Oscar'da Nuri Bilge Ceylan'a Karşı Fatih Akın mı Yarışacak?
Nuri Bilge Ceylan'ın Kış Uykusu'nun Türkiye'nin Oscar adayı gösterilmesinin ardından ilginç bir gelişme oldu. Fatih Akın'ın The Cut filminin de Almanya adına yarışması gündeme geldi. Bu arada 2013'ün Altın Palmiyeli filmi de bu yarışa katılabilir.Oscar yarışını bu yıl Türkiye başlattı. Oscar aday adayı olarak Ceylan’ın Altın Palmiye Ödüllü Kış Uykusu filminin seçilmesi, sinema çevrelerinden olumlu tepkiler alıyor. Her yıl 70’i aşkın ülkenin katıldığı yarışta diğer ülkeler henüz rengini belli etmedi. Peki, Ceylan’ı yarışta neler bekliyor, rakipleri kimler olabilir? Gelin, yakından bakalım... ALTIN PALMİYELER YARIŞIRSA Abdellatif Kechiche’in Altın Palmiye Ödüllü filmi La vie d’Adèle/ Mavi En Sıcak Renktir, bu yıl Nuri Bilge Ceylan’ın rakiplerinden biri olabilir. Adèle Exarchopoulos ile Léa Seydoux’nun başrolleri paylaştığı Mavi En Sıcak Renktir, geçen yıl Oscar yarışına katılamamıştı. Zira aday adayı filmlerin en geç Eylül sonuna kadar kendi ülkelerinde gösterime girmesi gerekiyor. Yapımcı firma, filmin Fransa gösterim tarihi olarak 9 Ekim’de direttiğinden, Kechiche’in fırtınalar estiren eseri Oscar yarışına katılamamıştı. Kimi eleştirmenlere göre, Fransa’nın bu yıl şansını Kechiche’le denemesi ihtimal dâhilinde görünüyor. Fransa’nın Mavi En Sıcak Renktir’i aday adayı olarak Akademi’ye sunması durumunda, Oscar için bu yıl Altın Palmiyeli iki film yarışabilir. AKIN, EKİM’E KALDI Fatih Akın da Ceylan’ın olası rakiplerinden biri olarak öne çıkıyor. Akın’ın uzun süredir merakla beklenen filmi The Cut, Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışacak. Ermeni Soykırımı’ndan sağ kurtulan ve iki kızını aramak üzere yollara düşen bir adamın öyküsünü anlatan filmin, Venedik serüveni Oscar yarışının da başlangıcı olabilir. Filmin sinema çevrelerinden olumlu eleştiriler alması durumunda, Almanya’nın The Cut’ı Oscar aday adayı olarak sunması bekleniyor. Ne ki, filmin Almanya gösterim tarihi şimdilik 16 Ekim olarak belirlendiğinden, Akın’ın yarışma koşullarını sağlayamaması sözkonusu olabilir. Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’da birlikte yarıştığı pek çok isimle Oscar serüveninde de karşılaşmasına kesin gözüyle bakılıyor. Cannes’da Büyük Jüri Ödülü’nü kazanan Xavier Dolan, son dönemde eleştirmenlerin favori yönetmenlerinden biri oldu. “Genç usta” Dolan’ın Mommy filmi, Fransızca olduğundan Kanada Oscar şansını Dolan ile deneyebilir. Keza, Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev Leviathan filmiyle Cannes’da pek çok eleştirmenin favorileri arasında gösteriliyordu. Rusya’nın Cannes’da En İyi Senaryo Ödülü’nü alan Leviathan’ı Oscar yarışına sunması sinema çevreleri için şaşırtıcı olmayacaktır. DARDENNE FAKTÖRÜ Oscar Ödüllü Fransız aktris Marion Cotillard da bu yıl bir kez daha kırmızı halıda yürüyecek gibi görünüyor. Cotillard, Cannes’da büyük ödülü Ceylan’a kaptıran Dardenne Kardeşler imzalı Deus jours, une nuit/ İki Gün, Bir Gece adlı filmde başrolde yer alıyor. Ödül avcısı Dardenne Kardeşler, daha önce Oscar’a aday gösterilmedi. Belçika’nın İki Gün, Bir Gece’yi yarışa sunması hâlinde, Belçika da yarışın güçlü adaylarından biri olabilir. VE DİĞER ÜLKELER Oscar kazanan tek Latin Amerika ülkesi olan Arjantin’in Relatos salvajes/ Vahşi Öyküler, Bulgaristan’ın Stephan Komandarev imzalı The Judgement/ Hüküm, geçen yıl Oscar yarışına yeninden katılan Ekvator’un Feriado/ Tatil, Yunanistan’ın Little England/ Küçük İngiltere ve Hong Kong’un The Golden Era/ Altın Çağ filmlerini seçmesi hâlinde ödül şansının yüksek olduğu öngörülebilir. Taraf
Dünden Bugüne Fenerbahçe Formaları
Her ne kadar kulübümüzün kuruluş tarihi 1907 olarak kabul edilmiş olsa da, Fenerbahçe tarihi 1890’lara dayanmaktadır.Kulübün ilk logosu Fenerbahçe Burnu’ndaki fenerden esinlenerek hazırlanmış, formalarda kullanılacak renkler ise bahçesindeki papatyalardan esinlenilmişti. Papatyaların, kıskançlık ve temizliği simgeleyen sarı-beyaz renkleri Fenerbahçe Futbol Kulübü’nün ilk renkleriydi.
Keban Barajı'nda Son 40 Yılın En Büyük Kuraklığı
Elazığ’ın Keban İlçesi'ndeki Keban Barajı'nda, son 40 yılın en büyük kuraklığının yaşandığını belirten, Türkiye Elektrik Üretim Anonim Şirketi (TEÜ A.Ş) Teknik Müdür Yardımcısı Yusuf Doğan, önceki yıllara oranla elektrik üretiminin yüzde 50 oranında düştüğünü söyledi.2012 yılı Ağustos ayında 842 olan su kodu, bu yıl 837'nin altına düştü.Kış ve bahar mevsiminde beklenen yağışların gelmemesi üzerine yaşanan kuraklık, bölgede elektrik üreten barajları olumsuz etkiledi. Fırat Nehri üzerinde kurulan ve Türkiye'nin ilk dev yatırımı olan Keban Barajı'nda yaşanan kuraklık nedeniyle, elektrik üretimi yüzde 50 oranında düştü. Türkiye Elektrik Üretim Anonim Şirketi (TEÜ A.Ş) Teknik Müdür Yardımcısı Yusuf Doğan, baraj gölündeki mevcut suyu yıl sonuna kadar idareli kullanacaklarını belirterek, 'Kuraklığın Keban Barajı üzerindeki etkileri, üretimimizi planlama yaparak bu yıl mevcut olan suyumuzu yıl sonuna kadar idareli kullanmak zorunda kalacağız. Şu an itibariyle Keban Barajı’na gelen su miktarı 5.5 milyar metreküp su. Ancak genel anlamda ortalama olarak Keban Barajı’na gelen su miktarı ise 17 milyar metreküp su. Yani yılların ortalamasını aldığınızda bu değerin çok altında bir değer olduğunu şu anda görmekteyiz' dedi. 2013 yılı ile kıyaslandığında elektrik üretiminde yüzde 50 oranında bir düşüş yaşandığını ifade eden Doğan, 'Şu anda bulunduğumuz göl kodu itibariyle 830.77 seviyesindeyiz. Şu anda mevcut suyumuzla yani hiç su gelmese dahi mevcut suyumuzla 1 milyar 770 milyon kilowatt saat elektrik üretebiliriz. Şu an itibariyle zaten ürettiğimiz elektrik 1 milyar 995 milyon kilowatt saat. Dolayısıyla üretebileceğimiz enerjiyi daha planlı üreterek yıl sonuna kadar bunu idareli olarak kullanmak zorundayız. Geçen yıl bu tarih itibariyle ürettiğimiz enerji 2 milyar 882 milyon kilowatt saat. Şu an itibariyle yani 2014 yılında ürettiğimiz enerji 1 milyar 995 milyon kilowatt saat. Dolayısıyla yüzde 50 civarında bir düşüş söz konusu' diye konuştu. SON 40 YILIN EN DÜŞÜK SU SEVİYESİ TEÜ A.Ş Teknik Müdür Yardımcısı Yusuf Doğan, baraj gölündeki su seviyesinin, son 40 yılın en düşük seviyeye geldiğini belirterek, 'Mevcut gelen su itibariyle kıyaslama yaptığımızda, Mayıs ayı sonu itibariyle Keban Baraj Gölü’ne gelen su, 4,5 milyar metreküptür. Geçen yıl Mayıs ayı sonu itibariyle Keban Barajı’na gelen suyun miktarı 12 milyar 200 milyon metreküptü. Dolayısıyla suyun gelişine bakıldığında, yani su gelirlerine baktığımızda; üçte bir oranında bir düşüş söz konusu. Bunu da yıl sonu itibariyle bir tahminde bulunursak son 40 yılın belki en düşük seviyesinde bir su gelirine sahip olacağız. Şu anki Keban’ın mevcut suyuyla hiç su gelmese dahi ki şu anda 150 ile 200 metreküp saniyede su gelmekte; bu su ile 1 milyar 700 milyon kilowat saat civarında bir enerji üretebiliriz. Bunu gelen suyla birlikte de kıyasladığımızda, aslında bu yılı atlatabileceğimiz bir enerji üretebileceğiz' dedi.DHA
Dolar 2,16'yı Aştı
Dolar, Türk Lirası karşısında gelişen ülkelerdeki bozulma ve Moody's endişeleriyle 2,16'yı geçerek son dört ayın en yüksek seviyesini gördü.
Furkan Bayrak, Dünya Şampiyonu Oldu!
Dünya Gençler Güreş Şampiyonası'nda, 74 kiloda Furkan Bayrak altın madalya kazandı. Türkiye Güreş Federasyonu'ndan yapılan yazılı açıklamada, Hırvatistan’da düzenlenen şampiyonanın ilk gününde mindere çıkan Furkan Bayrak'ın, İranlı rakibi Payma Bouyeri’yi 4-2 mağlup ederek, dünya şampiyonu olduğu bildirildi. 2016 ve 2020 Olimpiyatları'nda altın madalya hedefleyen başarılı sporcu, sabah seansında Hintli, Belaruslu, Ermeni ve Alman rakiplerini mağlup ederek, finalde güreşmeye hak kazandı. Final müsabakasında İranlı güreşçi Payma Bouyeri karşısında geriye düşmesine rağmen maçı bırakmayan milli güreşçi, minderden 4-2 galip ayrıldı ve altın madalyanın sahibi oldu.Sporx
Bastır Parayı Tıp'ta Oku
Devlet ve vakıf üniversiteleri arasında puan farkları şaşırtıcı boyuta ulaştı. Öğrencilerin en çok tercih ettiği tıp, hukuk gibi bölümlerde dahi puan farkları 265’i aşıyor. Parası olan üniversitede istediği bölüme girebiliyor Üniversitelerde merkezi yerleştirmeler tamamlandı. Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nin (ÖSYM) yayınladığı sayısal veriler, üniversitelerin aynı bölümlerindeki puan farklılıklarını gözler önüne seriyor. Milliyet'ten Mine Özdemir'in haberine göre, devlet ve vakıf üniversiteleri arasındaki puan makası her geçen yıl açılırken, vakıf üniversitelerinin burslu, burssuz programları arasındaki farklar da giderek büyüyor.  Öyle ki öğrencilerin en çok tercih ettiği, önceki yıllarda kazanmanın çok zor olduğu tıp, hukuk gibi fakültelerde dahi bu farklar dikkat çekiyor. Bu yıl vakıf üniversitelerinin tıp fakültelerinde burslu ve burssuz programlar arasındaki fark 240’a kadar ulaşıyor. Tıp fakültesi olan tüm üniversiteler arasındaki puan farkı ise 241’e kadar çıkıyor. Yine öğrencilerin en çok tercih ettiği bölümlerden hukuk fakültelerinde de puan farkları 265’e kadar ulaşıyor. Yani bir anlamda ilk 10 bindeki öğrenci ile bir milyonuncu öğrenci aynı sınıfta okuyacak. Bu durum sınıftaki öğretim kalitesinin en iyi öğrenciler aleyhine bozulmasına neden oluyor. Yüzde 100 burslu pek çok öğrencinin, sonraki yıl, üniversite değiştirmesinin ve özellikle de vakıflardan, devlete yönelmesinin en önemli nedeni bu. Kısacası parası olan üniversitede istediği bölüme girebiliyor. 256 puanlı hukuk fakültesi Hukuk fakültelerinde en yüksek puan 521 puanla Galatasaray Üniversitesi’ne ait, en düşük puan ise 256 ile İstanbul Şehir Üniversitesi’nde. Devlet üniversiteleri arasındaki en düşük puan 393 ile Atatürk Üniversitesi’nde. Yani en düşük puanlı devlet üniversitesiyle vakıf üniversiteleri arasındaki fark 137. Yine vakıf üniversitelerinin burslu burssuz programları arasında çok yüksek farklılıklar bulunuyor. En yüksek puan farkı 228 ile İstanbul Şehir Üniversitesi’nde. Üniversitenin hukuk fakültesi tam burslu programına 484 ile öğrenci alırken, burssuz (ücretsiz) programına 256 puanla öğrenci alıyor. Yine Fatih Üniversitesi de 210 puan farkıyla dikkat çekiyor. Üniversitede tam burslu programın taban puanı 500 iken yüzde 25 burslu öğrenci alan programın puanının 290 olduğu görülüyor. Psikolojide fark 280’e ulaştı Gözde bölümlerden olan ve her yıl neredeyse kontenjanlarının tamamını dolduran psikoloji bölümünde de 280’e ulaşan puan farklılıkları dikkat çekiyor. Psikoloji bölümünde en yüksek puan 484 ile Boğaziçi Üniversitesi’ne ait, en düşük puan ise 204 ile Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi’nde. Devlet üniversiteleri arasında en düşük puan ise 395 ile Bingöl Üniversitesi’nde. Bu durumda en düşük puanlı devlet üniversitesiyle vakıf üniversiteleri arasındaki fark 191. Vakıf üniversitelerinin burslu burssuz programları arasındaki puan farkı da 225’e kadar çıkıyor. Psikoloji bölümünde en yüksek puan farkı 225 ile İstanbul Şehir Üniversitesi’ne ait. Üniversite İngilizce Psikoloji Bölümü’ne 457 puanla öğrenci alırken, burssuz programına 256 puanla öğrenci alıyor. Yine Üsküdar Üniversitesi’nde 220, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde 210, Bahçeşehir Üniversitesi’nde 210, İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde 200, Fatih Üniversitesi’nde 204, Doğuş Üniversitesi’nde 200 puan farkı dikkat çekiyor. Tıpta makas açılıyor Devlet üniversiteleri arasında en yüksek puan 531 ile İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İngilizce programına ait. Vakıf üniversitelerinde ise en yüksek puan 541 ile Koç Üniversitesi’nde, en düşük puan da 300 ile Yakın Doğu Üniversitesi İngilizce Tıp Fakültesi’nde yer alıyor. Tıp fakültesinin burslu burssuz programlarındaki en fazla fark 221 ile Bahçeşehir Üniversitesi’nde. Diğer üniversitelerdeki puan farkları ise şöyle: Yakın Doğu Üniversitesi’nde (İng) 147, Fatih Üniversitesi 114, Şifa Üniversitesi’nde 110, Yakın Doğu Üniversitesi’nde 98, Turgut Özal Üniversitesi’nde 95, Acıbadem Üniversitesi’nde 94, Zirve Üniversitesi’nde 93, İstanbul Bilim Üniversitesi’nde 88, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi’nde (İng) 85, Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nde 82, Yeditepe Üniversitesi’nde 79, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde 78, Maltepe Üniversitesi’nde (İng) 76, Mevlana Üniversitesi’nde 68, Bezmialem Üniversitesi’nde 54, Maltepe Üniversitesi’nde 55, Ufuk Üniversitesi’nde 47, Başkent Üniversitesi’nde 44 oldu. Tıp fakültesindeki bütün programlarına burslu öğrenci alan Koç Üniversitesi’nde tam burslu ve yüzde 50 burslu programları arasındaki fark da 33’e kadar çıktı.Milliyet
Reklam
Mercedes Türkiye'de 'Minibüs' Üretip İhraç Edecek
Türkiye'de kamyon ve otobüs imalatı yapan Alman otomotiv devi artık hafif ticari Sprinter minibüsleri Türkiye'de imal edecek. Araç ilk etapta 100 ülkeye ihraç edilecek Radikal'den Mehmet Ali Kantarcı'nın haberine göre, Türkiye ’de en çok tercih edilen minibüslerden Mercedes-Benz Sprinter artık dünya pazarları için sadece Türkiye’de imal edilecek. Mercedes’in Dusseldorf’daki tesislerinde üretilip Türkiye’ye boş olarak gönderilen Sprinter 2007’den beri Tuzla’da üstyapıcı firma işbirliğiyle minibüse çevrilip sadece iç pazarda satılıyordu. Tuzla’daki Arobus ve İnova firmaları işbirliği ile 20 bin Sprinter minibüse dönüştürülerek Türkiye’de yollara çıktı. Satış ve üretimde başarı sağlayan Mercedes-Benz Türk Daimler yönetiminin ilgisini çekti. Yaklaşık 1 yıl süren görüşmeler sonrasında Mercedes headquarters, Sprinter’in minibüs versiyonlorunun Türkiye’de üretilip başta Afrika, Ortadoğu ve D.Avrupa olmak üzere yaklaşık 100 ülkeye ihraç edilmesi kararını aldı. Mercedes-Benz Türk ihracatçı ünvanını da alacak Bu yıl ı içinde tamamlanması planlanan Sprinter Minibüs ihracat projesi ile Mercedes-Benz Türk, Arobus ve İnova ile birlikte ürettiği araçları farklı ülkelere ihraç etmeye başlayacak. Bu sayede Mercedes-Benz Türk hafif ticari araçlar ürün grubunda da sadece ithalatçı değil aynı zamanda ihracatçı ünvanını alacak . Türkiye rol model MB Türk AŞ Hafif Ticari Araçlar Pazarlama ve Satış Müdürü Tufan Akdeniz “Arobus ile 2007 'de başlayan ilişkimiz şu anda stratejik iş ortaklığına dönüştü. . Bilindiği gibi Türkiye’nin otomotiv alanındaki bilgi birikimi ve deneyimi artık Avrupa standartlarında üretim yapılmasını sağlıyor. Biz de Arobus ile birlikte bu bilgi birikimini Sprinter Minibüs ihracatı yaparak dünyanın bir çok ülkesi ile paylaşabileceğiz. ”dedi. Daimler Global Hafif Ticari Araçlar Satış ve Paz. Müdürü Klaus Maier, 'Daimler, Mercedes-Benz Türk, Arobus ve İnova birlikteliği birçok ülke ve üstyapıcı için rol model oldu. Bu model, müşteri ihtiyaç ve taleplerinin Mercedes-Benz kalitesi ile en iyi şekilde karşılandığının en somut örneğini oluşturmakta. Gelecekte de bu tip stratejik ortakların Daimler bünyesinde artması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” diye konuştu. Milliyet
Kış Uykusu Oscar Yolcusu!
Nuri Bilge Ceylan'ın Cannes Film Festivali'nde Altın Palimiye ödülünü kazanan 'Kış Uykusu' filmi Oscar'da ülkemizi temsil edecek. 87. Oscar Akademi Ödülleri’nde Türkiye’yi, 67. Cannes Film Festivali’nde “Altın Palmiye” ödülü kazanan Nuri Bilge Ceylan’ın “Kış Uykusu” filmi temsil edecek.
Reklam
10 Ülkenin Düğün Gelenekleri
Çin'de düğün yapmak için bir astroloji uzmanının doğum tarihine ve saatine bakarak yorum yapması gerekiyor.  Eğer horoskoplar uygunsa düğün hazırlıkları başlıyor. Yalnız bu da değil 7. ayın 15'inen sonra evlenmek uğursuzluk kabul ediliyor.
Sağlıklı Bir Cilt İçin 10 Altın Kural
Güzel ve sağlıklı bir cilt için en temel 10 kuralı biliyor musunuz? Bunları yapın, gerisini kozmetiğe bırakın! Kozmetik dünyasından medet ummadan önce yapmamız gereken bazı temel kurallar var. Cilt sağlığımız için önce bunlara uymalıyız, sonra bakım ürünlerindan fayda beklemeliyiz… 1. Güneş ışınlarına çok fazla maruz kalmayın. 2. Günde en az 8-10 bardak su için. 3. Sigaradan ve sigara içilen ortamdan uzak durun. 4. Alkol ve kafein tüketmekten kaçının. 5. Hayatınızdaki stres faktörleri ile mücadele etmeyi ve rahatlamayı öğrenin. 6. Düzenli egzersiz yapın. 7. Demir yönünden zengin besinler tüketmeye özen gösterin. 8. Vitamin ve mineral yönünden dengeli ve yeterli beslenin. 9. Kesinlikle güne kahvaltı yapmadan başlamayın. 10. Günde 1-2 fincan yeşil çay tüketin.
Reklam
Rusya'ya Yaptırımın Bedeli Ağır: 1 Milyon Kişi İşsiz Kalabilir
Avrupa İşletmeler Birliği (AEB) yönetiminden Pegorier, Rusya'ya yönelik yaptırımların büyük bir işsizlik dalgasına neden olabileceği uyarısında bulundu. ABD ve AB'nin finans, enerji, savunma ve ileri teknoloji alanlarını kapsayan ek yaptırımlarla birlikte Rusya'nın dolaylı kaybının yıllık bazda 100 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. Avrupa İşletmeler Birliği (AEB) yönetiminden Philippe Pegorier, Ukrayna krizi nedeni ile Rusya'ya yönelik yaptırımların Avrupa ülkelerinde istihdam açısından önemli sıkıntı oluşturacağını, 1 milyon civarında işsizin ortaya çıkabileceğini söyledi. Ria Novosti'ye konuşan Pegorier, iş ortamının gelişmesinin refah, istihdam ve istikrar getirdiğini, yaptırımların ise iş dünyasını zayıflatarak tüm bu kalemlerde gerilemeye neden olduğunu belirterek, “Eğer biz Rusya'ya vurursak, Rusya ile ticareti düşündüğümüzde biz Avrupa Birliği ve Ukrayna'da istihdama da vururuz. Böylece Ukrayna'da istikrarsızlık artar…” uyarısı yaptı. Rusya'nın siparişleri nedeni ile Almanya'da 300 bin, Fransa'da 100 bin kişiye istihdam sağlandığı bilgisini paylaşan AEB yetkilisi, tüm Avrupa Birliği'nde bu rakamın 1 milyonun üzerinde olduğuna dikkat çekti. 'İŞSİZLİK ÖDEMELERİNİ DE HESAPLAYIN' “Avrupa liderleri muhtemelen işsizlerin ödemelerini yapmaları gerekecek…” hatırlatması yapan Pegorier, “Bizim Rusya'da yatırımlarımız ve girişimcilerimiz var. Niçin ABD ve Avrupa Birliği'nin yaptırımları Rusya'ya ya da doğrudan Avrupalı girişimcilere yöneliyor? Yaptırımlar doğrudan bize ve hükümetlerimize karşı.” eleştirisi getirdi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de, ABD Başkanı Barack Obama ile yaptığı telefon görüşmesinde, yaptırımların iki ülke ilişkileri ve uluslar arası istikrarı tehdit ettiğini ifade etmişti. Rus lidere göre birbirine bağımlı hale gelmiş küresel piyasalarda yaptırımlar karşılıklı olarak yıkıcı oluyor. ABD ve AB'nin finans, enerji, savunma ve ileri teknoloji alanlarını kapsayan ek yaptırımlarla birlikte Rusya'nın dolaylı kaybının yıllık bazda 100 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. Uzmanlara göre ABD ve AB'nin kaybı da en az bu rakamı bulacak. Rusya'nın AB temsilcisi Vladimir Çizlov, yaptırımların Dünya Ticaret Örgütü kurallarına aykırı olduğu gerekçesi ile iptali için çalışacağını açıkladı.  CİHAN
Reklam
2014'te Doğum Yapacak En Ünlü 10 Kadın
Scarlett Johansson 1998 yılında oynadığı Atlara Fısıldayan Adam filmindeki rolü ile çıkış yaptı. Daha sonra Hayalet Dünyası (Ghost World), Bir Konuşabilse (Lost in Translation) ve İnci Küpeli Kız (Girl with a Pearl Earring) gibi filmlerde rol aldı. 2003 yılında iki Altın Küre adaylığı kazandı.İlk bebeğini bekliyor.
Tüm Zamanların En İyi 10 Şarkıcısı
etiket
Leto, Thirty Seconds to Mars'ın solisti ve gitaristidir. Grubu 1998 yılında Los Angeles'ta abisi Shannon Leto ile birlikte kurmuştur. Thirty Seconds to Mars kendi grup adlarını taşıyan ilk albümlerini 2002'de yayınladı ve olumlu eleştiriler aldı.Daha sonra yayınladıkları albümü A Beautiful Lie (2005) birçok ülkede platinyum almıştır. This Is War (2009) grubun üçüncü albümüdür, 2009 Aralık ayında yayınlanmıştır. Dördüncü stüdyo albümleri Love, Lust, Faith and Dreams (2013) Mayıs ayında çıkmıştır. Ve albümün çıkış şarkısı Up in the Air Mtv Video Müzik Ödüllerinde 'En İyi Rock Klibi' ödülünü almıştır. Leto aynı zamanda müzik videolarını da kendisi yönetmiştir.
Reklam
Arjantin'den Sonra Tehlike Çanları Türkiye İçin De Çalıyor!
Arjantin İflasta İlk domino taşı düştü mü?CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, Arjantin'in iflasının ardından iki ülke arasındaki ekonomik benzerlikleri ortaya koyarak ekonomi yönetimini ve AKP iktidarını uyardı. bu iflasın domino etkisi yapabileceğine işaret eden Umut Oran, 'Türkiye’nin artık yeni bir ekonomi hikâyesine ihtiyacı var. Bu hikâyenin içinde tasarruf olmalı, yatırım olmalı, kalkınma olmalı, cari açıkla, işsizlikle, eşitsizlikle mücadele olmalı. Bu hikâye işi, aşı, sosyal barışı anlatmalı. AKP’nin ve Erdoğan’ın hikâyesi ise artık eskidi, yolsuzluk batağına saplandı, kurucu yol arkadaşları bile terk ediyor kendisini. Türkiye’nin yeni bir iktidara yeni bir hikâyeye yeni bir ekonomi programına ihtiyacı var' dedi CHP'li Umut Oran'ın konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklama şöyle:  Vadesi gelen dış borcunu ödeyemediği için Standard and Poor’s tarafından iflası ilan edilen Arjantin’in durumu, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişen ekonomiler için yeni bir krizin habercisi niteliğinde... Fed’in geçen yıl para musluklarını kısmasının ardından siyasette ortaya çıkan çalkantıların da etkisiyle ülke riski en fazla artan ekonomilerden biri olan Türkiye; Hindistan, Endonezya, Brezilya ve Güney Afrika ile birlikte en kırılgan 5 ülke arasında sayılırken, sıralamada Arjantin bu “kırılgan 5’li”den sonra geliyordu. Şimdi, tehlike çanlarının çaldığı bu ülkelere yönelik yatırım iştahı gerileyecek, küresel kreditörler ülke tahvillerine daha ihtiyatlı yaklaşacak, risk puanları yükselecek bu ülkelerin borçlanma imkânları zorlaşacaktır. Bu sürecin en hafif maliyeti bile gelişen ülkelerin borçlanma maliyetlerinde aşırı yükselme olacaktır. Türkiye’nin temel makroekonomik göstergeleri, dış borcunda temerrüde düşerek iflas eden Arjantin’den daha sıkıntılı bir tablo ortaya koyuyor. Türkiye’nin borçluluk düzeyi de cari açığı da bu ülkenin kat kat üzerinde bulunuyor. Arjantin’de yüzde 28 olan toplam dış borcun milli gelire oranı Türkiye’de yüzde 47’ye ulaşıyor. 2013 yılında Arjantin’de milli gelirin sadece yüzde 0.9’u düzeyinde bulunan cari açık Türkiye’de yüzde 8’e yaklaştı. Kırılgan ekonomilerin başında gelen Türkiye’de bankalar ve gösterge faiz üzerinde baskı oluşacaktır.  İyimser senaryoda Türkiye dış borçlarını çevirmeye devam etse bile Erdoğan’ın emirle düşürmeye kalktığı faizleri aksine daha da yükseltmek zorunda kalacak, dış sermaye girişindeki kıtlaşma nedeniyle döviz daha da pahalanacak, “yüksek faiz-pahalı döviz”de yeni bir üst platoya geçilecektir. Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı seçimleri dolayısıyla siyasete endekslendiği bu günlerde Arjantin’den gelen iflas haberi sürpriz olmadığı gibi kayıtsız kalabileceğimiz bir durum da değildir. Özellikle 2008 sonrasında dünyada yaşanan likidite bolluğunda hovardaca borçlanan gelişen ülkeler, şimdi Fed’in likiditeyi kısması ile sıkıntılı bir döneme girmiştir. Bu ülkelerin başında gelen Türkiye için de saadet zinciri her an kopabilir. Yüksek borçluluğu ve aşırı dış kaynağa bağımlı yapısı nedeniyle Türkiye’nin de her an benzer bir durum yaşaması riski bulunmaktadır!   Hükümet, Erdoğan’ın kişisel ikbal hesaplarına yoğunlaşmayı bırakıp, kriz tehlikesine odaklanmalıdır. Ekonomiden sorumlu bakanlar yakalarına Erdoğan rozetini takacaklarına ilgili kurumlarla birlikte hemen kriz riskine karşı seferber olmalı, en üst düzeyde koordinasyon içinde toplanarak durum değerlendirilmeli ve gereken acil önlemleri almalıdır. Türkiye ekonomisinin kırılganlığı giderilerek krizlere karşı dayanıklı hale getirilmesi için orta ve uzun vadeli yapısal reformları konuşmanın zamanı çoktan gelmiştir. Türkiye gibi borçluluk oranı yüksek ve aşırı dış kaynağa bağımlı ekonomilerden biri olan Arjantin’in temerrüde düşerek dış borçlarını çeviremez hale gelmesi nedeniyle “iflas”ı, domino etkisiyle gelişen ülkelere yayılma riski taşıyor. Şimdi tehlike çanları özellikle Türkiye’nin de aralarında bulunduğu “kırılgan 5’li” için çalıyor. Fed’in geçen yıl parasal sıkılaştırma kararı ile küresel para musluklarını kısmasının ardından iç siyasette ortaya çıkan çalkantıların da etkisiyle ülke riski en fazla artan ekonomilerin başında gelen Türkiye; Hindistan, Endonezya, Brezilya ve Güney Afrika ile birlikte en kırılgan 5 ülke arasında sayılırken, sıralamada Arjantin bu “kırılgan 5’li”den sonra geliyordu. ARJANTİN’İN İFLASI Arjantin hükümeti, ülkenin tahvillerine yatırım yapan bir grup yatırımcıyla uzlaşma sağlayıp faiz geri ödemelerinde yüzde 70'e varan indirim ve vadenin uzatılması gibi kolaylıklar sağlasa da “Akbabalar” olarak adlandırılan bir grup spekülatif yatırım fonu ülkeyle uzlaşmaya yanaşmadı. Vadesi gelen 1.3 milyar dolarlık tahvilin geri ödenmesini isteyen kreditörlerle uzun süredir devam eden müzakerelerin ardından Arjantin tahvillerini elinde tutan fonlar ABD’de mahkemeye başvurdu. Mahkeme, verdiği süre içinde tarafların uzlaşamaması nedeniyle Arjantin’in yükümlü olduğu borcu ödemesi gerektiğine hükmetti. Arjantin, 1.3 milyar dolarlık borcun geri ödenemeyeceğini duyurarak iflas bayrağını çekti. Yani Latin Amerika’nın en büyük ikinci ekonomisi iflas etti. Tıpkı Türkiye gibi 2001 yılında büyük bir ekonomik kriz yaşayan Arjantin, o zaman da iflas ilan etmiş ve o dönem yaklaşık 100 milyar dolar civarında olan dış borç ödemelerini durdurmuştu. 2003 yılında iktidara gelen Nestor Kirchner hükümeti kreditörlerin yüzde 93’ü ile yaptığı pazarlıkla, borçların ortalama yüzde 65 oranında indirime gidilmesi ve 2005 ve 2010 yıllarında toplu ödemeler yapılması konusunda anlaşmıştı. Anlaşma dışında kalan yüzde 7’lik kesim ise o tarihten itibaren hukuksal mücadele başlatmıştı. Türkiye’yi AKP’nin yönettiği 2003 yılından bu yana Arjantin’i de Kirchner hükümetleri yönetiyor. Önceki Devlet Başkanı Nestor Kirchner’in eşi yeni Devlet Başkanı Cristina Kirchner’in açıklamalarına göre Arjantin o tarihten bu yana 173 milyar dolar dış borç ödedi. IMF verilerine göre de Arjantin, son on yılda yüzde 73 oranında ödemeyle dünyanın en fazla borç ödeyen ülkesi oldu. Buna göre “akbaba” fonuna 1.3 milyar dolarlık borcu da kolaylıkla ödeyebilecek durumda olmakla birlikte Arjantin’in bu tutarın tamamını ödemesi durumunda borç yapılandırılmasına girmeyen ancak geçtiğimiz aylarda özel bir anlaşma yapan yüzde 7’lik kesimin itiraz etmesi Arjantin’in ödemesi gereken miktarı 15 milyar dolara çıkaracak. Buna 2005 ve 2010’daki yapılandırmalara giren yüzde 93 de eklenirse Arjantin toplam 120 milyar dolarlık ek borç yükü altına girme tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Arjantin’in borç yapılandırma anlaşması 2015 yılında sona eriyor. Arjantin, bu tarihten itibaren kreditörlerin herhangi bir kısmına borcunu tamamen öderse yapılandırma sırasında affedilen borçları ödeme riskiyle karşı karşıya kalmayacak. TEMERRÜT NEDİR? Temerrüt, borçlunun borçlandığı kişiye verdiği taahhütleri yerine getirememesi, ödemelerin gecikmesi anlamına geliyor. Borçlarını geri ödeyemeyecek duruma gelen ülkeler için de “temerrüde düşme” kavramı kullanılıyor. Bu durumda ülke uluslararası piyasalardan borçlanamaz hale gelebiliyor. Bu süreçte ülkede sert devalüasyonlar yaşanabiliyor, şirket iflasları, kitlesel işten çıkarmalar, kamu çalışanlarının maaşlarının ödenememesine kadar varan bir dizi kriz patlak verebiliyor. DOMİNO ETKİSİ OLABİLİR… Fed’in küresel likidite bolluğunu sonlandıracak nitelikteki karar ve operasyonlarıyla dünyada yeni bir finansal iklime geçildi. Yüksek enflasyon ve yüksek dış açığı bulunan ekonomiler, yeni küresel iklimin kırılgan ekonomileri olarak tanımlanıyor. Türkiye, Hindistan, Brezilya, Endonezya ve Güney Afrika’nın oluşturduğu kırılgan 5’liye Arjantin, Rusya ve Şili de eklenerek kırılgan ülke sayısını 8’e çıkaranlar da olmuştu. Krizin ilk patlak verdiği ekonomi, ise kendi özel koşulları ile de bağlantılı biçimde Arjantin oldu. Hedge fonlara ödemeyi yap(a)madığı için Standard and Poor’s tarafından iflas ettiği kabul edilen Arjantin’in durumu, finansal dengeleri zaten bıçak sırtındaki Türkiye gibi gelişen ülkelere yayılacak yeni bir krizi tetikleyebilir. Yani Arjantin, sırayla düşecek domino taşlarının ilki olabilir. Şimdi, tehlike çanları diğer gelişen ülkeler için çalıyor. İzleyen süreçte genelde gelişen ülkelere ve özellikle de kalan 7 kırılgan ülkeye yönelik yatırım iştahı gerileyecek, küresel kreditörler bu ülke tahvillerine ihtiyatlı yaklaşacak, risk puanları yükselecek bu ülkelerin borçlanma imkanları zorlaşacaktır. Bu sürecin en hafif maliyeti bile gelişen ülkelerin borçlanma maliyetlerinde aşırı yükselme şeklinde olacaktır. TÜRKİYE’NİN DURUMU ARJANTİN’DEN İYİ DEĞİL   Türkiye’nin temel makroekonomik göstergeleri, temerrüde düşerek iflas bayrağını çeken Arjantin’den ve kırılgan ülkelerden daha sıkıntılı bir tablo ortaya koyuyor. Merkezi yönetim borcunun milli gelire oranı 2013’te Arjantin’de yüzde 47, Türkiye’de yüzde 36 düzeyinde gerçekleşmekle birlikte asıl borçluluğu özel sektör kaynaklı olan Türkiye toplam borçluluk düzeyinde Arjantin’i çok geride bırakıyor. Böyle bir konjonktürde ise borçta özel sektör-kamu ayrımı değil, toplam borçluluk düzeyi önem taşıyor. Bu yılın ilk çeyrek verilerine göre Arjantin’in toplam 137 milyar dolarlık dış borcuna karşılık Türkiye’nin kamu ve özel toplam 388 milyar dolar dış borcu bulunuyor. Arjantin’de yüzde 28 olan toplam dış borcun milli gelire oranı Türkiye’de yüzde 47’ye ulaşıyor. Üstelik bu gelişmeyle kırılganlığı daha da artacak olan Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde kamu ve özel sektör olarak toplam 165 milyar dolarlık dış borcu çevirmesi gerekiyor. Türkiye’nin cari açığı da Arjantin’in kat kat üzerinde bulunuyor. 2013’te Türkiye’de 65 milyar dolar olan cari açık Arjantin’de sadece 4.5 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Arjantin’de milli gelirin sadece yüzde 0.9’u düzeyinde bulunan cari açık Türkiye’de yüzde 8’e yaklaştı. Arjantin, büyümesinin yüzde 55’ini özel tüketimle sağlarken bu oran Türkiye’de yüzde 70-75 aralığında seyrediyor. Bu da ulusal tasarruflara yansıyor. Arjantin’de yüzde 22’lerde bulunan tasarrufların milli gelire oranı Türkiye’de oran yüzde 13 dolayında kalıyor. Enflasyonda ve faizde de Arjantin’le benzer durumda olan Türkiye’nin bu ülkeye göre belki de tek avantajı uluslararası rezervleri… Arjantin’de 30 milyar doları bulmayan rezervler Türkiye’de 110 milyar doların üzerinde bulunuyor.   TÜRKİYE’Yİ NASIL ETKİLER?   Gözlerin gelişen ülkelere çevrildiği yeni süreçte kırılgan ekonomilerin başında gelen Türkiye’de bankalar ve gösterge faiz üzerinde baskı oluşacaktır. Türkiye’nin Arjantin’le aynı duruma düşmesi şeklindeki kötümser senaryoyu düşünmek dahi istemeyiz. Ancak iyimser senaryoda Türkiye dış borçlarını çevirmeye devam etse bile, Erdoğan’ın emirle düşürmeye kalktığı faizleri, aksine daha da yükseltmek zorunda kalacaktır. Dış sermaye girişindeki kıtlaşma nedeniyle döviz daha da pahalanacak, zaten bu yıla damgasını vuran “yüksek faiz-pahalı döviz”de yeni bir üst platoya daha geçilecektir. Bu da maalesef ekonomide yavaşlama, piyasalarda daralma, reel sektörde ve bankacılık kesimi üzerinde sıkıntıların artması, şirketlerin mali yapılarının bozulması, iflaslar ve işsizlikte patlama demektir. Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı seçimleri dolayısıyla siyasete endekslendiği bu günlerde Arjantin’den gelen iflas haberi sürpriz olmadığı gibi kayıtsız kalabileceğimiz bir durum da değildir. Özellikle 2008 sonrasında dünyada yaşanan likidite bolluğunda hovardaca borçlanan gelişen ülkeler, şimdi Fed’in likiditeyi kısması ile sıkıntılı bir döneme girmiştir. Bu ülkelerin başında gelen Türkiye için de saadet zinciri her an kopabilir. Yüksek borçluluğu ve aşırı dış kaynağa bağımlı yapısı nedeniyle Türkiye’nin de her an Arjantin’le benzer bir durum yaşama riski bulunmaktadır.     YENİ BİR EKONOMİ HİKAYESİNE İHTİYAÇ VAR!   Türkiye’nin artık yeni bir ekonomi hikâyesine ihtiyacı var. Bu hikâyenin içinde tasarruf olmalı, yatırım olmalı, kalkınma olmalı, cari açıkla, işsizlikle, eşitsizlikle mücadele olmalı.  Bu hikâye işi, aşı, sosyal barışı anlatmalı. AKP’nin ve Erdoğan’ın hikâyesi ise artık eskidi, yolsuzluk batağına saplandı, kurucu yol arkadaşları bile terk ediyor kendisini. Türkiye’nin yeni bir iktidara yeni bir hikâyeye yeni bir ekonomi programına ihtiyacı var. Erdoğan kriz teğet geçer havasında, ülkeyi değil kendi ikbalini düşünüyor. AKP ekonomi yönetimi ise yakalarına Erdoğan rozeti takmakla meşgul. Ekonomi yönetimi 3 maymunu oynuyor; yaklaşan krizi görmüyor, duymuyor, sesini çıkarmıyor! Bakanların yakalarındaki Erdoğan rozetini çıkarıp, akıllarını başlarına toplamaları ve ekonominin gerçek gündem ve önceliklerine odaklanmaları gerekmektedir. Ekonomi ile ilgili tüm kurumlar kriz riskine karşı seferber olmalı, en üst düzeyde koordinasyon içinde toplanarak durum değerlendirilmeli ve gereken acil önlemleri almalıdır. Türkiye ekonomisinin kırılganlığı giderilerek krizlere karşı dayanıklı hale getirilmesine yönelik orta ve uzun vadeli yapısal reformları konuşmanın zamanı çoktan gelmiştir.
Muhtemelen Daha Önce Görmediğiniz 32 İlginç Şey
etiket
Çoğumuz dünyada olup biten pek az şeyin farkındayız. Neyse ki teknoloji ve fotoğrafçıların sayesinde daha fazlasını öğrenebilme şansımız var. Bu galeride sizler bilmediğiniz ilginç şeyleri sunmaya çalıştık.İyi eğlenceler...
Kafanızı Kurcalayacak 10 Paradoks
etiket
Paradoks, görünüşte doğru olan bir ifade veya ifadeler topluluğunun bir çelişki oluşturması veya sezgiye karşı bir sonuç oluşturmasıdır. Çoğunlukla, çelişkili gözüken sonuç veya sonuçların aslında çelişkili tarafları vardır. Kimi zaman kendiliğinden oluşan paradokslar olduğu gibi matematikçilerin ve ünlü düşünürlerin oluşturduğu dünyaca ünlü paradokslar da vardır: Bu tip paradokslar matematikte yeni buluşlara yol açarken, soyut düşünceyi de beslemiştir. Ne tür paradoks olursa olsun ortaya çıkan sorular ve karışıklık hem ilginç, hem de eğlendiricidir.
Reklam