onedio
Kuyrukluyıldıza Tarihi İniş Bu Hafta
Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) Rosetta uzay aracı, 67P kuyrukluyıldızına bu hafta keşif aracını indirecek. İnişin başarılı olması, Güneş Sistemi'nin geçmişi hakkında paha biçilmez bilgilere ulaşılmasını sağlayacak.Dünya'dan 450 milyon kilometre ötedeki 67P/Churyumov-Gerasimenko kuyrukluyıldızına Ağustos ayında ulaşan, geçtiğimiz ay ise gök cisminin 10 kilometre kadar yakınına sokularak yörüngesinde hareket etmeye başlayan Rosetta uzay aracı, bu hafta tarihi bir deneme gerçekleştirecek.Rosetta'nın taşıdığı Philae, Çarşamba günü 67P üzerine iniş yapmak için uzay aracını terk edecek. Agilkia adı verilen iniş yerine sağ salim ulaşmayı başarırsa, tarihte ilk kez insan yapımı bir uzay aracı bir kuyrukluyıldıza iniş yapmış olacak.ESA, Philae'nin başarılı olup olmadığını, keşif aracı Rosetta'dan ayrıldıktan 7 saat sonra anlayabilecek. Philae'nın inmeyi başarması halinde, buzul kuyrukluyıldızlar hakkında paha biçilmez bilgilere ulaşılacak. Gökbilimciler, bu sayede Güneş Sistemi'nin oluştuğu yaklaşık 4.6 milyar yıl öncesine ait çok önemli bilgiler elde etmeyi umuyor.ESA Rosetta görevinin başında yer alan Fred Jansen, 'Güneş Sistemi'nin 4 milyar yıl öncesine kadar izler taşıyan bir zaman makinesine yakınlaştık... Başarırsak gerçekten geçmişe bakabileceğiz' ifadesini kullandı.İnternetten canlı yayımlanacakPhilae keşif robotunun tarihi denemesi, Salı günü başlayacak ve Çarşamba gününe uzayacak yayınlarla canlı olarak aktarılacak. Keşif robotu, iniş noktası Agilkia'ya ulaşması halinde taşıdığı zıpkını ateşleyerek kendisini kuyrukluyıldıza sabitleyecek.10 farklı analiz ve deney aracı taşıyan Philae, kuyrukluyıldızın fotoğraflarını çekecek, moleküler yapısını analiz edecek, sondaj gerçekleştirecek ve kimyasil analizlerde bulunacak. Rosetta'nın ise 11 ayrı gözlem ve deney cihazı bulunuyor. Uzay aracı, en son olarak 67P'den saçılan gazları analiz etmişti.NASA, Philae gözlemleri sayesinde kuyruklıyıldızın farklı miktarda güneş ışınına maruz kalmasıyla nasıl değişimler yaşandığını anlayacaklarını belirtti. Rosetta, Ağustos 2015'e kadar 67P'yi takip edecek. Söz konusu tarihte Güneş'e en yakın konuma gelecek kuyrukluyıldızın ısıyla nasıl değişim gösterdiği de gözlemlenecek.Kaynak: Al Jazeera
Yeni Bomberman Oyunu Mobil Platformlara Geliyor
Konami tarafından yayınlanan Bomberman mobil platformlara geliyor.Özellikle biraz daha eski oyuncuların yakından tanıdığı efsanevi isim Bomberman akıllı telefonlar ve tabletler için geliyor.Yeni Bomberman oyunuyla birlikte herhangi bir hikaye modu gelmiyor. Bilgisayar tarafından kontrol edilen düşmanlara karşı mücadele edebileceğiniz Single Battle ve Wi-Fi veya Bluetooth aracılığı ile dört arkadaşınız ile kapışabileceğiniz Battle With Everyone modları bulunuyor. Ayrıca yine bilgisayar kontrolündeki rakiplere karşı oynayıp “boos karakterleri” yenerek açabileceğiniz Bomber Coliseum modu da oyuna ekleniyor.Konami tarafından, 2012 yılında geliştiricisi Hudson ‘dan alınarak, çıkartılan yeni Bomberman oyunu şu an için sadece Japonya’da, “ Google Play ” ve “ App Store ” uygulamaları üzerinden, indirilebilir durumda. Ücretsiz olarak oynanabilecek olan oyunun Japonya dışındaki bölgelerde ne çıkıp çıkmayacağı ise henüz belli değil.
Reklam
İlk Ay Üssü İnşaat Planı Hazır
Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Ay'da inşa edilmesi planlanan ilk koloninin nasıl kurulacağına ait planını sundu. Ay üssünün belkemiği 3D yazıcı robotlar olacak.Ay'da üs kurma planları kuran organizasyonların arasında yer alan ESA, dört astronotla temelleri atılacak ilk koloninin planlarını açıkladı. ESA, Dünya'nın aksine radyasyon, gama ışınları, meteorit çarpmaları ve anormal yüzey sıcaklıklarına karşı atmosfer kalkanı bulunmayan Ay'da 3D yazıcıların öne çıkacağını belirtti.3D Ay üssü, Ariane roketiyle fırlatılacak kapsül ile başlayacak. Kapsül, Ay'a ulaşacak dört astronotun yaşam alanı olacak. Kapsül, Ay'ın sürekli güneş ışını gören güney yarımküresinde, Shackleton kraterine iniş yapacak.İniş modüşü, Shackleton'a ulaşılmasının ardından iglo şeklindeki destek yapısını şişirecek ve iki 3D yazıcı robotu serbest bırakacak. Kepçeleriyle Ay tozunu toplayacak olan robotlar, materyali işleyerek robotik kollarının ucundaki başlıkla inşaat yapacak. 3 ay içinde 3D yazıcıdan çıkan bir örtüyle kaplanan yaşam modülü ve destek yapısı, Ay'ın olumsuz tüm atmosferik etkilerinden korunmuş olacak.Hollanda'da geçtiğimiz hafta düzenlenen ve 350 bilim insanı ve mühendisin katıldığı uzay-havacılık atölyesi düzenleyen ESA, uzay keşfi için her alandan bilim insanının katkı göstereceği ortak çalışmanın öne çıkarılması gerektiği mesajı verdi. Atölyede sunulan modellerde, Ay üssünün inşasında 3D yazıcıların öne çıkacağı ve böylece diğer alternatiflere kıyasla yüzde 80 daha az girdi kullanırak üretim yapılabileceği ifade edildi.Al Jazeera
Reklam
Hangi Diziye Başlasam Diye Düşünenlere Özel; The Originals
etiket
The Originals ;10 Eylül 2009 tarihinde CW adlı kanalda yayına başlayan The Vampire Diaries adlı dizinin yan dizisidir .The Originals ise 3 Ekim 2013 gününden itibaren CW kanalında her hafta pazartesi günleri yayınlanıyor (Özel günleri saymazsak).Tabi biz Türkçe alt yazılı hali ile herhangi bir sitede salı günleri izleyebiliyoruz.Not : Spoiler vermemek için elimden geleni yaptım yani rahatlıkla okuyabilirsiniz :)
Reklam
En Politik Baba Zula
Baba Zula'nın sekizinci albümü “34 Oto Sanayi” geçtiğimiz hafta Türkiye'de satışa çıktı. Önceki albümlerine göre daha vurucu, daha çok sözün olduğu ve daha politik bir albüm olan “34 Oto Sanayi”yi ve albümün ilk olarak tanıtımının yapıldığı Japonya turnesini konuşmak üzere Baba Zula'dan Levent Akman ve Melike Şahin'le bir araya geldik.Albüm “İtaat Etme” şarkısıyla başlıyor. Şarkının sözleri “Zalimliğe, yoksulluğa, içinde nefret olana, gözü dönmüş yobazlığa isyancıyım ben.” Sanırım burada bize bir mesaj veriyorsunuz.Levent Akman: Acaba? Herşey gözüküyor. Anlayan anlar. Bize hep “Baba Zula ne demek?” diye sorarlar. Ben de “Türkçe bilen herkes bunun anlamını bilir” derim. Parçayı dinleyen herkes de bunun anlamını bilecektir. Net ve açık her şey.Albümün devamında da “Gariplere Yardım” şarkısında azınlıkları dile getiriyorsunuz, “Sinek Koca” şarkısında kadınlar var. Kapanış şarkısı “Direniş Destanı” da açılış şarkısı kadar vurucu. Bu yaptığınız en politik albüm galiba...L. A.: Evet, olduğunu söyleyebiliriz. Bundan önce de belli bir duruşumuz vardı tabii. Biz mizahla düşündürmeyi de seviyoruz. Bundan önceki albümlerde de bunu hedefliyorduk. Bu albüm kısa bir albüm oldu. Sekiz şarkı ve süresi de kısa. Toplamda 35 dakikayı geçmeyen bir albüm. 96'dan beri hep böyle kısa bir albüm yapmak istiyorduk. Ama bir türlü parçaları kısaltmaya ve parça atmaya kıyamıyorduk. Bu albüm kısa ama vurucu bir albüm oldu. En çok sözlü parçamızın olduğu albüm oldu. Dolayısıyla söz olduğu için bir sürü şey anlatıyoruz. En politik albüm diyebiliriz yani.Melike Şahin: Hepsinin kendi politikliği var içinde ama son dönemde olup bitenin etkilememesi de imkansız yani. İnsan etkilendiği şeyi yazıyor ona kayıtsız duramazsın.Albümü ilk olarak Japonya'da tanıttınız. Nasıl geçti?L.A.: Japonya güzel geçti. Bizim üçüncü gidişimiz. İlk olarak 2007'de gittik. Fatih Akın'ın “Köprüyü Geçmek” filmi dolayısıyla iki gün kalıp, konser verip dönmüştük. Japonya'dan çok etkilenmiştik. Bu sene en çok şehirde çaldığımız turne oldu. Albüm dünyada ilk orada çıktı. Bunu da Japonlar böyle istedi. “Yeni albüm çıkaracakmışsınız. Biz sizi seviyoruz. Burada bir turne yapın ama albümünüz dünyada ilk burada çıksın” dediler. Türkiye'de albüm bir ay sonra çıktı. Japonya'nın en kuzeyinden güneyine kadar seyahat ettik. Orada göbek dansı çok popüler. Tokyo'da 200 göbek dansı okulu var. Türkiye insanının göbek dansına yaklaşımı orada yok. Burada göbek dansı yapan kadınlara fahişe gözüyle bakılıyor orada hayranlıkla bakılıyor. Halbuki göbek dansı bir sanat. Mısır stili ve Türk stili diye iki ayrı stil bile var. Buna rağmen hak ettiği yeri almamış bir sanat dalı. Japonlar buna hakettiği yeri veriyor. Konserlerden önce iki saat göbek dansı workshop'u oldu. Osaka'da erkekler bile gelip göbek dansı yaptı. Seyirci babında da iyidi. Bütün konserler dolu geçti. “Yeni Türkiye”de sanatı, sanatçıyı ve müziği nasıl görüyorsunuz?M. Ş.: Kendi adımıza konuşacak olursak bizim müzik yaptığımız mekanlar sorunlar içerisinde. Bilhassa alternatif müzik yapan insanların çalabileceği yerler gün geçtikçe kapanıyor. Bir takım ortamlarda bir takım dönüşüm hareketleri var. Mesela İstiklal Caddesi... Yeni Türkiye'de sadece bu değil böyle sosyopolitik bir ortamda duygusal olarak da tıkanıklık yaşadığımız düzlemde zorlu bir durum var. Yeni Türkiye'de rahat ve ferah değiliz. Endişeliyiz, biz de bunu haykırıyoruz ve buna karşı bir duruş içindeyiz.Bu albüm de buna karşı bir haykırış mı? L. A.: Yeni Türkiye bir ilüzyon. Sihirbazlık yapılıyor. Yeni Türkiye diye bir şey yok. Eski Türkiye'nin devamı, hatta daha kötüsü. Olaylara baktığınızda ve geçmiş kuşaklarla konuştuğunuzda aslında olanların 12 Eylül'den daha beter olduğu söyleniyor. Bunu önce kabul etmek gerekiyor. Bizim de bu içinde bulunduğumuz duruma karşı bir çığlık olarak bu albümü çıkardığımızı söyleyebiliriz. İlüzyon bir sihirbazlıktır. Sihirbazlıkta dikkatleri başka yöne çekip yapman gerekeni yaparsın. Türkiye'de olan da bu. Dikkatleri başka yöne çekip bir takım sihirbazlıklar yapılıyor. Biz de bu albümle dikkatleri başka yöne çekilen insanların albümdeki çığlıkla bunun bir ilüzyon olduğunu görmelerini sağlamaya çalışıyoruz.Baba Zula bizden bir önceki kuşakta da vardı. Bizim kuşağımızda da var. Bizden sonraki kuşak için de Baba Zula olacak...L. A.: Yurt dışında da böyle oluyor aslında. Yılda 80-90 konser veriyoruz. Bunun büyük çoğunluğu yurtdışında oluyor. Konseri dinlemeye gelen insanların büyük çoğunluğu da o ülkenin insanları oluyor. Normalde Türkiye'den bir grup yurtdışında konser verdiğinde onu dinlemeye gidenlerin yüzde 80'i, 90'ı Türkler oluyor. Bizde ise tam tersi.Neden böyle sizce?L. A.: Türkiye'deki gruplarda şöyle bir ikilem oluyor: Ya batı formlarında müzik yapmaya yöneliyorlar ya da birebir Türkiye'deki dinleyiciye yöneliyorlar. Türkiye'yi düşünüyorsan mantıklı. Bu gruplarla konuşulduğu zaman onlar da en büyük hedeflerinin yurt dışında konser vermek olduğunu söylüyorlar. Ama bu hedef için iki yol da çıkmaz yol. Bir de biz içinde bulunduğumuz coğrafyanın müziğini çok dinledik ve onlardan etkilendik.Mesela kimlerden etkilendiniz?L. A.: 80 öncesi pop-rock gruplarının büyük etkisi var. Moğollar, Barış Manço, Üç Hürel, Bunalımlar ve adı sayılamayacak birçok sanatçı var. Artı Neşet Ertaş'ı çok severiz. Orhan Gencebay'ı çok severiz... Bir de Türkiye coğrafyası o kadar geniş bir müzik yelpazesine sahip ki... Karadeniz'e gittiğinizde yedilik çalıyor, Trakya'ya gittiğin zaman dokuzluk ritimler var, Güneydoğu'ya gittiğin zaman halaylar, zılgıtlar var... İç Anadolu'ya iniyorsun ikilik, üçlük parçalar var. Doğu'da aşık geleneği var. Bu bitmeyen bir kültürel coğrafya. Bunların hepsinden ister istemez etkileniyorsun. Konserler icabı çok dolaşan bir grup olduğumuz için bu ezgiler kulağına ister istemez çalınıyor. Mardin'den Urfa'ya giderken adam oranın yerel radyosunu açıyor hiç duymadığın bir müzik çıkıyor. Onu duyuyorsun ve o sende kalıyor. “Kostüm çok önemli, bizde sahnede kot giymek yasaktır”Sahne şovu sizin en önemli özelliklerinizden biri. Kostümleriniz, danslarınız...M. Ş.: Kostümsel şeylerde herkesin farklı bir yaklaşımı var. Levent daha dönemsel takılıyor. Murat daha etknlik. Ben de bu ikisini kombine etmeye çalışıyorum. Önemli bir şey ama. Konsere gittiğimizde özenilmiş ve gündelik hayatta kullanılmayan bir şeyin olması gerekiyor. Sahnede bir kişi bir özenle giyindiği zaman seyirci için de hoş bir şey. Salaşlık pek hoş durmuyor bence. Görsel de bir şey yapıyorsun orada. İşitsel bir durum yok ortada. Görselliği de kostümlerle, maskelerle, sahne şovlarıyla sağlıyorsun. Diğer türlü çok statik olurdu. Müziğimiz gereği bunu yapmasak bir tuhaf olurdu.Murat Ertel'in kostümleri çok ilginç. Uzun boyu ve kaftanıyla sahneye bir şaman çıkmış gibi oluyor...L. A.: Öncelikle yaptığın işe saygıdan kaynaklanıyor. Normal yolda yürüdüğün kıyafetle sahneye çıkmak bize ters geliyor. Bir takım insanlar zamanını ayırmak için sana gelmişler ve onlar için bir özen göstermek gerekiyor. Mesela bizde kot giymek yasaktır.Neden?L. A.: Çünkü günlük bir şey. Niye kotla sahneye çıkalım? Baba Zula birçok sanatı birleştirmeye çalışan bir grup. Dansçılarla çalıştık, bizim konserlerde arkada çizim yapan bir arkadaşımız vardı. Tiyatral bir iş yapıyoruz ve tiyatroda da kostüm ve sahne tasarımı çok önemlidir. Albümün ismi neden “34 Oto Sanayi”?L. A.: Bizim stüdyomuz orada. Oto Sanayi İkinci kısımda. O sitenin etrafı gökdelenlerle çevrilmiş durumda. Beş sene öncesinde böyle bir şey yoktu. Beş sene içinde mantar gibi bittiler. Belki de 5-10 sene sonra o site ortada kalmayacak, gökdelenler orayı da işgal edecek. Belki de bunun çoktan planları yapılmıştır. Oto Sanayi de nevi şahsına münhasır bir bölge. Sanayi sitesi mantığıyla yapılmış, içinde aklına gelebilecek her türlü aracı görebileceğin bir yer. Şimdi sanatçılar oraya gelmeye başladı. Bizim sokakta iki tane müzik stüdyosu, iki tane heykeltraş stüdyosu, bir de motosiklet çetesinin iki tane barınma mekanı oldu. Biz bunu hatıra, gelecek nesillere bir bilgi kırıntısı olsun diye koyduk. “Gecekondu” albümünün adını da bu nedenle koymuştuk. 60'lardaki 70'lerdeki gecekondu formu şimdi yok. Şimdiki nesiller, 2000'de doğmuş bir genç 70'lerdeki gecekonduyu bilmiyor, onun formu nasıl, kültürü nasıl, neden inşaa edilmiş bilmiyor. Gecekondu denince benim aklıma 10 metrekare 20 metre kare tek katlı, önünde kavak ağacı olan ve kendi geldiği coğrafyayı o ufacık yapıya sığdırmaya çalışan bir çaba görüyorum. Belki 2050'de albüm birinin eline geçer de bu “Oto Sanayi” neymiş diye bir araştırır.“Belediyeler bizi deli görüyorlar” Muhalif bir duruşunuz var. Zorluk çıkarıyorlar mı?L. A.: Belediyeler bize konser teklifiyle gelmiyor. Ama bu muhaliflikten değil daha çok bizi deli görüyorlar. “Biz çağıracağız bu herifler ne yapar, ne söz söyler, bir slogan atar mı?” gibi şeyler geçiyor kafalarından. Onun için “Aman uzak duralım biz” diyorlar. Bizi yok sayıyorlar. Üniversiteler başka bir durum. Antalya Film Festivali'nde 4-5 sene önce çaldık. Konser sonrası yemek yiyoruz. Sol tayfadan iyi bir abimiz o zamanki Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'a “Bunlar iyi arkadaşlar. Baba Zula diye bir grup var. Biraz onlara destek çıksana” demiş. Günay da “Ya abi onlar da çok anarşist” demiş. TRT'de birçok şarkımız yasak. “Pırasa”, “Galiba Hamileyim”, “Özgür Ruh” şarkılarımız TRT'de yasak.12 Eylül devam ediyor yani...L. A.: Tabii canım.YurtRöportaj: Ulaş Gürşat Fotoğraflar: Ceren Büyüktetik
Ara Güler: 'İstanbul'da Fotoğraf Değil Istırap Çekiyorlar'
Usta fotoğrafçı Ara Güler’in “Ara’dan 77 Yıl Geçti” kitabı beşinci baskısını yaptı. Usta’ya yayımlanmış 56 kitabını hatırlatınca, “56 kitap yapan adamı döverler be!” diyor. Kitabı vesilesiyle görüştüğümüz Güler’in fotoğrafçılığa ve İstanbul’a dair ezber bozan sözleri var. Bir de Picasso ve Salvador Dali'nin de yer aldığı ilginç hatıraları…Son günlerde Ara Güler adının geçtiği bir dolu etkinlik var, sizin için yapılanlardan hâlâ keyif alıyor musunuz?Alırım ama uzarsa kızarım, hafakanlar basar. Berlin'de retrospektif bir sergi var 240 fotoğrafımın olduğu, renkli siyah beyaz karışık. Günde bin kişi geziyor. Spiegel'de bir yazı çıkmış, hem Leica'da hem sergiden bahsediyor. İsveç'te bir sergi vardı. Bundan sonra Kore'de bir sergi olacak. Koreliler buraya iki kere geldi, fotoğraf seçtiler, benim Kore umurumda değil, 14 saat tayyareye binip gidemem, zaten tayyareye binmekten korkuyorum.Adınıza çıkan 56 kitap var, bunlar şu daha iyidir diye ayrım yapıyor musunuz?56 kitap yapan adamı döverler be! Olur mu 56 kitap ama fotoğrafta olur neden? Her an değişen bir şeyin karşısındasın ve ondan bir şey yakalıyorsun. Bunları yan yana getirdiğin zaman yeni bir dünya oluşturuyorsun, bu oluşturduğun dünya senin dünyan oluyor. Ve sen onu mecburen seviyorsun zaten. Ben aslında bütün kitaplarımı seviyorum. Tabii ki bu daha iyidir dediğim vardır, ama mühim olan o değildir, mühim olan fotoğraf nedir sorusunun cevabıdır.Ara Güler'in gözünden fotoğraf nedir?Fotoğraf bir kere sanat falan değildir. Fotoğraf görülen bir şeyin zapta kayda geçmesidir. Fotoğraf meselesi bir arşiv meselesidir. Arşiv; kaybolmasın, yitmesin, bitmesin, gene bakayım, gene göreyim diye. Onun için fotoğraf bir alettir, makinedir onunla hayatı yakalarsın hayatı yakalamak da arşiv yapmandan çok daha mühimdir. Bir arşiv bir dünyayı getirir. Fotoğraf makinesinin icadı bunun içindir.Biz eski İstanbul'u sizin kadrajınızdan gördük, Ara Güler'in hafızasında kalan İstanbul nasıldı?Benim yaşadığım İstanbul zaten İstanbul değildi. Aslında ben de İstanbul'u görmedim. İstanbul zaten bitmişti. İstanbul Pera'da bitti. Bizanslılar 1917'de Rus İhtilali olduğunda buraya beyaz Ruslar geldi, o Asmalı Mescit kuruldu, orada bohem hayat oldu, herkes oraya daldı, Markiz açıldı falan ama onda bitti hayat. Bugüne baktığında Limon diye sadece pastane kalmıştır. İnsanlar zamanla kendilerini bitiriyorlar, onun için biz İstanbul'un ölüsünü görüyoruz, ölü İstanbul'un üstünde geziyoruz ve neredeyse öyle kokacak. Zaten İstanbul'un kokuları gelmeye başladı pislikten. Benim bildiğim İstanbul, fotoğrafçı Abdullah Biraderler'in zamanındakinden hemen biraz sonrasındır. Gerisi bir şey değildir. Bir de benim dediğim gözle İstanbullu adam yok. İstanbul'da fotoğraf çekmiyorlar ıstırap çekiyorlar. İstanbul ıstırabı çekiyorlar. Çünkü kaçırdıkları İstanbul'u bulamıyorlar.Ucundan yakaladığımız İstanbul'a özlem duyuyor musunuz?Sokağa çıktığım zaman o eski İstanbul'u arıyorum ben ama yok. Nerede bu İstanbul, denize düşmüş. Sevdiğin İstanbul nedir? Salacak'ta bir apartman veya bir bahçe var onun arkasında bir konak var oradan kör kedi çıkar veya ufak bir kedi yavrusu çıkar camdan atlar aşağıya. İnsan neye memleketim der? Çünkü orada camdan gördüğü kıza âşık olmuştur, bütün bu hatıraların yan yana gelişiyle memleket doğar, onun için herkes memleketinde doğduğu yerde ölmek ister. Çünkü hatıraları oradadır yani, orada var olacağını düşünür, ben de şimdi fotoğraf çekmeye giderken o var olmasını istediğim şeyleri arıyorum ve bulamıyorum. Hayatın temposu değişti.Orayı bulduğumda insanlar 21. yüzyılda Roma'yı yaşıyorduSizin meraklarınız arasında arkeoloji de var. Antik kent Afrodisias'ı bir tesadüf sonucu buldunuz değil mi?Afrodisias'a gittiğimde insanlar adeta 21. yüzyılda Roma'yı yaşıyordu. Sonra oraya arkeoloji geldi, bahçe haline soktu, çiçekler dikti, taş yığını yaptı. Yaşayan Afrodisias öldü. Müzeye bağladı, müze zaten ölü demektir. Adnan Menderes'in baraj açılışını çekmeye gitmiştim. Sonra kaybolduk. Yolu bulmaya çalışırken koca koca kayaların içinden geçtik sonra bir ışık gördük meğer kahveymiş, saat on birdi, lüks aydınlatmasında iki üç insan, odun sobası var, pişpirik oynuyorlar. Roma şapitoları, sütunları üzerinde almışlar masa diye kullanıyorlar kahvede. Romalılar bezik oynuyor, düşünsene bundan daha enteresan ne olabilir. O Romalılarla röportaj yaptım. Afrodisias röportajı diye yaptım. O gece orada kaldık. Dedim burada muhakkak bir şey var. Şapitoları falan kahvenin içinde görünce, nasıl bir yer burası diyerek her tarafı gezmeye başladım. Çocuklar arkama takıldı, abi gel burada da taş var, bir bakıyorsun boynuna kadar gömülü heykel toprakta kalmış kafası dışarıda. Evde bir tane sütun üstünde Afrodit'in bir şeyi var. Bir adam, ineğin yanında sigara içiyor. Oturduğu yer bir şapito. Sokakta yürüyorsun kocaman bir lahit, insanlar lahidin içinde çamaşır yıkıyordu, lahidin altını delip arkasına bir leğen koymuşlar oradan şarap yapıyor.Heyecan verici, yaşayan bir Roma kasabası gibi…Bunları çektim. Hayat mecmuasına götürdüm. Hepsi birden, “Gider dağın taşın fotoğrafını çekersin, Türkan Şoray'ın fotoğrafını falan çek de kapak yapalım.” dedi. Türk basınının hali budur. Bugün de böyle. Sebahattin Eyüboğlu'na söyledim, İpsiroğlu'na söyledim, kimse yazmadı yazı. Adam bulamıyoruz, röportaj çıkmıyor. Ben de röportajı dünyanın en büyük mimari mecmuası var, patronu arkadaşımdı, oraya gönderdim. Orada on sayfa çıktı, bizim gazeteler de; “Gavur nasıl yapıyor röportajı.” dedi. Ama altına bakmıyor ki imza Ara Güler diye. Gittim Amerikan servisine Horisen dergisi sana on sayfa ayırdık renklisi varsa gönder, yerin hazır diyor. Rüstem Doyuran vardı müzeler genel müdürü ona gittim, bir sürü fotoğraf var, yazacak adam yok. Dedi ki; “Bir akrabam var Türk ama Amerikalı oldu artık, adı Kenan Erimdir, meşhur arkeolog. Belki yazar.” O da bir üniversitede arkeoloji hocası. Talebelerini aldı, benim dediğim yere getirdi. Orada kocaman şantiye yapıldı misafirler gelip gidiyor.Ben olmasaydım Türk Edebiyatı yüzsüz kalırdıEdebiyatçıların çoğu benim arkadaşımdı, her gece Sabahattin Eyüboğlu grubu vardı. Entelektüel bir hayat vardı. İnsanlar birbirlerinin evine gider edebiyat konuşurlardı. Şimdi futbol maçı konuşuyorlar.Necip Fazıl Kısakürek, dünyada gelmiş geçmiş en büyük şairdir, fakat çok tehlikeli biridir. Orhan Veli Kanık arkadaşımdır, sarhoşken belediyenin açtığı lağım çukuruna düşüp öldü. Orhan Kemal de arkadaşımdı. 6-7 Eylül günü sokakta yürüdüğümüz babası Güney'in İstiklal Mahkemeleri başkanıydı. Atatürk'ten kaçıp gitmiştir. Bedri Rahmi Eyüboğlu da haftanın üç günü birlikte olduğum adamlardan. Fikret Mualla, dünyanın en iyi adamıdır. Sabahattin Eyüboğlu hocamızdı bizim. Onların içinde yaşadım. Onlara gidip de röportaj yapmama gerek yoktu.Dali'nin fotoğraflarını çektim, bir hafta sonra öldüPicasso'nun da fotoğrafını çektim. Benim avantajım Time'ın muhabiri olmamdı. Ama Picasso ile çok uğraştım. Önce arkadaşını sonra oğlunu araya koysam da olmadı. Picasso yok dedi mi bitti. Resim kitapları yapan bir kitapevinin sahibi arkadaşım Picasso'nun Metamorfoz kitabını yapacaktı. Çalışmak için yanına gidecekti. Gittik ve çektim. Salvador Dali de otelde kalıyordu. Time'daki arkadaşlara sordum; “Dali ile röportaj yapmak istiyorum ne yapar?” Hiç deneme dediler. Oteline gittim, 101 numarada kalıyormuş. Oraya çıktım. Kapısını açtım ve bana bakıyor; “Niye benim fotoğrafımı çekmek istiyorsun?” dedi. “Çok meşhursun da onun için.” dedim. “Benim dakikam 25 bin dolardır.” dedi. “Güzel ama ben bir dakikada fotoğraf çekemem ki!” dedim. Beni tuttuğu gibi dışarı attı. İşte o an, hah dedim bu adamın fotoğrafı çekilir. O akşam bir Yahudi arkadaşımla yemeğe gittim. Dali beni dışarı attı dedim, “O benim vaftiz babam.” dedi. “Ama sen Yahudi'sin o Hıristiyan nasıl olur?” dedim. “Sen karışma.” dedi, gitti konuştu. Ertesi sabah saat 11'de gittik. Dali bana bakıyor ben ona. Bir gün evvel kovduğu adamım. ‘Ben seni bir yerden tanıyorum.” dedi. “New York'taki basın toplantısından tanıyorsun.” dedim. “Sen benim filmi biliyor musun?” dedi. “Hangi film?” dedim, “Benim yaptığım bir film var nasıl bilmezsin? Bir Endülüs Köpeği'ydi ismi.” Hemen aklıma geldi. Onu al gel, akşam sinema oynatacağım size dedi. Aldım, izledik, konuştuk. Dali, her gün bütün sarhoş, esrarkeş ve serserileri topluyordu. O atmosferi seviyordu. Ben de o serserilerden biri oldum, baktım ki Dali hep yanımda. Öğlenleri işim Şanzelize Caddesi'ne düştüğü zaman gidip orada yemeklerimi yiyorum. Günün birinde dedim, “Senin fotoğrafını çekmeliyim. Adamakıllı bir fotoğrafın yok.” Tam fotoğraf çekeceğim, kılıç çeker bana. Kılıçla dolaşıyordu, kesecek beni. Dedim, “Duracaksın, ansiklopedi Britannica gibi, bana bakacaksın.” “Kimse yokken gel.” dedi. Ertesi gün saat onda gittim, üç gazeteci daha geldi. Hani dedim benden başka kimse olmayacaktı dedim. Dur dedi ben onları hemen salarım dedi. Elinde de gümüş saplı bir baston var. “Bilin bakalım, ziftin formülü nedir?” dedi. Kimse bilmedi. Formülü kafadan attı. “Benim adım Salvador Dali, bu bastonu ziftin içine sokar çıkarırım. Beş kuruşluk baston olur 50 bin dolar. Sen bunu yaparsan deli derler. Şimdi dediğimden ne anladınsa git onu yaz.” dedi. Üçünü birden toplayıp dışarı attı. O fotoğrafları o gün çektim. “Kılıçla oynuyorsun hep, ben seni matador olarak görüyorum.” dedim. Sonra perdeyi çekip aşağı indirdi, “Bak bu pelerin.” dedi. Sonra bana, evimde fotoğraf çekelim diye teklif etti ama o hafta öldü.Gülen, ‘Daha önce neden tanışmadık’ dediTime'dan dediler ki git Fethullah Gülen'in röportajını yap. Yazar arkadaşım James ile gittik. Altunizade'de bir mektebin dördüncü beşinci katları Fethullah Hoca'nın, orada röportaj yaptık. Yanımızda tercüman yok, Fethullah Gülen konuşuyor, ben bunu İngilizceye nasıl çevireyim, neyse tercüman bulundu. Röportaj yaptık bende arada bir sürü fotoğraf çektim. Bana “Seninle niye daha evvel tanışmadık.” dedi, “Valla abi, olmadı da ondan.” dedim. Sonra bana birkaç kitabını imzaladı. “Ne zaman istersen veririm fotoğraf.” dedi. İyi adamdır öyle düşündükleri gibi değil. Zihnimde iyi bir adam olarak kaldı.Nalan Kaya / Zaman
Reklam
Dünya'nın Uzaydan En Net Görünümü
1900′lerin ortalarında ilk defa atmosfer dışına çıkmayı başardık ve o gün bu gündür gözlerimizi uzaydan alamıyoruz. Uzay filmleri izliyoruz, uzayda geçen filmler izliyoruz ve çocuklarımız bile astronot olma hayalleriyle büyüyor.Zorlu eğitim programlarını başarıyla geçen seçkin astronotların Dünya’yı uzaydan nasıl gördüklerini ise, ancak bizlere gönderdikleri video ve fotoğraflardan anlayabiliyoruz. Tıpkı, Uluslararası Uzay İstsyonu (ISS) görevlilerinin bizlere yolladıkları video kesitleri gibi.ISS astronotlarının 2011 yılından 2014′e kadar gönderdikleri videoların toplam büyüklüğü 80 GB’ı buluyor. Sanatçı Guillaume Juin, bu videoları alıp, bütün aksaklıklarından arındırarak bugüne kadar gördüğümüz en ilginç video düzenlemelerinden birine imza atıyor.Uluslararası Uzay İstasyonu, saatte 28.000 kilometre hızla Dünya yörüngesinde döndüğü için, bu hızda çekilen görüntüler birçok görüntü hatasını da beraberinde getiriyor. Fakat, After Effects ve Premiere yazılımlarına oldukça hakim olduğu anlaşılan Juin, bu işten alnının akıyla sıyrılmayı başarıyor.Dünya yörüngesindeki manzaranın en net görüntülerine Vincent Tone’nin Astronaut adlı parçası eşlik ediyor. Techno-Labs
Galaxy Note 5 Söylentileri Başladı
Samsung’un Galaxy Note 4 telefonu çoğu ülke pazarına yeni girerken, bir sonraki modelin söylentileri çıkmaya başladı.Samsung’un en üst seviye telefonlarından biri olan Galaxy Note serisinin en yeni üyesi Galaxy Note 4 pek çok ülkede yeni satışa girdi. Ancak bu durum tabii ki bir sonraki model hakkında söylentilerin başlamasına engel olmadı. Firmanın Galaxy S6 modeliyle birlikte mobil cihazlarda sil baştan tasarım değişikliğine gideceğine dair fısıltılar da var.Ancak Samsung’un Galaxy Note serisini devam ettireceğine kesin gözüyle bakılıyor. Bu seri eskiden olduğu gibi phablet sınıfında rakipsiz değil, ancak zaman içinde kendine hayli büyük bir takipçi kitlesi de toplamayı başardı. Samsung’un bu serideki bir sonraki model olan Note 5 modelini 2015 yaz sonuna doğru tanıtması, 2015 sonbahar döneminde de satışa çıkarması bekleniyor.Galaxy Note 5 ile ilgili olarak gelen en önemli söylenti ise, bu cihazın büyük ihtimalle 4K çözünürlükte ve 5,9 inçlik bir ekrana sahip olacağıdır. Bu söylenti pek sebepsiz çıktı denemez, çünkü hem Samsung, hem de LG tarafından yapılan açıklamalar bu yönde. Her iki firma da 600 ya da 700 ppi telefon ekranlarının 2015 sonu gibi üretime hazır olacağını tahmin ettiklerini açıkladı. Özellikle Samsung’un 700 ppi Ultra HD Super AMOLED bir ekranı üretmeye hazırlandığı söyleniyor.Halen 4K grafik işleme yeteneğine sahip çok fazla mobil işlemci yok, ancak sayılarının 2015 içinde artması bekleniyor. Burada esas sorun şu; bu türden bir ekranı besleyecek kapasitede bataryayı da yeni telefonlarda görebilecek miyiz? Eğer Samsung ya da diğer firmalar bu konuda da ciddi bir gelişme sağlamazlarsa, o vakit bir sonraki nesil telefonlarda ciddi bir enerji sıkıntısı yaşanabilir.Technopat
Reklam
Mükemmel Bir E-Bisiklet Tasarımı “NCycle”
Aralık 2012’de iki genç tasarımcı tarafından konsept bir tasarım olarak Behance‘te paylaşılan nCycle, iki sene sonra gerçekten çalışan bir prototip olarak dünyanın en büyük bisiklet fuarlarından biri olan Eurobike 2014’te yer almış ve yakında ön sipariş almaya başlayacakmış.Bisikletin mükemmel işlevsel tasarımı sayesinde orta alanda bulunan ve npocket dedikleri yerde tablet, kitap vs taşınabiliyor. Katlanabilen yapısının yanı sıra ek bir cihaz ile elektrikli hale getirilebiliyor. Ayrıca her iki gidonda da birer far ve kablosuz ön hoparlörle birlikte bisiklet içerisinde yer alan diktörtgen ‘nlock’ sayesinde kilitleme sorunu da ortadan kalkmış oluyor. Ön ve arka farlara enerji veren lityum pilin yanı sıra, holografik ekran ve akıllı telefon şarj ünitesi yer alıyor. Bu ekran sayesinde akıllı telefondaki uygulamaları görmek mümkün.
Hobbit İçin En Güvenli Klip
Yeni Zelanda’nın havayolu şirketi Air New Zealand daha önce Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit filmlerine özel reklam videoları çekmişti. Şimdi ise Hobbit’in son filmi “The Hobbit: The Battle of the Five Armies” için ilginç bir tanıtım videosu daha çekti.Elijah Wood ve yönetmen Peter Jackson’ın da yer aldığı videonun başlığı ise “The Most Epic Safety Video” yani “En güvenli video”. Videoda uçuş güvenlik kurallarından bahseden hostesler eşliğinde ilginç anlar yer alıyor.
Biraz Daha Zeytin Ağacı Kesmeye Devam Edersek...
Manisa'nın Soma İlçesi'ne bağlı Yırca Köyü'nde iki gün önce sabaha karşı 6 bin zeytin ağacı sökülmüş ve tüm Türkiye bu olaya büyük tepki göstermişti. Köylüler daha sonra Danıştay'dan gelen yürütmeyi durdurma kararı ile sevince boğulmuş ve vakit kaybetmeden yeniden zeytin ağaçlarını dikmeye başlamıştı. Burada da Odun Herif'in paylaştığı Kemal Sunal'ın oynadığı Yeşilçam'dan ufak bir zeytin sahnesini izleyeceğiz. İyi seyirler...
Reklam