Mutlaka Görülmesi Gereken 16 Festival
Albuquerque Geleneksel Balon Festivali, Albuquerque Sıcak hava balonlarının bir araya geldiği dünyanın en büyük balon festivali olma özelliğine sahip olan Albuquerque balon festivali genellikle Ekim aylarında düzenleniyor.
RTÜK'ün Ceza Verdiği 'Duygusuz Seks' Ne Kadar Mümkün?
İnsan ruh sağlığı açısından birine bağlanabilme kabiliyetimiz üzerinde çok çalışılmış konulardan biridir.Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), ‘Arkadaştan Öte’ adlı filmin TV tanıtımlarında kullanılan “Benden seksten başka bir şey istemeyeceğine yemin eder misin?” cümlesini çocuk ve gençlerin ahlakını bozucu olarak değerlendirdi. Böylece seks eylemi bir kez daha kirletici ve insan ahlakını bozucu bir yakınlaşma olarak tescillenmiş oldu. Peki, insan beyni açısından bakarsak içinde duygu barındırmayan bir seks yaşantısı ne kadar mümkün? İnsanlar için cinsel yakınlık anlık ya da mevsimsel bir aktivite değil. 'Libido' adını verdiğimiz cinsel olarak uyarılmışlık enerjisi ile yakınlık arayışı neredeyse gündelik yaşamın bir parçası. İster evrim diyelim, ister yaratılış, görünen o ki cinsellik hem bir başkası ile yakınlaşabilme, hem de bir bağlanabilme deneyimi. Çünkü kişi için akılda kalıcı bir haz deneyimine neden olan cinsel yakınlıklar bağlanma eğilimlerini tetikliyor. İnsan ruh sağlığı açısından birine bağlanabilme kabiliyetimiz üzerinde çok çalışılmış konulardan biridir. Dünyaya yeni gelen bir bebek anneye bağlanabilme kabiliyeti ile doğar. Arno Gruen, doğumdan hemen sonra annenin karnına yüz üstü bırakılan bir bebeğin, ilk beş dakika içinde kollarından aldığı destekle kafasını kaldırıp anne ile göz göze gelme eğiliminde olduğunu söyler. İlk beş dakika içinde kurulan bu ilk temas bebeğin sakinleşebilmesi için çok hayati görünmektedir. Bebek 72 saat sonra artık anneyi tanımış olacaktır, onu diğer kişilerden ayırabilir, onu görünce ya da dokununca sevindiğini gösteren tepkiler verir. İlk temel bağlanma sistemleri, bu temas yaşantıları sırasında oluşacak ve devamında kazanılan deneyimlerin toplam bilgisi, anne dışındaki kişilerle ilişki kurarken kullanılacaktır. Temas ve bağlanmayı bu kadar önemli kılan salgıladığımız hormonlar. Bu hormonlardan bir tanesi; sarılma, şefkat ve bağlılık hormonu olarak bilinen oksitosin. Kadınlarda çok kolaylıkla salgılanan bu hormonun bedendeki önemli etkilerinden biri döllenme ve doğum sırasında rahim yolundaki kasılmalara sebep olması. Böylelikle spermler, asidik ortamı nedeniyle daha kolay öldükleri rahim yolundan alkali bir ortam olan rahme daha hızlı geçebilirler. Oksitosin doğum sırasında da rahmin kasılmasını sağlar. Ve sonunda da anneden süt gelmesine neden olur. Bebeğin süt emerken meme ucunu vakumlaması da bu hormonu tetikler ve bu kez de süt kanalları kasılarak sütün bebeğe ulaşmasını sağlar. Biri ile sarılmak, okşanmak oksitosinin üretilmesini sağladığı için anne tarafından sık sık kucaklanan ve okşanan bebek, dünyaya gelirken en güçlü duyu organı olan teni sayesinde hissettiği duygular aracılığı ile bu hormonu salgılar ve anneye bağlanır. Yeterince ten teması kuramayan bakımhane bebeklerindeki erken bebek ölüm oranı daha yüksektir. Erkekler de birisi ile temas sırasında oksitosin salgılarlar. Orgazm olabilme sürecinde etkin bir rol oynayan oksitosin, orgazm sonrasında hemen bozunmaya başlar. Çünkü erkek gövdesinde etkin olan yüksek düzeyli dişil bir hormon uzun vadede olumsuz etkilere sebep olacaktır. Bu nedenle 'genel olarak', erkekler orgazm olduktan sonra kendi içlerine kapanır, konuşmak ya da temas kurmak istemezler. Oysa 'genel olarak' kadınlar daha çok sarılmak, bağlantıda kalmak isterler çünkü oksitosin dişi hormon sisteminin doğal bir parçasıdır ve bedendeki etkinliği sistem tarafından desteklenir. O halde cinsel ilişkiden sonra partnerinden uzaklaşan ya da çok eşli kadın ve erkeklerin bu eğilimlerini oksitosin seviyeleri ile mi açıklayacağız? Bunu söyleyebilmek için geçerli bir sebebimiz yok. Anımsanmalı ki, örneğin, sarılmak oksitosin salgılanmasına neden oluyor ve oksitosin seviyesi ise bağlılığı sürdürebilme ve pekiştirebilme kabiliyetimizde etkin. Bir döngü ile karşı karşıyayız. Şöyle bir örnekle açıklarsak; komik bir uyarana kahkaha ile yanıt verebilmemiz ne kadar mutlu olduğumuz yani serotonin düzeyimizle çok yakından ilgilidir. Ancak mutluluğu sürebildiğimiz sürece daha fazla serotonin üretiriz ve daha da mutlu olabiliriz. Buradaki döngü, tüm duygusal süreçlerimizde geçerlidir. Bu sistem, baskın bir ruh hali ve davranış değişimine neden olur; Sonunda yüksek sesle güleriz veya ağlarız ya da öfke ile bir şeyi parçalayıp 'sakinleşiriz'. (Aslında organizmalarımız, yaşamı sürdürmeyi amaçlayan denge halini koruma çabasındadır. Çünkü bir günle sınırlı olan zaman ve enerjimizi, olabildiğince doyurucu bir oranla uyumaya, beslenmeye, ilişkide olmaya, yalnız kalmaya, üretmeye ve dinlenmeye ayırmak zorundayız. Bu dengenin bozulması halinde depresyon, psikotik atak, anksiyete bozukluğu gibi tıp tarafından hastalık olarak tanılanmış, yaşam dengemizi bozan durumlar ortaya çıkar.) Temelde birbirine dokunmaya dayanan cinsel yakınlık bu nedenle her iki cinsiyet için de ruh sağlığı üzerinde sabır, hoşgörü ve sakinlik gibi etkileri olan oksitosinin salgılanması için oldukça önemli bir yaşantı. Bu açıdan bakınca 'Benden seksten başka bir şey istemeyeceğine yemin eder misin?' cümlesi, RTÜK gibi sansür kurullarınca değil, günümüz insanlarının neden yakınlaşmayı reddettiklerini ve bu yakınlığın yarattığı hazzı kısa kesmek istediklerini anlamaya çalışan bilim insanlarınca değerlendirilmeli gibi görünüyor.T24Mahmut Şefik Nil
Hayran Kalacağınız Derecede Güzel Bozcaada Fotoğrafları
Bozcaada, nam-ı diğer Tenedos (Türkiye'nin 3. büyük adası ve Çanakkale iline bağlı ilçe) ufaklığından beklenmeyecek sürprizlerle dolu bir yer...Tek yapmanız gereken boz görüntüsünün arkasındaki uçsuz bucaksız bağları, onları bekleyen bağ evlerini, rüya gibi kumsallarını, pırıl pırıl temiz denizini, size özel olacak kadar küçük koylarını, kekik kokulu tepelerini, lezzetli şaraplarını ve yemeklerini keşfetmek...Sonrasında bir ada müdavimi olmanız yüksek olasılık...
Büyük İskender'in 2000 Senelik Sırrı Çözüldü mü!
Makedonya kralıyken kısa sürede Yunanistan 'dan Hindistan 'a kadar büyük bir imparatorluk kuran Büyük İskender 'in Milattan Önce 323 senesindeki ölümünün üzerindeki sırrın çözüldüğü ifade ediliyor. Bazı tarihçiler 32 yaşında ölen imparatorun eceliyle öldüğünü savunurken Yeni Zelanda'da Otago Üniversitesi'nde zehir bilimci Leo Schep, 2.000 sene kadar sonra ölümün üzerindeki sırrı çözdüğünü iddia etti. Schep, Büyük İskender'in zehirli bir şarapla öldürüldüğünü düşünüyor. Prof. Dr. Pat Wheatley ile birlikte yaptığı araştırmayı Clinical Toxicology dergisinde yayımlayan Schep, kullanılan zehrin muhtemelen Veratrum albüm (beyaz çöpleme) bitkisinden elde edildiğini bildirdi. Beyaz çiçekli bitkiden mayalanma suretiyle zehirli şarap yapılabileceği ifade ediliyor. Schep son derece acı bir tadı olan bu şarabın tatlandırıcılarla tatlandırıldığını düşünüyor. Büyük İskender'in zehirli şarabı içerek işkence gibi 12 gün geçirdiği, konuşamaz ve yürüyemez hale geldiği dile getirildi.
Tarihin En Garip Vergileri
Antik Roma'da köleler belli bir süre sonunda veya bedel ödeyerek özgürlüklerine kavuşabiliyordu. Roma devleti, bedel ödeyerek özgür kalan kölelerin özgürlükleri için vergi ödemesini istiyordu.
Türk Sinemasında Teknolojinin Nimetleri - Bölüm 1
Memo, Almanya'dan köyüne geri dönüşte, annesine de bir hediye getirir, ki bu da bir mikserdir. Önce tanıtımını yapar. Parçalarına ayırır. Tam da o sırada anası, 'Gırdın beee' diyerek üzülürken, 'Yok gız, bak, 2 parça' diyerek annesini rahatlatır.Bu mikser, meyve suyundan çorbaya kadar her şeyi yapabilir, ancak sadece Tarhana yapamaz. Çünkü mikserin kapağını kapatmamıştır Memo.1981 yapımı ve Kartal Tibet tarafından yönetilen filmde, Kemal Sunal, Şener Şen, Pembe Mutlu, Adile Naşit ve Ayşen Gruda gibi isimler rol alıyor.
Hitler'den 18 Yağlı Boya Çalışması
Orta okul yıllarında derslerinde çok zorlanan Adolf Hitler, kendisini resime vermişti. İleride ressam olmayı kafasına koydu ve okulu bıraktı.17 yaşındaki Genç Adolf, ilk defa geldiği Viyana'dan çok etkilenir. Viyana sanat ve kültürün kalbidir. Operalar, baleler, konserler, tiyatrolar, resim galerileri...Etrafa hayran hayran bakınırken duvarda bir ilan görür; Viyana Güzel Sanatlar Akademisi resim bölümü seçmeleri.Kendisine ve sanatına güvenen Adolf hemen seçmelere kayıt olur. 1907 yılının ekim ayında yapılan seçmelerin ilk aşamasında, 110 kişi arasından seçilen 33 adaydan birisi olarak ikinci aşamaya girmeye hak kazanır.Ertesi gün yapılan ikinci aşamada, seçilen 10 öğrenci arasına giremeyince dünyası yıkılır. Büyük hayal kırıklığı ile akademi müdürünün odasına giden Adolf, neden seçilemediğini sorar. Çizgilerinin sert olduğu, resim yeteneğinin kısıtlı olduğu cevabını alır ama yine de pes etmez. Bir sene sonraki seçmelere başvuran Adolf bu sefer sınava dahi kabul edilmez.Bu dönemde maddi olarak da kötü durumda olan Adolf çok zor zamanlar geçirir. Parası bitince bir kilisenin evsizler barınağında yaşamaya başlarken bir taraftan da kar küreyerek, bavul taşıyarak hatta bazen dilenerek para kazanmaya çalışır. Sonrasında çizdiği resimleri turistlere satmayı akıl eden Adolf, bu dönemde resim yeteneğini biraz daha geliştirir.Son kez Sanat Akademisinde şansını denese de yine seçilemez. 5 yılı aşkın bir süre Viyana'da ressam olmak için çabalarken sefil bir yaşam süren Adolf, Viyana'dan ayrılırken ressamlık hayallerini de arkasında bırakmıştır.Adolf Hitler'in çizdiği resimlerine gelecek olursak, pek resimden anlamadığımı söyleyemem ama nacizane yorumum özellikle bina resimleri ve perspektif algısı başarılı, insan resimleri ve canlı nesneler donuk geldi bana. Tabi bir bilen olsa da danışsak, psikolojik incelemelerini yaptırsak keşke.İşte Adolf Hitler'in çizdiği resimlerden birkaçı...
Çok Satan Kitapların Sırrı Ortaya Çıktı
ABD'de bir üniversitede bilgisayar uzmanları, 'istatistiksel stilometri' yöntemiyle 'en çok okunanlar'ın sırrını ortaya çıkardı 'Bestseller' kitapların sırrının, klişelerden uzak durmak ve aşırı fiil kullanmamak olduğu ortaya çıktı. 'Association of Computational Linguistics' dergisinde yayımlanan araştırma, bu konudaki yapılan ilk bilimsel çalışma. ABD'nin New York kentindeki Stony Brook Üniversitesi bilgisayar uzmanları, popüler bir kitabın özelliklerini ortaya koyabilmek amacıyla 'istatistiksel stilometri' adını verdikleri bir algoritma geliştirdi. Araştırmacılar, geliştirdikleri algoritmayı bilim kurgudan şiire birçok alanda uyguladı. Bir kitabın ticari başarı elde edip edemeyeceğini yüzde 84 doğruluk oranıyla öngörebilen teknik, sözcüklerin ve dilbilgisinin kullanımını matematiksel olarak irdelemeye dayanıyor. İnternet kütüphanesi olarak da bilinen 'Project Gutenberg' arşivinden klasikleşmiş eserleri yükleyerek inceleyen bilim adamları, basılan bir kitabın çok satmasında ilginçlik, orijinallik, yazım tarzı ve öykünün ilerleyişi gibi bir dizi unsurun yanı sıra şans faktörünün de etkili olduğuna işaret etti. Bol bağlaç ve sıfat, az fiil ve zarf Çok satan kitaplarda 've', 'ancak', 'fakat' gibi bağlaçların sıkça kullanıldığını belirten araştırmacılar, ticari başarı yakalayan eserlerin aynı zamanda sıfatlar ve isimler açısından da zengin olduğunu belirledi. Raflarda kalan kitaplarda ise aşırı derecede fiil ve zarf kullanıldığı ortaya çıkarıldı. Okur tarafından ilgi gören kitaplarda düşünce süreci betimlenirken rağbet görmeyen kitaplar, çok fazla duygusallık barındırıyor.T24
Ayten'in Acıklı Akıbetini Anlattılar
1992 yılında, başlarında Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın bulunduğu JİTEM ekiplerince kaçırılıp, işkence edilerek öldürülen 27 yaşındaki Ayten Öztürk'ün katledilmesi babası Hıdır Öztürk tarafından kitaplaştırıldı. Ayten'in babası Hıdır Öztürk'ün moderatörlüğünde çok sayıda yazar, aydın gazeteci, bilim adamı ve sanatçının katkılarıyla hazırlanan kitap 'Ayten'in Acıklı Akıbetini Anlattılar' adını taşıyor. “Kızımın kaçırıldığını duyduğumda, bu işin devlet tarafından yapılabileceği ihtimalini aklımın köşesinden bile geçmedi. İlk başta birilerinin evlenmek amacıyla kaçırdığını düşündüm. Onunla aynı iş yerinde çalışan arkadaşlarından şüphelendik, hatta bunlar hakkında şikayetçi olduk” diye anlatıyor 27 Temmuz 1992’de kaçırılan ve 11 gün sonra cesedi Elazığ Asri Mezarlığı’na yakın bir arazide toprağa gömülü halde bulunan kızı Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk… Cesetle karşılaşma anını ise Ayten’in kız kardeşi Makbule Öztürk, şu kan donduran ifadeleri kullanarak anlatıyor: “Paramparçaydı ceset, burnu kopuk, kulakları kesik, gözleri oyuktu. Cesedin hiçbir tarafı ablama benzemiyordu. Donup kalmıştım… Önce annem hareketlendi; yüzünden kızını tanıyamayacağını anlamış olacak ki; ayaklarını incelemeye başladı. Gözleri ayak parmakları arasındaki küçücük bene takılınca yüreğimizi kanatan çığlığı kopardı. Bu arada diş doktoru nişanlım, cesedin ağzındaki dişleri inceledi, ‘Bu benim dolgumdur’ diye mırıldanınca, koroya dönüştü ağlamamız…” Yeşil’le tanıştırılıyor! Ayten Öztürk’ün kaçırılma süreci 1992 baharında başlar. Tunceli Alay Komutanı Mustafa Sabri Yazgankıran, baba Hıdır Öztürk’e arar ve kızlarını da alarak alaya gelmesini ister. Baba, iki kızı Ayten ve Makbule’yi de alarak alay komutanlığına gider. Görüşmede sakallı ve zayıf, polis olarak tanıtılan bir kişi daha vardır. O da Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’dır. Aile onun Yeşil olduğunu bilmez. (Ta ki 2006 yılında gazetelerde fotoğrafı çıkana kadar) Alay komutanı iki kızın bilgilerini alır, bunları Yeşil’e verir. Hayatının hiç bir döneminde 'Devlet baba'ya karşı gelmemiş olan aynı zamanda Tunceli Özel İdare'de valinin yanında şef olarak çalışan Hıdır Öztürk'e “devlete karşı gelmeme!” konusunda uyarı çekilen baba ve kızları alaydan ayrılır. Baba yıllar sonra o görüşmenin kızlarının “infaz” görüşmesi olduğunu gözyaşlarıyla anlatır. Kaçırılıp, öldürülür Bu görüşmeden iki ay sonra 32 yaşındaki Ayten Öztürk, çalıştığı fabrikanın önünden Toros marka beyaz bir araçla, 4 kişi tarafından 27 Temmuz 1992’de kaçırılır. Ve 11 gün sonra işkence edilmiş haldeki cesedi Elazığ Asri Mezarlığı yakınlarında toprağa yarı gömülü halde bulunur. Aysel Çürükkaya’nın kardeşi Un fabrikasında çalışan bir işçi olan ve legal-illegal siyasetle uzaktan yakından ilgili olmayan Ayten Öztürk’ün tek suçu ise! bir dönem PKK içerisinde yer almış ve sonra eşi Selim Çürükkaya ile örgütten ayrılmış olan Aysel Çürükkaya’nın kız kardeşi olmasıdır. Diyarbakır’daki JİTEM binasında işkence Tunceli Alay Komutanlığı’nda Yeşil’in “imha edilecekler” listesine eklediği Ayten Öztürk, kaçırıldıktan hemen sonra Diyarbakır’daki JİTEM binasına götürülmüş ve burada günlerce işkenceye uğramıştır. Ersever ve Aygan Yeşil’i suçlamıştı Ayten’in vahşi bir şekilde JİTEM tarafından katledilmesi, Cem Ersever’in “Tunceli’de Ayten Öztürk adlı kızı Yeşil ve ekibi kaçırıp öldürdü” ile İsveç’te yaşayan PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan’ın “Tam olarak hatırlamıyorum, yaz ayıydı. Yeşil ve ekibi Ayten Öztürk’ü Diyarbakır şehitlikteki Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin yanındaki JİTEM’in kullandığı binaya getirdiler” açıklamaları ile vahşetin itirafıydı. Ajanlığı kabul etmeyince öldürdü Aygan’ın anlatımına göre Yeşil, Ayten’i Diyarbakır’a getirmiş ve “Çürükkayaların akrabası onunla işim var biraz” demişti. Aygan’a göre ajan olmayı kabul etmeyen Ayten’e Yeşil tarafından vahşi bir şekilde işkence uygulanmış ve sonunda öldürülüp gömülmüştü. Devletin kadrolu celladı, PKK içindeki ablasının intikamını Ayten’i öldürerek almıştı! Tunceli Alay Komutanlığı, Tunceli Valisi ve Yeşil ile ilgili hiçbir işlem yapılmadı; ve Öztürk’ün acılı babası 22 yıldır kızı için yürüttüğü adalet savaşını ise hiçbir zaman bırakmadı. Ve acılı anne, kızının parçalanmış cesedini pazardan aldığı gelinlikle mezara verdi... Babanın sözleri Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesindeki Terör ve Şiddet Olaylarına ilişkin alt komisyonda konuşmuş ve “Cesedi parçalanmış, gözleri çıkarılmış, kulakları kesilmiş bir evladın babası olarak buradayım’’ sözleriyle yankı uyandırmıştı. Acılı baba dönemin Tunceli Jandarma Alay komutanı ile görüşmesinin ardından kızının ortadan kaybolduğunu ve görüşmede ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım’ın da bulunduğunu söylemişti. Murat Aydın / Cnnturk.com ****
11 Fotoğrafla Aynı Pozu Veren Sevimli Çocuk ve Dadısının Maceraları
Kanadalı fotoğrafçı Alex Neary ve bakıcılığını yaptığı sevimli Henry'nin fotoğraf serisi görenleri şaşırtıyor. Fotoğrafçı, direktör ya da model olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Henry'nin ileride hangisini daha çok seveceğini zaman gösterecek. Fotoğrafların hikayesine gelirsek; Dadısı bir gün kendi cep telefonuyla Henry'nin fotoğraflarını çekmiş. Sonrasında Henry de dadısından aynı pozları vermesini istemiş ve bu fotoğraf serisi başlamış. Fotoğraf serisinin ismi ise Henry'nin konsepti...Not: Aslında 22 fotoğraf var:)