onedio
İnsansız Hava Aracı Fenerbahçe Antremanında
Bursaspor ile oynayacağı 10. hafta maçının hazırlıklarını sürdüren Fenerbahçe'nin dünkü idmanı öncekilerden farklıydı. Teknik direktör İsmail Kartal’ın yönetiminde çalışan Sarı-Lacivertliler’in antrenmanında yeni bir sistem uygulandı. Çalışma, quadcopter (4 pervaneli helikopter) adı verilen kameralı sistemle havadan görüntülendi. Teknik heyet gerekli verileri aldıktan sonra toplanan verilerin arşivleneceği, uzmanlar  eşliğinde hazırlanarak antrenman bilimine yardımcı olabilmesi amacıyla akademik bir sunum haline getirileceği ifade edildi. Milli takımlarda bulunan futbolcuların yer almadığı idmanda; Kuyt, Meireles, Diego, Webo, Hasan Ali, Selçuk, Hakan ve Muhammed yaklaşık 1.5 saat süren antrenman yaptı. Sakatlığı bulunan Emre takımdan ayrı koşarken, Egemen, Serdar, kaleci Mert ve Mehmet Topuz salonda kuvvet çalıştı. Fanatik
Beş Yaşında Microsoft Uzmanı Oldu
İngiltere'de bir çocuk dünyanın en genç bilgisayar uzmanı oldu.Beş yaşındayken teknolojik deha sınavını geçen Ayan Kureyşi, Microsoft sertifikalı profesyonel bir bilgisayar uzmanı olma hakkı kazandı.Babası da bilgisayar uzmanı olan Ayan, şu an altı yaşında ve evden kurduğu bir bilişim ağı var.BBC’ye konuşan Ayan Kureyşi, sınavı zor ama eğlenceli bulduğunu ve günün birinde İngiltere'de teknoloji merkezi kurmak istediğini söyledi.Ayan, 'Sınavda çoktan seçmeli sorularla birlikte, kablosuz erişim alanı ile çeşitli senaryolara dayalı sorular vardı' dediAyan'ın babası Asım Kureyşi , 'İşin en zor kısmı, sınav dilini beş yaşında bir çocuğun anlayabileceği şekilde açıklamaktı. Ama oğlum kavramış görünüyordu ve çok iyi bir hafızası olduğunu kanıtladı' dedi.Baba Kureyşi, oğlunu bilgisayarla ilk kez üç yaşındayken tanıştırdığın anlatıyor.Çocuğun sabit diskleri ve ana kartları anlayabilmesi için, eski bilgisayarlarıyla oynamasına izin vermiş.Asım Kureyşi 'Çocuğun, anlattığım her şeyi ertesi gün hatırladığını fark ettim. Ben de ona daha fazla bilgi vermeye başladım' diye açıklıyor.Kureyşi, 'Küçük yaşta bilgisayarlarla bu kadar çok uğraşmak çocukları olumsuz etkileyebilir.Ama Ayan'ın durumu biraz farklıydı. Bu fırsatı iyi değerlendirdi' dedi.Ayan'ın evinde kendi kurduğu bilişim ağının bulunduğu bir bilgisayar laboratuvarı var.Çocuk günde iki saat işletim sistemleri üzerine çalışıyor ve programları nasıl yükleyeceğini öğreniyor.Ayan Kureyşi Microsoft sınavına girmek için gittiğinde, gözetmenler çocuğu çok küçük buldukları için endişelenmişler.Ayan'ın babası çocuğun tek başına idare edebileceğini söyleyerek görevlileri rahatlatmış.Sınava genellikle, Bilgisayar Teknisyeni olmak isteyenler giriyor.Kureyşi ailesi beş yıl önce Pakistan'dan İngiltere'ye taşınmış.Annesi, 'Çok mutlu ve gururluyum. Onun her gün dünya rekoru kırmasını beklemiyorum tabi ki, ama hayatı boyunca her zaman elinden gelenin en iyisini yapmasını isterim' dedi.Ayan bir gün Amerika'daki Silikon Vadisi'ne benzer bir teknoloji merkezi kurmak istediğini söylüyor.İngiltere'de kuracağı merkeze E-Valley adını vermeyi düşünüyor. Ayrıca kendi şirketini de kurmak istiyor.BBC Türkçe
Apple'dan Türkçe iPhone TV Reklamları ve Dev Reklam Panoları
Apple’ın televizyonlarda yayınlanan Türkçe iPhone reklamlarını izlediniz mi? Peki ya dışarıdaki dev reklam panolarını gördünüz mü? Apple son 1 haftada Türkiye’deki reklam faaliyetlerini hiç olmadığı kadar hızlandırdı. Gelin hem bu Türkçe reklamlara bir göz atalım, hem de reklam metinleri ve açık hava reklamlarına biraz değinelim… :)Apple’dan ilk defa Türkçe iPhone reklamlarıÖnceki dönemlerde de televizyonda iPhone reklamlarını görüyorduk. Ancak bu reklamlar direkt olarak ABD’den alınan görüntüler üzerine Apple’ın reklam metinlerinin birebir olarak Türkçe’ye çevrilmesiyle oluşuyordu.Şimdi ise hem iPhone ekran görüntüleri Türkçeleştirilmiş, hem de metinlerde de ufak tefek bize özel değişiklikler de olmuş. Örneğin İngilizce metinde geçen kek yerine “dürüm” kullanılmış. :)ABD’deki reklam seslendirmelerini Justin Timberlake ve Jimmy Fallon gerçekleştirirken, ülkemizdeki iPhone reklamlarını ise Gülse Birsel ve Engin Günaydın seslendirmiş.SihirliElma
Google Bangladeşli Öğrencilere İnterneti Öğretecek
Google müthiş bir otobüs yolculuğu planı açıkladı: Şirket 3G’li bir otobüsü Bangladeş’i baştan başa gezmek üzere 1 sene sürecek bir yolculuğa çıkartacak. Basitçe “Google Bus Bangladesh” olarak adlandırılan program 500.000 öğrenciyi yeni araçlarla ve yeni işler kurabilecekleri web uygulamalarıyla tanıştırmayı hedefliyor. Otobüs 12 ayda 35 farklı lokasyondaki 500 kampüsü ziyaret edecek ve Android platformu hakkında kısa seminerlere liderlik edecek. Yerel halk da program hakkında oldukça heyecanlı gözüküyor.
Android 5.0 Lollipop İle Gelen 3 Yeni Özellik
Google, 15 Kasım 2014 tarihinde Android 5.0 Lollipop isimli yeni sürüm işletim sistemini tüm yanlarıyla sergilemeye başladı ve yeni Nexus 6 telefon ve Nexus 9 tablet modelleri bu işletim sistemini kullanan ilk modeller olarak dün kullanmaya başladı. Sonrasındaki haftalarda da diğer cihazların da bir güncellemeye ulaşması bekleniyor. Android için kapsamlı bir güncelleme uzun zamandır gelmemişti. Lollipop isimli bu güncelleme 4.4 KitKat ile büyük benzerlikler gösterse de derinlemesine inceleme yapıldığında ilginç farklılıklar ortaya çıkıyor. Haberin devamında Android 5.0 Lollipop ile gelen ve göze çarpan 3 yeni özelliği inceliyoruz. Keşfettikçe güncellenecek...
Reklam
Fotoğraf Basabilen Telefon Kılıfı
Günümüzde akıllı telefon kılıfları yalnızca telefonu korumakla ve görünüşünü değiştirmekle kalmıyor, farklı özellikleri de telefonunuza kazandırıyor. Bunun son örneği olan Prynt adlı kılıf, çektiğiniz fotoğrafları basarak anında size verebiliyor.Fransa’da küçük bir grup tarafından bu yılın Ocak ayından beri geliştirilme aşamasında olan Prynt , içerisinde bulunan yazıcı sayesinde telefonunuzdan çekilen fotoğrafı kısa bir süre içerisinde kağıda basabiliyor. Henüz tam olarak son halini almadığı için içerisinde yalnızca bir adet kağıt bulundurabilen kılıf, istenen fotoğrafı 50 saniye içerisinde basabiliyor. Tüketiciye sunulacak versiyonun ise 10 ile 30 adet kağıt alabileceği ve 30 saniyeden daha kısa bir sürede baskı işlemini gerçekleştireceği belirtiliyor.Önümüzdeki yıl içerisinde 99 dolardan piyasadaki yerini alacağı söylenen kılıf, 4 ve 5 inç arası boyutlara sahip tüm telefonları desteklemesinin yanı sıra iPhone 6 Plus ve Galaxy Note gibi phablet modellerde de çalışabilecek.Techcrunch’a konuk olan Prynt’in yaratıcısı Clément Perrot’un kılıfı tanıttığı videoya aşağıdan ulaşabilirsiniz.LOG
Uzaydan Sınırsız ve Hızlı İnternet Mümkün!
Uydu üzerinden upload kısıtlaması olmaksızın, kotası bulunmayan interneti Türkiye’de kullanmak mümkün olur mu?Günlük hayatımızda ihtiyaç duyduğumuz hızlı interneti sağlayacağımız kaynaklar sınırlı. Çoğumuz ADSL üzerinden bu imkanı yakalarken, 1 Mbps upload imkanı, özellikle de videolu içerik paylaşmak isteyen kullanıcıların canını sıkabiliyor.Fiber olaydı iyiydi!Daha iyi upload imkanı sunan fiber internet ise ülkemizin büyük kısmında henüz seçenek olarak sunulamıyor.Hız konusunda 3G ile beraber, neredeyse ADSL ile yarışıp fiber internete kafa tutan sonuçları sınan mobil internet ise fiyat konusunda müşterilerini düşündürmeye devam ediyor.Yeni oyuncu Tooway mi?Şimdi bir başka seçeneğimiz daha var. Daha önce de ShiftDelete.Net’te bahsedilen Tooway hakkında bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz.Bu hizmeti ülkemize getiren Eutealsat, geçen zaman içerisinde hizmetlerini daha da geliştirmiş durumda.ShiftDelete.Net
Reklam
Samsung, Altın Kaplama TV Üretti
Güney Koreli Samsung özel bir hayır kuruluşu için 78 inç boyutlarında kavisli UHD bir TV üretti. Televizyonun arka yüzü tamamen altın ile kaplandı ve özel bir tasarıma kavuştu.Samsung yaptığı duyuru ile birlikte özel üretim 78 inç boyutlarındaki kavisli Ultra HD televizyonunu tanıttı. Dünya üzerinde sadece tek bir şanslı kişinin sahibi olabileceği bu özel televizyonun büyük kısmı tamamen altın alaşımı ile kaplanmış. Altın vernik karışımı bir madde ile kaplanan cihazın üzerinde özel çizimler de yer alıyor.Hong Kong'da gerçekleştirilecek özel bir hayır etkinliği için özel olarak hazırlatılan ürün 2 kavuşacak. Güney Koreli sanatçı Sung Yong Hong tarafından Kore'nin özel vernik boyama tekniği olan 'Ottchil' ile süslenen 78 inç'lik UHD cihaz arka yüzünde Neolitik çağdan kalma bir çizim anlayışına ev sahipliği yapıyor. Bu boyama tekniği ise ' özel şeyleri korumak ve saklamak ' için kullanılmış.Samsung en önemli anıları ve mutlulukları 'saklamak' temasını kullanmak istediklerini belirtirken, altın vernik kaplamalı arka yüzeyde sinema tarihinin en önemli filmlerinden ikonik görüntüler kazınmış.Hong Kong'da gerçekleşecek ön sunum sonrası açık artırma ile satılacak bu özel televizyonun rekor bir fiyata alıcı bulması bekleniyor.ShiftDelete.Net
Her Web Geliştiricisinin Bilmesi Gereken 21 Şey
Dünyamızda hiç bir şey eskisi gibi değil. Her geçen gün gelişen bir dünya mevcuttur. Hem de bu gelişimin hızı her geçen gün artan bir ivme ile artmaktadır.  Özellikle de web teknolojilerinde bu artış çok hızlıdır. Diğer sektörlere göre göreceli olarak yeni sayabileceğimiz bir sektör/disiplindir. Bu nedenle doygunluk sınırına daha ulaşamamış ve yenilikler daha hızlı meydana gelebilmektedir. Bunun yanında bir de web teknolojilerin genelde yazılım tabanlı olması sebebiyle; sadece insan aklına gereksinim duyması büyük etkendir.Sonuca ulaşmak adına izlenecek en iyi yöntem hangisidir? Bugün, yarın ve önümüzdeki yıllarda ne gelirse gelsin zirveye tırmanabilir bir site nasıl oluşturulabilir? Optimizasyona, reklam gelirlerine ve pazarlama aşamasına tekrar geriye dönmeksizin başlatan şey nedir? Geriye dönmek aynı şeyleri tekrar yapmaktır. Harcanan emeklerin boşa gitmesi, umut kırıcı bir durumdur. Ayrıca SEO çalışmalarınızın da gecikmesine neden olur.Her Web Geliştiricisinin Bilmesi Gereken 21 Şey Anahtar Kelime İncelemesiŞimdi web projelerinizde yer almasını soracağımız( veya yer almasını sağlayacağımız) şeylere göz atalım:Her Web Geliştiricisinin Bilmesi Gereken 21 ŞeyAnahtar Kelime İncelemesiBir web projesine başlamadan önce, anahtar kelime çalışması yapmıyorsanız, bu çok büyük bir sorun durumundadır. Anahtar kelime çalışması sizin hedef kitlenizin ne aradığını, hangi ifadelerin onları anlattığını ve özellikle onların arama motorunda arama yaparken o kutucuğa ne yazdığı hakkında bize bilgi verir.Wire FrameWire Frame’de nedir ki diyebilirsiniz?  Bunlara eskiz, şablon diyebiliriz. Bunu internette aratarak da bulabilirsiniz. Kabaca açıklamamız gerekirse; sitenin tasarımını ilk başta kabaca çizmektir. Kabaca bir şablon oluşturmaktır diyebiliriz. Bunun sektörde yerleşmiş tam bir karşılığını bulamadığımdan; Türkçe’ye çevirmeden kullanacağım.Wire Frame olmadan bir tasarım oluşturmanızı pek önermeyiz. Wire frame kullanmadan belki bir tasarımı daha hızlı tamamlayabiliriz. Ancak tasarım bittiğinde aklımızdaki şey ile, ortaya çıkan şeyin aynı olmama ihtimalini aklınızdan çıkarmayın. Ve genelde bu atlanan adım; sitemizde kesin görmek istediğimiz şeylerin tasarım aşamasında gözden kaçmasına neden olur.Bu nedenle bu adımın kaçması gözden bir şeylerin kaçmasına veya aklınızda çok iyi duran bir tasarımın parçalarının birleştiğinde ortaya çıkan ürünün aklınızdaki ile aynı olmamasına neden olabilir.Bu nedenle renkler ve taslak dışı unsurlar olmaksızın, sitenizde olmasını arzuladığınız her ayrıntıyı içeren; sitenizin her aşamasını veya her sayfasını içeren bir wire frame oluşturmalısınız.Solda wire frame, sağda gerçek tasarımGri Skala KompozisyonuGri skala kompozisyonu baskı endüstrisinde son derece popülerdir ancak her nedense; web tasarım endüstrisinde pek popüler değil. Fikrimize göre; gri skala kompoziyonu web tasarımında da o kadar önemli olmalıdır. Renk dikkat dağıtıcıdır.Bir çok müşterinin site tasarımını beğenmediği için red ettiğini gördük. Bunu çevirirsek, renkleri beğenmediler. Gri skala tasarımcılara renkleri müşterilerin beğenip beğenmeyeceği veya renklerin birlikte nasıl duracağı hakkında kaygı duymadan, tasarımlarını gerçekleştirirler. Tasarımı gerçekleştirdikten sonra renkleri seçebilirsiniz.Renk KompozisyonuEn kötü durum gri skala kompozisyonu kabul edildikten sonra, renk kompozisyonunun ret edilmesidir. En başa gri skala kompozisyonunu değiştirecek misiniz? Hayır sadece gri skala kompozisyonu üzerinde, doğru renk kompozisyonunu bulana dek deneyeceksiniz. SEO hizmeti veren her firma renk uyumuna dikkat etmelidir çünkü bu conversion oranını artırır. Kodlama & GeliştirmeHiç kodlama yapmadan web geliştirme mevcuttur. Kodlama yapanları bulabilirsiniz. Ancak sadece kodlama yapmak için birisini ve tasarım için başka birisini bulmak biraz sizi yavaşlatır. Hem ayrı iki kişi genelde daha fazla maliyet oluşturur. Ayrıca kodlama ile tasarımın uyumunu oluşturmak için de fazla zaman alır.  Bunları tek kişi yaparsa bu zaman minimuma inebilir.HTML 5 (Onaylanmış)HTML 5 site tasarımı için şu an çok iyi durumdadır ancak hala bazı siteler HTML 4 kullanmaktadır. HTML 4 evet hala çalışıyor ancak, bu sitenizin eski görünmesine sebep olabilir. HTML 5 yeni medyaya yükseliştedir ve diğer HTML sürümlerine göre daha az kod ile daha geniş fonksiyonelliğe sahiptir. Bu sizi daha berrak, temiz ve hızlı yapacaktır. Tasdik bir sitenin çalışması için gerekli olmadığında, bir geliştirici HTML kodlarını uygun şekilde en aza indirmelidir. Bunun için bazı istisnalar yok olmasa da (özellikle 3. parti araçlar kullanıldığında); ama tasdik iyi geliştirilmiş kod için bazı araçlarla gerçekleştirilmelidir.CSS 3 (Onaylanmış)HTML 5 ve CSS 3 aynı gemide ilerlemektedirler. CSS 3, gereksiz JavaScript kodları ve siteyi yavaşlatıcı resimleri azaltıcı püf noktalar önerir. CSS3 sitenizin hızını artırmakta ve sitenizin yüklenme hızını artırmakta benzersiz bir rol oynamaktadır. Ve yine, CSS 3 de tasdik edilmiş olmalıdır.Arama Motoru Dostu MimariÖzellikle tekil bir fonksiyon ekleniyorsa,bir siteyi kodlama büyük bir iş külfeti olarak görünmektedir. Ancak arama motorlarına uygun olamayan bir site oluşturmayı düşünmeyin.Geliştiricilerin genel mimaride sitenin arama motorlarındaki performansı azaltıcı, haddinden fazla iç link, okunabilir URL’ler,  anlaşılabilir linkler ve sayfalar,  yavaş yüklenen siteler ve daha fazlasının dikkatlice düşünmesi gerekir. Geliştiricilerin çoğu arama motoru optimizasyonu hakkında bilgili olmadığı zamanlarda bile, bazıları gelecekte sorunlara neden olabilecek site mimarileri hakkında gerekli çalışmaları yaparlardı.Kopya İçeriği ÖnleyinArama motoru dostu mimariden beri, geliştiriciler içerikleri arama motoru böceklerinin daha önce başta bir sayfada görmediğinden emin olmak zorundadırlar. Kopya içerikler salgın hastalık gibi yayılmaktadır ancak iyi geliştiriciler, sitelerini inşa ederken kopya içeriğe karşı önlem almak zorundadırlar. Kopya içerik SEO açısından da çok tehlikelidir. Bunu yapan siteler, arama motorları tarafından cezalandırılablir.Sayfa Dışı TasarımBu biraz da arama motoru dostu mimariyle alakalıdır. Ancak geliştiriciler daha az kodun ziyaretçilerin daha iyi bir web gezintisi yaşaması için gerekli olduğunu bilmeleri gerekir. Bu ziyaretçilerin kodlar hakkında kaygı duymasıyla alakalı olduğundan değildir,  onların ziyaretleri açısından önemlidir. Stiller ve Javascript kodları mümkün olduğu kadarıyla sayfa dışı katmanlar ile, ziyaretçinin tarayıcısına indirme işlemleri yaptırmaktan ayrılabilir. Bu da sayfanın daha hızlı çalışmasına ve her sayfa değişikliğinde tüm kodun tekrar indirilmesinin önüne geçebilir.Boyutu Optimize Edilmiş MedyaSitenizde medya kullanıyor musunuz? Peki bunlar uygun şekilde optimize edilmiş mi? Resimden videoya kadar her şey hız ve arama motoruna uygunluk açısından buyutlandırılmalıdırlar. Bazı medya içerikleri daha hızlı bir yüklenme için daha küçük bir boyuta sıkıştırılabilir ve orjinal boyutuna link verilebilir.Medya oluşturulurken alt bilgi ve başlıkların eklenmesi için bir çok araç mevcuttur. Videoların çoğu Youtube için, resimlerin çoğu da resim araması için optimize edilir. Bu düşünce tarzı geliştirme prosesleri için önemlidir.Tüm Resimler için Alt YazılarSite geliştirilirken resimlerin alt yazıları eklenmeyecek de ne zaman eklenecek? Tabi ki her şey hallolduktan sonra geri döner ve yaparsınız. Ancak neden geri dönesiniz ki? Bunu kolaylıkla başta yapabilirsiniz.CSS Resim SpritelarıBu terimin dilimizdeki yerleşmiş karşılığını bilmiyorum, o yüzden olduğu gibi aldım. Bu  tüm görselleri, bir görselde saklamaktır. CSS ile istediğiniz görseli, bu tümleşik görselden seçebilir ve kullanabilirsiniz. Bu işlem sayesinde sitenizin yüklenme hızı artar ve dolayısı ile sitenizin hızı artar. Daha geniş resim kuşkusuz daha az zorlanma ve daha hızlı yüklenmeye neden olacaktır. Bu özellikle çoklu resimler için doğru resim kullanıldığında geçerlidir.Mobil Cihazlara DuyarlılıkSitenizin mobil cihazlarda nasıl göründüğüne dair bir kaygınız oldu mu hiç? Olmalıdır. Müşterileriniz mobil cihazlardan yaptıkları işlemleri bitiremeseler bile, çoğu zaman mobil işlemler hakkında araştırmaya başlarlar. Markalaşma namına önemlidir.Eğer web siteniz mobil cihazlarda çalışmıyor veya bozuk görünüyorsa bu iyi bir ilk izlenim bırakma şansınızı ortadan kaldırır. Mobil cihazların kullanımı her geçen gün artarken, hedef kitlenizin de mobil cihaz kullanımının artacağını unutmayın. Bu hem bugün içindir hem de gelecek için kaçınılmaz sondur.Değişken Ekran Boyutlarına DuyarlılıkEkran boyutları günümüzde çok değişkendir. Cep telefonları, tabletler,  diz üstüler, büyük ekranlı masa üstü bilgisayarlar hep bize değişken ekran boyutları sunar. Mobil cihazlarda olduğu gibi bunlarda da, web siteniz iyi bir izlenim bırakmalıdır.Hız için OptimizasyonHıza yazımızın bir çok yerinde yer verdik. Hız dışında her şeyi optimize ettikten sonra, dönüp neyin sitenizi yavaşlattığına bir bakın. Bu sadece gereksiz ufak bir ayrıntı olabilir mi? Bizce hayır. Ziyaretçilerin sitenizde geçirdiği deneyimin açısından hız oldukça önemlidir ve bu sebeple sitenizi hızlandırmak için elinizden geleni yapmalısınız.Analiz Araçlarını KurunSitenizin tasarım kısmı çok güzel ancak sitenize analiz araçları kurmadıysanız daha sonra sitenizin arama motorlarındaki performansı hakkında nasıl bilgi sahibi olacaksınız?  Analiz araçlarını kurmak sanılan aksine çok basittir, sadece sitenize bir kod eklenir. Bu tüm web siteleri için standart olmalıdır. SEO çalışmaları için de bu araçlar çok önemlidir.Kırık Link KontrolüEğer her bulduğumuz kırık link başına lira alsak, şu an milyoner olurduk. Kırık link bırakmaksızın siteyi teslim etmek, geliştiricilerin işidir. Ayrıca periyodik olarak linkler kontrol edilmelidir. Kırık linkler de ziyaretçiler için kötü bir durumdur.Geniş TestHer ne koşulda olursa olsun, geliştirici bir web sitesini teslim etmeden önce siteni her yerini test etmelidir. Bir web sitesi teslim edildikten hemen sonra sorun çıkmasının hiç bir mazereti yoktur. Sitenin tamamlanması için süre verilirken, test yapılacak süre de buna eklenmelidir.  Aceleyle test edilmeden teslim edilmiş işler, büyük ihtimalle sorun ile dönecektir.404 & FaviconBazı web geliştiricileri için küçük bir ayrıntıdır. Hep iş bitimine zaman kalırsa diye bırakılır. Tarayıcı adres satırının yanında küçücük bir resmin olması ile olmaması arasında onlarca fark yoktur. ancak bu sitenin kalite göstergesidir. Küçük resmin büyük bir etkisi vardır.404 hata sayfası da olmayan bir adrese ziyaretçi gittiğinde ortaya çıkar. Bu özel tasarlanmış bir sayfadır. Kuşkusuz ki ziyaretçiye düz bir “page not found” mesajından daha iyi şeyler ortaya çıkarabilirsiniz. Ayrıca onu ana sayfanıza yönlendirebilirsiniz.Yazıcı UyumuSon olarak çok az yerde geçer ancak; siteniz yazıcı uyumlu olmalıdır. Bu sayede ziyaretçiler içeriğinizi yazdırmaya çalıştığında sürprizle karşılaşmaz. Yazıcı uyumu sadece yazdırma işlemi için değil, sayfanızın okuma konforu açısından da oldukça önemlidir. Css kullanarak bu uyuma kavuşabilirsiniz. Ayrıca içeriklerinizin botlar tarafından okunabilir olduğundan da emin olmalısınız.Maddelerimizi burada bitirdik ancak bu sadece bu alanda söyleneceklerin bir kısmı. İyi bir web tasarım, iyi bir SEO için ilk adımı oluşturur. Web siteleri her geçen gün önemlerini artırmaktayken, kuşkusuz bu alanda hizmet verenler de kendini geliştirmelidir.Bu yazı büyü oranda Stoney G. deGeyter’ın “21 Things Every Web Developer Should Be Doing” adlı yazısından yararlanılarak oluşturulmuştur.
Reklam
Türk Sineması 100. Yaşını Kutluyor
Türk sineması, ilk Türk filmi kabul edilen 'Ayastefanos Abidesinin Yıkılışı'nın bugün 100'üncü yaşını kutluyor.Osmanlı coğrafyasının beyaz perdeyle tanışmasından tiyatro kökenli ilk dönem filmlere, 'Fransız kızlar' için uygulanan ilk sansürden bir döneme damga vuran Muhsin Ertuğrul'a ve Yeşilçam'dan milenyumla yeniden ivme kazanan yerli filmlere Türk sineması, dünyanın en eski ulusal sinemaları arasında yer alıyor.İstanbul Şehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Çelikcan, araştırmacı ve yazarlar tarafından başlangıç alındığı tarih dolayısıyla zaman zaman tartışmaların odağı olan Türk sinemasına ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.Sinemanın bu topraklardaki geçmişinin çok daha eskilere dayandığını belirten Çelikcan, 'Bu yıl 100. yaşını kutladığımız sinemamızın geçmişi, İstanbul'da ilk film gösteriminin yapıldığı 1896'ya kadar uzanıyor. O yıl, Beyoğlu'nda başlayan sinema gösterimlerinin ardından geleneksel temaşa sanatının sergilendiği alanlarda film gösterimlerinin yapılmasıyla sinema seyircisi oluşuyor. Dünya sinemasının başlangıcının da Lumiere Kardeşlerin 1895'te Paris'te ilk filmlerinin seyirciyle buluşmasıyla başlatıldığı göz önüne alındığında, aslında Türk sinemasının başlangıcını da 1896 almak daha uygun olur' diye konuştu.Çelikcan, 1914'e gelene kadar Avrupalı sinemacıların Osmanlı coğrafyasına ilgisi dolayısıyla yüzyılın başından itibaren çeşitli çalışmalar yapıldığını, film çekim ve gösterimine ilişkin ilk yasal düzenlemenin hazırlandığını ve Osmanlı tebaasından Makedon asıllı Manaki Kardeşlerce 1911 yılında da belgesel filmler çekildiğini anlattı.Çelikcan, Osmanlı ordusunda görevli Fuat Uzkınay'ın 1914'teki çektiği ve günümüze ulaşan hiçbir kopyasının bulunmadığı filmin, dönemin koşulları dolayısıyla Türk sinemasının başlangıcı olarak referans alındığını söyledi.Beyaz perdeye ilk yansıma Yıldız Sarayı'ndaÖte yandan, AA muhabirinin çeşitli kaynaklardan derlediği bilgilere göre, Türk sinemasının bir asrı ise şöyle:Osmanlı Devleti, dünyanın ilk kez Lumiere Kardeşler'in 1895'te çektiği bir trenin gardan hareketini gösteren filme hemen ilgi göstererek, Yıldız Sarayı'ndaki ilk gösterimle bu topraklar 'büyülü dünya' ile tanıştı. Türk sinemasının ilk adımı ise 1.Dünya Savaşı'nın başladığı günlerde yedek subaylığını yapan Fuat Uzkınay'ın yönetmenliğinde 14 Kasım 1914'te propaganda amaçlı çekilen 'Ayastefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı' belgeseliyle atıldı. Ardından, Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın emriyle 1915'te Merkez Ordu Sinema Dairesinin (MOSD) kurulmasıyla hem Türkiye'yi ziyarete gelen imparatorların gezi belgeselleri hem de birkaç öykülü film denemeleri yapıldı.Türk sinemasında ilk sansür 'Fransız kızları' için yapıldıDönemin sevilen tiyatro oyunu Leblebici Horhor ile 'Himmet Ağanın İzdivacı', 1916'da çekilmeye başlamasına rağmen savaş koşullarında vaktinde tamamlanamadı. Dolayısıyla Türk sinemasında yarım kalmadan çekilen ilk öykülü film, İstanbul'un işgaliyle MOSD'un sinemayla ilgili tüm malzemelerinin devredildiği Müdafaa-i Milliye Cemiyetinin Sedat Simavi'ye ısmarladığı 'Pençe' ve 'Casus' filmleri oldu. Türk sinemasında sansür ilk kez, İstanbul'un İtilaf devletlerinin işgali altında bulunduğu 1919'da çekilen 'Mürebbiye' filmine uygulandı. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın aynı adlı eserinden Fuat Uzkınay'ın yapımcılığında beyaz perdeye aktarılan sessiz film, Fransız kadınları kötü gösterdiği gerekçesiyle yasaklanmasına rağmen gizlice gösterildi.Türk sineması ilk komedi film serisine ise 1921'de gösterilen 'Bican Efendi' ile kavuştu.Sinemada 'tek adam' dönemiİlk özel yapımevi Kemal Film'in kuruluşuyla Türk sinemasında yeni bir dönem başladı. Muhsin Ertuğrul, yurt dışında edindiği sinema tecrübesiyle uzun yıllar 'tek adam' olarak pek çok ilki hayata geçirdi. 'İstanbul'da Bir Facia-i Aşk' filmiyle Türk sinemasına adım atan Ertuğrul, aleyhlerinde çekildiği düşüncesiyle film setinin Bektaşilerce basıldığı 'Boğaziçi Esrarı', ilk kez Türk kadınlarının rol aldığı 'Ateşten Gömlek', ilk ortak yapım (Türk-Mısır-Yunan) 'İstanbul Sokaklarında' filmlerinin de aralarında olduğu yapımlara imza attı.Türk sineması ilk uluslararası ödülünü, Ertuğrul'un 1934'te ikinci kez perdeye uyarladığı 'Leblebici Horhor Ağa'nın Venedik 2. Uluslararası Film Şenliği'nde 'onur diploması'na layık görülmesiyle aldı.2. Dünya Savaşı'nın olumsuz etkisiyle 1939-1945 yıllarında çok az sayıda filmin üretildiği Türk sinemasının yerini yabancı filmlerin doldururken, 'Yerli Film Yapanlar Cemiyeti'nce 1948 yılında ilk kez düzenlenen yarışma sektöre canlılık getirdi.Sinemamızın 'altın çağı'Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk sineması büyük bir atılım yaptı. Sinemacı Ömer Lütfi Akad'ın 1949 yılında çektiği 'Vurun Kahpeye', sektörü yeniden şekillendirdi. Tarihi filmler, roman uyarlamaları, şehir hikayelerinin de ağırlık kazandığı 50'li yıllarda bir sinema dili oluşturulmaya başlandı. Yönetmen Akad'ın parladığı bul yıllarda, Türk sinemasının da yıldızları yükselerek Ayhan Işık, Belgin Doruk, Zeki Müren, Fikret Hakan gibi isimlere kavuştu.Film üretim verimliliğinin en üst noktaya çıktığı 1960'lı yıllarda ise sinema ulusal bir kimliğe büründü. Yapım, üretim ve dağıtım gücü bakımından 'altın çağ' kabul edilen bu dönemde, 1963'ten itibaren renkli filmler ağırlık kazandı. Türk sineması, 1966 yılında 241 film üreterek dünya uzun metraj film üretimi sıralamasında 4'üncü oldu. Memduh Ün, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Ertem Eğilmez, Halit Refiğ gibi yönetmenlerin yanı sıra Cüneyt Arkın, Hülya Koçyiğit, Kartal Tibet, Yılmaz Güney, Fatma Girik, Türkan Şoray gibi oyuncular da sinema dünyasına adım attı.İlk 'Altın Portakal' ve 'Altın Ayı' ödülleriTürk sineması uluslararası ilk büyük zaferine, 1964'te Berlin Film Şenliği'nde 'Altın Ayı'yı kazanan Metin Erksan'ın 'Susuz Yaz' filmiyle ulaştı. Kültür ve Turizm Bakanlığınca bu yaz gerçekleştirilen 'En İyi 100 Film' anketinde halkın oymasıyla da birinci seçilen Susuz Yaz, Türk sinemasının en iyi filmi olarak yüzyıla damga vurdu. Aynı yıl Türk Film Prodüktörleri Cemiyeti ve Antalya Belediyesinin ortak girişimleriyle I. Antalya Film Festivali (Altın Portakal) düzenlendi.1965'ten itibaren, bir filmin 5-6 günde tamamlandığı, iç içe filmler çevrildiği 'hızlı' film furyası başladı. Günlük gazetelerde ve dergilerde yayınlanan çizgi romanlarla fotoromanların beyaz perdeye de yansıtılmasıyla başlayan avantür filmler modasıyla başta Killing olmak üzere Baytekin, Fantoma, Mandrake, Uçan Adam gibi filmler çekildi.Beyazperdede farklı türlerTelevizyonun evlere girmesinin sinemadan uzaklaşıldığı 1970'li yıllarda, bu zamana kadar çekilen melodramlar, komediler, sosyal içerikli dramlarla halkın içine giren, Ortadoğu ve Balkan ülkelerinde de izlenir hale gelen Türk sinemasının, çeşitli furyaların etkisiyle kalitesi düştü, sektör daralma sürecine girdi. Türkiye ve dünyadaki olayların etkisiyle 70'ler hem arabesk hem Almanya'ya işçi göçü dolayısıyla gurbet hem 'Karaoğlan', 'Malkoçoğlu', 'Tarkan'lı, 'Çeko', 'Zorro', 'Killing', 'Tom Miks', 'Süperman'li fantastik, avantür hem de erotik filmlerin çekildiği dönem oldu.Öte yandan, Atıf Yılmaz'ın 'Selvi Boylum Al Yazmalım', 'Kibar Feyzo', Lütfi Akad'ın 'Gelin', 'Düğün' ve 'Diyet' üçlemesi, Metin Erksan'ın 'Sensiz Yaşayamam', Erden Kıral'ın 'Kanal', Ali Özgentürk'ün 'Hazal', Yılmaz Güney'in 'Umut', 'Arkadaş' filmleri dönemin dikkat çeken yapımları arasında yer aldı.Türk sinemasında Ertem Göreç'in 'Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler'iyle ilk kez masal uyarlaması filmler görücüye çıkarken, Türker İnanoğlu'nun canlandırdığı 'Yumurcak', Menderes Utku'nun 'Afacan' filmleri de sinemada 'çocuk kahramanlar' ortaya çıkardı. Bu dönem ayrıca Şule Yüksel Şenler'in Huzur Sokağı romanından uyarlanan 'Birleşen Yollar'ın beğenilmesiyle din temalı filmler de bir biri ardına beyaz perdeye yansıdı.Sinemaya 'darbe' etkisiTürk sineması, 1980 darbesinin etkisiyle dönüşüm yaşarken, filmlerin başrol oyuncusu yerine yönetmeniyle anılmaya başlamasıyla 'Yeşilçam' dönemi sona erdi. Bunun yanı sıra 1980'lerin başlarında 70 civarında film üretilirken 1984'ten itibaren yıllık 100 filmin üzerine çıkıldı ve sanat filmlerine ağırlık verildi.Film festivallerinin kendi seyirci kitlesini oluşturmaya başladığı bu dönemde, Türk sineması Cannes Film Festivali'nin büyük ödülü 'Altın Palmiye'ye, ilk kez Şerif Gören ve Yılmaz Güney'in 'Yol' filmiyle 1982'de sahip oldu.1990'lar 'Eşkıya' ile canlandıTürk sinemasının krize girdiği 1990'lı yıllarda film üretimi sayısı yılda 10'a kadar düştü. Sinemaların kapandığı, televizyon kanallarının çeşitlendiği, VCD-DVD'lerle alternatif izleme alanlarının ortaya çıktığı dönemde Türk sineması kimlik arayışına girdi.Yönetmenlerin daha gerçekçi ve yaşamın içinden küçük öykülerin anlatıldığı yapımlara yöneldiği bu dönemde televizyon kanallarının desteğiyle de pek çok film üretildi.Yavuz Turgul'un 1996'da çektiği 'Eşkiya' filmi 90'ların en önemli yapımı olurken, Türk sinemasının yeniden zirveye çıkması için gereken ivmeyi sağladı.Sinan Çetin'in 'Berlin in Berlin', Ömer Vargı'nın 'Her Şey Çok Güzel Olacak', Mustafa Altıoklar'ın 'Ağır Roman', Derviş Zam'in 'Tabutta Rövaşata', Reha Erdem'in 'Kaç Para Kaç', Tomris Giritlioğlu'nun 'Salkım Hanımın Taneleri' dönemin dikkat çeken yapımları arasında yer aldı.Milenyumun bereketiTürk sineması tırmanışa geçtiği 2000'li yıllarda ilk önemli başarısını, Nuri Bilge Ceylan'ın Uzak filminin 2003'te Cannes Film Festivali'nde 'Jüri Büyük Ödülü'nü kazanmasıyla yakaladı.Özellikle 2005'ten itibaren film üretim sayısında artışın yanı sıra yerli film seyircisi de sinemaları doldurdu. Rekorların kırıldığı bu yıllarda, Türk sineması bugüne kadarki en büyük gişesine ise 7 milyonu aşkın kişinin izlediği 'Recep İvedik 4' filmiyle ulaştı.2005 yılında 30 milyona yaklaşan sinema seyircisi sayısı geçen yıl 50 milyonu geçti. Vizyon gelirinin 505 milyonu aştığı sektörün toplam büyüklüğü ise 2 milyar lirayı aştı.Sektör, 2013 yılı itibariyle 620 sinema binası, 2 bin 170 sinema perdesi ve 271 bin 250 sinema koltuğuyla sinemaseverlere hizmet veriyor.Tuğba Özgür Durmaz | AA
'Sinemanın 100. Yılı Kutlamasına Bir Daveti Çok Gördüler'
Halit Akçatepe'ye Yüzyıllık Vefasızlık! Bugün 14 Kasım. Türk Sinemasının 100. yıldönümü. Ancak yapılan kutlamalarda öyle bir vefasızlık yaşandı ki Türk sinema seyircisinin ve Yeşilçam'a gönülverenlerin gözleri yaşardı. Hababam Sınıfı'nın unutulmaz karakteri Güdük Necmi'yi (gerçekte bu karakter Rıfat Ilgaz'ın ta kendisidir) canlandıran Halit Akçatepe kutlamalara çağrılmadı. Türk sinemasının 100. yılında hiçbir etkinliğe davet edilmeyen 'Güdük Necmi' isyan etti. Halit Akçatepe'den yüzyıllık vefasızlığa sitemini “Sinemanın 100. Yılı kutlanıyor. Ama bizlere kuru bir daveti bile çok gördüler” sözleriyle dile getirdi. Odatv'den Murat Sökdü'ye konuşan Halit Akçatepe, “70 Yıldır sinemanın içindeyim.' diyen Akçatepe, 'Neden halen bizim filmler izlenme rekorları kırıyor, şimdilerde ise yeni film ve diziler ne yapıyor düşünmek gerek. Ben 5 yaşından bu yana yani toplamda 70 yıldır sinemanın içindeyim. Türk sinemasının 100. Yol etkinliklerinde bizlere bir davet bile gelmedi.' Diyen Akçatepe şöyle devam etti: 'Ne Altın Portakal ne de Adana koza film festivali bizlere unutanlara şunu hatırlatmak istiyorum. Bizler Kemal Sunal, Tarık Akan, Ferdi Merter Fosforoğlu halkın gönüllerinde taht kurduğumuza inanıyorum. Bizlerde de halkımızın ayrı bir yeri var. Ama kuru bir daveti bile esirgeyenlere çok kırgınım. Sinema festivalleri her yerde kutlanıyor bizler yola Ferdi Merter Fosforoglu beraber başladık 5 yaşından beri beraber büyüdük ama bizler unutulduk.' dedi.HALİT AKÇATEPE KİMDİR?5 yaşında sinemayla tanışan usta aktör Halit Akçatepe 124 filmde oynadı. 4 senaryo ve 1 yönetmenlik ekibinde yer alan ünlü sanatçı sinemanın 100. Yılında unutulmuş olmalarından ötürü çok kırgın olan Halit Akçetepeyi tanıyalım. 1 Ocak 1938'de Ünye'de doğan Akçatepe, ilkokulu Refik Halit Karay Mektebi'nde okur. Babası Sıtkı Bey'dir. Konservatuar eğitimi hiç almamıştır (kendisi konservatuar eğitimiyle uzaktan yakından bir alakası olmadığını belirtmiştir). Zamanın film yönetmenlerinden birinin, babasına 'bize bir çocuk oyuncu lazım' dediği zaman, babası tülüatçı Sıtkı Bey oğlu Halit'i oynatmıştır. İlk filmini 1943'te 5 yaşındayken çekti. Daha sonra ilkokul sıralarında ders görmeye başladı. Saint Benoit Fransız Lisesi'nden mezun oldu. 1959'da Rasattepe'de 1,5 yıl askerlik görevini yaptı. 1972'te Tatlı Dillim filmiyle şöhreti yakaladı. 1963'te Yasak, Gündoğarken, Semaya baktım Seni Gördüm filmlerini çekti. 1975'te Hababam Sınıfı adlı filmindeki Güdük Necmi tiplemesiyle Türk sinemasına adını yazdırmıştır.Usta oyuncunun babası Sıtkı Akçatepe ve annesi Leman Akçatepe de Türk Sineması'nda birçok yapımda rol almış oyunculardır. Özellikle babası Sıtkı Akçatepe, Hababam Sınıfı film serisinde oynadığı Paşa Nuri tiplemesiyle tanınmaktadır. Babası Sıtkı Akçatepe annesi tarafından Osmanlı İmparatorluğu'nun Lale Devri Sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın torunudur.HaberAksiyon
Ahıska Türklerinin 70 Yıllık Sürgünü
Sovyetler Ahıskalı Türkleri sürgün ettiğinde 15 yaşındaydı. Üç ülke, dört köy değiştirdi. Hayatı, Ahıska Türklerinin 70 yıllık parçalanmışlığının özeti olan Aslı İskanderova, yaşadıklarını Al Jazeera Türk'e anlattı.Stalin liderliğindeki Sovyetler Birliği, 14 Kasım 1944'te Gürcistan’ın Ahıska bölgesinde yaşayan onbinlerce Ahıskalı Türk’ü 'sınır güvenliğini tehdit ettikleri' gerekçesiyle sürgün etti. Trenlere bindirilen ve günlerce yolculuk eden Ahıskalı Türkler Sovyet topraklarında dört bir tarafa dağıtıldı.ABD, Türkiye, Rusya, Kırgızistan, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Ukrayna, Kıbrıs ve Gürcistan’da yaşayan Ahıskalı Türklerin sorunları 70 yılda çözülemedi.Sürgüne gönderilen Ahıskalı Türklerden biri de halen İstanbul'da yaşayan Aslı İskanderova.Beylikdüzü’nde oturan 85 yaşındaki İskanderova’nın hayatı Ahıska Türkleri’nin yaşadıklarının bir özeti. Bir kızı, iki oğlu İstanbul’da, bir kızı, bir oğlu ABD'de, bir oğlu Rusya’da, bir kızı ise Kuzey Kafkasya’da yaşıyor. 26 torunu, torunlarının da toplam 31 çocuğu var.İskanderova, Ahıska'nın Sağan Köyü’nde doğdu. Annesi hamileyken, babası hayatını kaybetti. Annesi başka biriyle evlendi. Üç kardeşi İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya'ya karşı savaşmak üzere cepheye gitti. 1944’te binlerce Ahıska Türkü için zor bir dönem başladı.İskanderova o sırada 15 yaşında, 7. sınıf öğrencisiydi. Üvey babası, annesi, gelinleri, iki küçük kızkardeşiyle yaşıyorlardı. Ekim ayında köylerine Kızıl Ordu'nun bir birliği geldi. Birlikten bazıları iki katlı evlerinin üst katına yerleşti.Sürgün hab erini asker verdiBir gün üst katlarında kalan bir askerin kendisini gördüğünde ağladığını, neden ağladığını sorduğunda ise askerin “Kızım mektup gönderdi, o yüzden ağlıyorum” dediğini anlatıyor. Askerin kendisine “anne ve babana söyle, hazırlık yapsınlar, sizi buradan sürecekler” dediğini söyleyen İskanderova şöyle devam etti:“Gidip anneme söyledim. 'Savaştır, olabilir’ diyerek, kalktı ekmek pişirdi, hazırlık yaptı. Babam geldi, ona da söyledik. Pek inanmadı. ‘Bu kadar insanı nereye sürecekler’ dedi.'Babasının inanmadığı sürgün 14 Kasım günü gerçekleşti. Askerler Türklerden köyü boşaltmalarını isterken, köye gelen Gürcüler evlerini talan etmeye hazırlanıyordu:“Yağmur vardı. Akşam üstü örtük arabalar geldi. Evi boşaltmamız için bize beş dakika zaman tanıdılar. Daha sürgün edilmeden Gürcüler de köye geldi. Evlerimizi talan ettiler, eşyalarımızı aldılar. Babamız ‘Peynirsiz yapamam, biraz peynir alın’ dedi. Gittim, bir tekne peyniri aldım. Bir asker aldı, bayır aşağı yuvarladı. Yanımıza bir iki yorgan alabildik sadece. Ambarımızda, dolu dolu peynir tenekelerimiz, atımız, arabamız, mallarımız vardı. Her şeyimizi bırakıp çıktık. Bir arabanın içine üç aileyi doldurdular. Kapıları üstümüze kapattılar. Hepimiz ağlıyoruz. Belediye başkanı aracımızı durdurdu. ‘Niye ağlıyorsunuz’ dedi. Babam ‘iki çocuğumuz askerde, niye bizi sürüyorsunuz’ dedi. Babayı aldılar, anam ağlamaya başladı. Kaybedeceklerini sandı. Meğer bir koç vermişler, baba da kesmiş orada, aç kalmamamız için.”‘Ölenleri dereye atıyorlardı’Ahıskalı Türkler, önce askeri araçlarla Batum’a bağlı Borcum Köyü’ne götürüldü. Günlerce sürecek yolculuklarının başlayacağı istasyon bu köydeydi:“Tren soğuk, kirliydi, üstü açıktı. Yüzlerce insan vardı. Açlıktan ölmememiz için istasyonlarda sadece bir kova çorba veriyorlardı. Herkes kapabildiği kaseyle biraz içebiliyordu. Ural Dağları çok soğuktu. Ölenler oldu. Soğuktan yaralananlar oldu. Ölenleri trenin içinden fırlatıyorlardı. Halamın kaynanası, bir komşumuz öldü.”15 gün süren tren yolculuğuİskanderova, 15 gün süren tren yolculuğunda başından geçen bir olayı hiç unutamamış. Babası, köylerinin çıkışında kestiği koçu bir istasyonda temizlemiş ama etin bozulmaması için tuzlanması gerekiyormuş. Tuz bulmak ise hiç de kolay olmamış. Bir istasyonda tuz torbalarını gören İskanderova, iki kuzeniyle birlikte trenden inip tuz almaya gittiğini belirterek, ' Tuzu eteğime doldurdum. Tren hareket etti. Ağlayıp koşmaya başladık. Tren durmadı. Bir diğer istasyonda trene yetiştik, bindik. Tuzu babama verdim” diyor .Sürgün yolculuğu, Özbekistan’ın Semerkant kentinde son buldu. Sürgün edilenler yolculuk boyunca banyo yapamamış, kir içinde kalmıştı:“Hepimizi çırılçıplak soydular. Banyoya soktular. Elbiselerimizi almışlar. Çıkamıyoruz. Elbiselerimiz bitlenmişti, dezenfekte ettikten sonra verdiler.'Temizlenen Ahıska Türklerini yeni bir yolculuk bekliyordu. Bu kez, arabalarla. Her bir arabayı bir köye dağıttılar. İskanderova'nın ailesi ise, Ağdarya Köyü’ne götürüldü:' Eski bir Özbek okuluna koydular. Yıkık döküktü, topraktı. Yağmur yağardı, üstümüze akardı. Ne yapacağımızı bilemezdik. Bizi tarlaya götürdüler. Bir gün çalışıyorduk, bize yarım kilo un veriyorlardı. Komşu Özbeklerden kap kacak alıp çorba yapardık. Hiçbir şeyimiz yoktu. Çok zorluk çektik. Sonra Yankorğan Köyü’ne taşındık.'Babalarının hayatını kaybetmesinin ardından aile Savhoz Köyü’ne taşındı. İskanderova için yeni bir hayat başladı. Evlendi, dört oğlu, üç kızı oldu. Tarla, ev sahibi oldu. Çocuklar büyümüş, aile rahat bir nefes almıştı. Ama bu da çok uzun sürmeyecekti. İskanderova'nın, “Türk olduğumuz için Özbekler bize hep farklı bakıyordu. Bizi sevmiyorlardı” sözleriyle anlattığı o günlerde, Özbekler ile Ahıska Türkleri arasında çatışmalar yaşanıyordu.İstanbul'a geldilerDATÜB Başkan Yardımcısı Burhan Özkoşar'ın verdiği bilgiye göre, Özbekistan'daki Ahıskalı Türkler baskı altında. Amerika’dakilerin sorunları yok. Ukrayna’dakiler son aylardaki Rus yanlıları ile Ukrayna askerlerinin çatışmalarından dolayı ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Azerbaycan’dakiler genelde köylerde yaşamakta, tek arzuları vatanlarına dönmek. Özkoşar, Ahıska’ya dönmek için en çok müracaatın Azerbaycan’dan geldiğini belirtiyor. Özkoşar “Tüm ülkelerde yaşayan Ahıskalıların ortak sorunu ve en büyük problemi vatana Ahıska’ya dönemeyişleridir” diyor.İskanderova ailesi köyde kaldı ama bu çatışmalarda onbinlerce Ahıska Türkü Özbekistan’ı terk etmek zorunda kalmıştı. Çocuklardan üçü İstanbul'a, ikisi ABD'ye, biri Kuzey Kafkasya’ya, biri ise Moskova’ya gitti. Baba İskanderova ölünce Aslı İskanderova da yaşamak için Türkiye'ye çocuklarının yanına göç etti.Geçen yıl sürgünden 69 yıl sonra, Gürcistan’daki köyüne giderek özlemini dindiren İskanderova “Hayatım hep sürgünle geçti. Tek isteğim, bizi Türk vatandaşı yapsınlar” diyor.Ahıska Türklerinin Türk vatandaşı olabilmeleri için beş yıl Türkiye’de yaşamaları gerekiyor. İskanderova, beş yılı tamamlayamadığı için Türk vatandaşlığına geçemiyor ama bu yıl içinde süre dolacak ve vatandaşlık hakkı için başvuruda bulunacak.‘Çalışma izni versinler’İskanderova’nın gelini Zübeyde ile çocukları vatandaş değil. Eşi tekstilde kaçak çalışıyor. “İş için birçok yere başvurdular ama vatandaş değilsin diye çocuklarımız iş bulamıyor. Bizi vatandaş yapsınlar, çalışabilelim” diyor. Oğlu Ensar’ın derdi ise emeklilik:“Özbekistan’da emekli oldum ama ayda sadece 100 dolar veriliyor. Bu parayı da gidip oradan almam gerekiyor. Gidiş geliş için yol parası bin dolar gidiyor. Bir yıl sonra gitsem bile o para sadece yol parama gidiyor. Oradaki hakkımız buraya alınsın. Bir formül bulsunlar. Biz 60 üstü olanları emekli yapsınlar.”200 bin Ahıskalı ülkelere dağıldıMerkezi İstanbul’da bulunan Ahıskalılar Vakfı Başkanı Mehmet Oğuz’a göre, 1989’da Özbekistan’dan 200 bin Ahıskalı Türk, eski Sovyetler birliğindeki cumhuriyetlere, Ukrayna, Çeçenistan gibi ülkelere dağıldı. Türkiye de kapılarını açtı, ilk olarak 150 aile Iğdır’a yerleştirildi. Bu tarihten sonra Ahıskalı Türklerin “anayurdumuz” dedikleri Türkiye'ye gelişleri hız kazandı.Ahıska Vakfı’na 1250 Ahıskalı Türk üye. Oğuz, dünyada vatansız kalan tek toplumun kendileri olduğunu söylüyor. 1944’teki sürgünde 20 bin Ahıskalı Türkün yollarda, trenlerde açlıktan, susuzluktan öldüğünü anlatan Oğuz, “Şu anda dünyada dokuz ülkede 4400 yerleşim yerinde yaşıyoruz. Baba başka, oğul başka bir memlekette. Bir babanın beş evladı varsa, beşi beş devlette. Biz sürgün toplumuyuz” diyor.Türkiye’de vatandaşlık hakkı alabilmek için gerekli oturma süresinin beş yıldan iki yıla indirilmesini, çifte vatandaşlık hakkına sahip olmayı ve çalışma izni ile sosyal güvencelerin sağlanması talep ediyorlar.Burhan Ekinci | Al Jazeera
Reklam
Reklam
Çin Astroloji Sistemine Göre Burcunuzu ve Özelliklerini Öğrenin!
Çin astrolojisinde de bizim kullandığımız (Batı) astrolojisi gibi 12 burç vardır. Aralarında ki fark; Çin astrolojisi bir hayvanlar halkasıdır. Olay ve kişilik analizlerini yapmak için felsefeye, kozmosa, takvime ve doğanın ritimlerine başvurur.Bizim kullandığımız Batı astrolojisinde ise uzaydaki cisimlerin pozisyonlarına ve hareketlerine bakılır.En önemli fark ise burçlar Çin astrolojisinde aylık değil yıllıktır. Yani burcunuzu bulmak için doğum yılınızı bilmeniz yeterlidir. Şimdi buçların özelliklerine göz atalım;
Reklam