Otomatik Kayıt Bilmecesi: Ya İmam Hatip Ya Meslek Lisesi
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), bu yıl ilk kez uyguladığı Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sistemi ile lise tercihlerini 31 Temmuz Perşembe günü almaya başladı. İlk gün Danıştay kararı ile yüzdelik dilimlerin yeniden hesaplandığını öğrenen öğrencilerin tedirginliği sürüyor. Çünkü sistemle tercihlere göre yerleşemeyen öğrenciler ikametgâhına en yakın okula otomatik olarak kaydedilecek. Öğrenciler tercih yapmasa bile büyük ihtimalle imam hatiplere ve meslek liselerine otomatik olarak kaydedilmiş olacaklar.Hürriyet'ten Gönül Koca'nın haberine göre; MEB’den yapılan açıklamalara göre, ortak sınavlar sonrası liselere yerleştirilme yapılacak öğrenci sayısı 1 milyon 273 bin 699 olarak belirlendi. Bakanlık liselere yerleştirmelerde, Anadolu imam hatip liselerine 215 bin 136, Anadolu liselerine 451 bin 926, Anadolu meslek lisesi programlarına 630 bin 815, fen liselerine 25 bin 320, sosyal bilimler liselerine ise 9 bin 240 olmak üzere 1 milyon 332 bin 437 kontenjan ayırdığını açıkladı. Bu durumda Anadolu liselerinin kontenjanı 451 bin iken, Anadolu imam hatip ve meslek liselerinin toplam kontenjanı 845 bin 951 oldu. Sisteme göre resmi okullara gitmek isteyen öğrenciler e-okul üzerinden okul kodları ve okul türleri olmak üzere iki grupta tercih yapacak. A grubu için öğrencilerden tüm okul türlerini içeren 15 tercih alınıyor. B grubunda ise okul türlerine göre tercih yapılacak. Öğrencilerin en az dört okul türünü zorunlu olarak yazması gerekiyor. Tercihlerin öğrenci ya da veli tarafından öğrencinin mezun olduğu ortaokul ya da başka bir ortaokul müdürlüğü tarafından onaylanması gerekiyor. Onay işlemi tamamlandıktan sonra herhangi bir değişiklik yapılamayacak. Otomatik yerleştirme sisteminde öğrencilerin hem puanlarına, hem de evine yakın olmasına bakılacak. Eve yakın okul kategorisinde imam hatipler ve meslek liseleri de bulunduğu için bu okulları istemeden yazan öğrenciler zorunlu olarak kayıt yaptırmak zorunda kalacağı iddia ediliyor. Tercihler bir defa yapılacak ve yedek yerleştirme olmayacak. Sonuçlar 22 Ağustos’ta açıklandıktan sonra 25-28 Ağustos’ta nakil başvuruları başlayacak. Okulunu değiştirmek isteyen öğrenciler puanlarına bağlı kalmadan her hafta, boş kontenjanı olan farklı bir okula nakil başvurusu yapabilecek. Özel okullarda farklı sistem Ortak sınavlardan Türkçe, matematik ve fen puan türleri ve yıl sonu başarı puanının birleşiminden oluşan Özel Okullar Yerleştirme Puanı (ÖYP) ile öğrenci alacak özel okullar ise tercih listesinde yer almıyor. Öğrenciler gitmek istediği ve puanı tuttuğu özel okula bireysel başvuru yapıyor. Ön kayıtlar özel okullar tarafından internet sitesi aracılığıyla veya yüz yüze alınıyor. Karneleri ve nüfus kimlikleri ile okullara başvuru yapan öğrencilerin ÖYP’si hesaplanarak puanının okulu tutup tutmadığı tespit ediliyor. Okulun taban puanından yüksek ya da eşit olan öğrenciler ön kayıt yaptırabiliyor. Öğrencilerin, yerleştirme sonuçlarının açıklamasının ardından yerleştiği resmi okula başvurarak özel okula naklini istemesi gerekecek. Özel okullara dün başlayan birinci ön kayıt dönemi bu akşam sona erecek. 6-7 Ağustos’ta kesin kayıtlar yapılacak. İkinci ön kayıt dönemi 18-19 Ağustos, kesin kayıtları ise 20-21 Ağustos’ta. Üçüncü ön kayıtlar 25-26 Ağustos, kesin kayıtlar 27-28 Ağustos’ta. Son kayıtlar 1 Eylül’den itibaren Özel Okullar Kayıt Komisyonu tarafından alınacak karara göre belirlenecek. Milli Eğitim Bakanı'ndan açıklama geldi Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı ise Adana’da katıldığı program öncesinde TEOG sisteminde öğrencilerin otomatik olarak imam hatip liselerine kaydedileceği konusunda açıklama yaptı. Avcı şunları söyledi: “Hangi öğrencinin hangi tercihler doğrultusunda hangi okullara gideceğini en iyi velilerimiz bilir. Hiçkimsenin arzu etmediği bir okula zorla yönlendirilmesi katiyen söz konusu olmaz, olmamıştır bugüne kadar. Kaldı ki en büyük kontenjan meslek liselerinde, sonra anadolu liselerimizde, sonra anadolu imam hatip liselerinde, sonra sosyal bilimler liselerinde... Dolayısıyla kontenjanlar müracaatlara uygun. Öğrencilerimiz de kendilerine en uygun olan tercihlerini seçimlerini yapacak ve okullarına yerleşecekler. Özellikle velilerimizden rica ediyorum. Bu konularda çok dikkatli olsunlar çünkü onları tedirgin etmek için çok sistematik bir çaba olduğunu müteakip defalar söyledim. Onlara karşı da duyarlı olmalarını özellikle rica ediyorum.”CNN Türk
Güvenli bölgenizden dışarı çıkabilmek için 10 öneri
Güvenli bölgenizden dışarı adım atabilmek için; alışılagelmişin dışına çıkmanız ya da korkularınızı yenebilmek için normalde size rahat hissettirmeyen bir şeyler denemeniz gerekir.Başarıyı bir yaşam tarzı olarak benimsemiş kişiler, sınırlarını zorlamaktan ve yeni şeyler denemekten çekinmeyen kişilerdir. Çünkü farklı sonuçlar almak için, farklı şeyler denemek gerekir. Kalıpların dışına çıkmak, eski alışkanlıklardan vazgeçmenin de eğlenceli bir yoludur.Peki güvenli bölgenizin dışına çıkabilmek için neler yapabilirsiniz? Uplifers olarak güvenli bölgenizin dışına çıkmanıza yardımcı olması için listelediğimiz önerilerin bazıları oldukça basitken, bir kısmı daha fazla çaba ve cesaret gerektiriyor olabilir. Kimi ise tamamen anlamsız olabilir, ancak denedikten ve yaptıktan sonra size iyi hissettirecekleri kesin.Devamı: http://www.uplifers.com/guvenli-bolgenizden-disari-cikabilmek-icin-42-oneri/#ixzz39V5A4tOp
Cinsel yaşamı renklendirmek için her odayı değerlendirin
Cinsel hayatınızı renklendirmenin en etkili yollarından biri, farklı şeyler denemektir. Cinselliği yatak odası dışında yaşamaksa, farklılığın ta kendisi.Evinizin her yönü cinsellik açısından oldukça davetkar olabilir. Bu fikir size cazip geliyorsa ancak nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, Uplifers olarak hazırladığımız önerilere bir göz atın.Devamı: http://www.uplifers.com/cinsel-yasami-renklendirmek-icin-odayi-degerlendirin/#ixzz39UxPBbgx
Çevrenizdeki sosyopatları tanıyabilmeniz için 7 ipucu
Sosyopatlık genellikle, aşk, suçluluk, utanç ya da pişmanlık gibi sosyal duyguların eksikliğiyle karakterize edilen psikolojik bir bozukluktur. Sosyopat kişiler, ahlaki sorumlulukların ve vicdan duygusunun eksikliğini çeker.Uplifers olarak, manipülasyon ve ele geçirme konusunda oldukça başarılı olan sosyopatları tanımanıza yardımcı olacak ipuçlarını bir araya getirdik.Sosyopatlar, çevresindekileri etkileme ve manipüle etme konusunda uzmandır. Yaptıkları ve anlattıkları şeylerin inandırıcı kılarlar. İstediklerine ulaşma yolunda karşılarındakini manipüle etmekten çekinmezler ve bu yol açacağı zararları önemsemezler. Sosyopatların kurbanlarına soğuk kanlı şekilde yaklaşabilmeleri, ahlaki değerlerden yoksunlukları sayesinde olur.Devamı: http://www.uplifers.com/cevrenizdeki-sosyopatlari-taniyabilmeniz-icin-7-ipucu/#ixzz39UvMRP5J
Reklam
Hoşgeldin Bebeğim!
Cilt özelliği Doğumdan sonra deri normal renginden daha mor görülebilir. Bebeğinizin cildi yetişkinlere göre daha pembe ve daha hassastır. Doğumdan sonraki ilk günlerde bebeğinizin cildinde ortasında sarı bir alan bulunan kırmızı lekeler görülebilir. Bu lekeler yaşamın ilk günlerinde ortaya çıkar ve 15 günde kaybolurlar, tamamen zararsızdırlar. Görme ve işitme yeteneği Bebeğiniz doğumdan itibaren görme, işitme, koku ve tat alma yeteneğine sahiptir. Böylece ilk birkaç gün içinde annesini bu duyuları ile tanımayı öğrenecektir. 15 – 20 cm’den net bir şekilde, daha uzaktan ise siluet şeklinde görebilirler. Bebeklerin çoğunda göz yaşı 2. ayda başlar. Fotoğraf çekimi sırasında flaşın bebeğinizin gözlerine zararlı olduğu yönünde herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Ağlama nedenleri Bebeğiniz kendini ağlayarak ifade eder. Ağlaması oldukça doğal ve olmasını beklediğimiz bir davranıştır. Bebeğiniz genellikle acıktığında, altı kirlendiğinde ya da gazı olduğunda ağlar, bu ağlamalar bize uyarı niteliği taşır. ‘Acıktım besle, altımı değiştir, gazımı çıkar’ mesajlarını verir. Bunların dışında bütün bu sorunları ortadan kaldırdığınız halde nedensiz gibi gelen ağlamaları olabilir. Bebeğinizin fiziksel ihtiyaçları dışında, manevi tatmine de ihtiyacı vardır. Bunu karşılamak için çok fazla bir şeye ihtiyacınız yok, sadece kucağınıza alıp, şefkat, sevgi ve o sıcaklığı hissettirerek sizinle zaman geçirmesi sağlamanız yeterli olacaktır. Yatış pozisyonları Bebeğinizin yatağı içine gömülmeyecek kadar sert olmalıdır. Doktorunuzun önerisine göre ince bir yastık kullanabilirsiniz. Bebeğinizi, besleme sonrası ve özelikle sizin takip edemeyeceğiniz saatlerde (gece) sırtını ince bir yastıkla destekleyerek, yan tarafına yatırmanız gerekir. Bebeğiniz yoruldukça sağ-sol yan olarak pozisyonunu değiştirebilirsiniz. Gündüz ve sizin gözle takip edebileceğiniz durumlarda kısa süreli olarak yüz üstü yatırabilirsiniz. Yenidoğanın davranışları Yenidoğan bebeğinizde; çene titremesi, alt dudağın içe dönmesi, hıçkırık, düzensiz solunum, öksürme, hapşırma, esneme, sesli uyuma, irkilme, ağlarken el ve kollarının titremesi, ağladığında ve üşüdüğünde morarma gibi durumlarla karşılaşabiliriz. Vücut özelliği Yenidoğan bebeğinizin kafası bedene oranla daha büyüktür ve normal doğan bebeklerde kafa şekli doğum kanalından geçtiği için bozuk olabilir. Kafasında yumuşak kısımlar vardır (bıngıldak). Bacaklar içe doğru kıvrık olabilir, çenesinde ve burun çevresinde yağ kabarcıkları olabilir (milia), kuyruk sokumu bölgesinde morluklar olabilir (mongol lekesi). Bütün bunlar normaldir. Kilo kaybı Bebeğinizin ilk bir haftada, doğum kilosunun %10′unu aşmayacak oranda kilo kaybetmesi normaldir. Bundan sonra kilo almaya başlamalıdır. Doktor kontrollerinizde bunun takibi yapılacaktır. İlk çiş, kaka İlk kakası siyahımsı koyu yeşil ve yapışkandır buna mekonyum denir. 2-3 gün sonra anne sütü aldıkça kaka sulu, hardal sarısı rengine dönüşür. Anne sütü alan bebekler her emzirme sonrasında ya da 4-5 günde bir kaka yapabilirler. Bebeklerin günde 7-8 defa idrar ve kaka yapmaları kilo alımları da iyi ise annesinin sütünün yaradığının göstergesidir. Memelerde şişlik, vajinal kanama, akıntı Anneden geçen gebelik hormonlarının etkisiyle, hem kız hem erkek bebeklerin göğüslerinden süt gelebilir şişlik ve sertlik oluşabilir, ovulmaması, sıkılmaması gerekir. Kız bebeklerde vajinal akıntı hatta kanama bile görülebilir, bu durumda anneden bebeğe geçen hormonlardan kaynaklanmaktadır ve normaldir. Erkek bebeklerin yumurtalıklarını örten deri şiş görülebilir. 6-12. aylarda bu durum düzelir. Erkek bebeklerin % 4′ünün testisleri henüz inmemiştir. Bu durumun mutlaka doktor tarafından izlenmesi gerekir. Oda ısısının ayarlanması Oda ısısının 22-26 derece arasında olması uygundur. Bebeğinizin sağlığı için bulunduğu ortamda sigara içmemeye dikkat ediniz. Yenidoğan sarılığı Bebeklerin %60′ında 2.-3. günlerinde ciltlerinde sarılık görülür. Fizyolojik sarılık olarak tanımlanan sarılık tipi zararsızdır. Ancak sarılığa neden olan bilirubin maddesi kan uyuşmazlığı gibi bazı durumlarda tehlikeli düzeylere yükselebilir ve tedavi gerekebilir. Sarılığın fizyolojik olup olmadığını aile cilt renginden tahmin edemez bu yüzden mutlaka doktor kontrolü gerekir. Bebeğinizden kan alınarak bilirubin seviyesine bakılır. Bilirubin sonucuna göre gerekiyorsa bebeğiniz fototerapi tedavisine alınır.
Hızlı Akne Tedavisi Nasıl Yapılır?
Hızlı akne tedavisi, aknelerin hızlı tedavisi için, hızlı akne tedavisi nasıl olur, ede akne tedavisi nasıl yapılır aknelerin yarattığı cilt üzerindeki problemlerin giderilmesinde işine yarayacak öneriler yazımızın devamında saklı. Cilt güzelliğine gölge düşüren akne tedavisi için uzmanların önermiş olduğu hızlı akne tedavi yöntemlerini düzenli olarak kullanın. Akne hızlı tedavi Evde hızlı akne tedavisi Aknelerin hızlı bir şekilde tedavisini sağlamak için güzellik uzmanları düzenli olarak her hafta cilt temizlik ve soyma yani diğer adıyla peeling yapılmasını tavsiye ediyorlar. Cilt üzerindeki ölü deriler temizlik ve soyma işlemi sayesinde aknelerin cilt üzerinden uzaklaştırılmasına muavenet ediyor. Evde akne tedavisi için aspirin kullanabilirsiniz. Aspirin de hızlı akne tedavisinde etkili çözüm yöntemlerinden bir tanesidir. 5-7 adet aspirini bir bardak suyun içinde ekleyip iyice ezin ve daha sonra içine bir kaç kaşığı organik bal da ekleyip yüzünüze sürün. 15 dakika sonra cildinizi temizleyin. Aknelerin hızlı tedavisi için süt de kullanabilirsiniz. Süt tenin daha iyi görünmesini sağlar. Yarım bardak esmer şekeri 3 çay kaşığı süt ve 1 çay kaşığı organik bal ile karıştırın ve cildinize sürün. 10-15 dakika sonra cildinizi ılık su ile yıkayın.
Reklam
Yeşilçam'dan Nostaljik Magazin Haberleri
Ses Dergisi'nde yayınlanan fotoğraflar Erol Taş'ınCankurtaran'da tren yolunun hemen karşısında bulunan kahvehanesinden… Çekimlerden boşta kalan zamanlarında burada bizzat çalışan Erol Taş: ”Yeşilçam'a fazla güven olmaz. İnsan bir gün işsiz güçsüz kalabilir. Görüyorsunuz yıllarca bu işe emek vermiş bir sürü arkadaş işsiz şu sıralar... Ama ben kahveme geliyorum işimin başına geçiyorum. Allah'a şükür geçinip gidiyorum..”diyor.
Sivilcelerle İlgili Bunları Biliyor musunuz?
Ergenlikte yaygın olmakla beraber sivilce problemi her yaşta görülebilir. Sivilce hakkında hepimizin az çok bilgisi var. Özellikle çeken bilir diyelim! Cilt bakım markası Clean & Clear’de sivilce ve cilt bakımı ile ilgili doğru ve yanlışları ayırmış. Okuyalım… Siyah noktalardan sıkarak kurtulunabilir. – YANLIŞ Kesinlikle hayır. Siyah noktalardan kurtulmak için özel olarak formüle edilmiş ürünlerle cildinizi sabah akşam yıkamak, siyah nokta temizleyici losyonlar ile silmek ve gözeneklerinizi tıkamayan bir nemlendirici kullanmak gerekir. Çikolata yemek sivilcelere neden olur. – YANLIŞ Çikolata, pizza ve kızartma gibi belli yiyecekler sivilcelere neden olmaz. Fakat bunları çok miktarda meyve ve sebze ile birlikte sağlıklı ve dengede yemek önemlidir. Sağlıklı beslenme cildinizi de sağlıklı yapar. Makyaj temizleme ürünleri cildimizi temizlemek için yeterlidir. – YANLIŞ Makyaj temizleme ürünleri makyajı temizler, ancak cildin derinlemesine temizliğe ihtiyacı vardır. Bu yüzden makyaj temizleme ürünlerinin yanında her gün iyi bir temizleme ürünü kullanılmalıdır. Sivilceleri patlatmak izlere neden olur. – DOĞRU Sivilceyi patlatmak, enfeksiyonun yayılmasına ve büyümesine neden olmanın yanında kalıcı izlere de yol açabilir. Regl döneminde sivilceler artış gösterir. – DOĞRU Bu dönemde hormon dengesi değiştiği için regl döneminden 2-7 gün önce sivilcelerin görülmeye başlaması normaldir. Sivilce cildin kirlenmesinden kaynaklanır. – YANLIŞ Sivilcenin tek nedeni cildin kirlenmesi değildir. Kir, yağ ve ölü hücreler gözenekleri tıkar ve kıl kökü dibinde yağ birikmeye başlar. Bu olay, cildin üzerinde kabartılar, beyaz ve siyah noktalar olarak adlandırdığımız problemleri meydana getirir. Tıkanmış kıl kökleri bakterilerin üremesini de destekleyici ortamlardır. Aşırı bakteri üremesi cildin yüzeyinde kabartı, kırmızılık veya sivilce görüntüleri oluşturur. Cildimizi çok sıcak su ile yıkamak gereklidir – YANLIŞ Çok sıcak su, yağ ve kirin gözeneklerden uzaklaştırılmasına yardımcı olur fakat cilt için iyi değildir. Yüzünüzü günde 2 defadan fazla yıkayarak sivilcelerin sayısını azaltabiliriz. – YANLIŞ Cildinizi çok sık yıkamanız cildinizi kurutacağı gibi sivilce problemini ciddileştirerek daha fazla sivilce oluşumuna sebep olabilir. Cildiniz yağlandığında kurutmanız gerekir. – YANLIŞ En önemli nokta cildinizi temiz tutmanızdır. Cildin yağ üretimi yaşamsal bir olaydır. Bu yüzden yağlı cildinizi kurutmak için günde 2 seferden fazla yıkamak, sivilcelere diş macunu sürmek, limon sıkmak cilde zarar verir. Cilt çok yağlı beslendiğimiz için parlar. – YANLIŞ Yetersiz cilt bakımı, hormonal değişiklikler, ergenlik, stres gibi faktörler yağ bezelerinden fazla sebum salgılanmasına ve cildin yağlanmasına neden olur.Kadınca
Reklam
Makyajınızı Nasıl Temizliyorsunuz
Yüz derisi, vücudumuzu kaplayan tüm deriye oranla çok daha küçük bir alandır. Buna rağmen, hem kozmetik olarak (kırışıklık, leke, iz) hem de dermatolojik (sivilce, alerji, egzama, uçuk vs.) sorunları en fazla yaşayan bölgedir. Çünkü yüzümüz çevreden gelen her türlü etkiye açıktır. Yüz bakımının bu kadar özel olmasının en başta gelen nedeni budur. Makyajın temizlenmesi cildimiz için çok önemlidir. Birçok tanıdığımın, özenle makyaj yapmak için her gün yarım saatini ayırdığını biliyorum. Ama aynı insanların makyaj çıkarmak için 5 dakikayı bile fazla bulduğunu da biliyorum. Benim size tavsiyem, makyajınızı eve gelir gelmez temizleyin. Sonra uykunuz gelince bu işlerle uğraşmak zor gelir. Üstüne üstlük, tatlı tatlı çöken uykunuzu kaçırabilir. Cildi temizlerken, hafifçe bir yağ tabakası bırakan temizleyicilerin kullanılması iyi değildir. Bunlar gözeneklerin tıkanmasına ve siyah noktaların oluşmasına yol açarlar. Bu nedenle temizleme ile nemlendirmeyi bir arada vadeden ürünleri kimseye tavsiye etmiyorum. Cildinizi temizledikten sonra aşırı kuruluk olması, gerginlik hissi de sakıncalıdır. Bu kuruluk uçuklara, egzamaya zemin hazırlar. Bu hatayı özellikle cildi sivilceli olanlar yapıyorlar. Cildimi kurutursam sivilcelerde kurur zannederek, ciltlerini tahriş ediyorlar. Bu tutumun sonucu, nemsiz kalan bir cilt ve zamansız kırışıklıklar oluyor. Kullandığımız tüm ürünlerin suda çözülebilir nitelikte olmasına dikkat etmemiz gerekiyor. Suda çözülmeyen makyaj malzemelerinin temizlenmesi zor hatta imkansızdır. Sahne makyajı tere ve suya dayanıklıdır. Bunlar günlük yaşama uygun değildir. Bu tip makyajın çıkarılabilmesi için yağ bazlı temizleyiciler kullanmak zorunda kalırız. Birçok sivilceli hastam, ciltlerini pürüzsüz göstermek için günlük hayatlarında bu tip ağır makyaj malzemeleri kullanıyorlar ve bir kısır döngü içine düşerek zaten sorunlu olan ciltlerini bozmaya devam ediyorlar… Cilt temizliğini tamamlayan tonikler önemlidir. Temizleme losyonları ve jellerini kullandıktan sonra cildimizde kalan makyaj artıklarını ve diğer kirleri temizlerler. Tonik uygulaması ardından süreceğiniz nemlendiricinin emilimini artırır. Tonik tek başına da cildi hafifçe nemlendirir, rahatlatır, sakinleştirir. İyi bir tonik alkolsüz ve kokusuz olmalı, sürdükten sonra yanma ve kızarıklık yapmamalıdır. Daima kokusuz temizleyicileri tercih edin. Koku parfüm demektir. Parfümlerin alerji yapma ihtimali yüksektir. Antiseptik sabunlar yüz temizliğinde kullanılmamalıdır. Hele kalıp sabunlar boyun üstü yani yüz derisi için kesinlikle uygun değildir. Bunların Ph’ı 9-10 civarındadır. Oysa cildimiz için ideal Ph oranı 5,5 -7 arasındadır. Kalıp sabunlar siyah noktalara yol açarlar. Kokulu sabunlar alerji yaparlar. Gliserinli sabunlar el temizliği için özellikle hassas ve çok yıkanan eller için uygundur ama yüz yıkamak için uygun değildir. Zeytinyağlı sabunların da Ph’ı yüksektir. Yüz yıkamaya uygun değildir. Yemekten sonra ağzınızı sabunlama alışkanlığınız varsa ağız çevresi tahriş olur ve uzun vadede lekeler oluşur. Yüzünüzü temizledikten sonra ne kuruluk olmalıdır ne de yağlı bir his. Bunu test etmek için yüzünüzü yıkadıktan sonra ağzınızı açın. Aşırı gerginlik hissediyorsanız cildinizi kurutmuş olduğunuza emin olabilirsiniz. Ilık su cildi yatıştırır. Sıcak su cildi tahriş eder. Soğuk su cildi canlandırır ve uyarır. Uyarılmak bazen yararlıdır ama her zaman iyi değildir. Siz en iyisi, makyajınızı temizlerken ılık su kullanın. Sert su içindeki kalsiyum ve magnezyum oranı fazladır. Biliyorsunuz bulaşık makinelerinin tuz oranını çeşme suyunun sertliğine göre ayarlarlar. Çamaşır makinelerinde da kireç çözücüler kullanırız ama suyumuz sertse, lavabolarımızda, küvette zamanla çöken bir tabaka oluşmasını önleyemeyiz. Bu tabakanın yüzümüzü de etkilediğinden kuşkunuz olmasın. Saçımızı yıkadıktan sonra saçta gıcır gıcır bir ses olur. Bunun tek nedeni kireçtir. Peki, cildimiz ne olacak? Cildimizin porselenlerimiz ve çamaşırlarımız kadar değeri yok mu? En iyisi daire girişine suyu yumuşatmak için bir cihaz takmak herhalde. Bu size zor geliyorsa, hiç olmazsa yüzünüzü yıkarken içme suyu kullanabilirsiniz.Kadınca
Kuru Ciltlerin Bakımı Nasıl Yapılmalı?
Bazı insanlar doğuştan bazı insanlar ise yaşam koşulları veya değişen havalar nedeniyle kuru cilde sahiptirler. Peki, kuru bir cilde sahipseniz nasıl bakım yapmalısınız? Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanı Dr. Cansel Köse Gürer, bu cilt tipine uygun temizleme ve nemlendirme aşamalarını anlattı. Temizlik aşaması: Cilt bakımında ilk adım her zaman temizliktir. Kuru cilt bakımında da temizlik önemlidir. Yağlı ciltlerin aksine kuru cilt temizliğinde yumuşak temizleyiciler veya nemlendirici özelliği olan arındırıcılar kullanılması daha uygun olur. Cildi tahriş etmeden, nemini muhafaza ederek cildi temizlemek önem taşır. Kuru cilde sahip olanlar sıcak su yerine ılık su tercih etmeli ve daha kısa süreli banyolar yapmalıdırlar. Nemin özellikle kış aylarında daha da düşmesi kuruluğun artmasına neden olur, bu nedenle kuru cilde sahip olanlar bu dönemlerde daha fazla bakıma ihtiyaç duyarlar. Ayrıca bol bol su içmek ve Omega 3 yönünden zengin besinler tüketmek cilt yapısını destekler. Nemlendirme aşaması: Kuru cilde yapılan uygun temizliğin ardından cildi nemlendirmek gerekir. Cilt yıkandıktan sonra hafif nemliyken krem sürmek nemi hapsedecek ve daha etkili olmasını sağlayacaktır. Nemlendiricilerin seramid, gliserin, hiyaluronik asit, mineral yağlardan zengin olması etkiyi artırır. Güneşten koruyucuların da benzer şekilde kuru cilde uygun içerikleri olması kişinin konforunu yükseltir. Cildin yalnızca belli bölgeleri kuruysa… Cildi tamamen kuru olmayabilir. Kuruluk belli bölgelerde yoğunlaşmış, diğer bölgelerde daha az olabilir. Buna ‘karma cilt’ denir. Pratikte çoğu kişi bu cilt yapısına sahiptir. Kuru ciltte, kuruluğun olduğu bölgeler üzerinde durmak daha doğru olacaktır, diğer bölgeleri ise fazla yağlandırmamak ve gerekli bölgelere bakım yapmak gereklidir.Kadınca
Doğum Sonrası Forma Girmenin Yolları
Doğum sonrası uygulanan bilinçsiz diyetler ise annede kas kaybına, çeşitli hastalıklara yol açarken anne sütünün de kesilmesine neden olmaktadır. Doğumdan sonra uzman kontrolünde uygulanacak sağlıklı beslenme programı ile ideal kiloya kavuşulması önemlidir. Memorial Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Şefika Aydın Selçuk, yeni annelere sağlıklı beslenme önerilerinde bulundu. Anne sütünü azaltmayacak ve kilo aldırmayacak şekilde beslenilmeli Doğumdan sonrası emzirme dönemi çok önemlidir. Bebeğin beslenmesinin etkilenmemesi için anne sütünü azaltmayacak kaliteli bir beslenme planı uygulanmalıdır. Tahıl, süt, sebze, meyve ve et grubuna mutlaka yer verilmelidir. Üç ana öğün düzeni sağlanarak bu çeşitlilik sağlanmalıdır. Et grubuna öğle ve akşam yemeklerinde tavuk, balık ve kırmızı et ile yer verilebilir. Sebzeler, salata ya da yemek olarak tüketilebilir. Sabah kahvaltıda süt ve peynir mutlaka olmalıdır. Bunun dışında ceviz, fındık, badem de önerilmektedir. Her üç öğünde de mutlaka ekmek ve salata olmalıdır. Ekmek yerine bazen sıvı volümünü artırmak amacıyla çorba tüketilebilir. Diyet için 4 ay bekleyin Doğumdan sonra ilk aylar annenin ve bebeğin uyku düzeninin oturtulmaya başladığı dönemdir. Bunun için hemen (çoğunlukla 4 aya kadar) bir diyet programı uygulanmasını önerilmemektedir. Gebeliğinde fazla kilo alan anneler hamileliğin ilk 4 ayını atlattıktan sonra toparlanma dönemi sonrası diyet yapmaya başlayabilirler. Çoğunlukla bebekleri için ilgilendikleri için bu dönemde saatlere ve listeye uymaları oldukça güçleşmektedir. Özellikle bu dönemde saatleri düzenlemekte anneler zorlandığı için listeye bağlı kalamamaktalar. Bunun için başta bir listeye bağlı kalmasından çok sıvı alımının artırılması, tahıl, süt, sebze gibi gruplara yer verilmesi konusunda dikkatli olunabilir. Uygulanan diyet programı ile emzirme dönemi devam ettiği için annenin ayda 2-2,5 kg bile vermesi yeterlidir. Önemli olan verilecek olan hedef kiloyu başta çok yüksek tutmamaktır. Saat 07.00-09.00 arası kahvaltı, 12.00-14.00 arası öğle yemeği, 18.00-20.00 arası akşam yemeği yenilmesine özen gösterilmelidir. Hangi besinden ne kadar tüketmelisiniz? Annenin günlük alması gereken kalori emzirme döneminde kilosu bazında değişkenlik göstermektedir. Genelde günlük 2.000 kaloriyi bulabilmektedir. Çünkü emzirme ile de 300-400 kalori kaybının da karşılanması gerekmektedir. Örneğin; et ve et gruplarından birer köfte kadar et 70 kaloriye denk gelmektedir. Süt grubu ortalama 150 kalori gibi hesaplanmaktadır. Anneler bir dilim ekmek 70 kalori, bir kase çorba 150 kaloriyi bulabilir. Çorbalar çok yağlı yapılmamalıdır. Meyveler emzirme döneminde gaz yapabileceğini düşünerek komposto olarak önermekteyiz. Meyvelerin bir porsiyonu 45-50 kaloridir. Sebze grubu da ortalama 60-70 kaloridir. 4 kaşık sebze yemeği 70 kaloriye denk gelmektedir. Etli bir sebze yemeği ise bunun kalorisi 150′yi bulabilmektedir. Bir öğünde 8 kaşık sebze yemeği ya da 4-4 olarak iki öğüne dağıtarak tüketilebilir. Bol sıvı alımına öze gösterin Doğumdan sonra bebek emzirilirken gebelik öncesi döneme göre daha fazla sıvı besin alınmalıdır. Emziklilikte su metabolizmasında artış vardır. Alınan su süt salgılanmasıyla, metabolik su ise artan yiyecek alımıyla artmaktadır. Süt miktarının değişmemesi için annenin sıvı alımını arttırmak gerekir. Günlük alınan toplam sıvı miktarı yaklaşık 3000 ml olmalıdır. Bu miktar pratik ölçüler ile 12 su bardağı su, süt, ayran, hoşaf, komposto, limonata, şerbet, meyve suları şeklinde önerilmelidir. Çay, kahve gibi içeceklerin süt verimini azalttığı bilinmektedir. Doğum kilolarınızı atmanızı sağlayacak öneriler Kalsiyum yönünden zengin olan süt, yoğurt ve peynir belirtilen miktarlarda düzenli olarak tüketilmelidir. Her gün 1 adet yumurta ve 1 porsiyon etli sebze yemeği veya kuru baklagil yenilmelidir. Kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur karışımı yemekleri, portakal, mandalina, domates, maydanoz, yeşil biber, taze soğan gibi C vitamini yönünden zengin sebze ve meyvelerle birlikte tüketilmelidir. Bireysel özelliklere göre gaz yapıcı besinler çıkartılabilir. Vitaminlerden zengin sebze ve meyveler diyette her öğün olmalıdır. Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddesi içeren diğer hazır besinler mümkün olduğu kadar tüketilmemelidir. Yemeklerde mutlaka iyotlu tuz kullanılmalıdır. Doğal besinlerde yeterince alınmayan iyot, ancak iyotlu tuzun kullanılması ile anne sütünden bebeğe geçer. Kuru meyveler ve kuru yemişler yoğun enerjileri yanında, demir ve kalsiyum gibi minerallerden de zengindir. Ağırlık kontrolü de yapılarak bu besinler tüketilebilir Kansızlığa neden olduğundan yemeklerle birlikte çay içilmemelidir. Çayı kuşluk, ikindi gibi öğün aralarında, yani yemek yendikten 1-2 saat sonra açık olarak içilmeli, çaylara limon suyu eklenmelidir. İçecek olarak ıhlamur, nane, papatya, kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmelidir. Hazır meyve suları, gazoz ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, ayran, limonata tercih edilmelidir. Pekmez kan yapıcıdır, şeker boş enerji kaynağıdır. Şeker yerine tatlı olarak pekmez yenmesi kansızlığa karşı alınacak önlemlerden birisidir.Kadınca
Reklam
Kalp Çarpıntısı Neden Olur
Çarpıntının kalp hastalığı ve felç tehlikesinin habercisi olabileceğini belirten uzmanlar, kalp atımları düzensiz olanların çok geçmeden bir doktora görünmesi gerektiğini söylüyor.Kalp çarpıntısını, kalp atımlarının rahatsız edici veya endişelendirici bir şekilde hissedilmesi olarak tanımlayan Medical Park Bursa Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Cem Heper, çarpıntıda kalp atımlarının bazen kuvvetli, hızlı, düzensiz veya aşırı yavaş olarak hissedilebileceğini dile getirdi. Kalp çarpıntılarının altında stres, egzersiz, ilaçlar ve bazı hastalıklar olabileceğini vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Dr. Heper, “Çoğu kez, çarpıntıların altında ciddi bir sağlık sorunu görülmez. Bir sağlık sorunu söz konusuysa, örneğin çarpıntılar bir kalp hastalığı veya bir hormon hastalığına bağlıysa son derece önemli olayların habercisi olabilirler. Özellikle düzensiz kalp atımlarının altında kalp hastalığı veya felç tehlikesi olma olasılığı yüksektir” dedi.Heper, duraklamalı, hızlı, aşırı yavaş veya sürekli hız değişikliği olan kalp atımı hissedenlerin, göğsünde sıkıntı, ağrı ve nefes darlığı, göz kararması ve baygınlık gibi ilave belirtiler de yaşıyorsa çok geç olmadan doktora görünmesi gerektiğini ifade etti. ÇARPINTININ NEDENLERİ Çarpıntının birçok nedene bağ olabileceğine dikkat çeken Uzman Dr. Heper, sebeplerini şu şekilde sıraladı’ Ağır psikolojik gerilimler, aşırı stres, ağır egzersiz, sigara, çay, kahve, enerji içecekleri gibi uyarıcı maddelerin tüketilmesi, ateş, gebelik, menapoz, bazı öksürük ve soğuk algınlığı ilaçlarının kullanılması ve astım ilaçlarının bazıları çarpıntıya neden olan konular. Bunların dışında, daha az görülen, fakat sağlık açısından son derece önemli olan nedenleri de saymak gerekir. Örneğin değişik tipteki birçok kalp hastalığı, halk arasında zehirli guatr adı verilen hipertiroidi veya tiroit bezinin az çalıştığı hipotiroidi, uyku apnesi ve şeker hastalığıkomplikasyonları bunların bazıları.Çarpıntının, aşırı psikolojik gerilim ve sıkıntı içindeki insanlarda, gebelerde, soğuk algınlığı veya nefes açıcı ilaçlar kullananlarda, tiroit hastalarında, kalp hastalarında ve uyku bozukluğu olanlar insanlarda daha sık görüldüğünü aktaran Cem Heper, “Çarpıntısı olan hastalar, öncelikle doktora gitmeli ve aşırı yemek yemekten kaçınmalı. Doktorun değerlendirmesi bittiğinde çarpıntının nedenini mutlaka sormalı ve öğrenmeli. Çarpıntı tekrarladığında neler yapmanız gerektiğini bilmeniz risklerin azaltılmasında yararlı olacaktır” dedi.Kadınca
Bronzlaşmak Bize Neler Yapıyor
Uzun saatler güneş altında kalmak, cilt sağlığını bozarken, yaşlanma sürecini de hızlandırabilir. Ciltte kırışıklık ve lekelenmeler kaçınılmaz olabilirken, cilt kanseri de güneşin neden olduğu ciddi tabloların başında gelmektedir. Memorial Hizmet Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Hande Ulusal, güneşin yararlı ve zararlı etkileri konusunda bilgi verdi. Güneşte 20 dakikadan fazla kalmayın Bir insanın günde 15-20 dakika kadar güneş ışığı görmesi D vitamini sentezi için yeterlidir ve tüm vücut ile cilt sağlığı için önemlidir. Ancak güneşte fazla kalmak, ciltte geri dönüşümsüz hasarlara neden olabilir. Güneş ışınları 11.00-16.00 saatleri arasında yeryüzüne dik açı ile inmektedir. Bu nedenle güneşin zararlı etkileri bu saatler içinde daha fazla ortaya çıkmaktadır. Tatiliniz Acil Servis’te son bulabilir Bronzlaşmak sağlıklı bir cildin göstergesi değildir. Tam tersi cildin kendini güneş ışınlarından korumak amacıyla gösterdiği bir savunma mekanizmasıdır. Güneş ışınları özellikle beyaz tenli kişilerde birinci ve ikinci derece yanıklara, çil, lekelenme gibi pigmentasyon sorunlarına, DNA hasarı oluşturarak erken cilt yaşlanmasına, kanser öncüsü deri hastalıklarına hatta deri kanserlerine ve hassas cilt yapısına sahip kişilerde alerjik reaksiyonlara yol açabilmektedir. Bu nedenle yeteri kadar güneş ışığı ile temas edip bilinçli bir şekilde güneşten korunulması gerekmektedir. Kola, kakao ve havuç yağı cildi lekelendirebilirAyrıca bronzlaşmayı kolaylaştırmaya yönelik kola ve kakao yağı, havuç yağı, zeytinyağı gibi çeşitli ürünler kullanıldığında bu zararlı etkiler çok daha çabuk ve şiddetli olarak ortaya çıkacaktır. Bu maddelerin kendisi ciltte irritasyon veya alerjik reaksiyonlara yol açabileceği gibi güneş ışınları ile birleşince de ciltte leke oluşumuna neden olabilmektedir. Şemsiye altında olmak da sizi korumaz Yazın gölgede veya şemsiye altında oturmak güneşten korunmak için tek başına yeterli değildir. Çünkü denizden ve kumdan yansıyan güneş ışınları, tüm cilde zarar verecek kadar tehlikelidir. Bu nedenle dermatoloji uzmanına danışılarak, cilt tipine uygun şekilde güneş koruyucular kullanılmalıdır. Güneş koruyucunun etkisini gösterebilmesi için güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmelidir ve 3-4 saatte bir tekrarlanmalıdır. Terleme, yıkanma, yüzme sonrasında daha sık olmak üzere 2-3 saatte bir yenilenebilir. Geniş kenarlıklı şapka ve açık renkli giysiler tercih edin UVA ışınları pencereden de geçebildiği için özellikle lekelenme problemi olan hastaların ev içinde de koruyucularını kullanmaları faydalı olacaktır. Mekanik olarak korunmak için de güneş gözlüğü, geniş şapkalar, sık dokunmuş açık renkli kumaşlar tercih edilebilir. Açık tenliler dikkat Genel olarak 30 SPF (güneşten koruma faktörü) esmer tenli kişiler için yeterlidir ancak açık tenli olan kişilerde, güneşe bağlı olarak çeşitli alerjik deri problemleri ya da leke problemi olanlarda daha yüksek koruma kapasiteli (50 veya 50+) ürünler kullanmak gerekebilir.Kadınca
Reklam
Tehlikeli Benler Nasıl Anlaşılır?
Güneşin ultraviyole ışınları, A ve D vitaminlerini açığa çıkardığından özelikle çocukların kemik gelişimi için gereklidir. Ayrıca sedef hastalığı, egzama ve akne tedavisi için de güneş faydalıdır. Ancak artık güneşin zararları, yararlarından çok daha fazla görülüyor. Yerleştikleri tabakalara göre Bazo Cellular veya Spino Cellular diye adlandırılan iki cilt kanseri tipi, yüzde 90 oranında güneşe fazla maruz kalanlarda görülüyor. Belki de bu yüzden en çok balıkçı ve çiftçilerde görülüyor. Yuvarlak, zeminleri kabarık ve iyileşmeyen yaralar seklinde kendini gösteren bu tür kanser tiplerinde erken tanı ve tedavi hayat kurtarıcı olabilir. Bir de yine güneşin tetiklediği, genelde koyu renk benler üzerinden gelişebilen Malign Melanom adını verilen kanser türü vücudun en hızlı yayılan kanserleri arasındadır. Genellikle güneşin tetiklemesiyle ortaya çıkan bu cilt kanseri türünde yine cerrahi tedavi ve kemoterapi kullanılan yöntemler arasındadır. Benlerin yazın tehlikesi neden artar? Bir benin kansere dönüşebilmesi için bir travmaya uğraması gerekir. Bu travmaların başında güneş geliyor. Bu nedenle yazın kansere dönüşme riski artar. Güneş dışında avuç içi, ayak tabanı, sutyen tokası, iç çamaşırı lastiği gibi yerlere denk gelen benler sıklıkla sürtünme yada kopmalara bağlı olarak travmaya uğrar. Bu tip benlerin aldırılması gerekir. Güneş ışınları benlerin kansere dönüşebilme riskini artırır. Özellikle ani ve yüksek dozdaki güneş çok önemlidir. Özellikle yanık yapacak boyutta kızarma, soyulma gibi durumlar, deri kanserine dönüşme riskini artırır. Hücre tipini bozarak atip yaratır. Özellikle koyu renk melanin içeren benlerde daha fazla risk bulunur. Hücre yapısı bozulunca kanser riski de artar. Güneş ışınlarından özellikle ultra viyola A ışınları daha riskli ışınlardır. Ne yazık ki kullandığımız güneş koruyucular da ultra viyole B ışınlarına göre belirlenmiş faktörler yer alır. Güneş koruyucu kullanırken üzerinde “Ultra viole A ve B’den korur” yazması gerekir. Ne yapmak gerekir? Öncelikle 11.00 ile 16.00 arası güneşe çıkmamak gerekiyor. Bu saatler dışında da dermatoloğun önerdiği güneş koruyucuları kullanılmalı. Açık renk cildi olanlar ya da ailesinde melonom öyküsü olanlar senede bir defa kontrolden geçmeli. Ayak tabanı, el ayası ve iç çamaşır lastiği ya da sutyen tokası temas eden yerlerdeki koyu renk benleri aldırılmalı. Hangi ciltler tehlike altındadır?·         Koyu renk beni olanlar·         Ailesinde melonom öyküsü olanlar·         Yoğun şekilde güneşe maruz kalanlar·         Geçirilmiş güneş yanığı öyküsü olanlar·         Açık tenliler- Tanı nasıl konuluyor?Çıplak gözle ya da dermatoskop isimli cihazla muayene yapılır. Sonra da benin çıkartılmasına ya da biyopsi alınıp alınmaması gerektiğine karar verilir. Risk faktörü saptanır. Risk olsa da benin erken dönemde çıkartılması hastalığın tedavisi için yeterlidir.KUTU…. KUTU…. KUTU….Bu belirtiler varsa hemen doktora!·         Ben aniden büyüdüyse·         Konturları düzensizleştiyse, şekli bozulduysa·         Rengi kuzguni siyah yani koyu siyaha döndüyse·         Subjektif belirtiler eşlik ediyorsa (Yanma, kaşınma, ağrı)Kadınca
Herkesin 'Ben'i Kendine...
Yazın belki de en sıcak günlerini yaşıyoruz. Peki güneş herkes için yararlı mı? Özellikle de vücudunda pek çok sayıda beni olanlar güneşe karşı çok dikkatli olmalılar. Liv Hospital Dermatoloji Uzmanı Dr. Ahmet Günay “Hemen herkesin vücudunda ben vardır. Özellikle yaz aylarında güneş nedeniyle bedenimizdeki benlerin sayısı artıyor. Aslında sağlık için zararları olmayan benler renk ve şekil değiştiriyorsa tehlike sinyalleri çalıyor demektir. Bazı ben tipleri zamanla deri kanserine dönüşebiliyor. Bu yüzden benleri düzenli olarak takip etmek çok önemlidir” diyor… ‘BEN’İ CİDDİYE ALIN Güneşin ultraviyole ışınları, A ve D vitaminlerini açığa çıkardığından özelikle çocukların kemik gelişimi için gereklidir. Ayrıca sedef hastalığı, egzama ve akne tedavisi için de güneş faydalıdır. Ancak artık güneşin zararları, yararlarından çok daha fazla görülüyor. Yerleştikleri tabakalara göre Bazo Cellular veya Spino Cellular diye adlandırılan iki cilt kanseri tipi, yüzde 90 oranında güneşe fazla maruz kalanlarda görülüyor. Belki de bu yüzden en çok balıkçı ve çiftçilerde görülüyor. Yuvarlak, zeminleri kabarık ve iyileşmeyen yaralar seklinde kendini gösteren bu tür kanser tiplerinde erken tanı ve tedavi hayat kurtarıcı olabilir. Bir de yine güneşin tetiklediği, genelde koyu renk benler üzerinden gelişebilen Malign Melanom adını verilen kanser türü vücudun en hızlı yayılan kanserleri arasındadır. Genellikle güneşin tetiklemesiyle ortaya çıkan bu cilt kanseri türünde yine cerrahi tedavi ve kemoterapi kullanılan yöntemler arasındadır. BENLERİ KOPARMAK FAZLA GÜNEŞ KANSERE DÖNÜŞTÜREBİLİR Benlerin yazın tehlikesi neden artar? Bir benin kansere dönüşebilmesi için bir travmaya uğraması gerekir. Bu travmaların başında güneş geliyor. Bu nedenle yazın kansere dönüşme riski artar. Güneş dışında avuç içi, ayak tabanı, sutyen tokası, iç çamaşırı lastiği gibi yerlere denk gelen benler sıklıkla sürtünme yada kopmalara bağlı olarak travmaya uğrar. Bu tip benlerin aldırılması gerekir. Güneş ışınları benlerin kansere dönüşebilme riskini artırır. Özellikle ani ve yüksek dozdaki güneş çok önemlidir. Özellikle yanık yapacak boyutta kızarma, soyulma gibi durumlar, deri kanserine dönüşme riskini artırır. Hücre tipini bozarak atip yaratır. Özellikle koyu renk melanin içeren benlerde daha fazla risk bulunur. Hücre yapısı bozulunca kanser riski de artar. Güneş ışınlarından özellikle ultra viyola A ışınları daha riskli ışınlardır. Ne yazık ki kullandığımız güneş koruyucular da ultra viyole B ışınlarına göre belirlenmiş faktörler yer alır. Güneş koruyucu kullanırken üzerinde “Ultra viole A ve B’den korur” yazması gerekir. Ne yapmak gerekir? Öncelikle 11.00 ile 16.00 arası güneşe çıkmamak gerekiyor. Bu saatler dışında da dermatoloğun önerdiği güneş koruyucuları kullanılmalı. Açık renk cildi olanlar ya da ailesinde melonom öyküsü olanlar senede bir defa kontrolden geçmeli. Ayak tabanı, el ayası ve iç çamaşır lastiği ya da sutyen tokası temas eden yerlerdeki koyu renk benleri aldırılmalı. Hangi ciltler tehlike altındadır? • Koyu renk beni olanlar • Ailesinde melonom öyküsü olanlar • Yoğun şekilde güneşe maruz kalanlar • Geçirilmiş güneş yanığı öyküsü olanlar • Açık tenliler BEN TARAMASI YAPTIRIN Tanı nasıl konuluyor? Kadınca
Reflü Sadece Bir Mide Hastalığı Değil!
Uyanık kalmak için içtiğiniz kahve uyku, mutlu olmak için yediğiniz çikolata mutsuz yapabilir çünkü kafein ve kakao reflü oluşumuna sebep oluyor, reflü oluşumu alerjik hasatlıkları ve astımı tetikliyor. Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak, kahve ve çikolatanın alerji ile ilişkisine dikkat çekti. Gece uyanık kalmak ve dikkat toplamak için tüketilen bu besinlerin, alerjik hastalıkları arttırabileceğini vurguladı. Prof. Dr. Tabak “Beslenme ve uyku düzeni değişen gençler, kahve ve çikolatayı çok tüketiyor. Kafein içeren gıdaların fazla tüketimine bağlı olarak gelişen mide asit salgısının artması reflü hastalığını beraberinde getiriyor. Reflünün getirdiği sorunlar alerji ve astımı tetikliyor” dedi. Reflü Hastalığı Kontrol Altına Alınmazsa Astıma Yol Açabilir Reflünün çocuk ve gençlerde karın ve mide ağrısı, ağza ekşi su gelmesi, ses kısıklığı, ağız kokusu, diş gıcırdatma, geğirme ve iştahsızlık gibi belirtilerle kendini gösterdiğini söyleyen, Dr. Yonca Tabak, “Reflü sadece bir mide hastalığı değildir” dedi. Bunlardan bir veya bir kaçının devamlı var olması halinde midede bir sorun olabileceğinden şüphe etmek gerektiğini, reflü hastalığının kontrol altına alınmaması halinde astıma yol açabileceğini belirtti. Prof. Tabak, reflüden doğabilecek diğer hastalıkların oluşumunu ise şöyle anlattı: “Mideden yukarı çıkan asitli içerik, solunum sistemine, buruna ve akciğerler kaçtığında geçmeyen balgamlı öksürüklere ve burun akıntısına, burun tıkanıklığına yol açan sinüzite ve gece kriz şeklinde başlayan öksürük ise nefes darlığına yol açabilir. Bu gidişin önü alınmazsa astım kaçınılmazdır” açıklamasında bulundu.Kadınca
İleri Yaş Depresyonu ve Belirtileri!
Psikoloji bilimi insan ömrünü, bebeklik, çocukluk, ergenlik, erişkinlik ve yaşlılık olarak dönemler halinde inceler. Her dönem, kendi içinde baş edilmesi gereken sorunlar ve aşılması gereken engeller barındırır. Yaşlılık dönemi, insan yaşamının teorik olarak son evresi olması bakımından belki de en zor dönemdir. Hemen her durumda olduğu gibi “madalyonun iki yüzü var“ sözü yaşlılık dönemi için de geçerli. Bir yandan bakıldığında; hayatın getirdikleri ve götürdükleriyle hesaplaşılmış bir dönem olması, biriktirilen tecrübeler, artık kişiyi bir ‘bilirkişi’ mertebesine yükseltiyor. Hayata daha olgun yaklaşabilme şansı veriyor yaşlanmak. Artık eskisi gibi ağır sorumlulukların yaşanmadığı, bir sonraki nesle devredildiği bir dönem. Yaşamış, biriktirmiş ve çözmüş olmanın rahatlığı ile sahneden çekilme ve yeni oyuncuları izleme vakti. “İleri Yaş Depresyonu” madalyonun diğer yüzü. Üretkenlik dönemini tamamlamış olmak, eskisi gibi çözümler üretememeye başlamak, bu nedenlerle karar mekanizmasının dışında kalmak ya da tutulmak, evden ayrılan çocuklar, arkadaş kayıpları, yaşa bağlı sağlık sorunları, en önemlisi eş kaybı yaşlılık dönemini insan ömrünün yaşanılması en zor dönemlerinden biri yapıyor. Tıbbın sağladığı olanaklarla uzayan insan ömrü, genç bir nüfusa sahip olduğu bilinen ülkemizde de yaşlı nüfusun hızla artmakta olduğu gerçeği ile yüzleşmemiz gerektiğini gösteriyor. Hemen hepimizin ailesinde 70 yaş üstü bir büyüğümüz var. İleri yaş depresyonu sadece ruhsal bir hastalık olarak kalmayıp, şeker, yüksek tansiyon ve birçok nörolojik rahatsızlıkların daha ağır yaşanmasına neden olduğundan tüm aileyi etkileyip, aile içi huzuru tehdit eder bir hale de gelebiliyor. Depresyon her yaştan kişinin yaşayabildiği tedavisi olan bir hastalık. Ancak yaşlılık döneminde özellikle üstünde durulması gerekir. Çünkü depresyonun başlıca belirtileri olan halsizlik, isteksizlik, uyku sorunları, sosyal ortamlardan çekilme gibi belirtiler yaşlılığın doğal yansımaları olarak kabul edilip kolayca gözardı edilebiliyor. Oysa ileri yaşlarda da yaşının getirdiği tüm avantajları yaşayan, mutlu, hevesli, sosyal ortamlara uyum ve katkı sağlayan biri olarak yaşlanmak mümkün. İleri Yaş Depresyonunun Belirtileri İki ila üç haftayı geçen derin keder hali, Hevessiz ve isteksiz olma, Sık ağlama, alınganlık, Yerinde duramama, huzursuzluk, Kilo ve uyku düzeninde azalma veya artış , (dikkat çekici düzeyde) Kendi bedenine aşırı duyarlı olma, doktorlarca sebebi bulunamayan ağrı, sızı, uyuşma gibi fiziksel yakınmalar, Öz bakımda aksamalar, dış görünüşe özen göstermeme, * Sosyal ortamlardan kaçınma, içe kapanma Ayrıca; Beyindeki biyolojik değişiklikler, Beyin hücrelerinin kaybı, Beyni besleyen küçük damarların tıkanması da bazı psikiyatrik hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olabilir. Yaşlı kişiyle birlikte yaşayanların da konuyla ilgili farkındalık kazanması çok önemli. Davranışlarındaki değişimin sebeplerini öğrenip anlayışlı ve sabırlı davranılması gerekir. Kederli ve isteksiz, halsiz olmak yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak değerlendirmemelidir. Ailenizde ileri yaşta bir kişi varsa ve 15 günü aşan bir süre yukarıdaki depresyon belirtilerini gözlemliyorsanız vakit kaybetmeden bir uzmanla bağlantıya geçmelisiniz. Uzmanın öngördüğü sıklık ve sürede psikoterapilerin devamını sağlamalı ve ilaç kullanımı takip etmelisiniz. Bu tür bir yardım almak tedavisi mümkün ve kolay olan depresyonun en başından halledilmesi için en doğru yaklaşım olacaktır.Kadınca
Reklam