Barış Manço Haberleri

Barış Manço ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Barış Manço ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Türk Popunun 3 Dakikalık Özeti
A Capella Boğaziçi grubundan Türk Popunun 3 dakikalık harika özeti. Grup; Ajda Pekkan'dan 'Her Yerde Kar Var' (1965), Barış Manço'dan 'Dağlar Dağlar' (1970), Cici Kızlar'dan 'Delisin' (1975), MFÖ'den 'Ele Güne Karşı' (1984), Sezen Aksu'dan 'Sarışın' (1988), Yonca Evcimik'ten 'Abone' (1991), Serdar Ortaç'tan 'Karabiberim' (1994) ve Tarkan'dan 'Şımarık' (1998) parçalarını yorumlamış.
İçinde Başka Ünlülerin de Oynadığı, Sizi Çok Şaşırtacak 20 Nostaljik Klip
Bazı klipler vardır ki, oradan hiç tahmin edemeyeceğimiz bir kişi çıkabilir. Bu zamanında çok ünlü olan ya da sonradan üne kavuşmuş bir kişi olabilir. Kliplerde bir görünüp bir yok olan ünlüleri sizin için derledim. Ayrıca fotoğrafların altındaki linke tıklarsanız çocukluğunuzun ya da gençliğinizin şarkılarına gidebilirsiniz. İyi seyirler...
''Barış Bir Yerlerden Bu Sevgiyi Hissediyordur''
15 yıldır aramızda olmadığı halde şarkıları hâlâ ezbere söylenen, parklara, duraklara adı verilen Barış Manço'yu çok sevdiği Moda'daki stüdyosunda eşi Lale Manço Ahıskalı ile andık: 'Barış bir fenomendi, unutulması mümkün değil'15 yıl olmuş. Uzun saçlarına, yüzüklerine, insanı hipnotize eden el kol hareketlerine, inandığı fikirleri şarkılarıyla paylaşmasına, çocukla çocuk, yaşlıyla yaşlı oluşuna o kadar alışmıştık ki aniden gidişine bunca yıldır alışamadık. Bugün aramızda olmasa da Kadıköy'de yaşayanlar bilir, Moda'nın her köşesi biraz da Barış Manço'dur. Sadece müze olarak korunabilmeyi başaran evi de değil, kültür merkezinden duraklara, sokak isimlerinden parklara adı yaşatılır. 15 yıl önce bugün kaybettiğimiz Barış Manço'yu, o hayattayken hep geri planda kalmayı tercih ettiği için ancak ölümünden sonra çıkan mali sorunlarla Don Kişot vari mücadele ederken tanıdığımız eşi Lale Manço Ahıskalı ile anarken, aslında ona duyulan sevgiden hiçbir şey eksilmediğini fark ediyoruz. Eşinin ölümünden sonra hayatını Serdar Ahıskalı ile birleştiren ve bir yandan da Barış Manço'nun adını yaşatmaya çalışan Lale Manço Ahıskalı 'Barış Manço geçen yüzyıldan bu yüzyıla taşınan en önemli karakterlerden biri' diyor.Bunca yıl sonra bile her yerde şarkıları çalıyor, gençler şarkılarını söylüyor. Alışılmadık bir sevgi değil mi bu? - 15 yıl önce Barış'ın cenazesinin olduğu gün, köprünün üstünde binlerce kişi yürüdü. Küpeli bir oğlanla türbanlı bir kız sarılıp ağlaşıyordu. İnsan, şehrin üstünde o sevgi bulutunu hissediyor. O dönem Türkiye'nin kötü yıllarıydı, terör yükselmişti, kavgalar artmıştı. Bunu görünce 'Bir sevgiyle düşmanlıklar, farklılıklar unutuluyor' dedim ve 3 Şubat'ın sevgi ve barış günü olmasını istedim. Birkaç kez bakanlarla konuştum, sonuç çıkmadı. Onun için derneğimizin adı Sevgi ve Barış Derneği oldu. Çünkü onun adıyla gelişen bir misyon var. İnsanın ismiyle misyonu bazen çok örtüşüyor. İsimlerin, insanın kaderi olduğuna inanır mısınız? - Evet, Barış'ın misyonu da doğuştan yüklenmiş. 1943'te 2. Dünya Savaşı'nın ortasında doğuyor. Babası 'Artık savaş bitsin, barış gelsin' diye adını Barış koyuyor. Türkiye'deki ilk Barış. O güne kadar bir erkeğe Barış ismi verilmemiş.**O bitip tükenmeyen enerjisinin kaynağı da bu misyon muydu?- Ben hayatta Barış kadar durmasını bilmeyen çok az insan gördüm. Beyni devamlı meşguldü. Bir gün eve geldim buzdolabını temizliyordu. 'Ne yapayım, canım sıkıldı' demişti.Japonlar da ona hayrandı. Bugün hâlâ orada da dinleniyor mu acaba? - Birkaç yıl önce gittiğimde inanılmaz karşıladılar. Tokyo yakınlarındaki Soko Üniversitesi'nin kurucusu Daisaku İkeda, ruhu yaşasın diye onun adına bir sakura ağacı yetiştiriyor. Büyük bir müzik şirketinin merkezine gittik, içeride Türk-Japon bayrakları asmışlar. Bütün çalışanlar bizi alkışlayınca gözlerimiz yaşardı. Bu Barış'a duyulan sevginin ifadesi. 15 yıl sonra böyle bir ilgiyle karşılaşmak bir insanın gelebileceği en önemli mertebedir. Bence bir yerlerden mutlaka bunları hissediyor. İnsanın hayatını bir şeylere adaması ve karşılığını alması çok mutluluk verici.Kadıköy'de iki durağa, kültür merkezine adının verilmesi de alışılmamış bir olay değil mi? - Doğru mu, değil mi bilmiyorum ama bir teorimiz var: Türkiye'de Atatürk'ten sonra en fazla adı verilen kişi.Bir gün unutulur mu? - İlkokul çocukları onu tanıyorsa, bazı okulların müfredatında bile varsa, yolumuz açık, daha çok gideriz. Çünkü Barış Manço herkesin bildiği ve reel olarak var olmuş bir Evliya Çelebi, bir Nasrettin Hoca, Karacaoğlan, Keloğlan. Bütün bu kişilikleri bünyesinde taşıyor. Toplumların sevdikleri karakterlere ihtiyacı var. Yüreklere, evlere girmiş, söyledikleri motta haline gelmişti. 15 yıldır bu derece korunan bir de Uğur Mumcu'yu gördüm. Barış geçen yüzyıldan bu yüzyıla taşınan en önemli karakterlerden biri.SayfaDepresyonu grip zannetmiştimÖlümünden sonra verdiğiniz maddi savaşları düşününce 'O gücü nereden bulmuşum?' diyor musunuz? - Ben bile şaşırıyordum. Bir dönem bir sürü haksızlık oldu, gerçekten soydular bizi. O dönemde belki benimle ilgili bir haber vardır diye televizyonu bile açmaya korkuyordum. Bazen eski gazetelere bakıyorum 'Normalde LapeHastanesi'ni yatmam ve hâlâ da orada olmam gerekiyordu' diyorum. Zaten bir ölüm şoku yaşarken, üstüne o olaylar geldi, yasımı bile tutamadım. Borçlar, harçlar, hacizler, laflar... Bir cehennemin içindeydim. Bir taraftan da çocukları korumalıydım. Biri 14, diğeri 17 yaşındaydı. Düzen bozulacaktı. Bu sistem Barış'ın emeğine dayalı bir sistem. O varken her şey var. Bizim fabrika oydu, o çalışınca fabrika dönüyordu.Siz de bunları atlatabilme gücünü fabrikanın çalışmasını sağlama zorunluluğundan mı aldınız? - Hayatta kalma mücadelesi bir reflekstir, insan 'Yaşar mıyım, yaşamaz mıyım?' diye düşünmez. Barış hayattayken bir gece eve hırsız girmişti. Barış'la beraber yatıyoruz, ben adamı yatağın ucunda gördüm ve bağırarak fırladım, sokağa kadar kovaladım. Polis sonra bana 'Aman Lale hanım bir daha böyle bir şey olursa sakın kıpırdamayın, ölü numarası yapın' dedi. Adamın üstüne atlamak istemedim ki, bu bir refleks. Vücut, beyin depresyon, içine kapanma, her şeyi reddetme gibi başka korunma mekanizmaları da yaratıyor. Bunlar da olabilirdi, bende öbürü oldu. Depresyona girmedim mi? Girdim ama anlayamadım. Kendimi grip zannediyordum, ilaç alıyordum. Sonunda biri bana 'Senin bu hastalığın grip değil, depresyon olabilir' dedi. Doktora gittim. Bu arada Barış'ın birinci seneyi devriyesine hazırlanıyordum. Doktora 'Bu depresyon olabilir ama hiç vaktim yok, beni 15 gün içinde iyileştirin, sonra düşünürüm' dedim.'Ben yaşlanmam' derdiYaşasaydı 71 yaşında olacaktı. Hâlâ şarkı söyler miydi? - Çok fazla bir şey değişmezdi. Sahnede olur muydu, bilmiyorum. Türkiye'nin zevklerinde, kültüründe ciddi bir erozyon var. Bizim kuşak daha eğitimliydi.Yaşlanmaktan korkar mıydı? - Hayır. 'Ben yaşlanmam, yaşlananlar düşünsün' derdi. Fiziki yaşlanmaya da aldırmazdı. Mesela kilo aldı, saçları azaldı ama dert etmedi.Kostümlerini, takılarını siz hazırlıyordunuz. Nasıl yetişiyordunuz bu tempoya? - Bu bir görev anlayışı, yapılacak, yap. Askerlik gibi. Programda dekor, kostümle başladım sonra Barış'ın kliplerini çektim, yönetmen masasına oturdum. Barış Manço bir müesseseydi. Barış ile ben de çalışanlarıydık. Üstelik 70'li yıllarda bir karakter çıkıyor, saçı uzun, parmağında yüzükler var ve kendini dinletiyor. Bu bence fenomen. O çok özel, seçilmiş insanlardan biri...Oğullarınız da şarkı söylemeye başlamıştı, devam ediyorlar mı? - Hayır. Bizim ailenin Barış hariç diğer tarafı felaket. 'Armut dibine düşer' diyorlar ama 'İyi de burada bir armut daha var' diyorum. Çocuklar benim dibime düşmüş. Doğukan DJ'lik yapıyor. Çok akıllıca bir şey yaparak Survivor'a katıldı ve 'Barış Manço'nun oğlu Doğukan Manço' sıfatını değiştirdi. Batıkan da şarkılarımızın edisyonunu yapan bir şirkette çalışıyor.İ **kinci eşiniz Serdar Ahıskalı'nın da iki oğlu var. Bu kadar erkeğin arasında kendinizi nasıl hissediyorsunuz?- Eskiden bir de Kurtalan Ekspresi vardı, bize provaya gelirlerdi. Halbuki bir kızım olmasını çok istedim. Şimdi güzel bir aileyiz. Çocukların arasında 10'ar yaş var ama birbirlerini kardeş olarak benimsediler. Benim oğullarım ilk günden itibaren 'Onlar bizim kardeşimiz' dedi, oğlanlar da onlara ağabeyleri diye bakıyor.Boğaz'da anılacakBu akşam Barış Manço'nun anısına Kozyatağı Kültür Merkezi'nde 24 Ayar grubu konser verecek. Yarın da yine 10 yıldır geleneksel hale gelen vapur etkinliği düzenlenecek. Sabah 10.30'da Kadıköy'deki Beşiktaş iskelesinden kalkacak Barış Manço vapuru, 11.00'de Kabataş'a uğrayacak, oradan da Kanlıca'ya gidilerek mezarı ziyaret edilecek. 9 Mart'ta da Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda birçok sanatçı Barış Manço'nun şarkılarını seslendirecek.Sayfa
Barış Manço'suz 16 Yıl...
Türkiye'de 7'den 77'ye herkesin kalbinde taht kurmuş sanatçı Barış Manço 16 yıl önce bugün, 1 Şubat 1999 yılında aramızdan ayrıldı. Kendisini sevgi ve özlem ile anıyoruz...
Türkiye'de Efsane Olmuş 22 Nesil
Herkes için yaşadığı dönem özeldir ve birazcık efsanedir. Çocukluğu, gençliği, orta yaşı hep bir nesil içerisinde geçip gider. Sizler için Ekşi Sözlük'ün de yardımıyla Türkiye'de efsane olmuş 22 nesli bir araya getirdik. İllaki biri veya birkaçı sizin neslinizdir.
Cahit Berkay: 'Politik Şarkılarla Kimse İlgilenmiyor, Sevgiyi Silah Olarak Kullanacağım'
180 film için müzik yapan Cahit Berkay, klasikleşmiş müziklerini bugüne uyarlayıp tekrar dinleyicilerinin beğenisine sunmayı planlıyor Bugüne kadar aralarında Çiçek Abbas, Selvi Boylum Al Yazmalım, Güler misin Ağlar mısın'ın da aralarında bulunduğu 180 film için müzik yapan Moğollar'ın kurucularından sanatçı Cahit Berkay yeni bir proje hazırlığında. Proje kapsamında Berkay'ın klasikleşmiş film müzikleri, senfoni orkestrasıyla sahnede yeniden çalınacak. Senfoniye darbuka, bağlama gibi enstürmanlar eşlik edecek. Cem Karaca ve Barış Manço ile birlikte söylediği şarkıları bugüne uyarlayıp Emrah Karaca solistliğinde dinleyicisi ile buluşturmayı planlıyor. Hem rock hem de aşk için 'içi boşaldı' yorumu yapan Berkay, siyasetin de müziğin değişimini tetiklediğini ifade ediyor. Kenan Evren 'e kadar analog olan müziğin onun ardından soğuklaştığına dikkat çekti. Berkay 'Politik içerikli şarkılarla kimse ilgilenmiyor. Sevgiyi silah olarak kullanıp bunu yapacağım.' diyerek Gezi olaylarının kendisini olağanüstü umutlandırdığını söyledi. Ayşegül Akyarlı Güven ’in The Wall Street Journal’da yer alan söyleşisinin bir kısmı şöyle: Kaç filmin müziğinde imzanız var bugüne kadar? Bugüne kadar birebir yaptığım 180 tane film müziği var. Uzunca bir dönem yaşamım yurtdışında geçti. Ama yaptığım film müziklerini başka filmlere de döşediler. 250 film kadar vardır herhalde onlar bir arada olunca. Şimdi bunları bir araya getirecek bir projeniz var. Biraz anlatır mısınız? Proje herşeyden önce 70'li yılları 2014'de tekrar yaşamak tekrar çalıp söylemek, nostaljiden öte dönemin müzikal yaşanmışlığını tekrar yaşamak için. bugünkü kuşaklarla paylaşmak için. Ne yapılacak bu kapsamda? İki farklı formatımız var. Birinde benim hit olmuş film müziklerinin çalınması. Bunu senfoni ile çalacağız. Şu an 12 parça var. 18-20'ye de çıkabilir sayı. Selvi Boylum Al Yazmalım, Çiçek Abbas gibi parçaları çalacağız. Tamamen batı formülünde bir senfoni resmi oluşabilir hayalinizde. Ama öyle oluşmasın. Sonuçta ben bu parçaları Anadolu'dan beslenerek yaptım. Bu nedenle Anadolu'da varolan seslerin de senfoni enstürmanlarıyla güzel bir harmanlamasını oluşturduk. Mesela zurna var, ney var, darbuka var. İki tane böyle konser yaptık. Çok başarılı geçti. Cemal Reşit Rey'de merdivenler bile doldu. Altın Portakal'da da yaptık. O Yeşilçam filmleri zaten 70'lerde kalmadı. Özel kanallar sayesinde bugünün gençleri de onları iyi tanıyor. İkinci formatınız nasıl? Biliyorsunuz biz Cem Karaca ile 45'likler artı albümler yaptık. Barış ile de 1 albüm yaptık. Emrah Karaca'nın solistliğinde bunların bugünkü yorumunu sergilemeyi düşünüyoruz. Bazılarını bugüne uyarlıyoruz. Bazılarınıysa aynı bırakıyoruz. Mesela Dağlar Dağlar. Ona hiç dokunmuyoruz. 70'li yıllarla 2014'ün enerjisinin harmanlandığı bir pozitif kurgu hazırlığındayız. Sinema için müzik nasıl yapılır? Pratikte neler değişir? Senaryo gelir. Okursun. Beğenirsen işi kabul edersin. Filmi çekip kaba montajını yaparlar. Oturup yönetmenle birlikte o kaba montajı izlersin. O sırada elinde kronometre ile filmin neresinde müzik olacağını kararlaştırırsın. Sonra stüdyoda müziği kaydedersin. Biz kaydederken stüdyoda da o film döner. Zamanın yönetmene göre değişir. Mesela Ömer Kavur ve Atıf Yılmaz'ın 'filmi bitireceğiz aman şu tarihte vizyona gireceğiz' gibi bir dertleri olmazdı. O film onların istediği olgunluğa ulaşıncaya kadar ne emek gerekiyorsa o vakti ayırırdı. Ama genelde motor dendikten 1 ay sonra film vizyona girerdi. Ama işin beste boyutu başka.. Nasıl başka? Mesela Selvi Boylum Al Yazmalım'ın müziğini nasıl bestelediğinizi anlatır mısınız? Bazı filmlerde ana temanın yanısıra ikinci bir tema da gerektirir. Mesela bir duygusal müzik olur. sonra o müziğin mutluluk hali olur, dramatik hali olur, işkilli gerilimli hali de olur. Kötü adam takibi için bir müzik gerekir. Ortalama en az 4-5 çeşit tema gerekir. Ben oturdum önce Selvi Boylum Al Yazmalım için tema oluşturmaya. İlk olarak gitar aldım elime. Ama gitarla olmadı. Bağlamayla da olmadı. 3-4 saat kara kara düşündükten sonra evdeki cura aklıma geldi. İlk curam... Telleri yok, toz içinde. O curayı indirdim. Eski telleri temizledim, akordunu yaptım. Yarım saat sonra o müziğin tamamı çıkmıştı. Çünkü filme müzik yapmak hayaldir. Önce o müzikal kurguyu hayal edeceksin. Notalarını hayalinde duyacaksın. New York'ta geçen filme davul zurnayla, Anadolu'da geçen filme saksafonla müzik yapamazsın. Hiç kaybettiğiniz iş oldu mu mesela? Hayır kaybettiğim olmadı. Ama rötuş yaptığım oldu. Ses yükselterek kavgalar etmedik. Çünkü müzikte kavga olmaz. Ama münakaşa olur. Mesela benim asla çalışmayacağım 2 tane yönetmen vardır. Ama isimlerini açıklamam. Atıf Yılmaz ve Ömer Kavur ile çalışmaksa bir ayrıcalıktır. Ne istediğini bilmeyen adamla işi çözmek çok zor. Bu coğrafyada yaşayan insanlara müzik yapıyorsan buradaki kültürü ıskalamayacaksın. Öğrenip kendini onunla donatacaksın. Pir Sultan Abdal'ı da bileceksin, Yaşar Kemal'i de. 70'lerden bugüne 10 yıllık süreçleri düşünecek olursak, neler değişti ve biz nasıl bir etki altına girdik ki bizim dinlediğimiz müzikler değişti? Siyasi açıdan bir etkilenme oldu bir kere. Ama daha da önemlisi 60-70'li yıllar analog dönemdi. Elle dokunup koklayabildiğin bir müzik vardı. Şimdi dijital. Karşı değilim hayat böyle gelişti. Ama analog filmin sıcaklığı ile dijital arasında nasıl bir fark varsa bu fark müzikte de kendini belli eder. Biri sıcaktır, diğeri soğuktur. Kenan Evren'e kadar olan dönemde hayat analogdu. Hatta bir dönem var ki taş plak dönemleri, analog bile yoktu. Sevgi, aşk, bunlar farklı yaşanıyordu. Sevgilinin elini tutmak için yanıp tutuşuyordun. Zırt diye elini tutamıyordun. Uzaktan bakıyordun, mektup yazıyordun falan filan. O zaman şarkı çıkıyordu. Şimdi çıkmıyor. Aşk için emek yok ki. 'Merhaba, naber' hooop yatağa. Maymun iştahlılık var. Aşklar 2 günde bitiyor. Yaşasalar onun da şarkısı çıkacak aslında. Siyaset çok etkiler mi müziği? Bizi etkiliyor. Mesela ben çok etkilenen bir kuşaktan geliyorum. Şimdi de var etkilenenler birkaç tane. Popçulara diyecek birşeyim yok. Onların derdi başka. Ama rock müzik yapıyorsan bunu yapamazsın. Rock'ta bunu yemez. Ama yedirdiler maalesef. İçi boş. Kendi yaşadığı ortamdan bahsetmiyor. Sen menfaatini nasıl koruyacaksın? Kendi şarkını yapmazsan bir gün sıra sana da gelir. 70'lerde her gün 25 kişi ölüyordu ortalama. Sonra büyük çoğunluk çocuklarını uzak tutmaya çalıştı haklı olarak. Kenan Evren ve şülekasının en büyük 'başarısı' kuşaklar arasındaki kültür akışını kestiler. Siyasetle ilgilenenler ya mahkemelerde hapis cezaları aldılar, ya da işkencede öldüler. Turgut Özal da sonra gelip tüy dikti üzerine. Nazım Hikmet'i bile tanımıyorlar şimdi.. Yazık. Onlar özellikle böyle yapıldılar. Son 10 yılda tek parti iktidarı var. Bu nasıl yanısıdı müziğe Genelde yok ama sistem sanata akıllı dokonuşlar yapıyor yavaş yavaş. son günlerde profesör lakaplı admalar müzikte kadın sesi haramdır, enstürman haramdır, telefonda bekleme yaparken size çalınan şarkılar haramdır gibi sözler söyler oldu. 10 yıllık bir süreçte gerçekten ciddi bir müdahale oldu mu sizce müziğe? Özgürlükleriniz gerçekten kısıtlandı mı? Gösterişte kısıtlamadılar ama polisiye devlet durumuna girdik ve bundan sonra ne yapacaklarını bilemiyorum. Gezi olayları beni olağanüstü umutlandırdı. Çünkü Gezi'ye kadar siyasetle ilgilenmeyen bir profil çiziyordu gençler. Ben yoruldum demeyeceğim ama, o kadar çok yapılmış şarkılarım var ki.. Iskaladılar. Politik içerikli şarkılarla kimse ilgilenmiyor. Sevgiyi silah olarak kullanıp bunu yapacağım. Solcuyum demenin bir anlamı kalmadı. Ama ben hala solcuyum, komunistim. Bunu söyleyecek dönem değil ama aklını kullanacak dönemdeyiz. T24
Bu Okul Farklı!
Sınıflara Barış Manço, Dede Korkut, Mehmet Akif Ersoy gibi isimler veren okul yönetimi merdiven boşluklarını ise tarih, kültür ve sanat bilgileri ile dolduruldu. Erzurum merkez Yakutiye İlçesi'nin gecekondu semtlerinden Sanayi Mahallesi'ndeki 306 öğrencinin eğitim-öğretim gördüğü Mareşal Fevzi Çakmak Ortaokulu, dış ve iç güzelliği ile Erzurum'da örnek olarak gösteriliyor. 8 ay önce okula müdür olarak atanan eski milli güreşçilerden Selami Topaloğlu, okulun dış cephesine tarihi Çifte Minareli Medrese, Kale ve kayakla atlama kulesini yağlı boya ile çizdirip boyattı. Okuldaki 10 sınıfa ise devlet büyükleri, sporcular ve sanatçıların isimlerini verdi. Okul bahçesine mahallede olmayan bir oyun parkı yaptırdı. Okulda bir başka gelenek ise en erken gelen öğretmenin tahtaya günün sözüsünü yazması oldu. Okuldaki öğrenciler, her hafta sonu düzenlenen şınav, barfiks, mekik çekme gibi yarışmalar düzenleyerek mont ve ayakkabı kazanıyor. Okul yönetimi yıl sonunda kep töreni düzenlemeyi hedefliyor. Öğrencilerin görerek eğtim- öğretim yapmalarını sağlamak istediklerini anlatan Okul Müdürü Selami Topaloğlu, şöyle dedi: 'Eski milli güreşçiyim. Okula 8 ay önce müdür olarak atandım. Okulu önemli ölçüde fiziki açıdan değiştirdik. Öncelikli olarak öğrenci ve öğretmenlerin rahat edebileceği fiziki ortamı sağladık. Belediyeler, dış cepheyi yaptırdı, okul bahçesinin asfaltlanması ve oyun parkının kurulmasını sağladı. İstanbul'dan bir işadamı da boya gönderdi, okuldaki 19 öğretmenle birlikte sınıfları boyadık. Öğrencileri kötü alışkanlıklardan uzak tutmak için her hafta bir etkinlik yaptık. Barfiks çekme, uzun atlama, gülle atma, şiiir dinletileri düzenledik. Öğretmen arkadaşyların çektiği fotoğraflardan oluşan sergi açtık. Mesleki kariyer günleri yaptık. Mervdivenleri çocukların görerek öğrenmelerini sağlamak için değiştirdik. Amaç; çocuklar derste dinlemediği ya da anlamadığı konuları merdivenden iniş çıkışlarda okuyarak hafızasında tutacak. Aşık Yaşar Reyhani, Barış Manço, Palandöken gibi sınıflara isimler verdik. Spor salonuna asrın sporcusu Hamza Yerlikaya'nın adını verdik. Öğrenciler bu isimlerin kim olduğunu merak ederek öğreniyor.' Mareşal Fevzi Çakmak Ortaokulu Aşık Yaşar Reyhani sınıfı öğrencisi Mesure Göktaş, 'Okulumuzu çok seviyoruz. Yapılan değişiklikler sayesinde öğrendiklerimizi unutmuyoruz' dedi Turgay İPEK - Zafer KUMRU/ERZURUM (DHA)