Dünya'ya Ulaşan İlk Yıldızlararası Parçacıklar
Bilim insanları, 2006 yılında Dünya'ya dönen bir uzay aracının üzerinden alınan örneklerde, Güneş Sistemi dışından geldiği belirtilen kozmik materyal tespit etti. NASA'nın Stardust uydusundaki kapsülle Dünya'ya taşınan yıldızlararası metaryal arasında, Güneş Sistemi'nin dışından geldiği belirtilen yedi kozmik tanecik bulundu. Kozmik toz taneleri, bilim insanlarının yanı sıra 30 bin sivilin yardımıyla teşhis edildi. Tamamen boş olmayan ve mikroskobik parçalarla dolu olan yıldızlararası uzaydaki materyalin, Güneş Sistemi dışındaki yıldızların çekirdeklerinde oluştuğu ve soğudukları süreçte uzaya yayıldıkları biliniyor. Bilim insanlarının inceleme şansı bulacağı kozmik parçalar, yıldızlararası tozların geçmişi ve dönüşümü hakkında önemli bilgiler sunacak. Araştırmada yer alan California Üniversitesi Uzay Bilimleri Laboratuvarı'ndan Andrew Westphal, BBC'ye yaptığı açıklamada, 'Aldığımız sonuçlar yıldızlararası toz parçacıklarının karmaşık yapısı ve çeşitliliği hakkında ilk bilgileri sunuyor' ifadesini kullandı. Yedi kozmik parçacık üzerinde yapılan ve sonuçları Science dergisinde yayınlanan analizde, 'geçmişteki astronomik gözlem ve teorilere kıyasla, yeni parçaların büyüklük, kimyasal bileşik ve yapı bakımından çok daha farklı olduğu' belirtildi. 30 bin gönüllü yardım etti Stardust görevi, Comet Wild 2 adlı kuyrukluyıldızdan saçılan parçacıkları toplamak ve Dünya'ya getirmek için düzenlemişti. Uzay aracı, kuyrukluyıldızdan saçılan numunelerin yanı sıra, kozmik yaşı daha fazla olan yıldızlararası tanecikleri de toplamayı başardı. Yıldızlararası Toz Toplayıcısı (IDC) adı verilen bir cihazla donatılan Stardust, en hafif insan yapımı madde olarak bilinen aerojelden üretildi. Yüzde 99'undan fazlası boşluk olan maddenin 132 sıra halinde dizilmesiyle oluşturulan IDC, saniyede 5 km hızla ilerleyen kozmik toz parçalarının üzerine yapışmasıyla numune topladı. Uzay aracının topladığı sayısız parçacığı incelemek için Stardust projesine 30 binden fazla gönüllü katıldı. Binlerce insan, bilim insanlarıyla beraber çapı metrenin milyonda biri kadar olan parçacıkları inceledi. Dr. Westphal, incelemeler sonucu silika, oksijen ve çeşitli metaller içeren minerallere sahip yedi parçacığı tespit ettiklerini söyledi. On milyonlarca yıllık geçmişi bulunan yıldızlararası tozların analizi, Güneş Sistemi'nin dışında olan bitenler hakkında gökbilimcilere önemli ipuçları verebilir. Kaynak: Al Jazeera
Beyoncé'un "Drunk In Love"ını Harika Bir Acapella Performansıyla Dinleyin
Ağzından çıkardığı ses ve ağız hareketleriyle müzik performansı gösteren şarkıcı ve söz yazarı Mike Tompkins, Beyoncé'nin hit şarkısı 'Drunk In Love'ına mükemmel bir Capella Remix'i yapmış.Hayranlarına harika bir işitsel şölen yaşatan Tompkins, Cumartesi günü London Music Hall'ı Beyoncé ile inletti.Unutmayın, izleyeceğiniz videoda 'müzik' namına duyduğunuz her şey, Mike Tompkins'in ağzından çıkıyor.
Terden Elektrik Üreten Pil Yapıldı
Amerika Birleşik Devletleri’nde, California Üniversitesi’nde terden enerji üreten bir “pil” geliştirildi. Dövme şeklindeki “biyopil” terde doğal olarak bulunan laktatla çalışıyor. Uzmanlar, bu yolla elde edilen enerjiyle, nabız ölçen cihazlar, dijital saatler ve hatta cep telefonlarını bile çalıştırmanın mümkün olabileceğini belirtiyor. California Üniversitesi’nden Dr. Wenzhao Jia, “Bizimki terle çalışan ilk cihaz. Konsepti kanıtladık” dedi.Vatan
Reklam
Abakan Yerli Kahraman Projesi
Merhaba. Adım Kurt Ram. Sinema yazarı ve yönetmeniyim. İki yıldır üzerinde uğraştığım Abakan adlı sinema projem için, tanıtım filmi çekme kararı aldım.Bu kararı almamın ana nedeni yapımcıların projeye olan inançsızlığı oldu. Bende şöyle düşündüm, mademki projenin Türkiye’de yapılamayacağını düşünüyorlar, o halde bir tanıtım filmi çekip onlara bunu yapabileceğimi göstereyim.  Ortalama beş dakika olacak tanıtım filmi, profesyonel sinema ekibi ve ekipmanlarıyla çekilecek.Ardından Vimeo ve Youtube gibi sosyal sitelerde sunum yapılacak. Bu sayede insanların projeye nasıl tepki verdiklerini, böyle bir film izlemek isteyip istemediklerini test etmiş olacağız. Dolayısıyla proje başarılı bulunursa, insanlardan filme olumlu tepkiler alırsak, uzun metraj filmin de önü açılmış olacak.Netice olarak sinemalarda Abakan adlı halk kahramanının filmini izleyebileceğiz.  Abakan Superman gibi özel yetenekleri olan bir karakter değil. Daha ziyade Batman gibi kendini eğitmiş, üstün dövüş kabiliyeti olan bir karakter.Filmde Abakan’ın görsel olarak nasıl bir karakter olduğunu, yani kostümünü görebileceğiz. Yeteneklerini, kullandığı kılıç, ok gibi silahları estetik anlamda tatmin edici bir şekilde görsele dökeceğiz.  Abakan projesinde en büyük amaç yerli bir halk kahramanı yaratmak. Yeşilçam döneminde, Kara Murat, Battalgazi, Köroğlu gibi kahraman filmleri sinemalarda oynadığında, izleyen halk salonda heyecandan yerinde duramıyordu, filmler kitleler tarafından izleniyordu, kaldı ki hala sevilerek izleniyorlar. Bugünün en büyük eksikliklerinden biri kahraman filmlerinin yapılmamasıdır. Kahramanlar halka cesaret ve umut verir. Ötesinde gençlerin Ironman, Batman, Spiderman gibi sevilen ithal kahramanlara alternatif olarak, kendi kültüründen doğran kahramanlara ihtiyaçları olduğu inancındayım.  Kahraman filmleri özellikle Amerikan sinema sektörünü ayakta tutan en önemli türlerden biridir. Bu yalnızca maddi değil, kültürel anlamda da ülkelerinin tanıtımını layıkıyla yapmalarına olanak sağlamaktadır. Aynı şekilde Tükiye'de çekilecek yerli bir kahraman filmi de kültürümüzü uluslararası arenada tanıtmakta büyük rol oynayacaktır.  Son olarak kendimden çok kısa bahsedeyim, MSM Sinema ve TV mezunuyum. Çokça kısa film, deneysel film çalışmam ve video klip çalışmam var. Ek olarak 2008 yılında yapmış olduğum Bir Zamanlar Kumbağ’da adlı orta metraj filmi ve 2013 yılında yönetmenliğini üstlendiğim Türk Dövüş Sanatı Sayokan’ın belgeselini çektim.  Hayalini kurmuş olduğum bu projeyi gerçekleştirmek için desteğinize ihtiyacım var. İnanıyorum ki Abakan başarıya ulaşırsa, beraberinde birçok yapımcıya ilham verecek ve birçok yerli kahraman sinemalarda boy göstermeye başlayacaktır.  Eğer sinemalarda yerli kahramanlar olmalı diyorsanız, bende bu işin bir parçası olmak istiyorum diyorsanız söz sizde.  Hepinize şimdiden sonsuz teşekkür ederim.Crowdfon sitesinden destek verebilirsiniz.https://www.crowdfon.com/proje/detay/792/5117
Ünlü İsimlerin Kulaklıklarını Neden Almamalıyız ?
Beats by Dr.Dre ve daha aklınıza gelebilecek birçok ünlü kişilerin adını taşıyan kulaklıkları satın almak için doğru ürünler midir ? Apple, tarihinin en büyük satın alma işlemini gerçekleştirerek tam 3 milyar dolara Beats’i satın almıştı. Bu ay uzun süredir aklımızda olan bir koyunu yazmak istedik. Ünlü isimlerin imzalarını taşıyan kulaklıkları satın almak sizce ne kadar doğru bir tercih ? Bu sorunu yanıtına geçmeden önce, bu akımın nasıl başladığına bir göz atalım. BEATS SERÜVENLERİ Hatırlarsanız, bu konunun ciddi anlamda trend olması, 2008 yılında Beats ‘in Dr.Dre ismi ile satışa çıkan kulaklıkları ile başlamıştı. Ekstra bass ile birlikte eşsiz bir müzik dinleme keyfi vaad eden bu kulaklıklar, aslında gayet iyi başlangıçlara imza atmışlardı. O yıllarda çok beğenilen ve işin uzmanı olarak kabul edilen, ses teknolojilerini inceleyen otoriteler tarafından bile iyi inceleme notları alan Beats ürünleri herkesin dikkatini çekmişti. Beats’in yakalamış olduğu bu akım bir başarı tabii ki. Diğer firmaların dikkatlerini üzerine çektikten sonra 2008′i takip eden yıllarda Ludacris imzası taşıyan Soul kulaklıklar, Tony Bennett imzalı Koss kulaklıklar , House Of Marley derken bu trendi takip eden yüzlerce farklı model karşımıza çıktı. Bu noktada artık satışa çıkan kulaklıklar, ses deneyiminden öte bir pazarlama stratejisine dönüşmüştü. BEATS VE AYNI TÜRLERİN SORUNLARI NE ? Dünyaca ünlü Beats kulaklıklarından örnekleme yapacak olursak, bu kulaklıklara kötü demek gerçekten haksızlık sayılır. Beats ve cinsi kulaklıkları eğer denediyseniz, birçoğunun ortalamanın üzerinde hatta bazılarının mükemmel ses seviyelerine ulaştıklarını görebilmekteyiz. Ancak bu noktada soruyu “ verilen parayı hak ediyor mu ? ” şeklinde sorarsak çok daha doğru sonuçlara ulaşabileceğiz. Çünkü ünlü isimlerin adını taşıyan tüm ürünler aslında kaliteli olmasına rağmen ismine verilen para gereğince piyasanın çok fazla fiyatına satılıyor. Her ne kadar gösterdikleri performanslar çok iyi olsa da, ödenen fahiş fiyatın sebebi kulaklıktan çok isme ve pazarlamalara verilmiş oluyor. NEDEN ÇOK TUTULUYOR ? Özellikle bu ürünlerin dış tasarımlarının çok şekilli ve gösterişli olması, ünlü sporcuların bu kulaklıklardan kullanıyor olması kullanıcılarda bir algı oluşturuyor. Fiyatını ve tasarımlarını da düşündüğümüzde, “ Beats ” kulaklıklara sahip olmak insanlar için bir ayrıcalık, farklılık nesnesi haline dönüşüyor. Ayrıca şunu da belirtmemizde fayda olduğunu düşünüyoruz, bu modelleri her zaman pahalı fiyatlara görmüyoruz. Örnek olarak 150 TL gibi bir fiyata House Of Marley kulaklıklarını satın alabiliyorsunuz. Ama paranızın karşılığını veriyor mu ? bu sorunun cevabını almak pek mümkün olamayabiliyor. Son olarak sorduğumuz soruya yanıt verecek olursak eğer, bu kulaklıkları PCH Online ‘ın tavsiyelerine göre seçmemenizi tavsiye ediyoruz. Çünkü her zaman aynı fiyata ya da daha düşük seçeneklere alabileceğimiz ürün her zaman bulunmaktadır. Belki tasarımları Beats kadar iyi olmayacak ama eğer derdiniz ses ise kesinlikle daha iyi deneyimleri o paralara yaşayabilirsiniz.PCHOCASI
Reklam
Yatağan Termik Santrali'nin Satışı Onaylandı
Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK), Yatağan Termik Santrali'nin 1 milyar 91 milyon dolar bedelle en yüksek teklifi veren Elsan Elektrik Gereçleri Sanayi ve Ticaret AŞ'ye satışını onayladı. ÖYK'nın Resmi Gazete'de yayımlanan kararına göre Kurul, Yeniköy Yatağan Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ'ye ait Yatağan Termik Santrali'nin Güney Ege Linyitleri İşletmesi (GELİ) tarafından kullanılan taşınır ve taşınmazların, 'varlık satışı' yöntemi ile ilgili maden ruhsatları ve bu ruhsatların kapsadığı maden sahalarının 'işletme hakkının verilmesi' yöntemi ile bir bütün halinde 1 milyar 91 milyon dolar bedelle en yüksek teklifi veren Elsan Elektrik Gereçleri Sanayi ve Ticaret AŞ'ye satışına onay verdi. Kurul ayrıca, Elektrik Üretim AŞ'ye ait Grup 1- Esendal ve Işıklar (Visera) hidroelektrik santrallerinin 1 milyon 850 bin dolar bedelle en yüksek teklifi veren Metek Hidro Enerji Sanayi ve Ticaret AŞ'ye, Grup 2- Kayaköy Hidroelektrik Santrali'nin 10 milyon 300 bin dolar bedelle Veysi Madencilik İnşaat Nakliyat Petrol Temizlik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketine, Grup 3- Dere ve İvriz hidroelektrik santrallerinin 2 milyon 300 bin dolar bedelle Ülke Yatırım Araştırma Geliştirme Madencilik İnşaat ve Elektrik Üretim AŞ'ye işletme hakkının verilmesini de onayladı. Sol
En İyi 11 Oasis Şarkısı
1991'de Manchester'da çıkan grup The Beatles,T-rex gruplarının etkisinde kalmıştır ve rock'n roll tarihinde en kısa sürede en büyük başarıyı yakalayan grup olarak anılır.Kendine özgü vokaliyle efsane olan grubun kanımca en iyi 11 şarkısını sıraladım.İyi Seyirler.
Twitter Yetkilileri Ankara'ya Geliyor
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile Twitter'ın üst düzey yetkilileri, 3 ay aradan sonra tekrar bir araya geliyor. Görüşme, 25 Ağustos'ta Ankara'da. BTK ile Twitter yetkililerinin 25 Ağustos'ta yapacakları görüşmede, Twitter'ın Türkiye'de ofis açması, vergilendirme, kişilerin hak ve hürriyetleri kapsamında yaptıkları şikayetlere muhatap bulunabilmesi adına yürütülen çalışmalar ele alınacak. BTK Başkanı Tayfun Acarer ve beraberindeki heyet ile Twitter'ın Uluslararası Kamu Politikalarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Colin Crowell arasındaki ilk görüşme 14 Nisan'da gerçekleşmişti. Acarer ve beraberindeki heyet, Twitter Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Kamu Politikaları Direktörü Sinead McSweeney başkanlığındaki heyet ile 21 Mayıs'ta İrlanda'nın başkenti Dublin'de ikinci kez bir araya gelmişti. Dublin'deki ikinci görüşmede en somut gelişme, 'Türkçe canlı destek hattının kısa süre içinde devreye gireceğinin' açıklanması olmuştu. Acarer, Ankara'daki ilk toplantıyla Twitter ile resmi temasın sağlandığını, ikinci toplantıda ise teknik konulara girildiğini belirtmişti. AA
Reklam
Akıllı Telefon Bağımlılığı Stres Yaratıyor
Tatildesiniz ama bir yandan da uyanır uyanmaz iş yerinize ait e-postalarınızı kontrol ediyorsunuz. Kaldığınız otelde kablosuz internet yoksa veya dağın tepesinde cep telefonunuz çekmiyorsa telaşlanıyorsunuz. Telefonunuzun pili azalmışsa huysuzlanıyor, ofiste değilseniz işlerin ters gideceği endişesi taşıyorsunuz. Bunların hepsi, cep telefonu bağımlılığının yarattığı 'sürekli erişilebilir' olma' stresinin tipik işaretleri. Kimileri için, taşınabilir bağlantı cihazları sabah 9, akşam 5 arası çalışma saatlerinin yarattığı kısıtlamalardan kurtulma fırsatı yarattı. Esnek çalışma yöntemi, iş hayatlarında daha özerk olmalarını ve aileleriyle, arkadaşlarıyla daha fazla vakit geçime imkânı sağladı. Fakat akıllı telefonlar birçoğumuz için ise, kapanıp rahatlamamıza ve kendi pillerimizi şarj etmemize izin vermeyen ceplerimizin tiranları haline dönüştü. Birçok gözlemci, bu sendromdan giderek daha fazla kaygı duymaya başladı. Pittsburgh merkezli yazılım geliştirici Kevin Holesh, iPhone'u için ailesini ve arkadaşlarını ihmal ettiği endişesine kapılınca, cep telefonu kullanımını takibe alan 'Moment' adlı bir cep telefonu uygulaması geliştirdi. Bu uygulama, kullanıcıların cihazlarıyla ne kadar vakit geçirdiklerini görmelerini sağlıyor ve kullanıcının kendi koyduğu sınır aşılınca da uyarılar gönderiyor. Kevin Holesh'in internet sitesinde uygulama şu sözlerle anlatılıyor: 'Moment'ın amacı hayatınızda denge sağlamak. Biraz telefonunuzla, biraz da telefonunuz olmadan çevrenizdeki sevdikleriniz, aileniz ve arkadaşlarınızla geçirdiğiniz vakitten keyif almanız için…' Bazı işverenler, iş ve sosyal hayat arasında denge tutturmanın kolay olmadığını kabul ediyor. Yardıma ihtiyacımız var. Örneğin, Alman otomobil üreticisi Daimler, bazı çalışanları ofisten kopma iradesini gösteremedikleri için 'e-postalar için otomatik silme seçeneği' yarattı. BBC'ye konuşan Coventry Üniversitesi Psikoloji, Davranış ve Başarı Araştırma Merkezi'nde görevli endüstriyel psikolog Dr. Christine Grant, ''Sürekli erişilebilir olma' kültürünün olumsuz etkileri, zihninizin hiçbir zaman dinlenemiyor olması, vücudunuza toparlanması için zaman ayırmıyor olmanız, dolayısıyla da sürekli stresli olma halidir' diyor. Grant, 'Ne kadar yorgun ve stresli olursak, o kadar da hata yaparız. Fiziksel ve zihinsel sağlığımız zarar görür' diye ekliyor. Grant'a göre, dünyanın neresinde olursak olalım iş yerimizle bağlantıda kalabiliyor olmak, derinlerdeki güvensizlik hissini de besliyor. 'Kontrolü bırakmakla ilgili çok büyük kaygılar duyuluyor' diyen Grant şöyle devam ediyor: 'Araştırmamda, hangi zaman diliminde olurlarsa olsunlar sürekli teknolojiyle seyahat ettikleri için 'tükenen' çok sayıda kişiyle karşılaştım.' Özellikle kadınlar tam gün ofis işiyle hastalık riskine karşı daha hassas oluyorlar. Akşam işten eve geliyorlar, bir çay yapıp çocuklarıyla ilgileniyorlar ve sonra gece yatağa gitmeden önce son bir mesai daha yapıyorlar. Dr. Grant'a göre 'Bu üç mesainin sağlığa ciddi etkileri olabilir.' Endüstriyel Tıp Toplumu Başkanı Dr. Alasdair Emslie de 'İngiltere'de her yıl yaklaşık 400 bin kişi iş hayatlarında, kendilerini hasta edecek seviyelerde stres yaşadıklarını söylüyor' diyor ve şu yorumu yapıyor: 'Teknolojideki değişimler bunda payı olan etkenlerden biri. Özellikle de çalışanlar kendilerini giderek artan talebe karşılık veremeyecek gibi hissediyor veya iş yükünü kaldırmakta yetersiz kalıyorlarsa.' İngiltere medya denetim kurumu Ofcom'un verilerine göre İngiltere'de yetişkinlerin yüzde 61'i akıllı telefonları olduğunu söylüyor ve ev içinde tablet bilgisayar kullanım oranı da geçen seneye göre neredeyse iki kat artarak yüzde 44'e çıktı. Ofcom, özellikle akıllı telefon kullanımının yaygınlaşmasıyla beraber 2010 yılından bu yana, günlük toplam medya tüketiminin 8 saat 48 dakikadan, 11 saate çıktığını belirtiyor. Bu rakamlar, medya araçlarına ayırdığımız saatlerin uygu saatlerinden fazla olduğunu gösteriyor. İnternet bağlantılı akıllı telefonların sayısı arttıkça, kullanımımıza sunulan verilerin sayısı da bir o kadar artıyor. Danışmanlık şirketi PwC'de çalışan Michael Rendell, bu durumun bir nevi 'karar verme felci' yarattığı görüşünde. Rendell bu yorumunu şöyle açıklıyor: 'Bu, iş yerinde daha çok stres yaratıyor, çünkü daha geniş bir veri ve iletişim ağına sahip oluyorsunuz, bunların hepsini aynı anda idare etmek zor.' 'Bu da karar vermenizi güçleştiriyor, çoğu da daha az üretici hale geliyor çünkü tüm bunlar kişileri bunaltıyor ve hiçbir zaman ofisten kaçamayacakları hissine kapılıyorlar.' PwC'nin 'İşin Geleceği, 2022'ye yolculuk' başlıklı raporu için tüm dünya genelinde 50 bin işçiyle görüşüldü. Danışman Rendell'e göre, 'İngiltere'de işgücü, daha geniş iletişim ağları ve daha çok veriye erişim sağlanmasına rağmen, geçmişe kıyasla daha üretici değil.' Blake Morgan avukatlık bürosundan Tim Forer de bu görüşe şu ifadesiyle katılıyor: 'Neden maaşlar enflasyonla uyumlu artmadı? Çünkü daha az iş yapan daha çok insan var.' 'Çoğu üretici olmadan geçen zaman diliminde e-postaları kontrol etmek de iş sayılıyor.' İş hayatını ve sosyal yaşamı birbirinden ayıran çizginin teknolojiyle beraber bulanıklaşması yalnızca çalışanlar için bir sağlık ve güvenlik sorunu değil. Şirketler için de olası ciddi sonuçları var. Avukat Forer, 'Avrupa Çalışma Saatleri Yönetmeliği'ne göre bir çalışma haftası 48 saatle sınırlandırılıyor, bu da her 24 saatlik çalışma dilimi arasında 11 saatlik ara almanız anlamına gelir' diyor. 'Fakat eğer, sabah uyandığınızda ilk iş olarak ve gece yatarken de son iş olarak cep telefonu mesajlarınızı ve e-postlarınızı kontrol ederseniz bu zaman dilimlerinden de çıkmış olursunuz.' Avukat Forer'e göre bu durum da çalışanlarına karşı yasal yükümlülüklerini de riske atıyor. Yazılım şirketi SolarWinds, bilişim teknolojileri şirketleri için faaliyet halinde olmadıkları bir zaman diliminin olmamasının şirketler üzerinde ekstra baskı yarattığını söylüyor. Çalışanlar iş yerindeki uygulamalara giderek daha bağımlı hale geliyor fakat aynı zamanda da işlerin ters gitmesi durumunda daha hoşgörüsüz oluyor. SolarWinds'in araştırmasına göre çalışanların yarısından fazlası kendilerinden daha hızla çalışmaları ve bu yeni 'bağlanabilirlik' durumunun sonucu olarak işlerini verilen süreden önce tamamlamaları yönünde beklenti olduğu hissine kapılıyor. Aynı zamanda neredeyse yarısı da, işverenlerin artık kendilerinden nerede olurlarsa olsunlar sürekli 'çalışabilir halde ve müsait' olmalarını beklediğine inanıyor. Tabi cep telefonu şirketleri ve diğer teknoloji firmaları da mobil bağlanabilirlik durumunun faydalı olduğu, zarar vermediği görüşünü savunurken, birçok genç, ofis çalışanı ve kendi işinin sahibi olanlar da bu görüşe katılır. Samsung UK'de girişim birimi başkan yardımcısı Graham Long, 'Akıllı telefonlar, tabletler… bunlar çevik ve esnek çalışma sağlıyor, bundan da hem iş verenler hem de aynı şekilde çalışanlar da faydalanıyor' diyor. Aruba Networks üst düzey yöneticisi Chris Kozup ise, 'The Future laboratuvarlarıyla ortak yaptığımız araştırma sonunda, 'sürekli erişilebilir olma' fikrinin ve sürekli bağlantıda olma durumunun aslında çalışanların iş ve sosyal hayat dengesini sağlamalarına yardımcı olduğunu gördük' yorumunu yapıyor. Burada kilit, yeni esnek çalışma düzeninin sizin işinize yaracak şekilde ele düzenlemeniz ve akıllı telefon kullanımınızla ilgili belirli bir disiplinde olmanızdır. Eğer plaja inme hazırlığındaysanız, e-posta uyarılarınızı 'ofis dışında' konumuna getirin, telefonunuzu kapatın, yatağa giderken erişime kapatın ve Dr. Grant'e kulak verin: 'Eğer bir sorun varsa, bunu çözebilecek sizden başka kimsenin bulunmaması şaşırtıcı olurdu.'BBC Türkçe
Tanımadığın Kişilerle Öpüşme (Türk Versiyonu)
etiket
Amerikalı yönetmen Tatia Pilieva, birbirlerini tanımayan 20 kişiden ilk kez öpüşmelerini isteyeli 5 ay oldu. İlk öpücüğün tüm gerginliğini, doğallığını ve ürkekliğini kameraya kaydetti.Çektiği First Kiss/İlk Öpücük videosu, dünyada 100 milyondan fazla kez izlendi. Şimdi bu proje Türkiye’de.Melis Özdil’in yönettiği İlk Öpücük, İstanbulluları öpüştürdü.Videoda 12 kişi yani 6 çift var.Eşleştirmeler tamamen tesadüfi, kimse öpeceği insanı önceden görmüyor.“Ben seni beğenmedim” demek yok;  ama “ben vazgeçtim” demek serbest. “Rezalet” deyin ya da gülümseyin ama artık Türkiye’nin de bir “İlk Öpücük”ü var!
Türkiye'de Derhal Yıkılması Gereken 10 Şey
Yeni Şafak gazetesi yazarı Yusuf Kaplan'ın Recep Tayyip Erdoğan'a yaptığı 'Boğaziçi, Bilkent ve ODTÜ yıkılmalı' önerisinden yola çıkarak Türkiye'nin derhal yıkılması gereken 10 kurumunu belirledik. Sizler de kendi yıkılmasını istediğiniz kurumları belirleyip, artık halka açılmış olan Çankaya'ya iletebilirsiniz.
Reklam
Heybetiyle Sizi Büyüleyecek 26 Efsane Deniz Feneri
Deniz fenerleri antik çağlardan beri denizcilere yol gösteren ve evlerine dönmelerini sağlayan yapılardır. Bu yapılar genellikle bulundukları yerin simgesi oldukları için oldukça görkemli inşa edilirler. İşte tüm dünyadan nefes kesen deniz feneri manzaraları...İyi eğlenceler dileriz...
Reklam
Prestigio'dan Sekiz Çekirdekli Yeni Amiral Gemisi Multiphone 5508 Duo
Prestigio’dan Sekiz Çekirdekli Yeni Amiral Gemisi Uluslararası mobil cihaz ve tüketici elektroniği üreticisi Prestigio’nun sekiz çekirdekli işlemcisiyle dikkat çeken modeli MultiPhone 5508 DUO tanıtıldı. Prestigio EMEA Bölgesi Genel Müdürü Yuri Antoshkin gücünü MediaTek’in sekiz çekirdekli işlemcisi MT6592’den alan Prestigio MultiPhone 5508 DUO hakkında yaptığı açıklamada yeni modelin kendi sınıfının en iyisi olduğunu söyleyerek kullanıcıların bu deneyimi yaşamak için harika bir fırsata sahip olduklarını belirtti. “Sekiz çekirdek her görevi üstün bir performansla kolayca yerine getiriyor” diyen Antoshkin sözlerine şöyle devam etti; “Bu telefon ile oyun oynamak harika bir eğlenceye dönüşüyor. 5 inçlik muhteşem ekran ve akıllı video iyileştirme özellikleri oyun oynama deneyimine inanılmaz bir heyecan katıyor. Tabii ki tasarım konusunda da hiçbir şeyi atlamadık, telefon tek kelime ile harika görünüyor”. Sekiz Çekirdeğin Gücü MediaTek MT6592 ’nin sekiz çekirdeği birbirinden tamamen bağımsız çalışıyor. Yüksek işlem gücü isteyen uygulamalarda çekirdekler hep birlikte çalışırken basit uygulamalar söz konusu olduğunda sadece tek bir çekirdek işlemi yürütüyor. Diğer çekirdekler ihtiyaç olmadığı zamanlarda kapatıldığı için pil ömrü uzatılmış oluyor. Bu özellik aynı anda çok sayıda uygulamanın çalıştığı durumlarda verimliliği düşürmeden her uygulamaya yeterli işlem gücü ayrılabilmesini sağlıyor. Sekiz çekirdekli işlemci ve ona eşlik eden dört çekirdekli grafik işlemci sayesinde MultiPhone 5508 DUO ile nefes kesici grafikler eşliğinde oyun oynamak ve video izlemek kullanıcılara benzersiz bir deneyim yaşatıyor. Akıllı video iyileştirme ve Clear Motion özellikleri sayesinde aksiyon filmlerinden spor karşılaşmalarına kadar her şey mükemmel görünüyor. Yüksek Kalitede Tasarım Prestigio MultiPhone 5508 DUO’nun kristal berraklığında 5 inçlik HD çözünürlüğe sahip IPS ekranı tam laminasyon teknoloji sayesinde incecik görünürken DragonTrail koruması da düşme ve çarpmalara karşı dayanıklılığı artırıyor. İnce ve hafif bir kasaya sahip olan MultiPhone 5508 DUO tek elle kolayca kullanılabiliyor. Minimal tasarım, temiz çizgiler ve metal malzeme yeni telefonun göz alıcı ve seçkin görünmesini sağlıyor. Ayrıca telefon ile birlikte bir de arka kapak hediye ediliyor. Bu şık aksesuar MultiPhone 5508 DUO’yu mükemmel şekilde tamamlıyor. Yüksek Performans Garanti Altında MultiPhone 5508 DUO’nun otomatik odaklama özellikli ve çift LED flaşlı 13 MP kamerası sayesinde her anınızı çarpıcı derecede yüksek çözünürlükte yakalayabiliyorsunuz. 5 MP ön kamera ile de hem yüksek çözünürlükte görüntülü görüşmeler yapabiliyor hem de kaliteli özçekim fotoğrafları çekebiliyorsunuz. En son sürüm Android 4.4 KitKat işletim sistemi yüklü olarak gelen MultiPhone 5508 DUO ile geliştirilmiş ve sadeleştirilmiş Android arayüzünün keyfini çıkarabilirsiniz. Çift SIM kart destekli olan MultiPhone 5508 DUO ile hem iş hem de kişisel hattınız için iki ayrı telefon taşımanıza da gerek kalmıyor. Ayrıca ücretsiz 200 GB bulut depolama hizmeti MultiCloud, en popüler doküman formatları üzerinde çalışabilmenizi sağlayan OfficeSuite Pro, e-kitap uygulaması Prestigio eReader, navigasyon uygulaması Navitel Navigator, antivirüs uygulaması McAfee Antivirus ve Prestigio’nun uygulama mağazası MultiStore gibi pek çok faydalı uygulama MultiPhone 5508 DUO ile önyüklü olarak geliyor. Prestigio MultiPhone 5508 DUO, çok yakın bir tarihte Türkiye’deki teknoloji marketlerinde de raflardaki yerini alacak. Prestigio MultiPhone 5508 DUO Teknik Özellikler İşlemci 8 Çekirdekli MediaTek MTK6592 (1.7GHz) Bellek 1 GB Depolama Alanı 16 GB + 32 GB’a kadar microSD kart desteği Ekran 5 inç, HD (720X1280 piksel) çözünürlük, IPS, OGS, DragonTrail Glass Kameralar 13 MP Arka \ 5 MP Ön İşletim Sistemi Android 4.4 KitKat Pil 2300 mAh Ağırlık 129 gramPCHOCASI
Altın Portakal Penelope Cruz ile Javier Bardem'i Bekliyor
51- Altın Portakal Film Festivali yaklaşırken, festivali düzenleyen ekipte İş Ortakları Direktörü Nurcan Kuzucan, Yapımcı Zeynep Özbatur Atakan, Eski Direktör Hülya Uçansu, Yapımcı Elif Dağdeviren, Sinema Yazarı Alin Taşçıyan ve İletişimci Serap Engin yer aldı. Dağdeviren, “Festivalde bu yılın konuğu İspanya sineması. Pedro Almadovar’ı davet ettik, bakalım gelebilecek mi? Penelope Cruz ve Javier Bardem de davet ettiklerimiz arasında. Clive Owen’ın gelme ihtimali var” dedi. Hürriyet gazetesinden Zeynep Miraç ’a konuşan Altın Portakal ekibi, festivale dair ipuçları verdi. Zeynep Miraç’ın söyleşisi şöyle: Yerel seçimlerin ardından görevi devralan ekip 51. Altın Portakal’a dair tüyolar verdi. Nurcan Kuzucan (iş ortakları direktörü), Zeynep Özbatur Atakan (yapımcı), Hülya Uçansu (eski direktör), Elif Dağdeviren (yapımcı), Alin Taşçıyan (sinema yazarı), Serap Engin (iletişimci) 51. Altın Portakal’ı düzenleyen ekibin kadınlardan oluşması bir tesadüf mü? Elif Dağdeviren : Her konunun iyisini bulduk ve onlar kadınlardı. Özel olarak tasarlamadık. Yerel seçimlerden sonra alelacele bir Altın Portakal ekibi kurmamız gerekti. Tasarlanmış değildi ama başta benim, sonra da buluştuğumuz herkesin kadın olan inancı böyle bir ekibi kurdu. Biz bir araya gelince erkek önerilerine kulaklarımızı tıkamaya başladık. Bütün ekipte yalnızca iki erkek var. Bugüne kadar sinemada bir kadın hâkimiyeti var mıydı? Hülya Uçansu : En ağır yükü kim taşıyor? Genelde kadınlar. Daha çok özveriyle, daha düşük ücretle çalışanlar hep kadınlar. Bu ülkede ağır işçiler kadınlar. Dikkat edin, kadın yapımcılar yükselmeye başladı şimdi. Zeynep (Özbatur Atakan) bunların başında geliyor. Zeynep Özbatur Atakan : Hepimiz Türkiye koşullarında mucize gibi işler üretiyoruz. Hep limitler içinde en iyisini yapmayı öğreniyoruz. Elimizde çok kısa bir süre var. Beni aradılar, ‘Kış Uykusu’nun galasından hemen sonraydı ve “Bu yaz bir planın var mı?” dediler. Ben tatile çıkmayı düşünüyordum. Ama şimdi buradayım ve çalışıyorum. Altın Portakal’ın son döneminde dünya sinemasından pek çok konuk gelmişti. Bu yıl kimleri ağırlayacaksınız? Elif Dağdeviren : Festivalde bu yılın konuğu İspanya sineması. Pedro Almadovar’ı davet ettik, bakalım gelebilecek mi? Penelope Cruz ve Javier Bardem de davet ettiklerimiz arasında. Clive Owen’ın gelme ihtimali var. Çok kısa bir süre var ve yapmayı hayal ettiklerinizin bir bölümü eksik kalacak. Bu size bir risk olarak görünmedi mi? Elif Dağdeviren : Bu bir risk. Ama sinema ağırlıklı bir iş yaparsak bu kısa süreyi iyi değerlendirebiliriz. Festival tabii ki yan etkinlikleriyle bir festival haline geliyor. Bazılarını 2015’te ya da 2016’da yapabiliriz, şimdi esas amacımız sinemayla sektör buluşmasını sağlamak. Hülya Uçansu : Önceki yönetimden yeni ekibe pek bir miras kalmadı. Hiçbir bilgi devrolmadı. O nedenle de festival tecrübesi olanların birikimi devreye girdi. Teknoloji olmayan yıllar kâbus gibiydi, ama şimdi teknoloji neredeyse ışık hızında hizmet veriyor. Yanına birikim ve sürat eklendi. Yönetmeliklerin hepsi baştan yazıldı. Hiçbir ekip bunu daha hızlı çıkaramazdı. Bu ekip yalnızca bu yıl için mi bir araya geldi, yoksa önümüzdeki Altın Portakal festivallerinde devam edecek mi? Elif Dağdeviren : İnşallah uzun soluklu olacak. Çıkan sonuç bizi nereye taşıyacak bakalım. Aramızda önümüzdeki seneler için plan yapıyoruz. Menderes Türel kaldığı sürece hepimiz oradaymışız gibi davranıyoruz. Ama Türkiye, dinamikleri çok çabuk değişen bir ülke. Eskiden beş yıllık kalkınma planları yapılırdı, şimdi bir yıllık zor yapılıyor. Onun için bu bizim temennimiz. Hülya Uçansu : Yaptığımız basın toplantısında gelen haklı bir soru vardı: “Altın Portakal ne zaman kurumsallaşacak?” Belediyeler tarafından düzenlenmesinin yarattığı bir engel var, yönetimler değişiyor. Antalya’da arşiv çalışması yok. Eski jüriler bile bulunamıyor. Şimdi bir bilgi-belge merkezi başlatılması konusunda konuşuyoruz. Alin Taşçıyan : Benim belediyelerin sinemaya verdiği zarar üzerine bir yazım var. Ki bunu yazdığımda Altın Koza ve Altın Portakal için çalışıyordum. Bu işin patronu bile olsa, parasını ve kabiliyetlerini koyup kenara çekilmesi gerek. Onlar değişiyor ama sinema değişmiyor. Aynı insanlar üretime devam ediyor. En büyük eleştirilerden biri de gösterim koşullarının kötülüğü. Türkiye’nin hiçbir yerinde, İstanbul dahil, ideal koşullarda film gösterilemiyor. Biz Menderes Türel’den salonların elden geçirilmesi sözünü alıp yola çıktık. Hatta bir festival sarayı yaratma tasarısı konuşuluyor. Antalya Belediyesi şu an AK Parti’de. Siyasetin festivali etkilemeyeceğine dair bir güvence aldınız mı? Elif Dağdeviren : Menderes Türel bunu net bir şekilde açıkladı. Filmlerin içerikleri dahil hiçbir şeye karışılmayacağının garantisini verdi. Serap Engin : 2007 yılında festivalin açılış filmi olarak Ang Lee’nin “Lust Caution” filmini gösterdik. Venedik Film Festivali’ne gidip izlemiştim. İtalya’da Papalık erotik sahneler nedeniyle itiraz ettiği için film gösterilemiyordu. Oradan Antalya’ya geldiğimde bunu Menderes Bey’e söyledim, “Festival komitesi karar verdiyse neden olmasın?” dedi ve biz o filmi gösterdik. Hülya Uçansu : Gezi hakkında yapılmış bir filmin gösterilip gösterilmeyeceği sorulduğunda da, “Filmin seçicisi ben değilim. Kurul karar verir” dedi. Nurcan Kuzucan : Festivalin 51 yıllık geçmişine baktığınızda sürekli tekrarlayan bir ana sponsor, devletin dışında yok. Ya belediye ya Kültür Bakanlığı. Bir güven, bir markalaşma sağlanmamış. Şu ana kadarki çalışma sürecinde de siyasetle ilgili hiçbir kaygıyla karşılaşmadık. 51. Altın Portakal’ın bütçesi nedir? Elif Dağdeviren : Şu anda bir bütçe vermem zor. Şu da var. Geçmiş birkaç yılın borçları var. Antalya Belediyesi bu borçları ödemeye karar verdi. Zeynep Özbatur Atakan : Ben aynı zamanda Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği başkanıyım. Geçtiğimiz yıl Antalya’daki ödül paralarının ödenmemesiyle ilgili sektörde sıkıntılar yaşadık. Bunu düzeltmeden güven ortamı sağlamak zordu. Bu borçların ödenmesi çok önemli. Bundan önce Altın Portakal Film Festivali ile ilgili izleniminiz neydi? Sizinki nasıl olacak? Alin Taşçıyan : Yanlış kişiye soruyorsun. Bana kırmızı halı, tören, şatafat de, arkama bakmadan kaçayım. Öte yandan bir gelenek ve talep var. Benim aşırı uçta görüşlerim var, mümkünse hiç tören olmasın. Ama yapılacaksa da durmuş oturmuş, kibar yapılmasını istiyorum. Hülya Uçansu : Alin’in radikal yaklaşımının yanında benim organizasyonun daha evrensel standartlara getirilmesi konusunda isteğim var. Elbette ki 50 yıl önce Türkiye’de bir film festivali başlatıldığında o günün ölçüleriyle bakılmış. İçine sayısız konser, eğlence konmuş. O dönemin Yeşilçam çalışanlarının Antalya Film Festivali’nde geçirilecek on güne çok farklı yaklaşımları olmuş. Ancak bunlar zamanla bir tür imtiyaza dönüşmüş. Eğer biz Antalya’yı uluslararası standartlara taşımak istiyorsak, bu eski kemikleşmiş hatalar geride bırakılmak zorunda. Yapamıyorsak biz de başarısız olacağız. Orası eski sinemacıların tatil yaptıkları bir yer değil. Serap Engin : Altın Portakal, tüm olumsuz eleştirilere rağmen sinema sektörünün en önemsediği festivallerden biri. Geçen yıllardaki hatalar yapılmayacak. Ama kırmızı halı ya da galaları yok sayamayız. En önemli amaç elbette filmlerin seyirciyle buluşması, ancak renkli etkinlikleri göz ardı etmek mümkün değil. 50 yıldır sinemaya ev sahipliği yapan Antalya seyircisinin diğer şehirlerin seyircisinden bir farkı var mı? Alin Taşçıyan : İki döneme ayırmak lazım. İlk dönemde sadece ulusal yarışma yapılır, diğer filmler gösterilmezdi. İzleyici ilgisi azdı. Sonra uluslararası program başladı, izleyici dönmeye başladı. Bir şehirde 50 yıl fil festivali yapılıyorsa, o şehirde bambaşka bir sinema ortamı olmasını bekleriz. Sıkı bir sinefil kitlesi yok ama oluşacak inşallah. Zeynep Özbatur Atakan : Türkiye’deki sinema endüstrisinin neye ihtiyacı olduğuna dair de kafa yoruyoruz. Bu yıl yurtiçi projeleri değerlendireceğiz, önümüzdeki yıl bölgesel projelerin de başvuracağı iki aşamalı bir bölümümüz var. Festivaller artık yalnızca filmleri göstermekle kalmıyor, filmlerin başlamasına motivasyon sağlayan ödüller de veriyorlar. Ben zaten bir projenin fikir aşamasından itibaren finansmanını yaratacağına inanıyorum. Bir de kurgu aşamasındaki filmlerin ödüllendirileceği bir bölümümüz var. Bu şekilde yeni yapımcılar, yönetmenler keşfedilecek.T24
Reklam