onedio
Dan Brown'un 'Cehennem'i Sinemaya Uyarlanacak
ABD'li yazar Dan Brown'ın son kitabı 'Cehennem' de sinemaya uyarlanacak. Altın Kitaplar'dan yapılan açıklamaya göre, yapımcılığını SonyPictures ve Imagine Entertainment üstlendiği filmde, 'Da Vinci'nin Şifresi' ile başlayan ve 'Melekler ve Şeytanlar' ile süren seride macera, 'Cehennem' ile kaldığı yerden devam edecek. Filmin yönetmenliğini ilk iki filmde olduğu gibi Ron Howard üstlenirken, yapımcılığını Brian Grazer yapacak. 'Simge bilim Profesörü Robert Langdon' karakterini yine Tom Hanks'in canlandıracağı filmin çekimlerine 2015 yılı nisan ayında Floransa'da başlanacak. Filmin İstanbul'da geçen sahnelerinin ne zaman çekileceği ise henüz açıklanmadı. CNN Türk
'Filmekimi' Bu Yıl İlk Kez Kadıköy'de
Son bir yılın en çok konuşulan filmlerini bir araya toplayan Filmekimi, bu yıl ilk kez Kadıköy'de de düzenlenecek. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Vodafone FreeZone sponsorluğunda gerçekleştirilecek 13. Filmekimi, her yıl olduğu gibi merakla beklenen filmleri izleyiciyle buluşturacak. Yeni sinema sezonunun habercisi olan Filmekimi’nin 13’üncüsünde prömiyerini Sundance, Cannes, Venedik ve Toronto gibi festivallerde yapan, Godard, Cronenberg, Leigh ve Sissako gibi ustaların son yapıtlarının da aralarında bulunduğu filmler sinemaseverlerin beğenisine sunulacak. 11-17 Ekim tarihlerinde, 7 gün boyunca İstanbul’da olacak Filmekimi, Ekim ayı boyunca da Türkiye ’nin dört bir yanındaki sinema salonlarını ziyaret edecek. İlk kez Kadıköy’de Bu yıl Ekim ayı boyunca birçok şehri gezecek Filmekimi İstanbul’da son yıllarda olduğu gibi Atlas, Beyoğlu ve Nişantaşı Citylife City’s sinemalarında düzenlenecek ve bu yıl ilk defa Kadıköy’e de geçecek. Kadıköy’deki Rexx sinemasının büyük salonu 11-17 Ekim tarihleri boyunca Filmekimi filmleriyle dolup taşacak. Henüz 25 yaşında, Cannes Film Festivali’nde Jüri Ödülü’nü efsane sinemacı Jean-Luc Godard’la paylaşan Xavier Dolan’ın Altın Palmiye’nin en büyük adaylarından biri görülen son filmi Mommy’nin, Türkiye prömiyeri Filmekimi’nde yapılacak. Cannes’da, jüri başkanı Jane Campion’ın “Gerçekten bir dahi” diyerek övdüğü Dolan’ın son filmi, şiddete meyleden sorunlu ergen oğlu Steve’i tek başına büyütmeye çalışan dul anne Diane’ın hikâyesini anlatıyor. Filmde Diane rolünü, Dolan’ın ilk filmi Annemi Öldürdüm’de anneyi oynayan Anne Dorval üstleniyor. Yönettiği beşinci uzun metrajlı filmi, yine baştan başa bir Xavier Dolan projesi: Filmin yönetmenliğini üstlenen Dolan, aynı zamanda senarist, ortak yapımcı, kurgucu ve kostüm tasarımcısı; ancak çağdaş sinemanın bu en verimli “yaramaz çocuğu” bu kez filminde rol almıyor. Filmde yer alan şarkılardan bazıları ait. Uyguladığı 1:1 ekran oranı, Oasis, Counting Crows, Dido ve Andrea Bocelli’den şarkıları, renk ve kurgu seçimleriyle Xavier Dolan’ın bu son filmi, birçok eleştirmen tarafından en iyi yapıtı olarak değerlendiriliyor. Dolan’ın önceki filmleri ‘Annemi Öldürdüm’, ‘Laurence Anyways’ ve ‘Tom Çiftlikte’ daha önce İstanbul Film Festivali’nde gösterilmiş, ‘Tom Çiftlikte’, 33. İstanbul Film Festivali’nde Radikal Halk Ödülü’nü kazanmıştı. Cannes’dan ödüllü Andrei Zvyagintsev’in ‘Leviathan’, David Cronenberg’in ‘Maps to the Stars’, Mike Leigh’in ‘Mr. Turner’ ve Abdrerrahman Sissako’nun ‘Timbuktu’ adlı filmlerinin de Filmekimi’nde gösterileceği daha önce açıklanmıştı. Cumhuriyet
Meraklıları İçin Başucu Galerisi: En İyi 30 Seri Katil Filmi
Korku sinemasının en uğursuz antikahramanı Freddy yine ergen gençlere kabuslar yaratmakla meşgul. Tabi sadece bu kabusları görmelerini sağlamıyor, bizzat rüyalarının içine girerek meşhur penceleriyle onlara hadlerini bildiriyor. Çünkü kendisi de 'muhafazakar ailelerin bir kurbanıdır' ve bilinç altında onları suçlamakta, temiz aile çocuklarını katlederek intikamını almaktadır. Freddy Krueger karakterini Watchmen'de Rorshach karakterini oynayan Jackie Earle Haley canlandırıyor. Filmin yönetmen koltuğunda ise Samuel Bayer oturmaktadır.
Erdoğan: 'Davutoğlu Bir Emanetçi Değildir'
Ankara Arena'da AK Parti kongresinde partililere seslenen Erdoğan 'Sayın Davutoğlu bir emanetçi değildir. Bunun böyle bilinmesini istiyorum' dedi. 12'nci Cumhurbaşkanı seçilen Başbakan Erdoğan, kürsüde Ak Parti'nin Genel Başkanı olarak son konuşmasını yaptı. Veda konuşmasında ''13 yıldır gururla taşıdığım genel başkanlık vazifesini artık sizlere teslim ediyorum'' diyen Erdoğan, ''2001’de başlayan genel başkanlık vazifem 13 yıl 13 gün sonra bugün nihayete eriyor. Yeni başbakan emanetçi değildir'' ifadelerini kullandı. 'Davutoğlu EMANETÇİ DEĞİLDİR' Koltuğunu teslim edeceği Ahmet Davutoğlu'nun 'emanetçi başbakan' olduğu yorumlarına değinen Erdoğan 'Şunu ifade ediyorum. Bir çok gazeteler yazıyor çiziyor. Bu bizim değerlerimizde kültürümüzde yok. Sayın Davutoğlu bir emanetçi değildir. Bunun böyle bilinmesini istiyorum. Ak Parti bir tek adam partisi olmadı ve olmayacak. Kurulduğu günden itibaren, Ak Parti istişareyle ortak akılla kararlar alan bir parti oldu' dedi. ATATÜRK VURGUSU Konuşmasında hareket içindeki isimlerin önemi olmadığını belirten Erdoğan 'Bu harekette Gazi Mustafa Kemal in ufku vizyonu vardır. Menderes’in millet uğruna verilmiş canı vardır. Bu harekette şüpheniz olmasın Necmettin Erbakan’ın da alın teri vardır. Eski başbakanlarımızdan, cumhurbaşkanlarımızdan Turgut Özal’ın da emeği vardır. Bu hareket Ahmet Yesevi’den Mevlana’ya Hacı Bektaş Veli’den Fuzuli’ye, Nazım Hikmet’ten Necip Fazıl’a Mehmet Akif’ten Sezai Karakoç’a kadar o bereketli pınarlardan beslenmiş bir harekettir. Biz bu yola 13 yıl önce 100 yıl önce çıkmadık. İşte onun için isimlerin hiç ama hiç önemi yoktur' şeklinde konuştu. Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları; 'Saygıdeğer divan, çok değerli kardeşlerim… Geçmişte malum partimizin kuruluşunda bir küçük yavru bir altın bize göndermişti. Kızımız diyor ki benim altınım yok ama benim de sevgim var, kabul eder misiniz diyor. Yurt içinden ve yurt dışından kongremize katılan misafirler, sevgili yol arkadaşlarım, kader arkadaşlarım, genç kardeşlerim, değerli hanım kardeşlerim, değerli beyefendiler sizleri en kalbi duygularımla hasretle muhabbetle selamlıyorum. Allah’ın selamı rahmeti bereketi hepinize, hepimize olsun diyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin birinci olağanüstü kongresinin milletimiz demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını rabbimden niyaz ediyorum. Tüm delegelerimize, Ak Parti mensuplarına, her bir kardeşime, hem Ankara’ya hem kongre salonumuza hoş geldiniz diyorum. 'BU HAREKET HANIM KARDEŞLERİMİZLE GÜÇ KAZANDI' 13 yaşındaki Ak Parti teşkilatı kuşkusuz her türlü övgüyü ziyadesiyle hak ediyor. 14 Ağustos 2001’den bugüne kadar AK Parti’de görev almış, kurucularımızdan MKYK üyelerimize, başkan yardımcılarımızdan bakanlarımıza, milletvekillerimizden il ilçe başkanlarımıza, belediye başkanlarımızdan belediye meclis üyelerimize kadar tüm gönüldaşlarımızı selamlıyorum. Teşkilatımızda görev yapmış, bugün aramızda bulunmayan, ahirete irtihal etmiş kardeşlerimi rahmet yad ediyorum. Mekanlarının cennet olmasını Allah’tan niyaz ediyorum. Elbette ki kadın kollarımızı bir kez daha özellikle selamlıyorum. Bu hareket hanım kardeşlerimizle güç kazandı, hanım kardeşlerimizin yüreklerini ortaya koymaları sayesinde bugünlere ulaştı. Bu kutsal davayı bir anne şefkatiyle, hanım zarafetiyle bir oya gibi işleyen hanım kardeşlerimize, bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. 'MUSTAFA KEMAL'DEN ADNAN MENDERES'E...' Sevgili gençler, AK Parti’nin bu AK teşkilatını alnı ak, yüreği ak, bahtı ak gençleri, sizleri bugün bir kez daha gönülden selamlıyorum. Sizlere her zaman inandım, güvendim. Gençler sizler bu milletin umudusunuz. Sizler yer yüzündeki tüm mazlumların umudusunuz. Sizler Sultan Alparslan’dan Osmangazi’ye Gazi Mustafa Kemal’den Adnan Menderes’e, Turgut Özal’dan Necmettin Erbakan’a kadar uzanan bir kutlu davanın kahraman neferlerisiniz. Yarınlarımız olan geleceğimiz olan umudumuz olan gençler istikbalin siyasetçileri. Yarının idarecileri, bugün sizleri çok farklı çok daha samimiyetle çok daha muhabbetle selamlıyorum. 'MEHMETLERİ, ASKERLERİ, POLİSLERİMİZİ SELAMLIYORUM' Buradan sınır karakollarında gözünü değil gönlünü namlunun ucuna koyarak vatanının nöbetini tutan genç Mehmetleri, askerimizi, polisimizi özellikle selamlıyorum. Dün yani 26 Ağustos’ta Malazgirt zaferimizin 943’ncü yılını idrak ettik. Yavuz Sultan Selim’in Osmanlı’nın kahraman neferlerini şehit ve gazilerimizi hürmetle yad ediyorum. Birinci Dünya Savaşı'nda şehit ve gazi olan ecdadımızı hürmetle yad ediyorum. Kıbrıs ve Kore şehitlerimizi, terörle mücadelede şehit olan polis asker ve şehitlerimizi aynı şekilde rahmetle anıyor vefat etmiş gazilerimize Allah’tan rahmet hayattaki gazilerimize uzun ve hayırlı ömürler niyaz ediyorum. Onların eli öpülesi annelerini babalarını, şehit ve gazilerimizin kutsal emanetlerini de buradan muhabbetle selamlıyorum. 'SİZLERİN ALLAH'INA KURBAN' Kongremizin hemen başında, tekraren ifade etmek arzusundayım. 10 Ağustos sürecinde işte bu teşkilat tarih yazdı. Sizlerin Allah’ına kurban. Siz dağ taş demediniz, kar kış demediniz. Durmak yok yola devam dediniz. Ve bütün zorluklara göğüs gererek çalıştınız. İşte bu teşkilat 10 Ağustos’ta tarih yazdı. Her bir vilayetimizde, belde ve köyümüzde aşkla çalıştı. Bunun neticesinde sizler sadece cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine tanıklık etmediniz, kendi ellerinizle inşa ettiniz. Önce 2007’deki halk oylamasında milletimizin yüzde 69 oy oranıyla evet demesini sağlayarak tarih yazdınız. Ardından 10 ağustos sürecinde çok çalışarka, milletin adayını, milletin adamını 12’nci Cumhurbaşkanı, halk oyuyla gelmiş ilk cumhurbaşkanını sizler seçtiniz. 'BİR TUR, İKİ TUR, ÜÇ TUR YOK' Şahsımı Cumhurbaşkanı adayı olarak gösteren grubumuza, 10 Ağustos’a kadar gece gündüz çalışan her bir kardeşimize teşekkür ediyorum. Tarihimizde ilk kez Cumhurbaşkanı halkın sandığa gitmesi suretiyle belirlendi. Artık bir tur, iki tur, üç dört yok. Hemen ilk turda sizler bu kardeşinizi Cumhurbaşkanı seçtiniz. Bunun için çalıştınız. Bu süreci başarılı şekilde idare ettik. Adayların belirlenmesi, oylama, gelişen süreç tamamen yasalar çerçevesinde tecelli etti. İlk kez tecrübe edildiği halde hiçbir sorun çıkmadan, kaosa mahal verilmeden, belki de cumhuriyet tarihinin bu ilk sınavı bu kadar sorunsuz bu kadar kolay bir cumhurbaşkanlığı seçimi gerçekleşti. Ak Parti unutmayın her zaman ilklerin partisi olmuştur. '77 MİLYONUN HER BİR FERDİNE TEŞEKKÜR EDİYORUM' Parti olarak teşkilat olarak Türkiye’ye böyle bir reformu kazandırmanın gururunu hep birlikte yaşıyoruz. Nefes alıp verdiğimiz sürece de bu gururu hep birlikte yaşayacağız. Demokratik olgunluğunu bir kez daha gösteren, sandığa gidip oyunu kullanan, emeği ve katkısı olan aziz milletime, 77 milyonun her bir ferdine de sonsuz şükranlarımı sunuyorum. 'GENEL BAŞKANLIK VAZİFESİNİ SİZLERE TESLİM EDİYORUM' Bugün bu olağanüstü kongreyle 13 yıldır gururla taşıdığım genel başkanlık vazifesini artık sizlere teslim ediyorum. 2001’de başlayan genel başkanlık vazifem 13 yıl 13 gün sonra bugün nihayete eriyor. Yarın saat 14:00’te TBMM’de mazbatamızı teslim alacak, Başbakanlık vazifesini de teslim ederek, yemin ederek 12’nci cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmiş olacağız. 'SADECE İSİMLER DEĞİŞİYOR' 1 Temmuz’da adaylığımın açıklandığı toplantıda bunun bir nihayet olmadığını, bir son bir bitiş olmadığını, bunun yeni bir başlangıç olduğunu ifade etmiştim. Sonrasında yaptığımız toplantılarda mitinglerimizde 10 Ağustos akşamı Ak Parti genel merkezi balkonunda, bu hususun altını çizmiştim. Bugün değişen unutmayın sadece şekildir. Bugün öz değişmiyor. Bugün partimizin yüklendiği misyon, davamızın ruhu hedef ve ideallerimiz değişmiyor. Bugün sadece ve sadece isimler değişiyor. Her zaman ifade ettim. Ak Parti 13 yıllık bir parti olsa da aslında asırlar öncesinden başlamış kutlu bir yürüyüşün davanın mirasını omuzlarında taşıyan bir partidir. 1071’de Malazgir ovasında, sultan Alparslan’ın arkasında namaza duran, neferlerin hissiyatı neyse bizim de hissiyatımız işte odur. 'BU HAREKETTE MUSTAFA KEMAL'İN UFKU VAR' Bu harekette Gazi Mustafa Kemal in ufku vizyonu vardır. Menderes’in millet uğruna verilmiş canı vardır. Bu harekette şüpheniz olmasın Necmettin Erbakan’ın da alın teri vardır. Eski başbakanlarımızdan, cumhurbaşkanlarımızdan Turgut Özal’ın da emeği vardır. Bu hareket Ahmet Yesevi’den Mevlana’ya Hacı Bektaş Veli’den Fuzuli’ye, Nazım Hikmet’ten Necip Fazıl’a Mehmet Akif’ten Sezai Karakoç’a kadar o bereketli pınarlardan beslenmiş bir harekettir. 'İSİMLERİN HİÇ AMA HİÇ ÖNEMİ YOK' Biz bu yola 13 yıl önce 100 yıl önce çıkmadık. İşte onun için isimlerin hiç ama hiç önemi yoktur. Hazreti Adem’den bugüne kadar nice insanlar geldiler. Kondular ve göçtüler. Mezarlıklarda ismi unutulmuş bedeni çürümüş, toprağa karışmış nice insanlar var. milyarlarca insan kayboldu ve gitti. Hazreti Adem ile başlayan iyinin ve kötünün mücadelesi devam etti. Hak ile batıl mücadelesi. İsimleri fanidir. Baki olan davadır. Dün bu büyük davanın sancaktarlığını başkaları yapıyor, mücadelesini başkaları veriyordu. Bugün bu sancağı biz gururla taşıyoruz. Yarın da bu dava sancağı düşmeyecek. İstiklalde de bu dava sahipsiz kalmayacak. Bugünün çocukları gençleri bizlerden devralacak ve onurla o sancağı taşıyacaklar. ''BEN YOKSAM DAVA DA YOK DİYENLER...'' Bu kutlu hareket, mensuplarıyla şereflenmez. Bunun altını çiziyorum çok önemli. Mensuplarıyla şereflenmez. Tam tersine mensuplarına şeref verir. Şunu unutmayın… Gençler şunu unutmayın. Ben yoksam dava da yok diyenler, daha en baştan kaybetmiş olanlardır. Ben olmazsam dava ilerleyemez diyen, davanın ruhunu özünü anlayamamıştır. Bu dava ancak benim ismimle ayakta kalabilir, ancak benim ismimle şereflenebilir diyen kibir tuzağına düşmüştür. İstişareyi danışmayı ortak aklı dışlayan, bu kutlu davaya haksızlık etmiştir. Zira bu dava hiçbir zaman koltuk davası olmamıştır. Unutmayın size evet yüceler yücesinden bir talimatı hatırlatıyorum. “emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun” iki, “tüm işlerinizde istişare ediniz” 'ONLARI KİMSE HATIRLAMIYOR' Bu dava hiçbir zaman tarihin hiçbir döneminde, makam davası, rütbe paye davası olmamıştır. Bu dava şahsi hırsları kibri fitneyi ve nifakı kıskançlığı çelme takmayı başkasının kuyusunu kazmayı her zaman dışlamış bir davadır. Tarih davasına ihanet edenlerin nasıl onursuzca yok olup gittiğinin örnekleriyle doludur. Bizim dahi yakın tarihimiz davasına ihanet eden, kendisini seçen millete ihanet edip zillete düşen isimlere şahit olmuştur. İşte onları hiç kimse hatırlamıyor ve hatırlayamayacak. Onların iftiralarını kimse hatırlamıyor, hatırlamayacak. Okyanus ötesinden gelen telefonla istifa edenler, darbecilerin haberlerini inanları bugün kimse hatırlamıyor ve hatırlamayacak bunu böyle biliniz. 'BAŞKALARININ OYUNCAĞI OLANLAR UNUTULDULAR' Safını cesaretten yana belirleyenler bugün şerefleriyle buradalar. Başkalarının oyuncağı olanlar ise çoktan unutuldular. Unutulmayan namzet adaylar da yok değil ha. Var. onlar da vakti saati geldiğinde o çöplüğün içerisinde yerlerini alacaklardır. Bu büyük dava nice isimler gördü. O isimlerin hepsi geldi geçti, ama dava burada. İsimler değişecek, hepimiz faniyiz. 'DAVAMIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN DAVASININ TA KENDİSİDİR' Rabbimden duam odur ki, şahsımı da yol arkadaşlarımı da bu davanın neferleri olarak her zaman hayırla hatırlanmamızı bize nasip etsin. Bizleri şu anda ekranları başında izleyen aziz milletim, şunu ifade etmek isterim ki, bizim sancaktarlığını yaptığımız dava 29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin davasının ta kendisidir. Bizim davamız Türkiye davasından ayrı bir dava değildir. Biz Türkiye için de farklı bir istikamete bakan, farklı hedefler peşinde yürüyen bir hareket değiliz. 91 yıllık cumhuriyet tarihimiz boyunca özü ve ruhu değiştirmeye, Türkiye’yi bu dava yürüyüşünden koparmaya yönelik girişimler olmuştur. Millet izin vermemiştir. 'MECLİS KÜRSÜSÜNÜN ARKASINA HANGİ EMRİ İLAHİ KONMUŞTU BİLİYOR MUSUNUZ?' Buraları unutmayın gençler. Meclis kürsüsünün arkasına hangi emri ilahi konmuştu biliyor musunuz? Onlar işlerini istişareyle yaparlar mealindeki şura suresinin 38’nci ayeti yazılmıştı. İlk Meclis’teki muhteva tam anlamıyla bir Türkiye manzarasıydı. Orada Türkler vardı, Kürtler vardı, Araplar vardı, Çerkezler vardı, Arnavut vardı, Boşnak vardı, Sünniler vardı, Aleviler de vardı. Milletin bütün unsurları, kurtuluş savaşını sevk etmek için gönül birliği yapmışlardı. Türkiye Cumhuriyeti’nin mayası işte orada atılmıştı. 'TÜM FARKLILIKLAR REDDEDİLDİ' Farklılıklar bir zenginlik olarak görülecek, Osmanlı coğrafyasındaki bir arada yaşama kültürü Türkiye Cumhuriyeti’nde de devam edecektir. Sonraki yıllarda buna devam edilemedi. Devlet milletine istikamet çizmek istedi. Devlet vatandaşına her şeyine karışmaya, kılık kıyafetine müziğin dahi şekillendirmeye çalıştı. Adeta tornadan çıkmış gibi şeklen fikren birbirine benzeyen fertler imal edilmek istendi. Tüm farklılıklar reddedildi. Etnik kökenler diller değerler reddedildi. Farklı kıyafete tahammül edilemedi. Bu neyi getirdi? Devlet ile millet arasındaki mesafe açıldı. Devlet milletinden uzaklaştı. Ret, inkar, asimilasyon bu tür politikalar geliştirildi. 'EKONOMİYİ DEĞİL SİYASETİ KONTROL ETMEK İSTİYORLARDI' AK Parti’yi kurduğumuz, iki büyük mücadeleyi vermeye azmetmiştik kuruluşunda. Birincisi asırlardır yürüyüşüne devam eden davamızı yıpratmaya yönelik girişimlere karşı verdiğimiz mücadeleydi. Biz buna adalet mücadelesi dedik. İkincisi, davamızı yaşatmak ve büyütmek mücadelesiydi. 29 Ekim 1923’te kurulan cumhuriyetimizi ileri seviyeye taşıyacak güçlendirecek, 23 Nisan 1920 ruhunu da Türkiye’ye yeniden kazandıracaktık. Allah’a hamdolsun bu iki mücadeleyi başarıyla bugünlere getirdik. 12 yıl boyunca çok çalıştık gayret ettik. Mücadele ettik. Türkiye’yi belli bir noktaya taşıdık. Kasım 2002’de iktidar görevini devraldığımızda üzerinde kara bulutlar dolaşan yorulmuş karamsar bir Türkiye vardı. Ekonomi çok ağır bir krizin içindeydi. Türkiye bütün umutlarını para fonundan gelecek borçlara bağlamıştı. Borç verenler her ay gönderdikleri müfettişleri eliyle sadece ekonomiyi değil, siyaseti de kontrol etmek istiyorlardı. 'BİR GÜN İLGİLİ ZATA ŞUNU SÖYLEDİM...' Bir gün ilgili zata şunu söyledim 'siz bize borç verdiniz. Verdiğiniz borcu ne zaman alacağınızı takip edin. Ama siz bize siyasette yol çizmeye kalkarsanız, kusura bakmayın biz buna evet diyemeyiz' bu görüşmeyi onların en tepesindeki zat ile yaptım. Sayın Babacan da vardı. O zat da, söylemek istemediğim bir sebepten oranın başından ayrıldı. Çarklar durmuştu, esnaf kepenklerini indirmişti. İşsizlik büyüyor, enflasyon bir canavar olarak milletin ekmeğini azaltıyordu. Türkiye ekonomisi inim inim inliyordu. Yatırımcı önünü göremiyordu. Esnaf siftahsız dükkanını kapatırken, çiftçinin tarladaki ürünü para etmiyordu. 'TÜRKİYE'NİN BORCUNU TAMAMEN SIFIRLADIK' ''Altı sıfır atılırsa Taksim meydanında anırırım'' diyen köşe yazarları vardı. Hala bekliyoruz. Bütün bunlarla beraber uluslararası para fonuna Türkiye’nin 23,5 milyar dolar borcu vardı. İktidarda MHP DSP ANAP vardı. 14 Mayıs’ta geçen yıl 29 yıl aradan sonra Türkiye’nin IMF’ye borcunu tamamen biz sıfırladık. 'NE OLDU DEVLET YIKILDI MI?' Siyasetin üzerindeki vesayetleri tüm direnişlere rağmen teker teker ortadan kaldırdık. Anlamsız tüm baskılara yasaklara son verdik. Devlet ile milletin istikametini örtüştürmenin gayreti içinde olduk. Diller inançlar yaşam tarzları üzerindeki kısıtlamaları nihayete erdirdik. Baş örtülü başı açık üniversitelerimizde bir arada okuyor. Ülke bölündü mü? Kavga gürültü arttı mı? Tam aksine artık başı açığıyla başı örtülüsüyle bütün kızlarımız üniversitesinde birlik içinde tahsillerini yapıyorlar. Ne zulümdü bu ya. Bu ülkenin evlatlarına reva mıydı? Devlet dairesine sadece başı açık girebilirdi. Şimdi başı örtülü kardeşim devlet dairelerinde görev alabiliyor mu? Ne oldu devlet yıkıldı mı? Eğer özgürlük diyorsak özgürlük buydu. İşte bu da sağlandı. TBMM’de artık başörtülü olarak milletini temsil edebilmenin önünü hamd olsun biz açtık. 'DEMOKRATİK REFORMLARI BİZ GERÇEKLEŞTİRDİK' Terörün sona ermesi kanın durması için en cesur adımları, Türkiye’de şunu bilelim 77 milyonun kardeşliğini tesis etmek için kararlı mücadele verdik. AB üyelik yolunda en kararlı adımları atan kadro biz olduk. Demokratik reformları biz gerçekleştirdik. İnsan hak ve hürriyetlerini daha yüksek standartlara kavuşturduk. 'SON GÜNÜMDE, SON DAKİKALARIMDA...' Son günümde, son dakikalarımda, buradan 77 milyonun her bir ferdine bir kez daha ben musafaha için elimi uzatıyorum. Partim adına hükümetin adına elimi tekrar uzatıyorum. Diyorum ki biz sizi çok iyi anlıyoruz. Sizin yaşam tarzlarınızı değerlerinizi anlıyoruz. Sizin taleplerinizi arzularınızı biliyoruz. Ekranları başında bizi izleyen milletime sesleniyorum. Sizin de bizim anlamanızı istiyoruz. Hangi yasakları aşarak bugünlere geldiğimizi anlamanızı istiyoruz. Nasıl dışlandığımızı görmenizi anlamanızı istiyoruz. Hatta bir başbakan olarak bile aldığımız hakaretleri vesaire bilmenizi istiyoruz. Biz sizlere her zaman gönlümüzü açtık anlamadınız. Ama bugün diyorum ki, sizin de bizlere gönlünüzü samimi olarak açmanızı bekliyoruz. Biz bizim yaşadıklarımızı hiç kimse yaşamasın istedik. Eski küslükleri, dargınlıkları, gerilimleri, kamplaşma ve kutuplaşmaları bir kenara bırakalım diyoruz. 'KATILMAMAKLA BİZE NE KAYBETTİRİR?' Ama bakıyorsunuz ana muhalefetin başındaki zat, yarın halkın seçtiği yemin törenine katılmayacağını söylüyor. Yani oraya katılmamakla bize ne kaybettirir? Hiçbir şey. Ama kendisinin çok şey kaybedeceğini tekrar hatırlamak isterim. Çünkü biz bu yolda birileriyle yürümedik, milletimizle yürüdük, milletimizle de buralara geldik. 'ÜSLUPLARIMIZ FARKLI OLABİLİR' Her türlü gerilim, kamplaşma ve kutuplaşma Türkiye’ye zarardan başka bir şey vermedi. Üsluplarımız yöntemlerimiz farklı olabilir. Hepimiz bu vatanın evlatlarıyız. Şunu unutmayın, milletimiz bir, bayrağımız bir, vatanımız bir, devletimiz bir. Mücadele eden emek veren millete projelerini anlatan herkes için sandıktan çıkmak mümkündür. Bu ülkede seçimler 1950’den bu yana şeffaf şekilde yapılıyor. Hiç kimse kendisini umutsuz hissetmesin. Seçimler ve sandıklar da millet için her zaman takdirini kullanacağı bir vasıtasıdır. Muhalefetin kendisini yenileme ihtiyacı çok açıktır. Kutuplaşma ile muhalefet yapılamayacağı görülmüştür. Sokaktan medet umarak, Türkiye düşmanlarıyla muhalefet yapılamayacağı görülmüştür. 'CHP KENDİNİ SORGULAMALI' Cumhuriyet Halk Partisi kendisini sorgulamalı. Tarihiyle yüzleşmelidir. Statükoyla savunan bir CHP fayda sağlayamaz. Çözüm sürecinin karşısına duvar gibi dikilen bir CHP milletle barışamaz. İşte şu anda milletin seçtiği cumhurbaşkanının yemin törenine katılmayacağız diye açıklama yapıyor. Bu muhalefet tarzının tarihi geçmiştir. 'MHP ŞEHİT CENAZELERİNİ İSTİSMAR ETTİ' Milliyetçi Hareket Partisi, terör meselesinin beslediği bir parti olmayı ne yazık ki tercih etmiştir. 2007’de Meclis’e yeniden girdiği günden bugüne kadar MHP yönetimi Türkiye’nin hiçbir meselesine eğilmemiş, şehit cenazelerini istismar etmiştir. Çözüm süreciyle de varlık zeminini kaybedecektir. MHP yönetiminin çözüm sürecine karşı çıkmasının sebebi de budur. Bu muhalefet tarzının da Türkiye’ye hiçbir faydası olmadığı açıktır. 'HDP TERÖRE SIRTINI TERÖRE DAYADI' HDP de teröre sırtını dayayarak varlık gösteren bir parti olmuştur. HDP bağımsız hür demokrat siyaset yerine, silahların gölgesinde siyaseti tercih etmiştir. Elinde taş olan çocukların arkasına saklanarak, Diyarbakır’da feryat eden çocukları dağa kaçırılmış annelere kulak tıkayarak sadece kan siyaseti yapılır başka bir şey değildir. HDP de yeni Türkiye’de istismardan vazgeçip kan üzerinden yürüttüğü siyaset tarzını terk edip Türkiye partisi olma yolunda ilerlemelidir. 10 Ağustos sadece AK Partililer değil CHP, MHP, HDP ve diğer partilere gönül veren kardeşlerim de bize oy verdiler. Kendi parti yönetimlerine de bir ders verdiler diye düşünüyorum. 'YENİ TÜRKİYE'NİN DOĞUM GÜNÜ' Bugün yeni bir gün. Bugün Türkiye’nin özüne döndüğü gün. Bugün Türkiye’nin istikbalinin her zamankinden daha açık olduğu bir gün. Bugün Yeni Türkiye’nin doğum günü. Yeni Türkiye siyasetin vesayetten kurtularak özerkleştiği bir Türkiye’dir. Her sorunun çözüm aracı siyasettir. Her meselenin çözüm zemini TBMM’dir. Artık bunların dışında bir yol yöntem Türkiye için söz konusu olamaz. Bugün siyaset artık mecrasını bulmuş vaziyettir. 'MİLLETE RAĞMENCİLİĞİN SONU GELDİ' Türkiye bugün çözüm sürecine girmişse, toplumsal barışa doğru ilerliyorsak bunun temelinde yeni Türkiye’nin yeni siyaseti vardır. Yeni Türkiye çok güçlü bir temele dayanmaktadır. Dayatmacılığın sonunu getiren, çoğulculuğun önünü açan yeni sosyolojik dinamikleri herkesin iyi okuması gerekiyor. Türkiye’de millete rağmenciliğin sonu gelmiştir. Toplumsal meşruiyet siyasetin ana dayanağıdır. Türkiye ancak çoğulculukta uzlaşabilir. 'BARIŞ SÜRECİ TOPLUMA EMANET' Bugün yeni Türkiye kurulurken, eski Türkiye’ye özlemin olduğunu görüyoruz. Eski Türkiye’nin aktörleri çatışmayı sürdürmek istiyorlar. Barış umudu çoğaldıkça bunu tersine çevirmek isteyenler harekete geçiyorlar. Terör meselesi eski Türkiye’nin meselesidir. Yeni Türkiye’de siyaset dışı araçlarla iş görme imkanı kalmamıştır. Şiddet araçlarına prim veren bir siyasetin yeni Türkiye’de karşılık bulması mümkün değildir. Barış süreci topluma emanettir. Eski Türkiye’nin bir başka aktörü daha var. paralel devlet yapılanması. Siyasi temsil yetkisine, siyasi meşruiyete sahip olmadan, meşru demokratik siyaseti tahrip etmek istemektedir. Devlet kurumlarında elde ettiği yetkiyle siyaseti şekillendirmek arzudundadır. CHP ve MHP’nin paralel yapıyla iş birliği yapmaları, bürokratik vesayette aynı istikamete bakıyor olmalarının sonucudur. Siyaset bu girişime taviz veremez. 17 – 25 Aralık operasyonları darbe girişiminden başka bir şey değildir. Ak Parti bu darbe girişimi karşısında cesaretle durmuştur. 'PARALEL YAPI SİYASETEN MAHKUM' Devlet içindeki paralel yapı siyaseten mahkum olmuştur. Türkiye’nin yaşadığı son iki seçim, paralel yapının ve destekçilerinin siyaseten tasfiyesi olmuştur. Güvenlik kurumlarının ve yargının demokratik meşruiyet temelinde yeniden yapılandırılması son derece önemlidir. HSYK’da bakıyorsunuz, üçüncü derecede böyle bir farklı uygulama var. Bu ülkenin başbakanını kalkıp tweetlerle tahkir eden, hakaretler eden yargının savcısına dava açmamak suretiyle güya kendisi farklı bir korumacılığın içine giren sorumlu değildir, sorumsuzdur. Bu kadar sorumsuz olan bir kişiden siz adalet bekleyebilir misiniz? İşte bunların hesabının sorulacağı günler de yakındır. 'HUKUK BİR AVUÇ HAŞHAŞİ'NİN ŞANTAJINA MAHKUM BIRAKILAMAZ' Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun düşünebiliyor musunuz, bu ülkede, kalkıp da hem siyasete hem de halkın doğrudan seçtiği cumhurbaşkanına karşı son derece nezaketsiz tavırları, eski Türkiye’nin bir alışkanlığıdır. Hukuk sistemi bir avuç haşhaşinin şantajına mahkum bırakılamaz. Kime çalıştığı belli olduğu Pensilvanya hukuk sistemine emir veremez, talimat veremez. Hasan Sabbah benzeri meczupların oyuncağı asla olamaz. Vatansever hakim ve savcılar aralarındaki haşhaşileri temizleyecek hukuk sistemi üzerindeki gölgeleri de kaldıracaktır. 'EY PENSİLVANYA'DAKİ ZAT TÜRKİYE'Yİ SEVİYOR MUSUN?' Yeni Türkiye’de devlet içinde paralel devlet yapılanmasına, çetelere, mafyatik örgütlere asla izin verilmeyecektir. Paralel yapının tabanındaki mensuplarına sesleniyorum. Lütfen kendilerini sorgulasınlar. Ey Pensilvanya’daki zat, sen bu Türkiye’yi seviyor musun? Türkiye’yi seviyorsan neden Türkiye’de değil de Pensilvanya’dasın. Gel o zaman Türkiye’ye deyin. Gel Erzurum’a, gel Ankara’ya, gel Konya’ya. Niçin buralar değil de Pensilvanya? İnzivaya çekilmekse buralar da oralardan çok daha anlamlı olacaktır. 'MİT'E NEDEN KAST ETTİĞİNİ SORGULASINLAR' Hizmet diyerek yola çıkan bir yapının MİT’e neden kast ettiğini, CHP ile MHP ile HDP ile neden işbirliği yaptığını sorgulasınlar. Bu yapının uluslarası bağlantılarını sorgulasınlar. Eğer bu sorgulamayı yapıyorlarsa inanıyorum ki yanlışı görecekler, AK Parti’nin kendi partileri olduğunu tekrar fark edecektir. Allah zihinlerini açsın, gönüllerini açsın. Kardeşliğimizi yeniden tesis etsin diye dua ediyorum. 'PARALEL YAPIYA KARŞI DURUŞU DA ETKİLİ' Şunu da açık açık söylüyorum, yeni Başbakan'ın paralel devlet yapısıyla mücadelede son derece azimli ve cesur olacağına yürekten inanıyorum. Esasen yeni genel başkanımızın ve başbakanımızın seçilmesinde bir çok kriterin yanında, paralel yapıya karşı duruşu da etkili olmuştur. Milletimiz bize yetki verdi, aziz milletimize karşı haince duruş sergileyenler bunun hesabını verecekler vermeye başladılar. İhanet cezasını alacaktır. Cumhurbaşkanlığı makamında bu ihanetin hesabını sormak benim de boynumun borcudur. Bu konuda kimse cumhurbaşkanlığı makamında benim sessiz kalmamı beklemesin. Hakim ve savcılarımızın da milletimizle aynı istikamete bakarak bu süreçte Türkiye’nin yanında durduklarını biliyorum. AK Parti’nin genel başkanlığı ve başbakanlıkta son saatlerime girmiş bulunmaktayım. O genel başkan inşallah yarın akşam şahsım tarafından yeni hükümeti kurmakla görevlendirilecek başbakandır da aynı zamanda. Birlikte değerlendireceğiz onayımızın ardından Cuma günü bunu bitireceğiz. Güven oyu alındığı takdirde 62’nci hükümet, 5’nci Ak Parti hükümeti göreve başlamış olacağız. 'HER DAİM SİZLERLE BERABER OLACAĞIM' Dışişleri Bakanımız Konya milletvekilimiz Ahmet Davutoğlu kardeşimizi imzalarınızla siz değerli delegelerimize sunuyorum. Bu ismi çok uzun istişarelerin ardından hep birlikte belirledik. MYK’da, MKYK’da, il başkanları toplantımızda, belediye başkanları toplantımızda, istişarelerimizi yaptık. Davutoğlu kardeşimin yanında çok sayıda isim öne çıktı. 'DAVUTOĞLU KARDEŞİME KATKI SUNACAĞIM' Şunu altını çizerek ifade ediyorum. Şahsım bu partinin kurucu genel başkanı olarak, bir nefer olarak her daim sizlerle birlikte olacağım. Anayasal ve yasal yetkiler dairesinde şüphesiz ki tarafsızlığımızı zedelemeden, destek ve katkılarımı sunmaya devam edeceğim. Hükümetin başarılı olması için de her aşamada katkı vereceğim. Bir cumhurbaşkanının görevi hükümetin önünü kesmek değildir, açmaktır. Nasıl Abdullah bey döneminde yaşamadıysak bundan sonra da yaşamadan ve yaşatmadan devam edeceğiz. Şahsım da bu yeni süreçte Davutoğlu kardeşime her aşamada katkı sunacağım. 'DAVUTOĞLU EMANETÇİ DEĞİLDİR' Şunu ifade ediyorum. Bir çok gazeteler yazıyor çiziyor. Bu bizim değerlerimizde kültürümüzde yok. Sayın Davutoğlu bir emanetçi değildir. Bunun böyle bilinmesini istiyorum. Ak Parti bir tek adam partisi olmadı ve olmayacak. Kurulduğu günden itibaren, Ak Parti istişareyle ortak akılla kararlar alan bir parti oldu. Başarıda başarısızlık da tek tek isimlere değil kadroya yazılacaktır. Biz ilkelerin partisiyiz. İstisnasız, her birinizin bu partinin genel başkanına ve başbakanına yardımcı olacağınızı biliyorum. 'PARALEL YAPI İLE MÜCADELE DEVAM EDECEK' Yeni genel başkanımızdan, teşkilatımızın da Türkiye’den beklentileri var. Teşkilatı derhal kucaklayacak, yarından itibaren ilk hedef 2015 seçimleri. İkinci hedef 2019 seçimleri. Üçüncü hedef 2023 seçimleri. Ve böylece 2023 hedefimizi inşallah yakalayacağız. 2015 seçimleri bizim için önemli. Yeni bir anayasayı yapacak çoğunluk 2015 seçimlerinde hedef olmalı. Ekonomide güven devam edecek. Aktif barışçı dış politikamız devam edecek. Paralel yapıyla mücadele devam edecek. NEŞAT ERTAŞ'LI VEDA Artık vedanın ve ayrılığın vaktidir. Merhum Neşet Ertaş üstadın o muhteşem sesi ve yorumuyla dillendirdiği gibi “Hasret etti bizi kavim kardaşa, bir ayrılık, bir yoksulluk, bir de ölüm” 'AK PARTİ ADETA BENİM BİR ÇOCUĞUMDU' Allah’a hamdolsun bu veda bu ayrılık sadece yeni bir başlangıç içindir. Belki eskisi kadar olmayacak ama yine görüşeceğiz. Meydanlarda görüşeceğiz, belediyelerimizi ziyaret ederken görüşeceğiz. Yine muhabbet edeceğiz, sizleri yine cumhurbaşkanlığı makamında, milletimizin makamı olduğu için sizleri oralarda da ağırlayacağız. Bu vedanın bu ayrılığın benim için ne kadar zor olduğunu eminim ki her biriniz hissediyorsunuz. Dolaşırken kardeşlerimin gözünde gözyaşı gördüm. Ak Parti adeta benim bir çocuğumdu. Bu son kongremde, özellikle bir annenin çocuğuyla olan ilgisi, ki benim Ak Parti beşinci çocuğumdu. Ak Parti nedeniyle zaman zaman ben dört çocuğumu ihmal ettim. 'ÇOCUKLARIMDAN EŞİMDEN HELALLİK İSTİYORUM' Çocuklarımdan helallik diliyorum. Eşimden de helallik diliyorum. Onlar beni her zaman anladılar. Beni bu noktada hiçbir zaman yalnız bırakmadılar. Bu mücadelenin de bizzat içinde oldular. Hüzünlendiğimde onlar da hüzünlendiler. Sevinçli olduğum anda onlar da paylaştılar. Kendilerine sonsuz teşekkür ediyorum. Kadroların kurulmasından şu logonun belirlenmesine balkon konuşmalarına şarkılarından ezgilerine kadar her aşamada partimle teşkilatımla oldum. Her zorluğa sizlerle birlikte göğüs gerdik. Milletin teveccühüne de ümmetin duasına da birlikte mazhar olduk.' haberler.com
Türkülere Konu Olan 'Mor Üzüm' Artık Yok
Türkülere konu olan Antalya'nın mor üzümü, üreticinin yeterli ilgi göstermemesi üzerine üretimden kalktı. Üzüm,sadece bazı köylerde ve evlerin bahçesindeki küçük alanlarda yetiştirilmeye devam ediliyor.Kırmızı renkli, çok iri taneli, orta kalınlıkta kabuğu ile damakta unutulmaz bir lezzet bırakan, türkülere dahi konu olan Antalya'nın mor üzümünü bugünlerde artık pazarlar ve marketlerde görmek mümkün değil. Anadolu'da milattan önce 3500'lere kadar inen bağcılık kültürünün önde gelen ürünlerinden mor üzüm, yeterli üretim talebi olmaması nedeniyle artık üretimden kalkmış durumda. Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şubesi Ziraat Mühendisi Bilal Aydoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üzüm üretim alanında dünyada 6. sırada yer alan Türkiye'nin, 4 milyon ton kurutmalık üzümle de ilk sırada olduğunu belirtti. Üzümün ana vatanının Anadolu ve Kafkasya olduğunu ifade eden Aydoğan, dünya genelinde 10 bine yakın, Türkiye'de de bin 200 çeşit üzüm bulunduğunu söyledi. 'Üzüm yetiştirmek zahmetli Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, Türkiye'nin kuru üzüm ihracatında yüzde 25'lik paya sahip olduğuna değinen Aydoğan, Antalya'daki tarım alanlarının binde 3'ünde üzüm üretildiğini vurguladı. Son yıllarda yüksek kesimlerde sofralık ve şaraplık üzüm üretimi için çalışma başlatıldığını kaydeden Aydoğan, özel teşebbüsün de yatırımlar yaptığını bildirdi. Üzüm yetiştirmenin zahmetli bir iş olduğunu ifade eden Aydoğan, ilk bağ oluşumunun masraflı olması nedeniyle genellikle üreticiler tarafından tercih edilmediğine dikkati çekti. İl Müdürlüğü olarak, bağcılığın geliştirilmesi için çalışmalar yapıldığını anlatan Aydoğan, şöyle konuştu: 'Özellikle 1997'den bu yana belli aralıklarla bağcılık projeleri oluşturarak, üreticilerimizin kullanımına sunduk. Ancak zor ve meşakkatli olması nedeniyle çok fazla talep olmadı. Özellikle son yıllarda arsa fiyatlarının artması ve seracılığın gelişmesi de üzüm üreticilerinin farklı alanlara kaymasına neden oldu. Özel sektör son yıllarda üretime önem vermeye başladı.' 'Antalya'nın mor üzümü bitti' Antalya'da, 'mor üzüm' olarak bilinen türün yöreye özgü olduğunu ifade eden Aydoğan, gerekli ticari değerleri taşımadığı gerekçesiyle üretimden düştüğünü aktardı. Mor üzüm yerine alfons, kardinal, red clop gibi üzüm çeşitlerinin üretildiğine değinen Aydoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Mor üzümün yok olmasının en büyük sebeplerinden biri de üreticilerin, verimi yüksek ve daha dayanıklı üzüm çeşidine yönelmesi. Mor üzüm yöresel bir çeşit olduğu için başka bölgelerde istenilen verim ve kalite alınamadı. Çünkü bu üzüm Akdeniz bölgesine has bir çeşitti. Mor rengi ve aromayı sadece Antalya bölgesinde alıyor.' Yöresel ürünlerin gen kaynakları korunuyor Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kaybolmaya yüz tutmuş çeşitleri korumak için çalışma başlattığının altını çizen Aydoğan, bölgeler taranarak aşılama suretiyle ürünlerin toplandığını açıkladı. Üzüm türleri için Manisa'da koleksiyon bahçeleri kurulduğunu ifade eden Aydoğan, burada 500'e yakın yöresel çeşidin toplandığını kaydetti. Aydoğan, Antalya bölgesinden de 8-10 çeşit üzüm türünün koruma altına alındığını söyledi. Mor üzüm için teşvik talebi Yeşilkaraman köyünde mor üzüm üretmeye devam eden 90 yaşındaki İbrahim Kahya, bu üzümün tadını bilenlerin kendilerinden talepte bulunduğunu, ancak üretimin az olduğunu ifade etti. Mor üzümün kendine has lezzeti olduğunu belirten üretici Ayşe Tuna ise üzüm üretiminin zor olduğunu, üretim alanlarının yetersiz kaldığını anlattı. Tuna, 'Üretim miktarımız kısıtlı olduğu için taleplere cevap veremiyoruz' diye konuştu. Tuna, yetkililerin mor üzümün yeniden canlandırılması için teşvik uygulamasını istedi. CNN Türk
Reklam
Bakan Zeybekçi Danıştay'ın 'Tıraşlayın' Kararından Önce 2 Dairesini Satmış
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci 16:9 projesinin tıraşlanacak bölümünden aldığı iki daireyi Danıştay'ın kararı öncesi satmış. Zeybekci, 'İki daire aldığımda vekil bile değildim. Şirketin bulduğu alıcıya sattım. Dolar bazında zarar ettim' dedi.Danıştay’ın, “tıraşlayın” kararı verdiği İstanbul ’daki 16:9 kulelerinden iki daire almasıyla gündeme gelen Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Başbakan Tayyip Erdoğan ’ın, sözleriyle siluet tartışmasının başlamasının ardından dairelerine bir daha gitmediğini, birkaç ay önce de şirketin bulduğu alıcıya sattığını açıkladı. Hürriyet'ten Erdinç Çelikkan'ın haberine göre; Zeybekci, hukuki bir sorunu olmamasına rağmen “Çorbaya sinek düşmesine benzer bir durum ortaya çıkması nedeniyle” daireleri dolar bazında zarar ederek elden çıkardığını söyledi. Zeybekci’nin daireleri Danıştay’ın ‘tıraşlayın’ dediği bölümü içeren A Blok 32. katta yer alıyor. Erdoğan tepki göstermişti Erdoğan 18 Nisan 2013’te, İstanbul’da milletvekilleriyle buluşmasında, dikey yapılaşma konusundaki görüşlerini dile getirmiş ve Zeytinburnu’ndaki 16:9 kulelerine ilişkin, “O binaların sahibini (Mesut Toprak) tanıyordum. Kendisiyle konuştum, ‘tıraşlayın’ dedim. Yapacaklarını bekliyordum ama baktım ki hiçbir şey yapmadılar. O nedenle çok kırıldım. Şimdi o insanla konuşmuyorum” demişti. İstanbul 4. İdare Mahkemesi, kulelerin, “Tarihi silueti bozduğu kısmının” yıkılmasına karar verdi. İstanbul Büyükşehir belediyesi ve Zeytinburnu Belediyesi, kararı Danıştay’a götürdü. Danıştay, 28 Mayıs’ta, yıkım kararını onadı. Ancak bu onama kararı, davacı avukat Cihad Gökdemir’in, 20 Ağustos’ta yaptığı açıklamayla kamuoyuna duyuruldu. Kamuoyu bu kararı tartışırken Zeybekci’nin de bu kulelerde iki dairesi olduğu basına yansıdı. Zeybekci’nin kulelerde bulunan iki daireyi birleştirerek, hem ofis hem de konut olarak kullandığı öğrenildi. Bakanlık yetkilileri, “1993’den beri ticaret yapan bir şirketi var. Üretilen tekstil ürünleri hep başta Avrupa olmak üzere ihraç ediliyor. İstanbul bir finans merkezi olduğu için burada ofis ve konut olarak kullanmak üzere iki daire satın aldı. Ailesi çoluğu çocuğu İstanbul’a geldiğinde otelde kalmak yerine orada kalmayı tercih ediyordu” bilgisini verdiler. Zeybekci’nin açıklaması Konunun gündeme getirilmesiyle ilgili zamanlamaya dikkat çeken Zeybekci ise Hürriyet’in soruları üzerine, iki daireyi 31 Mart 2011’de aldığını, o zaman milletvekili bile olmadığını belirterek, şunları söyledi: “İki parçaydı, birleştirdik, toplam 134 metrekarelik daire oldu. 1.6 milyon liraya almıştım. Tamamı şahsi hesabımdan banka havaleleriyle eşit taksitlerle 1.5 yılda ödedim. Siluet tartışmaları başladıktan ve sayın Başbakanımız konuyu gündeme getirdikten sonra bıraktım. Bir daha da gitmedim. Bizim için bitti. İki üç ay önce de sattım ve bitti. Dolar kuru hesaba katılırsa zarar ederek sattım. Şirkete değil, buldukları bir alıcıya sattım. Mülkü almadan önce her türlü soruşturmayı yaptım. İnşaat ve iskan ruhsatlarına baktım. İmar kararlarını inceledim. Hiçbir hukuki sorunu yoktu. Bakan olduktan sonra da sorumluluk makamında biri olarak, hukuki hiçbir sorunu olmadığı halde elden çıkardım. Hukuki hiçbir sorun yoktu ama çorbaya sinek düşmesi gibi bir durum vardı.” 'Milletvekilleri belediye başkanları da daire aldı' Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin Onaltıdokuz (16:9) kulelerindeki iki dairesinin alış ve satış sürecine ilişkin soruları yanıtlayan Astay Gayrimenkul Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Toprak, “Projemizden CHP’li milletvekilleri, belediye başkanları ve birçok tanınan isim de ev sahibi oldu. Bu insanlar kaçak, ruhsatsız bir yerden ev almadı. Herkes kurallara uygun olarak en doğal ev sahibi olma hakkını kullandı. Bakanın evinin detayları konusunda bilgi sahibi değilim” dedi. Emlak danışmanları da, kulelerin tıraşlanacağı iddialarının gündeme gelmesinden sonra kira ve alım yönünde taleplerin kesildiğine dikkat çekti.Erdinç Çelikkan | Hürriyet
Manchester United Alay Konusu Oldu
İngiltere'de, yeni teknik direktörü Louis Van Gaal yönetiminde bu sezona da iyi başlayamayan Manchester United, League One takımlarından Milton Keynes Dons'a 4-0 yenilerek Carling Kupası'na henüz ikinci turda veda etti. Milton Keynes Dons taraftarları karşılaşma sırasında Manchester United'la dalga geçti. United taraftarlarına hitaben 'Artık ünlü değilsiniz' diye bağıran Milton Keynes Donslular, Van Gaal'la da alay etti. Milton Keynes Dons taraftarları Hollandalı teknik adama hitaben 'Sabah kovulacaksın' diye bağırdı. Geçtiğimiz sezon İngiltere'de yedinci olan ve Avrupa kupalarına katılma hakkı kazanamayan Manchester United, 1995'ten bu yana ilk kez, Türkiye'de geçmişte Süt Kupası ve Lig Kupası adlarıyla bilinen Carling Kupası'na ikinci turdan itibaren katılmak zorunda kalmıştı. Louis Van Gaal ise karşılaşma sonrası yaptığı açıklamada 'Şoke olmadım çünkü neler olabileceğini biliyorum. Yeni bir takım bir ayda inşa edilmez' dedi. Çok fazla hata yaptıklarını vurgulayan Van Gaal, yedek ve genç oyuncuların durumunu görmek istediğini, kararından dolayı pişman olmadığını söyledi. Manchester United, Premier Lig'deki ilk iki maçında sahasında Swansea'ye 2-1 yenilmiş, deplasmanda Southampton'la 1-1 berabere kalmıştı. Milton Keynes Dons takımı ise bu sezon İngiltere'de, Türkiye'deki karşılığı üçüncü lig olan League One'da, ilk dört maç sonunda yedi puanla yedinci sırada. Takımın oyuncularına bir sezon için ödenen ücret ise yaklaşık 3 milyon sterlin (yaklaşık 3,8 milyon euro). Manchester United sadece yıldızı Wayne Rooney'ye üç ayda bu ücreti ödüyor. Öte yandan, İngiliz gazeteleri Manchester United'ın Milton Keynes Dons'a 4-0 yenilerek elenmesine sayfalarında geniş yer verdi. Daily Telegraph spor ekinin manşetinde 'Formayı utandırmak' derken, Guardian 'ın spor ekinin manşeti 'Küçük düşürücü Dons yenilgisi United'ı ve Van Gaal'a yeniden taban yaptırdı' oldu. Independent Hollandalı teknik adama atfen 'MK Dons 4 - LVG 0' ifadesini kullandı. Times ise Di Maria'nın bir kriz döneminde Manchester United'a transfer olduğunu vurguladı. Di Maria'nın United formasını ilk kez takımının Cumartesi günü deplasmanda Burnley'yle oynayacağı lig maçında giymesi bekleniyor.BBC
Reklam
AKP Kongresi'nde 13 Basın Kuruluşuna Akreditasyon Engeli
Yeni Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı ve başbakanın belirleneceği AKP 1. Olağanüstü Kongresi'nde 13 basın kuruluşuna akreditasyon verilmedi. Cumhuriyet, Sözcü, Yeni Çağ, BirGün, Aydınlık, Halk TV, Ulusal Kanal, Evrensel, Bugün, Samanyolu Haber, Kanal Türk, Zaman ve Cihan Haber Ajansı’na akreditasyon verilmedi. Bu kuruluşlar AKP Genel Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 62. Hükümeti’ni kuracak Başbakan’ın belirleneceği kongreyi izleyemeyecek. Akreditasyon engeli Cihan Haber Ajansı ve Zaman Gazetesi için ilk kez uygulanıyor. AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik kongreyi 100’ü uluslararası basından olmak üzere teknik ekipleriyle birlikte 900 basın mensubunun izlediğini açıklamıştı.
Reklam
Annelerimizin Sosyal Medyada Bulunmaması Gerektiğinin Hazin Kanıtı 7 Anne Biçimi
Bilgisayarda fal açma adımı ile girilen camia zamanla yerini online okeye bırakırken, bir sonraki adım da Facebook alemine atılan adım ile geldi. Peki neden? Okey salonlarının sorunu neydi veya altın günleri pahalıya mı kaçmaya başlamıştı? 'Aman ne gereksiz şey bu böyle'den 'Benim Facebookumu (yazıldığı gibi) aç bakim biraz da'ya geçilmiş ve annelerimiz bu mecrayı tahmin edilenden çok daha fazla sevmişlerdir.
Demet Akalın'ın İnsan Psikolojisinin Sınırlarında Dolaşan 25 Şarkısı
Kötü bir haber alan insan 5 evreden geçer.  1- İnkar 2- Öfke 3- Pazarlık 4- Depresyon 5- Kabullenme Bu evreleri sağlıklı şekilde yaşamasının ardından hayatı normale dönmeye başlar. İşte Demet Akalın şarkılarıyla bu evreleri bize tane tane açıklamış. İşte Demet Akalın'ın insan psikolojisinin sınırlarında gezinen 25 şarkısı.
Reklam
Angel Di Maria 99 Milyon Dolara Manchester United'da
Manchester United, Real Madrid'in Arjantinli yıldızı Angel Di Maria'yı 59.7 milyon sterlin(99 milyon dolar) karşılığında renklerine bağladı.Manchester United, Real Madrid’in gözden çıkarttığı Arjantinli orta saha Angel Di Maria’yı 99 milyon dolara renklerine bağladı. İngiltere tarihinde ilk kez bir kulüp, transfer yaparken bu kadar para ödedi. Di Maria, bu sabah Manchester’da sağlık kontrolünden geçecek. Transferin gün içinde açıklanması bekleniyor. Arjantinli kanat oyuncusunun, Kırmızı Şeytanlar’ın Cumartesi günkü Burnley maçında sahada olması bekleniyor. Torres’i geride bıraktı Di Maria'nın bonservis bedeli, İngiltere için bir yeni bir transfer rekoru. Chelsea, 2011'de Fernando Torres için Liverpool'a 50 milyon sterlin ödemişti. Mesut Özil, geçen yıl Real Madrid'den 42.4 milyon sterlin, Sergio Aguero da 2011'de Atletico Madrid'den Manchester City'ye 38 milyon sterline transfer olmuştu.Eurosport
Türkiye'nin En Büyük 5 Kariyer Klübü
Üniversite kayıtlarının ve yeni eğitim-öğretim döneminin başlamasına bu kadar az bir süre kalmışken, artık sadece belirli birkaç bölüm degil bütün üniversite bölümlerinin öğrencilerine hitap eden öğrenci kulüplerini tanımakta fayda var! Kampüsün tadını çıkarırken hem yeni arkadaşlar edinmek, hem de kişisel gelişiminiz ve gelecek planlarınıza yardımcı olmak için kurulan pek çok öğrenci kulübünün arasından en iyilerini sizin için seçtik. İşte daha okula başlamadan adını bilmeniz ve takip etmeye hemen başlamanız gereken Türkiye'nin en iyi 5 kariyer odaklı öğrenci kulübü:
Reklam
Cumhurbaşkanı Gül'den Veda Mesajı: 'Tarafsızlığımı Titizlikle Korudum'
Görev süresi 28 Ağustos’ta dolacak olan Cumhurbaşkanı Gül, halka hitaben yayımladığı veda mesajında, “Millî iradenin temsilcisi, yüce Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçildiğim Cumhurbaşkanlığı görevimde, öncelikle, Çankaya’nın kapılarını halkımıza açtım. Devleti ve Milleti kucaklaştırdım, kaynaştırdım. Anayasa’yı uygulama ve devlet kurumları arasında uyumu sağlama görevimi, en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştım” dedi. Görev süresi 28 Ağustos’ta dolacak olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, halka hitaben bir veda mesajı yayımladı. Cumhurbaşkanı Gül, mesajında şunları söyledi: “Aziz Vatandaşlarım, Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı olarak görev süremin sonuna gelmiş bulunuyorum. Bugün sizlere veda ederken, geçen yedi yılın samimi bir muhasebesini, değerlendirmesini de yapmak istiyorum. Millî iradenin temsilcisi, yüce Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçildiğim Cumhurbaşkanlığı görevimde, öncelikle, Çankaya’nın kapılarını sizlere, halkımıza, açtım. Devleti ve Milleti kucaklaştırdım, kaynaştırdım. Anayasa’yı uygulama ve devlet kurumları arasında uyumu sağlama görevimi, en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştım. Yasama, yürütme ve yargı organlarının başkanlarını her yıl düzenli olarak burada bir araya getirerek, diyalog ve uyumlarına katkıda bulundum. Siyasi kimliğime rağmen, tarafsızlığımı titizlikle korudum. Siyasi partilerimiz ile gündemdeki konularda düzenli temas ve istişare ettim. Hükümetlerimizle yakın işbirliği ve uyum içinde çalışmamın yarattığı sinerjinin, ülke refahına ve istikrarına önemli katkısı oldu. Yurt dışında da, devletimizi ve milletimizi, gücüne ve itibarına yakışır biçimde temsil ettiğime inanıyorum. Devlet organlarına ve toplumumuza verdiğim mesajlarda, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olmanın gereklerine hepimizin azami özen göstermesini istedim. Millî birlik ve bütünlüğümüzün ancak böyle bir temel üzerinde daha iyi korunacağına güvendim. Aynı şekilde, insan haklarına saygının, eğitimde fırsat eşitliğinin, iyi yönetişimin, kadın-erkek eşitliğinin kalkınma ve demokrasinin gereği olduğu anlayışına öncülük yapmaya gayret ettim. Böyle bir anlayışın bölgemizde ve dünyada etkili olması için de telkinlerde bulundum. Siyasi hayatımın başından itibaren, Türkiye’mizin, Müslüman kimliğine sahip bir ülke olarak, demokrasiyi tüm unsurlarıyla en güzel biçimde hayata geçirmeyi başarmasının hem İslam âlemi, hem de dünya barışı için büyük bir kazanç teşkil edeceğine kuvvetle inandım. Dolayısıyla, Avrupa Birliği’ne katılım sürecimizi çok önemsedim. Sevgili Vatandaşlarım, Başbakan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak, evvelce görev yaptığım dönemlerde bizzat öncülük ettiğim ve uyguladığım siyasi ve ekonomik reformların devamına, Cumhurbaşkanı olarak da kuvvetli destek verdim. Bu çizginin sapmadan sürmesi için, 21. yüzyıla yakışan yeni bir Anayasanın en geniş katılımla hazırlanması ve mümkünse oydaşmayla benimsenmesi için birçok kere çağrılar yaptım. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin, denge-fren sisteminin demokrasimiz için önemini sık sık vurguladım. Seçim sandığının kutsal, halkın iradesinin demokrasinin temeli olduğunu söyledim. Ayrıca, demokrasinin diğer ilke ve değerlerinin önemini de hep hatırlattım. Demokrasimizin temeli olan kurumların zaafa uğratılmamalarının, aksine, güçlendirilmelerinin önemine hep işaret ettim. Hukukun üstünlüğü ile yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkelerinin, hiçbir şekilde zedelenmemesi için çalıştım. Aynı şekilde, fikir, din, inanç ve vicdan özgürlüğü, her zaman en üstte tuttuğum değerler oldu. Basının ve sosyal medyanın özgürlüğünü titizlikle gözettim; bunun ancak istisnai ve meşru hallerde sınırlanabileceği uyarısında bulundum. Siyasette ve medyada kimi zaman ölçüsüz biçimde sert ve kırıcı üslup kullanıldığında uyarılarda bulunmak zorunda kaldım. Bu nedenle, ülkemizin ulaştığı düzeye ve geleneksel ahlak ve adabımıza yakışan yeni bir siyaset üslubuna olan ihtiyacı sık sık dile getirdim. Ülkemizde uzlaşı kültürünün yerleşmesini çok arzu ettiğimi ve bu yönde gayret gösterdiğimi, eminim ki, takip ettiniz. Zor günlerde, sizlere güven ve sükûnet aşılamaya gayret ettim. Kutuplaşma ve rövanşizm, intikamcılık eğilimleri tespit ettiğim zamanlarda, bunlardan kaçınılmasını hep arzu ve telkin ettim. Zira vatandaşlarımızın benimsemiş olduğu, istisnasız bütün din, mezhep, inanç, düşünce ve kimliklerin çeşitliliğimizi, zenginliğimizi, ortak gücümüzü teşkil ettiğine samimiyetle inandım. Toplumumuzun bütün kesimleriyle bu doğrultuda diyaloglar, köprüler kurdum. Din ve ibadet özgürlüğünün temel hak ve özgürlüklerin ayrılmaz bir parçası olduğuna olan inancımla, laikliğin yanlış uygulanmasına son verilmesini her zaman savundum ve destekledim. Başörtüsü meselesinin ülkemizi bölmesine devletimizin en üst düzeyinde son verdiğimi gördünüz. İlk Cemevi ziyaretini yaptım, Alevi iftarlarına katıldım. Gayrimüslim vatandaşlarımızın sorunlarıyla ilgilendim, dini bayramlarını kutlamayı ihmal etmedim. Aziz Vatandaşlarım, Hatırlarsanız, yedi yıl önce ilk yurt içi seyahatimi bazı Doğu illerimize yapmıştım. Bu seyahatte halkımızın, şahsımda devletimize gösterdiği coşkulu muhabbet ve saygı beni derinden etkiledi. Kürt asıllı vatandaşlarımın tarihten kaynaklanan kültürel, insani, siyasi ve ekonomik sorunlarının çözümü için yapılan çalışmalara ilham ve destek verdim. Askerî vesayet ve darbe tartışmalarına son verilmesini sağlayan düzenlemeleri onayladım. Başkomutan sıfatımla, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçları ve mensuplarının sorunlarıyla çok yakından ilgilendim. Ordumuzun modernleşmesine ve güçlenmesine büyük emek verdim. Savunma Reformu hazırlıklarına öncülük ettim. Şehit ve gazilerimize her zaman özel ilgi ve ihtimam gösterdim. Genel olarak uzun tutukluluk sürelerinden ve milletvekili, Genelkurmay Başkanı ve gazetecilerin tutuklanmalarından dolayı, yeri geldiğinde endişelerimi ve uyarılarımı kamuoyu ile açıkça paylaştım. Kamu yönetiminde devlete sadakatin, liyakat ve ehliyetin esas olması gerektiğini hatırlattım. Devlet sistemi içinde, Anayasa ve kanunlardan kaynaklanmayan herhangi bir dayanışma ve yapılanmaya müsaade edilemeyeceğini her zaman vurguladım. Aziz Vatandaşlarım, Cumhurbaşkanı olarak, ülke yönetiminde şeffaflığın ve hesap verebilirliğin egemen olmasını arzu ettim. Bunun, demokratik yönetimin ve refahın temeli olduğuna dikkat çektim. Bu doğrultuda, Sayıştay’ın denetim yetkilerinin korunması konusunda titiz davrandım. Ayrıca, Devlet Denetleme Kurulu’nu, kamu vicdanı ve çıkarları doğrultusunda görevini yapması için, tarihinde ilk kez, bu derece aktif duruma getirdim. Ekonomide ise, siyasi istikrar-ekonomik büyüme ilişkisine verdiğim önemi hep vurguladım. Sürdürülebilir büyümenin gerekleri konusunda tavsiyelerde bulundum. Bu çerçevede, eğitimde kalitenin, bilimsel-teknolojik gelişmenin, girişimciliğin teşvikinin önemine sık sık dikkat çektim. Artık bilgi toplumuna dönüşmemizin gerektiğini söyledim. Önümüzdeki esas sınamanın ve kritik eşiğin, orta gelir tuzağına düşmemek olduğu konusuna dikkat çektim. Bu yönde ekonomik ve hukuki reformlar yapılmasında ısrar ettim. Ekonomik-sosyal hayatımızın temeli olarak gördüğüm işadamı, sanayici ve tüccarlarımız, işçi ve memur sendikaları, çiftçi, esnaf ve meslek kuruluşları, en sık temas ettiğim kesimler arasında yer aldı. 81 ilimize yaptığım ziyaretlerimde belediyeleri parti ayrımı yapmaksızın ziyaret ettim. Bu ziyaretlerimde halkımızın kardeşlik ve beraber yaşama duygularını hep teşvik ettim. Eşimle birlikte birçok sosyal sorumluluk projesine himaye verdik. Zengin kültür mirasımızın korunmasında da öncülük etmeye çalıştım. Her vesileyle çevrenin ve doğal hayatın korunmasında duyarlılık yaratmaya gayret ettim. Din âlimlerimiz ile sanatçılarımızı, fikir, bilim ve kültür insanlarımızı, üniversitelerimizi entelektüel ve manevi zenginliğimizin saygın temsilcileri olarak gördüm. Onlarla ve ayrıca gençlerimizle yakın diyalog içinde oldum, görüşlerinden faydalandım. Sevgili Vatandaşlarım, Devletimizi ve milletimizi yurt dışında da eşimle birlikte en büyük özeni göstererek temsil ettik. Ülkemizin dış politika hedefleri ve stratejik çıkarları doğrultusunda yoğun bir diplomatik faaliyet içinde oldum. Türkiye’nin diplomaside erdemli gücü temsil etmesi gerektiği inancıyla, bölge ve dünya barışına samimi katkıda bulunmayı amaçladım. Diğer yandan bu faaliyetlerimin ekonomi ve ticaretimizin, iş dünyamızın ihtiyaçlarına, ulaştırma ve enerji gibi stratejik alanlardaki çıkarlarımıza cevap vermesini sağladım. Yurt dışı seyahatlerimi iş adamı, tüccar ve müteşebbislerimizin projelerini, ihracatlarını, yatırımlarını değerlendirdikleri büyük seferlere dönüştürdük. Birçok ülkeye Türkiye’den yapılan ilk ziyareti gerçekleştirdim. Birçok ülkeden ilk kez devlet başkanı ağırladım. Dost ve müttefikimiz olan ülkelerin liderleriyle ilişkilerimizi en üst düzeyde pekiştirdim. 40 yıl aradan sonra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliğine büyük bir başarıyla seçilmemizin sevincini yaşadım. Konsey’e bizzat başkanlık ettim. Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecimizin aksamadan ilerlemesinde titizlik gösterdim. Komşu, dost, akraba ve soydaş ülkelerle sıcak ilişkilerimizi güçlendirerek korudum. Türk Dünyasıyla ve İslam Âlemiyle ilişkilerimizin en üst düzeye ulaşmasına katkıda bulundum. Kıbrıs davamıza desteğimi, ilk ve son ziyaretlerimi Yavru Vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yaparak, kuvvetli biçimde ifade ettim. Dünyanın dört bir yanındaki Türk vatandaşlarıyla, gurbetçilerimizle, soydaşlarımızla her vesileyle yakından ilgilendim. Asya’daki büyük ekonomiler ve yükselen ülkelerle yeni ilişkiler geliştirdim. Afrika ve Latin Amerika gibi uzak bölgelere ulaştım. Başta Filistin ve Dağlık Karabağ olmak üzere bölgemizin kronik dış politika ihtilaflarında sorun-çözücü yaklaşımlar geliştirdim. Filistin davasına her zaman sahip çıktım. Bazı bölgesel iş birliği girişimlerine ve uzlaşı mekanizmalarına öncülük ve ev sahipliği ettim. Uluslararası forumlarda yaptığım çağrılarda, yoksulluk, uyuşturucu madde sorunu, kitle imha silahlarının yayılmasından, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, mezhepçilik, fanatizm, İslamofobi ve antisemitizme kadar küresel sorunlara ve tehditlere karşı insanlığın ortak mücadele vermesini teşvik ettim. Aziz Vatandaşlarım, Yedi yıl boyunca, her düşünceden, siyasi partiden, inançtan ve kimlikten, kadın-erkek, genç yaşlı vatandaşlarımın bana olan sıcak muhabbetini ve güvenini yakından hissettim. Gösterdiğiniz samimi muhabbet ve güven, Cumhurbaşkanlığı dönemimin bende kalan en aziz hatırası olacaktır. Yüce Meclise, Hükümetimize ve yargı oranları ile sivil toplumumuza benimle yaptıkları değerli iş birliği için içtenlikle teşekkür ediyorum. Ecdadımızın, devletimizin kurucularının, şehitlerimizin, kahramanlarımızın aziz hatıralarını bu vesileyle bir kez daha yâd ediyor, kendilerine Allah’tan rahmet diliyorum. Görevimden ayrılırken, Aziz Türk milletinin ve ülkemizin geleceğine olan inancımın tam olduğunu ifade etmek isterim. Şahsım ve ailem adına, hepinize Cenab-ı Allah’tan sıhhat ve selamet diliyorum. Gençlerimizin, çocuklarımızın gözlerinden öpüyorum. Hepinizi Allah’a emanet ediyorum.”
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Geleneksel nikâh törenleri için iki şahit yeterlidir. Son yıllarda, -ister güç gösterisi, ister sempati devşirmek diye yorumlayın- çok şahitli düğünlere de rastlar olduk. Yasal olarak yine iki kişi imza atıyor. Ama hem gelin hem damat tarafının, sevdiği-saydığı kişiler arasından dilediği kadar nikâh şahidi seçip “zengin” bir görüntü sunmasına da kimse “hayır” demiyor. İşte böyle çok şahitli nikâh törenlerinden biri de 4 Mart 2013’te yapılmıştı. Osman Hulusi Toprak ile Şeyda Tosyalı çiftinin nikâh şahidi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ’dü.
Sadece Gerçek Ankaralıların Bildiği 10 Çok Lezzetli Mekan
etiket
Bilen bilir bazı yemekler sadece Ankara'da yenir. Mesela yaprak döner. Ama ustası olduğumuz başka lezzetler, ve bu lezzetleri şölene çeviren harika mekanlarımız da var.  Bir Ankara yerlisi olarak senelerdir biriktirdiğim bu lokantaları sizinle bir görev bilinci ile paylaşıyorum. Siz de unuttuklarımı ya da bilmediklerimi yorumlarda paylaşırsanız açık kaynaklı bir gastronomik şölen yaratmış oluruz.Şimdiden hepimize afiyet olsun. Not: Sıralama rastgeledir.
Reklam