onedio
'6 Yıl İçinde Yerli Oto Yollarda'
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Türkiye’nin 2020 öncesinde yerli otomobilin üretimine geçebileceğini belirtirken, elektriklinin yanında hibrit otomobil teknolojisine de vurgu yaptı. Bunun için tek babayiğit olmayabileceğinin altını çizen Işık, “Tek babayiğitle gideceğiz diye bir şey yok. 5 ana ekipman üzerinde çalışıyoruz. Somutlaşınca paylaşacağız” dedi. Bakan Işık, önceki gün Ak Parti resepsiyonda gazetecilerin soruları üzerine yerli Otomobilüretimiyle ilgili çalışmaları anlattı. Işık, şunları söyledi: “2020 öncesinde yerli otomobil üretimine geçeriz. Otomobil üreticilerinin hibrite geçiş süreci yavaş ilerliyor. Bizim için daha hızlı hareket etme şansı var. Yerli otomobil stratejisi belirlendi.TÜBİTAK’ta çalışmalar ilerledi. Tek babayiğitle gideceğiz diye bir şey yok. Bir kişi için büyük yük olabilir. Seri hibrit ticarileşiyor. Biz de dünyanın gidişini ıskalamadan gidiyoruz. Yol haritamız belli. 5 ana ekipman üzerinde çalışılıyor. Batarya, elektronik aksam, yazılım, elektrik motoru ve alternatör. Bunların hepsinde ayrı ayrı çalışma var. Somutlaşınca paylaşacağız.” Işık, “Devrim otomobili konusunda dönemin siyasi iktidarı doğru hareket etseydi, bugün Türkiye Hyundai gibi büyük markaları vardı” diye konuştu. Milliyet
Altın Portakal Penelope Cruz ile Javier Bardem'i Bekliyor
51- Altın Portakal Film Festivali yaklaşırken, festivali düzenleyen ekipte İş Ortakları Direktörü Nurcan Kuzucan, Yapımcı Zeynep Özbatur Atakan, Eski Direktör Hülya Uçansu, Yapımcı Elif Dağdeviren, Sinema Yazarı Alin Taşçıyan ve İletişimci Serap Engin yer aldı. Dağdeviren, “Festivalde bu yılın konuğu İspanya sineması. Pedro Almadovar’ı davet ettik, bakalım gelebilecek mi? Penelope Cruz ve Javier Bardem de davet ettiklerimiz arasında. Clive Owen’ın gelme ihtimali var” dedi. Hürriyet gazetesinden Zeynep Miraç ’a konuşan Altın Portakal ekibi, festivale dair ipuçları verdi. Zeynep Miraç’ın söyleşisi şöyle: Yerel seçimlerin ardından görevi devralan ekip 51. Altın Portakal’a dair tüyolar verdi. Nurcan Kuzucan (iş ortakları direktörü), Zeynep Özbatur Atakan (yapımcı), Hülya Uçansu (eski direktör), Elif Dağdeviren (yapımcı), Alin Taşçıyan (sinema yazarı), Serap Engin (iletişimci) 51. Altın Portakal’ı düzenleyen ekibin kadınlardan oluşması bir tesadüf mü? Elif Dağdeviren : Her konunun iyisini bulduk ve onlar kadınlardı. Özel olarak tasarlamadık. Yerel seçimlerden sonra alelacele bir Altın Portakal ekibi kurmamız gerekti. Tasarlanmış değildi ama başta benim, sonra da buluştuğumuz herkesin kadın olan inancı böyle bir ekibi kurdu. Biz bir araya gelince erkek önerilerine kulaklarımızı tıkamaya başladık. Bütün ekipte yalnızca iki erkek var. Bugüne kadar sinemada bir kadın hâkimiyeti var mıydı? Hülya Uçansu : En ağır yükü kim taşıyor? Genelde kadınlar. Daha çok özveriyle, daha düşük ücretle çalışanlar hep kadınlar. Bu ülkede ağır işçiler kadınlar. Dikkat edin, kadın yapımcılar yükselmeye başladı şimdi. Zeynep (Özbatur Atakan) bunların başında geliyor. Zeynep Özbatur Atakan : Hepimiz Türkiye koşullarında mucize gibi işler üretiyoruz. Hep limitler içinde en iyisini yapmayı öğreniyoruz. Elimizde çok kısa bir süre var. Beni aradılar, ‘Kış Uykusu’nun galasından hemen sonraydı ve “Bu yaz bir planın var mı?” dediler. Ben tatile çıkmayı düşünüyordum. Ama şimdi buradayım ve çalışıyorum. Altın Portakal’ın son döneminde dünya sinemasından pek çok konuk gelmişti. Bu yıl kimleri ağırlayacaksınız? Elif Dağdeviren : Festivalde bu yılın konuğu İspanya sineması. Pedro Almadovar’ı davet ettik, bakalım gelebilecek mi? Penelope Cruz ve Javier Bardem de davet ettiklerimiz arasında. Clive Owen’ın gelme ihtimali var. Çok kısa bir süre var ve yapmayı hayal ettiklerinizin bir bölümü eksik kalacak. Bu size bir risk olarak görünmedi mi? Elif Dağdeviren : Bu bir risk. Ama sinema ağırlıklı bir iş yaparsak bu kısa süreyi iyi değerlendirebiliriz. Festival tabii ki yan etkinlikleriyle bir festival haline geliyor. Bazılarını 2015’te ya da 2016’da yapabiliriz, şimdi esas amacımız sinemayla sektör buluşmasını sağlamak. Hülya Uçansu : Önceki yönetimden yeni ekibe pek bir miras kalmadı. Hiçbir bilgi devrolmadı. O nedenle de festival tecrübesi olanların birikimi devreye girdi. Teknoloji olmayan yıllar kâbus gibiydi, ama şimdi teknoloji neredeyse ışık hızında hizmet veriyor. Yanına birikim ve sürat eklendi. Yönetmeliklerin hepsi baştan yazıldı. Hiçbir ekip bunu daha hızlı çıkaramazdı. Bu ekip yalnızca bu yıl için mi bir araya geldi, yoksa önümüzdeki Altın Portakal festivallerinde devam edecek mi? Elif Dağdeviren : İnşallah uzun soluklu olacak. Çıkan sonuç bizi nereye taşıyacak bakalım. Aramızda önümüzdeki seneler için plan yapıyoruz. Menderes Türel kaldığı sürece hepimiz oradaymışız gibi davranıyoruz. Ama Türkiye, dinamikleri çok çabuk değişen bir ülke. Eskiden beş yıllık kalkınma planları yapılırdı, şimdi bir yıllık zor yapılıyor. Onun için bu bizim temennimiz. Hülya Uçansu : Yaptığımız basın toplantısında gelen haklı bir soru vardı: “Altın Portakal ne zaman kurumsallaşacak?” Belediyeler tarafından düzenlenmesinin yarattığı bir engel var, yönetimler değişiyor. Antalya’da arşiv çalışması yok. Eski jüriler bile bulunamıyor. Şimdi bir bilgi-belge merkezi başlatılması konusunda konuşuyoruz. Alin Taşçıyan : Benim belediyelerin sinemaya verdiği zarar üzerine bir yazım var. Ki bunu yazdığımda Altın Koza ve Altın Portakal için çalışıyordum. Bu işin patronu bile olsa, parasını ve kabiliyetlerini koyup kenara çekilmesi gerek. Onlar değişiyor ama sinema değişmiyor. Aynı insanlar üretime devam ediyor. En büyük eleştirilerden biri de gösterim koşullarının kötülüğü. Türkiye’nin hiçbir yerinde, İstanbul dahil, ideal koşullarda film gösterilemiyor. Biz Menderes Türel’den salonların elden geçirilmesi sözünü alıp yola çıktık. Hatta bir festival sarayı yaratma tasarısı konuşuluyor. Antalya Belediyesi şu an AK Parti’de. Siyasetin festivali etkilemeyeceğine dair bir güvence aldınız mı? Elif Dağdeviren : Menderes Türel bunu net bir şekilde açıkladı. Filmlerin içerikleri dahil hiçbir şeye karışılmayacağının garantisini verdi. Serap Engin : 2007 yılında festivalin açılış filmi olarak Ang Lee’nin “Lust Caution” filmini gösterdik. Venedik Film Festivali’ne gidip izlemiştim. İtalya’da Papalık erotik sahneler nedeniyle itiraz ettiği için film gösterilemiyordu. Oradan Antalya’ya geldiğimde bunu Menderes Bey’e söyledim, “Festival komitesi karar verdiyse neden olmasın?” dedi ve biz o filmi gösterdik. Hülya Uçansu : Gezi hakkında yapılmış bir filmin gösterilip gösterilmeyeceği sorulduğunda da, “Filmin seçicisi ben değilim. Kurul karar verir” dedi. Nurcan Kuzucan : Festivalin 51 yıllık geçmişine baktığınızda sürekli tekrarlayan bir ana sponsor, devletin dışında yok. Ya belediye ya Kültür Bakanlığı. Bir güven, bir markalaşma sağlanmamış. Şu ana kadarki çalışma sürecinde de siyasetle ilgili hiçbir kaygıyla karşılaşmadık. 51. Altın Portakal’ın bütçesi nedir? Elif Dağdeviren : Şu anda bir bütçe vermem zor. Şu da var. Geçmiş birkaç yılın borçları var. Antalya Belediyesi bu borçları ödemeye karar verdi. Zeynep Özbatur Atakan : Ben aynı zamanda Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği başkanıyım. Geçtiğimiz yıl Antalya’daki ödül paralarının ödenmemesiyle ilgili sektörde sıkıntılar yaşadık. Bunu düzeltmeden güven ortamı sağlamak zordu. Bu borçların ödenmesi çok önemli. Bundan önce Altın Portakal Film Festivali ile ilgili izleniminiz neydi? Sizinki nasıl olacak? Alin Taşçıyan : Yanlış kişiye soruyorsun. Bana kırmızı halı, tören, şatafat de, arkama bakmadan kaçayım. Öte yandan bir gelenek ve talep var. Benim aşırı uçta görüşlerim var, mümkünse hiç tören olmasın. Ama yapılacaksa da durmuş oturmuş, kibar yapılmasını istiyorum. Hülya Uçansu : Alin’in radikal yaklaşımının yanında benim organizasyonun daha evrensel standartlara getirilmesi konusunda isteğim var. Elbette ki 50 yıl önce Türkiye’de bir film festivali başlatıldığında o günün ölçüleriyle bakılmış. İçine sayısız konser, eğlence konmuş. O dönemin Yeşilçam çalışanlarının Antalya Film Festivali’nde geçirilecek on güne çok farklı yaklaşımları olmuş. Ancak bunlar zamanla bir tür imtiyaza dönüşmüş. Eğer biz Antalya’yı uluslararası standartlara taşımak istiyorsak, bu eski kemikleşmiş hatalar geride bırakılmak zorunda. Yapamıyorsak biz de başarısız olacağız. Orası eski sinemacıların tatil yaptıkları bir yer değil. Serap Engin : Altın Portakal, tüm olumsuz eleştirilere rağmen sinema sektörünün en önemsediği festivallerden biri. Geçen yıllardaki hatalar yapılmayacak. Ama kırmızı halı ya da galaları yok sayamayız. En önemli amaç elbette filmlerin seyirciyle buluşması, ancak renkli etkinlikleri göz ardı etmek mümkün değil. 50 yıldır sinemaya ev sahipliği yapan Antalya seyircisinin diğer şehirlerin seyircisinden bir farkı var mı? Alin Taşçıyan : İki döneme ayırmak lazım. İlk dönemde sadece ulusal yarışma yapılır, diğer filmler gösterilmezdi. İzleyici ilgisi azdı. Sonra uluslararası program başladı, izleyici dönmeye başladı. Bir şehirde 50 yıl fil festivali yapılıyorsa, o şehirde bambaşka bir sinema ortamı olmasını bekleriz. Sıkı bir sinefil kitlesi yok ama oluşacak inşallah. Zeynep Özbatur Atakan : Türkiye’deki sinema endüstrisinin neye ihtiyacı olduğuna dair de kafa yoruyoruz. Bu yıl yurtiçi projeleri değerlendireceğiz, önümüzdeki yıl bölgesel projelerin de başvuracağı iki aşamalı bir bölümümüz var. Festivaller artık yalnızca filmleri göstermekle kalmıyor, filmlerin başlamasına motivasyon sağlayan ödüller de veriyorlar. Ben zaten bir projenin fikir aşamasından itibaren finansmanını yaratacağına inanıyorum. Bir de kurgu aşamasındaki filmlerin ödüllendirileceği bir bölümümüz var. Bu şekilde yeni yapımcılar, yönetmenler keşfedilecek.T24
Britney Spears'e Ait En İyi 21 Dans Gifi
Britney Jean Spears Grammy Ödülü kazanmış Amerikalı pop müzik sanatçısı, dansçı, ve sinema oyuncusudur. RIAA tarafından belirlenen satışlara göre tüm dünyada 100 milyon albüm, 100 milyondan fazla ise single satmıştır. Amerikan müzik tarihinde En Çok Satan 8. Kadın, En Çok Satan En Genç Kadın Şarkıcıdır. 2009 yılında Guiness Rekorlar Kitabına 21. yüzyılın En İyi Kadın Şarkıcısı olarak geçmiştir. 3 yaşından beri dans dersleri almış fakat dizini 3 kere sakatladığı için artık eskisi gibi dans edemesede hala o dans için yaratılmış bir sanatçıdır.
Reklam
Ali Babacan Kabine Dışı mı Kalıyor?
Tayyip Erdoğan ’ın Cumhurbaşkanı olarak seçilmesinin ardından olağanüstü kongreye gidecek olan AKP’de gözler yeni Başbakan’ın kuracağı kabineye çevrildi. Kulislerde üç dönem kuralına takılan bakanların değişeceği, bu bakanların yerine Erdoğan'ın yakın ekibinin kabineye gireceği dile getirilirken, en çok tartışılan isim Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan. Hürriyet'te yer alan habere göre AKP’de Cumhurbaşkanlığı seçiminin tamamlanmasının ardından, gözler hem genel başkanlığı hem de başbakanlığı üstlenecek yeni isim kadar, beraber çalışacağı kabine arkadaşlarına da çevrildi. İçerisinde kabine hesapları yeni başbakanın kim olacağına göre değişirken, tüm senaryolar için geçerli olan bazı noktalar netleşmeye başladı. Buna göre, kabinedeki üç dönemlik bakanların büyük kısmı görevine veda edecek. Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan ’ın yakın çalışma ekibinden isimler ise hükümete girecek. Bu hafta genel başkan adaylığı konusunda istişareleri tamamlayacak olan Erdoğan, önümüzdeki hafta yeni kabinenin dizaynını da yapacak. Türkiye ’nin 62’nci hükümetinin kimlerden oluşacağı, AKP’de heyecanlı bir bekleyişe neden oldu. Mevcut bakanlardan özellikle siyasette 3 dönemden beri var olan bazı isimlerin değişeceği, bazılarının da kaydırma yoluyla başka bakanlıklara getirilebilecekleri belirtiliyor. AKP kulislerinde, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan , Bülent Arınç ve Beşir Atalay, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek , Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız , Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’ nın görevlerinin sona erebileceği iddia ediliyor. Grup Başkanvekilleri Mahir Ünal ile Nurettin Canikli ’nin yanı sıra Erdoğan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan ve Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop’un ise yeni kabinede yer alacakları ifade ediliyor. Perfonmansıyla parti içinde destek gören Babacan’ın görevinden alınması, kabinedeki en önemli görev değişikliklerinden biri olacak. Kulislerde, bu görevi Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un, Şimşek’in görevini de Grup Başkanvekili Nurettin Canikli’nin üstlenebileceği konuşuluyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın da bir son dakika sürpriziyle yerini EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz’a bırakabileceği öne sürülürken, en büyük sürprizin ise Adalet Bakanı Bekir Bozdağ konusunda yaşanabileceğinden söz ediliyor. Bozdağ’ın Adalet Bakanlığı’ndan Başbakan Yardımcılığı’na kaydırılabileceği iddia ediliyor. Bu durumda, Adalet Bakanlığı’nı Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop’un üstlenebileceği ifade ediliyor. Dışişleri Bakanlığı’nı Ömer Çelik veya Mevlüt Çavuşoğlu’nun üstlenebileceği, Çelik’in bu görevi üstlenmesi durumunda ise Kültür Bakanlığı için Grup Başkanvekili Mahir Ünal’ın adı geçiyor. Dışarıdan bakan olabilecek isimler arasında Dışişleri Bakanlığı için MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın adı da kulislerde dillendiriliyor. Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın yerinin kaydırılması durumunda yerine Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu’nun getirilebileceğinden söz ediliyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’in de yerini kendisi gibi Diyarbakırlı Galip Ensarioğlu’na bırakabileceği öne sürülüyor. Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler , Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci , Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu , Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam , İçişleri Bakanı Efkan Ala , Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ve Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce ’nin ise yerlerini koruyacağı belirtiliyor. Ancak Ala’nın adı Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği için de geçiyor.T 24
Reklam
Bu Hafta 5 Yeni Film Vizyonda
KAHRAMAN ŞÖVALYE JUSTIN Manuel Sicilia'nın yönettiği animasyon filmi 'Kahraman Şövalye'nin seslendirmelerini Freddie Highmore, Antonio Banderas, James Cosmo ile Charles Dance yaptı. Filmde bürokratların yönettiği ve şövalyelerin yasaklandığı bir krallıkta yaşayan Justin'in maceraları izlenebilecek.
Sadece Renkli Saçlı Kızların Anlayacağı 10 Durum
Sarı, kızıl, siyah falan derken saç boyası sektörü aldı başını gitti. Artık mavi, pembe, mor gibi pek çok renk seçeneği de mevcut. Ancak saçınızı bu renklerden birine boyatırsanız karşılaşmayı göze almanız gereken bir kaç sinir bozucu durum var.
Reklam
Reklam
Yüzlerce Andy Warhol Filmi Vizyona Girmeye Hazırlanıyor
Warhol Müzesi’nin tozlu raflarında unutulmaya yüz tutmuş yaklaşık 500 adet kısa ve uzun metrajlı Andy Warhol filmi, dijital formata aktarılıyor. Daha önce gün yüzüne çıkmamış yüzlerce Andy Warhol filminin kamulaştırılacağı açıklandı. 1000 küsür rulo içinde bulunan 16mm’lik filmler kalitelinin de kalitelisi olan 2K görüntü formatına çevrilecek ve festival gösterimleriyle hayranlarıyla buluşması sağlanacak. Museum of Modern Art ve Warhol Müzesi’nin işbirliğiyle 2K’ya çevrilecek filmlerin gösterimleri çok yakında gerçekleşecek. Birçok kayıp eserinin olduğu bilinen sanatçının 1985 yılında Amiga’nın grafiksel yeteneklerini göstermek için yaptığı deneysel çizimlerin yaklaşık 30 yıl sonra bir diskette fark edilerek karşımıza çıkmasının üzerinden çok geçmedi. Warhol Müzesi baş arşivcisi Matt Wrbican’ın açıklamasına bakılırsa bunun gibi daha birçok sürpriz bizleri bekliyor.Play Tuşu
Reklam
Ebola Salgını ve Denek Olarak Kullanılan Halklar
Şubat ayından bu yana Batı Afrika’da Ebola vakaları sebebiyle 1000’in üzerinde ölü olması uluslararası sağlık örgütlerini ve pek çok ülkeyi alarma geçirdi. Yeryüzündeki en ölümcül virüslerden biri olarak kabul edilen Ebola’nın henüz başarıya ulaşmış bir tedavisi yok. Hastalık primatlarla ortak bir bulaşıcılığa sahip ve kan ya da vücut salgıları yoluyla bulaşabiliyor. Üç haftaya kadar uzayabilen kuluçka süresi olan hastalık, ilk belirtilerini mide ağrısı, kusma ve yüksek ateşle gösteriyor. İshal, deri döküntüsü ve yüz bölgesindeki olası kanama semptomları ise hastalığı daha da korkutucu kılıyor. Şubat ayından bu yana Batı Afrika’da Ebola vakaları sebebiyle 1000’in üzerinde ölü olması, özellikle hastalığın Gine, Sierra Leone ve Liberya’nın ardından Nijerya’ya sıçramasıyla birlikte uluslararası sağlık örgütlerini ve başta Batı Afrika ülkeleri olmak üzere pek çok ülkeyi alarma geçirdi. Pek çok hava firması seferlerini durdurdu, ticaret sınırlandırıldı ve denetimler arttırıldı. Bölgeye yönelik temel politikayı, salgını karantinaya almak ve bu ülkeleri tecrit etmek oluşturuyor. Türkiye’de ise iki gün önce Atatürk Havalimanı’nda bir Nijerya yolcusunun yüksek ateş ve kusma belirtisi ile hastaneye kaldırılması basında yer aldı. Bu arada ölümcül bir salgına karşı alınan önlemlerin yetersizliği de Türkiye’nin sağlık politikalarını bir kere daha sorgulamak gerektiğini akla getirdi. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre yayılma hızının yüksekliği sebebiyle son 40 yılın en tehlikeli salgını yaşanırken, WHO bölgede deneysel ilaç ve aşı kullanımını etik bulduğunu ilan ederek, kullanıma yeşil ışık yaktı. Hem tecrit yöntemleri, hem de deneysel tedavilerin kullanımına onay verilmesi pek çok soruyu da beraberinde getiriyor. Salgınlara karşı alınan temel “önlem”, ülke ve bölgeleri tecrit etmek ve hastalığın yayılımını engellemek üzerine kurulu; batılı devletler uzun süreli bir sağlık yatırımı ya da araştırma bütçeleri yerine salgın dönemlerinde kendilerini güvende tutacak ekonomik yardım paketlerini tercih ediyor. Bu toplu ve ani müdahaleler, “X devletinden Y milyon dolarlık yardım paketi” şeklinde medyada yer aldığında kendi kamuoylarında da vicdani bir rahatlamaya sebep oluyor. Bir salgındaki temel yaklaşımlardan birisi olmasına karşın bu yaklaşım, ekonomik olarak zaten kötü durumdaki ülkelerde açlığın (ve çöp yeme gibi davranışların) artmasına sebep olabileceğinden tehlikeli olabilir. Aynı zamanda şirketler de kendiliğinden bölgedeki aktifliğini azaltma eğiliminde. Bu tedbirin hastalığın özellikle “batı ülkelerine” sıçramasını engellerken, diğer yandan bölgedeki yaygınlığını arttırıcı bir etkisi olabilir. İnsanlığın ilerlemiş üretim tekniklerine ve bilimsel gelişmeye tezat biçimde açlık ve yoksulluğa mahkûm kalmış bölgeleri, salgın hastalıklar konusunda da bir başlarına bırakılıyorlar. Ebola ilk kez tanımlandığı 1976 yılından beri bölgede ortaya çıkan salgınlarda bugüne kadar üç bine yakın insanın canını almış durumda. Teknik zorlukların ötesinde hastalığa tedavi ve aşı araştırmaları konusunda ilaç firmaları oldukça isteksiz, çünkü kar amaçlı çalışan bu şirketlerin gözünde görece az sayıda insanın hastalanması ve bölgenin yoksulluğu sebebiyle araştırmalar verimli bir yatırım değil. Ebola karşıtı aşı üretiminde en umut verici çalışmalardan birine ev sahipliği yapan ABD’deki University of Texas Medical Branch’tan virolojist Thomas Geisbert Scientific American dergisine yaptığı, araştırmasına kaynak bulma umudunu belirttiği açıklama dikkat çekici: 'İnsan çalışmaları konusunda yatırım arıyoruz … ancak bu, aşı geliştiren küçük firmaların ekonomik durumuna bağlı. İnsan çalışmaları pahalı ve çok büyük devlet yardımı gerektiriyor. Ebola açısından, küçük bir küresel pazar bulunuyor – büyük ilaç şirketlerini Ebola aşısına özendirecek bir sebep yok dolayısıyla devlet fonuna ihtiyaç duyuyor.' Az sayıdaki deneysel ilaç ve aşı çalışması küçük kamu ve araştırma kuruluşlarında düşük bütçelerle yürütülmeye devam ediliyor. Hastalığa dair araştırmaların ABD’de kamuya ait ve ücretsiz sağlık politikaları sebebiyle sosyalist olmakla suçlanan Kanada’da sürüyor olması tesadüf değil. BBC’nin haberine göre geçtiğimiz gün Kanada WHO’ya bin adet test aşamasındaki aşıyı teslim etti. Ancak aşının test edilmeden bölgede uygulanacak olması pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Ülkemizde 2009 yılında yine test aşamasındaki Domuz Gribi aşılarına karşı oluşan büyük kamuoyu tepkisine benzer şekilde, hasta olmayan insanlara uygulanacak aşıların sağlık açısından etkilerinin belirsiz olması tepki yaratıyor. 1976’dan 2013’e kadar Gabon, Kongo, Uganda ve Güney Sudan’da gözlenmiş olan salgınlar üzerine (pek çok başka yaygın hastalıkta gözüktüğü gibi), nüfus kontrolü ve yoksul bölgelerde insan deneyleri için üretildiğine dair pek çok spekülasyon ortaya atılmış olmakla birlikte, virüsün kökeni ne olursa olsun Afrika’da süregelen ölümlerin ülkeler ve sınıflar arası ekonomik eşitsizliğin bir eseri olduğu ve süregiden politikalarla sadece geçici çözümlere ulaşabileceği aşikar. Çözüm ise günü kurtaran “girişimler” yerine uzun süreli yatırımlar ve önleyici tıp çalışmalarında gözüküyor. Bilimsol
ABD'li Aktör Robin Williams 'Parkinson Hastasıydı'
Geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren ünlü aktör Robin Williams’ın Parkinson hastası olduğu belirtildi. Aktörün eşi Susan Schneider, Williams’ın Parkinson hastalığının ön safhasında olduğunu belirterek bunu kamuoyu ile paylaşmaya hazır olmadığını söyledi. Schneider, eşinin ölmeden önce ayrıca endişe ve depresyondan muzdarip olduğunu dile getirdi. ABD'li ünlü aktör Robin Williams California'daki evinde haftabaşı ölü bulundu. Marin County polisi 63 yaşındaki aktörün kendini asarak yaşamına son verdiğini açıkladı. Polis, öğle saatlerinde aldığı bir acil durum ihbarıyla eve geldiğinde Robin Williams'ın cansız bedenini bulmuştu. Williams, Ölü Ozanlar Derneği ve Günaydın Vietnam gibi filmleriyle ün kazanmıştı. Williams, alkol ve uyuşturucu bağımlılığından ve bunlarla mücadelesinden açıkça bahseden bir isimdi. Son olarak Temmuz ayında Los Angeles Times gazetesi, aktörün, tedavisinde bir 'ince ayar' yapmak üzere kısa süreliğine rehabilitasyon merkezine gideceğini yazmıştı. Robin Williams'ın karısı Susan Schneider yazılı bir açıklama yaparak şunları söyledi: 'Bu sabah kocamı ve en iyi arkadaşımı kaybettim. Dünya ise en çok sevilen aktörlerden birisini ve mükemmel bir insanı kaybetti. Büyük acımız nedeniyle mahremiyetimize saygı duyulmasını rica ediyoruz. Umarız Robin hatıralarda ölümüyle değil, milyonlarca insana verdiği sayısız keyifli ve kahkaha dolu anla kalır.' Ünlü aktörün menajeri ise yaptığı açıklamada, 'Robin Williams'ı kaybettik. Kendisi bir süredir derin bir depresyon içerisindeydi. Bu çok trajik ve ani bir kayıp oldu' dedi. 1951 yılında Chicago'da doğan Williams daha lisedeyken tiyatro kulübüne katıldı. Ardından ABD'nin prestijli sanat okulu Julliard'a kabul edilen Williams'a oradaki öğretmenleri komediye yönelmesini tavsiye etti. Robin Williams'ın ilk çıkışı 1970'lerde televizyon dizisi Mork ve Mindy'de canlandırdığı uzaylı karakteriyle oldu. Rollerinin büyük kısmı komedi ağırlıklı olsa da Williams'a Oscar ödülünü getiren rol, 1998 yapımı Can Dostum /Good Will Hunting) filmindeki psikolog rolü olmuştu. ABD'li komedyen Steve Martin, Robin Williams'ın ölüm haberinin gelmesinin ardından Twitter hesabından bir mesaj paylaştı ve 'Robim Williams'ı kaybettiğimiz için büyük bir şoktayım. Onurlu insan, büyük yetenek, sahne arkadaşım, içten bir ruh' dedi. BBC Türkçe
Kesinlikle İzlemeniz Gereken 8 Ünlü Müzikal
1958 yazında Danny Zuko (John Travolta) ve Sandra Olsson (Olivia Newton-John) bir yaz aşkı yaşamıştır. Yaz biterken Sandy Danny'e Avustralya'da okula devam edeceğini söyler ve çift ayrılmak zorunda kalır. Danny, okuduğu okul olan Rydell Lisesi'deki ilk gününde, deri ceketli serseri çetesi T-Birds'ün başına yeniden geçer. En yakın arkadaşları Kencikie, Doody, Sonny ve Putzie ile yaz tatilinde ne kadar eğlendiğini ve çapkınlığını anlatırken, Avustralya'ya gitmeyen ve tesadüfen aynı okula kaydolmuş olan Sandy ile karşılaşır. Sandy, Betty Rizzo'nun (Channing) başını çektiği Pink Ladies'e katılmıştır. Danny, Sandy'e deli gibi aşık olsa da tavırlarından vazgeçmeyecektir. Danny, okuldaki popülaritesini yitirmekten korkmaktadır. Sandy ve Danny aşkları sayesinde tekrar bir araya gelirler. Bu arada Betty de Kenickie (Jeff Conaway) ile çıkmaya başlar.IMDb: 7.2
Reklam