onedio
Tribünde Hayalet Var
Hernando Siles Stadı'nda maç devam ederken tribünlerde bir taraftarın diğer taraftarların içinden geçtiği görüntü, internette geniş yankı uyandırdı. Yayıncı kuruluşun maç sırasında bu olayı fark edememesi üzerine bir taraftar bu görüntüyü internete yayarken, daha sonra yapılan tartışmalarda bunun bir viral reklam olabileceği iddia edildi. Bu Güney Amerika'da yer alan statlardaki ilk hayalet bombası değil. Daha önce Venezuelalı taraftarlar da benzer bir olay yaşamış ve başkan Hugo Chaves'in Kolombiya'ya karşı oynanan karşılaşmada hayaletinin tribünlerde olduğu yönünde bir gündem oluşmuştu.
Yeni Star Wars Filmi Abu Dabi'de Çekilecek
Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'deki medya şehri TwoForu54 yönetiminden yapılan açıklamaya göre, Star Wars filminin yeni serisinin Abu Dabi’de çekileceği Walt Disney’in film birimi başkanı Alan Horn tarafından doğrulandı ve filmin çekimlerinin Abu Dabi'deki yerel prodüksiyon firmalarının da desteğiyle yapılacağı kaydedildi.Henüz adı belli olmayan VII kodlu serinin yedinci filminin, 18 Aralık 2015'te vizyona girmesi bekleniyor.Çekimleri kısa süre içinde başlaması beklenen filmin yönetmenliğini Jeffrey Jacob Abrams'ın yapacağı, castı henüz netleşmiş olmasa da filmde Harrison Ford, Carrie Fisher, Billy Dee Williams ve Mark Hamill gibi ünlülerin oynaması bekleniyor.Çekimlerin altyapısını kuracak Abu Dabi Medya Şehri TwoForu54, geçen hafta başka bir Hollywood filmi olan Hızlı ve Öfkeli 7'nin çekimlerini tamamlamıştı. Medya Şehri yönetiminin uluslararası yapımlara yüzde 30 oranındaki maddi desteğinin Yıldız Savaşları'nın çekimlerini ülkeye getirilmesinde rol oynadığı ifade ediliyor.Tüm zamanların en iyi seri filmleri arasında yer alan Yıldız Savaşları'nın ilk filmi Yeni Bir Umut adıyla 1977'de yayınlanmıştı. İmparator ismiyle 1980'de ikincisi çekilen serinin, Jedi'ın Dönüşü 1983, Gizli Tehlike 1999, Klonların Saldırısı 2002 ve Sith'in İntikamı 2005 ile devam filmleri gelmişti. Disney Şirketi, Yıldız Savaşları'nın haklarını 2012 yılında Lucasfilm'den 4 milyar dolar karşılığı satın almıştı.TRT Haber
Yıldız Teknik Üniversitesi Öğrencilerinden Yeni Elektrikli Araç
Üniversite öğrencileri yeni elektrikli araç yaptı. Yıldız Teknik Üniversitesi'nden 'Ae2 Project' ekibinin tasarladığı güneş enerjisi destekli elektrikli araç, 25 Nisan'da törenle tanıtılacak.Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) öğrencilerinin oluşurduğu 'Ae2 Project' ekibi, geliştirdikleri yeni güneş enerjili aracı tamamladı. YTÜ Davutpaşa Kampüsü'ndeki Otağ-ı Hümayun binasında tanıtımı yapılacak elektrikli araç daha sonra Hollanda'ya uğurlanacak. Araç Rotterdam'da 15-19 Mayıs arasında düzenlenecek Shell-Eco Marathon'da, 'Prototip, akü beslemeli elektrikli araç' kategorisinde ilk yarışına çıkacak. Daha önce 1 kwhk enerjiyle 437 kilometre yol gidebilen araç üreten Ae2 ekibi, yeni elektrikli araçlarıyla 700 kilometre yol kat etmeyi hedefliyor. Yakıt tüketimine büyük etkisi olan ağırlık ise bir öncekine göre üçte bir oranında düşürüldü.Yaklaşık bir yıllık bir çalışmanın ardından tamamlanan araçta, otomatik fren sistemi, araç içi kablosuz iletişim sistemi ve pit bölgesi ile aynı şekilde veri aktarımı sağlayan telemetri sistemi de yer alıyor. Avrupa çapında binlerce öğrencinin daha az enerjiyle daha fazla yol alan araçlar tasarlayıp ürettikleri ve yarışarak test ettikleri Shell Eco-Marathon'a bu yıl Türkiye'den 17 takım katılacak. Al Jazeera
Cep Telefonunuz Uyurken Araştırmalar İçin Çalışıyor
Birer cep bilgisayarına dönüşen akıllı telefonların her geçen gün özellikleri gelişse de aslında bir çoğu kullanılmıyor. Özellikle de işlemciler. Yapılan araştırmalara göre sıradan bir kullanıcı sahip olduğu akıllı telefonun işlemci kapasitesinin yaklaşık yüzde 70’ini kullanıyor. Bu da önemli bir gücün boşa harcanması anlamına geliyor. Ancak son dönemlerde teknoloji devlerinin üzerinde durduğu bu konuyla akıllı telefonların işlem kapasitesi değerlendirilmiye başlanıyor. Kullanıcılar uyurken işlemcilerini bilimsel araştırmaları için kullanabiliyor. UYURKEN AKTİF OLUYOR Şu anda kullanıcılara sunulan iki farklı işlemci paylaşık platformu bulunuyor. Bunlardan biri Samsung ’un geliştirdiği ‘ Power Sleep’ . Viyana Üniverisitesi’nin hücreler arasındaki proteinlerin benzerliği projesi (SIMAP) için kullanılan platformun en büyük amacı kansere çare bulabilmek. Kullanıcılar uyurken aktif olduğu uygulamada alarmın kurulmasıyla çalışmaya başlıyor. Bu esnada üniversite kullanıcıların telefonlarına proteinlerin dizilimlerini bir veri paketi olarak gönderiyor ve telefon işlemcisi bunu açarak gereken çözüm işlemlerini gerçekleştiriyor. Alarm çaldığında ise üniversite ile telefon arasındaki bağlantı kesiliyor. Uygulama Android mağazasında yer alıyor ve ücretsiz olarak indirilebiliyor. AIDS ARAŞTIRILIYOR Buna benzer diğer bir uygulama ise HTC tarafından geliştirildi. ‘ Power to Give ’ adındaki uygulamada farklı kurumların birçok projesine destek verilebiliyor. Telefonun Wi-Fi bağlantısı ve şarja takılmasıyla aktif olan platformda kullanıcılara sunulan projeler arasında seçim yapılabiliyor. Örneğin, AIDS, ‘Schistosoma’ hastalığı ve su kirliliği gibi projeler için kullanıcılar akıllı telefonların işlemcilerini kullanabiliyor. HTC, araştırması tamamlanan projelerin yerine ise farklı kurumlarla anlaşarak, platformu güncellemeye devam ediyor. Bu uygulama ise sadece HTC’nin cihazlarına ücretsiz olarak indirilebiliyor. Sistem nasılçalışıyor? Kullanıcıların, akıllı telefonların uygulama mağazalarındaki ‘Power to Give’ veya ‘Power Sleep’ uygulamasını indirmesi gerekiyor. Kullanıcı uygulamayı çalıştırdığında üniversiteler telefona bağlanıyor ve araştırma yapacakları ham veriyi telefona gönderiyor.veteknoloji
Reklam
Apple'ın İstanbul Mağazasındaki Sır
Büyük fikirler büyük ambalaj veya kutulara ihtiyaç duymuyor. Son dönemde insan merkezli tasarımlara sahip cihazlar daha az yer kaplıyor. Cihazların büyüklüğü ne kadar artsa da kullanıcılar kutuların daha az yer kaplaması için çaba harcıyor. Bu kültür bize fazla uzak değil.. Yaşar Kemal'in sokak çocuklarıyla röportajlarının yer aldığı ' Çocuklar insandır ' kitabında ' İnsan, evrende gövdesi kadar değil gönlü kadar yer kaplar ' sözüyle basit bir şekilde anlatıyor. İşte küresel teknoloji şirketleri insanların gönlüne yerleşmek için cihazların gövdesinin bile geri dönüşümlü üretilmesini istiyor. Kutular az yer kaplıyor Dünya Günü dolayısıyla tüm şirketler ne kadar az yer kapladığını anlatırken, Türkiye'de çocuklara armağan edilen 23 Nisan ile bu günün kıymetini daha çok bilmek zorunda. Çünkü onlara bırakılacak mirası hatırlamak güç değil. Yeni bir dijital oyuncakla buluşmanın en heyecanlı yanı kutunun açıldığını andır. Her metreküpte bilgi, detay ve incelik bulmak için kutunun içinde işe yarar parçalara bakın. Apple tüm ürünlerinin kutu tasarımlarında tüm ürünler ve parçalar daha az yer kaplayacak şekilde kutudan çıkıyor. Cihazlar çok hassas olsa da daha az yer kapladığı zaman daha az atık ve daha az maliyet oluşuyor. Apple karbon ayak izinin yaklaşık yüzde 98'inin doğrudan ürünlerle ilişkili olduğunu söylüyor. Kalan yüzde 2 ise veri merkezleri üzerinden oluşuyor. Daha çok gün ışığı İstanbul'da geçtiğimiz haftalarda açılan Apple Store en çok cam kullanılan mağaza olarak gün ışığını daha çok kullanıyor. Apple , asıl hedefinin her tesisinin enerjisini güneş, rüzgar, su ve jeotermal gibi yenilenebilir kaynaklardan sağlamak olduğunu vurguluyor. Bu nedenle yerinde enerji üretimine yatırım yapıyor, şehir şebekesi bağlı olmayan, yenilenebilir enerji sağlamaları için tedarikçilerle ilişkiler kuruyor ve çalışanların sayısı artsa bile enerji ihtiyacını azaltıyor. Apple veri merkezlerinin tümünde, Austin , Elk Grove, Cork ve Münih'teki tesislerinde ve Cupertino'daki Infinite Loop yerleşkesinde yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanılıyor. Daha az enerji tüketmenin sırrı Her gün 10 bin 400 kilovat elektrik tüketimini yoğun kullanım saatlerinden yoğun olmayan kullanım saatlerine aktararak soğutucu verimliliğini artıran bir soğutulmuş su deposu sistemi Su depolamayla birlikte, geceleri ve havanın serin olduğu saatlerde deniz kıyısı ekonomizörüyle dışarıdaki 'ücretsiz' havanın kullanılması, zamanın yüzde 75'inden daha fazlasında soğutucuların kapalı olmasını sağlıyor. Hava akışı ihtiyaçlarını an be an tam olarak kontrol eden değişken hızlı fanlı soğuk hava tutma bölmelerinin soğutma dağıtımının yönetilmesinde yüksek hassasiyet Güç kaybını azaltarak verimliliği artıran yüksek voltajlarda güç dağıtımı Güneş ışığının maksimum yansıtılmasını sağlayan beyaz serin çatı tasarımı Hareket algılayıcılarla birleştirilmiş yüksek verimli LED aydınlatma İşlemler sırasında gerçek zamanlı güç izleme ve matematik analiz * Yüzde 14 oranında geri dönüştürülmüş malzemeden yararlanan, inşaat atıklarının yüzde 93'ünün çöp sahalarına atılmasını engelleyen ve satın alınan malzemelerin yüzde 41'ini şantiyeden en fazla 500 mil uzaklıktan tedarik eden inşaat süreçleri titizlikle uygulanıyor. Timur Sırt - Sabah
Süper Kahramanların Süper Aileleri
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutladığımız bu güzel günde sizlerle süper kahramanların süper aileleri temasına sahip, deviantart.com'da bulduğum çalışmaları paylaşmak istedim. Andry Rajoelina isimli Fransız tasarımcı tarafından yapılmış olan bu çalışmalar gerçekten etkileyici. Süper kahramanların aileleriyle bir bütün duruşlarını arkalarından gözlemlerken, yüzlerindeki ifadeleri merak ediyorsunuz. Aslında bu merakınızı Andry'nin çizimlerde ele aldığı karakterlerin ve çocuklarının vücut diline bakarak giderebilmeniz mümkün. Sizleri Andry'nin etkileyici çalışmaları ile baş başa bırakıyorum.  Favorim tabii ki Batman. Bu yazı Geekstra.com sitesinden alınmıştır.
Reklam
Led Zeppelin, Hiç Ortaya Çıkmayan İki Eski Kaydını Yayımladı
Led Zeppelin'in hiç kullanılmamış kayıtlarını ortaya çıkaran Jimmy Page: Parçaları uzun zaman sonra yeniden dinlemek, kendimize olan güvenimi artırdıTarihin en uzun soluklu rock gruplarından Led Zeppelin, daha önce hiç yayınlamadığı iki eski kaydını yayınladı. Efsanevi grubun ilk üç albümü de Haziran ayında yeniden Led Zeppelin hayranlarıyla buluşacak. 1970 yılında kaydedilen ve yeni yayınlanan kayıtlar, 'Whole Lotta Love'ın eski bir versiyonu ve blues klasiği 'Keys to the Highway'. Grubun vokalisti Robert Plant o yılları şöyle anlatıyor: 'Çok verimli yıllardı, birbirimizin yeteneklerini yeni yeni keşfediyorduk. Birlikte yeni şeyler deniyor, evde dinlemek isteyeceğimiz şarkılar yapıyorduk. Hiç bir şeyi önceden tasarlamıyorduk'. Arşivde iki buçuk yıl Grubun 70 yaşındaki gitaristi Jimmy Page, arşivlere daldı ve iki buçuk yıllık bir çalışmanın ardından, bu hiç yayınlanmamış kayıtları ortaya çıkardı. Page, eski parçaları yeniden dinleyince hissettiklerini şöyle anlatıyor: 'Parçaları uzun zaman sonra yeniden dinlemek, kendimize olan güvenimi artırdı. İyi olduğumuz inkar edilemez' Page, yeniden yayınlanacak albümlerde bir çok sürpriz olacağı sözünü veriyor. 'Reissue' albümler, Led Zeppelin'in bilinen şarkılarının alternatif versiyonlarını, canlı kayıtları ve tamamlanmamış parçaları da içerecek. Yıllardır grubun arşivinde duran parçaların hepsi, orjinal albüm kayıtları sırasında alınmış kayıtlar. Grubun eskiye dönüşü bu üç albümle sınırlı kalmayacak. Led Zeppelin, yayınlanmış dokuz stüdyo albümünün hepsini elden geçirip, kronolojik olarak yeniden yayınlamayı planlıyor. Led Zeppelin, tarihin en çok albüm satışına ulaşan gruplarından. 111 milyonu Amerika Birleşik Devletleri'nde olmak üzere dünya genelinde 300 milyona yakın albümü satıldı. Birleşme ihtimali 'sıfır' 1968 yılında kurulan İngiliz grup 1980 yılında, baterist John Bonham'in ölümünün ardından dağılmıştı. Ancak Led Zeppelin'e olan ilgi hala çok yoğun. Grubun hayattaki elemanları son kez yedi yıl önce Atlantic Records'un kurucusu Ahmet Ertegün anısında Londra'da düzenlenen konser için bir araya geldi. Yeni bir konser bekleyen Led Zeppelin hayranlarına ise şimdilik iyi haber yok. Grubun yeniden canlı performans sergileme şansı Robert Plant'e göre 'Sıfır'.T24
Onur Ünlü: "Sinema Yok Olacak"
Yönetmen Onur Ünlü ile artı 18 yaş sınırlaması ile gösterime giren yeni filmi 'İtirazım Var’ı konuştuk. Ünlü, 'İtirazım Var' ile yaşadığı süreci, Türk sinemasını, sinemanın geleceğini ve yeni projelerini Al Jazeera Türk’e anlattı. Onur Ünlü, son filmi ‘İtirazım Var’a yaş sınırı (+18) geldiği günün ertesinde İstanbul Film Festivali’nden ‘En İyi Yönetmen’ ödülünü kazandı. Yaş sınırı her an +15’e düşürülebilir. Başrolde boks yapan, antropoloji okumuş, bağlama çalan bir imamı oynayan Serkan Keskin de aynı festivalde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülünü aldı. Denetleme Kurulu birkaç gün içerisinde yaş sınırını daha da düşürebilir ama bir yandan da hayat geçiyor. Filmin gösterim günü an be an geride kalıyor ve sinemacılar için her seans çok önemli. Çünkü onlar ve elbette Onur Ünlü de filmleri izlensin ve daha çok insanla buluşsun diye film yapıyorlar. Sence filme neden 18 yaş sınırı getirildi? Açıkçası ben anlayamıyorum ama genel olarak duruşuyla ilgili bir sorun olmalı. Ben bu kararın siyasi değil, ahlaki olduğunu düşünüyorum ve bence bu daha kötü. Biz yine de itiraz ettik, itirazımız değerlendiriliyor ve belki de geri döner. Filmin belli bir yaşın altındakilere yasaklanmasına sebep olacak bir şey var mı içerikte? Bu nokta önemli. Çünkü benim bundan sonra yapacağım filmim yasaklanabilir ya da bundan sonraki bir filmime gerçekten +18 de verilebilir. Ama o sınırlamanın geleceği film, bu film değil. Zaten mesele de buradan çıkıyor. Bu şekilde denetlenmek bir yönetmen olarak sana ne hissettiriyor? Ben ancak benden daha ahlaklı ya da daha onurlu birisi tarafından ahlakımla ilgili denetlenmeyi kabul edebilirim. Ama bizi denetleyen insanlar kim, hiç bilmiyoruz ve tanımıyoruz. Meslekten insanlar oldukları söyleniyor ama biz onların mesleki yetkinliklerini de bilmiyoruz. Mesleki olarak da yaptığım işle ilgili benden daha yetkin biri olmalı. Bu karar prensip olarak umurumda değil ancak benim ve benimle çalışan insanların ekmeğiyle oynanıyor. Çünkü bu karar benim hem televizyon hem de vizyon satışını olumsuz yönde etkiliyor. Ben şu anda bununla ilgileniyorum. Yoksa o kurul da, Kültür Bakanlığı da total olarak umurumda değil. Ama benim filmime böyle davranan bir zihniyet, tarihi eserlere ya da diğer kültürel değerlere nasıl davranıyordur diye düşünüyorum. Yani benim filmime bu yaş sınırlamasını getirmekle, tarihi bir mozaik üzerine alçı sıvamak aynı şey. Filme yaş sınırlaması geldiğinde Cem Yılmaz da ‘itiraz’ edenlerden, tepki verenlerden biri oldu... Tabii, sağolsun o da destek oldu bize. Film Festivali’nin ödül gecesinde arkadaşlarımın, meslektaşlarımın üzerinde ‘Artı 18’e itirazım var’ yazılı çıkartma ile salonda oturmaları, jüri başkanı Derviş Zaim dahil herkesin bu çıkartmaları yapıştırması beni çok etkiledi. O günden beri de konuşuyoruz, neler yapabiliriz diye çünkü bu sadece benim filmime yapılan bir yasaklama değil, genel olarak bundan sonraki filmleri de tehdit eden bir anlayış. Bizim bu ahlak bekçiliği anlayışına karşı bir müdahalede bulunmamız lazım. Bu tip sınırlamalar, otosansüre neden olur mu zamanla? Benim bundan sonra yapacağım iki film de muhtemelen yaş sınırı olmaksızın yasaklanacaktır. Ama benim anlamadığım, bu tip bir karar çıkararak benim ya da bir başkasının film yapmasını engelleyecekler mi ya da caydırma yöntemi olarak bu mu kullanılıyor? Benim ne yapacağımı devlet belirleyemez, belirlememeli de. Bakın, ülkenin en değerli beyinlerinin bir kısmı bu film işinin içinde. Sinema üzerinden insanların mutluluğuna katkı yapmak isteyen bu insanlarla neden uğraşırsınız? Hayata dair para kazanmak, sosyal güvence, gelecek kaygısı gibi her şeyi bir kenara bırakmış bu insanların tek derdi iyi bir film yapmak ve bunu izleyiciye izletmek. Onlar olmadığında yerine ne koyacaksınız? Entelektüel olarak yoksunuz. Ne olmasını istiyorsunuz o zaman? Bu sorular yanıtsız. Anlamakta güçlük çekiyorum gerçekten. İYİ FİLM NADİR BİR ŞEYDİR Sanat kurumları geçmişlerine dönüp baktığı bir döneme girdi. Sinema açısından sence nasıl bir noktadayız Türkiye’de? Türk balesinden daha ileride olduğumuzu düşünüyorum sinemacılar olarak. Türk balesi diye bir şeyi söylerken bile kulağa ters geliyor. Benim ilk filmim ‘Polis’ 2007 yılında çıktığında o yıl gösterime giren Türk filmi sayısı 16’ydı. Geçen yıl 83 film vizyon gördü ve görmeyenlerle birlikte 100’ü buluyor bu rakam. Mesela 16 filmin içinden çok iyi beş film çıkma olasılığı 100 filmin içinden beş iyi film çıkma olasılığından daha düşük. Neticede senede zaten en fazla beş iyi film yapılabilir ki iyi film zaten nadir bir şeydir. Dünyada da böyledir. Türk sineması diye bir şey var mı peki? Türk ya da Türkiye sineması diye bir şeyden şimdilik bahsedemeyiz. Çünkü ortak bir duygu, ortak bir hal ya da zamanın ruhu dediğimiz şey etrafında film yapılmıyor, yapmıyoruz. Herkes kafasına göre bir şeyler yapıyor ve bir hengame oluşuyor. Ben de o hengame kuşağının içerisindeyim. Ama bu bir zaman sonra geçecek. Daha seçilerek yapılacak işler. Bizim filmlerde güzel planlar oluyor ama bir bütünlük yok, bunun nedeni nedir? Bütünlük duygusunu yakalamak kolay değil. Bir insan uyumak dışında hiçbir şeyi 100 dakika boyunca yapamaz. Ama 100 dakika boyunca bir filmi izleyebilirsin. İnsanları kapalı bir yere koyup, 100 dakika boyunca bir şeye baktırtmaya devam etmen gerekiyor. Bu kolay sağlanabilecek bir şey de değil. Özellikle bugün senin de bildiğin gibi çok fragmantal bir düşünce yapısı var ve insanlar ‘anlık’ bir fikri meşrulaştırarak sanat eseri ürettiğini iddia ediyor. Epik anlatım biçimi yok olmak üzere. Bunun yerine anlık düşünceler iş yapar haline geldi. İzleyici de bir anda karşısındaki esere bakıp onu üç, beş saniye içinde tüketip sonraki esere geçiyor. Böyle bir zamanda bir filmi 100 dakika içinde bütünlüklü olarak anlatmak iyice zorlaşıyor. TEVHİD ÜZERİNE DÜŞÜNMEMİZ GEREKİR O bütünlük için ne yapmak lazım? Peki, şöyle anlatayım, mesela ‘Tevhid’ meselesi üzerine düşünmemiz gerekir. Birlik ve bütünlük duygusu, her şeyin bir yandan da parçalanamaz bir bütünü oluşturduğu fikrini unutmamalıyız bence. Bundan uzaklaşınca film de dağılıyor, akıllarımız da dağılıyor. Sen Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan bütçe almıştın ve sonra geri verdin. O süreç nasıl gelişti? Ben bir film için para almıştım ve o filmi çekemedim. Çekmeyince de parayı götürüp geri verdim. Tabii ki tek seferde ödeyemedim ama 12 ay boyunca faiziyle birlikte aldığım parayı iade ettim. Bir daha da Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek filan istemedim. SİNEMA, İNSANLIK TARİHİNDE HOŞ SEDA OLARAK KALACAK Sence sinema Doğu kültürüne yabancı bir sanat dalı mı ? Ben sinemanın sadece Doğu kültürüne değil, Batı kültürüne de ait olmadığını düşünüyorum. Sinemanın insana ait olmadığını düşünüyorum. Önümüzdeki 50, en fazla 100 sene içerisinde yok olup gideceğine inanıyorum. Mesela geçenlerde bir yerde karşılaştım. Yanılmıyorsam Hititler döneminde yapılan ve üstün bir sanat tekniği, becerisi örneği olarak kabul edilen bir süsleme biçimi var. Şu anda kimsenin bununla ilgilendiği yok. Sinema da bunun gibi insanlık tarihinde hoş bir seda olarak kalacak. Zaten daha 100 yıllık bir mevzu ki koca insanlık tarihinde bir hiç ölçüsündedir. Sinema neye dönüşecek ? Evde kendi başımıza yaptığımız bir hale gelebilir mesela. Düşünsene Johannes Gutenberg 1450’de ilk kez modern matbaa tekniğini bulduğunda insanlığın kaderi değişmişti. Oysa şimdi evde internetten ya da kendi olanaklarımızla bir şeyler yazıp basabiliyoruz, büyük matbaa makinalarına ya da onları kullanacak insanlara ihtiyacımız yok. Sinema da belki böyle bireysel bir hale dönüşebilir. O zaman ‘Ben ne yapıyorum’ demiyor musun? Sürekli olarak diyorum. Ama mafya gibi oldu sinema benim için, girdim çıkamıyorum. Elimi verdim, kolumu alamıyorum. Bana yardım edin. TÜRKİYE’DEN İKİ ŞEY ÇIKMIYOR: SENARİST VE KALECİ Günlük yaşam politikası sanatçıları ne kadar etkiliyor ? Genel olarak sanat eserlerinin günlük politikayla kurduğu ilişkinin onu zedeleyeceğine dair yaygın bir kanı var ve ben de buna katılıyorum. Ancak bu aşılabilir aynı zamanda. Mesela ‘İtirazım Var’da bunu aşmaya çalıştık. Filmdeki göndermeler hem bugünün hem de 1400 sene evvelinin ve belki bundan sonrasının da sorunlarına dair ya da en azından izleyenlerin söylediği bu. Bir sanat eserinin yaşadığımız güne dair noktalara değinirken o noktaların cihanşümul olmasına da dikkat etmek gerekiyor. Sanatçı olsun olmasın insanlar çok fazla politize oldu. Politize olmayanlar günlük hayatın dışında mı tutuluyor? Politize olmak senin günlük hayatta işini kolaylaştırır, seni çok kolay bir şekilde konumlandırır ve günü kurtarmanı sağlar. Ama şunu unutma, Türkiye’den iki şey çıkmıyor: Bir senarist, iki kaleci. Çünkü herkes gol atmaya çalışır. Ya yönetmen olmak isterler ya da santrafor. Sinemaya sadece yazar olarak -ben dahil- destek vermek kimseyi kesmez. Bu bulunduğumuz yerin Ortadoğu olmasından ve sadece bize özgü olup, kimsenin anlayamayacağı o tatlı gerilimle yaşamamızdan kaynaklanır. Bu bir telaş yaratır, yarın ne olacağımızı hatta bir an sonra ne olacağımızı biz gerçekten de bilmiyoruz. HAKİKATLE ARAMIZDA 700 PERDE VAR Yine de sanatçıyla sanat yerine politika konuştuğumuz bir ortamdayız... Bu konumlandırma telaşı içinde meselenin özünden uzaklaşıyoruz işte. Mevlana, hakikatle aramızda 700 perde olduğundan bahseder. Günlük politika bence bu 700 perdeden biri sadece. Filmde, devletin din adamları Selman Bulut tarafından ister istemez dışlanıyor. Dinin mahrem ve kişiye özel tarafına neden vurgu yapmak istedin? Bir insanın dini inancını sormak ya da bunu araştırmak en temel nezaket kuralına aykırı en başta. Fakat şu an içinde bulunduğumuz iktidarla birlikte korkunç bir nezaketsizlik içerisindeyiz. İnanan ve inanmayan ayrımına gidildi ve bu inanan biri olarak beni çok rencide ediyor. Çünkü ben belirli bir iletişimde olduğum herhangi birinin dinini, milletini hiç düşünmedim. Fakat şu anda bu devletin bekasıyla doğrudan ilişkilendirilen bir şey gibi gösteriliyor. İdeolojilerinden emin olmadıkları için sürekli korkuyorlar ve korktukça daha fazla şey öğrenmeye çalışıyorlar. Çünkü kendi ideolojileriyle insanlar arasında sevgi, saygı, ruh birliği ve bağı olmadığının ve olamayacağının farkındalar.Bedia Ceylan Güzelce/Al Jazeera
Reklam
16 Resimle Jen Mann'ın Renkli Dünyası
Sanatçımızın adı Jen Mann. Sanatçımızın Mayıs 2010 ve Ekim 2011 tarihlerinde sergilerinde sergilediği resimlerden biraz derleme yaptık ve beğenilerinize sunduk. Gerçekten yetenekli bir şahsiyet.
Hızlı ve Öfkeli'de Paul Walker'ın Rolünü Kardeşleri Üstlenecek
Çekimleri, Paul Walker’ ın geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmesi nedeniyle yarım kalan Hızlı ve Öfkeli (Fast & Furious) serisinin son filminde ABD’li aktör yerine kardeşleri rol alacak. 2013′ün Aralık ayında kaza yapması sonucu arabasının içinde yanarak can veren Paul Walker’ın oyunculuk bayrağını kardeşleri Caleb ve Cody devralıyor. Çekimlerine geçen sene başlanan fakat yıldız oyuncunun ölümü nedeniyle ara verilen Hızlı ve Öfkeli serisinin yedinci filminde Walker’ın eksik kalan sahneleri bu şekilde tamamlanacak. FF7 adlı ekip dünyada ilk kez denedikleri bir teknolojiyle iki kardeşin sesinin kullandıkları program sayesinde Walker’a benzetmeyi başardıklarını açıkladı. İki kardeşin de sahnelerde tek tek denenerek hangisinden iyi sonuç alınırsa o sahnede o kardeşin kullanıldığı belirtildi.Diken
Kafkaslar Hakkında Doğru Bilinen 5 Yanlış
Karadeniz’den Hazar denizine kadar 1200 km uzunluğunda ve onlarca km genişliğindeki Kafkas sıradağları Gürcistan ve Azerbaycan'ın kuzey sınırını oluşturmaktadır ve bu ülkelerin bulunduğu coğrafyaya literatürde Trans-Caucasus yani Trans Kafkas/Kafkas Ötesi denmektedir. Dağların Kuzey kısmına ise Kafkas/Kafkasya, Caucasus(Kavkaz) denmektedir ve asıl Kafkasya burasıdır(Renkli alanla gösterilen bölgelerin dahil olduğu yer).
Reklam
İtalya’da Mutlaka Görülmesi Gereken 9 Yer
etiket
Her noktasında farklı bir kültür ve tarih barındıran İtalya’yı keşfetmek hem emek hem de zaman ister. Güneyinde deniz, kum, güneşin tadını çıkarırken, Milano’da modaya doyacak; Venedik’te kanallar arasında dolaşırken, Floransa’nın sokaklarında İtalyan yemeklerinin tadına doyamayacaksınız.
Samsung'un Uygulamaları Sevilmiyor
Samsung Electronics 'in en çok satan telefonları Çin malı benzer telefonlar ile sert bir rekabete girerken Güney Koreli teknoloji devinin önemli hedeflerinden birisi cihazlarına olan ilgiyi kendi yaptığı yazılım ve hizmetlere de çekmek. Ancak yayınlanan yeni bir araştırma şirketin hala kat etmesi gereken yolu olduğunu gösteriyor. Massachusetts merkezli araştırma şirketi Strategy Analytics yayınladığı raporda ABD'li kullanıcıların Samsung'un kendi mesaj, müzik ve sesli komut uygulamalarını az kullandıklarını belirtti. Bu uygulamalara Samsung'un WhatsApp, Line ve Viber benzeri uygulaması ChatON da dahil. Rapora göre Samsung'un Galaxy S3 ve S4 telefonlarını kullanan ABD'liler Facebook 'u ayda ortalama 11 saatten fazla, Instagram'ı ayda ortalama iki saat civarı kullanırken ChatON uygulamasına ayda yalnızca altı saniye ayırıyor. Strategy Analytics, Galaxy S3 ve S4 sahibi 250'den fazla ABD'linin geçen ayki uygulama kullanımlarını ölçerek bu sonuca vardı. Kullanıcıların Mart ayında Samsung'un tüm uygulamalarına ayırdıkları zaman ise ortalama yedi dakika oldu. Bu uygulamalar içerisinde ChatON, sesli komut uygulaması S Voice ve uygulama mağazası Samsung Hub da bulunuyor. Buna karşın yazılım ortağı Google' ın üç uygulamasına harcanan zaman ortalama 149 dakika. Bu uygulamalar: Uygulama mağazası Play Store, video izleme servisi YouTube ve arama motoru. Strategy Analytics'in AppOptix biriminin müdürü Bonny Joy konuyla ilgili yorumunda, 'Savaş alanı cihaz kullanımında pazar payı kapmaya doğru kayıyor.' dedi. Joy, her ne kadar Samsung cihazlarında 'uygulama paketleri' olsa da kullanıcıların genel olarak şirketin hazır olarak sunduğu bu uygulamaları görmezden geldiğini söyledi. Analistler bu durumun Samsung'un yazılım ve hizmetlerden oluşan bir ekosistem geliştirmesini zorladığını belirtiyor ki bu ekosistem Apple kullanıcılarının sadakatinin bir nedeni. Samsung'un sözcüsü ise ChatON uygulamasına kaç kişinin üye olduğu ve günlük kaç mesaj atıldığı konusunda bir bilgi vermedi. Şirket geçen yıl yaptığı açıklamada ChatON uygulamasını kullanan üye sayısının 100 milyonu aştığını belirtmişti. Bunun bir nedeni ChatON uygulamasının Samsung'un Galaxy S3 ve S4 cihazlarında önceden yüklü şekilde gelmesi ve cihazdan silinememesi. Samsung yaptığı açıklamada üçüncü partiler tarafından geliştirilmiş uygulamalar da dahil 'tüketiciler için çeşitli hizmetlerden ve içeriklerden oluşan geniş bir seçenek' sunduklarını belirtti. Şirket yeni amiral gemisi Galaxy S5 cihazında da bu ortaklığını genişletti. Bu uygulamalar içerisinde sağlık ve fitnes uygulaması Lark ile kontak paylaşım uygulaması Flick Dat da bulunuyor. Ancak Strategy Analytics tarafından yayınlanan rakamlar Samsung'un kendi uygulama ve hizmetlerini geliştirme çabalarının önünde hala zorluklar olduğunu gösteriyor. Samsung'un uygulama ve hizmet geliştirmeden sorumlu Medya Çözüm Merkezi Başkanı Wonpyo Hong bu ayın başında verdiği röportajda, yazılımı 'kritik' olarak nitelendirmiş ve şirketin yazılım üzerinde çalışan araştırma ve geliştirme mühendislerinin sayısının donanımdakilerden daha fazla olduğuna dikkat çekmişti. Aynı zamanda Hong, 'tüketiciler açısından bakıldığında eşsiz deneyimler sunmanın hala mevcut' olduğunu kabul etmiş ve bu alana daha fazla odaklanma sözü vermişti. Agresif ve yaratıcı pazarlama Galaxy cihazlarının dünyada en fazla satan akıllı telefonlar olmasını sağladı. Ancak şirket her ne kadar kendi uygulamalarını cihazlarına önceden yüklüyor olsa da bu durum şu ana kadar verdiği hizmetlere etkide bulunmuş değil. Dahası Samsung'un kendi ülkesi Güney Kore'de düzenleyici kurumlar bu yıl önceden yüklenmiş uygulamalar konusunda yeni kurallar getirdi. Bu nedenle Samsung yeni amiral gemisi Galaxy S5 cihazında kullanıcıların bu uygulamaları silebilmesi için daha fazla esneklik getirdi. Strategy Analytics verilerine göre Galaxy S4 kullanıcıları sektördeki ortalamadan yaklaşık 21 adet daha fazla uygulamaya sahip. Strategy Analytics başkan yardımcısı Barry Gilbert ise yaptığı açıklamada, 'Samsung'un pazardaki hakim konumu kendi içerik hizmetlerini geliştirmesi için ideal bir araç. Samsung kullanıcılar arasında ses getirecek farklı uygulama paketleri geliştirmeli' dedi. WSJ
Reklam
Pharrell Williams'ın Happy Klibi Kopya mı?
Brooklyn'de yaşayan 24 yaşındaki oyuncu ve dansçı Anne Marsen tarafından 2011 yılında hazırlanan video Pharrell Williams'ın Happy klibiyle benzerlikleri bulunuyor. Kopya olup olmadığına siz karar verin.
Minik Okurlara: En Güzel Çocuk Kitapları
İstasyonda Valsİlk kitabı 'Çarpık Ev' ile çocuk edebiyatında dikkatleri üzerine çeken Burcu Aktaş, yeni romanı 'İstasyonda Vals'te küçük bir kasabanın ve kasaba insanlarının başından geçen bir macerayı konu ediniyor. Film Mehmet'i, pastanenin Nevin Hanım'ını, mobiletli Bebek Amca'yı, kadınları, erkekleri ve çocukları kısacası İstasyon Meydanı'nın insanlarını mutlu eden lunaparktır, İstasyon Sineması'dır ve bir de orkestradır. Günün birinde bunlardan biri eksilirse meydanda neler olur? Burcu Aktaş, okurlarına küçük bir dünyanın kapılarını aralarken alıştığımız ve benimsediğimiz şeylerin hayatımızdan eksilmesiyle neler yaşadığımızı etkileyici karakterlerle anlatıyor. Küçük - büyük bütün çocukların keyifle okuyacakları bir roman “İstasyonda Vals”. On Numara Çocuklar Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği'nin (ÇGYD) 2012 yılının 'En İyi Çocuk Öyküleri Kitabı Ödülü'nü alan Hacer Kılcıoğlu, çocukların severek okuduğu romanlarına bir yenisini daha ekledi. 'On Numara Çocuklar' adlı yeni romanı çocukların aile büyükleriyle bağlarını, yaşamlarını değiştiren dönemeçleri, çocukların gözünden duyarlı ve samimi bir üslupla aktarıyor. Çocukların gündelik yaşamını dolduran okul hikâyelerini, aile içi ilişkilerini ve dostluklarını özgün bir kurguda kucaklayan kitap, üç ana kahramanın ayrı ayrı maceralarının yer aldığı diğer kitapları seven çocuklar kadar, yazarla ilk defa buluşacak çocukları da zeka alıştırmalarıyla dolu bir okuma keyfine davet ediyor. Çocukların Hakları Var Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1990 yılında yürürlüğe giren Türkiye'de ise 1995'te kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi, her çocuğun kendi hakkını bilmesi açısından son derece önemli. Can Çocuk Yayınları, Çocuk Hakları Sözleşmesi'ni her çocuğun anlamasını ve öğrenmesini sağlayacak 5 kitaptan oluşan set ile öyküleştirdi. Sadece çocuklar için değil, öğretmenler, anneler ve babalar için de yol gösterici olacak bir kaynak kitap niteliğinde olan seri, çocuk haklarını öyküler eşliğinde ele alıyor. İlk kitap 'Anne Ben Yapabilirim”, sözleşmenin üçüncü maddesi olan çocuğun temel yararlarını ele alıyor. İkinci kitap 'İnsan Okur' ise eğitim haklarını hem eğlenceli hem de öğretici bir öyküyle anlatıyor. Üçüncü kitap 'Hey Küçük', çocuğun kendini ifade ve kendiyle ilgili konularda kararlara katılma hakkını ele alıyor. Dördüncü kitap 'Kardeşlik Çemberi'ndeki öykü, çocuklar arasında ayrımcılık yapılamayacağını belirten sözleşmenin ikinci maddesi üzerine kurul. Son kitap olan 'Sihirli Çaydanlık' ise sözleşmenin altıncı maddesindeki her çocuğun yaşama, yaşamını devam ettirme ve geliştirme hakkını mercek altına alıyor. Arkadaşlık Sihirlidir Amerika Birleşik Devletleri'nde ve yayınlandığı her ülkede en çok satılan çizgi romanlar arasında yerini alan 'My Little Pony' alışılmış anlamda bir çocuk çizgi romanı değil. Okuduğunuz zaman göreceğiniz gibi içindeki espriler son derece ince. Amerika Birleşik Devletleri’nde ciddi miktarda 14 yaş üstü erkek okuru var. Çizgi film daha ziyade 5 ila 7 yaş kız çocuklarını hedeflerken, MLP çizgi romanı yetişkinlere de hitap edebiliyor. Hem eğlenmek hem öğrenmek hem de çocuğuyla sıkılmadan kitap okumak isteyen anne- babalar için ideal. Küçük Filozof Dünya çocuklarına felsefeyi sevdiren dokuz kitaplık 'Filozof Çocuk' serisinin yazarı Fransız filozof Oscar Brenifier ’den, küçük çocukların düşünme eğitimi için sıra dışı bir başvuru dizisi: “Küçük Filozof”. Çocukların hayatı öğrenirken sorduğu basit sorulara cevap veremediğiniz oldu mu hiç? Yanıtlar içine sinene kadar sorgulamayı bırakmayan “küçük filozoflar” için harika bir seri olma özelliği taşıyor. Küçük Filozof kitapları, Filo ve Zof karakterlerinin yardımıyla, 3-6 yaş arasındaki çocukların kafalarını kurcalayan ilk büyük sorular üzerine yoğunlaşarak, minik okurlarını bu soruların peşinde masalsı bir gezintiye çıkarıyor. Çocukların, “Neden istediğimi yapamıyorum? ”, “Söyle anne, ben neden varım? ”, “Neden okula gitmek zorundayım?” veya “Söyle baba beni neden seviyorsun?” gibi sürpriz sorularıyla karşı karşıya kalan ebeveynler için vazgeçilmez bir başvuru kaynağı olan Küçük Filozof serisi, çocukların zihnini karıştıran ve hayata bakış açılarına yön veren bu sorulara verdiği yanıtlarla, çocukların eleştirel düşünme becerisi geliştirmelerine de katkı sağlıyor. Sherlock, Lüpen ve Ben - Siyahlı Kadın Polisiye edebiyatının efsanevi karakterlerinden Sherlock Holmes, gençlerin ve çocukların ilgisini çekecek bir kitapla karşımızda. 'Sherlock, Lüpen ve Ben - Siyahlı Kadın' çocuklar için zihin açıcı olmanın yanı sıra eğlenceli de. Küçük dedektifin maceralarının anlatıldığı romanın konusu ise şöyle; maceranın anlatıcısı Irene Adler, Sherlock Holmes’ün ilk ve tek kız arkadaşı. Ekibin üçüncü üyesi ise centilmen hırsız Arsen Lüpen. Henüz dünyaya nam saldıkları serüvenlere imza atmamışlar. Gençlik yılları yani. Örneğin Dr. Watson yok ortalıkta. Gençlerin babaları, anneleri çıkıyor sürekli olarak karşımıza. Bu üçlü ailelerinin zoruyla geldikleri Saint-Malo adlı kasabada, yaz tatilinde tanışıp bir araya gelirler. Bu sakin kasabanın sahilinde, bir gün bir ceset karaya vurur. Yapılan incelemeler sonucu buldukları ceset birkaç yerde farklı isimlerle kaydı olan bir adama aittir ve tabii ki gizemli katili veya katillerinin kim olduğunu bulmak afacan üçlüye düşer. Saftirik Greg'in Günlüğü Yazar ve illüstratör Jeff Kinney’in kahramanı Greg yazmak zorunda kalınca ortaya hem gençlerin hem de büyüklerin gülerek okuyacakları bir günlük çıkıyor. Çocuk olmak ne zordur değil mi? Gelişimini henüz tamamlamamış ufaklıklarla, her gün tıraş olmak zorunda olan azmanların aynı sıralarda oturmak zorunda kaldığı ortaokulda okuyan Saftirik Greg’in maceraları bir zamanlar benzer şikâyetlerle dolu olan yetişkin okuyucuları ve halen aynı sıkıntıları çeken gençleri oldukça eğlendirecek. Vatan Kitap 
"Keşke O Filmde Oynamasaydım" Diyen 19 Ünlü Oyuncu
Kariyer basamaklarını tırmanırken pek çok projede çalıştılar. Ama bazı filmlerde rol almak onlara göre büyük hataydı. Brad Pitt, Nicole Kidman, Ben Affleck, Halle Berry, Will Smith ve daha birçok oyuncu, kariyerlerinin en kötü projelerini anlattı. İşte ünlülerin rol aldıkları filmlerle ilgili itirafları!
Reklam