Pişman Etmez Bu Aşk İnsanı
Sinema tarihinin en etkileyici yönetmenlerinden İstanbul doğumlu Elia Kazan’ın mektupları, kitaplaştırıldı. Kazan’ın mektupları, 22 Nisan’da ABD’de Selected Letters of Elia Kazan adıyla yayımlanacak. Seçki, 2003’te 94 yaşında hayatını kaybeden yönetmenin etraflıca bir portresini çizmese de, 20’nci yüzyılın en büyük yönetmenlerinden birinin zihnine ışık tutması bakımından önem taşıyor. Elia Kazan’ın mektupları, Hollywood’un altın çağında şöhretin doruklarında gezen yıldızlar hakkında yönetmenin görüşlerini de içeriyor. Kazan; Warren Beatty’den Marlon Brando’ya, Paul Newman’dan James Dean’e pek çok isim hakkında düşündüklerini açıkça kaleme almış. Kitapta, yönetmenin eşini Marilyn Monroe’yla aldattığını itiraf ettiği bir mektup da yer alıyor. Kazan, eşi Molly Day Thatcher’a yazdığı mektupta, Hollywood’dan ne denli nefret ettiğini de belirtiyor: “Acı acı, deli gibi nefret ediyorum. Farkında olmadan çürümenin farklı evrelerinde salınan çok çok iyi insanlarla dolu... Ve çok süslü olmasının dışında mezar gibi, kabir gibi, mezar çukuru gibi bir yer.” Marilyn’e yardım ettim hiç de pişman değilim ElIa Kazan, 1955’te eşi Molly Day Thacher’a yazdığı mektubunda, Marilyn Monroe ile ilişki yaşadığını itiraf ediyor. Kazan, mektubunda eşini incittiği için utandığını ama üzgün olmadığını yazıyor: “Utandığım şey hakkında sana yazamamamın nedeni, utanmam. Seni incittiğim için utanıyorum. Öte yandan, suçlu ve aşağılık hissetmek zorunda kaldığım için de içerliyorum. “Hiçbir anlamı yoktu, demek yerinde olabilir. Ama insanî bir tecrübeydi ve eğer senin için bir önemi varsa gayet insanî bir şekilde başladı. Sevgilisi yeni ölmüştü. Adamın ailesi, naaşı görmesine bile izin vermiyordu... Harmon Jones’un setinde tanıştık. Onu gördüğümde gözyaşları içindeydi. Kimsesiz bir çocuk gibi acınası göründüğü için onu yemeğe çıkardım. Bütün akşam hıçkıra hıçkıra ağladı. Onunla ‘ilgilenmiyordum,’ sonraları oldu bu.... Yetenekli, komik, hassas, çaresizdi. Charlie Chaplin’in bütün karakterlerinin vücut bulmuş hâli gibiydi. “Ondan etkilendiğim için hiç utanmıyorum. Onu tanıdığımda bir sokak kedisinden farkı yoktu. Sanırım ona umut verdim. Pazarlandığı gibi, her hareketinden cinsellik akan biri değildi. Öyle biri varsa da, ben bilmiyorum zaten. “Yaşananlar için hiç üzgün değilim. Seni seviyorum ve sana yardım etmek istiyorum. Seni incittiğim için üzgünüm. Gel gör ki, ben de bir insanım. Bir daha olabilir, inkâr edemem. Umarım olmaz, zira daha önce olmaması için çok direndim. Ama bu sefer direnemedim işte. Ona yardım ettim. Eğer dediklerim hoşuna gitmiyorsa ve onurunu korumak adına benden boşanmak istersen, hiç durma. Benden boşanırsan, açıkça söyleyeyim: Yine evlenirim ve çocuk yaparım. Ben bir aile babasıyım ve bu işte çok da iyiyim. Sen ne dersen de, umurumda değil.” Paul Newman, Brando’dan daha erkeksi ElIa Kazan’ın, A Street Car Named Desire/ İhtiras Tramvayı filminde birlikte çalıştığı Marlon Brando’yla yakın bir dostluğu vardı. Ne ki, yönetmenin, aktör hakkındaki şüpheleri de uzun süre devam etti. Kazan, senarist Budd Schulberg’e yazdığı 1953 tarihli mektubunda başrolü Brando’ya vermek konusunda şüpheleri olduğunu yazıyor. “Bu iş için Brando diye tutturmayacağım. Hatta çok yanlış bir seçim olur bence... Eğer Brando’yu alamazsak, benim oyum Paul Newman’dan yana. Bu çocuk, kesinlikle büyük bir film yıldızı olacak. En az Marlon Brando kadar yakışıklı, ayrıca ona kıyasla daha erkeksi.” Brando’nun başrolde olduğu Rıhtımlar Üstünde; En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo da dâhil olmak üzere sekiz dalda Oscar kazanmıştı. Yakışıklısın, daha ne istiyorsun be adam ElIa Kazan’ın 1961 tarihli A Splendor in the Grass/ Aşk Bahçesi filminde Warren Beatty ve Natalie Wood başrolde yer alıyordu. Film sırasında Kazan, adeta Beatty’nin akıl hocası oldu. Ne ki, yönetmen Beatty’ye eleştirilerinde lafını hiç sakınmıyor. Kazan, 1963 tarihli mektubunda Warren Beatty’den “diva gibi hâl tavrına bir ket vurmasını” istiyor: “Sevgili Warren Beatty, arkadaşının sabırsızlığını mazur gör. Ama Maryland’deki herkesin burnundan getirdiğini duyduğumda umutsuzluğa düşüyorum... Her şeyin var: Yakışıklısın, zekisin, yeteneklisin. Ziyan etme bunları.” ElIa Kazan, yazar John Steinbeck’e yolladığı mektubunda East of Eden/ Cennet Yolu romanının beyazperde uyarlaması için uygun başrolü bulmakta yaşadığı zorlukları anlatıyor. Kazan, film için en uygun oyuncunun James Dean olduğunu yazıyor Steinbeck’e: “Şu Jimmy Dean’de karar kılmadan önce pek çok çocuğa baktım. Brando’nun endamı onda yok ama çok daha genç ve çok ilginç bir karakteri var; cesur ve kendine özgü bir tuhaflığı var. Ne olduğunu bilmiyorum ama “gerçek bir sorunu” var. Biraz aylak bir tip ama çok iyi bir oyuncu ve ehveni şer bence.”Taraf
Dolar mı? Altın mı? Euro mu? Hangi Yatırım Daha Karlı?
Dolar mı, altın mı, euro mu sorusu son birkaç senenin en popüler yatırım sorularından birisi. Dolar gibi dünyanın en güçlü para birimine mi, yoksa 12 yıllık boğa piyasası saltanatı süren ve yatırımcılarına sürekli kazandırmış olan altına mı yatırım yapmak gerekiyor? Avrupa Birliği para birimi olan Euro ise ekonomik krizlerden daha ne kadar etkilenir?Genel olarak hemen hepimizin paraya olan ihtiyacı artış gösterdi. Bunun nedeni ise gelişen teknoloji, yükselen yaşam standartları ve bunun dışında kişisel ihtiyaçlarımız gösterilmektedir. Gelecekte daha iyi bir yaşama sahip olmak, çocuklarımıza daha iyi bir eğitim olanağı sunmak, emeklilikte rahat bir yaşam sürmek, kendi işimize, evimize sahip olmak gibi milyonlarca ihtiyacımız var.Paraya olan ihtiyacımıza ek olarak günümüzde parayı daha bilinçli bir şekilde yönettiğimizi de söylemek gerekir. Birikim yapma konusunda herkes çok daha sağlam adımlar atıyor ve geleceğe yönelik yatırım yapıyor. Bu yatırım da çok farklı şekillerde yapılmaktadır. Kimisi gayrimenkul yatırımı yapıyor, kimisi eski yöntemle bankalarda bekletiyor. Kuyumcudan altın alarak yastık altı denilen şekilde paranın değerlendirilmesi ise günümüzde pek tercih edilmiyor ve bankalarda oluşturulan altın hesapları kullanılıyor.Günümüzde yatırım yapma konusunda da daha bilinçli olduğumuzu belirtmek gerekir. Finans piyasalarına duyulan güven artmış durumda ve başarılı yatırımcı sayısında artış gözlenmektedir. Finans piyasalarının eskiye göre daha iyi bir şekilde denetlenmesi, işlem özelliklerinin günümüz teknolojisi ve şartları ile uyumlu hale getirilmesi gibi nedenlerden dolayı yatırımcıların finans piyasalarına olan güveni artmış durumda. Forex ve borsa piyasası günümüzün en yüksek işlem hacmine sahip finans piyasalarıdır ve borsa nasıl oynanır 1 sitesi olarak bu iki finans piyasası hakkında yeni yatırımcılara bilgiler vermeye devam ediyoruz.Altın Yatırımı Karlı mı? Altın 12 yıllık geçmişi boyunca yatırımcılarına sürekli kazanç sunmuştur. Merkez bankalarının elinde her daim rezerv olarak bulunduğu için de güvenli liman olarak değerlendirilmektedir. Dövizlere güvenin azaldığı zamanlarda ilk olarak tercih edilen emtiadır. Bilindiği gibi altın 2013 yılında göstermiş olduğu performans nedeniyle artık güvenli liman olarak görülmüyor ve yatırımcılarına büyük kayıplar yaşattı. 12 yıl boyunca düzenli bir artış gösteren altın 1,800 dolar seviyelerinden 1,180 dolar seviyelerine kadar sert düşüşler gösterdi ve ayı piyasası hakimiyetine girdi. Durum böyle olunca birçok uzman ve ünlü yatırımcı altından uzak durulması gerektiği hakkında uyarılarda bulundu. Altın yatırımları ile ünlü olan Paul Johnson yaşamış olduğu büyük kayıpla gündeme damgasını vuran isim oldu. Dolar Yatırımı Karlı mı? Amerikan doları ise FED’in yapmış olduğu varlık alımlarının sonlandırılacağı haberi ile değer kazandı. USD/TL paritesinin değeri 2 seviyesinin üzerine çıktı ve merkez bankasından müdahale geldi. Doların göstermiş olduğu iyi performans altının değer kaybetmesine neden oldu. Bilindiği gibi dolar ve altın fiyatları arasında ters bir ilişki bulunmaktadır. FED’in yaratmış olduğu spekülasyon nedeniyle altın büyük bir değer kaybı gösterirken, dolar yukarı yönlü hareket etmeye başladı. Durum böyle olduğu için de yatırımcılar, yatırımı dolara mı yapmalı sorularını uzmanlara yöneltmeye başladılar. Altın ve dolar arasındaki ilişki forex piyasasının çift yönlü işlem özelliği ile birleştiği zaman kazançlı yatırımlar yapılabilmektedir. Altın bilindiği gibi Amerikan doları üzerinden işlem görmektedir ve çift yönlü işlem özelliği sayesinde de hem değer kazanan hem de değer kaybeden yatırım aracından kazanç elde edilebilmektedir. Bu durumda; altın değer kaybederken Amerikan doları satın alınıp altın elde çıkarıldığında kazanç elde edilecektir. Aynı şekilde altın değer kazanırken de dolar satılıp altın alımı yapıldığı zaman yatırımdan kar elde edilmiş olur. Euro Yatırımı Karlı mı? Euro Bölgesi’ne bakıldığı zaman 2013 yılının, geçen yıllarda olduğu gibi politik olaylar, ekonomik krizler, spekülasyonlar, enflasyon, artan işsizlik, yüksek faiz oranları gibi olayların yoğun yaşandığı bir yıl olduğu görülmektedir. Almanya ve Fransa’nın birbirine ters düşen görüşleri, Yunanistan’da ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde görülen krizler Euro’yu olumsuz etkiledi. G20 toplantılarına damgası vuran isimlerin başında Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi vardı. Euro Bölgesi’nin ve Euro para biriminin geleceği hakkında yapmış olduğu yorumlar tüm dünyada dolandı. 2012 yılında piyasaların kahini olarak bilinen Nouriel Roubini tarafından yapılan Euro’nun iflas edeceği yorumu büyük ses getirmişti. Yatırımcılar Euro’dan uzak dururken, 2013 yılında euroya yatırım yapma konusunda tereddütlüydü. Euro açıklanacak olan makro ekonomik veriler öncesinde genel seyrinden aşağı da bir seyir izledi ama genel anlamda olumlu gelen veriler sonrasında yönünü yukarı çevirmeyi başardı. Hangi Finans Piyasası Daha Karlı? Forex piyasası günümüzün en kazançlı finans piyasası olarak görülmektedir. Tüm dünya üzerinden yönetilen küresel bir finans piyasası olması, her fiyat hareketinden yararlanmayı sağlayan işlem özellikleri, risklerin sınırlandırılabilme özelliği ve internet üzerinden haftanın 5 günü 24 saat boyunca işlem yapabilme özelliği sayesinde en güvenli ve kazançlı yatırımlar forex piyasasında yapılmaktadır. Hangi yatırım daha karlı sorusunun en doğru cevabı olarak işlem yapılan piyasaya ve yatırımcının deneyimine göre değişkenlik gösterdiğini söylemek gerekir. Borsada hisse senetleri kazandırırken, forex piyasasında işlem özellikleri nedeniyle deneyimli yatırımcının kazandığı ortadadır. Bu nedenle bu finans piyasalarında işlem yapacak olan yeni yatırımcıların parasını piyasaya yatırmadan önce iyi bir deneyim kazanması gerekmektedir. Demo hesap olanaklarından faydalanılarak bu deneyimi risk almadan kısa sürede kazanabilirsiniz. Finans piyasalarında ve özellikle forex piyasasında EUR/USD paritesi şeklinde işlem gören euro ve dolar yine en çok işlem hacmine sahip yatırım aracı oldu. Dövizler ve emtialar dışında ise 2013 yılının kazandıran yatırım araçları hisse senetleri oldu. Dövizlerde ve emtialarda görülen düzensiz fiyat hareketleri sonrasında yatırımcılar hisse senedi alım satımı yapmaya yönlediler. Özellikle ABD ve Avrupa hisse senetlerinin göstermiş olduğu iyi performans sayesinde yatırımcılar hisse senetlerinden güvenli kazanç elde etti. Dolar, altın ve euro yatırımı finans piyasalarının en yüksek işlem hacmine sahip yatırımlarıdır. İşlem hacimlerinin yüksek olması kısa vadede yüksek kazançlar elde edebileceğiniz anlamına gelmektedir. Ama bunun için iyi bir deneyime sahip olmanız ve anlık meydana gelen fiyat dalgalanmalarından nasıl faydalanacağınızı bilmeniz gerekmektedir. KAYNAK
Ben Cardwell Facebook ile Zengin Oldu
İnternetten para kazananlar serisine yeni bir girişimci katıldı. 21 yaşındaki Ben Cardwell geçen yıl üniversite öğrenimine devam edebilmek için bir benzin istasyonunda pompacı olarak çalışıyordu. Cardwell şimdi ise binlerce doların sahibi oldu. Facebook üzerinden kurduğu e-ticaret sitesi ile başarı yakalayan Cardwell geçen yıl aralık ayının sonunda ise toplamda 1 milyon dolarlık satış yapma başarısı gösterdi. Benzin istasyonunda çalıştığı günleri esprili bir şekilde anan Cardwell “Benzin istasyonu işi bir zamanlar eğlenceliydi. Soygun yapmak için gelen hırsızların yakalanmasına yardım bile ettim” diyor. Benzin istasyonunda çalışmanın zorlukları olduğuna da işaret eden Cardwell, “4 yıl boyunca üst üste yılbaşı tatilinde çalışmak zorunda kaldım” ifadesini kullanıyor. Business Insider’ın haberine göre benzin istasyonundan ayrılmak istediği zaman kendisine terfi önerilen Cardwell bunu geri çevirip okuluna odaklanmak için işinden ayrılıyor. Daha sonra nasıl para kazanabileceğinin yollarını düşünmeye başlıyor. Cardwell daha sonra Yeni Zelanda’nın en büyük online ticaret platformlarından biri olan TradeMe üzerinden kıyafet satışı yapıyor. Burada da işleri pek yolunda gitmiyor. Daha sonra Cardwell markasını yaymak için Facebook üzerinden bir grup kurup satış yapmaya başlıyor. Bu da ilk başlarda beklenen etkiyi yapmıyor. Facebook’a girmesinden sonra birkaç hafta içinde bir Facebook çalışanı Cardwell’e mesaj atarak Facebook’a reklam vermesi gerektiğini ve böylece işlerini büyütebileceğini anlatıyor.Ben Cardwell Facebook Reklamları ile Kazanmaya başladı
Sağlıklı Saçlar İçin 5 Altın Kural
Saç bakımına sadece mevsim geçişlerinde değil, her zaman dikkat etmek gerekiyor. Saç ve saç ürünleri konusunda araştırmalar yapan Ecz. Dr. Özden Kasımoğlu’dan saç bakımında dikkat edilmesi gereken kurallarSaç bakımı tüm kadınların ortak sorunu. Stresten, mevsim geçişlerinden ve saç şekillendiricilerden yıpranan saçları daha sağlıklı hale getirmenin 10 yolunu Ecz. Dr. Özden Kasımoğlu açıklıyor.1. Stresten uzak durun, stres saçlarınızın dökülmesine yol açar.2. Saçlarınızı iyi durulayın, iyi durulanmayan saç çabuk yağlanır; saçlarınızı matlaştırır ve elektriklendirir.3. Ellerinizi saçlarınızdan uzak tutun, sürekli saçlarla oynamak saçları yağlandırır ve fazla yağlanma saçlarınızı döker.4. Sağlıklı beslenin, yanlış uygulanan diyet, hızlı ve belirgin kilo kaybı ve dengesiz beslenme saç dökülmesine neden olur.5. Tararken özen gösterin, yanlış fırça kullanımı saçlarınızı döker, saçlarınızı taramadan önce sıvı saç kremi kullanmak, yıpranmasını ve dökülmesini önlemeye yardımcı olur.
THY Milletvekilini Uçaktan İndirdi
AKP'den istifa eden, İstanbul Milletvekili Muhammed Çetin'in THY ile yaşadığı sorunlar bitmiyor. Daha önce THY'nin Pakistan uçağından, koltuk anlaşmazlığı nedeniyle indirilmeye çalışılan, ancak buna direnerek gündeme gelen Çetin, bu kez de THY'nin Şikago uçuşunda 'tehlikeli yolcu' olarak anons edildi ve uçaktan polis eşliğinde indirildi. POLİS ZORUYLA UÇAKTAN İNDİRİLMİŞ Çetin, THY'nin Şikago uçuşunda yaşadıklarını, twitter hesabından duyurdu. Uçakta, kendisinin polis zoruyla indirileceğine ilişkin hem Türkçe, hem de İngilizce anons yapıldığını, ardından iki polis memurunun kendisini 'elinden tutarak ve iterek' uçaktan çıkarmaya çalıştıklarını anlatan Çetin, 'Yolcular gitsin diye kendi isteğimizle indik. Yerli ve yabancı yolcular bizi alkışla uğurladılar' ifadesini kullandı. DAHA ÖNCE THY ŞU AÇIKLAMAYI YAPMIŞTI Çetin'in THY'nin İslamabad uçağında yaşadığı koltuk sıkıntısının ardından, THY da yazılı bir açıklama yaparak, 'kendisini uçuşlarımızda upgrade etmeyeceğiz' demişti. THY açıklamasında şöyle denilmişti; 'İstanbul Bağımsız Milletvekili Muhammed Çetin, Turk Hava Yollari ile son donemde yaptigi seyahatler sirasinda ucak icinde Sirketin aleyhinde konusmalar yaparak kurumsal kimligimizi rencide etmistir. Bu gelismeler uzerine Turk Hava Yollari Yonetimi İstanbul Bağımsız Milletvekili Muhammed Çetin'i ucuslarda Upgrade etmeme karari almistir. Bugun aksamki İslamabad uçağında ucusu bulunan Sayin Cetin, ekonomi biletiyle yer almasina karsin ucak icinde hakki olmadigi halde baska yolcuya ait business sinifindaki koltuga oturmustur. Kabin ekiplerinin uyarisi uzerine ekonomide ucmayacagini ve inmek istedigini soylemistir. Daha sonra ucak kapi acmis ancak Sayin Milletvekili inmekten vazgecmistir. Bunun uzerine gerekli tutanaklar tutularak islem yapilmistir.' Karşı Gazete
Bitcoin, Kripto Para ve Hukuk (3. Bölüm)
Bu hafta sizlere gerek sosyal ortamlarda gerekse özel olarak bana yöneltilen sorulardan kısa bir derleme yaparak, Türkiye’de Bitcoin ve kripto para eko sisteminin hukuksal durumunu paylaşmak istiyorum. Bu cevapların tamamının kişisel yorumlarımdan ibaret olduğunu belirtmek isterim. Zaten, hepinizin bildiği üzere bu konular konuşuldukça yasal gelişmeler gün yüzüne çıkacaktır.Soru: Bitcoin yasal mı? Bu konuda bana birçok soru geliyor. Konunun çok geniş bir yelpazeye sahip olması nedeniyle tedirginlik yaratmasını doğal karşılıyorum. Ayrıca tüm dünyada yaşanan olumsuz gelişmeler, bu piyasanın içerisinde yer alan herkesin “acaba” yanlış bir şey mi yapıyorum? huzursuzluğunu yaşamasına sebep oluyor.  Bitcoin cüzdanlarından çalınan paralar, bazı borsaların büyük şaibelerle kapanıp ortadan kaybolması, bankaların ve devletlerin şüpheli bakış açıları ve teknolojinin tamamen internet üzerinde yaşıyor olmasından kaynaklanan güvenlik açıkları ve en önemlisi, illegal işlerle bitcoini birbirine yakıştıran haberler… Bu tür haberlerin dilden dile yayılması ile “güvenilirlik” problemi de aynı hızla artıyor. Şunu belirtmekte özellikle fayda var. Bu, yeni bir teknoloji ve başlangıç aşamasında bu kadar şüphe uyandırması ve anlaşılamamasından kaynaklanan “korku” gayet doğal bir tepki. Hele bir de işin içinde “para” kavramının bol bol geçmesi ile tedirginlik iki kat artıyor. Kesin olarak söyleyebilirim ki; Türkiye’de bitcoin ve diğer kripto paralar yasa dışı değildir. Türk Ceza Kanun’unun 2. Maddesi bu anlamda en önemli kanuni dayanaktır. Maddeye göre; Kanunda suç olarak tanımlanmamış hiçbir eylemden dolayı kişilere ceza verilemeyeceği açıkça belirtilmiştir. “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz.” Bu maddeden hareketle, bugün itibarı ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yasal mevzuatlarında “Bitcoin ve kripto para” kavramları ile ilgili düzenleme bulunmamaktadır. Ancak, yeri gelmişken şu ayrımı yapmakta fayda görüyorum. Zaten bütün sıkıntı şimdi bahsedeceğim ayrımı yapamıyor olmamızdan ileri geliyor. Hırsızlık, her ne şekilde yapılırsa yapılsın suçtur. Dolandırıcılık, hangi teknolojiyle yapıldığına bakılmaksızın eğer kanunda sayılan unsurları içeriyorsa cezalandırılır. Kısacası, eğer siz bitcoin ile dolandırıcılık yaparsanız, bitcoin kullanarak dolandırıcılık yaptığınız için değil, dolandırıcılık yaptığınız için cezalandırılırsınız.Soru: Madencilik yaparsam suç işlemiş olur muyum? Hayır olmazsınız. Kripto para madenciliği, dijital dünya içerisinde belirli protokollere bağlı olarak çalışan programları bilgisayarınızda çalıştırmanız anlamına gelir. Bunu yapmanın hiçbir yasal kısıtlaması bulunmamaktadır. Bu konuyla ilgili olarak karşınıza en çok çıkacak sorun, elektrik dağıtım şirketlerinin tüketiminizi sorgulaması olacaktır. Standart konut elektriği kullanımı sözleşme gereği sınırlandırılmıştır. Bu sınırı aşan aboneler olağan dışı elektrik tüketimi nedeniyle araştırılırlar. Ancak bunun aşılması kolaydır. Elektrik şirketi ile üretim gücünüze bağlı olarak yapacağınız anlaşma ile hiçbir yasal sıkıntı yaşamadan üretiminize devam edebilirsiniz. (büyük çapta yapılan üretimler buna dahil değildir.)Soru: Bitcoin Borsalarında alış/satış yapıyorum. Banka hesap hareketlerim nedeniyle sorun yaşar mıyım? Bu soruya şimdilik benim bildiğim kadarıyla yaşanmış bir somut olay olmadığı için net cevap veremiyorum. Ancak yapılan şeyin finansal ve vergisel anlamda dikkat çekecek hacimlere ulaşmasıyla net olarak devlet kurumlarından bir tepki/düzenleme gelecektir. Bunun yapılabilmesi için de öncelikle bu faaliyetin ekonomik anlamda bir tanıma ihtiyacı olacaktır. Vergilerin ancak kanunla düzenlenebilirliği ilkesi gereği bu konuda bir kanun düzenlemesi yapılana kadar herhangi bir sorun yaşanacağını düşünmüyorum. Vergi mevzuatında sanal para ile yapılan işlemlere ilişkin düzenleme bulunmuyor. Aynı zamanda bu sistemin benzeri de yok. Bu nedenle bekleyip görmekten başka çaremiz kalmıyor.Soru: Maliye, Vergi Dairesi..vs Bitcoin ile ilgili hesap hareketlerimden dolayı beni soruşturmaya alırsa ne yapmalıyım? Bana, vergisel anlamda herhangi bir soruşturmaya maruz kalırsa ne yapması gerektiğini soran herkese verdiğim cevabı sizlerle de paylaşmak istiyorum. Anlatın. Tüm sistemi, yaptığınız her işlemi, Bitcoin’in ne olduğunu, kaynağının nereden geldiğini, borsaların çalışma mantığını, yani kısaca bildiğiniz her şeyi anlatın. Burada saklanacak bir şey yok. Yasa dışı bir şey yapmıyorsunuz. Devletin vergi mevzuatlarında yer almayan yeni bir işle uğraşıyor olmanız sizi vergi kaçakçısı yapmaz. Devlet mekanizması, bu yeni teknolojiyi ve ekonomik hareketi bir şekilde düzenlemek durumundadır. Herhangi bir düzenleme yapmadığı sürece bu eko sistemi kullananları vergilendiremeyecektir. Zaten devletin kendi iç dinamikleri zamanla bu konuları ele almak zorunda kalacaktır. Dünyadaki gelişmeleri izleyenleriniz devletlerin bu konuda somut adım atmakta ne kadar zorlandığını da fark etmiştir. Çünkü, sistemsel değişiklikler gerektiren bir ekonomi sözkonusu.Soru: Kripto para borsaları belirli bir limiti aşan işlem hacmi için neden kişisel bilgilerimi istiyor? Bunun şu aşamada tek bir mantıklı açıklaması olabilir. Henüz bir düzenleme olmadığından bu borsalar, haklı olarak kendilerini yapılan işlemlerin rakamsal büyüklüğüne göre devletin olası vergilendirme girişimlerine karşı savunabilmek için yapıyorlar. Kısacası; yarın bir gün, vergi müfettişi o borsanın hesap hareketlerindeki yüksek meblağların kaynağına inmek istediğinde borsa şirketi paranın kaynağını gösterebilmek için bu verileri saklıyor. Kişisel olarak borsaların bu şekilde çalışıyor olmasını olumlu buluyorum. Sonuçta şirketler ne kadar ciddi çalıştığını sadece müşterilerine karşı değil, devlete karşı da gösterme imkânını bu sayede bulacaktır. Sizler de yaşadığınız ya da aklınıza takılan hukuki konuları bu başlık altında bulunan yorum kısmına yazarak, bu yazının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Reklam
Bitcoin, Kripto Para ve Hukuk (2. Bölüm)
Kripto paranın her ne kadar isminde “para” kelimesi geçse de şimdilik gerçek anlamda para olmadığını, daha geniş bir kitle tarafından kabul edildiği şekliyle “değerli veri” olarak kabul edilebileceğini 1. Bölümde anlatmıştık. Bu yazıda sizlerle Bitcoin deneysel keşfinin Türkiye’deki hukuki durumunu genel hatlarıyla paylaşmak istiyoruz. Aslında henüz ne dünyada ne de Türkiye’de herhangi bir hukuki tanım yapılmadığı için söz konusu “değerli veri” nin ilerde nasıl bir hukuki statüye ulaşacağı belirsiz. Ancak T.B.M.M.’nin buna benzer bir kavram olan “elektronik para” konusuna nasıl baktığını, nasıl tanımladığı ve nasıl bir düzenlemeye tabi tuttuğunu anlayabileceğimiz bir kanun var. Bu kanun; 6493 Sayılı “Ödeme Ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri Ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun” Yürürlük tarihi: 27.06.2013 Yürürlüğe gireli dokuz ay olan bu kanunun şu aşamada nasıl uygulanacağını gösteren herhangi bir yönetmelik bulunmuyor. Ancak, BDDK’dan yapılan açıklamaya göre yönetmelik ve tebliğ taslak çalışmaları devam ediyor. Hatta şu günlerde taslak için bankalardan ve bu konularla ilgili olan kişi, kurum ve kuruluşlardan görüş bildirmeleri bekleniyor. Görüşlerin bildirilmesi için son gün 04.04.2014 olarak belirlendi. Bu aşamadan sonra yönetmelik ve tebliğler son halini alacak ve yayınlanacaktır. Kanunun Genel Hatları 6493 Sy. Yasanın 1. Maddesine göre; Bu Kanunun amacı, ödeme ve menkul kıymet mutabakat sistemlerine, ödeme hizmetlerine, ödeme kuruluşlarına ve elektronik para kuruluşlarına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Bu maddeden de anlaşıldığı gibi, “elektronik para kavramı” kanuna girmiş, ayrıca kelime anlamı da tanımlanmıştır. Elektronik Para;  Elektronik para ihraç eden kuruluş tarafından kabul edilen fon karşılığı ihraç edilen, elektronik olarak saklanan, bu Kanunda tanımlanan ödeme işlemlerini gerçekleştirmek için kullanılan ve elektronik para ihraç eden kuruluş dışındaki gerçek ve tüzel kişiler tarafından da ödeme aracı olarak kabul edilen parasal değeri, ifade ediyor. Burada çok net bir belirleme yapmamız gerekiyor. Kanunda geçen bu tanım “bitcoin ve diğer kripto paralar” için geçerli değildir. Ana konumuz olan kripto paralar ile bu kanunda geçen hiçbir tanım örtüşmemektedir. Zaten BDDK’nın 25.11.2014 tarihinde yaptığı açıklamada da açıkça Bitcoin ’in söz konusu kanun kapsamında elektronik para olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Peki neden 6493 Sayılı kanunu inceliyoruz? Bunun sebebi, Türkiye’de kripto para eko sistemine ve benzer yeniliklere nasıl bir bakış açısının gelişeceğini, siyasi iradenin, Merkez Bankası’nın ve diğer bankaların Bitcoin teknolojisini nasıl bir yorumlama ile kabul edebileceğini ya da reddedeceğini anlayabilmektir. Kanunun genelinden anlaşılan kabul edilebilirlik şartlarını şöyle sıralayabiliriz. Söz konusu sanal paraların adı her ne olursa olsun kesinlikle takip edilebilir olması gerekiyor. Buradaki takip edilebilirliğin hem ihraç edilen sanal paranın miktarı ile ilgili hem de kullanıcıların sahip olduğu miktarlarla ilgi olduğu görülüyor.   Elektronik paraların üreticilerinin/ihraç edenlerin kanunda sayılan özellikleri taşıyan ve gerekli izinleri almış olan şirketler olması gerekiyor. Bu özellikler detaylı bir şekilde kanunda sayılmış. Burada ayrıca değinmiyoruz.   Üretilen/İhraç edilen tüm elektronik paraların karşılığının mutlaka teminat altına alınması gerekiyor. (İhraç eden şirketler piyasaya sunduğu her 1 elektronik para için karşılık fon göstermek zorunda.)   Elektronik paraları kullanan şirketlerin, gönderenlerin ve alıcıların yani tüm kullanıcıların kayıt altına alınması ve aracı kurum olarak işlem gören tüm şirketlerin bankalar eliyle işlem yapması öngörülüyor. Bu maddeden transferlerin tamamının kayıt altına alınması zorunluluğunun olduğu anlaşılıyor.   Yine elektronik para ihraç eden kuruluşlar, elektronik parayı elinde bulundurma süresine bağlı olarak elektronik para hamiline faiz veremez ve herhangi bir menfaat sağlayamaz. Bu maddeden anlaşılan şey ise, elektronik paranın bir yatırım aracı olarak kullanılamayacağı, sadece ödeme kolaylığı sağlayan bir sistem olacağı ön görüsünde bulunabiliyoruz.   Kanun’un genel yorumlamasını yaptığımızda önümüzdeki aylarda “elektronik para” olarak piyasa çıkacak olan sanal paranın sadece para transfer işlemleri ile çeşitli ödeme kolaylıkları sağlayacak bir çalışma olduğu sonucuna varıyoruz. Aslına bakılırsa şu aşamada söz konusu elektronik paranın kullanıcılarına ödeme kolaylığı sağlamaktan öteye geçen bir faydası olmayacağı görünüyor. Paypal tarzı ödeme kuruluşlarına yatırılan gerçek para karşılığı, bu sistemin bizlere çeşitli sitelerde ödeme kolaylığı sağlamasından farklı değil öngörülen sistem. Her ne kadar kripto para eko sisteminin mantığıyla hiçbir ortak noktası bulunmasa da bu tür kanunların ülkemizde çıkıyor olması teknolojik gelişmelere ulaşma ve uygulama hızımızın artmasına sebep olacaktır. Bu nedenle tüm bu gelişmeleri yakından takip etmeli, kripto para eko sisteminin devlet tarafından kabul edilebilir olmasını sağlayacak adımları atabilecek alt yapı çalışmalarını bu çerçevede değerlendirmeliyiz. (2.Bölüm Sonu)
Bitcoin, Kripto Para ve Hukuk (1. Bölüm)
Merhaba… Her şeyden önce şunu belirtmekte fayda var. Bugün burada, tüm belirsizlikleri ile birlikte ‘yeni bir icat’ olarak değerlendirilmesi gereken bir konuyu ele alıyorum. Bu nedenle her türlü sorgulamaya, eleştiriye ve katkıya açık bir yazı dizisi sunmayı planlıyorum sizlere. Lütfen düşünce, eleştiri ve karşıt görüşlerinizi benimle paylaşmaktan çekinmeyin. GİRİŞ Kriptopara (Bitcoin’i de içine alan genel tanımdır.) teknolojisi, alt yapısında barındırdığı tüm yenilikler sayesinde veri transferi güvenliğini ciddi anlamda “mümkün” kılan bir teknolojidir. Bu yazı dizisinde en başından başlayarak Bitcoin’in ne olduğuna, nasıl ortaya çıktığına, diğer Bitcoin türevi kriptoparaların anlam ve mantığına dair açıklamalar yapmaksızın, konuyu bilen ve araştıran kişilerin, bu dünyanın Türkiye’deki öncülerinden biri olma yolunda adımlar atan veya atmayı planlayan şirketlerin ve girişimcilerin yoluna biraz olsun ışık tutabilmek niyetinde olduğumu bilmenizi isterim. CoinTürk’ü kurarken öncelikli olarak önem verdiğim konu, paylaşımcı olmak ve bu eko sistemde yaşanacak gelişmelerde Türkiye’nin mümkün olan en iyi şekilde, “yine gerilerden takip eden ülke olarak kalmadan” yerini alabilmesini sağlayacak adımları atabilmekti. Bu çıkış noktasından hareketle, hukuken bu yeni eko sistemin konumunun ne olduğunu, geleceğinin nasıl şekilleneceğini, yatırımcı sektörlerin muhtemelen ne tür sorunlarla karşılaşabileceğini ve bu sorunların aşılması için ne tür çalışmaların yapılması gerektiğini kısa kısa anlatarak, fikirler sunarak ve sorgulayarak bir yol haritası çıkarmaya çalışacağım. “Kriptopara” gerçekten [Para] mıdır? [Değerli Veri] midir? Kriptopara’nın gerçekten para olup olmadığını anlamanın basit bir yolu var. Para nedir? sorusuna verdiğimiz cevaptaki tanım eğer kriptoparalar açısından da geçerli olabiliyorsa cevaba ulaşmış oluruz. Peki para nedir? “Her türlü mal veya maddi kıymeti satın alma gücü olan varlığa para denir. Üretici ve tüketicilerin piyasalarda karşılaşarak alış veriş yapabilmelerini sağlayan değişim aracıdır. Bilimsel olarak para, devletçe bastırılan, mal ve hizmet satın alma gücü olan ve herkes tarafından kabul gören bir mübadele (değişim) aracıdır. Para toplumda ortak değer ölçüsüdür. Her ülkenin değer ölçüleri farklı olabilir. Para aynı zamanda biryatırım ve tasarruf aracıdır.” Buradan hareketle bitcoin ve diğer altcoinler, şu aşamada her ne kadar “Kriptopara” olarak dilimize girmiş olsa da geçek anlamda bir para değildir. Birincisi, devletler tarafından üretilmezler, basılmazlar ya da ihraç edilmezler. İkinci olarak, herkes tarafından da kabul edilmemişlerdir. Uzatmaya gerek yok, sonuçta “bugün” için bitcoin bilimsel ya da ekonomik olarak para sınıfına girmemektedir. Peki bu durum, onun ‘değerli’ olmasını engeller mi? Tabi ki hayır. Çünkü altın ya da gümüşte para değildir. Yine, herhangi bir mağazaya girip, bir parça gümüş vererek bir kazak alamazsınız günümüz dünyasında. Ancak bu durum o varlığın “sadece para” olmadığı için değersiz olduğu anlamına gelmez. BITCOIN DEĞERLİ BİR VERİDİR. Birçok ortamda tartışılan ve kabul gören bir görüş olarak, ortaya Bitcoin ve türevlerinin “belirli bir değeri olan veriler bütünü” olduğu sonucu çıkmaktadır. Bitcoin’in üretimi, yani piyasaya sunulma şekli belli başlı çalışmaların yapılmasına bağlı olmak koşuluyla düzenlenmiştir. Bilgisayarların bazı işlemler yürüterek bir takım matematiksel problemleri çözmesine bağlı bir üretim süreci öngörülmektedir. Yapılan bu işlemler karşılığında, o bilgisayarın emeklerinin karşılığı olarak belirli miktarda bitcoin piyasaya sürülmekte ve o kişinin kullanımına özgülenmektedir. Ben teknik bir profesyonel değilim. Bir avukat olarak, takdir edersiniz ki bu konunun derinlerine inmem mümkün değil. Tabi ki orta düzeyde bilgim ve bazı öngörülerim var. Ancak üretim işinin daha detaylı anlatımlarını bu konudaki profesyonellere bırakmak istiyorum. Kısaca “POW” yani “Proof Of Work”(İşin İspatı)  temeline dayalı olarak çalışan bu sistemde, bu çalışmayı yapan bilgisayar bu işin karşılığında kendi piyasasında “değerli” olarak kabul edilen bir veri ile ödüllendirmektedir. Bu verinin adı bugün için Bitcoin ve aynı mantıkla üretilen diğer birçok altcoinlerdir. Konumuza geri dönersek, Bitcoin değerli bir veridir. Bu verinin taraflar arasında bir değiş tokuş aracı ya da yatırım aracı olarak kullanılmaya başlanması da bu eko sistemini dünyada bugün aldığı şekle bürünmesini sağlamıştır. Hukuksal olarak ortada korunması, tanımlanması, mevcut dünya düzenine entegre edilmesi gereken “değerli bir veri” bulunmaktadır. Bu veri hukuksal anlamda şimdilik “çıplak bir şekilde” masanın üzerinde durmaktadır. Adeta uzaydan dünyamıza düşmüş bir varlık gibi anlaşılmaya çalışılmaktadır. Bırakalım dünya bu yeni varlığın dilini çözmeye uğraşa dursun. Zararlı mıdır? yoksa çok büyük faydaları mı vardır? anlamaya çalışsın. Üzerinde deneyler yapsın, kurcalasın, bozsun yeniden toparlasın. Başta söylediğim gibi bu “şey” yeni bir icattır, yeni bir keşiftir. Hiç şüpheniz olmasın ki zamanla anlaşılacak ve hak ettiği değeri bulacaktır… 1- Bölümün Sonu…
Reklam
Madem Borcumuz Var, Neden Daha Fazla Para Basmıyoruz?
Ortalama zekada olan insanların genelde çocukken sorduğu, geri zekalıların hayat boyu sorup bir türlü cevabını bulamadığı bu klasik sorunun cevabını oğlana anlatır gibi anlatıyoruz. Birinci Dünya Savaşı sonrası ağır savaş tazminatlarını ödeyebilmek için daha fazla mark basma yöntemini tercih eden Almanya, özellikle 1922 ve 1923 yıllarında tavan yapan enflasyon (hiperenflasyon) sayesinde tam evlere şenlik hale gelmiştir. Göreceğiniz gibi Almanlar hiçbir zaman paranın esiri olmamış, çok cömert bir millettir. İşte ülkeler borçlarını ödemek için daha fazla para basarsa ne oluyor görelim.
Samsung Galaxy S5 Türkiye'de Görücüye Çıktı
Samsung merakla beklenen yeni telefonu Galaxy S5´i ve yeni Gear modellerini İstanbul'da tanıttı.Galaxy S5, sağlıklı bir yaşam için geliştirilmiş fitness özelliklerini, gelişmiş kamera işlevlerini ve gelişmiş cihaz koruma özelliklerini, şık bir tasarımla bir araya getiriyor. Samsung Gear 2 ve Gear Fit ise en iyi giyilebilir teknoloji deneyimini sağlamak üzere, tüketicilere tamamen entegre bir mobil yaklaşım sunuyor.Fiyatları‘Kömür Siyah’ı ve ‘Parlak Beyaz’ı takiben, ‘Elektrik Mavi’si ve ‘Bakır Altın’ renk seçenekleri ile satışa sunulacak olan Galaxy S5’in tavsiye edilen son kullanıcı satış fiyatı; 16 GB için 2.199 TL, 32 GB için 2.299 TL olarak belirlendi. ‘Kömür Siyahı’, ‘Altın Kahverengi’ ve ‘Turuncu’ renk seçeneklerine sahip Gear 2 799 TL ve Siyah, Turuncu ve Gri renklerde tüketiciyle buluşacak Gear Fit ise 549 TL’lik tavsiye edilen son kullanıcı satış fiyatı ile sunulacak.Samsung Electronics Türkiye Başkanı Yoonie Joung, tanıtılan yeni ürünlerle ilgili değerlendirmesinde, Galaxy S5’in Samsung’un “insanlardan ilham alan inovasyon” vizyonunun bir parçası olduğunu vurguladı ve şunları söyledi: “Günümüzde tüketiciler, karmaşık bir teknolojiyi değil, ihtiyaç ve beklentilerine uyacak bir mobil deneyim arayışındalar. Stil sahibi görünüm, yüksek kamera performansı ve kendilerini zinde tutacak teknolojilere ilgi duyuyorlar. Pazardaki en rekabetçi ve premium akıllı telefon olan Galaxy S5 de tüm bu özellikleri sunacak şekilde tasarlandı. Üst düzeyde mobil entegrasyonu ve en gelişmiş mobil deneyimi vaat eden yeni Gear Fit ve Gear 2 ise tüketicilerin günlük yaşamlarına bire bir uyum sağlayacak.”Galaxy S5, zengin ve kişiselleştirilmiş bir mobil deneyim için tasarlandıYeni Galaxy S5; 16 megapiksellik arka kamerası, gelişmiş menü ve arayüzü ile birlikte üstün kamera işlevleri sayesinde, kullanıcıların zahmetsizce fotoğraf çekmelerini, düzenlemelerini ve kolayca paylaşmalarını sağlıyor.Galaxy S5, 0,3 saniyeye kadar odaklanma sağlayan dünyanın en hızlı otomatik odaklanma özelliğini sunuyor ve gelişmiş Yüksek Dinamik Aralığı (High Dynamic Range) özelliği ile tüm koşullarda doğal ışık ve renkleri göz alıcı bir yoğunlukta görüntüleme deneyimi sunuyor. . Aynı zamanda Galaxy S5’in yeni Seçilebilir Odak özelliği, kullanıcıların aynı anda, bir nesnenin belirli bir alanına odaklanmasını sağlarken, arka planı bulanıklaştırabiliyor. Bu özellik ile kullanıcıların, Sığ Alan Derinliği (DOF) etkisi oluşturmak için özel bir lens setine ihtiyacı kalmıyor.Toza ve suya dayanıklı donanımGalaxy S5, IP67 toza ve suya dayanıklılık standardına sahip. Bunun yanı sıra cihaz, güvenli ve biyometrik ekran kilitleme özelliği sunan Parmak İzi Tarayıcı özelliği ile tüketicilerin güvenle kullanabilecekleri bir mobil ödeme deneyimi sunuyor. Ultra Güç Tasarrufu Modu, ekranı siyah beyaz görünüme çeviriyor ve pil tüketimini en aza indirmek için tüm kullanılmayan özellikleri kapatıyor. Galaxy S5’in 2800 mAh’lik pili 390 saat bekleme, 21 saat konuşma süresine imza atıyor. Galaxy S5, “Ultra Güç Koruma Modu” ile 12 güne kadar bekleme süresine ulaşıyor.Daha sağlıklı ve formda bir yaşamGelişmiş S Health 3.0 özelliğine sahip yeni Galaxy S5, kullanıcıların sağlıklı ve formda kalmalarına yardımcı olacak daha fazla araç sunuyor. Galaxy S5 adım ölçer, diyet ve egzersiz kayıtları ile yeni kalp atış hızı monitörü de dâhil olmak üzere sunduğu özelliklerle, kullanıcılar için kişisel egzersiz koçu görevini görüyor. Galaxy S5 kullanıcıları cihazlarını, zengin uygulama ekosistemi ve gerçek zamanlı egzersiz koçluğu sunan yeni nesil Gear ürünleri ile eşleştirerek, mobil deneyimlerini çok daha fazla kişiselleştirilebiliyor.Zengin içerik, mobil hayatın her anını zenginleştiriyorSamsung Galaxy S5 tüketicilerin günlük yaşamlarına anında uyum sağlayacak, daha zengin bir mobil deneyim için gelişmiş bir içerik dünyası sunuyor. Galaxy S5’te, daha formda bir hayat için kişisel bir egzersiz koçu görevi gören RunKeeper’ın yanı sıra, yüzlerce filme erişim sunan Samsung Sinema, Gameloft’un aksiyon, strateji, yarış, futbol, yapboz ve platform türünde her zevke uygun oyunlarını sunan %100 Oyun ve hayatın her anında müzikten vazgeçemeyenler için dijital müzik platformu Deezer gibi tüketicilerin kendilerine ayıracakları zamanı daha eğlenceli ve keyifli kılacak içerikler de bulunuyor.Kullanıcıların iş bağlantılarını takip etme ve geliştirmelerinde fayda sağlayan Linkedin ise Galaxy S5’in iş dünyasına uygun içeriklerine ideal bir örnek. Aynı zamanda Galaxy S5’in 2 yıl süreyle ücretsiz 50GB depolama olanağı sunan Dropbox uygulaması sayesinde kullanıcılar, rahatlıkla çektikleri fotoğraf ve videoları, yarattıkları belgeleri, kaybolma riski olmadan saklama şansına da sahip oluyor. Galaxy S5 ile birlikte sunulan katma değerli içerik desteği, kullanıcılara toplamda 700 dolardan fazla maliyet avantajı da sağlıyor.Mobil güvenli ödeme konusunda da fark yaratan Galaxy S5, PayPal işbirliği ile “Parmak İzi Okuyucu Kullanarak Alışveriş ve Ödeme Yapma” imkânı sağlıyor. Samsung Galaxy S5 kullanıcıları artık hareket halinde veya mağazadayken, PayPal ile kolay ve güvenli bir şekilde şifresiz alışveriş yapabilecekler.Gear 2 ve Gear Fit: mobil özgürlüğün gelecek nesliGiyilebilir teknoloji alanında öncü olan Samsung, Gear 2 ile mobil özgürlüğü bir üst seviyeye taşıyor. Gear Fit ise gelişmiş egzersiz özellikleri ile aktif hayata sahip kullanıcıların en iyi asistanı olmaya şimdiden aday.Gear 2 kullanıcıların gelen çağrıları ve mesajları yönetebilmelerine olanak tanıyarak tamamlayıcı bir cihaz olma özelliği taşıyor. Gear Fit ise gerçek zamanlı birer kişisel egzersiz koçu görevi görerek, daha sağlıklı bir yaşam için kullanıcıların kişiselleştirilebilir egzersiz programı oluşturabilmelerini ve kalp atış hızlarını izleyebilmelerini sağlıyor.Kayış üstü yerine ana gövdeye eklenen kamerası ile Gear 2, şık ve güçlü bir akıllı cihaz. Kayışı değişebilen akıllı saat, “Kömür Siyahı, Altın Kahverengi ve Turuncu” kayış rengi seçenekleri ile geliyor. Gear 2, kullanıcıların, ruh hallerine ya da giysilerine en uyumlu rengi seçmelerine imkân sağlıyor. Aynı zamanda ana ekranın arka planı, saat yüzü ve yazı tipi, kullanıcıların tercihlerini yansıtacak şekilde kişiselleştirilebiliyor.Gear 2, dâhili IrLED sensörü ve WatchON Remote uygulaması ile TV ya da set üstü cihazlar gibi elektronik ürünleri kontrol etme özelliği ile kullanıcılara daha rahat bir kontrol sağlıyor. Bluetooth kulaklık ile tek başına kullanılabilen müzik çaların eklenmesi ise kullanıcıların akıllı telefonlarını evde bıraksalar dahi hareket halindeyken müzik dinleyebilmelerini mümkün kılıyor. Tizen tabanlı ilk platform olan Gear 2, kullanıcıların çok sayıda Samsung cihaza bağlanabilmesinin yanı sıra, gelişmiş bir uygulama ekosistemine erişmelerini de sağlıyor.
Para Kullanmayı Reddeden Adam: Mark Boyle
Yaşadığımız soruların çoğunun kaynağında para olduğunu düşünürüz. Bunu düşünmekte haklı da sayılırız. Banka borçları, hep almak istediğiniz ayakkabı, okulun taksitleri, evin kirası, arabanın sigortası… Her şey para ile ilgili. Parasını karşılayabildiğiniz mutlusunuz, karşılayamadığınızda ise mutsuz. Peki, bizi bu kadar mutsuz eden bir şeyi niye hayatımızdan çıkaramıyoruz?Çünkü bir kısır döngü içindeyiz. İçinde varolmak zorunda olduğumuz toplumun temeli paraya dayanıyor ve eğer parayı hayatımızdan çıkaracaksak, toplum içinde barınamayız demektir. Bunu belki biz yapamayız ama yapabilen birisi var. Sizi onunla tanıştıralım ve hikayesini anlatalım: Mark Boyleİrlandalı Mark Boyle üniversiteyi bitirip iş hayatına atıldığında hayalleri tanıdıktı. Mümkün olduğu kadar çok para kazanmak, daha büyük bir eve sahip olmak, istediği her şeyi satın alabilmek. Ve işler tam da istediği gibi gidiyordu. Bir organik gıda şirketinde yöneticilik yapan Boyle’ın limanda demirli bir yatı bile vardı.Her şey 2007 yılında başladı. Bir akşam yatında arkadaşıyla şarap içiyor ve dünyayı mahveden şeylerden söz ediyorlardı. Çevre kirliliği, hayvan katliamları, fakirlik, eşitsizlik… Konuşmanın bir noktasında Boyle aslında değindikleri tüm sorunlarda onların da payı olduğunu fark etti. Dünyadaki sorunların farkında olacak kadar duyarlıydılar ama yine de yaşam tarzları ve tüketimleri bu sorunları ortaya çıkartan kapitalist makinayı besliyordu.Üniversitedeki son senesinde Gandhi filmini izleyen ve o günü ‘hayatının değiştiği gün’ olarak tanımlayan Boyle, yatta farkına vardığı şeyler üzerine bir kez daha Hintli aktivistin felsefesini anımsadı: “Kendiniz, dünyada görmek istediğiniz değişim olmalısınız.” Boyle o akşam bir şeyleri değiştirmek istiyorsa, kendi hayatından başlaması gerektiğini fark etti.Boyle’ın ilk faaliyeti Freeconomy Community (Özgür/Bedava Ekonomi Topluluğu) isimli bir topluluk kurmak oldu. Bu topluluğun amacı üyelerinin hiç para taşımaması ve mümkün olduğu kadar az mal varlığına sahip olmasıydı. 2,5 sene boyunca Boyle böyle yaşadı. Hatta Hindistan’a kadar gidip Gandhi’nin memleketini gezdi.2009 yılında Boyle her şeyi bir adım ötesine taşıdı. Artık tamamen parasız yaşayacaktı. Para harcamayacaktı ve para kazanmayacaktı. Sahip olmayacaktı ve elindekini paylaşacaktı.“Tüketici ve tüketilen arasındaki uçurum o kadar büyüdü ki artık satın aldığımız şeylerin yol açtığı zarar ve acının hiç bir şekilde farkında değiliz. Çok az insan başkalarına acı çektirmek ister, çoğu aslında zarar verdiğinin farkında değildir. Bu uçurumun ortaya çıkmasının sebebi, para.”Boyle bu kararının ardından işini bıraktı, sahip olduklarını terk etti ve para kullanmadan yaşayacağı yeni bir hayat inşaa etmeye başladı. Gıda ihtiyacını kendi yetiştirdiği, doğadan topladığı ve takas yoluyla aldığı bitkilerle karşılıyor.Bir karavanda yaşıyor. Karavanı para harcamadan almış. Yurtdışında yaygın olan ve insanların kullanmadıkları eşyalarını ihtiyacı olanlara hediye etmesini amaçlayan Freecycle isimli bir organizasyon vasıtasıyla…Kurucusu olduğu ve kendisi gibi yaşamak isteyen insanların yer aldığı Freeconomy Community üyeleriyle birlikte bir tarlanın etrafında yaşıyorlar. O tarlaya ekim yapıyorlar, pişirdiklerini paylaşıyorlar. Kaldıkları yerin yakınındaki bir nehirde yıkanıyorlar, ulaşım ihtiyacını bisikletlerle karşılıyorlar.“Eğer kendi gıdamızı yetiştiriyor olsaydık, bugün olduğu gibi 3’te 1’ini çöpe atıyor olmazdık. Eğer kendi masa ve sandalyelerimizi üretiyor olsaydık, evimizi her değiştirdiğimizde onları çöpe atmazdık. Eğer kendi suyumuzu temizlemek zorunda kalsaydık, çöpümüzü onun içine boşaltmazdık.”Boyle yaşadığı hayattan çok memnun ama tüm dünyanın böyle yaşayamayacağını düşünüyor. Eğer bu söz konusu olsaydı, ortaya kaos çıkardı. Bu düzenin sunduklarına bağımlı durumdayız. Boyle’a göre hayatımızı kökten değiştiremesek bile yaşama şeklimizi gözden geçirebiliriz. İnsanoğlu bu dünyada geçirdiği zamanın %90’ı boyunca parasız ve daha ekolojik yaşadı. Şu anda da parayı kullanan tek türüz çünkü doğa ile olan tüm iletişimimizi kaybettik.“İnsanlar benim kapitalism karşıtı olduğumu söylüyor. Sınırlı bir dünyada sınırsız büyümeyi hedefleyen kapitalismin birçok defosu olduğunu düşünmekle beraber ben hiçbir şeyin karşıtı değilim. Ben doğa yanlısıyım, topluluk yanlısıyım ve mutluluk yanlısıyım. Eğer tüm bu tüketim ve çevre yıkımı bizi daha mutlu etseydi anlardım. Ama aksine mutsuzluğun göstergesi olan her şey; depresyon, suç, akıl hastalıkları, obezite ve intihar yükselişte. Daha çok para sahibi olmak, daha çok mutlu etmiyor.”
Reklam
Eski Türk Astroloji Sistemine Göre Burcunuz ve Özellikleri Ne? Öğrenin!
Araştırmacı Tram-Semen'in ortaya çıkardığı Eski Türk astrolojisi sisteminde, 36 ayrı burç bulunuyor. Karaçay Türkleri'nden araştırmacı Sofi Tram-Semen, 20 yıllık çalışma sonucunda yüzlerce yıl önce Nart-Karaçaylar'a ait 36 burçluk sistemi belirledi İşte o burçlar ve özellikleri...
İnşaat Firması Kurmak ve İşletmek
Ülkemizde son 10 yılda en çok gelişen sektörlerden biri olan inşaat aynı zamanda elaman çalıştıran etmesi acısından tarımdan sonra 2 sektör olup bir çok iş dalını da barındırıyor. Nüfus artısı, gelir artısı, ticari alanların gelişmesi, ailelerin küçülmesi, erken yasta aileden ayrılma, boşanmalar, evliliklerin artması ve insanların en güvenilir yatırım aracı olarak gayrimenkulle bakmalarından dolayı inşaat firmaları her zaman gözde sektör olmaya devam ediyor. Son zamanlarda başka sektörlerin en çok ilgilendikleri iş, inşaat işi oldu. İnşaat işletmeleri yapıları bakımından bir kişi şahıs firması olarak kurulabilmesi yanında çok ortaklı olarak da kuruluyor. Bir insanın inşaat yapmasının önündeki en büyük engel nakit ve müteahhitlik karnesidir. Karne aldıktan sonra firma kurulur yada var olan firmada devam edilir, Diğer bütün işleri taşeron firma yaptırmak yollu ile en az elaman ile işe devam edildiği gibi sürekli büyük inşaat projesi yapanlar kendi bünyelerinde elaman olarak tutabilirler. İnşaat firması kurduktan sonra yapılacak işlerden en önemlisi hedef kitleyi doğru belirlemek ve bir kavram oluşturmaktır. Sizi hedef kitleniz ne olarak tanıyacak ayrıca inşaat yapılacak yerin secimi de önemli kararlardan biridir. Nitekim arzın fazla talebin az olduğu yerde yapılara satmak daha uzun zaman alır ve yatırım beklediği için kar marjı düşer ve fiyatları sizler belirleyemezsiniz. Ancak talebin yoğun olduğu bir yerde yaparsanız o zaman kısa zamanda istediğiniz rakamlara satış yapma olanağınız olur. İnşaat firmalarının en büyük sorunu proje yapacak arsa bulmaktır. Arsayı satın aldığı gibi kat karşılığı yada hasılat paylaşımlı bulabilir. Önemli olan burada işletmecinin beklentileridir. Arsayı bulduktan sonra imardan yapılacak binanın belediye tarafından belirlenen Şartlarına ve arsaya göre imar durumunu bakılmalı ve plan notları incelenmelidir. Ondan sonra belediyeden inşaat Aplikasyon imar durumu ve bir çok belediyece istenen projeler belediyeye teslim edilerek ve gerekli izinler alındıktan sonra inşaat ruhsatı alınır ve denetleyici firma ile birlikte işe başlanır. Yeni başlanan proje topraktan satış yaparak finanse edilir. Aslında inşaat firmasının nakit olarak elinde bulundurması gereken para sadece toplam giderin % 20 kadardır. Arsa kat karşılığı alınır ve inşaat başlar başlamaz satılmaya başlanır başka hiçbir sektör de bu olanak yoktur, Önce alıyorsun sonra azar azar harcayarak bitirip teslim ediyorsunuz, Ancak topraktan satmak için güvenilir ve tanınır bir firma olmalı o zaman satışlar konusunda sorun yaşamsınız yer bulma konusunda da Ayrıca berter yöntemini de kullanarak daha fazla kazanç sağlanır. En son ve en önemli konu biten proje de satış fiyatı ve pazarlama ve satış kanaları ile finansal yönetimdir. Kendileri proje üretmek istemeyen firmalar ihale yada başka firmaların projelerinde yüklenici konumda da iş yapa bilirler. Tabii onların şartlarını ve yasal sorumluluklara bağlı kalmakla , Eğer piyasaya yeni giriyorsanız ve tanımıyorsanız size tavsiyem topraktan satışa fazla güvenmeyin ve ona göre finanse edin aksı durumda nakit yetersizliğinden basınız ağrır.
Reklam
Türk İşadamları İçin, 'Almanya'ya Vizesiz Giriş' Kararı!
Berlin – Brandenburg Yüksek İdari Mahkemesinin, Türk vatandaşı işadamlarının Almanya’ya vizesiz seyahat edebilmeleri konusunda önemli bir karar verdiği öğrenildi. Avukat Dr. Temel Nal’ın bir Türk işadamı adına açtığı davayı 26 Mart 2014 gün karara bağlayan mahkeme, OVG 11 B 10.14 dosya numaralı kararında söz konusu iş adamının ikameti Türkiye’de kalması şartı ile İstanbul’da bulunan şirketi için aldığı sipariş çerçevesinde müşterilerine kendi işletmelerinde hizmet vermek amacıyla Almanya’ya vizesiz giriş yapabilmesine ve bu amaçla üç ayı geçmeme şartıyla Almanya’da kalmasına onay verdi. Kararı değerlendiren Nal, “Bu çok önemli kararla mahkeme, Türk iş adamlarına Avrupa Adalet Divanı’nın 19.2.2009 tarihli Soysal Kararı’ndan sonra verilmesi gereken haklarını Almanya için verdi ve Almanya hükümeti tarafından yapılan olumsuz yorumları kabul etmedi.” dedi. Nal şu açıklamada bulundu: “Bu karara ve Almanya‘da hakların kısıtlama yasağı ilkesi çerçevesinde geçerli olması gereken yabancılar hukukuna göre; seyahati üç ayı geçmemek şartıyla şirketlerde ve fuarlarda görüşme amaçlı veya bir fuara katılım amaçlı gelen veya seyahati üç ayı geçmemek şartıyla ve çalışmak için değil, sadece mallarını şahısların kendi işletmelerinde sunmak veya hizmetlerini bu çerçevede vermek amacıyla Almanya’ya gelmek isteyen Türk vatandaşı olan iş adamlarından Almanya vize isteyemez.” Ancak bu kararın, siyasiler tarafından nasıl değerlendirileceği ve bunun pratikte nasıl uygulanacağı konusu henüz netlik kazanmış değiş. Bu nedenle vizesiz Almanya’ya gelmeden önce vatandaşların yetkili Alman temsilciliklerinden bilgi ve belge almalarında fayda var. BAYRAM AYDIN zaman-online.de
Rusya'nın Yeni Hedefi Hangi Ülke?
(Rusya Ukrayna'ya saldırır mı?)Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesinin ardından gözler Moskova’nın etkisi altında tutmaya çalıştığı diğer ülkelere çevrildi. Özellikle de toprak sorunu olan ve Avrupa Birliği’nin entegrasyon hedefleri içerisinde yer alan ülkelerle ilgili endişeler artarken, “Ukrayna’dan sonra sıra hangi ülkede” sorusu güncellik kazandı.Sorunun cevabı büyük olasılıkla, Moldova. Ancak endişenin kaynağı sadece Ukrayna sınırında bulunan Rusya’nın kontrolü altındaki ayrılıkçı Transdinyester bölgesinden ve yine Rusya yanlısı yönetime sahip olan Gagauz Özerk Cumhuriyetinden gelen “Moskova’ya bağlanma “talepleri” değil. Her iki bölge, özellikle de Transdinyester Rusya’nın Moldova’ya karşı kullanmak için elinde bulundurduğu daimi koz ve Kremlin her zaman Kişinev’in yörüngeden kesin olarak çıktığı anda bu kozu “bağımsızlık”, “Rusya’ya bağlanma”, “referandum” gibi kılıflara sokarak kullanmaya hazır vaziyette. Kırım’ın işgali olmasaydı, yani Rusya Ukrayna’yı Avrupa Birliği’ne entegrasyondan vazgeçirmeyi ve ülke üzerindeki etkisini korumayı başarsaydı da sıra Moldova’ya gelecekti ve Kremlin gerek Transdinyester, gerek Gagauz kozunu kullanacaktı. Transdinyester zaten ekonomisinden güvenliğine tamamen Rusya’nın kontrolü altında olan bir bölge, Gagauzya’da ise geçtiğimiz şubat ayında yapılan referandumla “uygun yasal zemin” hazırlanmıştı. Yani Kırım’ın işgalinden önce de Moskova, Moldova için “caydırıcı önlemler” almış, 'mayın'ları döşemişti. Kırım’ın işgali sadece bu mayınların daha erken patlaması riskini arttırıyor…Moldova neden hedefte?Sorunun cevabı Moldova’nın son yıllar izlediği politikalarda ve yaptığı jeopolitik tercihte saklı. Moldova, her ne kadar Ukrayna’nın gölgesinde kalsa dahi Avrupa Birliği’nin eski Sovyet mekanına yayılmak için geliştirdiği Doğu İşbirliği programının en önemli ülkelerinden birisi. Özellikle 2009 senesinden itibaren iktidarda olan liberal demokrat koalisyon döneminde Kişinev, Avrupa Birliği’ne entegrasyon alanında ciddi mesafe kat etti. AB ile serbest ticaret ve ortaklık anlaşması sürecini Kiev’den daha sonra – 12 Ocak 2010’da başlatmasına rağmen Moldova, AB’ye en fazla uyum sağlayan Doğu Ortaklığı ülkesi oldu. Rusya’nın baskılarına ve karşı-karşıya olduğu ciddi sorunlara (toprak bütünlüğü, ayrılıkçı eğilimler, ekonomik sorunlar ve s) rağmen liberal demokratlar kısa süre içerisinde gerek mevzuat, gerekse de demokratik ve ekonomik reformlar konusunda diğer ülkelerden daha fazla ilerleme sağladı, basın ve ifade, toplanma özgürlükleri alanında 6 ülke arasında lider konumuna geldi. Moldova’nın sağladığı başarı kasım ayında Vilnius’ta yapılan Doğu İşbirliği Zirvesi öncesinde vize muafiyeti kararıyla ödüllendirildi. Ve nihayet Moldova, Rusya’nın Ukrayna’yı AB ile ortaklık ve serbest ticaret anlaşmasını imzalamaktan vazgeçirmesine rağmen Gürcistan’la birlikte söz konusu anlaşmayı paraf etti. Bu, Kişinev’in Kremlin’in hedef tahtasına oturmayı göze aldığı anlamına geliyordu – Moskova’nın Kiev’den sonra Kişinev’i de AB’ye entegrasyondan vazgeçirmeye çalışacağı belliydi.Moldova'da risk daha büyükPeki neden Gürcistan’ı değil de, Moldova’yı? Çünkü birincisi, Abhazya ve Güney Osetya’nın işgaliyle birlikte Moskova’nın Tiflis’e direkt baskı imkanları ciddi ölçüde sınırlanmış durumda, ikincisi, Gürcistan’da Rusya’nın sırtını yaslayabileceği sosyolojik zemin yok. Gürcü toplumu – hatta Rusya ile ilişkilerin normalleşmesini isteyen kesim bile – büyük oranda Avrupa Birliği ve NATO’ya entegrasyondan yana. Gürcistan’da çıkıp açık şekilde Gümrük Birliği veya Avrasya İttifakı’na entegrasyonu – yani yeniden Moskova’nın patronajlığını kabul etmeyi savunan her hangi siyasi gücün toplumda ciddi destek bulma olasılığı mevcut değil. Rusya yanlısı olduğu iddia edilen Bidzina İvanişvili hükümete geldiği ilk dönemde Gümrük Birliği’ne üyelik konusunu düşünebileceklerini söylemiş, ancak kendi koalisyonundan bile ciddi tepki görmesi sonucu iki gün sonra düzeltme yapmak zorunda kalmıştı. Hükümete geldikten bir sene sonra – geçtiğimiz sene yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde ise Gürcü Hayali koalisyonu AB ve NATO’ya entegrasyon söylemleri ile Saakaşvili’nin Birleşik Ulusal Harekat’ını bile gölgede bırakmıştı. Gürcistan’ın yeni Cumhurbaşkanı Giorgi Margvelaşvili, ilk icraatının AB ile ortaklık ve serbest ticaret anlaşmasını paraf etmek olacağını vaat etmiş ve göreve geldikten bir ay sonra Vilnius zirvesine bizzat katılarak “Rusya’nın adamı değilim” mesajı vermişti.Moldova’da ise durum farklı. Toplumda Avrupa Birliği’ne entegrasyon konusunda görüş birliği mevcut değil. İktidarda bulunan liberal demokratlar AB’ye entegrasyonu desteklerken muhalefet Rusya güdümündeki Gümrük Birliği’ne üyeliği ve Moskova’ya yakınlaşmayı savunuyor. Eski Devlet Başkanı Vladimir Voronin liderliğindeki Komünist Partisi Gümrük Birliği’nin Moldova için en uygun ittifak olacağını düşünüyor. Rusya’nın kontrolündeki Transdinyester’de AB’ye entegrasyon tartışma konusu bile değil. Ayrılıkçılar, zaten kendilerini Moldova’nın değil, Rusya’nın bir parçası olarak görüyor. Aynı şey, ülkenin güneyinde bulunan Gagauz Özerk Cumhuriyeti yönetimi için de geçerli. Gagauz Cumhurbaşkanı Mihail Formuzal “biz Rusya yanlısı bir bölgeyiz” diyor ve Moldova’nın AB’ye entegrasyonu seçmesi durumunda özerk cumhuriyetin kendi yolunu belirleyeceğini – yani bağımsızlık ilan ederek Gümrük Birliği’ne gireceğini bildiriyor. Ayrılıkçı eğilim sadece Transdinyester ve Gagauzya ile de sınırlı değil. Moldova’nın Kişinev’den sonraki ikinci büyük kentinde – Rusların çoğunlukta olduğu Beltsı’da (Balçi) da Rusya’nın etkisi ve ayrılıkçı eğilim çok güçlü.Riski artıran bir diğer faktör ise Moldova’da bu sene yapılacak genel seçimler. 2009 senesinde Komünist Partisinin 8 yıllık iktidarına son veren devrimle yönetime gelen liberal demokrat koalisyon bu seçimlerde zorlanacak gibi görünüyor. Amerikan Ulusal Demokrasi Enstitüsü (NDİ) tarafından yaptırılan son anketlere göre, bugün seçim olsaydı, parlamentodaki yerler liberal demokrat partilerle komünistler arasında tam eşit şekilde bölünmüş olurdu. Romanya sosyolojik araştırma servisi İMAS’ın yaptığı kapalı ankete göre, bugün ülkede %6’lık barajı Komünist, Liberal Demokrat, Demokrat ve Liberal partileri geçebilir. Ankete katılanların %33’ü komünistleri, %17’i liberal demokratları, %7’si demokratları, %6’sı ise liberalleri destekleyeceğini bildirirken, tercihini belirlemeyenlerin oranının %24 olduğu kaydedildi. Bunun yanı sıra, %8’lik bir kesimin de komünistlerle ittifak yapma olasılığı yüksek küçük sol partileri desteklediği görüldü.Bu sonuç 2009 seçimlerinde oyların tekrar sayılmasının ardından komünist yönetimi çok küçük farkla mağlup eden liberal demokrat ittifakın genel seçimde zorlanacağını gösteriyor. Liberal demokratlar, ekonomik durumu ağır, gülcü komünist muhalefete sahip, halkının bir kısmı Rusya’da çalışmak zorunda olan, Rusya’nın etkisinin çok güçlü olduğu ve toprak bütünlüğü sorunuyla karşı-karşıya olan bir ülkede iktidarda bulunmanın dezavantajını yaşıyor. Rusya’nın seçimlerde komünistlerin ve diğer Moskova yanlılarının iktidara gelmesi için elinden geleni yapacağı kimsede kuşku doğurmuyor.Batı Moldova’da elini çabuk tutmak zorundaÖte yandan Kırım’ın işgalinin ardından Ukrayna ile Rusya arasında derinleşen uçurum nedeniyle Kremlin’in Moldova’ya yönelik planlarının erkene alınması olasılığı artmış durumda. NATO yetkilileri, Moskova’nın Ukrayna’dan sonraki hedefinin Moldova olduğunu bildiriyor. Moldova yetkilileri de aynı görüşte. Başbakan Yuri Lyanke, geçtiğimiz günlerde Reuters’a yaptığı açıklamada Kırım senaryosunun Transdinyester’de tekrarlanması olasılığından endişe ettiklerini söyledi. Lyanke, Transdinyester liderlerinin böyle bir karar almayacağını umduklarını bildirdi, bu olasılığa karşı bazı planlarının olduğunu söyledi, ancak Rusya’nın müdahale etmesi durumunda buna direnecek güçlerinin de olmadığını vurguladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin son yıllarda ilk kez Transdinyester konusunu gündeme getirdi. Putin, 29 Mart’ta ABD Devlet Başkanı Barack Obama ile yaptığı telefon konuşmasında “200 bin Rus vatandaşının yaşadığı Trandinyester’in neredeyse ablukada olmasından” rahatsızlık duyduklarını söyledi. Putin’in söylediklerini Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov tamamladı. Kişinev’le Ukrayna’nın yeni yönetiminin Transdinyester’i tamamen bloke ettiğini söyleyen Lavrov, ABD ve AB’yi Transdinyester için dayanılmaz şartlar oluşturmakla suçladı. Lavrov, Moldova ile ortaklık anlaşması imzalamaya hazırlanan AB’nin de, Kişinev’in de Transdinyester’i düşünmediklerini söyledi. Rus Bakan, bu konuda Batı ile ciddi konuşacaklarını bildirdi ve “bunlar tarihten ders almıyorlar” diye satır arası tehditte bulunmayı da ihmal etmedi.Bu olasılık, Vilnius zirvesi öncesinde Ukrayna konusunda ciddi hesap hataları yapan Batı’yı elini daha çabuk tutmaya zorluyor.Son günlerde Moldova, Batılı siyasilerin en uğrak mekanı haline gelmiş durumda. Polonya Başbakanı Donald Tusk, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland ve Pentagon yetkilileri, Kanada ve Romanya dışişleri bakanları, Avrupa Birliği yetkilileri bir-birinin ardınca Kişinev’e gidiyor. Çünkü Moldova, Rusya’nın Ukrayna’dan sonraki ilk hedefi olduğu gibi, Batı’nın da Ukrayna’dan sonraki ilk umudu. AB, Doğu Ortaklığı zirvesinde Moldova ve Gürcistan’la ortaklık anlaşmalarını paraf ederek, yeni komşuluk politikasının iflas etmediğini kanıtlamaya çalıştı. Ancak bunun yeterli olmadığının her kes farkında ve Moldova (hem de Gürcistan) ile ortaklık anlaşmalarının imzalanması Doğu İşbirliği hedefinin yaşayabilmesi için hayati önem arz ediyor. Ukrayna’da yaşanan devrimin ardından Brüksel elini çabuk tutması gerektiğinin farkına varmış görünüyor. Rusya’nın Ukrayna’daki gibi bir “operasyon” yapmamasının tek yolu bir an önce Ukrayna, Moldova ve Gürcistan’la ortaklık anlaşmasını imzalamak – Batı bunun farkında. İşte bu nedenle de Brüksel, ortaklık anlaşmalarını imzalamak için daha önce öne sürdüğü şartların önemli kısmından vazgeçiyor. AB, Yanukoviç döneminde ortaklık anlaşmasının siyasi bölümünü imzalayıp ekonomi bölümünü sonraya erteleme teklifini kabul etmemişti – Rusya’nın Ukrayna’ya açık müdahalesinin ardından daha önce reddettiği teklifi kendisi sundu ve siyasi bölümü imzaladı. Aynı şekilde Gürcistan’da anlaşmanın imzalanması için görülmesi gereken çok iş olmasına rağmen, Brüksel bunlara göz yumuyor. Aynı şekilde Moldova’nın paraf aşamasından sonra talep edilen birkaç önemli reformun gerçekleştirilmemiş olmasını da görmezden geliyor. Daha önce Gürcistan ve Moldova ile ortaklık anlaşmalarının eylül ayında imzalanması planlanıyordu. Ardından Brüksel imzaların ağustosta atılabileceğini açıkladı. Sonra AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso AB’nin imza törenini haziran ayına alma kararına vardığını açıkladı. Ve nihayet geçtiğimiz günlerde Kişinev’de bulunan AB-Moldova İşbirliği Komisyonu Başkanı Monica Macovei AB’nin nisan ayında ortaklık anlaşmasını imzalamaya hazır olduğunu bildirdi.Moldova’nın imzası AB için şeref meselesiÖte yandan, AB, Ukrayna’da yaptığı hatayı Moldova’da tekrarlamaması gerektiğini de anlamış gibi görünüyor. Ukrayna ile görüşmelerde sadece siyasi blokla ilgili görüşmelerde bulunup, her hangi somut ekonomik yardım vaadinde bulunmayan ve Yanukoviç iktidarına sağlam bahane veren AB ve ABD Moldova’da farklı taktik izliyor. Mart sonunda Kişinev’de bulunan Victoria Nuland, Moldova’ya sınır güvenliğini sağlamak için ek 10 milyon dolar yardımda bulunacaklarını söyledi.Gönül Şamilkızı – TRT Türk......
Reklam
'Anayasa Mahkemesi'nin Kararına Saygı Duymuyorum'
Başbakan Erdoğan erken seçim tartışmalarına nokta koydu. Başbakan Anayasa Mahkemesi'nin Twitter'a erişim engelini kaldıran kararı için de 'Uyarız ama saygı duymayız' dedi. Başbakan, Azerbaycan'a hareketinden önce gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan'a yerel seçim sonrası konuşulmaya başlanan erken seçim iddiaları soruldu. Erdoğan, cumhurbaşkanlığı ve genel seçimin birleştirilmesinin söz konusu olmadığını söyledi. Parti olarak seçimlerin zamanında yapılması konusunda ilke kararları olduğunu vurguladı: 'Birleştirilmesi zaten söz konusu değil. Cumhurbaşkanlığı seçiminin takvimi zaten açıklanmıştır. Fakat erken seçim noktasında bizim partimizin ilke kararı vardır. İstikrar buradadır. Cumhuriyet tarihinde bize kadar, 16 ayda bir seçim olmuştur. 16 ayda bir seçim yapılan bir ülkede istikrar olur mu? Yatırımcı önünü görmediği bir ülkeye gelmez.' Erdoğan partisindeki 3 dönem seçilme kuralının sürüp sürmeyeceği konusundaki sorulara da, 'Benim kanaatim üç dönemden yanadır. Üç dönemle siyasi hayat bitmiyor. Üç dönemden sonra bir dönem ara, sonra tekrar devam etme şansı herkes için söz konusu.' dedi. Erdoğan, bu konudaki tüzük değişikliğinin MYK'da değil, Genel Kurul'da yapılabileceğinin altını çizdi. Anayasa Mahkemesi'ne Twitter tepkisi Erdoğan, Anayasa Mahkemesi'nin Twitter'a erişim yasağını kaldıran kararını da eleştirdi: 'Karara uymak durumundayız ama saygı duymak zorunda değiliz. Saygı da duymuyorum. Birincil mahkemelere başvurulmadan Anayasa Mahkemesi'ne götürülmüştür. Usul olarak bunu reddetmeliydi. Özgürlükler konusunda da doğru bulmuyorum. Bir ticari şirket söz konusu. Bunun ürününü alıp almamak serbesttir. Anayasa Mahkemesi'nde bekleyen bu kadar dosya varken, böyle bir kararı almasını doğru bulmuyorum.' Gül'ün cumhurbaşkanlığını ile ilgili açıklamaları Başbakan Erdoğan'a, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Kuveyt'te gazetecilere cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili yaptığı değerlendirmeleri soruldu. Erdoğan, 'Sayın Cumhurbaşkanımızın konuyu aramızda müzakere ederek bir karara varırız kanaatini ben de paylaşıyorum' dedi. Egemen Bağış'a sahip çıktı Başbakan Erdoğan, sorular üzerine, internetteki ses kayıtlarında dine haraket ettiği iddiasıyla eleştirilen eski Avrupa Bakanı Egemen Bağış'a da sahip çıktı. Erdoğan, Bağış'ın söz konusu kayıtların montaj olduğunu söylediğini vurguladı: 'Arkadaşımızı, bu tür uydurma, bu tür montaj olaylarını yapanlardan daha iyi tanıyoruz. Böyle bir şeyi yapanla bizim yürümemiz mümkün değildir. Ama arkadaşımızın bunu söylemediğini biliyoruz yani.'Al Jazeera Türk
İçlerinden Birini Mutlaka Tanıdığınız 12 Baba Tipi
Baba hayatlarımızda önemli bir figür. Birçok şeyi ondan öğreniyor, hayata onlar sayesinde hazırlanıyoruz. Kendimize örnek alıyoruz, rol model yapıyoruz. Peki her baba aynı mı? Elbette değil, işte size sizin babanızın da dahil olması muhtemel 12 baba tipi.
Çok Para Kazandırdığı Düşünülen 10 İş
Hiç cesaret edemediğimiz, ama cesaret edip de bir girişsek iyi para kazanabileceğimizi düşündüğümüz işler vardır. Hatta işimizden sıkıldığımızda aklımıza gelen, 'aslında şu işte iyi para var' dediğimiz, nihayetinde bulaşamadığımız işler var. İşte bunlardan 11 tanesini sizler için bulup çıkardık. Gerçekten çok para kazandırıyorlar mı? Takdir sizin.
Reklam