Müzik Meraklısına Görülmesi Gerekli 8 Yer
Londra, Abbey Road’da yürüyüp, Paris’te Jim Morrison’ın mezarını ziyaret ettiniz mi? O zaman Avrupa’da gizli kalmış müzik mabetlerini tavaf etmenin vakti gelmiştir. Bu araştırmayı Busabout (nereye gitmek istediklerine, nerede yaşamak istediklerine kendi karar veren özgür ruhlu gezginler) yapmış. Bir çok turist The Beatles’ın Abbey Road albümün canlandırmak için çaba harcıyor. Yine bir çoğu da Jim Morrison’ın Paris’teki mezarı başında içip sarhoş oluyor-du, artık korumalar buna izin vermiyor. Morrisson’ın mezarına doğru yolu gösteren diğer mezar taşlarına yapılan grafitileri bekçiler her gün silmek zorunda kalıyordu. Ki bu mezarlıkta Oscar Wilde, Edith Piaf gibi bir çok ünlü ismin ebedi uykularında olduğunu biliyoruz. O zaman neden kalabalıktan uzaklaşıp biraz da alt kültürün mekanlarını keşfe çıkmıyoruz? 1. John Lennon’ın Barış, Aşk ve Müzik Tapınağı – Rusya Kolya Vasin, Rusya’daki en büyük Beatles hayranı. 1964’ten beri, yani hem Beatles müziğinin, hem de grubun saç kesiminin memleketinde yasaklandığı günlerden beri, sabahtan akşama kadar Beatles dinlediğini iddia ediyor. Sovyetler Birliği’nin çökmesi ardından Muhteşem Dörtlü’ye olan aşkını artık gizlemek zorunda kalmamış. St. Petersburg’da onların anısına bir tapınak yapmış. Puskinskaya’da, küçük bir odada, dünyanın dört bir yanından topladığı binlerce Beatles hatırasını biriktirmiş, sergiliyor. Bu malzemelerden bazıları zamanında sınırdaki X-ray’lerden dahice kaçırılıp ülkeye sokulmuş ve daha sonra plak formatına sokulmuştur. 2. The Rolling Stones’un Exile On Main St malikanesi “Nellcôte” – Fransa 1971 senesinde, The Rolling Stones elemanları, İngiliz Hükümeti’ne borçlu oldukları, gelirlerinin yüzde 93’ünü vermemek için sürgün hayatını seçmişti. Keith Richards’ın Fransız Rivierası’ndaki evine, Nellcôte’e gittiler. Exile On Main St. albümünün neredeyse tamamını bu evin rutubetli, karanlık bodrumunda kaydettiler. Ortaya çıkan sound üzerine Richards daha sonra “yapılmış ilk grunge albümüdür” diyecekti. Bu ev grubu ziyaret eden ünlüler için cennet gibiydi. Bir rivayete göre bir gece Richards’la çok içen John Lennon evin önündeki merdivenleri kusmuk içinde bırakmıştı. Elbette keyif verici madde satanlar için de bulunmaz bir mabetti, ta ki Fransız polisi olaya ayana kadar. 10 Louise Bordes Avenue, Villefranche-sur-Mer adresinde yer alan bu mabedi gidip ziyeret edebilirsiniz, ama şu anda malikaneye sahip olan Rus milyarderlerin sizi içeri sokmasını beklemeyin. 3. Erovizyon Birincisi Lordi Meydanı – Finlandiya Erovizyonu kazanan ilk ve şimdilik tek Finlandiya’lı grup, hard rock canavarları Lordi kendi memleketlerinde çok meşhur. Yüzlerini pulların üstüne görebilirsiniz, kendi çizgi roman, film ve hatta farklı aromalarda üretilen alkolsüz içecekleri bile var. Grubun eli baltalı solisti Bay Lordi’nin doğduğu yer olan Rovaniemi Kasabası’ndaki meydana da, onun şerefine adları verilmiş. Elemanların betona bıraktıkları el izleri bir duvarın dekoru haline gelmiş. Serinletici bir Lordi Kolası içerken, onların kalıbıyla karşılaştırıp kendi elinizin ne kadar küçük olduğuna bakabilirsiniz. 4. ABBA Müzesi – İsveç Elbetteki Liverpool’da George Harrison’ın ilk gitarı, John Lennon’ın ikonik gözlüklerinin sergilendiği ve Julia Lennon tarafından The Beatles’ın hikayesinin anlatıldığı bir sergi açılacaktır. Herkes böyle bir sergiye gider. Stockholm’deki Djurgården bulunan İsveç’in Music Hall Of Fame’inde de ABBA Müzesi var. Böyle bir müzede grupla ilgili görmek isteyeceğiniz her şeyi bulabilirsiniz. Kostümler, altın plaklar, Benny Andersson’ın piyanosu, Polar stüdyosundayken kullandıkları mix masasını görebilir, grubun 5. üyesi olarak bir interaktif hologram tecrübesi bile yaşayabilirsiniz. 5. David Bowie ve Iggy Pop’un apartman dairesi – Almanya 1976’dan 78’e kadar David Bowie ve Iggy Pop; 155 Haupstrasse, Schonenberg’deki apartmanda yaşamışlardı. Bowie Berlin’e hem şehirden, hem de burada yapılan müzikten etkilendiği için taşınmıştı. Taşınmasının bir başka nedeni de uyuşturucudan uzak durabilmekti. Almanlar o kadar nazik insanlardı ki, henüz şöhretinin doruklarına ulaşmamış Bowie’ye öyleymiş gibi davranıyorlardı. Hatta öyle ki; hayranları Bowie’yi gittiği plak dükkanına kadar takip edip, içeri girdiği zaman peşini bırakacak kadar kibarlardı. Bowie çıktıktan sonra dükkana girip onun aldığı albümlerin aynısını sipariş eden kişilerden bahsediyoruz. Evlerinin bir kaç bina ötesinde, Neues Ufer vardı. Burası Bowie ve Pop’un hep takıldıkları, Avrupa’da açılmış olan ilk gay barlardan biriydi. Yine kibarlıklarından olsa gerek, bu bara giderseniz sadece Bowie’yle çekilmiş bir fotografı görebilirsiniz. Hepsi bu! 6. Sigur Rós’un Reykjanes Yarımadası – İzlanda Sigur Rós’un ‘Glósóli’ videosu, turistler için reklam filmi niyetine. “İzlanda’ya gelin, sıcak su kaynaklarını, rüzgarlı lav sahalarını görün, yosunla kaplı kayaların üstünde dinlenin.” Bu video, üçünden elektriğin üretildiği, bir çok jeotermal bölgenin olduğu Reykjanes Yarımadası’nda çekilmişti. Volkanik kraterler ve lagünler kadar görmek isteyeceğiniz bir diğer şey ‘Glósóli’nin zirvesini çerçeveleyecek falezlerdir. Reykjanesviti’den ülkenin en eski fenerini gören muazzam manzaraya da buradan bakabilirsiniz. 7. Black Metal’in Yaktığı Kilise – Norveç Fantoft Stave Kilisesi 1150 yılında yapılmıştı. Tahrip edileceği düşünüldüğünden 1883’te parça parça Bergen’e taşınmıştı. Yine de black metal’den kurtulamadı. 1992’de, death metal grubu Old Funeral’dan ayrılıp Burzum’a geçenlerin çetesi Varg Vikernes tarafından yakılan ilk kilise bu oldu. Kiliseden arta kalanlar Burzum’un EP’si Aske’ın kapağını süsleyecekti. Grup bastıkları ilk 1000 kopyanın yanında çakmak da verdi. Neredeyse orijinal gibi restore edilen kiliseyi, sabah 10:30’dan akşam 06:00’a kadar ziyaret edebilirsiniz. 8. Serge Gainsbourg’un Aşk Evi – Fransa Paris’te, 5 bis Rue de Verneuil’de bulunan ve Serge Gainsbourg’un 1969’dan ölene kadar, yani 1991 senesine kadar yaşadığı ev onun anısına türbe haline getirildi. Hayranları tarafından grafitilerle süslenen evin dış duvarında oldukça etkileyici portreleri de görmek mümkün. Bu arada evin içine neredeyse hiç dokunulmamış. Etrafta hala kültablaları ve polis rozetleri, silahlar, Fransa’nın dört bir yanından toplanmış kurşunlar gibi tuhaf koleksiyonlar duruyor. Duvarlarında ona ilham veren; birlikte şarkı söylediği, aşık olduğu kadınların fotografları asılı. Brigitte Bardot, Jane Birkin, Charlotte Gainsbourg gibi. Sadece piyanoları ve patlayan konserveler evden çıkarılmış. Sakızları ve naneli şekerleri gibi yatağının üstüne serptiği çiçekler bile, kurumuş olsalar da, hala evin içinde, bıraktığı yerde duruyor. Kaynak: fasterlouder | Eksen
TOKİ, Marmara Üniversitesi'nin Arazilerini Satıyor
Marmara Üniversitesi, fakülte ve birimlerini Maltepe'deki yeni kampüse taşımaya başladı. Nişantaşı, Validebağ, Halkalı, Bahçelievler gibi İstanbul'un emlak değeri en yüksek semtlerindeki araziler ise TOKİ eliyle satılacak. Radikal'den Gülden Aydın'ın haberine göre, Maltepe'deki yeni kampüse taşınacak olan Marmara Üniversitesi'nin arazileri TOKİ tarafından satılacak. Marmara Üniversitesi’nin Maltepe Başıbüyük’teki 3.000 dönümlük yeni kampüsünün inşaatı, hızla devam ediyor. Haydarpaşa’daki 7 bin öğrencili Tıp Fakültesi, geçtiğimiz şubatta Maltepe’ye taşındı bile. Diş Hekimliği Fakültesi binası ise bitmek üzere. Sağlık Bilimleri Fakültesi (Hemşirelik, Ebelik, Diyetisyenlik, Fizyoterapi, Hastane Yöneticiliği)’nin temeli mayıs, Eczacılık Fakültesi’nin temeli ise Haziranda atılacak. Nişantaşı’ndaki Diş Hekimliği ile İletişim fakülteleri, önümüzdeki haziranda geçici olarak Haydarpaşa’ya taşınacak. Maltepe’deki şantiye görevlileri, “Fakülteler peyderpey yapılıyor. İnşaatı biten buraya taşınacak” diyor. Tıp Fakültesi’nin yapımını üstlenen ZEK-SAN, Van Erciş ve TOKİ Elazığ afet konutları, TOKİ Denizli; Diş Hekimliği Fakültesi’ni yapan iki firmadan RG, Adalet Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, TANK Yapı ise Milli Savunma Bakanlığı’ndan aldığı önemli ihalelerle tanınıyor. Arazi askeriyenin Maltepe Başıbüyük’teki kampüs projesi, askeri tesislerin taşınması gündeme geldiğinde ortaya çıktı. 2011’de, içinde Kenan Evren Kışlası’nın da bulunduğu arazi, O dönem Kara Kuvvetleri Komutanı olan Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun desteğiyle Marmara Üniversitesi’ne verilmiş. Kıvrıkoğlu, müteahhitlerin göz diktiği adalar ve Marmara Denizi manzaralı bu değerli arazide bilim kurumunun yer almasını olumlu bulmuş.TOKİ, İstanbul ’un Anadolu ve Avrupa yakasındaki 14 kampüsünden boşalan arazileri ihaleyle satacak. Yeni AVM ve rezidanslarla betonlaşma gündeme gelecek. TOKİ Başkanlığı, görüşmelerin seyri hakkında “Marmara Üniversitesi ile protokol çalışmalarımız, taslaklar üzerinde karşılıklı görüşmelerimiz devam ediyor. Henüz imza aşamasına gelmedik” diyor. Rektör Gül: Satış değil takas Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Zafer Gül, boşalacak arazilerin akıbetini anlattı: “Üniversitemizin tüm arazileri, Milli Emlak’tan tahsisli. Dolayısıyla satılması değil, kurumlar arası takası söz konusu. Yeni kampüs, Maliye Bakanlığı’na bağlı Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nün arazilerine yapılıyor. Üniversite olarak bizim ihaleye vermemiz, para işlerine girmemiz söz konusu olamaz. Araziler bize ait değil. Kamu arazileri. TOKİ eliyle satışa çıkarılmasını sağlayan Milli Emlak’ın bağlı bulunduğu Maliye Bakanlığı. Üniversitemizin satışla bir ilgisi yok. TOKİ ile başlayan protokol görüşmelerine Maliye Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve üniversitemiz katılıyor. Yerel seçimler nedeniyle duran görüşmeler haziranda bitecek ve imza atılacak. İşlemler tamamlandığında kamuoyuna duyuracağız. Askeri arazideki inşaatlara başlamak için kışlanın taşınmasını bekliyoruz. Üniversitemizin 75 bin öğrencisi, 3 bini akademik kadro 5 bin personeli var. Maltepe’de bir teknokent kuruyoruz. Yeşil kampüs, akıllı binalar… Tepeye rüzgâr türbini ve gözlemevi kuracağız. Türkiye ’de rol model olmak istiyoruz. Sağlık Bilimleri kampüsünü Avrupa Yatırım Bankası’ndan aldığımız 35 milyon Euro ile yapıyoruz. Depremden etkilenmeyen raylı sistemli, en ileri ameliyat tekniklerinin kullanıldığı 720 yataklı hastanemiz eylülde açılacak. “ İşte o araziler Göztepe: 147 dönüm, Üsküdar (Bağlarbaşı): 39 dönüm Üsküdar (Validebağ): 50 dönüm Nişantaşı: 24 dönüm Bahçelievler: 4 dönüm, Halkalı: 1.182 dönüm, Kartal: 1.000 dönüm, Selimpaşa: 11 dönüm. Toplam: 2.457 dönüm.CNN Türk
Tarantino, The Hateful Eight'i Tekrar Yazacak
Quentin Tarantino, iptal ettiği projesi The Hateful Eight için yeşil ışık yaktı. Aynı isme sahip olsa da yeni bir senaryo yazarak filmi çekeceğini açıkladı.Quentin Tarantino, geçtiğimiz yıl Ocak ayında ülkemizde vizyona giren Django Unchained (Zincirsiz) filminden sonra yeniden vahşi batı temalı bir film yapacağını açıklamış, ardından kısa bir süre sonra The Hateful Eight’i duyurmuştu. Fakat duyurmasından çok geçmedi ki filmin senaryosu bir ajans tarafından yayımlanınca Quentin Tarantino çık sinirlenerek filmi iptal ettiğini açıkladı.Hayranları olaya üzüldü, Tarantino da şimdi yeni bir film üzerine düşünüp harekete geçeceğim bu da zaman alacak açıklamasını yaptı. Sonrasında The Hateful Eight’in senaryosunun biraz daha hikayeleştirilmiş haliyle bir defaya mahsus canlı okunacağı açıklandı. 150-200 dolar arasında değişen bilet fiyatlarına rağmen salonu dolduranlar hem The Hateful Eight’in orijinal senaryosunu dinledi, hem de Tarantino’dan müjdeli haber aldı.Tarantino, filmi tam anlamıyla iptal etmediğini, tekrardan yeni projesi olarak gündemine aldığını söyledi. Fakat senaryonun bu kadar ortaya çıktıktan sonra çekilebilir bir yanı kalmadığını, bu sebeple ikinci taslağa geçerek yeniden aynı dünyada geçen ancak olayları biraz daha farklı ele alan bir senaryoyu yazmaya başladığını açıkladı.The Hateful Eight ismine sahip olacak bu ikinci taslak senaryo ne zaman biter ve çekim aşamasına geçilir şu an için öngörmek zor diyebiliriz. Ancak kesin olan, Tarantino’nun The Hateful Eight ile Django’dan sonra yine bir vahşi batı filmi çekecek olması.superkarga
Twitter'da Fenomen Olmak İçin Yapılması Gereken 15 Şey
Twitter fenomenlerinin neredeyse hiçbiri kendi isimleriyle ve karakterleriyle bu mecrada yer almıyor. Zaten konuyu kullanıcı gözünden ele alırsanız ne demek istediğim açıklığa kavuşacaktır. Tanımadığınız ve ünlü olmayan birini neden takip ettiğinizi bir düşünün. Kendinizi bir marka gibi ele alın ve marka koşullarını gerçekleştirmeye çalışın. Karakterinizin ismini bulmadan önce, hedef kitlenizi belirleyin ve buna göre karakterinizin konumlandırmasını yapın. Kimlere hitap edeceksiniz ve nasıl biri olacaksınız? Bu ikisinin birbiriyle uyum içinde olması çok önemli. Gırgır şamata deyip geçmeyin, çok önemli bir unsur olsa da sadece komiklik yeterli değil. Hatta komiklik yapmak zorunda da değilsiniz, bu hedef kitlenize bağlı.
Her Şey Bahane Kahve İçmek Şahane Dedirten 11 Neden
Seul Ulusal Üniversitesi’nden araştırmacıların fareler üzerinde yaptığı bir deneye göre az uyku nedeniyle strese giren fareler kahve aromasına maruz kaldıklarında, beyinlerinde bu strese bağlı olarak oluşan proteinde de bir değişim yaşanıyor.
Reklam
Tarihi Yarımada’ya Hançer
Deniz altındaki tünel kazı çalışmalarına başlanan Avrasya Tüneli Projesi, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Tarihi Yarımada’da 8 şeritli bir ‘otoban’ öngörüyor. Uzmanlar, projenin bölgenin tarihi dokusunu tahrip edeceğini belirtiyor.İstanbul Boğazı’nın iki yakasını Kazlıçeşme-Göztepe hattında karayolu tüneliyle bağlayacak Avrasya Tüneli Projesi’nin deniz altındaki tünel kazı çalışmalarının başlaması projeye ilişkin tartışmaları da tekrar gündeme getirdi. Birgün gazetesinden Olgun Kundakçı'nın haberine göre, uzmanlar, UNESCO tarafından 1985 yılından bu yana Dünya Miras Listesi’nde yer alan Tarihi Yarımada’nın projeden olumsuz etkileneceğini belirtiyor. Tarihi Yarımada’yı denizin altından tünel ile Anadolu yakasında bağlayan proje, İstanbul’un anayasası kabul edilen 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda yer almıyor. Çevre Düzeni Planı’nda başta Tarihi Yarımada olmak üzere kentin tarihi dokuya sahip alanlarında araç trafiğinin azaltılması öngörülürken, projeyle birlikte Tarihi Yarımada’nın sahil yolu olan Kennedy Caddesi, mevcut 6 şeritten, 8 şeride çıkarılacak.‘SURLARDA TAHRİBAT ARTAR’Sultanahmet Arkeolojik Parkı içinde yer alan Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultanahmet Camii ile Marmara Deniz surları ve Yenikapı’daki arkeolojik miras proje güzergahı boyunca etkilenecek  kültür varlıklarının başında geliyor.  Mimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı Sami Yılmaztürk, Tarihi Yarımada’da trafik yoğunluğunu artıracak projenin evrensel koruma ve planlama ilkelerine aykırı olduğunu söyledi.Tarihi Yarımada’yla ilgili bugüne kadar hazırlanmış tüm planlarda bölgedeki trafik yoğunluğunun azaltılmasının en temel planlama ilkesi olarak kabul edildiğini belirten Yılmaztürk, “Tarihi ve arkeolojik sit alanı olan, UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer almış bir bölgeye böylesi yoğun bir trafiğin sokulması kabul edilemez. Ayasofya’nın önlerinde Çatladıkapı’dan itibaren sahil yolunun 8 şerit haline getirilmesi denizin doldurulmasına neden olacak.  8 Şeritli transit yol deniz kıyısındaki tarihi surlardan geçerek, surlar bu yolun orta refüjünde kalarak, trafik ortasında ulaşılamaz, izlenemez bir hale gelecek, tahribat daha da artacak. Tarihi geçmişimize, kültürel ve arkeolojik mirasımıza, Tarihi Yarımada’nın dünya miras listesine girmesinin kriteri olan tüm değerlerimize aykırı bir proje” dedi.‘SİLUETİ ETKİLER’Projeyle birlikte Anadolu yakasında Haydarpaşa’da  Avrupa Yakası’nda ise Sultanahmet-Çatladıkapı önünde egzos salımını dış ortama taşıyacak havalandırma bacası yapılacak. Yılmaztürk, “1600 yıllık, tüm dünyaca bugün ortak miras olarak kabul edilen Ayasofya’nın önüne denk gelecek şekilde havalandırma bacası yapılması silüeti de olumsuz etklileyecek” dedi.‘İSTANBUL İÇİN KAYIP’Öte yandan, İstanbul’un trafiğini rahatlatacağı öne sürülen proje, Şehir Plancıları Odası’nın raporuna göre Boğaziçi Köprüsü’nün trafiğinde yalnızca yüzde 7’lik bir azalma sağlayacak. Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Tayfun Kahraman, “Proje, İstanbul’un trafiğinde ilk etapta suni bir rahatlama yaratır, ancak ne kadar yol arz ederseniz, bu o kadar talep yaratacaktır ve trafikte  tıkanmalar kaçınılmaz olacaktır” dedi. Projenin boğaz köprülerinin çok altında bir günlük kapasiteyle çalışacağını belirten Kahraman, “Marmaray’ın ardından böyle bir projeyi yapmanın hiçbir anlaşılabilir yanı yok. Tamamıyla zorlama bir proje. Tarihi Yarımada dünyaya korumaya söz verdiğimiz bir alan. Bu alan içerisine otoban niteliğinde bir ulaşım yolu yapmak, bölgenin ulaşılabilirliğini artıracak, ancak köhnemeyi de beraberinde getirecek. İstanbul için bir kayıp” diye konuştu.Olgun Kundakçı | Birgün
Reklam
Özel Efektlerden Öncesi ve Sonrası Film Kareleri
Artık sinema sektörünün özel efektlerle ne kadar etkili olabileceğini bilmeyenimiz yoktur sanırım. Yeri gelir filmler konu açısından her ne kadar beklentilerimizin altında kalsa da filmin sonunda 'görsel efektler çok iyiydi' diyebiliyoruz. Ve bu galeri de Hollywood'un bu işi ne kadar profesyonel yaptığının kanıtı adeta.
Notre Dame İstanbul'da
Victor Hugo’nun ‘Notre Dame de Paris’ adlı romanından uyarlanan aynı isimli müzikal İstanbul’da sahnelenecek. Dünya edebiyatının klasikleri arasında yer alan Notre Dame’ın Kamburu (Notre Dame de Paris), ilk kez 1998 yılında ‘Notre Dame de Paris’ ismiyle Paris’te sahnelenmişti. Kadrosunda tanınmış Fransız sanatçılardan Garou (Quasimodo), Helene Segara (Esmeralda), Daniel Lavoie (Frollo), Patrick Fiori (Phoebus) yer almıştı. O dönem müzikleri ve rejisiyle büyük ses getiren müzikal, sonrasında birçok ülkede yeniden farklı kadrolarla canlandırıldı. Notre Dame de Paris müzikali, 22 Nisan'dan itibaren İstanbul'da aynı isimle, orijinal rejisi ve müzikleriyle, İngilizce olarak sahnelenecek. Dünyada en çok bilet satışına sahip prodüksiyon olma özelliğiyle Guinness Rekorlar Kitabı’na giren müzikal, iki hafta süreyle İstanbul’da Zorlu PSM’de olacak. Dünya çapında CD ve DVD’leri 10 milyondan fazla satan Notre Dame de Paris, edebiyat tarihinin en romantik aşk hikayelerinden de biri. Çingeneler tarafından bir katedrale terk edilen Quasimodo adlı kambur bir karakterin öyküsünü anlatan romandan uyarlanan müzikalde büyük bir aşk hikayesi var. Çingene kızı Esmeralda’ya aşık olan Quasimodo’nun rakipleri Prens Phoebus ve katedralin rahibi Frollo ile mücadele etmesi ve Esmeralda’yı aşkına ikna etmesi gerekir.aljazeera.com.tr
Reklam
Çerkesler Hakkında Yanlış Bilinenler
Yakın zaman da ulusal bir kanalda sokaktaki insanlara bu soru yöneltilmiş ve ilginç cevaplar alınmıştı.Türk olduklarından tutun da, kızları,yemekleri,dansları gibi ezbere yada alakasız birçok sözler edildi.150 yılı aşkın bu topraklarda yaşayan ,Osmanlı ve anadolu tarihinde önemli yeri olan bu halk hakkında neden bu kadar bilgisiz bu halk azçok tahmin edebiliyorum. Gelin kısa olarak yanlışlara ve bilinmeyenlere değinelim.1- ÇERKES, ADIGE HALKINA VERİLEN BİR İSİMDİR.Bugün Çerkes dediğimiz halk, ülkelerine verilen Çerkesya adı ;Kuzeybatı Kafkaslarda bir halkın ve ülkesinin adı olarak 13. y.y.’dan itibaren Avrupa,!!Ermeni,Gürcü,Arap,Pers,Türk!! ve diğer tarihi kaynaklarda ortaya çıkar. Genel olarak Avrupa ve Rus kaynaklarında ‘Çerkes’ adının kullanılması ise 13.- 18 y.y.lardır ve halen bu adlandırma devam etmektedir.Aynı zamanda yerli halk kendini değişmez bir şekilde Adıge olarak adlandırmıştır. Yani Çerkes adı bilinenin aksine Adıge halkını tarif etmektedir.Ülkemizde ise tüm Kuzeykafkas göçmenlerine Osmanlı döneminde ilk sürgün yıllarında ortak giyim kuşamları,gelenlerin büyük çoğunluğunun Adıge olması ve Çerkes adının popularitesi nedeniyle 'Çerkes' denmiştir ancak, birkaç yıl sonra bu tanım doğru anlamına kavuşmuştur.Çeçenler,Osetler,Abhazlar,Karaçaylar v.s. Çerkesler ile komşu,boydan boya değişen bir ortak kültür ve tarihe sahip halklardır ve kendi isimleri ile anılırlar.2- ŞEYH ŞAMİL ÇERKES DEĞİLDİR,TÜRK VE ÇEÇEN'DE DEĞİLDİR. Şamil, Kafkas-Rus savaşları dönemine damga vurmuş,Çerkeslerin özgürlükçü,devletçi savaşı aksine daha çok dini ve cihadçı anlayışı benimseyerek İslamı bayraklaştırarak Ruslara karşı din savaşı vermiş savaşçı bir kişiliktir,önderdir.Kendisi Dağıstan-Avar kökenlidir; Kafkas Avarları Türk değildirler,Çeçen de değildirler.Dilleri farklı bir halktır. Çeçenler ile adının anılmasının nedeni ise Şamil'in Rus yanlısı Dağıstan beylerine karşı çıkarak Çeçen halkının bağımsızlık savaşında onlara önderlik ettiği için Çeçenlerin Lideri olarak görülmüş olmasındandır.Çerkesler ile alakası ise gönderdiği Naiblerin İslamı yaymaya çalışması ve kısmen bundan  başarılı olup,bir kaç Çerkes kabilesini bu sefer İslam bayrağı altında ruslara karşı savaşmaya ikna etmesi ile alakalıdır.Bir kaç Çerkes kabilesi bu savaşlar da Şamilin Naibi Muhammed Emini önder kabul ederek Ruslara karşı bu sefer İslam bayrağı altında mücadele etmeye devam etmişlerdir.Aynı zaman da Şamil'in kız torunlarından Nefiset Şamil bir Çerkes(Adıge-Ubıh) paşası ile evlendiğinden Çerkesler ile akrabalık kurulmuştur.3- ÇERKES KIZI, ÇERKES TAVUĞU,CARİYELİK VE ÇERKES KÖLELİĞİ HAKKINDA: Çerkes adı 18-19 yüzyıllarda daha çok dönemin avrupalı kaynakların da masalsı,oryantalizme hizmet eden populer bir isim haline gelmişti. Çerkesya'ya gelen yabancı seyyahların ve diplomatların,komutanların anıları ve kitapları, dönemin gazetelerin de Çerkes kızları,Çerkes savaşçıları ve ülkesi hakkında çokça iltifat ve hayranlık ifadeleri ve anlatımlar yayınlanmıştır.Çerkes kızları soluk beyaz tenli,ince belli, uzun boylu ve dik duruşları ile bahsedilir olduğundan ; Çerkes adı bu özellikleri sahip insanlara,yemeklere dahi isim olarak konulmaya başlanmış, bir Çerkes modası meydana gelmiştir.Hatta ilgi çektiğinden ticari anlamda bir marka isim haline getirilmiştir. Bizim yemekler ile alakası olmayan Çerkes tavuğu olarak bilinen yemek bile bu beyaz, yumuşak, soluk görüntüsü sebebiyle Çerkes adı ile anılmıştır. Köle ticaretinin çok yoğun olduğu dönemlerden geçildi.Çerkes tüccarlar da bu avantajı kendi lehlerine kullanarak çeşitli bakım ürünleri ve eğitimle Çerkes kızlarına benzettikleri savaş ganimeti olan köle kızları dönemin köle pazarlarında yüksek fiyatlara 'Çerkes Kızı' adı ile satmışlardır. Çünkü o dönemler Çerkes adı marka olduğundan bu isimle anılan kızlar çok yüksek fiyata satılıyorlardı.Osmanlı sarayı gibi saraylara cariye olan kızlar bu türden kızlardı(Çakma Çerkeslerdi yani).Ancak herkes onları Çerkes olarak bilmekte, hatta çerkeslerin öz kızlarını sattıkları bile yazılmış,çizilmiştir..Oysa Osmanlı padişahlarına, Kırım hanlarına,Rus çarlarına eş olan,nikahlı eşleri olan soylu ailelerden Çerkes prensesleri hariç hiçbir cariye aslen Çerkes kökenli değildi.(Azda olsa Çerkes kökenli olanları, Çerkes Xabzesi sonucu cezaya çaptırılan ,ailesi sürgün edilen ,toplumdan dışlanan Çerkes ailelerinin kızları ve çocukları idiler,bunlar köle sınıfına düşürülerek köle pazarlarında satılmışlardır.)Bunun yanında kırım tatarları tarafından köylerden kaçırılan özgür Çerkes kızları ve erkek çocukları da olmuştur.Bu nedenle Tatar-Çerkes savaşları kafkas tarihinin önemli bir bölümünü teşkil eder.)- Mesela Kanuni sultan Süleymanın eşi Mahidevran Sultan Çerkes Prensi İdar Temruko'nun Kırım Giray Prensesi Nazcan Hatundan olma kızıdır.Padişahlar köle pazarlarından satın alınan kızlarla nikahlanmazlardı.Bunun gibi Çerkes prenslerinin kız ve erkek çocukları birçok hanlık,imparatorluk,beylik ve hanedanlığa gelin ve damat olmuş,böylece siyasi bağlar,akrabalık kurulmuştur.Şimdilik bu kadar değerli arkadaşlar, devam edeceğiz!NOT: Sizlerden ricam şudur. Bu ülkede yaşayan hiçbir halk birbirinden üstün değildir..Tanıdıkça herkesin güzelliklerinin farkına varacaksınız, bu ülke halklarının ne kadar da asil,soylu,savaşçı,özgürlükçü bir karaktere sahip olduğunu anlayacaksınız. bu anadolu bu boyun eğmez insanların göç ettiği, birleştiği , toplandığı bir coğrafyadır.Tarih bilimi eğer ilgili ve tarafsız olursanız sizler,bizler için çok önemli bir ilim dalıdır ve yaşadığımız coğrafyayı,kimliğimizi anlamamıza çok büyük yardımcı olacaktır.Saygılarımla,
Reklam
Daha Önce Hiç Görmediğiniz Tarihi Kareler
Soyu tükenmiş hayvanların son fotoğraflarından tutun da nanik yapan Stalin’e, samuraylardan ilk bilgisayara, Einstein’ın şık plaj modasından on bir yaşındaki Hitler’e, torununa hikâye anlatan Tolstoy’dan Berlin duvarının yıkılışına kadar çeşitli tarihi anları ve figürleri yakalayan nadir fotoğraflar, insanı şaşırtıcı, ibretlik ve keyifli bir zaman yolculuğuna çıkarıyor.
Reklam
İşte Parayı Ağzınıza Götürmemenizin Nedeni
Konu kirli paralar: Bilimadamları para üzerinde yaşayan şaşırtıcı sayıda mikrop keşfetti. New York Üniversitesi'ndeki (NYU) Kirli Para Projesi'nde görevli araştırmacılar dolar üzerinde yaptıkları DNS çalışmasında paranın üzerinde yüzlerce çeşit bakteri buldular. NYU araştırmacıları 1 dolarlık banknot üzerinde yaptıkları genetik materyal analizinde, toplam 3 bin çeşit bakteri keşfetti. Bu sayı örneklerin mikroskop altında incelendiği daha önceki çalışmalarda ortaya çıkan sayıdan oldukça fazla. Yine de bu miktar insan dışı DNA'ların ancak yüzde 20'sini kapsıyor. Araştırmacılar, buna neden olarak genetik veri bankalarında bu kadar çok mikroorganizmanın kategori altına alınmamasını gösteriyor. Bol miktarda tanımlanan türlerden biri akneye neden olan bakteriler oldu. Tanımlanan diğer bakteriler ise ülser, zatürre, gıda zehirlenmesi ve stafilokok enfeksiyonları gibi rahatsızlıklara neden oluyor. Hatta bazıları antibiyotik direncinden sorumlu genler taşıyor. NYU Genom ve Sistemler Biyolojisi Merkezi'nden genom sıralama sorumlusu Jane Carlton yaptığı yorumda, 'Bu gerçekten bizleri şaşırttı. Gerçekten de paranın üzerinde üreyen mikroplar bulduk' dedi. Henüz yayınlanmamış bu araştırma uluslararası bir sorun olan kirli para sorununu bir kez daha hatırlattı. Rupiden euroya kağıt paralar dünyada en fazla el değiştiren maddelerden birisi. Hijyenistler uzun zamandan bu yana bunun bir salgının kaynağı olabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. 23 ülke için özel banknotlar yapan Innovia Security Müdürü Philippe Etienne yorumunda, 'Vücut sıcaklığındaki bir cüzdan bakteri üretme kabı gibi.' dedi. Bazı para uzmanları merkez bankalarının ve devlet hazinelerinin mikrobiyolojiden çok paranın sahtesinin yapılabilirliği ve sağlamlığı konusunda endişe duyduklarına dikkat çekiyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 150 milyar dolar yeni banknot tedavüle giriyor. Yarı keten karışımından yapılmış bir ABD doları 21 aydan daha kısa bir süre sağlamlığını koruyabiliyor. ABD merkez bankası bu yıl toplam nominal değeri 297,1 milyar dolar olan 7,8 milyar banknot yapmak için 826,7 milyon dolar harcadı. Paranın sağlamlığını daha da uzatmak için Kanada'dan Butan Krallığı'na kadar bir çok ülke esnek plastik polimer zardan banknot basıyor. Yen para birimlerindeki maddelerin kamu sağlığına etkisini araştıran Avustralya Ballarat Üniversitesi, 10 ülkedeki süpermarketlerden, restoran ve kafeteryalardan aldıkları kağıt paraları test ettiler. Foodborne Pathogens and Disease dergisinde yayınlanan 2010 yılındaki araştırmada her ne kadar bakteri seviyesi ülkeden ülkeye değişiklik gösterse de polimerden yapılmış paraların üzerindeki bakteri sayısı ketenden yapılmış paraların üzerindeki bakteri sayısından az çıktı. Etienne konuyla ilgili yorumunda, 'Polimerden yapılmış parada önemli olan bu paranın emici özellik taşımaması. Bunun da temizlik açısından yararları var.' dedi. Diğer araştırmacılar da yedi farklı para üzerindeki bakterilerin büyümeleri araştırdı. Antimicrobial Resistance and Infection Control'de yayınlanan araştırma sonucunda bazı mikropların plastik banknotlar üzerinde daha uzun yaşadıkları keşfedildi. İnsan dokunuşu ise sorun yaratıyor. Bakteriler derideki mum tortusundan ve tedavüldeki kağıt paradaki yağdan besleniyor. Araştırmacılar ayrıca kağıt para üzerinde lifli yüzey de keşfetti. Hindistan, Hollanda ve ABD'deki araştırmacı gruplar geleneksel hücre kültürü teknikleri kullanılarak kağıt para üzerindeki bakterilerin yaklaşık 93'ünü izole etmeyi başardı. Londra'daki Queen Mary Üniversitesi'nde görevli mikrobiyologlar 2012'de test ettikleri İngiliz banknotlarının yüzde 6'sında kalın klozetteki miktara eşdeğer bağırsakta enfeksiyona neden e.coli bakterisi buldu. NYU'daki araştırmacılar hücreleri izole ederek mikroskop altında çalışmak yerine yüksek hızlı gen sıralaması ve bilgisayar destekli veri analistleri yaptığından daha fazla türü tanımladı. Deneyde Manhattan'da ismi açıklanmayan bir bankadan geçen yıl alınan 80 adet bir dolarlık banknotlar üzerindeki DNA'lar analiz edildi. Toplamda bu dolarlar 1,2 milyar DNA seğmendi içeriyor. Tüm genetik verileri tutmak için 320 gigabaytlık dijital depo alını kullanıldı. DNA'lar New York'un olduğu gibi çeşit çeşit idi. Bu DNA'ların yarısı insanlara ait çıktı. Araştırmacılar bakteri, virüs, mantar, bitki patojenleri buldular. Hatta şarbon ve difterinin oldukça küçük izlerini buldular. Paraların üzerinde at, köpek ve dahası beyaz gergedan DNA'sı da bulundu. ROBERT LEE HOTZwsj.com.tr
Cem Yılmaz'dan +18 Tepkisi!
Başrollerinde Serkan Keskin, Hazal Kaya, Büşra Pekin, Öner Erkan'ın yer aldığı komedi filmi 'İtirazım Var' filmi Cuma günü vizyona girdi. Onur Ünlü'nün senaryosunu yazıp yönettiği 'İtitazım Var' Kültür Bakanlığı tarafından şiddet içerdiği gerekçesiyle 18 yaş altındaki izleyiciye yasaklandı. Filmin yasaklanmasına bir tepki de komedyen Cem Yılmaz'dan geldi. Yılmaz sansüre şu tweet'lerle tepki gösterdi: 'Sinema filmlerine yaş sınırı getiren kurumdan istek yapabiliyomuyuz ? Mesela bana 21 ver 43 ver diyebilirmiyiz ? Ver oradan bana bi 53 ! Onur Ünlü'nün filmi 'İtirazım Var' sinemalarda ...gidin ! 17 iseniz gitmeyin 23 sen bakın çıkın ! 5 yaşındaysanız tek başınıza gidin ! Tv lere seyirci uyarısı...ahlakına uymuyorsa Kemal Sunal filmini yayınlama ! Yayınlarsan bipleme ..Çok akıllıysan kendi filmini yap ! Ok ? BİP TV ! 1999 da gösterimin Dvd sine tekrar bakın yaş sınırı 46 dır ! Öngörü :)'medyatava**https://twitter.com/CMYLMZ/status/457256433470701568****https://twitter.com/CMYLMZ/status/457257576745680896****https://twitter.com/CMYLMZ/status/457262817507540992**
Reklam