Çanakkale’de Yeni Bir Canlı Türü Bulundu
Çanakkale’nin Ayvacık İlçesi’nde yer alan Tuzla Çayı’nda yeni bir omurgasız canlı türü tespit edildi.Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Deniz Anıl Odabaşı’nın yer aldığı çalışmada, ‘Valvata’ cinsine ait olan bu tatlısu omurgasız türü dünya literatüründe ilk defa tanımlandı ve isimlendirmesi yapıldı.Yrd. Doç. Dr. Odabaşı’nın kendi alanında literatüre kazandırdığı diğer türlerle birlikte Çanakkale bölgesindeki üçüncü yeni tür olan ‘Valvata Kebapcii’nin isimlendirmesi, ülke zoolojisine önemli katkılar sunan Yrd. Doç. Dr. Ümit Kebapçı’ya atfen yapıldı.Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Deniz Anıl Odabaşı, gerçekleştirilen bu çalışmalarda, bölgedeki biyolojik çeşitliliğe dikkat çekmenin yanı sıra, ekolojik ve çevresel problemlere de vurgu yapıldığını belirtti. DHA
Ahmet Ümit: 'Batı'daki Erdoğan ve AKP Algısı, Saddam Algısına Dönüşmüş'
AKP’yi geriletmek, barajları yıkmak için HDP ile dayanışmaya” başlıklı bir çağrı metnine imza veren yazarlardan Ahmet Ümit’le buluştuk ve hem çağrıyı, hem de bir polisiyeci olarak siyaset cephesindeki gelişmeleri nasıl değerlendirdiğini konuştuk.Türkiye’nin geleceğini belirlemesi açısından 7 Haziran seçimleri oldukça önemli. 21 Mart’ta işte bu önemin altını çizen “AKP’yi geriletmek, barajları yıkmak için HDP ile dayanışmaya” başlıklı bir çağrı metni yayınlandı. Sanatçı, yazar, aydın ve akademisyenlerin imzacı olduğu destek çağrısı yeni katılımlarla büyürken, çağrıcılar, neler yapılabileceğini tartışmak üzere dün Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nde bir araya geldiler.HDP’ye destek çağrısına imza veren yazarlardan Ahmet Ümit’le buluştuk ve hem çağrıyı, hem de bir polisiyeci olarak siyaset cephesindeki gelişmeleri nasıl değerlendirdiğini konuştuk.Ümit’e göre, AKP oy kaybediyor ve bütün çaba oyların yüzde 40’ın altına düşmemesi için. Kürt meselesinde politika değişikliğine gidilmesinin nedeni de bu.AKP’nin tek başına iktidar kuramayacağını, dolayısıyla başkanlığın da hayal olduğunu söyleyen Ahmet Ümit, “Asıl meselemiz, bu olumsuzluğa yaratan yapıya karşı birlik oluşturma meselesi” diyor.Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Kürt sorunu yoktur’ sözleriyle başlayan AKP içindeki krizi siz nasıl okudunuz?Son bir haftadır görüntü olarak gün yüzüne çıkan şey, yani çözüm sürecine dair Cumhurbaşkanı’nın başka bir şey, hükümetin başka bir şey söylemesi, Cumhurbaşkanı’nın sürece itiraz etmesi, Hükümet Sözcüsü Arınç’ın Cumhurbaşkanı’nı eleştirmesi, sonra işe Melih Gökçek’in girmesi… Bütün bunlar Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmadan önce konuşulan AKP içindeki çatlağın su yüzüne çıkması, görünür hale gelmesiydi.Çatlak sizce ilk ne zaman başladı?Bence Gezi’de başlamıştı. Gezi’de Tayyip Erdoğan’ın şahsında, AKP için yaratılan algının dağılma süreci var. Gezi gerçekten büyük bir patlama, büyük bir haysiyeti savunma meselesiydi. Ardından 17-25 Aralık, zamanın Başbakanına uzanan, çok ciddi, üstü kapatılamayacak yolsuzlukları açığa çıkardı. Bu, AKP içinde ciddi bir rahatsızlık yarattı. Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasıyla beraber, partide bir rahatlama oldu aslında. Çünkü Davutoğlu ekibi, “Artık biz işbaşına geleceğiz” dediler. Fakat Cumhurbaşkanı sürekli, “Hayır, siz emir erlerisiniz, ben söyleyeceğim siz yapacaksınız” demeye devam ediyor.Davutoğlu ve ekibi, ‘Artık biz iş başına geleceğiz’e inandılar mı gerçekten? Çünkü Erdoğan ‘Farklı bir Cumhurbaşkanı’ olacağını seçimlerden önce zaten söylüyordu. Dolayısıyla Davutoğlu, ‘Ben söyleyeceğim, siz yapacaksınız’ın yaşanacağını biliyordu. Ne değişmiş olabilir?Şöyle bir durum var; Cumhurbaşkanı evet, bir takım talimatlar veriyor ama hiçbir sorumluluğu yok. Bütün sorumluluk hükümette... Örneğin Merkez Bankası ile girdiği kavga. “Faizleri düşüreceksin” diye müdahale ediyor, Merkez Bankası, “Faizi düşürürsek dolar yükselir başa çıkamayız” diyor, “Hayır, düşüreceksin” diye bastırıyor. Sonunda ikna oldu. Çünkü ekonomi patlıyor, başka çaresi yok. Dolayısıyla Davutoğlu ister istemez diyor ki, “Bütün sorumluluğu ben alıyorum, ben de söz sahibiyim.” Yani katlanılacak bir durum yok. Bir de ikbal meselesi var. Bazıları diyor ki “Cumhurbaşkanına yakın olalım, çünkü hala güç onda. O nedenle de hükümete, Arınç’a çakıyor. Böyle bir süreç yaşıyoruz.AKP’ye yakın yazar ve yorumcuların bir kısmına göre Arınç bu çıkışıyla, AKP’nin bir ‘dava’ ve ‘kadro hareketi’ olduğunu Erdoğan’a hatırlatmış oldu. Bir bölümü de, yine AKP’nin dava hareketi olduğundan hareketle, bu tür yarılma ve çatlakların AKP’yi etkilemeyeceğini söylüyor. Katılır mısınız?Katılmıyorum. Çünkü bu hareket, IŞİD gibi radikal İslami bir hareket değil. İslami referansları olmasına rağmen burjuva olmaya çalışan bir hareket. Bir zamanlar Erdoğan’a karşı olan, herhangi bir şekilde ne ideolojik, ne de inançsal bağı olmayacak insanlar bugün AKP ile beraber. Çıkar ilişkilerinin çok yoğun olduğunu görüyoruz. Patlamaya çok müsait bir dava. İş dağılmaya başladığında, yani oylar yüzde 40’ın altına düşmeye başladığında daha net göreceğiz. Bütün çaba buna yönelik. “Gemide hepimiz varız, ben batarsam siz de batarsınız” durumu da var. Çünkü 12 yıl boyunca yapılmış, yasaya aykırı çok iş var. Dolayısıyla yeni bir iktidar geldiğinde, kimin başına ne geleceği belli değil.AKP içindeki krizin kaynağı olarak çözüm süreci işaret edilmişti. Sonra buna başkanlık sistemi de eklendi. Başkanlığa ilişkin hem AKP’deki, hem de sistem değişikliğine karşı çıkan devlet içindeki başka aktörlerin itirazlarına dikkat çekiliyor. Sizce, başkanlık sistemi krizin neresinde duruyor?Erdoğan’ın başkanlık sistemi için temel argümanı şu; “Türkiye’yi kalkındıracağız. Bunun için de icracı bir yönetim olması lazım. Öyleydi böyleydi, bunlarla ben uğraşmam. Karar alırım ve yaparım. Bunun için istiyorum.” Şirket yönetimi dediği de o. Ama dünyada böyle bir yapı yok. Fransa’da, Amerika’da başkanlık sistemleri var ama bağımsız yargı, bağımsız parlamento gibi çok güçlü kurumlar var. Başkan her aşamada denetleniyor, böylece diktatörlük olması önleniyor. Erdoğan, “Yargı, yasama benim emrimde olacak, basın da sesini çıkarmayacak” diyor. Buradaki mesele niyet ne olursa olsun yöntem olarak diktatörlük. Niyetin de iyi olmadığını düşünüyorum, çünkü yolsuzluk gerçekten büyük bir mesele. IŞİD’le ilişkiler, Suriye meselesi çok büyük mesele. Roboski çözülmedi, Reyhanlı’daki patlamalar… Karanlık olaylar silsilesi var. Dolayısıyla başkanlık sistemiyle, bunlar da garanti altına alınmak isteniyor olabilir.O nedenle mi Türk tipi?Tabii. Türk tipi başkanlık diye bir şey yok ki. “Tarihimiz” göndermesi yapıyor ya Cumhurbaşkanı. Tarihimize baktığımız zaman ne var, padişahlar var. 1876’da Meşrutiyet ilan edilmiş, Meclis açılmış. Sonra Abdülhamit, Rus savaşını bahane ederek bunu ortadan kaldırmış ve 32 yıl boyunca tek başına yönetmiş. Başkanlık sistemi diye bunu kastediyorsa bilmiyorum. Ama Türk tipi başkanlık değil bunlar, padişahlık. Mustafa Kemal dönemine baktığımız zaman aynı şeyi yine görüyoruz. Güya partiler açılıyor fakat bütün partiler kapatılıyor. Eğer Türk tipi diye tek parti devletinden bahsediliyorsa bu.Deniyor ki, ‘Erdoğan tam da seçim üstü bu sözleri sarf ediyor, çünkü halkı başkanlık sistemine kazanmak istiyor.’ Bu strateji karşılık bulur mu?Zannetmiyorum. Artık başka bir mesele başladı; AKP oy kaybediyor. Kürt meselesinde politika değişikliğine gidilmesinin nedeni de bu. Çünkü barış meselesi AKP açısından çok büyük bir projeydi. 21 Mart günü Diyarbakır’da büyük Newroz kutlaması yapılırken, Davutoğlu İstanbul’daki kapalı salon toplantısında, “Kardeşler, seçim çalışmamızı başlatıyoruz, barış geliyor, bunu da biz sağlıyoruz” diyecekti. Tayyip Erdoğan buna engel oldu. Süreci patlattı.Zaten geçtiğimiz haftanın yanıtı en çok aranan sorularından biri de buydu. Yani, ‘Gerekirse baldıran zehiri içerim’ diyen Erdoğan, neden ‘Kürt sorunu yoktur, Dolmabahçe’ye de karşıyım’ dedi?Tayyip Erdoğan seçim kaybetmenin kendisi için yaşamsal olduğunu düşünüyor. Bunu bir ölüm kalım meselesi olarak görüyorlar. Kaybedecekleri o kadar çok şey var ki, o nedenle anketlere baktı ve AKP’nin eridiğini, oyların MHP’ye gittiğini gördü. Yani bir tarafta Kürt hareketi güçleniyor ve HDP barajı aşıyor, diğer tarafta MHP özellikle İç Anadolu’daki oylarını eritiyor. HDP yüzde 12’lerde olursa, MHP yüzde 19’lara ulaşırsa, AKP tek başına iktidar kuramıyor. Dolayısıyla başkanlık da hayal.MHP’nin yükselişi, çözüm sürecine destek azalıyor şeklinde okunabilir mi?Hiç sanmıyorum. Tam tersine, artıyor diye düşünüyorum. İnsanlar çatışma olmamasından, çocukların ölmemesinden çok hoşlanıyor. İnkar politikasının sokakta iflas etmeye başladığını görüyoruz. Ama çatışma yeniden kamplaşmayı yaratabilir. Ve dikkat edelim, hep bu kamplaşmadan oy almaya çalışıyorlar. Buna izin vermemek lazım.Süreç toplumsal desteğini yitirmiyorsa, AKP neden oyların MHP’ye gitmesini çözüm süreci üzerinden önlemeye çalışıyor?Ekonomideki gidişattan yolsuzluklara bir sürü alanda çok ciddi sorunlar yaşanıyor. İktidarını kaybediyor. Dolayısıyla oy kaybını milliyetçilik üzerinden korumaya çalışıyor. Çünkü iki puan bile o kadar önemli ki. Sadece hükümet olma değil kafasındaki, var olma-yok olma meselesi olarak görüyor… İki ay önce Berlin, Frankfurt ve Paris’teydim. Batıdaki Tayyip Erdoğan ve AKP algısı, Saddam Hüseyin algısına dönüşmüş. Dünya liderliğinden, “Oyum bana yeter”e geldik. Değerli yalnızlık deniyor... “Evimde tek başıma otururum, komşularla konuşmam” diye bir dünya yok. Su alamazsın, ekmek alamazsın, çocukların dışlanır. Yaratılan algılar patır patır dökülüyor. Abdülkadir Selvi’nin “Büyü bozuluyor” dediği işte bu. Ki, bu adam en yandaş adamlardan biri. O cephede de bir çatışma var. İki farklı eğilim görüyoruz. Yeni Şafak başka bir tavır alıyor, Sabah gazetesi başka. Dindar kökenli kesimlerle, dindar kökenli olmayıp bu işten rant sağlayan kesimler arasındaki çatışma gibi gözüküyor bana.Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, “Cumhurbaşkanımızın sözleri bizim için talimattır” dedi. Öte yandan, sürecin seçimlere kadar dondurulacağına ilişkin yorumlar da var. Sizce, çözüm süreci bu gelişmelerden nasıl etkilenir?Bence bu seçime kadar böyle gidecek. Benim büyük korkum, bir çatışma ortamı yaratılması ve HDP’nin yeniden marjinalliğe doğru itilmesi.Böyle bir strateji mi var?Bence var. Böylece AKP, kendi milliyetçi oylarına yeniden kavuşacak. Ne kadar gözü kara davranabilirler, onu bilmiyorum.İTTİHATÇI YÖNTEMLER BUGÜN DE KULLANILIYORÜlkenin edebiyat, kültür sanat iklimi cephesinde nasıl bir fotoğraf var? Gelişmeler bu alana nasıl yansıyor?Özellikle tiyatro, sinema alanında olumsuz örnekler söz konusu. Edebiyatta bunu çok görmüyoruz çünkü oturuyoruz, kitabımızı yazıyoruz. Ve böyle dönemlerde daha iyi romanlar üretilir! Direniş romanları, baktığımızda dünyada hep böyle olmuştur. Sorun bence sanatçının boyun eğmemesi, bağımsız olması. Bu dönem eğer sanatçının ahlakından söz edeceksek, bunun adı iktidardan bağımsız olmaktır. Sözünü korkmadan söylemesidir. Bu ülkede bir zulüm varsa, bu ülkede yanlış giden bir şey varsa bir sanatçı olarak bunun karşısında durmak hem gündelik hayatta, hem politik hayatta, hem de elbette yazdıklarımla karşısında olmak benim vicdani ve ahlaki sorumluluğum. Kimseye “bunu niye yapmıyorsunuz” deme hakkına sahip değilim ama kendi adıma bunu yapmazsam bir şeylerin eksik kalacağına inanıyorum.“Bir polisiyeci olarak iki ‘derin’den etkileniyorum. Bir tanesi ülkenin derin tarihi ve kültürü, diğeri de ülkenin derin devleti” diyorsunuz. Son romanınızın bahsettiğiniz ikinci “derin”e; İttihat ve Terakki üzerine olduğunu biliyoruz. Neden İttihat Terakki? Güncele de değdiği için mi?Evet, bugüne inanılmaz benziyor. İttihat ve Terakki bir özgürlük hareketi olarak doğup, giderek despotik bir yapıya dönüştü. Dolayısıyla bazı açılardan bugüne çok benziyor. AKP’liler diyorlar ki “biz ittihatçı değiliz!” Ama şu an bence tam da ittihatçı yöntemler kullanılıyor. Bir yandan İttihat ve Terakki’nin bütün bir tarihini vermek istiyorum ama başarabilirsem romanda şunu anlatmak istiyorum; bu ülkede her zaman devlet kutsal sayılıyor. Devlet kutsal sayıldığı için de, devlet için insan öldürmek, devlet için ölmek kutsal sayılıyor. Hayır, devlet kutsal değil, insan kutsal. Bundan kurtulmak lazım. Derin devletin kökü buralara kadar uzanıyor. Bu roman böyle bir hesaplaşma romanı.Okurlarla ne zaman buluşacak?Sonbaharda.ASIL MESELE BİRLİK OLUŞTURMA MESELESİİmzacılarından olduğunuz çağrı metninde, ‘Bu desteğin açıkça görülen kimi kararsızlıkların giderilmesine olumlu bir katkısı olacağını düşünüyoruz. Böylesi bir zemin, seçim sonrasında kurulacak, geliştirilecek ilişkiler açısından da önemlidir’ deniyor. Bu bağlamda Birleşik Haziran Hareketi’nin (BHH) kararını nasıl değerlendirdiniz?BHH pek çok siyasi partiden oluşuyor, genel eğilim de aslında bunu deklere etmemelerine rağmen HDP’yi destekleme yönünde. Ama o hareketin içindeki bazı gruplar HDP ile işbirliği içine girilmesini, destek verilmesini doğru bulmuyor. Bunu da anlayışla karşılamak lazım, Kendileri bilir, diyecek bir şey yok.Ülkemiz aydınlarının memleket meseleleriyle olan ilişkilerinde baskıların da kaynaklık ettiği bir mesafeden söz edilirdi. Sizce bu mesafe daralmaya başladı mı?Evet, itirazlar yükseliyor. Türkiye’de yaşanan otoriterleşme ve giderek yaşam hakkının gasbedilmesi ve bir yaşam tarzının dayatılıyor olması, özellikle de sanatçıysanız, bilim insanıysanız sıkıntı yaratıyor. Çünkü artık “Ben oyumu veririm ve kendi üretimimi yaparım arkadaş” durumu yok. Kendi üretimini de yapamaz duruma geliyorsun, artık herkes bunu hissediyor. Dolayısıyla insanlar seslerini duyurmaya başlıyor. Baskıya rağmen, daha etkin ve giderek daha cesur bir biçimde ve çok değişik kesimlerden karşı çıkılıyor.Bence burada asıl meselemiz, bu olumsuzluğu yaratan yapıya karşı birlik oluşturma meselesi. Ben o açıdan İç Güvenlik Yasası’na karşı parlamentoda HDP, CHP ve MHP’nin ortak bir tavır almasını çok değerli buldum. Dolayısıyla haklısınız, giderek daha cesur oluyoruz ama yeterli değil daha fazla cesaret lazım. Mesela HDP’ye desteğin altına çok daha fazla ismin imza atması lazım, keşke kendisini Kemalist diye tanımlayan insanlar da burada olabilselerdi. Çünkü bu hepimizin yararına...AKP-ORDU YAKINLAŞMASI ÇOK TEHLİKELİBir çatışma ortamı yaratılmasından kaygı duyduğunuzu söylediniz. Son dönemde AKP yanlısı medyada bu kaygınızı besleyen “seçim öncesi provokasyon olacak” yönünde haberler yapılıyor. Provokasyon söyleminin iktidar tarafından bu kadar dillendirilmesini siz nasıl okuyorsunuz?Bunlar olabilir ve beni korkutan o açıkçası. Geçtiğimiz hafta Adımlar Dergisi’nde bombanın patlaması da manidar. Saldırıyı yeni bir örgüt sahiplendi, kimdir bilmiyorum. Bu tür şeyler olabilir maalesef. Sorun buna meydan vermemek. Sadece Kürt hareketi değil, Türkiye’deki demokratik kamuoyunun buna meydan vermemesi gerek. Ne olur bilemem ama böyle bir süreç -AKP’nin tümüyle bu süreç içinde yer alacağını da açıkçası düşünmüyorum-, seçim öncesinde böyle bir karanlık dönem çok korkunç olabilir.Tam da burada, asker-AKP/Erdoğan ilişkisini soralım. Zira, Erdoğan’ın Harp Akademilerinde yaptığı konuşmada Balyoz ve Ergenekon davaları için “kandırıldık” demesi, ardından Genel Kurmay Başkanı’nın, Öcalan’ın Newroz mesajındaki “Eşme ruhu” vurgusuna yönelik sert açıklaması ve Dağlıca’daki çatışma gibi arka arkaya gelen gelişmeler dikkat çekici. AKP’nin askerle ittifak içine girdiği yorumlarına katılıyor musunuz?Evet, yıllardır “ordunun vesayetini kaldırdık, orduyu siyasetten uzaklaştırdık” diyen Sayın Cumhurbaşkanı, orduya yakınlaşma çabası içinde. Bu çok tehlikeli çünkü bu Türkiye demokrasisi açısından özlenen bir şey değil açıkçası. Kürt hareketinin şu noktada çok çok dikkat etmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü dediğim gibi, öyle bir ortam yaratılmak isteniyor.CHP ULUSALCI OYLARI KAYBETMEK İSTEMİYORSizce Demirtaş’ın gerek grup toplantısında, gerek daha sonra İstanbul Newrozu’ndaki vurgusu, ‘AKP-HDP işbirliği yapıyor’ propagandasını kırdı mı?Kırıldığını düşünüyorum. Bunu yine kullananlar olacaktır ama çok kullanamayacaklar. AKP içindeki çatışmanın da bir olumlu tarafı varsa, bence budur. AKP sürekli “İmralı ile Kandil arasında çatlak var” diyordu. Ama ortaya çıkıyor ki, orda çatlak yok, tek ses var. Hatta Demirtaş, “Heyetten de vazgeçiyoruz, yeter ki süreç bozulmasın” dedi. Bu çok değerli ve doğru bir hamle... Ne oldu? AKP tutarsızlığa düştü. Ben Demirtaş’ın şahsiyetine güveniyor ve inanıyorum. Ve işbirliği olabileceğine ihtimal vermiyorum, o yüzden de destek veriyorum zaten.Demirtaş vurgunuz öne çıkıyor. Neden Demirtaş?Çünkü şeffaf, gördüğüm, bildiğim bir insan. Abdullah Öcalan cezaevinde. Bir müzakere yürütüyor, ne olduğu konusunda hiçbir fikrim yok. Siyasi partilerin bilgilendirilmemesi çok yanlış. Şeffaf olması lazım. Bir yere kadar olabilir ama ondan sonra “Şu şu konuları görüştük, şöyle kararlar aldık” denmesi lazım. Dolmabahçe’de açıklanan 10 maddenin altına imzamı atarım. Türkiye’deki her demokrat insan da bunun altına imza atar. Adam ne özerklik diyor, ne bağımsız Kürdistan diyor, ne silahlı mücadele diyor. Demokratik Türkiye’den bahsediyor. Buna MHP’nin de imza atması gerekiyor, çünkü eşit vatandaşlık ve demokratik anayasa temelinde güçlü bir ülkemiz olacak.MHP’nin de imza atmasını beklediğiniz gerek 10 madde, gerekse genel olarak çözüm süreci karşısındaki CHP’nin pozisyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?Bir sosyal demokrat parti olarak bu meseleye asıl sahip çıkması gereken onlardı. Fakat ne yazık ki, bir dönem CHP’de ulusalcıların etkin olması... Bugün CHP yönetiminin ulusalcı olduğunu zannetmiyorum ama ulusalcı oyları kaybetmeme gibi bir kaygıları olduğunu düşünüyorum. O yüzden çok net bir tavır içine giremiyorlar. Ben “beyaz Türk” diye bilinen pek çok CHP’li ile konuşuyorum, “HDP’ye oy vereceğiz” diyorlar. Diyeceksiniz ki, “Bunun halkta ne kadar karşılığı vardır?” Onu bilemiyorum ama yine de önemli bir veri olduğunu düşünüyorum. Burada etkili olan bir, PKK’nın silahlı mücadeleyi/çatışmayı bırakmış ve insanların ölmemiş olması; iki, Demirtaş’ta somutlanan HDP’nin Türkiye partisi olması, talepleri geniş çerçevede ele alması. HDP laik bir parti ve kadınlara en fazla kontenjan sağlayan parti. Kobani’ye baktığımızda Kürt kadın savaşçılarını görüyoruz. Bu seküler sistem savunmasında önemli bir simge. Bana göre de Kürt meselesinin çözümü Türkiye’nin demokratikleşmesinden ayrı bir çözüm değil. Hem coğrafi olarak değil, hem bölgesel olarak değil. Kürt hareketine düşen, bütün kışkırtmalara rağmen asla bir çatışma ortamına girmemesi, hakikaten samimiyetle barış istediğini bir kere daha insanlara göstermesi, kafalardaki ön yargıları paramparça etmesi. Bu şekilde, HDP ilerde Türkiye’nin ana muhalefet partisi olabilir.BAĞCILAR’DAN ALINAN OY, KADIKÖY’DEN ALINACAK OYDAN DAHA DEĞERLİYapılan anketlerin birçoğuna göre HDP barajı aşıyor. HDP’yi yüzde 12 bandında gösterenler de oldu. Sizce bu bir algı operasyonu olabilir mi?Bence buradan çıkan asıl mesaj, HDP ve HDP’yi destekleyenlerin “barajı geçtik” diye bir düşünce içinde olmaması lazım. Her oy değerlidir, her oya ihtiyacımız var. Seçim sandıklarını korumak önemlidir. Seçim propagandaları doğru bir şekilde yürütülmelidir. Çünkü bizde şöyle bir şey var, kendi festivalimiz, kendi yarattığımız gürültü bizim gözümüzü boyayabilir. Buna aldanmamak lazım, o nedenle daha çok oy getirecek adımlar atılması lazım.O oy nasıl elde edilir? Türkiye partisi olma iddiasının altı sizce nasıl doldurulmalı?Birincisi, gerçekten Türkiye’nin sorunlarını içermesi. İkincisi, oy getirecek insanları bulmak lazım.Adaylar için mi söylüyorsunuz?Tabii, mesela Mir Dengir Fırat, Celal Doğan gibi. Başkalarını bilmiyorum ama bu insanlar ezber bozan insanlar. Bu insanlara gitmek lazım. Kim varsa onlarla konuşmak lazım. Geleneksel oy toplama yöntemlerini kullanmakta bir sakınca görmüyorum. Yapacağımız büyük mitingler önemli ama oy için miting yeterli değil. ÖDP’yi düşünün, “aşkın ve devrimin partisi, bakın özgürlük rüzgarı esiyor, herkes bayılıyor.” Ne oldu? Hayır, herkes bayılmıyor. Çok küçük bir kesim, yüzde 1’lik, yüzde 2’lik küçük bir kesim. Aldatmaca, yanılsama dediğimiz şey bence burada gizli. Evet, sosyalistler oy oranları düşük olmasına rağmen çok aktifler. Hayatın her alanında mobilize oluyorlar, doğru eylemler yapıyorlar, fedakarlar, bunu yapabiliyoruz ama buna aldanmamak lazım. Bu, kendi eylemimizde sarhoş olmak, kendimizi kandırmaktır. Bu da çok değerli, yani sosyalistlerin propaganda çalışması sırasındaki akıllıca eylemleri çok değerli. Ama asıl değerli olan yüzde 10 barajını aşmak ve halkın oylarını almak. Bunun için de Bağcılardan, Sultanbeyli’den alınan oy, Beşiktaş’tan veya Kadıköy’den alınan oydan daha değerli.Neden daha değerli?Çünkü buralardan oy zaten gelir. Yani CHP’nin bir kesiminden gelir. Bu kolay. Onlar kendiliğinden verir zaten. Konuştuğum, yıllardır CHP’ye oy veren arkadaşlarım oyunu iki sebepten HDP’ye vereceğini söylüyor. Bir, HDP’nin barajı aşması AKP’yi geriletecek; iki, CHP’ye de bir ders vermek istiyorum. Çünkü HDP güçlenirse CHP daha çok sola gider. Yani son derece mantıklı insanlar, görüyorlar. Ama bu insanların sayısı belli. O yüzden asıl yoksul insanlara gitmek gerek. Sadece AKP’ye veren Kürtlere değil, Türklere de.Serpil İLGÜN / Evrensel
Türkler Uzaya Gidiyor
Kendi uzay aracını üretmek için harekete geçen Türkiye, TÜBİTAK’ın “THOR” adını verdiği proje ile hipersonik taşıma aracı geliştirecekGeleceğin uzay araçlarını üretmek için harekete geçen Türkiye’de hipersonik taşıma araçlarının tasarımı ve geliştirilmesi yapılacak. TÜBİTAK’ın “THOR” ismini verdiği projeyle üretilecek olan uzay araçları özellikle gelişmiş ülkelerdeki uzaya gitme yarışında Türkiye’yi bir adım daha öne taşıyacak.'Yerli mekik' geliyorTüm dünya uzaya gitmenin kolaylaşacağı yeni bir hayali düşlerken, gelişmiş ülkeler de insanları dünya ötesine taşıyacak yeni araçları geliştirme yarışına girdi. Türkiye de bu yarışa seyirci kalmamak için harekete geçti. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü bilim adamları, gelecekte Türkler'i uzaya taşıyacak tamamen yerli mekik hazırlığı için THOR adını verdikleri projeyi faaliyete geçirdi.Atmosferden rahat geçişTHOR'da geleceğin uzay araçları ile hipersonik taşıma araçlarının atmosferden rahat geçişleri için neler yapılması gerektiği ele alınacak. Yüksek ısılı atmosfer geçişlerinde uzay araçlarında oluşacak sürtünmeden kaynaklı ısınmaların en aza indirgenmesi için çalışmalar yapılacak.En güçlü kahramanın adı verildiAdını mitolojide en güçlü tanrı olarak bilinen Thor'dan alan projede 'ısıl koruma tekniği' baz alınacak. Burun ve kanatları yüksek ısıya maruz kalan uzay mekiklerinin bu bölgelerdeki uçuşu da etkileyen yuvarlak hatları yeniden değerlendirilecek. THOR ekibi hem uçuş performansının artırılması hem de atmosfer geçişinin sorunsuz yaşanması için yeni projeler geliştirecek.Star
Gece Görüşü Sağlayan Göz Damlası
Amerikalı bilim insanları karanlıkta görmeyi sağlayan damla geliştirdi. Birkaç saat boyunca zifiri karanlıkta görmeyi sağlayan damla ileride piyasaya sunulabilir.Amerikalı bilim insanlarının araştırması, denizin derinliklerinde, ışığın olmadığı bölgelerde yaşayan balıkların gözlerinden elde edilen, gece körlüğünün ve bazı kanser türlerinin tedavisinde kullanılan 'Chlorin e6 (Ce6)' adlı bir kimyasalı içeren damlanın gözlere damlatıldığında, zifiri karanlıkta da görmeyi sağlayabildiğini ortaya koydu.Bilim insanları damlaya bu maddenin yanında insülin ve dimetil sülfoksid bileşiğini ekledi.Araştırmaya imza atanlardan biyokimya uzmanı Gabriel Licina'nın retinasına damlatılan sıvı sayesinde bilim adamının 50 metreye kadar bir alanda insan ve nesneleri ayırt edebildiği belirlendi. Birkaç saat sonra Licina'nın gözlerinin normale döndüğü ve aydınlıkta da sorun çekmediği belirtildi.Deneylerin devam edeceğini ifade eden bilim insanları çalışmanın gece kurtarma çalışmalarına yardımcı olabileceğini vurguladı.Çalışmaya ilişkin makale, bilim insanlarının 'Science for the Masses (Halk için Bilim)' adlı sitesinde yer aldı.
Meclis'te Son Hafta
Bu hafta, 24. Dönem 5. Yasama Yılı'nın son mesaisini yapmaya hazırlanan TBMM'de, milletvekili seçilme yaşının 18'e indirilmesine ilişkin anayasa değişikliği teklifi görüşülecek.Meclis, 24. Dönem 5. Yasama Yılı'nın son mesaisini yapacağı haftaya giriyor.TBMM Genel Kurulu'nda, görüşmeleri yarım kalan, Türkiye ile Japonya Arasında Türkiye Cumhuriyeti'nde Nükleer Güç Santrallerinin ve Nükleer Güç Sanayisinin Geliştirilmesi Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşma ile Türkiye Cumhuriyeti'nde Nükleer Güç Santrallerinin ve Nükleer Güç Sanayisinin Geliştirilmesine Dair İşbirliği Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ele alınacak.Daha sonra, gündemin ön sırasına alınan; Bandırma 17 Eylül Üniversitesi, İskenderun Teknik Üniversitesi, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi kurumasına ilişkin tasarı ile Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, İbn-i Haldun Üniversitesi ve İstinye Üniversitesi kurulmasına ilişkin tasarılar görüşülecek.Genel Kurul'da bu hafta görüşülecek tasarılar arasında, Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarla Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı da yer alıyor.İş Sağlığı Tasarısıİş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın da görüşülmesi bekleniyor.Tasarıya göre, ölümlü iş kazası meydana gelen maden işyerlerinde, işverenin kusurunun mahkeme kararı ile tespiti halinde, işveren kusuru oranında 2 yıla kadar kamu ihalelerinden yasaklanacak. İşyerinde, durdurulan işlerde izinsiz çalışma yaptıran işveren veya işveren vekillerine 3 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilecek. Ermenek'te meydana gelen maden kazasında, sigortalı olanlar ile kazada hayatını kaybedenlerin hak sahiplerine, 6 ay süreyle, brüt asgari ücretin iki katı tutarında ödeme yapılacak. İş kazası meydana gelmeyen iş yerlerine teşvik sağlanacak.15 yaşını doldurmamış çocuklar çalıştırılamayacak, 14 yaşını doldurmamış çocuklar ise sanat, kültür ve reklam faaliyetlerinde yazılı sözleşme yapmak ve her bir faaliyet için ayrı izin almak şartıyla çalıştırılabilecek. İşçilerin babalık izni 5 gün olacak. Sanayiden sayılmayan işlerde, işçinin yazılı onayının alınması şartıyla 7,5 saatin üzerinde gece çalışması yaptırılabilecek.TBMM Genel Kurulu'nda, siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin Anayasa değişikliği teklifinin de görüşülmesi bekleniyor.KomisyonlarMevsimlik tarım işçilerinin sorunlarının araştırılmasına ilişkin Meclis Araştırması Komisyonu, komisyon raporunu karara bağlamak üzere 31 Mart Salı günü toplanacak.TBMM Anayasa Komisyonu da salı günü toplanarak, AK Parti'nin, 25 olan milletvekili seçilme yaşının 18'e indirilmesine ilişkin Anayasa değişikliği teklifini görüşecek.Meclis kapanmadan yasalaştırılması planlanan tasarı ve teklifler arasında; 'Aile Paketi' olarak bilinen, Ailenin ve Dinamik Nüfus Yapısının Korunması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Yargıtay hukuk daireleri arasındaki görev uyuşmazlıklarının çözümü amacıyla Hukuk Ön İnceleme Kurulu oluşturulmasını, Yargıtay Başkan ve üyeleriyle bu kişilerle aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı devlet aleyhine açılan tazminat davalarının Yargıtay Hukuk Genel Kurulu yerine Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi'nde görülmesini öngören teklif de yer alıyor.Coşkun Ergül, AA
Büyük Hadron Çarpıştırıcısı Harcanan Paraları Hak Ediyor mu?
Higgs bozonu ya da 'Tanrı parçacığı' olarak bilinen yeni bir parçacığın varlığını kanıtlamak için üretilen dünyanın en büyük makinalarından birisi Büyük Hadron Çarpıştırıcısı, beraberinde birçok soruyu da getiriyor. BBC Bilim Editörü David Shukman dev proje için neden 6 milyar dolara yakın harcama yapıldığı sorusuna yanıt aradı:Ne zaman temel bilim dallarına dair araştırmalar gazetelerin manşetlerine taşınsa birçok kişi harcanan çabanın çıkan sonuca değip değmediğini sorgular.Fizik dünyasının heyecanla takip ettiği ve atom altı parçacıkların yapısını incelemeyi hedefleyen Büyük Hadron Çarpıştırıcısı için de durum farklı değildi.Büyük Hadron Çarpıştırıcısı insanlığın bugüne kadar yaptığı en büyük bilimsel deneylerden. 27 kilometre uzunluğundaki tünellerden oluşan dev makinanın faturası şimdiden 6 milyar dolara ulaşmış durumda.2008 yılında makina ilk hayata geçirildiği dönemde konuştum İngiliz bir bilim insanı şikayet ederek 'Partikül uzmanları istedikleri zaman istedikleri kadar paraya ulaşabiliyor' diyordu.Ona göre insanlığın partikül biliminden önce üstesinden gelmesi gereken çok daha acil sorunları vardı.Listenin başında elbette enerji geliyordu. Konuştuğum uzman, 'Eğer beyaz bir sayfa açsak gerçekten bu kadar parayı partikül bilimine harcar mıydık?' diye soruyordu.Hadron Çarpıştırıcısı ne işe yaradı?İsviçre'de yürütülen deneyler sonucunda Higgs bozonunun varlığını kanıtlayıp fizik dünyasındaki yerini tespit ettiği anda Hadron Çarpıştırıcısı zaten büyük bir başarı elde etmişti.Deney sonucunda gözle görülemez, elle tutulamaz bir fiziksel olayın maddelere kütle ve hacim verdiğini bize gösterdi.Peki hayatımızda herhangi bir şey değişti mi? Elbette hayır.Ancak Büyük Hadron Çarpıştırıcısı evrenin nasıl işlediğiyle ilgili yüzyıllardır sorduğumuz soruların yanıtlarına bir adım daha yaklaşmamızı sağladı.Protonların çarpıştırılmasını öngören yeni deneylerle 'karanlık madde' olarak adlandırılan görünmez parçacıkların işleyişine dair yeni ipuçları verebilir.Alacağımız yanıtlara göre gözelrimizin dünyayı daha farklı görümesi mümkün olabilir ve hayatımız baştan aşağıya değişebilir.Ancak bilim sonuçların yavaş yavaş elde edildiği bir süreç. Herhangi bir araştırma bir kapıyı aralayabilir. Ancak araştırmacıların o kapıdan içeriye kafalarını uzatmaları onyıllar alabilir.İçinde yaşadığımız elektronik çağına da bir günde gelmedik.Bu çağın köklerini aramaya başladığınızda Michael Faraday ve James Clerk Maxwell gibi 19. yüzyıl mucitlerine kadar gitmeniz gerekir.İşte tam da bu yüzden Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nın 50-100 yıl sonra büyük bir teknolojik devrime öncülük etmeyeceğini bilemeyiz.1960'larda NASA'nın aya insan gönderme projesi cömert bütçesi yüzünden sıkça eleştirilirken NASA durumu geliştirilen teknolojilerin gündelik hayata yansımalarına vurgu yaparak izah etmişti.Yapışmaz teflon tavalar ve mikro elektronik devreler uzay projeleri sayesinde gündelik hayata girmiş ürünlerdi.Büyük Hadron Çarpıştırıcısı için de benzer bir durum söz konusu.Partikül fiziği uzmanları dünya çapında bilgi alışverişinin sağlanmasına fikir babalığı yaptıklarını söyleme hakkına sahipler: Yani internetin.O dönemlerde teorik tartışma düzeyinde olan teknolojik gelişmeler, bugün bu yazıyı okumanızı sağlıyor.BBC Türkçe
Reklam
Ses Dalgaları ile Yangın Söndürmek
Ses dalgalarının hiç de küçümsenmeyecek bir şey olduğunu, ses frekansları ile aşık olabileceğimizi hatta katil de olabileceğimizi öğrendiğimizde görmüştük. Şimdi ise George Mason Üniversitesi'nden Seth Robertson ve Viet Tran isimli öğrenciler geliştirdikleri bir cihaz ile yangını çok kısa sürede söndürdüler.Öğrencilerin geliştirdiği bu cihaz ise ses dalgaları oluşturuyor. Yani yangını ses dalgalarıyla söndürüyorlar. Bu teknolojinin gelişmesiyle beraber saatlerce kontrol altına alınamayan orman yangınları kısa sürede söndürülebilecek.
Reklam
Sağlık Bakanı'ndan Domuz Gribi Açıklaması: 'Bunun İlaçla Tedavisi Yok'
Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Bilkent Entegre Sağlık Kampüsü'nün Proje finansman sözleşmelerinin imza töreninin ardında gazetecilerin sorularını yanıtladı.Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, domuz gribiyle ilgili yaptığı açıklamada 'Bunun ilaçla tedavisinin olmadığını bilmemiz gerekir. Hijyen birinci derecede önemli' dedi.DHA'nın haberine göre, Bakan Müezzinoğlu, gazetecilerin domuz gribiyle soruları üzerine bir açıklama yaptı. Müezzinoğlu yaptığı açıklamada şunları söyledi: 'Vaka sayısında bir artış olduğunu zaman zaman sizlerle paylaştık. Gerekli bilgilendirmeyi de neredeyse günlük denebilecek sıklıkta bilgilendirdik. Özellikle çarşamba günleri, haftalık değerlendirmeleri bakanlığımızın ilgili kurumu tarafından yapılacak, yapılmaya devam edilecek. Vakaların hastanelere ve polikliniklere müracaat sayısında bir durağanlaşma ve bir azalma sürecine girdiğimiz gözlemliyoruz son günlerde.Bu anlamda pik yaptığı, durağanlaştığı ve iniş dönemine geldiğini değerlendiriyoruz. Bilim kurulumuz gerek sağlık kuruluşlarımızla alınması gereken tedbirlerle ilgili, gerekse kamuoyunu bilgilendirmekle ilgili devamlı çalışmalarını yapıyor ve bilgilendiriyoruz''İlaçla tedavisi yok'Bakan Müezzinoğlu, 'Kamuoyundan arzu ettiğimiz ve tekrarla söylediğimiz burada bunun ilaçla tedavisinin olmadığını bilmemiz. İkincisi; hijyenin birinci derecede önemli olduğunu bilmemiz' diyerek sözlerini şöyle sürdürdü: 'Çocuklarımıza, kronik hastalığı olan hastalarımıza hijyen koşullarında daha dikkatli olmamız gerektiğini, kronik hastalığı olan hastalarımızın bu aradaki kronik hastalık tedavilerini duyarlılığı artırmak, dirençlerini düşürecek durumlardan uzak durmaları, grip virüsünü aldığı bu illa H1N1 virüsü değil, diğer türler olabilir.Çünkü onu bilmemiz ilk anda mümkün değil. Ama grip olduğum şüphesini hissettiği andan itibaren de istirahatine, bol sulu gıda almasına ağırlık vermesini özellikle vatandaşlarımızdan, kamuoyunda arzu ediyoruz, talep ediyoruz.'
Reklam
Bu Kafede Robot Garsonlar Servis Yapıyor
Teknoloji ve yazılım firması Akınsoft, garson robot Ada'yı Konya'da açılışını yaptığı kafe ve robotik uygulama merkezinde görücüye çıkardı.Konya merkezli yazılım şirketi Akınsoft'un yönetim kurulu başkanı Özgür Akın, Meram ilçesinde robot garsonların çalıştığı kafenin açılış töreninde, bu merkezin sadece bir kahve içme mekanı olmadığını, yurt genelinde ilk olacak bir vizyonla çalışacağını söyledi.Robotik teknolojiler üzerine yaptıkları çalışmaların bu kafe sayesinde görülebileceğini ifade eden Akın, 'Kafe istenilen yemeğin yenilip içeceğin içilebileceği, robotların hizmet ettiği bir robotik uygulama merkezidir. Sonrasında bayilikler verilecek ve garson robotun seri üretimine geçilecek. Ayrıca, 2015 yılı içerisinde robot fabrikamızın açılışını da gerçekleştireceğiz' dedi.Ada'nın teknik özellikleri hakkında bilgi veren Akın, robotun konum, mesafe ve zıtlık sensörlerinin bulunduğunu, bu sensörlerle görev yaptığını belirtti. Ada'nın yol takip edebilen ve masaların yerlerini tespit edebilen bir robot olduğunu anlatan Akın, robotun bilgisayar sistemiyle çalıştığını söyledi.'Ada' çay servisi yaptı Programa, Bilim, Sanayi ve Teknoloji İl Müdürü Uğur Özalır da katıldı. Akın ve Özalır'ın kestiği açılış kurdelesinin ardından robot Ada, programa katılanlara çay servisi yaptı.Garson robot 'Ada' katılımcılardan büyük ilgi gördü. 150 santimetre boyunda, 30 kilogram ağırlığında ve yapay zekaya sahip 'Ada', müşterilerin siparişlerini servis etti.Linsanlı robot 'Akıncı' serisinden sonra, Konya'da yaklaşık 6 yıllık bir çalışma sonucu garson robot Ada'yı geliştiren Akınsoft, yapay zeka yazılımları ile çalışacak robotik teknolojilerin seri üretimine başlamayı hedefliyor.Ahmet Akbıyık, AA
Sadece Yağmurlu Günlerde Görülebilen 7 Sokak Sanatı Örneği
Yeni moda olan görünmez mürekkep gibi, süper hidrofobik kaplamalar da ıslanana kadar sokaklarda görünmez kalabilir. Peregrine Chuch, Seattle'da yetişmiş bir sanatçı. Kendisi ''Rainworks'' diye adlandırdığı halka açık yerlerde sokak sanatını icra etmekte. Bunu da gerçekleştirirken, Almanya'da ''sokağa idrarını yapma'' ile mücadele için duvarlarda kullanılan süper hidrofobik kaplamalarla yapıyor.Chuch sanatını, istediği zaman yapıyor, çünkü yaptığı şey aslında belediye tarafından yasal olarak onaylanmış, sonuçta sanatı kimyasal ve kalıcı değil hatta sadece bazı zamanlarda ortaya çıkıyor. Ayrıca yaptığı resimler herhangi bir reklam içermiyor. Kendisi sanatının görünürlük süresinin ne kadar büyüklükte kaldırımın ya da duvarın kullanıldığına göre değiştiğini söylüyor. Genellikle 1 yıl 4 ay gibi bir süreden bahsediyor. Chuch'ın yaptığı çizimler çok çeşitli, sanatsal olanlarla birlikte bazıları eğlence amaçlı yapılmış ve sokakları süsleyen birer sokak harikası olmuşlar.
Ağır Çekimde Yeterince Hızlı Çevirilen Bir CD'nin Parçalanma Anı
Ağır çekimde değişik ve ilginç videolar çeken Gav ve Dan isimli adamlar yine iş başındalar. Bu kez bir CD'yi bir sisteme oturtup ağır çekim yapmışlar. Devir hızı 23.000 olan CD'yi saniyede 170.000 kare yakalayan kamera ile kaydederek bu inanılmaz ağır çekim görüntüleri kaydetmişler.
Reklam
Hava Kirliliği Beyin Kanaması Tehlikesini Artırıyor
Küresel düzeyde yapılan bir araştırma hava kirliliğinin beyin kanaması tehlikesini artırdığını ortaya koydu.Bilim insanları, özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde hava kirliliğinde kısa erimli tırmanışların bile beyin kanaması vakalarında artışa yol açtığını belirtiyor.Hava kirliliği ile beyin kanaması arasındaki ilişkiye ilişkin araştırma, daha önce hava kirliliğiyle kalp ve damar hastalıkları arasındaki ilişkiye dair çalışmaları izliyor.İngiliz tıp uzmanları gelişmiş ülkelerde hava kirliliğinin daha düşük olmasına rağmen hala önemli bir tehlike oluşturduğunu kaydediyor.İngiltere'nin bazı kesimlerinde 2010 yılında AB tarafından konmuş olan hava kirliliği sınırlarının aşıldığı ve bazı büyük kentlerde bu durumun en azından 2025'e dek sürebileceği belirtildi.Avrupa Çevre Kuruluşu hava kirliliğinin önemli hastalıklara ve erken ölümlere yol açabileceğini vurgulamakta.Edinburg Üniversitesi'nden bilim insanları 28 ülkeden 94 araştırmanın sonuçlarını inceledi ve hava kirliliğinin kısa süre için artmasının bile beyin kanaması vakalarını ve beyin kanamasından ölümleri artırdığını saptadı.Hava kirliliğiyle beyin kanaması arasındaki ilişkinin en güçlü olduğu yerler düşük ve orta gelirli ülkelerde, halkın özellikle yüksek hava kirliliği yaşadığı günlerde oldupu kaydedildi.
Reklam
Avrupa'dan ABD'ye Otoyol
Rusya Demiryolları Başkanı Vladimir Yakunin, ABD'yi Asya'ya Alaska üzerinden bağlayacak ve Avrupa'ya ulaşacak bir otoyol projesi önerdi.The Siberian Times'da yer alan habere göre, proje Moskova merkezli Rusya Bilim Akademisi toplantısında paylaşıldı. Yakunin, “Bu hem devletler hem de medeniyetler arası bir proje. Bölge aynı zamanda bir gelecek projesine de ev sahipliği yapmış olacak” dedi. Sadece Rusya'nın doğu ve batı sınırları arasındaki mesafe 10 bin kilometreyi buluyor. Habertürk'ün haberine göre, otoyolun Sibirya'dan Alaska'ya nasıl geçiş yapacağına ilişkin ise açıklama yapılmadı. Bu iki nokta arasındaki mesafe 88 kilometreye yakın. Proje hayata geçerse Londra'dan New York'a gitmek isteyen bir kişi 20 bin 777 kilometrelik yol kat etmiş olacak.Yeni Şafak
ÖSYM Başkanlığına Ömer Demir Atandı
ÖSYM Başkanlığı'na Prof. Dr. Ömer Demir getirildi.Başbakanlık ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na ait atama kararları Resmi Gazete'de yayımlandı.Buna göre, Başbakanlığa bağlı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanlığı'na Prof. Dr. Ömer Demir getirildi.Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na bağlı Sanayi Genel Müdürlüğü'ne Prof. Dr. İbrahim Kılıçaslan, Meteroloji ve Standardizasyon Genel Müdürlüğü'ne Prof. Dr. Necip Camuşcu, Isparta Bilim, Sanayi ve Teknoloji İl Müdürlüğü'ne Tufan Uysal atandı.AA
İstanbul Üniversitesi'nde 'Akademik İradeye Saygı' Yürüyüşü: Rektörümüzü Atayın
Kısa süre önce rektörlük seçimlerinin yaşandığı İstanbul Üniversitesi, ezici bir çoğunlukla seçilen ancak YÖK tarafından ikinci sıraya düşürülen Prof Dr. Raşit Tükel’in rektör olarak atanması için ayakta.Sandığa ve ‘milli irade’ ye verdiği önemi her fırsatta dile getiren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘akademinin iradesi’ne de saygı göstermesi için bugün merkez kampüsten tarihi ana kapıya geniş çaplı bir yürüyüş gerçekleştirildi.
Büyük Hadron Çarpıştırıcısı Kısa Devre Yaptı
Dünyanın en büyük ve en güçlü parçacık hızlandırıcısı olan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nın iki yıl aradan sonra yeniden çalıştırılması teknik bir sorun nedeniyle gecikiyor.Uzmanlar, çarpıştırıcının dev elektromıknatıslarının kısa devre yaptığını, sorunun giderilmesinin günler hatta haftalar alabileceğini açıkladı.Büyük Hadron Çarpıştırıcısı yeniden çalıştırıldıktan sonra protonları daha yüksek enerjiyle çarpıştıracak.Çarpışmadan önce proton ışınlarının, 27 kilometrelik bir halka şeklinde tasarlanan tünelde, her iki yönde hiçbir engele takılmadan hareket edebilmesi gerekiyor.Protonların bu hafta içinde hareket ettirilmesi bekleniyordu, ancak kısa devrenin ardından planların gözden geçirileceği belirtiliyor.Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'ndaki kısa devrenin Cumartesi günü tespit edildiğini açıkladı.CERN yetkilileri 'sorunu iyi anladıklarını' ancak mıknatısların 273 dereceye yaklaşan sıcaklıklara kadar soğutulması nedeniyle tamirin uzun zaman alabileceğini söyledi.Açıklamada, arızalı mıknatısın ısıtılıp tekrar soğutulmasının gerekebileceği vurgulandı.CERN'de yapılan deneyler sonucunda Mart 2013'te uzmanlar, evrenin oluşumu hakkındaki en büyük sırlardan biri olduğu kabul edilen atom altı parçacık 'Higgs Bozonu'nu bulduklarını açıklamıştı.BBC Türkçe
Reklam