tanık ifadesiyle de gözler önüne serildi. Soruşturma kapsamında ifadesine başvurulan gizli tanık, müzede güvenlik görevlisi ve müdür yardımcısı olarak çalışan kişilerin tabloları sattığını söyledi.Gizli tanığın verdiği bilgiye göre müzenin depolarında duran, bazıları kayıtlara girmemiş orjinal resimler dışarı çıkarıldı ve yerlerine sahteleri konuldu. Bunlar arasında Halil Haşa'ya ait iki yağlı boya tablo da 10 bin liraya satıldı.Bu tablolar başka isimler arasında el değiştirirken aynı müzeden 80 eser daha geldi.Bunların bir bölümü müzayedelerde bir bölümü de el altından satıldı.Resim Heykel Müzesi'nde kayıp 132 eserle ilgili başlatılan operasyonda aralarında işadamarı ve antikacilarında bulunduğu 17 şüpheliden 3'ü tutuklandı. 6'sı adli kontrol şartıyla serbest bırakıdı. Müzenin güvenlik görevlisiyle satışlara aracılık eden iki kişi cezaevine gönderildi.Operasyonda bazı eserlerin kaybolduğu bazılarının da sahteleriyle değiştirildiği ortaya çıktı. Bulunan eserler arasında ünlü ressam Hikmet Onat'a ait manzara tablosu, Hüseyin Avni Lifij'e ait portre ve manzaralar, camii resimleriyle tanınan Şevket Dağ'a ait cami çıkışı tablosu, Hoca Ali Rıza'ya ait karakalem eskiz ve yağlıboya tablolar bulunuyor.Posta
Reklam
Yırca'da Köylüler Güvenlik Görevlilerini 'Dövmüş'
6 bin zeytin ağacını kesmesinin ardından köylüleri şoke eden bir gelişme daha yaşandı. Şirket yetkilileri ve özel güvenlik görevlileri, kendilerini dövdükleri gerekçesiyle şikayetçi oldukları aralarında kadınların da bulunduğu Yırcalı köylülerin, 'şüpheli' olarak ifadesi alındı.Şirket yetkilileri ve özel güvenlik görevlileri, kendilerini dövdükleri gerekçesiyle şikayetçi oldukları aralarında kadınların da bulunduğu köylülerin, 'şüpheli' olarak ifadesi alındı. Bu arada, köy muhtarı Mustafa Akın ise, temel atma törenine katıldığı yönündeki söylemlere, 'Temel, var olan termik santralin atıl arazisine atıldı. Kendi arazilerine yapılacağından kimsenin haberi yoktu' dedi. Ayrıca, iş makinalarının söktüğü ağaçların üzerindeki zeytinlerin toplanamadan kurumaya başlaması ise, olayın bir başka hüzünlü tarafı oldu.Kolin Grubu, geçen perşembe saat 20.00 sıralarında, santralin yapılacağı Yırca Mahallesi'ndeki zeytinliklerin bulunduğu bölgeye, ağaç kesimi yapmak üzere iki otobüs dolusu özel güvenlik görevlisi ve iş makinelerini gönderip, ağaç katliamı yaptı. Bölgede zeytinlerin kesilmemesi için 16 gündür nöbet tutan köylülerin direnişine rağmen, arazideki 6 bin zeytin ağacı iş makinelerince üzerlerindeki ürünüyle birlikte söküldü. Bu sırada özel güvenlik görevlileri, biber gazı da kullandıkları arbede sırasında, mahalle sakinlerinden Mehmet Öksüz, Kamile Çiftçi, Kerem Özkılınç ile Yırca'da zeytinliği bulunan avukat Hasan Namak'ı kelepçelemiş, özel güvenlik görevlilerinin kullandığı ileri sürülen gaz fişeğinin kapsülünün isabet etmesi sonucu köylülerden Emin Özkılınç, başından yaralanmıştı. 6 bin zeytin ağacının kesilmesinden 12 saat sonra Danıştay 6'ncı Dairesi'nin aslında çok daha önce verdiği 'yürütmeyi durdurma' kararı ortaya çıktı. Bunun üzerine de, araziye çevreleyen tel örgütler köylüler tarafından söküldü. Yeni zeytin fidanları dikildi. Danıştay'ın, kararının ardından 50'si özel güvenlik görevlik görevlisi, geri kalanı inşaat işçisi olmak üzere Kolin şirketi yaklaşık 100 kişinin işine son verdi.KÖYLÜ KADINLAR, GÜVENLİKCİLERİ DÖVMÜŞBugün sabah saatlerinde Yırcalılar'ı, şoke eden bir gelişme daha yaşadı. Geçen Cuma yaşanan arbede sırasında, şirket yetkilileri ve özel güvenlik görevlileri, yaralanan, yerlerde sürüklenen köylülerin, kendilerini dövdükleri gerekçesiyle şikayetçi oldukları ortaya çıktı. Şikayet üzerini harekete geçen jandarma ekipleri de, prosüdür gereği, kadınların da bulunduğu köylülerin 'şüpheli' olarak ifadesi almaya başladı. Şüphelilerden birisi ise, 46 yaşındaki Münevver Özkılınç oldu. Kendisinin zeytinlerini savunmaya çalıştığını söyleyen Münevver Özkılınç, 'Bir bana bakın bir de o güvenlik görevlilerine, ben kimi dövebilecek güçteyim? Birisi gelip bana söylesin bakayım. Bu bir anneye yapılan ayıptır' dedi. Aynı gün başından yaralanıp hastaneye kaldırılan Emin Özkılınç da yine şüpheliler arasında yer aldı. Özkılınç, 'Başından yaralanan ben, hastaneye gidip tedavi olan ben. Onları döven de ben. Bu işte bir yanlışlık yok mu?' dedi. Köylülerin Avukatı Deniz Bayram ise, 'Aslında o gün orada neler yaşandığını tüm Türkiye'de herkes biliyor. Ama dayak yiyen meğer köylüler değil, yerlerde sürüklenen köylüler değil onlarmış. Köylüler şimdi ifade vermek zorunda kalıyor' dedi.MUHTAR İDDİALARA YANIT VERDİBu arada, hem şirket yetkilisinin katıldığı bir televizyon programındaki açıklamalarına, hem de başbakan yardımcısı Bülent Arınç'ın açıklamalarına Yırca Muhtarı Mustafa Akın'dan cevap geldi. Köylülerin yaşananlardan habersiz olduğunu söyleyen Akın, 'Temel atılan yer, var olan termik santralin atıl olarak duran arazisinin bulunduğu yer. Köylüler santralin orada yapılacağını biliyordu. Yoksa kendi arazilerine gireceğinden haberdar değildi. Sonra zeytinliklerinin de gideceği ortaya çıkınca köylüler mücadele başlattı. Soma faciası yaşanınca, itirazları pek duyulmadı ama hep karşı çıktılar. Köylüler için bu söylenenler yalan' dedi. Termik santralin yanında zeytincilik yapmalarıyla ilgili itirazlara ise Mustafa Akın, 'Aynı konuyu şirket yetkilisi de söylüyor. 'Termik santralin, yanında zeytin yetişir mi?' diye. Ya bu termik santral 1978 yılında yapıldı. Ama burada yüz yıllık zeytin ağaçları var. Ondan sonra da dikilip yetişen ağaçlar var. Ziraat mühendislerinin de bu konuda açıklamaları var. Termik santral tozuna, dumanına en çok dayanan ürün zeytin. Bizim köyde de zeytinden başka geçim kaynağı olan yok. Ayrıca termik santralin yanındaki bu araziden başka da köylünün ürün yetiştireceği arazi yok' dedi.O HASAT YAPILAMADI, ZEYTİNLER DALINDA KURUDUGeçen Cuma, onlarca iş makinasının köklerinden söktüğü zeytin ağaçları da kaderine terkedildi. Hasatları yapılamayan ağaçların üzerindeki zeytinler de, toplanamadan dallarında kurumaya başladı. Bu durum, sökülen zeytin ağaçlarının arasında dolaşan köylü kadınları da hüzünlendirdi. Gözyaşı döken kadınlar, bir evlat dünyaya getirecekmiş gibi zeytinleri yeniden yetiştireceklerini dile getirdi.Haber: Taylan YILDIRIM  | DHA
Tek Mekanda Geçen 14 Efsane Film
Kimi sinema severlerin özellikle kıymet verdiği bir kategoridir tek mekanda geçen filmler. Özel efektlere boğulmuş atlamalı zıplamalı filmlere alışık yeni nesiller pek bilmezler ama tek mekanın verdiği gerilimi fazla teknoloji bile veremez. Hani orada tıkılır kalırsın çıkamazsın, Sadece gerilim değil, komedi, gizem, bazen hepsi tek bir evde ya da bir odada vuku bulur. İŞTE ÖYLE ŞEYLER.
Dışişleri'nden 'Başkonsolosluk Vuruldu' İddialarına Yalanlama
Dışişleri Bakanlığı, Musul Başkonsolosluğu'nun vurulduğu iddialarını yalanladı.Dışişleri Bakanlığı, ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon güçlerinin, bu sabah Irak'ın Musul kentindeki IŞİD hedeflerine düzenlediği operasyonda vurulan yerler arasında Türkiye'nin Musul Başkonsolosluğu'nun da bulunduğu iddialarını yalanladı.Bakanlık kaynakları, AA muhabirine, uluslararası koalisyon güçlerinin operasyonunda Musul'da bulunan Türk başkonsolosluğu binasının vurulmadığını ancak yanındaki binanın bombardımanda zarar gördüğünü belirtti.Bugün bazı haber sitelerinde yayımlanan haberlerde, sabah saatlerinde, savaş uçaklarının Ninova vilayetinin merkezi Musul’daki bombardımanında vurulan yerler arasında Türkiye'nin Musul Başkonsolosluğu'nun da bulunduğu öne sürülmüştü.Muhabir: Meltem Uzun | AA
Reklam
Fas Afrika Kupası'ndan Atıldı!
Afrika Kupası 2015'ün ev sahibi olan Fas, ebola'yı öne sürerek turnuvaya ev sahipliği yapmayı reddettiği gerekçesiyle kupadan diskalifiye edildi.Afrika'da baş gösteren ve dünyayı tehdit eden ebola salgınının Afrika Kupası nedeniyle kendi sınırları içine sıçramasından korkan Fas, Afrika Kupası'nı ev sahipliği yapmak istemediğini ve kupanın ertelenmesi talebini defalarca açıklamıştı.Sonunda bu konuda bir gelişme oldu ve Fas, Afrika Kupası'ndan atıldı. Şimdi kupa için yeni evsahibi arayışı başladı.CNN Türk
'Artık Halep Diye Bir Şehir, Suriye Diye Bir Ülke Yok'
Francesca Borri serbest çalışan bir İtalyan gazeteci. 34 yaşında. Mayıs 2012’den bu yana Suriye’deki savaşı alana giderek takip ediyor.İki buçuk yıl boyunca Halep’in içinden, Suriyeli sivillerin arasında yaşayarak yaptığı haberlerin birinde, sekiz yaşındaki bir kız çocuğunun şu sözlerini paylaşıyordu: “Buradaki tek uçaksavar sistemi yağmur. Tek sığınak kader…”Borri Suriye’ye, Halep’e gidip gelmeye ve savaşın içinden bildirmeye devam eden az sayıda yabancı gazeteciden biri. Syria Deeply’ye verdiği mülakat, hem Suriye’deki savaşı anlamamız açısından önemli hem de adeta bir gazetecilik dersi…Syria Deeply: 2011’deki ayaklanmadan bu yana Suriye’ye defalarca gidip geldiniz. Her ziyarette nasıl değişiklikler gördünüz?İnsanlar benden Suriye’deki durumu birkaç cümlede özetlememi istiyor. Zor. Suriye’deki savaşta dört taraf var: Beşşar Esad ve rejimi, İslam devleti ve radikal İslamcı gruplar, isyancı gruplar ve en önemli taraf, bu savaşın bedelini asıl ödeyen Suriyeliler.Bir anlamda, değişiklik var çünkü bu özgürlük ve onur talebiyle başlayan bir devrimdi, derken silahlı bir direnişe dönüştü ve sonra da topyekün savaş haline geldi.Biz alandaydık, o nedenle ilk yabancı savaşçıların gelişine ve hem onların hem de Suriyelilerin giderek nasıl radikalleştiğine tanık olduk. Benim izlenimim herkesin farklı bir tarafı desteklediği yönünde ama bu, insanların ideal tercihler yaptığı anlamına gelmiyor. Yani insanlar rejimi sevmediklerini söylüyorlar ama halifeliği de istemiyorlar ya da isyancı grupların yol açtığı anarşiyi de. Bu açıdan bakıldığında değişen bir şey yok Suriye’de. Aktörler ve çıkarlar çoklu.Sürekli varil bombalarının ve hava saldırılarının tehdidi altında haber yapmak nasıl bir şey?Halep’teki en kötü zamanlarım varil bombalarının atıldığı nisan ve mayıs aylarındaydı. Halep’teki varil bombalarıyla yapılan bombardıma benzer birşey daha önce hiç görmedim. İnsanlığa karşı işlenen suçlar açısından bugüne dek görülmemiş boyutta…Suriye’de sivil-savaşçı ayrımı yok. Bugün Suriye’de siviller tüm tarafların hedefi. Gerçeküstü bir durum ama, cephede olmak daha güvenli. Çünkü hava saldırıları cephelere düzenlenmiyor. Varil bombaları sadece sivillerin yaşadığı mahallelere atılıyor. Savaşçıların yanında habercilik yaptığınızda, sığınağınız ve yiyeceğiniz oluyor. Yani bazı bakımlardan onların yanında olmak daha güvenli.Nisan ve Mayıs’ta Halep’teki yaklaşık 80 bin sivil cephe neresidir, nerede çatışma var bilemiyordu. Bu nedenle nereye kaçacaklarını da bilmiyorlardı. Tamamen çıldırtıcıydı durum.Halep nasıl değişti? Kültürel mirasın, sosyal dokunun yıkımı ne ölçüde gözlenebiliyor?Artık Halep diye bir yer yok. Yerle bir oldu. Kilometreler boyunca enkaz üzerinde yürüyorsunuz. Kültürel mirastan bahsetmek anlamsız. Artık fiziksel olarak var olmayan bir şeyden bahsediyoruz çünkü. Halep’te yürüyorsunuz, yürüyorsunuz ve hiçbir şey yok (yolunuz boyunca).Suriye derken, 3 milyon insanın kayıtlı, binlercesinin de kayıtsız mülteci olduğu; nüfusunun yarısının evini terk etmek zorunda kaldığı ve -bilgiyi kimden aldığınıza bağlı olarak az çok değişse de- 300 bin kişinin öldüğü bir ülkeden söz ediyoruz.İşim için planlama yaparken, Suriye’yi dört bölgeye ayırıyorum: Güney, orta, kuzey ve doğu Suriye olarak. Bildiğimiz Suriye bitti, artık yok. Ama Suriyeliler var ve odaklanmamız gerekenler de onlar.Son makalenizde genç bir aktivistten alıntı yapmışsınız: “Biz sadece devrimi kaybetmedik… Suriye’yi de kaybettik.” Biraz açar mısınız?Cuma Protestoları’nın liderlerinden Ebu Meryem, Suriyelilerin ve Suriye’nin ne hale geldiğinin sembolü gibi. Ebu Meryem rejim tarafından baskılara maruz kaldı; sonra isyancı grupların saldırısına uğrayıp dövüldü ve en sonunda da İslam Devleti tarafından kaçırılıp öldürüldü.Suriyeliler öldürüldüğünü öğrendiklerinde, Halep’te, varil bombalarının altında yine bir Cuma Protestosu düzenlediler. Halep dünyada cehenneme en yakın yer ama yine de insanlar Ebu Meryem anısına sokağa çıktı.Bugüne kadar, hala, her cuma Suriye’de protesto gösterileri düzenlenmeye devam ediyor. Tek fark, insanlar artık sadece Beşşar Esad aleyhtarı değiller, diğer isyancı gruplar ve İslam Devleti aleyhinde de gösteriler düzenleniyor. Suriyelilerle konuştuğunuzda tamamen kaybolmuş gibi hissettiklerini görüyorsunuz. Ülkelerini de tümüyle kaybettiklerini hissediyorlar.Halep’te sizi en çok etkileyen, hiç unutamayacağınızı düşündüğünüz anınız nedir?Halep’teki ilk günlerimde, çatışmaların ilk haftalarında, Ekim 2012’de bir grup serbest gazeteciyle beraberdim. Ağır top atışı altında kaldık ve bir aşamada sığınak bulmak için fırladık. Kadınlarla, çocuklarla, ailelerle dolmuş bir bina bulduk. Ama ben içeriye giremedim. Bir metrekare dahi yer kalmamıştı…İçeriden yaşlı bir adam çıktı ve bana onun yerine içeri girmemi işaret etti; benim hayatımın onunkinden daha kıymetli olduğunu çünkü bir gazeteci olarak Suriye’de neler olduğunu dünyaya anlatabileceğimi söyledi.Bu adamın yürüyüp toz ve dumanın içinde kayboluşu gözlerimin önünden gitmiyor. Bu görüntüyü bir gazeteci olarak hayatımın sonuna dek unutamam.İslam Devleti yeni bir şey değil. Alanda çalışan bir gazeteci olarak nereden nereye evrildiklerini izledim. Şimdi İslam Devleti bayrağı taşıyanlar birkaç ay önce başka bayraklar taşıyorlardı. Ama yekpare (monolitik) bir örgüt değiller. İslam Devleti’nin yerel Suriyeli savaşçıları ile yabancı savaşçıları arasında fark var.İslam Devleti’nin yönetim, insani yardım, yeniden inşa gibi etkinliklerini yürüten üyeleri ile savaşçıları arasında ise dağlar kadar fark var. Bir yıl önce İslam Devleti’nin halka insani yardım götüren Suriyeli üyeleriyle beraber, yani onlara ilişik çalıştım. Dolayısıyla YouTube videolarında gördüklerimizle benim izlenimlerim arasında fark var.Örneğin, mayıs ayında, bombardımanlar nedeniyle çok sayıda insan ölürken, İslam Devleti, El Nusra Cephesi ve Hareket El Hazm üyeleri, altı tane otobüs bulup tamir etti ve Halep’ten Türkiye sınırı yakınlarındaki kırsal alanlara doğru insanları tahliye etmek üzere seferler başlattı. Ama İslam Devleti’nin Batılı gazetecilere yönelik tehditleri üzerine, sonra ben de Halep’ten ayrılmak zorunda kaldım.Yani siyah ve beyaz değil her şey. Alandaki gerçeklik çok daha karmaşık.Suriye gazeteciler için dünyanın en tehlikeli yerlerinden biri. Halep’teki deneyimlerinizi bu açıdan aktarır mısınız?Mayıs ayında, Halep’ten sağ çıkamam diye düşünüyordum. Yine de Halep’teki son dönemim en güzel zamanlarımdı. İnsanlar yüzünden, insanlıkları sayesinde.Suriye gibi bir yerde zaman anahtardır, yani bir yerde uzun süre geçirme fırsatı bulabilmek… Böylece insanlarla tanışıp, birden fazla kez, aylarca, farklı zamanlarda, öncephede ya da arkaplanda konuşabiliyorsunuz.Türkiye sınırında iken, güvenliğim için örtünmeye karar verdim. Sınırda genç ve yalnız bir kadın olduğunuz için, İslam Devleti ya da devriye gezen herhangi bir grup sizi derhal fark ediyor. Başörtülü olmama rağmen Arap olmadığım da aşikar. Bir keresinde, sınırda bir grup kadın İslam Devleti üyelerinin beni gözetlediğini fark etmiş. Bunun üzerine hemen çevreme toplanıp arkadaşlarıymışım gibi davrandılar. Sınırda ve Suriye içinde buna benzer çok olay oldu, beni hep Suriyeliler korudu, kolladı.Gazeteci olarak güvenilğimin sağlanmasında Suriyeli kadınların özel bir rolü var. Suriye’deki gibi, bir savaş içinde parçalanmalar başladığında, silahlı gruplara ilişerek gazetecilik yapmanın, onların silahlı korumasından yararlanmaya çalışmanın faydası yok. Sahip olabileceğiniz tek koruma Suriyelilerin sağlayabileceği ‘sosyal koruma’ olabilir. Sosyal korumanız olabilmesi için, ilişkiler kurmanız gerekir; bunun için de zamana ihtiyaç var ve işte şimdilerde gazetecilerin sahip olmadığı tek şey bu: zaman.Alana gönderilen muhabirlerin sayısı azaltılıyor. Bu nedenle aynı gazeteci oradan oraya koşmak zorunda kalıyor ki bu da onları tehlikeye atıyor. Suriye’de sadece bir hafta geçirirseniz tehlikedesiniz demektir. Çünkü nelerden kaçınmanız gerektiğine dair tecrübeniz yoktur. Bu açıdan meseleye sadece sahadaki IŞİD varlığı açısından bakmıyorum; medya endüstrisindeki değişiklikleri de göz önünde bulunduruyorum.Diken
Reklam
Reklam
Kim Kardashian’ın Mobil Oyunu 43 Milyon Dolar Kazandı!
Kim Kardashian’ın mobil oyunu yayınlandığı Haziran sonundan itibaren tam 43 milyon dolar hasılat hayatın adil olmayabileceğini bir kere daha hatırlattı.Candy Crush Saga tarzında freemium bir oyun olan Kim Kardashian: Hollywood isimli oyunun yapımcısı Glu Mobile, sadece bu oyundan o güne kadar yaptığı tüm oyunlardan daha fazla kazanmış oldu. Her ne kadar bu sayı tahmin edilen 200 milyon dolarlık hasılatın yanında sönük kalsa da zaten zengin olan ünlü için oldukça iyi. Kardashian’ın toplam servetinin 65 milyon dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.Oyunda Malibu’da 10 dolara satılan ev gibi gerçek parayla satın alınabilecek sanal ürünler satın alınabiliyor.
Ali Sunal'dan Kemal Sunal Hakkında Duygulandıran Mesaj
Türk sinemasının unutulmaz oyuncusu Kemal Sunal'ın bugün doğum günü. Sunal'ın oğlu Ali Sunal bugün İnstagram hesabından babası için fotoğraf paylaştı. Fotoğrafta Gül Sunal'ın eşi Kemal Sunal'a 70'inci yaş günü hediyesi için kaleme aldığı kitap yer aldı.Ali Sunal, fotoğrafın altına düştüğü notta babasına duyduğu özlemi dile getirdi. Sunal notunda, 'Babam çok özledim seni. Bu yıl annem sana 70'inci yaş hediyesi olarak bu kitabı yazdı. O kadar içten anlatmış ki, bize olan hasretimi bu kitapla dayanılır hale getiriyorum. Sen herşeyin en güzelini hakediyosun melek babam' dedi.Milliyet
'Apple Üç Yıl Önce Daha Büyük Bir iPhone Üretmeliydi'
Apple’ın kurucularından Steve Wozniak’ın neredeyse 30 yıldır kurduğu şirketle herhangi bir bağı bulunmasa da, görüşleri halen teknoloji dünyasında büyük saygı görüyor. Capital One’ın Teksas eyaletinin Plano şehrinde kurduğu inovasyon merkezinde CNN’e konuşan Wozniak, Apple’ın bundan üç yıl önce daha büyük bir iPhone üretmesi gerektiğini belirtti.Apple’ın üç yıl önce daha büyük ekranlı bir telefon üretmesi durumunda akıllı telefon pazarında çok daha büyük bir paya sahip olabileceğini belirten Wozniak, böylelikle kurucusu olduğu şirketin Samsung ile girdiği rekabette daha iyi performans gösterebileceğini iddia etti. IDC tarafından açıklanan son rakamlara göre, Samsung 2014’ün üçüncü çeyreğini yaklaşık yüzde 24’lük bir pazar payıyla kapattı. Apple ise yüzde 12’lik pazar payıyla Samsung’u takip etti.Teknoblog
Reklam