Uğur Batı Yazio: Dini Hatırlatmalar İnsanları Hile Yapmaktan Alıkoyar mı?
10.8.2005 tarihli bir gazete haberi şöyle diyordu: “Vatikan, Roma Katolik Kilisesi’nin ruhani lideri Papa 16. Benediktus, bir endülijans çıkararak, yapacağı Almanya ziyaretinde kendisini dinlemeye gelen Katoliklerin tüm günahlarının bağışlanacağını duyurdu.” Papa aslında Almanya’daki vaazına katılımın yüksek olması için, kendisini dinleyeme gelenlerin günahlarını affedeceğini vaat etmişti. 16. Benediktus, Katolik Kilisesi’ndeki eski bir uygulamayı canlandırmıştı. Katoliklik inancında bu uygulamanın ilk kez başlatılması, Haçlı Seferleri dönemine dek uzanıyor. Kilise o dönemde Kudüs’ü Müslümanlardan geri almak için savaşa katılan Katoliklere tüm günahlarını bağışlama garantisi vermekteydi. Papa’nın temelde amacı kendisinin ilk yurtdışı seyahatini medyatik bir olaya dönüştürmekti. Bunun üzerine Katolik kiliseler, Papa’nın Almanya ziyareti için Köln’e ziyaretçi taşıma hazırlıklarını büyük bir kararlılıkla sürdürmüş, sadece İtalya Katolik Piskoposlar Konferansı, özel tren, otobüs ve uçak seferleriyle Köln’e sadece İtalya’dan 40 bin kişiyi toplantıya götürmüştü. Toplamda da 1 milyon kadar Katolik Köln’de toplanmıştı. Papa 16. Benediktus gerçekten ilginç bir adamdı. “Son dönemde Tanrı uykuda gibiydi.” sözleriyle asimetrik düşünce tarzını ortaya koyan Papa’yı görsem şunu sormak isterdim: “Bir gün Facebook’tan günah çıkarmak mümkün olacak mı?”
Göçü Kolaylaştıran Dijitalleşme, Riskleri De Beraberinde Getiriyor
İSTANBUL (AA) - ANDAÇ HONGUR - Fenerbahçe Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özlem Özdemir, akıllı telefonların mülteciler için yaşam kiti görevi gördüğünü ve dijitalleşmenin göçü kolaylaştırdığını belirterek, 'Mültecilerin kurdukları sosyal ağlarda sadece mülteciler yok, kaçakçılar ve insan tacirleri de var. Uygulamaları da herkes indirebiliyor. Bu riskli bir durum ve güvenlik problemlerini ortaya çıkarıyor.' dedi.AA muhabirinin sorularını cevaplayan Özdemir, tarih boyunca insanların savaş, çatışma, açlık, kuraklık, iklim değişikliği, işsizlik, şiddet, etnik temizlik ve soykırım gibi nedenlerle kendilerini daha güvende hissedecekleri, hiç bilmedikleri coğrafyalara doğru göç ettiğini söyledi. Göç çalışmalarında, güvenlik, iletişim, antropoloji, sosyoloji, uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi ile ekonomi gibi farklı disiplinlerin bir araya geldiğini dile getiren Özdemir, dijital teknolojik gelişmelerin göç ve dijital teknolojiyle ilgili alanlarda daha farklı araştırmalar yapılmasına yol açtığını belirtti.Özdemir, gelişen iletişim teknolojileri sayesinde sosyal medya üzerinden veya uygulamalar aracılığıyla mültecilerin gitmek istedikleri ülkeye ilişkin bilgi sahibi olabildiğini söyledi.'Mülteciler, özellikle Facebook kullanıyor'Mültecilerin kurdukları iletişim ağları sayesinde göç rotalarını dahi değiştirebildiğine dikkati çeken Özdemir, şöyle devam etti:'Mülteciler, özellikle Facebook kullanıyor. Burada oluşturdukları sosyal ağlarda bir araya geliyor ve orada bir kamusal alan yaratıyorlar. Daha önce giden, deneyimli mülteciler, diğer mültecilerle yol güzergahındaki riskleri, maliyeti, yaşadıkları ülkedeki yaşam tarzını, zorluklarını kurdukları ağlarda paylaşıyor ve orada bir heterotopya yaratıyorlar. Bu da mültecilerin göç rotalarını değiştirmelerine neden olabiliyor.''Uygulamalarda edindikleri bilgileri normal hayatta edinmeleri çok zor ve zaman alıyor'Doç. Dr. Özdemir, akıllı telefonların mülteciler için bir zenginlik sembolü olmadığının altını çizerek, 'Akıllı telefon bir mülteci için yaşam kiti, bir pusula, Avrupa'ya giriş kapısı, can simidi görevi görüyor. Cep telefonuna sahip olmak bir mülteci için güvende olmak anlamına geliyor. Ailesiyle veya daha önce göç eden mültecilerle iletişim kurma aracı olarak görülüyor.' dedi.Mültecilere yönelik mobil uygulamalara değinen Özdemir, şu bilgileri verdi:'Bir mültecinin, herhangi bir ülkeye gitmeden önce edinmesi gereken bütün bilgiler, onlara yönelik geliştirilen mobil uygulamalarda bulunuyor. Uygulamalar, çevrim içi veya çevrim dışı kullanılabiliyor. Mültecilerin uygulamalarda edindikleri bilgileri normal hayatta edinmeleri çok zor ve zaman alıyor. Uygulamaları daha önce Avrupa'ya göç etmiş mülteciler, gönüllüler, kendilerinden sonra gelecek mültecilere yardım etmek amacıyla yapıyor. Sivil toplum kuruluşları, Birleşmiş Milletler veya hükümetlerin yanı sıra bazen birkaç ülke bir araya gelerek proje kapsamında uygulamalar yapabiliyor. Örneğin Kızılhaç'ın Norveç ve Kanada'ya gitmek isteyen mülteciler için yaptığı bir uygulama var. Birkaç Avrupa ülkesinin bir araya gelerek, proje kapsamında oluşturduğu 'Love Europe' uygulaması var. Arakanlı Müslümanlar'a yönelik uygulamada, onların gittiği Avustralya, Çin, Japonya, Malezya, Singapur ve Tayland'a ilişkin bilgiler yer alıyor.'Özdemir, mültecilerin gittikleri ülkelerde karşılaştıkları ilk sorunun dil olduğunu, uygulamalarda günlük konuşma kalıpları ve kelimelerin yer aldığını söyledi.Ulaşım, sağlık, hastaneler, eğitimle ilgili her türlü bilginin buralardan edinilebildiğini kaydeden Özdemir, 'Dijitalleşme ve sosyal ağlar göçü kolaylaştırıyor. Diyelim ki bir grup mülteci Avusturya sınırına gitti ve orada güvenlik güçlerini gördü. GPS koordinatlarını göndererek, arkadan gelen mültecileri uyarıyor. Onlar da göç rotasını değiştiriyor. Bu bağlamda mülteciler açısından dijitalleşmenin göçü kolaylaştırdığını söyleyebiliriz.' ifadelerini kullandı. 'Uygulamaları kimlerin, hangi amaçla yaptığını bilmek gerekiyor'Doç. Dr. Özdemir, uygulama ve sosyal ağların risklerine de işaret ederken, 'Mültecilerin kurdukları sosyal ağlarda sadece mülteciler yok, kaçakçılar ve insan tacirleri de var. Uygulamaları da herkes indirebiliyor. Bu riskli bir durum ve güvenlik problemlerini ortaya çıkarıyor. WhatsApp'ta, Telegram'da, Signal'de tartıştığımız güvenlik problemleri aslında bu ağlar için de geçerli. Bana göre bunların devlet eliyle yapılmış uygulamalar olması gerekiyor çünkü cep telefonuna indirilen her şeye uygulamayı yapan kişi erişebiliyor.' diye konuştu.Mültecilere yönelik uygulamaların olumlu ve olumsuz yanları olduğunu dile getiren Özdemir, 'Mülteciler bu uygulamalar sayesinde gittikleri ülkede çok kolay dil öğrenebiliyor ve ülkeye uyumu kolaylaşıyor. Ancak uygulamaları kimlerin, hangi amaçla yaptığını bilmek gerekiyor.' değerlendirmesinde bulundu.
Reklam
Reklam
İstanbul Fırkateyni'nin Denize İniş Ve Pakistan Milgem Korvet Projesi 3'Üncü Gemi İlk Kaynak Töreni
İSTANBUL (AA) - Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, 'İstif sınıfı fırkateyn projesi kapsamında İzmir, İzmit ve İçel isimleriyle diğer 3 gemimizin de 2027 yılına kadar tamamlanması planlanmaktadır.' dedi.Genelkurmay Başkanı Güler, İstanbul Fırkateyni'nin Denize İniş ve Pakistan MİLGEM Korvet Projesi 3'üncü Gemi İlk Kaynak Töreni'ne katılarak konuşma yaptı.Türk donanmasının gücüne güç katmak maksadıyla, yerli ve milli imkanlarla geliştirilen MİLGEM istif sınıfı İstanbul Fırkateyni'nin denize iniş ve Pakistan MİLGEM Korvet Projesinin 3. gemi ilk kaynak törenine şahitlik etmenin haklı gurur ve heyecanını yaşadığını belirten Güler, 'Sayın Cumhurbaşkanımıza törene teşrifleriyle bizleri onurlandırdıkları için şükranlarımı arz ediyor, tüm katılımcılara saygılarımı sunuyorum.' diye konuştu.Güler, 'Deniz Kuvvetlerimiz mavi vatanımızın yanı sıra Atlantik'ten Büyük Okyanus'a kadar şanlı bayrağımızı şerefle dalgalandırmak suretiyle her coğrafyada etkin harekat icra etmeye her daim hazır olduğunu göstermiş ve yüce ulusumuzun gurur kaynağı olmuştur.' ifadelerini kullandı.'İzmir, İzmit ve İçel gemimizin de 2027 yılına kadar tamamlanması planlanmaktadır'Donanmanın bugünkü seviyesine ulaşmasında katkısı bulunan ve hayatlarını kutsal vatan toprakları için feda eden aziz şehitler ile ebediyete intikal eden tüm denizcileri şükran, minnet ve rahmetle andığını, hayatta olanları ve kahraman gazileri de saygıyla selamladığını dile getiren Orgeneral Güler, şöyle devam etti:'Son yıllarda zatıalinizin liderliği ve destekleri doğrultusunda gelişen milli savunma sanayindeki millilik ve yerlilik oranının yüzde 70'lere yükseldiğini gururla müşahede etmekteyiz. Bu çerçevede İstanbul Fırkateyni'nin imkan ve kabiliyetleri ile ateş gücü, ilave silah ve sistemler eklenerek daha önce inşa ettiğimiz ada sınıfı gemilere oranla artırılmıştır. Geliştirilmekte olan birçok milli teknolojik yeniliklerin de önümüzdeki dönemde bu fırkateynimizde kullanılması hedeflenmektedir. Biraz sonra mavi vatanla buluşmasına tanıklık edeceğimiz İstanbul Fırkateyni Cumhuriyetimizin 100'üncü yılını kutlayacağımız 2023 yılında hizmete girmiş olacaktır. İstif sınıfı fırkateyn projesi kapsamında İzmir, İzmit ve İçel isimleriyle diğer 3 gemimizin de 2027 yılına kadar tamamlanması planlanmaktadır. Ayrıca dost ve kardeş ülke Pakistan'ın deniz kuvvetlerini güçlendirmek üzere MİLGEM projesini tercih etmesi bizler için ayrı bir gurur vesilesidir. Harp gemisi inşası alanında sürdürmekte olduğumuz ortak gayret, Türk savunma sanayinde duyulan güvenin ve Pakistan ile Türkiye arasındaki iş birliğinin en anlamlı göstergesidir.'Bugün ilk kaynağı yapılacak MİLGEM Korveti'nin Pakistan'ın savunma ve güvenliğine önemli katkılar sağlayacağına yönelik inancını dile getiren Orgeneral Güler, şunları söyledi:'Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın pek çok zaferi tarihe altın harflerle yazdıran kahraman komutan ve leventlerin taşıdığı inanç ve ruhla en modern deniz harp silah ve vasıtalarını öz kaynaklarımızla inşa etmek suretiyle denizcilikte en üstün eğitim seviyesine ulaşarak kendisine verilen görevleri bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da başarıyla yerine getireceğine, denizlerdeki Türk hak alaka ve menfaatlerini koruyarak atalarımızdan aldığımız şerefli sancağı daha da yükseklere taşıyacağına olan inancımız tamdır.'Projelerde çalışan ve katkısı olanları tebrik eden Güler, şunları kaydetti: 'Bu vesileyle Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın başarı çıtasını daha yükseklere taşımak için büyük bir gayret ve özveriyle çalışan başta Sayın Deniz Kuvvetleri Komutanımız olmak üzere tüm seçkin personelini kutluyor, İstanbul Fırkateyni'nin ilerideki hizmetleriyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücüne güç katmasını temenni ediyor, dost ve kardeş ülke Pakistan'ın MİLGEM Projesi kapsamında ilk kaynağını atacağımız korvetinin en kıza zamanda suya indirilerek kendi donanmalarına katılmasını ve başarılı görevler icra etmesini diliyorum. TSK ve onun ayrılmaz bir parçası olan Deniz Kuvvetlerimizin bugünkü seviyesine gelmesinde desteğinizi hiçbir zaman esirgemeyerek bu anlamlı günde töreni teşriflerinizle bizleri onurlandırdığınız için zatıalinize bir kez daha şükranlarımı arz ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle ebedi başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü onun kahraman silah arkadaşlarını ülkemizin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğü için canlarını seve seve feda eden aziz şehitlerimizi bir kez daha minnet ve rahmetle, kahraman gazilerimizi ve şehit ailelerimizi şükranla anıyorum.'
Karabükspor'un Eski Yıldızı Hayatını Kaybetti! Luton Shelton Kimdir?
Süper Lig’de 2011-2013 yılları arasında Kardemir Karabükspor’da forma giyen Jamaika'lı futbolcu Luton Shelton, 2 yıl önce ALS hastalığına yakalanmıştı. Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastalığına yakalanan ve tedavisi bir süredir devam eden Luton Shelton 35 yaşında hayata gözlerini yumdu. Peki Luton Shelton kimdir? Neler olmuştu? Detayları haberimizde sizler için derledik...
Reklam
Medeniyet Mefkuresini Rehber Edinen Yazar: Ahmet Hamdi Tanpınar
İSTANBUL (AA) - FATİH TÜRKYILMAZ - 'Huzur', 'Saatleri Ayarlama Enstitüsü' ve 'Beş Şehir' eserleriyle okuyucuların kalbinde yer edinen Türk edebiyatının önemli yazar ve şairlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar, vefatının 59. yılında yad ediliyor. Şair ve yazarlığın yanı sıra Cumhuriyet neslinin ilk öğretmenlerinden olan edebiyat tarihçisi, siyasetçi ve akademisyen Tanpınar, 23 Haziran 1901'de Kadı Hüseyin Fikri Efendi ile Nesime Bahriye Hanım'ın üçüncü çocuğu olarak İstanbul'da dünyaya geldi. Farklı şehirlerde okuduğu ilkokul, ortaokul ve lisenin ardından bir yıl kadar baytar mektebinde eğitim alan Tanpınar, lise öğrencisiyken şiirlerinden tanıdığı Yahya Kemal Beyatlı'nın etkisiyle 1919'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne girdi. Fakülteyi 'Şeyhi'nin Hüsrev ve Şirin'i' adlı teziyle 1923'te bitiren yazarın hocaları arasında Beyatlı'nın yanı sıra Cenap Şahabettin, Necip Asım, Rıza Tevfik, Fuad Köprülü, Ferit Kam, Yusuf Şerif Kılıçel, Ali Ekrem Bolayır, Hüseyin Daniş gibi isimler yer aldı.Tanpınar, adını ilk kez 1920'de 'Altın Kitap' dergisinde yayınlanan 'Musul Akşamları' şiiriyle duyururken, mezuniyetinin ardından Erzurum, Konya, Ankara ve İstanbul'daki farklı okullarda estetik, mitoloji ve edebiyat öğretmenliği yaptı.'Tanpınar'ın önemi, birçok estetik soruna yanıt araması'Şiir zevkinin oluşumunda özellikle Beyatlı ile Ahmet Haşim'in etkisi olduğunu yazılarında da aktaran Tanpınar'ın eserleri 'Dergah', 'Milli Mecmua', 'Hayat', 'Görüş', 'Ülkü', 'Varlık', 'Oluş', 'Kültür Haftası' ve 'Aile' dergilerinde okuyucuyla buluştu.Eleştirmen Doğan Hızlan, 26 yaşındayken Fransız şair Paul Valery'yi okuduktan sonra estetik algısı yeni bir boyut kazanan Tanpınar için bir televizyon programında şunları kaydetti:'Tanpınar'ın önemi, birçok estetik soruna yanıt araması. Sadece romancı ya da şair olarak kalsa, bu türde iyi yapıtlar vermiş biri olarak değerlendirilir, edebiyat tarihi açısından ona göre yargılanırdı. Ama Tanpınar bizim kimlik sorunumuz üzerine çok düşünmüş. Doğu-Batı, bence her yazarın düşünmesi gereken bir sorunsal. Bugün de düşünmesi gereken, yarın da düşünülecek bir sorunsal. Tanpınar buna yanıt ararken estetik serüvenin coğrafyasını genişletiyor.'Usta edebiyatçının ilk düz yazısı ise 20 Aralık 1928'de yine 'Hayat' dergisinde çıkarken, farklı bir çalışma alanı olarak çeviriye de başladı ve 1929'da E. T. A. Hoffmann'ın 'Kremon Kemanı' ile Anatole France'tan 'Kaz Ayaklı Kraliçe Kebapçısı' adlı kitapları çevirdi.Ahmet Kutsi Tecer ile 1930'da Ankara'da 'Görüş' dergisini çıkarmaya başlayan Tanpınar, 1932'de Kadıköy Lisesi'ne, 1933'te ise estetik mitoloji dersi vermek üzere Sanayi-i Nefise Mektebi'ne atandı.Şiirlerinden çok romanları ve edebiyat tarihi araştırmalarıyla tanındıTanpınar, kendi ifadesiyle 1932 yılına kadar 'radikalist bir Batıcı' olup Doğu'yu tamamıyla reddederken, sonrasında ise yenileşmenin gereğine inanmasına rağmen Osmanlı medeniyetinin ve büyük değerlerin giderek kaybolmasından gelen bir hüzün de yaşadı.Ahmet Hamdi Tanpınar, 1939'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde yeni kurulan '19. Asır Türk Edebiyatı Kürsüsü'nde profesör olarak görev alırken, Tanzimat'tan sonraki Türk edebiyatının tarihini yazmakla görevlendirildi ve İslam Ansiklopedisi’ne de maddeler yazdı.Kırklareli'nde topçu teğmeni olarak 1940'ta vatani görevini yapan yazar, 1942'de CHP Kahramanmaraş Milletvekili olarak Meclis'e girse de siyasete girmekten hiç memnun olmadı.Tanpınar, şiirlerinden çok romanları ve edebiyat tarihi araştırmalarıyla tanınırken, edebiyatçılığının yanı sıra kişiliğiyle de dikkati çekti.İlk kez 1944'te tefrika halinde yayınlanan 'Mahur Beste' adlı romanı 1975'te basılan Tanpınar, eserini Lale Devri'nin ünlü hanende ve bestekarı Eyyübi Ebubekir Ağa'ya ithaf etti. Türk musikisiyle de ilgilenen, eserlerinde zaman duygusunu, mazi düşüncesi ve rüya estetiğini sıkça işleyen yazar, psikolojik tahlillere geniş yer verdiği hikaye ve romanlarında Batılılaşma ve gelenekler arasında kalan kişilere odaklandı.'Onun kısık sesle anlattıkları ise hiç ummadığımız anda bir çare sığınağına dönüşür'Tanpınar hakkında geniş çalışmalar yapan İnci Enginün, Tanpınar'ın insanı ele alış şekline yönelik, 'İnsanın, etrafındaki terkibin bir parçası olduğuna inanan yazar, onları geniş çevreleriyle, bir ufacık hadisede derinleştirilen psikolojileriyle verir. Bunu yaparken de imajlarla zengin, Türkçenin en yüksek mizahi ve ironik üslubuyla, onları ve hayat karşısındaki tavırlarını anlatır.' tespitinde bulundu.Enginün, Tanpınar'ın hiçbir sözünü bağıra çağıra, abartılarla anlatmadığına işaret ederek, 'Onun kısık sesle anlattıkları ise hiç ummadığımız anda bir çare sığınağına dönüşür. Okuyucusunun içinde devam eden sesi, cümle cümle en muhtaç olduğumuz anda, aydınlatıcı bir ufku gözler önüne serer. Sanıyorum Tanpınar’ın git gide artan etkisi, insanı büyüsüne alan güçlü anlatımının okuyucuda yaşamasından kaynaklanmaktadır.' değerlendirmesini yaptı.Tanpınar'ın 1948'de tefrika halinde yayımlanan 'Huzur' eseri, 1949'da kitap haline getirilerek okuyucuyla buluştu.Bir süre Milli Eğitim Müfettişliği de yapan Tanpınar, 1949'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde yeniden görev yapmaya başladı.'Sahnenin Dışındakiler' eseri, vefatından sonra basıldıUsta edebiyatçının, Türk insanının Doğu ile Batı arasında bocalamasını irdeleyen 'Saatleri Ayarlama Enstitüsü' eseri 1961'de yayımlandı.Hüseyin Su tarafından 'Bütün yazdıklarının iklimini, birikimini paylaşmalarının yanında, dili ve üslubu, kurduğu tahkiye dünyası, zaman, rüya, musiki, kadın, ölüm, hayat, ikinci hayat ve ikinci ben… gibi kendine özgü anlatım renkleri açısından da sanatçı kişiliğinin romancıdan sonra gelen sıfatı olmuştur.' şeklinde anlatılan Tanpınar, kendisinin şiirle ilgisini ise şöyle tarif etti:'Şiirde dolayısıyla kendimin, hikaye ve romanlarımda kendimle beraber mümkün olduğu kadar hayatın ve insanların (benden başkalarının) peşindeyim.''Mahur Beste' ve 'Huzur' eserleriyle birlikte üçleme oluşturan, Anadolu'da süren Kurtuluş Savaşı ile İstanbul'daki aydınlarla halkın farklı kesimlerinden insanların değişen hayatlarını işleyen 'Sahnenin Dışındakiler' kitabı ise 1950'de tefrika edilip vefatından sonra 1973'te basıldı.'Kelimenin en hakiki manasıyla Avrupalı fakat aynı zamanda da en derin ve güzel bir şekilde milli'İstanbul, Bursa, Ankara, Erzurum ve Konya şehirlerini doğal, tarihi ve kültürel yapılarıyla anlattığı 'Beş Şehir' isimli eseri de kaleme alan Tanpınar, romanlarında gerçekçi ve sosyal sorunlara eğilen tarzıyla dikkati çekti.Mehmet Kaplan'ın tarifiyle 'Kelimenin en hakiki manasıyla Avrupalı fakat aynı zamanda da en derin ve güzel bir şekilde milli' olan Tanpınar, edebi eserin ana unsurlarını mükemmeliyet, hayat tecrübesi ve dil temellerine oturttu.Geçirdiği kalp krizi nedeniyle 23 Ocak 1962'de İstanbul'da vefat eden usta edebiyatçı, Aşiyan Mezarlığı'nda Yahya Kemal’in mezarının yanı başına defnedildi. Mezar taşında, kendi dizeleri olan 'Ne içindeyim zamanın/Ne de büsbütün dışında' ifadeleri yazılan Tanpınar'ın tamamlayamadığı ve öldükten sonra notları içerisinden toparlanarak yayına hazırlanan romanı 'Aydaki Kadın' 1987'de basıldı.Eserleri:'Huzur', 'Mahur Beste', 'Sahnenin Dışındakiler', 'Saatleri Ayarlama Enstitüsü', 'Aydaki Kadın', 'Şiirler', 'Bütün Şiirleri', 'Seçmeler', 'Abdullah Efendi’nin Rüyaları', 'Yaz Yağmuru', 'Hikayeler', 'Tevfik Fikret Hayatı Şahsiyeti Şiir ve Eserlerinden Parçalar', 'Namık Kemal Antolojisi', '19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi', 'Yahya Kemal', 'Edebiyat Üzerine Makaleler', 'Mücevherlerin Sırrı', 'Edebiyat Dersleri', 'Beş Şehir', 'Yaşadığım Gibi', 'Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Mektupları', 'Tanpınar’dan Hasan Ali Yücel'e Mektuplar'
Reklam
Gram Altın Kaç TL Oldu? 23 Ocak 2021 Altın Fiyatları...
Altın fiyatları 23 Ocak 2021 Cumartesi yani hafta sonunun ilk gününde güncel piyasalarda hafif bir düşüşle başladı.. Çeyrek ve gram altın piyasasında son durum da merak ediliyor. Gram altın 441 TL den işlem görüyor. İşte piyasalarda saat 10.30 itibariyle altın fiyatları...
Reklam
Yozgat'ta Kendisini Jandarma Olarak Tanıtan Dolandırıcı, Yaşlı Çiftin Altınlarını Aldı
YOZGAT (AA) - Yozgat'ta kendisini telefonda jandarma olarak tanıtan dolandırıcı, yaşlı çiftin 21 cumhuriyet altınını aldı. Yozgat'ın kırsal Divanlı Mahallesi'nde yaşayan Salih (71) ve eşi Satı Yılmazer'i (71) telefonla arayan ve kendisini jandarma olarak tanıtan kişi, hırsızlık suçuna karıştıkları gerekçesiyle evdeki altınları inceleme yapmak için sivil ekip göndereceğini söyledi. Telefondaki kişi, Yılmazer'den gelen sivil ekibe parola sormasını ve parolanın 'bayrak' olduğunu, parolayı yanlış söylerse altınları vermemesini istedi. Dolandırıcının yaklaşık 4 saat telefonda oyaladığı yaşlı çift, eve gelen zanlıya parolayı sorup cevabını aldıktan sonra 21 cumhuriyet altınını teslim etti. Altınları verdikten sonra dolandırıldıklarını anlayan çift, durumu jandarmaya bildirdi. Harekete geçen ekipler, yaptıkları araştırma sonucunda zanlıyı altınlarla birlikte Kayseri'de yakaladı. Zanlının altınların bir kısmını bozdurduğu ve 5 bin lirasını harcadığı belirleyen jandarma ekipleri, kalan para ile altınları Yılmazer çiftine teslim etti. Olayı AA muhabirine anlatan Satı Yılmazer, eve gelen telefonu açtığında karşıdaki kişinin kendisini jandarma olarak tanıttığını belirterek eşinin hırsızlıkla suçlandığını ve telefonu eşine verdiğini anlattı. Salih Yılmazer de telefondaki kişinin kendisine bir evde hırsızlık olduğunu, orada kimlik fotokopisini bulduklarını söylediğini aktararak 'Bana 'Evde silah, altın var mı?' diye sordu, ben de 'Silah yok, altın var.' dedim. Bunun üzerine evdeki altınları alıp parmak izini kontrol edeceklerini söyledi. 'Parolamız bayrak, göndereceğim askere parola sor.' dedi. Ben de gelen kişiye sordum, parolayı bilince altınları verdim.' dedi. Dolandırıldıklarını anlayınca durumu jandarmaya bildirdiklerini dile getiren Yılmazer, 'Jandarmamız dolandırıcıyı Kayseri'de yakaladı. Bozdurulan altın parasını ve kalan altınları getirdi. Jandarmamıza çok teşekkür ediyorum. Ben kandırıldım, başkaları kandırılmasın.' ifadelerini kullandı.
Ak Parti Genel Başkanvekili Kurtulmuş Canlı Yayında Soruları Yanıtladı (1):
İSTANBUL (AA) - AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş; İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Adalet Bakanı Abdülhamit Gül arasında bir tartışma, sürtüşme varmış gibi anlayışın ortaya konmasının son derece yanlış olduğunu belirterek, 'Her iki Bakanımız da siyasetin içinden yetişmiş, tecrübeli, devleti de tanımış olan iki değerli Bakan arkadaşımızdır. Birbirleriyle çok yakın diyalog içinde olan iki Bakanımızdır. Asla aralarında herhangi bir çekişmenin olması söz konusu değildir. Hele bunu sosyal medya üzerinden dile getirdikleri kanaati doğru değil.' dedi. Kurtulmuş, Haber Global TV'de canlı yayında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.Ekonomi ve yargıdaki reform çalışmalarına değinen Kurtulmuş, Türkiye'nin sıkıntılı dönemleri reformlarla aştığını vurgulayarak, ekonomi ve siyasette reform süreçlerinin eş zamanlı olarak çalışıldığını ve son rötuşlara gelindiğini söyledi. Kurtulmuş, ekonomi, hukuk ve siyasette bir sıçrayışın oluşması için çalıştıklarını dile getirerek, şu değerlendirmede bulundu: 'Bu anlamda Adalet Bakanlığımızın 1,5 yılda hazırladığı İnsan Hakları Eylem Planı, Cumhurbaşkanımızın başkanlığında görüşüldü ve son noktaya geldi, kendisi de kamuoyu ile paylaşacak. Türkiye insan hakları konusundaki kilit kavram insan onurudur. 'Adalet mülkün temelidir' diyoruz. Adalet sistemimizin ihtiyaçları masaya yatırıldı ve bunların insan onuru çerçevesinde gözden geçirilmesi gerekir. Devlet bir çadırsa çadırın ana direği adalettir. Bana deseler ki, 'Devletin bir maddelik anayasası olacak ne yazılır?' 'Devlet, adaleti sağlamakla yükümlüdür' yazmak gerekir derim. Milletimizin ihtiyacı olan adımların atılmasında da hiç tereddüt etmeyiz. Bize insan hakkı dersi vermeye kalkanların insan hakları dosyalarını açarsak o zaman kimsenin Türkiye'ye insan hakları dersi vermeye cüreti kalmaz. Herkes kendi işine baksın, biz Türkiye olarak kendi ihtiyaçlarımızı biliyoruz, bu adımları geçmişte olduğu gibi bundan sonraki süreçte de atmakta hiçbir şekilde imtina etmeyiz.' 'Yargı kendi bağımsız kuralları içinde devam eder'Yargının bağımsızlığı ve her yargı kurumunun kendi kuralları içinde hareket etmesinin hukukun temel ilkesi olduğuna inandıklarını aktaran Kurtulmuş, 'Yargı kurumlarımıza siyaset kurumu olarak, 'Niye şu konuda şöyle davranıyorsunuz?' deme hakkına sahip değiliz. Eleştirebiliriz ama sonuçta yargı kendi bağımsız kuralları içinde devam eder.' dedi. Kurtulmuş, Anayasa Mahkemesi'nin, CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu kararına ilişkin ise, 'Türkiye'de belli davalar üzerinden ortaya çıkan ve yargıyı yıpratan en temel nokta da budur. Bizim de beğenmediğimiz bir çok husus ve mahkeme kararı var ama yargıyı kendi başına bırakmak lazım. Yargının da siyasallaşmaması lazım. Geçmiş dönemlerde çok yapıldı. Yargı kendini siyasetin üstünde asla kabul etmemeli, siyaset de yargıyı eleştirmeli ama yargıçlık durumuna gelmemesi lazım.' şeklinde konuştu. 'Birbirleriyle çok yakın diyalog içinde olan iki Bakanımızdır'Numan Kurtulmuş, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Adalet Bakanı Abdülhamit Gül arasında olduğu iddia edilen tartışmaya ilişkin, 'İki Bakanımızın arasında böyle bir tartışma, sürtüşme varmış gibi anlayışın ortaya konması son derece yanlış. ' dedi. Kurtulmuş, şu değerlendirmede bulundu:'Sayın İçişleri Bakanımızın validesine yapılan hakareti kimse kabul edemez, son derece aşağılık bir durumdur. Sosyal medya alanının temizlenme zarureti var. Sosyal medyanın bir etiği oluşmalı. İnsanlar sosyal medya üzerinden istediklerine hakaret ediyor. Bu asla kabul edilebilir değildir. Siyaseti magazinleştirmek medyanın da işine geliyor ama her iki Bakanımız da siyasetin içinden yetişmiş, tecrübeli, devleti de tanımış olan iki değerli Bakan arkadaşımızdır. Birbirleriyle çok yakın diyalog içinde olan iki Bakanımızdır. Bu reform paketinin tartışıldığı toplantıda saatlerce yan yana durdular. Asla aralarında herhangi bir çekişmenin olması söz konusu değildir. Hele bunu sosyal medya üzerinden dile getirdikleri kanaati doğru değil. Bu biraz da siyasal magazin haline döndürüldü, bunun doğru olmadığını belirtmek isterim.'AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, bir soru üzerine siyasetçi ve gazetecilere tehdit ve hakaretle bir şekilde hat bildirilmeye çalışılmasının asla kabul edilecek bir şey olmadığını vurgulayarak şunları ifade etti: 'Bu tür saldırıların siyasetçilerin diliyle bir ilgisi olmadığı kanaatindeyim ama buna rağmen siyaset dilinin nezaket içinde ve karşısındakini anlamak şeklinde olmasının Türkiye'nin hayrına olacağına inanıyorum. Siyasetçiler olarak birbirimizin düşmanı değil, rakibiyiz. Asla tasvip edilemez, siyaset müzakere etme yöntemlerinin arandığı bir yerdir. Siyasetçi, yazar ve gazetecilere tehdit, küfür ve hakaretle bir şekilde hat bildirilmeye çalışılması asla kabul edilecek bir şey değildir. Demokrasiyi zedeleyen bir tavırdır. MHP genel Başkanı Sayın Bahçeli saldırılarla ilgili partisinin tavrını çok net bir şekilde ortaya koydu. 'Bu saldırlar bizim partimizi bağlamaz' dedi. Bu saldırıları sonuna kadar kınıyoruz, kime yapılırsa yapılsın demokrasiyi kirleten, zehirleyen davranışlardır. '(Sürecek)
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tügik Heyetini Kabulünde Konuştu: (2)
İSTANBUL (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ekonominin uzun dönemli sürdürülebilir ve kaliteli bir büyüme yapısına kavuşmasını amaçladıklarını belirterek, 'Büyümenin kendisi kadar istikrarını ve istihdam oluşturmasını da önemsiyoruz. Bu doğrultuda yeni hamlelerle Türkiye'yi değişen küresel değer zincirinin önemli bir oyuncusu haline getireceğiz.' dedi. Erdoğan, Vahdettin Köşkü'nde, Türkiye Genç İş Adamları Konfederasyonu (TÜGİK) Genel Başkanı Erkan Güral ve beraberindeki heyeti kabulünde yaptığı konuşmada, ekonominin güçlü yönlerini sağlamlaştırırken tedbir gerektiren hususların üzerine de kararlılıkla gideceklerini söyledi.Özellikle de serbest piyasa ekonomisi çerçevesinde attıkları adımların etkisinin finansal piyasa göstergelerine müspet bir şekilde yansımaya başladığını dile getiren Erdoğan, tüketici güven endeksinin ocakta yüzde 4 artarak 83,3'e yükseldiğini, kur cephesinin nispeten istikrar kazandığını ifade etti.Kasım ayından bu yana merkezi yönetim borç stokunun yaklaşık 150 milyar azaldığını vurgulayan Erdoğan, 'Ülke risk primimiz de düşüyor. Türkiye CDS'leri 300 bas puana doğru iniyor. Türkiye'nin borçlanma maliyetlerini atacağımız kararlı adımlar ve güçlü politika çerçevemizle inşallah düşürmeye devam edeceğiz. Yurt dışındaki yatırımcıların Türk varlıklarına olan talebinin de artmaya başladığını görüyoruz. Son aylarda ülkemize yurt dışından 15 milyar doların üzerinde pörfoy girişi gerçekleşti. Türkiye'ye güvenen yatırımcılar bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kazanmaya devam edecektir.' diye konuştu. Erdoğan, ekonominin uzun dönemli sürdürülebilir ve kaliteli bir büyüme yapısına kavuşmasını amaçladıklarını belirterek, şöyle devam etti:'Büyümenin kendisi kadar istikrarını ve istihdam oluşturmasını da önemsiyoruz. Bu doğrultuda yeni hamlelerle Türkiye'yi değişen küresel değer zincirinin önemli bir oyuncusu haline getireceğiz. Yüksek teknoloji sektörleri öncelikli olmak üzere çekeceğimiz uluslararası yatırımlarla ülkemizi bir yatırım, üretim ve teknoloji üssü yapacağız. Bu noktada tabii sizlerin gayretini çok önemsiyorum. Yani sizler iş insanları olarak eğer yurt dışından ülkemize yatırımcı çekecek olursanız bu Türkiye'yi yeniden o 23,5 milyar dolarlara yükseldiğimiz döneme getirir. Bu 30'a getirir, buralara bizim yeniden çıkmamamız için hiçbir sebep yok. Bunu da başarırız.''Yabancı yatırımcı ve şirketleri ülkemize davet edip onlarla görüşebiliriz'Cumhurbaşkanı Erdoğan, yatırım ortamının daha da iyileştirileceği, öngörülebilirliğin daha da artırılacağı, yatırımcıların beklentilerinin daha yüksek düzeyde karşılanacağı bir iklimin tesisi için gereken tüm adımları atacaklarını vurguladı.Bununla ilgili planını da paylaşan Erdoğan, 'Uluslararası gerek yatırımcı gerek şirketleri biz senede bir, hatta iki kez ülkemize davet edip, onlarla ülkemizde timetablelar yapabiliriz, onlarla özellikle bazı görüşmelerimizi yaparız. Hatta onlara ülkemizdeki yatırım imkanlarının neler olduğunu, ne gibi yatırımlar yapabileceklerini anlatmak suretiyle onlara bu yatırımların ama finans sektöründe ama sanayide olduğunu anlatmamızda fayda var. Bunları geçmişte başbakanlığım döneminde falan çok yaptık ve çok da faydasını gördük.' şeklinde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Ekonomi ve hukuk alanındaki reform gündemimizle ilgili yoğun bir hazırlık dönemini geride bıraktık. Yakında kapsamlı reform paketimizi kamuoyuyla paylaşacağız. Ekonomide bu sene temel hedeflerimizden birisi fiyat istikrarını sağlamak olacaktır. Kur istikrarı enflasyonla mücadelede oldukça önemli bir yer tutuyor. Cari açıkla mücadelede yapısal önlemlere hız veriyoruz. Az önce Sayın Başkanın ifade ettiği gibi, özellikle bunu kendilerinden burada dinlediğim gibi, daha sonra da bunun işlenmesinin gereğine inanıyorum. O da şudur. Değerli arkadaşlar, yüksek faize kesinlikle karşıyım ve bu konuda sizlerin mesajları önem arz ediyor. Niye önem arz ediyor? Çünkü siz şu anda yatırımcı konumundasınız. Eğer siz bu yatırımları, düşük faizli kredi imkanına sahip olursanız yapabileceksiniz. Siz bu yatırımı yaptığınız zaman bu bize istihdamı sağlayacak. Üretimi sağlayacak. İhracatı sağlayacak. Bütün bunlar aynı zamanda uluslararası piyasada rekabet imkanını sağlayacak. Bunları başaracağız ki ne yapalım, devlerle yarış edebilir hale gelelim.''Yüksek faizle ülkemin kalkınacağına inanmıyorum'Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyada şu anda eksi faizle kredi veren finans kuruluşları olduğunu belirterek, bunlara Japonya ve İsrail'i örnek gösterdi.İsrail'in kendi içinde eksi faiz ama başkasına karşı daha fazla faiz verdiğini dile getire Erdoğan, 'Avrupa'ya gelen 1, o civarda. Amerika hakeza öyle. Peki bize ne oluyor da 20'lerin üzerine çıkıyoruz. Bizim arkadaşlar da bana kızıyorlar biliyorum. Ama kusura bakmasınlar eğer ben bu ülkenin Başkanıysam, Cumhurbaşkanıysam ben bunu anlatmaya devam edeceğim. Çünkü ben yüksek faizle ülkemin kalkınacağına inanmıyorum. Çünkü biz eğer yatırımı güçlendirirsek işsizlik diyoruz, istihdamı güçlendirirsek, üretimi artırırsak, ihracatımızı artırırsak, buna ihtiyacımız var. Biz ihracatımızı artıracağız ki dışarıdan imkanlar gelsin, cari açığı da azaltmış olalım, hatta bitirmiş olalım. Buna ihtiyacımız var.' ifadelerini kullandı.Savunma sanayisinde başarıyı getiren yönetişim modelini imalat sanayinin diğer alt sektörlerinde de uygulayacaklarını belirten Erdoğan, ekonomide temin edilecek güven ve istikrar sayesinde büyük faiz yükünden de önemli ölçüde kurtulacaklarına inandığını kaydetti.Bankaların kar etmekle övündüğünü ifade eden Erdoğan, 'Öbürü neyle övünüyor. Ben de senden fazla kar ettim. Sizin karınız önemli değil. Bu noktada reel sektördekilerin karı bizim için önemli. Bunu başarmamız lazım. Eğer reel sektör başarıyı elde edemiyorsa demek ki iyi yolda değiliz. Buna bizim dikkat etmemiz gerekiyor.' diye konuştu.'Bütçe harcamaları geçen yıl program hedefinin altında gerçekleşti'Erdoğan, kamu maliyesinin nispeten düşük borçluluk oranlarının Türkiye'yi pek çok ülkeden olumlu yönde ayrıştırdığını belirterek, şöyle konuştu:'Bütçe harcamaları geçtiğimiz yıl 1 trilyon 202 milyar liraya ulaşarak program hedefimizin altında, bütçe gelirleri ise 1 trilyon 29 milyar ile beklentilerin üstünde gerçekleşti. Böylece yılı yüzde 3,6 ile yüzde 4,9'luk bütçe açığı hedefinin altında kapatmış olacağız. Gelişmekte olan ülkelerde yüzde 10,7'lik bütçe açığı verildiği bir dönemde sağladığımız bu başarı takdire şayandır. Sağlık harcamalarındaki ilave artışlar sebebiyle bütçeye gelen bu ilave yüklere rağmen mali disiplinden taviz vermemekte kararlıyız. Bu amaçla 2021 yılı için bütçe açığını milli gelirin yüzde 3,5 seviyesinde tutmayı yeni hedef olarak belirledik. Bütçede oluşturacağımız mali alanı, gerekmesi halinde salgın kaynaklı ilave harcama ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanacağız.'Erdoğan, hizmetleri arttırırken kamu olarak vatandaşın emanet ettiği vergileri en doğru şekilde ekonomik ve verimli kullanacaklarını dile getirerek, şunları kaydetti:'Yatırımlarda kısa sürede sonuç alacağımız üretken alanlara öncelik vereceğiz. Kamuda tasarrufları artırmanın etkili bir yolu da dijital dönüşüme hız vermekten geçiyor. Kamu harcama programlarını düzenli olarak gözden geçirerek verimsiz olanları da kesinlikle tasfiye edeceğiz. Yani verimsiz olanlarla uğraşmanın bir anlamı yok. Vergi politikalarımızı adil, öngörülebilir, sade, yatırımı, üretimi, istihdamı, ihracatı teşvik edecek bir temele oturtacağız.'Erdoğan, kayıt dışılık ile etkin mücadeleyi devam ettireceklerini anlatarak, 'İktisat tarihi kitaplarına geçecek böylesine zorlu bir küresel konjonktürü 18 yılın birikimi ve tecrübemiz sayesinde başarıyla atlatacağımıza inanıyorum.' ifadesini kullandı.(Bitti)
Reklam