Salih Uçan: "Roma'ya 11 Milyon Euro'yu Ödettirmek İstiyorum"
Fenerbahçe'nin Roma ile oynadığı maçta Salih Uçan’ı görenler gözlerine inanamadı. Bizim cılız Salih, kısa bir sürede NBA pivotları gibi kas yapmıştı. Salih, FourFourTwo’dan Hilal Gülyurt’a verdiği röportajda kaslarıyla ilgili ipuçları verirken, Türkiye ile İtalya arasındaki antrenman farkını da gözler önüne serdi. İşte Salih Uçan’ın doyumsuz röportajı:,Roma’ya transfer olacağını öğrendiğin anda ne yaptın? Kulüple ilgili, Roma’yla ilgili neleri araştırdın?Çizmeyi biliyordum! İtalya deyince aklıma ilk gelen şey oydu. Bir de gelmeden önce Emre Belözoğlu’nun başını çok ağrıttım. Her konuda ondan tavsiye almaya çalıştım. Bana “Onlardan biri gibi ol, onlardan biri gibi yaşa; onları iyi izle, neler yaptıklarına bak ve yap” dedi.İtalyanlarla ilgili neler düşünüyorsun? Türkleri Avrupa’da en çok İspanyollara ve İtalyanlara benzetirler. Sence de öyle mi?Çok sıcakkanlılar. Beni İtalyan sanıyorlar, ne dediklerini anlamadığımı görünce biraz şaşırıp yine İtalyanca konuşmaya devam ediyorlar! Yardımcı olmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Hepsini çok sevdim. Sokakta benimle fotoğraf çektirmek istediklerinde çok yaklaşmıyorlar, uzun uzun rica ediyorlar. Roma taraftarları da takımına çok bağlı, Türkiye’deki koyu taraftarlardan hiçbir farkları yok.Seni hemen tanıdılar mı?Evet, saçlarım sağ olsun!Kulübe geldiğinde sorduğun ilk sorular ne olmuştu? Hangi futbolcularla iyi anlaşıyorsun?Yurt dışında oynamayı hep merak ederdim. Avrupa’ya gençken transfer olan nadir futbolculardan biri oldum. Heyecanlıydım, ilk antrenmanımı bekliyordum. Takım arkadaşlarımı gördüm, Totti’yi gördüm. En çok onu merak ediyordum. Nasıl biri, nasıl görünüyor, bana nasıl davranacak… İlk antrenmandan önce tanıştım, hepsi çok eğlenceli, güler yüzlü insanlar. Pjanic ve Urby Emanuelson’la aram çok iyi.Dil konusunda sorun yaşıyor musun?İlk antrenmanda hocamız sadece İtalyanca konuşuyordu, tercümanım daha gelmemişti. Ben de anlamadığım için üzülüyordum. Sonra Urby yanıma geldi, bana İngilizce çeviri yaptı. Çok rahatlamıştım.Totti’den neler öğrenmek istiyorsun?Beni gözlemlemesini isteyeceğim. 20 yıldan fazla zamandır burada, ben de iki sene burada kalacağım. İki sene sonunda Roma’ya 11 milyon euro ödettirmek istiyorum. Maçlarda daha hızlı mı oynamalıyım, nerelere koşu yapmalıyım… Hepsini soracağım daha.Takımın yaş ortalamasının düşük olması, yaşına yakın çok oyuncunun olması seni rahatlattı mı?Tabii ki. Kafa dengi çok insan var. 22 yaşın altında sekiz, 24 yaşın altında beş futbolcu kadroda. Takım genç. Gençler birbirini anlar.Onlarla konuşabileceğiniz ortak konularınız var mı? Ortak müzikler, filmler…Daha çok bulamadık.Sana neler soruyorlar?Hepsi İstanbul’u biliyor. Çoğu gitmiş, beğenmiş. Türk kızlarını soruyorlar en çok, güzel olup olmadığınızı soruyorlar! Türk yemeklerini soruyorlar bir de. Mesela bizim ikinci kaleci benden baklava istedi. Fenerbahçe’yle oynayacağımız hazırlık maçından önce Alper Potuk’u aradım. O da gelirken yanında kocaman bir tepsi baklava getirdi. Aziz Yıldırım onu kucağında baklava tepsisiyle görünce kızmış. O da “Salih’e götürüyorum” demiş. Başkan maçtan önce yanıma gelip “Bu ne oğlum? Burada aklına baklava mı geliyor? Yapma böyle şeyler!” dedi.Yanına gelenlerden kendin için ne istiyorsun?Sağ olsun herkes soruyor ama aklıma bir şey gelmiyor. Annemle babam da yanıma gelecek zaten, şimdi onu ayarlamaya çalışıyorum. Şu anda turist olarak sadece 30 günlüğüne gelebiliyorlar. Sezon sonuna doğru üç ay yanımda kalacaklar.Kendini güçlendirmek için neler yapıyorsun?Fiziğim ince ama güçsüz bir oyuncu değilim. Sadece iskeletim, kemiklerim ince. Bunu da geliştiriyorum zaten. Burada çok fazla hoca var, sahada altı hoca oluyor. Onlar içeri girmeden fitness’a gidiyoruz, altı hoca da orada oluyor. Her gün herkesle tek tek ilgileniyorlar. Biri geliyor bileklerime çalışıyoruz, biri geliyor üst çalışıyoruz; sadece karın kası yaptıran bir hoca var mesela. Ben de şaşırdım. Farklı aletler var bir de. Artık ne işe yaradıklarını anlıyorum.Kurcalaya kurcalaya çözdün herhalde…Aynen! Mesela BucaGenç Akademi Türkiye’nin en iyi altyapılarından biriydi ama Fenerbahçe’deki aletler orada yoktu. Burada gördüklerim de Fenerbahçe’de yoktu.Hocaların seninle ilgilenirken en çok hangi konu üzerinde duruyorlar?Genel. “Salih senin bacakların çok kuvvetsiz, gel seninle bacak çalışalım” diye bir şey olmadı. Bacak, kalça, kol kası, göğüs kası… Ne ararsan!Sahada senden özel olarak istedikleri bir şeyler yok mu?Antrenmanlar zaten çok fena! Mesela Türkiye’de bir maçı kazanmışsan bir gün sonra eğlence antrenmanı olur, biraz lay lay lom’dur. Neşeli, hafif bir idman olur. Burada da öyle bir idman oluyor ama tempo o kadar yüksek ki! Koşu, koşu, koşu, pas, kuvvet, pas!Antrenman bittikten sonra “Bu neydi ya!” dediğin oldu mu hiç?Oldu. Inter maçından önce bir idman yaptık, söyleseler inanmazdım. Deli gibi koştuk. Herkes çok yoruldu, ben bittim! Düdüğü bekliyorum artık. Düdük çalınca otobüse bindik, otele gideceğiz sanıyorum. Bir baktım otobüsü fitness’ın önüne çektiler! Kimsenin yürümeye bile mecali kalmamış. Yine yıkılmadım ama basit hareketler yaparız diye bekliyorum. Bize bir antrenman yaptırdılar görmeni isterdim! Kocaman boks çuvalları var ya hani. Onlardan 10 tane yan yana, hepsine var güçleriyle vuruyorlar, sen de koşarak gelip omzunla vuruyorsun ama o kadar kuvvetli bir şey ki o. Hepsine sırayla vurmazsan çuval gelip sana vuruyor!Daha önce Avrupa’da oynayan Türk futbolcular hep özgürlükleriyle mutlu olduklarını anlatıyorlar. Sanki Türkiye’de cam bir fanusun içinde yaşıyormuşsunuz da Avrupa’da ondan kurtuluyormuşsunuz gibi. Sen de bunu hissettin mi?Tabii ki. Türkiye’de kulüplerden sürekli uyarılar alırsın: Çok fazla gezme, çok fazla konuşma, çok fazla görünme, kaybol! Burada bir hoca geldi yanıma, “Evini tuttun mu, bahçıvanın var mı, evini kim temizleyecek, araban var mı, arabanı kendin mi kullanacaksın, nerede yemek yiyeceksin, arkadaşlarınla nerede dans edeceksin, eğlenmek için nerelere gideceksin, Roma’da nereleri görmek istiyorsun…” gibi 40 tane soru sordu, notlar aldı ve “Bunların hepsinde sana yardımcı olacağım” dedi. Gözlerim kocaman oldu, şöyle bir nefes aldım. “Yeni bir dünyadayım artık” dedim. Bunun karşılığında benden istedikleri tek şey var diye düşündüm. Kendimi borçlu hissediyorum. Transferimle bu borcu ödeyeceğim.Seninle BucaGenç Akademi’de konuştuğumuzda “Avrupa’da oynamayı hak etmeye çalışıyorum. Tek hayalim bu” demiştin. Futbola dair hayal kurmaya ne zaman başladın?Futbola okulla birlikte başlamıştım ama ondan önce de dört yaşımdan itibaren sokakta futbol oynamaya başlamıştım. Bugün gibi hatırlıyorum, bütün komşuların kapısını tek tek çalıyordum, “Şu abi okuldan geldi mi?”, “Bu abi evde mi?” diyordum.Sana “Git buradan! Bizim çocuğu da ayartıyorsun, ders çalışacak o” diyenler oluyor muydu?Bir tane sinsi bir teyze vardı, beni bazen kovalıyordu. Babamın kafasını da futbol, futbol diye şişiriyordum. O da beni okula başladığım yaz Marmarisspor’un spor okuluna götürdü. 9 yaşımda lisansım çıktı. Mahalleden adam toplamama gerek kalmadı. Her gece yatmadan önce dua ediyordum, “Allah’ım inşallah büyük kulüplerde oynarım, inşallah sponsorlarım olur, inşallah yıldız bir oyuncu olurum” diyordum. 9 yaşımdaydım o zaman. Her gece aynı dua!Marmaris gibi bir ilçeden çıkarak bunu nasıl yapmayı düşünüyordun?Marmaris’in tatil yerlerini, sahillerini düşünmezsen şehir merkezi gerçekten çok küçük. En fazla 25 bin kişilik nüfusu vardır. Özellikle kışın insanlar çekilince daha da küçükmüş gibi olur. Ben Marmarisspor’da oynamaya başladığımda takım 2 Lig B Kategorisi’ndeydi. “Marmaris’ten kim çıktı da büyük takımlarda oynadı?” diye sorsalar bir şey söyleyemiyordun.Sen nasıl çıktın peki?10 yaşımdayken Marmaris’te Geleceğin Yıldızları turnuvası oldu. Fenerbahçe, Beşiktaş, Gençlerbirliği, Bursaspor gibi takımlar geliyordu. Ben de orada oynuyordum. Fenerbahçeli, Beşiktaşlı futbolculara bakıp “Keşke ben de İstanbul’da doğsaydım da ben de onların arasında olsaydım; o zaman büyük bir futbolcu olmam kolay olurdu” diyordum. Marmaris’ten İstanbul’a gitmek çok uçuk geliyordu bana. Bir gün Marmarisspor’da antrenman yaparken antrenörümüz gelip, “Can arkadaşınız milli takıma seçildi” dedi. O kadar garip gelmişti ki bana, uzaya çıkacaklar gibi bir şey düşünmüştüm! Ondan daha ötesi yok! O zaman13 yaşımdaydım. Marmaris’ten milli takımla kim bilir nerelere gidecekler diyordum. Bizim takım tur atlasa ancak Aydın’a gidiyordu! Bütün Marmaris bölgesi kaptanlık yaptığım için beni tanıyordu ama milli takıma filan seçilmemiştim.Şansın ne zaman döndü? Aydın’dan ötesini görmek için ilk fırsatın ne oldu?Uşak’a gitmiştik bir turnuva için, Bucaspor beni orada görüp beğenmişti. Şimdi çocukluk arkadaşlarımla konuşuyoruz, gülüyoruz. Eskileri hatırlıyoruz bazen. Teneffüslerde beton bahçede maç yapardık, oradan çıkıp Marmarisspor’a giderdik. Bizden yaşça büyükler benim için hep “Bu çocuk çok iyi” derdi.Ama “Avrupa’da futbol oynayacak kadar iyi” demiyorlardır herhalde…Onlar o kadarını düşünmüyorlardı ama ben düşünüyorum. Kendime güveniyordum.Güven konusunun senin için çok önemli olduğunu biliyorum. Kendine güvenilmediğini hissettiğin anda tepki gösterebiliyorsun. Burada durum nasıl?Burada başından itibaren bana güvenildiğini hissettim. Geçen sene Fenerbahçe’de doğru düzgün oynamadım, ilk 11’e girdiğimde sezonun 28’inci haftası oynanıyordu. Oynadığım maçlarda da en fazla 50 dakika oynadım. 17-18 maçta oynadım ama çok kötü bir sezon geçti diyemem. Oynadığım maçların çoğunda asist yaparak, pozisyon yaratarak kendimi hissettirmiştim. AS Roma’nın sportif direktörü Walter Sabatini o dönem çılgın gibi beni istemeye başladı. Devre arasında istediler, kulüp 10 milyon euro istedi, “Hemen veriyoruz” dediler, sonra başkan “Biz şampiyon olmak istiyoruz, bu kulüpten kimse bir yere gidemez” dedi. Lig bittiğinde de 15 milyon euro istediler, Roma yine de benden vazgeçmedi.Pazarlıklar sürerken olmayacağından korktun mu?Birkaç kere tereddüttüm olmuştu ama çok isteyince gerçek oluyor.Bundan sonrası için neyi çok istiyorsun? Roma’da her gece uyurken ne için dua ediyorsun?Roma benim için yeni bir başlangıç, yeni bir dil, yeni bir şehir, yeni bir hayat… Fenerbahçe’ye ilk geldiğim sezonda, 18 yaşımdayken Aykut hoca beni iki maçta oynattı. Zaten Fenerbahçe tarihinde öyle bir şey çok yoktu. Yine de formayı çekip çıkarmıştım, yoksa hiç oynamayabilirdim. Burada da şimdi benim mevkiimde çok iyi oyuncular var. Onların arasından kendimi, kuvvetimi, aklımı gösterip formayı almak istiyorum. İki senenin sonunda değil, belki de bu senenin sonunda Roma’ya anlaşmamızda yazan 11 milyon euro’yu ödetmek istiyorum. En büyük hedefim bu.Şunu yapmasaydım hayallerim gerçekleşmezdi diyebileceğin ne var?Bucaspor’da U-15’te oynadım, U-16’ya çıktığımda kendimi biraz daha üst seviyede görüyordum. U-16’da oynarken U-18’in antrenmanını izliyordum. O günü hiç unutmam: Yan sahamızda U-18 takımı antrenman yapıyor, bizim antrenman da o sırada devam ediyor. Bizimkiler çalışırken ben tellerin yanına gittim, ellerimle telleri tutup kafamı tellere dayadım, diğer tarafı izliyorum. Bizim takımın antrenörü beni görünce çok kızdı “Ne yapıyorsun!” dedi. Sonra da “Orada mı oynamak istiyorsun sen?” dedi. “Evet, orada oynamak istiyorum” dedim. “Tamam, şimdi antrenmanına dön, konuşacağım bunu” dedi. Genel koordinatör Zafer Bilgetay’la konuştu, o da sağ olsun beni gönderdi.Onların arasında nasıl oldun?Bir kademe atlamış oldum. O takımla birlikte bir turnuva için Antalya’ya gittiğimizde ilk 11’de takımın kaptanıydım. Türkiye 3’üncüsü olduk, ben de özel olarak Fair Play ödülü aldım. Oradan dönüp A2’de oynamaya başladığımda Bucaspor Süper Lig’e çıkmıştı. Takımın başına Bülent Uygun gelmişti, A2’yle A takım arasında bir maç yaptırdı. O maç sırasında ben U-17 milli takımıyla İzlanda’ya gitmiştim. Belki de o maçta olsam Bucaspor’la birlikte Süper Lig’de oynayacaktım. Tam buna üzülürken 8’inci haftada Bülent Uygun’un yerine Samet Aybaba geldi. Yani hayatta hep benim için şanslar oldu.Samet Aybaba seni nasıl gördü? Maçlarınızı izler miydi?Kendisi izlemezdi ama bizim Bursa’daki bir maçımıza yardımcısını göndermişti. Ben de o gün Bursa’da bir top oynadım, herkes çok beğendi. Gol de atmıştım. Maç daha bitmeden Samet hocayı arayıp “Salih diye çok yetenekli bir çocuk var” demişler. Benim haberim yoktu bunlardan. Döner dönmez Samet hoca beni A takıma aldı. Mutluluktan uçuyordum!Daha Bucaspor’dan ayrılmadan yurt dışından transfer teklifleri almaya başlamıştın. O zaman neden gitmedin?Bucaspor’da oynarken beni Rubin Kazan istemişti. Scout’ları beni izlemek için milli maçlarımızdan birine gelmişti. Maçtan sonra Tomas yanıma gelip, “Sen nasıl istiyorsan öyle olacak” demişti. “İstersen bizimle anlaştıktan sonra Bucaspor’da bir sene daha devam et, istersen hemen gel” demişti. Sonra Eskişehirspor istemişti, Ersun Yanal hocaydı, Trabzonspor ve Fenerbahçe istemişti. Bütün teklifler geldiğinde fikrimi sordular ve ben çok net bir şekilde “Fenerbahçe’yi istiyorum dedim. O zaman Fenerbahçe’de hemen yapamam, Eskişehir’e gideyim diyebilirdim, doğrudan yurt dışına çıkmak için Rubin Kazan’da diretebilirdim, yapmadım.Neden?Aykut Kocaman’a güvendim, inandım. O da hiçbir zaman beni zor durumda bırakmadı.Buradaki hocan senden neler istedi?Birebir oturup konuştuk ama bana hiç “Sen şöyle bir oyuncusun, ben de senden şunu istiyorum” demedi. Sadece sahanın içinde uyarıları oluyor. “Salih burada önde basmalısın” diyor mesela.Nasıl bir durumda?“Rakip takım zor duruma düştüğü anda, hata yapabileceklerini hissettiğin anda önündeki ilk oyuncuyu baskı altına al” diyor. Tempo çok yüksek, ben de ayak uydurmaya çalışıyorum, benimle ilgili bu konuda da bir sıkıntı yok. Yerim gayet iyi, hoca beni tam istediğim yerde oynatıyor; hem defans hem hücum, ben o aradayım, 8 numarada.Şehri nasıl buldun? Roma’yı beğendin mi?Roma başlı başına bir ülke gibi. Her yerinde tarih var. Buraya geldiğimden beri bir günlük bir iznim oldu. O arada Vatikan’a gittim. Kesinlikle çok etkileyiciydi. Şehri de şöyle bir gezdim ama Kolezyum’a filan girecek vaktim olmadı.Burada tesislerde kalan futbolcular var mı?Yok. Fenerbahçe’deyken tesislerde kalıyordum ama alışmıştım. 9 yaşımda ailemden ayrılmaya başladım. Okul takımıyla birlikte Marmaris’ten Aydın’a, Denizli’ye, İzmir’e filan gidiyorduk, yani hep civar iller. İlk defa 9 yaşımda Aydın’a maça gittiğimizde annemden ayrıldığım için ağlamıştım. Zamanla alıştım, 14 yaşımda İzmir’de yalnız yaşamaya başladım. Yalnız dediğim BucaGenç Akademi’nin tesislerinde kalıyordum. Sonra kulübün yöneticilerinden Murat Dizdar’a “Olmuyor, ailemi yılda iki kere görüyorum” diye söyledim. O da önce beni evine aldı, sonra annemin babamın yanıma gelmesi için yardımcı oldu. A takıma yükseldiğimde ailem Buca’ya geldi ama çoğunlukla tesislerde kaldım. Fenerbahçe’de de iki sene tesiste kaldım. Tesiste kalmak bana daha kolay geliyordu. Antrenmandan çıktığım gibi dinlenmeye çekiliyordum. Kafam dağılmamış oluyordu.Sürekli takımla birlikte olmak, sürekli futbol düşünmek iyi bir şey mi?Bazen çok fazla oluyor, evet. Evde kalmak ayrıcalık gibi. Burada döşemek zor olmasın diye eşyalı bir ev tuttum, tek eksiği resim çerçeveleri. Sevdiklerimin fotoğraflarını koyacağım. Sadece oyun oynamak için bir bilgisayar aldım; eskiden Counter oynardım, ondan sıkıldım, Call of Duty, Arma, Battlefield oynuyorum. Televizyonuma Türk kanallarını yükleteceğim, belki ona da biraz bakarım.İtalyanca konusunda ne durumdasın? Özel ders alıyor musun?Şimdilik ufak tefek şeyleri öğrendim. Çabuk öğrenebilirim diye düşünüyorum. Hocanın söylediklerini unutmuyorum, sonra yapılanlardan da ne demek istediğini anlıyorum. Böyle böyle biraz oturdu. Öğretmenle derslere de başladım.eurosport
Volkan Demirel: 'Bambaşka Biri Olacağım'
Aziz Yıldırım'ın, “Fenerbahçe'nin gelecekteki yöneticisi” dediği Volkan Demirel mesajı aldı.Fenerbahçe’nin 1 numarası Volkan Demirel’den başkan Aziz Yıldırım’a büyük söz... Sarı-Lacivertliler’in patronunun, tecrübeli kaleci için sarfettiği, “O Fenerbahçe’nin gelecekteki yöneticisi, hocası ve menaceri olup kulübe hizmet edecek. O çok iyi bir Fenerbahçeli. Milli takıma alınmaması oradaki teknik heyetin sorumluluğundadır ama alınması gerektiğini söylüyorum. Alınsaydı bazı yerlere mesaj olurdu” sözlerine karşılık gecikmedi. “Gereken mesajı aldım” diyen yıldız file bekçisi, “Cezamın bitmesini bekleyeceğim. Arkadaşlarım ile birlikte 4. yıldızı göğsümüze takmak için tüm gücümüzle uğraş vereceğiz. Cezamın bitmesi ile birlikte çok farklı bir Volkan olarak sahada yerimi alacağım” ifadelerini kullandı.Volkan’a durmak yok!Bu arada ilk haftadaki Karabükspor mücadelesinin ardından iki maçlık cezası kalan Volkan Demirel, tesislerde kaleci antrenörü eşliğinde çalışmalarını sürdürüyor. Takımın diğer kalecileri İsmet ve Erten’le de sürekli iletişim halinde olan tecrübeli file bekçisi, genç oyuncularla yakından ilgileniyor.Fanatik
İstanbul Tabip Odası Dört Ay Önce Twitter'dan Uyarmış!
İstanbul Tabip odası 15 Mayıs tarihinde attığı tweette Mecidiyeköy’de yıkılan Galatasaray’ın Ali Sami Yen Stadı’nın yerine Torunlar İnşaat’ın yaptırdığı ve dün asansör kazasıyla 10 işçinin hayatını kaybettiği olayla ilgili uyarıda bulunmuştu. İstanbul Tabip Odası, 15 Mayıs'ta Twitter hesabına projenin fotoğrafını koyarak, 'Bu günden sesleniyoruz maalesef yarın bu inşaatlarda 8-10 işçi kardeşimizi kaybedeceğiz' diye yazmıştı. Bu tweetten dört ay sonra meydana gelen kazada 10 işçi hayatını kaybetti.AZİZ TORUN'A DA SORULDUÖte yandan söz konusu tweet bu sabah açıklama yapan Torunlar GYO Yönetim Kurulu Başkanı Aziz Torun'a da soruldu. Torun, 'İşi tweet noktasına getirirsen herkes her şey için tweet atıyor. Bizim için esas olan bakanlığın belirlediği şartların şantiyemizde yerine getirilmesidir. Sorumluluğumuzun bilincinde olduğumuz için karşınızdayız' dedi.DHA
FIFA'nın Bug'larını Gösteren Birbirinden Komik 13 GIF
Fifa 12'yle birlikte hayata geçirilen Fifa'nın yeni İmpact Engine isimli çarpışma motoru her ne kadar oyundaki gerçekçiliği üst düzeylere çıkarsa da bazı komik görüntülere ve oynayana kafayı yedirten hatalara sebep olmuyor değil...
Reklam
Cüneyt Çakır'a Bir Büyük Görev Daha
FIFA kokartlı hakem Cüneyt Çakır, 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası grup elemelerinde oynanacak İsviçre-İngiltere maçını yönetecek.UEFA'nın resmi internet sitesinde yer alan bilgiye göre, E Grubu'nda 8 Eylül Pazartesi günü Basel'deki St. Jakop-Park Stadı'nda oynanacak maçta, Cüneyt Çakır düdük çalacak. TSİ 21.45'te başlayacak müsabakada, Çakır'ın yardımcılıklarını Bahattin Duran ve Tarık Ongun yapacak.Dördüncü hakem olarak Mustafa Emre Eyisoy'un görevlendirildiği karşılaşmanın ilave yardımcı hakemleri, Hüseyin Göçek ile Barış Şimşek olacak.AA
Reklam
'Yayalar Alt ve Üst Geçitlere Zorlanamaz'
Avcılar’da üst geçide kamyon çarpması nedeniyle olan ölümlü kaza 'yaya haklarının' önemini bir kez daha ortaya çıkardı. Uluslararası yaya hakları bildirgesine göre yayalar zeminde olmalı. Konu üzerine çalışan Dr. Üstündağ’a göre Türkiye'de yaya hakkı yeni yeni hesaba katılıyor.Hepimizin ‘önce yaya sonra şoför’ olduğunu anımsatan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinden Dr. Kevser Üstündağ ile Türkiye’de yeni yeni gelişmeye başlayan ‘yaya hakkı’ kavramı üzerine konuştuk.Şehir Bölge Planlamacısı ve ‘Sokak Bizim’ derneği kurucusu Üstündağ, yayaların alt ve üst geçitlere zorlanamayacağını, kaldırımların en az 130 santim olması gerektiğini anlattı. Tıpkı insan hakları evrensel bildirgesi gibi yaya hakları bildirgesi olduğunu da vurguladı.'İnsanı merkez alan bir planlamayla İstanbul’da bile yaya haklarına saygılı alanlar oluşturulabilir', diye düşünen Üstündağ’ın Al Jazeera’ya anlattıkları şöyle:Yaya hakları nedir, somut örneklerle anlatır mısınız?Yaya haklarının temeli, yayanın yürüdüğü yolun güvenli ve emniyetli olmasıdır. Hem kazalara karşı korumalı olmalı, hem de soygun, saldırı gibi durumlara karşı da korumalı olmalı. Bir de yayanın sürekliliği olmalı. Yürürken karşısına öyle duvar, alt geçit üst geçit, refüj gibi erişimi engelleyici kısıtlamalarla karşılaşmamalı.Mesela yürürken, kaldırıma park etmiş arabayla yolu kesilmemeli. Kaldırım en az 130 santim genişliğinde olmalı. Bir insanın omuz hizası 60 santim. İki insanın birbirlerini rahatsız etmeden, birbirine değemeden yan yana geçebileceği alan da en az 130 santim. Araç trafiği düzenlenirken, şeritlerin belli bir genişliği var, çünkü arabaların boyutları belli ama kaldırım planlanırken bu yapılmıyor.Ayrıca yayanın konforu da, yaya haklarının bir parçası. Bütün bunlar da aslında kent haklarının savunulması demek. Ama biz yaya olduğumuzu, yaya olarak yürümenin zor olduğunu ancak arabadan inince fark ediyoruz. Ya da kriz anlarında, ciddi bir sis olduğunda, kar yağdığında, fırtına nedeniyle köprü trafiği kapandığında. Bu gibi durumlarda hatırladığımız bir şey yaya hakkı.Yayanın konforu ne demek?Mesela iklim şartlarına karşı da yayanın korunması gerek. Sıcaksa, yayaların yürüyeceği alanların ağaçlıklı yol kenarlarına yapılması, yağmura karşı pasajlı geçitler yapılması gibi. Yürümenin de bir standartı var. Büyükada büyüklüğünde Alış- veriş merkezleri var. Oralarda yayaların konforlu bir biçimde yürümesi için standartlar belirleniyor, planlama yapılıyor.Yedi tepeli İstanbul’da nasıl olacak bu?Bir kenti yayayı merkeze alarak planlarsanız bu tip krizlerle girmezsiniz. Bir kenti çocuklar ve engelliler için planlarsanız, yayalar için de gerçekten cennet olur. Ama, “Aaa, biz yayayı unuttuk. Araçlı yolculuklara yönlendirdik şimdi bunlara yol yapalım. Bir de otobüs yolu yapalım ama yayayı alt üst geçitlerden geçirelim” demekle olmaz tabii. Bizde yaya üzerine yeni yeni sayımlar yapılmaya başlandı. Yayalar yeni yeni fark ediliyor. Trafik ışıkları mesela. Kaç arabayı ne kadar bekleteceğinizi ve bunun etkilerini hesaplıyorsunuz ama kaç kişinin oradan geçeceğini göz ardı ediyorsunuz. Mesela Beşiktaş’ta, 75 saniye yaya bekler ve 25 saniyede geçer. Planlamanın merkezinde araç var yani, yaya değil.3 Eylül’de İstanbul Avcılar’da damperi açık bir tanker yaya üst geçidine çarptı. Bir kişi öldü 2 kişi yaralandı. Oysa yaya hakları yayaların alt ve üst geçitlere zorlanamayacağını söylüyor. Bu kazayı, yaya hakları açısından değerlendirir misiniz?Ü st geçidin orada yapılma nedenini konuşmak gerek. Toplu taşım sistemini bir parçası olarak yapılıyor. Siz toplu taşımı yaya için yapıyorsunuz, araç için değil. O yüzden de yayayı toplu taşım durağına güvenli götürmek zorundasınız. Eğer siz bir karayolunda yaya götürüyorsanız, projenin bütününde bir hata yapmışsınız demektir. Yayanın oraya çıkıp inmesinden de öte, bir toplu taşım sistemine entegre edecek biçimde güvenli aksınız olmazsa, toplu taşımı verimli çalıştırmıyorsunuz demektir. Yayının erişemediği toplu taşım da kente hizmet vermiyor demektir .İnsan hakları evrensel bildirgesi var, yaya hakları için de böyle kabul gören uluslararası belge var mı?Var. Yaya Hakları İçin Avrupa Kentsel Şartlar Bildirgesi. Dört temel unsuru var: Kent sokakları yayalarındır; Kentler, sosyal arenalardır ve bu arenalar yayalar tarafından kullanılır, Araçlı yolculuklar en aza indirgenerek toplu taşım kullanılmalardır ve yaya hakları savunulmalıdır.Yaya hakkı kavramı nasıl gelişti?Araçlar için bazı kurallar çıktıktan sonra şoförler abandone oldular. Onlara denildi ki, “Sen önüne çıkana dikkat et, senin güvenli gidebilmen için biz önünü çıkan engelleri kaldıracağız.” Onların da algıları azaldı. Makineye geçmeden önce, faytonlarla ulaşım sağlanırken yaya algısı daha kuvvetliydi mesela. Araçlar çoğaldıktan sonra yayalar insan olmaktan çıktı araçların önünden kaçmaya çalışan, bilgisayar oyunlarında ‘ıskaladık’ denilen şeylere dönüştü. İnsan olmaktan çıktılar. Kent sokakta başlıyor, sokakta sosyal birliktelik var ama araçlar sokağı işgal edince bu sosyal iletişimden de yoksun kalıyorsunuz. Bütün bunlar da yayayı dışarıda bırakıyor, ötekileştiriyor ve araçlara karşı her zaman kendini savunur hale getiriyor.Fakat kentler kocaman. Her şeyi nasıl yaya merkezli yapacağız?Tabii ki arabalı yolculuklar yapacağız. Ama yayanın dokunabileceği tarihi dokuya bile katlı kavşak koyuyorsanız o kentte yirmi yılda otuz yılda bile yayaya dönemezsiniz. Kenti hormonlamışsınız demektir. Organik ulaşım diye tanımladığım bir şey var. Birkaç ayağı var bunun. Birincisi organlarımıza dayandığımız ulaşım sistemi. İkincisi biz zaten organik dokusu olan eski dokusu olan kentlerle varız. O organik dokulardan uzaklaştıkça kentler canavarlaşıyor yani hormon alıyor. Kentlerin sağlıklı yaşaması için de insanı temel alan ulaşıma ihtiyacı var. Hormonsuz ulaşıma. Ama bizde bütün şehirler büyüyünce İstanbul olacağım diyor. Oysa sağlıklı yaşama potansiyelini artırabilmek için yayaya önem vermek gerekiyor. Trafik ışıkları olmamalı mesela. Yüz yüze göz göze süren ilişkiler olmalı. Yaya ile sürücü göz göze gelebilecek şekilde harekete etmeli. Sinop’ta trafik ışığı yok mesela. Sinop’ta trafik ışığı olmamasına biz özeniyoruz ama Sinop gurur duymuyor bununla. ‘Yeterince aracımız yok,’ diyen insanlar da var ama sürücüler ve yayalar birbirine saygılı. Araçlı trafikte de insanlar birbirlerine yaya gibi davranıyor. Hız 40’ın üzerine çıkmıyor. Dünyanın dikkate aldığı kıstaslar da bunlar zaten. Şoförle göz göze gelip trafik ışığının olmadığı yerlerde sağladığımız çözümler. Dünya bunu model olarak karşımıza çıkartıyor.İyi de İstanbul da trafik ışıklarını kaldırmak bir kâbus olabilir!Bütün düşünmeyin. İstanbul’da araçsız adalar var. Büyükada büyüklüğünde mahalleler var. Özellikli güzel mahallerimiz var. Bu alanları tanımlayabiliriz. “Şu alan içine araçlı girerseniz çıkışınız 20 dakika. Çünkü içeride trafik levhası yok. Çocuk var, karşınıza oyun alanı çıkabilir. İsterseniz gidin. İstemezseniz işte transit yolunuz”. Bunun illa kentin özel bir yeri olmasına gerek de yok. Kentin içinde rahatlama noktaları. Bunu bazı ülkeler yapıyor. Burada önemli olan sizin niyetiniz.Türkiye de yaya hakkı kavramı hangi aşamada?2001 yılında doktora tezime başladığımda naif bulunmuştu. Konusu insan öncelikli ulaşımdı. Sonra Konya'da bisiklet yolları ile ilgili detaylı bir çalışma çıktı. İlk bisiklet planı olan şehirdir Konya. Bisiklet geleneği olan bir kent çünkü. Ama otuzar ellişer metrelik otobanlar yapınca yaya ve bisiklet güvenliğinden söz etmek zor. Fakat zamanla sempozyumlar yapıldı, farkındalık artmaya başladı. Genç arkadaşlarımla birlikte belediyelerle işbirliği içinde, sokakları bir gün olsa kapatmaya başladık. Sokağı kapatıp, bir arabanın park etmesi için gerekli olan 2,5 metreye 5 metrelik alanda kaç çocuk oyun oynanabiliyor, kaç kişi spor yapabiliyor gibi farkındalık yaratmaya çalıştık. O “Arabalar olmadan bizim sokak ne güzelmiş” demeye başladılar insanlar. Fakat tabii, yayanın lobi olma şansı yok. Ama aracın lobi olma şansı yüksek. Araçlı yolculuklar çok büyük bir ekonomi kaynağı çünkü. Trafik kültürümüzün toplumsal boyutu eksik. Oysa kapımızın önü kamusal alan oraya park edecek araç bizi ilgilendirilmeli.Yaya bilinci nasıl gelişir?Tüketici hakları da yoktu yakın bir zamana kadar. Benzer bir durum var burada. Ulaşımı ben mi çözeceğim, diyecek kadar mütevazı olmamalı insanlar. Herkes önce yaya sonra şoför olduğunu anlamalı. Herkes üzerine düşüne yapmalı, sigortacısından avukatına kadar. Herkesin ben de bir şey yapabilirim demesi gerek. Kapısının önündeki kaldırımın işgal edilmemesi gerek örneğin. Buna ortak çözüm geliştirmekle başlayabilir. Ayaklarımız yokmuş gibi davranmaktan vazgeçebiliriz. Çocuklarımızı okula servisle gönderebiliriz. Batı ülkelerinde park hakkı diye bir kavram gelişiyor. Toplu taşıma gelince aracını bırak, park et, metroya bin git, hakkı bu. Bunların olabilmesi içinse yan yana geleceğiz. Mahalleli olarak çözeceğiz. Eskiden mahalleli kendi sorunlarını ortak çözebiliyordu. Çünkü mekânı sokaktı. Mekân sokak değil ev olduktan sonra yaya hakları savunuculuğu da gelişir. Buna ‘belediye baksın’ değil, belediyeden talep etmek gerek. Bunu da yan yana gelerek bulabiliriz, eski geleneklerimizi unutmadan, bunu ‘buralarda dutluktu, ne güzel yürürdük buralarda’ nostaljisine kapılmadan, gelişmenin bir ivmesi olarak görerek.Umutlusunuz yani?Planlamada 20 yıl hedefi vardır. Ben de kent içinde ulaşım alternatifleri konusunu çalışmaya başlayalı yirmi yıl olmak üzere. Yirminci yılda kendimi kutlayacağım. Çünkü çok daha fazla kişi bu sorunu konuşuyor. Çok daha fazla belediye konuya duyarlı. Biz daha ekme aşamasındayız. Biçmek için zaman gerekiyor.Ayşe KarabatAljazeera
'F.Bahçe'den Ayrılmak Bana Ödül Gibi'
Fenerbahçe'de A2 takımı ile çalışmalarına devam eden Milos Krasic, yaz aylarında takımdan neden ayrılamadığını anlattı.Yaz aylarında sakin bir transfer dönemi geçiren Fenerbahçe'de yaz aylarında elden çıkarılamayan ve A2 takımı ile çalışmalarına devam eden Milos Krasic, Sırp basınına sitem etti.La Liga ekiplerinden Elche'ye transferinin gerçekleşemediğini kaydeden Sırp oyuncu, 'Elche'ye transferim gerçekleşmediyse, benim yapabileceğim bir şey yok. Kulüp son 20 günde transfer yapamadı. Sebebi de, o fair-play mi ne diye çağırdıkları şey. Benim bir pişmanlığım yok. La Liga'da gerçekten oynamak istiyordum' ifadelerini kullandı.ŞAŞIRTAN 'PARA' SÖZLERİ...Kayda değer başka kiralık teklifi almadığını belirten tecrübeli oyuncu, ücretinde indirim yapmaya da yanaşmadığını söylerken, 'Geçen sezon bir miktar paradan vazgeçtim ve ayrıldım. Bu sezon aynı hatayı yapmadım. Artık başka bir takıma gitmek benim için ödül gibi. Şu anda profesyonelim ve ne deniyorsa onu yapıyorum. İdmana gitmek bana ağır gelmiyor, olması gereken o' diye konuştu.'SÖZLEŞMEMİN FESHEDİLMESİNİ TALEP EDECEĞİM'Sarı-lacivertlilerden ara transfer döneminde ayrılmayı umduğunu belirten orta saha, 'Kış aylarında kesin olarak ayrılacağım. 30 yaşına geldim. Menajer ile konuşacağım ve sözleşmemin feshedilmesini talep edeceğim. Eğer kabul edilmezse de, futbolda kiralama diye bir şey de var, değil mi?' diyerek sözlerini noktaladı.Fenerbahçe'nin 2012/13 sezonu başında 7 milyon euro bonservis ile Juventus'tan kadorya kattığı, geçen sezon Fransız ekibi Bastia'ya kiraladığı ve 2016'ya kadar sözleşmesi bulunan oyuncusu, sarı-lacivertli takımdan yıllık 2,3 milyon euro ücret alıyor.Habertürk
Reklam
İspanya'da Diego Costa'nın Yerine Barcelonalı Munir Kadroya Alındı
İspanya Futbol Federasyonu'ndan yapılan açıklamada, Fransa'ya 1-0 kaybedilen hazırlık maçında sakatlandıktan sonra yapılan kontrollerde, sol bacağında adale zorlanması tespit edilen Diego Costa'nın milli takım kadrosundan çıkarıldığı bildirildi.Teknik direktör Vicente Del Bosque, golcü futbolcunun yerine kadroya Barcelona'nın Fas asıllı genç yeteneği Munir El Haddadi'yi dahil etti.2016 Avrupa Şampiyonası elemelerinde C Grubu'nda mücadele edecek İspanya, ilk maçında 8 Eylül Pazartesi günü Makedonya'yı konuk edecek.Rossi'nin sakatlık kabusuİtalya Birinci Futbol Ligi (Serie A) ekiplerinden Fiorentina'nın golcü futbolcusu Giuseppe Rossi, sakatlığı nedeniyle yaklaşık 5 ay forma giyemeyecek.Fiorentina Kulübü'nden yapılan açıklamada, 27 yaşındaki Rossi'nin sağ dizinden geçirdiği operasyon sonrasında iyileşme sürecinin 4-5 ay süreceği belirtildi.Rossi, ocak ayında yaşadığı çapraz bağ sakatlığı sebebiyle geçen sezon uzun süre forma giyememiş ve 2014 FIFA Dünya Kupası'nda mücadele eden İtalya Milli Takımı'nın kadrosunda yer alamamıştı.
Di Maria'dan Olay Sözler!
Di Maria ve Real Madrid arasındaki kavga büyüyor!Real Madrid’den Manchester United’a giderek ada tarihinin en pahalı transferi olarak tarihe geçen Arjantinli yıldız Angel Di Maria eski kulübü Real Madrid’e ateş püskürmeye devam ediyor. Daha önce yöntemin hakkını yediğini ve “işi biz yapıyoruz övgüyü diğerleri alıyor” diyerek açıklamalarda bulunan yıldız oyuncunun itirafları bitmiyor.İngiliz medyasına da yansıyan bu açıklamalarında Arjantinli yıldız Dünya Kupası finali öncesi Real Madrid kulübünden bir mektup aldığını söyledi.Di Maria “Final sabahı 11.00’de bana ulaşan yazıda finalde oynamamam isteniyordu. Maça beş saat vardı. Kendimi en iyi şekilde hazırlamaya çalışıyordum. Sakatlığım vardı; tam kapasitemi sahaya yansıtamayacaktım ama oynama ümidi taşıyordum. Mektubu okur okumaz hemen yırtıp attım. Kaale bile Haberin Devamı İçin
Fenerbahçe 'İsviçre'den Kötü Haber' Başlıklı Haberi Yalanladı
Fenerbahçe Spor Kulübü, Habertürk'te yer alan 'İsviçre'den kötü haber' başlıklı ve sarı-Lacivertliler’in, Şampiyonlar Ligi’ne katılmak için yaptığı itiraz kesin olarak reddedildiğine dair haberi yalanladı.Habertürk'te yer alan haberin üzerine Fenerbahçe adına davayı İsviçre'de yürüten avukatlardan Abdullah Kaya; '1 Eylül tarihinden İsviçre Federal Mahkemesi tarafından verilen karar yürütmenin durdurulması talebinin reddidir. İsviçre Federal Mahkemesi tarafından CAS kararını karşı açtığımız davada verilmiş nihai bir karar yoktur; dava hala devam etmektedir.' demişti.İşte Fenerbahçe'nin açıklaması;'Bugünkü Habertürk Gazetesi’nde Hilal Öztürk imzasıyla yayınlanan 'İsviçre’den Kötü Haber' başlıklı yazı gerçek değildir.Fenerbahçe’nin İsviçre Federal Mahkemesi’nde CAS Kararı aleyhine açtığı davada nihai kararın verildiği haberi gerçeği yansıtmamaktadır. İsviçre Federal Mahkemesi’nde yürütülen dava halen görülmeye devam etmektedir.Kamuoyunda algı kirliliği yaratma amaçlı yapılan bu tür haberlere itibar edilmemesini rica ederiz.Sporx
Reklam
'Melo'nun TFF Başkanı'nın Elini Sıkmaması Türkiye Cumhuriyeti'ne Hakarettir'
Başkan Aziz Yıldırım’ın 3 Temmuz süreci ile ilgili yaptığı çarpıcı açıklamaların ardından bir diğer gündemi de Galatasaray’ın yıldızı Felipe Melo’ydu. Özellikle Süper Kupa Finali’nde yaşanan olaylar başkan Yıldırım’ı fazlasıyla sinirlendirmiş.Fenerbahçeli oyuncuların Melo ile yıldızı pek barışmıyor. Geçen sezon Emre’yi attırdı, bu kez Volkan ile kapıştı.“Selçuk geldi penaltı attı, Volkan ile arasında hiçbir diyalog var mı? Hiçbir şey yok. Ama Melo ile var. Çünkü Melo devamlı hakaret ediyor. Fenerbahçe maçlarında her türlü pisliği yapıyor. Geçen sene Emre’ye yaptı, Emre atıldı.Kendisine belli vasıfları kendi kendine veren bir oyuncu. Her maçta oyuncularımıza tekme atıyor, dil çıkartıyor. Ve o oyuncu soyunma odasının kapısını kapatıyor, kendi takım arkadaşını dövüyor. Öldüresiye dövüyor. Bununla ilgili ne kendi camiası ne federasyon bir şey yapıyor. Kendi milli takımına almıyorlar, neden almıyorlar?Türkiye Cumhuriyeti’nin federasyon başkanının elini sıkmıyor ve o federasyon başkanının kendi gazeteleri ile başkanın kendisi bu konuda yorum yapmıyor. Melo’nun bu tavrı Türkiye Cumhuriyeti’ne hakarettir. Bizim oyunculardan bir tanesi yapsa siz medya olarak neler yazarsınız, ne hakaretlerde bulunursunuz. Adam kendisini bir hayvanın yerine koyuyor ve kendisini zaten öyle gösteren bir insana mecazi anlamda söylenen bir sözü herkes eleştiriyor. Ne kadar yabancısever olduk ya!‘TÜRK İNSANINA IRKÇILIK YAPIYOR’“Acaba sporcularımız yurt dışında oynadıkları takımlarda bu davranışları yapsalar, o ülkede basın ve kamuoyu ne tür tepki gösterir? Muz göstermeye ırkçılık diyoruz. O hareketi yapan insana herkes saldırıyor. Bu adam Türk insanına karşı her türlü ırkçılığı yapıyor kimse sesini çıkarmıyor. Son Bursa maçında rakibine bir hareketi var. Yaptığı yine ırkçılık.Peki niye basın üzerine gitmez? Irkçılık değil mi bu? Hep Türk çocukları hedef yapılıyor. Bu ne biçim iş. Adamın dokunulmazlığı var. Bunu yarattılar. Federasyon başkanının elini sıkmadığı anda ceza kuruluna sevk etmen ve ceza vermen lazım. TFF kendisine saygılı olunmasını istiyorsa bu konuyu çözmelidir.HER iLE F.BAHÇE EViAziz Yıldırım’ın en önemli hedeflerinden biri de 1 milyon üye. Bu proje doğrultusunda aylardır hummalı bir çalışma var. sürdürülüyor. Yönetim Kurulu Üyesi Ender Alkaya koordinatörlüğünde ciddi adımlar atılmış durumda. Projenin lansmanı önümüzdeki ay içinde gerçekleştirilecek. Sistem hayata geçtiğinde Türkiye’nin her yerindeki her F.Bahçeli kongrede oy kullanabilecek. Tüm illerde şubeler açılacak. Mevcut dernekler şubelere dönüştürülecek. İlk adım dün Antalya’da atıldı. Şube kuruluşu tamamlanan Antalya Derneği’nin düzenlediği gecede 300 F.Bahçeli kulübe üye yapıldı.TÜM İLLERDE TESİSBu yönde derneklerin de kulübe ciddi başvurusu var. Şimdiden 15 derneğin işlemleri tamamlandı, şube olarak tescil edildi. 15’inin de tamamlanmak üzere. Her ilde F.Bahçe evleri yapılacak. Konseptte spor sahaları, salonları, sosyal tesisler, havuzlar yer alacak. Spor okulları kurulacak. F.Bahçe üyeleri,nasıl ki İstanbul’daki, Ankara’daki sosyal tesislerden yararlanabiliyor, aynı tesisler artık tüm illerde olacak. Kulübe üyelik konusunda da tüm F.Bahçeliler’e cazip seçenekler sunulacak.AZİZ YILDIRIM: NE CHELSEA’DE NE R.MADRİD’DE VAR“Bir milyon üye projesi, benim cezaevinden beri üzerinde çalıştığım bir proje. Tüm Türkiye ve dünyadaki Fenerbahçelileri; birleşmeye, yetki ve sorumluluk almaya davet eden bir proje bu. Dünyada başka hiçbir kulüpte benzeri olmayan bir proje. Ne Chelsea’nin Team Card programı ne Real Madrid’in Madridista programları bu boyutta ve hacimde değildir...Ve bu proje her şeyden önce Aziz Yıldırım’ın antidemokratik yönetim sevdalısı olduğuna dair kelamlar düzenlere verilen en güzel cevap olacaktır. Lafa gelince 'AB’ye uyalım' diyen zihniyet sporda bunun tam tersini yapmaya başladı. Şimdi biz de bu operasyonu yaparak tamamen Türk çocuklarına uygun sistemi kurmaya çalışacağız.”ASBAŞKAN ENDER ALKAYA: KİŞİLER DEĞİL KİTLELER YÖNETECEK“Türkiye’nin her tarafında Fenerbahçeliler’in bulunduğu her yerde bir şube açmayı planladık. Her ilde Fenerbahçe evi olacak. Bankalarla yaptığımız anlaşma var. Denizbank’tan çok cazip kredi faizleri aldık, ortak bir kart yarattık. 36 ay vade ile temsilci üye olabilecekler. Sisteme göre her şubede 200 kişi tamamlandığında bir delege seçebiliyorlar. 5 kişilik yönetim kurulları da genel kurullara katılabiliyor. Dolayısıyla her Fenerbahçeli kongrede temsil edilmiş oluyor.”CEO HASAN HAKKI YILMAZ: TAM DEMOKRASİ“1 milyon üyeden bahsediyorsanız tam demokrasinden bahsediyorsunuz demektir. Türkiye’nin her yerinden gelen Fenerbahçeli’nin oy verdiği bir sistem. Müthiş bir demokrasi uygulaması. İki üç sponsor, zengin iş adamının parası ile bu işler sürdürülemez. Çözüm bulunamazsa Türk sporu duvara toslamak üzere. 500-600 milyon Euro bütçeli takımlarla 100 milyon Euro’luk bütçeyle yarışamazsınız. Bir kere şampiyon olsan ne olur sonrasında 15 sene bir şey olamıyorsan.”'VOLKAN YÖNETİCİ OLACAK KALİTEDE’Volkan bu kulüpte ileriki dönemlerde yönetici olacak kalitede bir insandır. Gerekirse de antrenör, idari menajer olacaktır. Her konuda iyi bir Fenerlidir. Milli Takım’a alınmaması oradaki teknik heyetin sorumluluğundadır ama alınması gerektiğini de ben buradan söylüyorum. Alınsaydı bazı yerlere mesaj olurdu.”'EVET DEĞİŞTİM'Başkan Vekili Abdullah Kiğılı’nın Fenerium’dan sonra yönetimdeki görevinden de istifası çok konuşulmuştu. Bununla ilgili olarak birçok iddia ortaya atılırken, başkan Aziz Yıldırım yaşananları tüm ayrıntısına kadar Habertük’e anlattı.-Abdullah Kiğılı istifa etti ve sizi de suçlayıcı açıklamalar yaptı. İstifadan döndürmeye çalıştınız mı? Abdullah beyin dediği gibi gerçekten de değiştiniz mi?“Ben Fenerbahçe’nin aleyhine olacak hiçbir şeye müsaade etmem. Fenerbahçe’de tek başına imza atma yetkisi başkanda bile yoktur. Aziz Yıldırım’ın imza attığı yerde muhakkak bir yönetici daha imza atacaktır. Tüzükte de böyledir ve ben bunu 16 senedir uyguladım. Ama bizim Fenerium müdürünün tek başına 150 milyon TL’ye imza atma yetkisi vardı...Bu olaydan önce ben kendilerini uyardım. Abdullah Kığılı’ya da söyledim. ‘Bu kulüpte benim bile böyle yetkim yok, bunun sorumluluğu ağırdır’ dedim. Ama o bunları anlamadı. En sonunda formalar satışa çıktı, ben de Mahmut bey ile tanıttım.”‘SEVKİYATI BEN YAPTIM’“Ertesi gün geldim buraya hiçbir Fenerium yetkilisi yoktu. Ben 30 tane forma aldım, pazar günü evimden kalktım yine buraya geldim. Mağazada forma bulamayan taraftarlarımıza versinler diye formaları iade ettim, yine Fenerium’da kimse yoktu. Depolara ben gittim, yığılmış, bekleyen malzemelerin sevkiyatını ben yaptırdım. Kargo şirketi ile anlaşma yapmışlar, buradan Suadiye’deki, Akasya’daki, Akmerkez’deki mağazaya bile kargo ile mal gidiyor İstanbul’un tüm semtlerine... Haliyle geç gidiyor. Müdahale ettim, her sevkiyatı kulübün araçlarıyla yaptırdım.”‘BİRİ YANLIŞ SÖYLÜYOR’“Birkaç gün sonra müdürü çağırdım. Bir gün önce yardımcısına ‘Adidas’tan kaç tane forma geldi?’ diye sordum. ‘29 bin geldi, bin 500 tane de bugün geliyor 30 binin üzerine çıktık’ dedi. O gün müdüre aynı soruyu sordum. ‘18 bin tane geldi’ dedi. ‘Bir yanlışlık olmasın’ dedim, ‘Bu listeleri ben hazırladım’ karşılığını verdi. Ben de ‘Yardımcısını çağırın biri yanlış söylüyor’ dedim. Yardımcı yine 30 bin 500 rakamını verdi, ‘Benim size söylediğim gibi’ dedi. Müdüre ‘Hani 18 bindi’ dedim. Cevap veremedi işine son verdim. Çünkü Fenerium ile müdürün ilgisi yoktu. Kendisine başkanda olmayan yetkiler verirseniz böyle olur.”‘150 MİLYON TL’LİK BÜTÇEYE ULAŞMASI GEREKİR’“Abdullah Kiğılı diyor ki; ‘Aziz Yıldırım değişti.’ Evet doğru! 2011 yılındaki Aziz Yıldırım neyse yeniden yargılama çıktıktan sonra da öyleyim. Çünkü o arada hiçbir şeye karışmıyordum. Karışmadığım için de anlattıklarım ortada. Fenerium olması gereken yerin gerisinde. Türkiye’de şu anda 150 milyon TL’lik bütçelere ulaşması lazım. Çünkü Fenerium’u Fenerbahçeliler büyütüyor, biz değil. Bizim orada çalışmamız, onlara hizmet, ürün götürmemiz lazım. Biz bunları yaparsak Fenerium kendisi büyür. Fenerium’la ilgili kısa bir bilgi vermek isterim. Fenerium 2007 yılında mağazacılık faaliyetlerinden 35.7 milyon dolar ciro, 12.9 milyon dolar kar elde etmişti. Geçen yıl ise 42.8 milyon dolar ciro elde edilmiş. Kar ise 10.6 milyon dolar olmuştur.”‘ABDULLAH BEY BASINLA KONUŞMAYI ÇOK SEVER’“Abdullah Kiğılı seçime 8 ay kala aday olmayacağını basına söyler, çünkü basınla konuşmayı çok sever. Bu sene, bu konuda neyseki rahatız! Abdullah Bey ile aramızda geçtiği iddia edilen yalan ve çirkin bir haber yayınlandı. Bunu yazan kişi Engin Verel ve gazetesi hakkında dava açtık. Verel’i de Disiplin Kurulu’na şikayet ettim.”ERSUN YANAL VE SES KAYDISoyunma odasındaki konuşmaların sızdırılmasının sorumlularını bulabildiniz mi?“Belirli bir gerçekliği ve seviyesi olamayan hiçbir iddia ve yalana cevap vermeme kararı aldık. 3 Temmuz’dan bu yana bu tür hukuka aykırı delillerden en çok mağdur olmuş bir yönetimiz. Önce futbolcularımıza suç attılar. Sonra yöneticilerimize saldırdılar. Ben ekibime ‘Sakın cevap vermeyin’ dedim. Sağolsunlar kimse muhattap olmadı. Sonra Ersun hoca zaten çıkıp ‘Tüm kayıtlar kontrolümde yapılıyordu’ dedi. Konu kapandı.”‘YENİDEN YARGILAMA İLE HERKES ETEĞİNDEKİ TAŞI DÖKMELİ’Bugün herkes bizim üzerimizden bu olayı kullanıyor. Türkiye de kullanıyor, Avrupa da kullanıyor. Herkes bizim üzerimizden kendi menfaatleri doğrultusunda 3 Temmuz’u kullanıyor. Bunu siyaset de kullanıyor, ekonomi de kullanıyor. Mahkemede hesaplaşılması lazım. Hesaplaşmanın sonucunda çıkacak düşüncenin doğrultusunda herkes o zaman samimi olarak birbirine elini uzatacaktır. Stadın karanlığında kupa almak için çarpışanlar, zorlayanlar “Biz dostuz” diye konuşurlarsa, bizi üzerler. Yeniden yargılama ile herkesin eteğindeki taşı mahkemede dökmesi lazım.‘SAHTE DOSTLUKLAR BANA TERS’Biz herkesi oraya çağıracağız. İnsanların bildikleri veya bilmedikleri konuları orada gündeme getireceğiz. Orası yalnızca Fenerbahçe’nin yargılanma yeri olmayacaktır. Türk sporunun yargılandığı yer olacaktır. Ondan sonra da hepimiz kucaklaşacağız.Onun dışında ben “Dost olalım” kelimesini kabul etmiyorum. Sahte dostluklar benim anlayışıma ters geliyor. Dostluğun yerine gelebilmesi için gerçeklerle yüzleşilmesi şarttır. Eğer gerçeklerle yüzleşilemezse kulüpler arası dostluk hiçbir zaman oluşturulamaz, barış getirilemez.‘YALANDAN BİR ARAYA GELME’-Kulüpler Birliği toplantılarına katılacak mısınız?Hayır.-Fenerbahçe’den katılım olacak mı?Onun şartlarına bakarız.-Kulüpler Birliği’nin başkanları bir araya getirme çabalarından bahsediliyor..Yalandan bir araya gelmenin önemi yok. Önemli olan isteyerek, tavırlarınızı ortaya koyarak bir araya gelmek. Yürekten bir araya gelelim. Onun da şartını söyledim. Yeniden yargılama Türk sporu için çok önemlidir. Sporun içinde dostluk olacaksa yeniden yargılamada Türk sporu geçmişinden bugüne yargılanmalıdır. Herkes gelsin korkmadan konuşsun. Devlet de desin ki ceza vermeyeceğiz. Biz suçluysak bize ceza versinler,bizim dışımızdakilere vermesinler. Ama gelsin herkes korkmadan söylesin doğruları. Herkes gelsin doğruları anlatsın ve bu iş bitsin.‘BİR TÜRK ÇOCUĞUNA YAPILAN MUAMELE BENİ ÜZDÜ’Süper Kupa Finali’nde yine olanlar oldu. En sonunda da Volkan, Milli Takım’a alınmadı. Sizce bir tavır mı söz konusu? Demirören’in manifestosu doğrultusunda mı kadroya çağrılmadı? Geçen sezonda da Melo ile tartışan Emre atılmıştı. Neler söylersiniz?Aslında bu konuları konuşmak istemiyorum ama madem ki soruyorsun, cevaplayayım. Fenerbahçeli olduğu için ceza aldı Volkan. Her şeyden önce Türk Milli Takım kaptanına ve bir Türk çocuğuna yapılan bu muamele beni üzdü. Ayrıca Süper Kupa’yı Fenerbahçe düzenlemedi. Bunun sorumluluğu tamamen federasyonundur. Oraya gelen seyircinin hiçbirinin içeri girmesinde bizim dahlimiz yok. Tüm tedbirleri federasyonun alması lazım. Kupada her şeyi federasyon uyguladı, cezayı biz yedik. Halka arz bir şirkete kafana göre ceza veriyorsun. Olmaz ki! O zaman düzenleme, kaldır Süper Kupa’yı.‘ADALETİ SAĞLAYAMAZSAN SAĞLAYAN BULUNUR’Volkan daha kalesine geçmeden su şişeleri yağdı. Küfür ediyorlar annesine, kızına, eşine... Volkan namuslu, şerefli, Anadolu çocuğunda olması gereken tüm vasıfları üzerinde barındıran bir çocuktur. Böyle bir insana tüm bunları yapacaksınız ve bu insandan hiçbir tepki koymamasını bekleyeceksiniz. Volkan dik ve delikanlıdır. Haksızlığa, küfre, hele hele ailesine yapılan hiçbir tacize kayıtsız kalmaz. Burada hakemin yapacağı şey maçı oynatmamaktı. Statlarda bu tür olayların olmasını engellemeniz lazım. Tribünlere gelen insanların onları atmamasını sağlayacaksınız. Bunun tedbirini de federasyon alacak. Siz bunları almamışsınız, suç sizde ama Volkan’ı suçluyorsunuz. Federasyonun tavrı üzücü. Volkan’a savunma hakkı bile tanınmadı. Nedense savunma yapmasından korkuldu. Apar topar karar verildi. Sen Seba Ligi diyorsan, Fair Play diyorsan, önce adaleti sağlayacaksın. Sağlayamazsan, sağlayanlar bulunur.TİCARİ OPERASYONA HAYIRSüper Lig’in başlamasıyla birlikte tartışılan bir diğer konu da Passolig... Tribünlerin büyük bir kısımı buna tepkili. Özellikle Fenerbahçeli taraftarlar bu uygulamayı istemiyor. Peki başkan Aziz Yıldırım’ın bu konudaki düşünceleri ne? Önümüzdeki günlerde Fenerbahçe Passolig’e geçecek mi? İşte bu konudaki duygu ve düşüncelerini de başkan Yıldırım çok net bir şekilde dile getirdi.‘E-BİLET’E KARŞI DEĞİLİZ’Sayın başkan, Passolig sistemine bir tek Fenerbahçe geçmedi. ‘Fenerbahçe’nin ayrıcalığı ne? Kanunen suç işliyorlar’ şeklinde eleştiri getirenler var. Anlaşmayı neden kabul etmiyorsunuz? Nelere karşı çıkıyorsunuz, ne istiyorsunuz?“Biz kanuna karşı hiçbir eylemde bulunmuyoruz. Kanun iyice okunduğunda bunun yalnızca e-bilet konusu olduğu görünmektedir. Biz de e-bilet satışına karşı değiliz. Ancak ihaleyi aldıklarını söyleyenler bizim diğer bankalarla yaptığımız anlaşmalar gereği kulübümüze gelen gelirleri de yok edecek bir tutum içindeler. Onlar diğer bankalarla yapılan anlaşmaların iptal edilmesini istiyorlar. Bunun karşılığında da kulübümüze 1.8 milyon dolar teklif ediyorlar. Taraftar kartımız ve bankalardan kulübümüzün elde ettiği gelir ise 18 milyon TL’dir.”‘BİZ ZATEN TARAFTARIMIZA BAZI HİZMETLERİ VERİYORUZ’“Fenerbahçe’nin haklarını kimseye yedirmeyiz. Onlara teklifimiz vetavsiyemiz yalnızca Biletix’in yaptığı gibi bilet satışını organize etmeleridir. Firma yetkilileri bizimle yaptıkları ilk görüşmede 25 milyon TL kazanacağımızı ve 5 milyon dolar da ayrıca harcama yapacaklarını beyan ettiler. Biz ise yapılacak 5 milyon dolar harcamayı kulüp olarak yapmayı taahhüt edeceğimizi söyledik. Onlara 20 milyon TL yılda bize ödemeyi taahhüt ettikleri taktirde 10 yıllık bir anlaşma yapabileceğimizi söyledik.Bu toplantıdan sonra bize ancak 1.8 milyon dolar ödeyebileceklerini beyan ettiler. Biz ise Fenerbahçe Spor Kulübü olarak kredi kartı operasyonuna girmek istemiyoruz. Çünkü karta tüm belediye ve kuruluşlardaki hizmetleri de almak istiyorlar. Biz bugün bazı hizmetleri kendi taraftarımıza zaten veriyoruz.”‘SPONSORLUK İSTEMİYORUZ’“Biz sizin sponsorluk paranızı istemiyoruz dedik, 9 milyonu sildik. Hatta ‘yatırımı da kendimiz yapacağız’ dedi başkanımız. ‘25 lirayı da istemiyoruz, kendi hakkınızı ve federasyon hakkınızı alın, geri kalanı biz taraftar kartına yükleyeceğiz’ dedik. ‘Bunun karşılığında passolig sistemine biz de girelim’ dedik. Bu sistem kanuna uyumlu şekilde çalışsın, ama biz bu ticari olayın içinde yokuz dedik. Biz sponsorluk da istemiyoruz. Sadece kart maliyetini taraftardan alabileceklerini söyledik.”HABERTÜRK
Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi’ne Katılamayacağı Kesinleşti
İsviçre Federal Mahkemesi, Fenerbahçe kararını açıkladı. Sarı-Lacivertliler’in, Şampiyonlar Ligi’ne katılmak için yaptığı itiraz kesin olarak reddedildi.Habertürk'ten Hilal Öztürk'ün haberine göre; İsviçre Federal Mahkemesi, Fenerbahçe kararını açıkladı. Sarı-Lacivertliler’in, Şampiyonlar Ligi’ne katılmak için yaptığı itiraz kesin olarak reddedildi.Kararda Fenerbahçe’nin yaptığı savunma da yer aldı. İşte o dikkat çekici savunma: “Temmuz 2014’te Türkiye’de birçok polis memuru tutuklanmıştır. Bu soruşturma kapsamında soruşturmayı yürüten polis memurları delilleri sahte üretmekten tutuklanmışlardır. Mahkemenin (UEFA) verdiği karar bu polislerin ürettiği sahte deliller üzerinden oluşmuştur. Şunu da belirtmek isteriz ki takımın yöneticilerine karşı yapılan suçlamalar Türk yargısı tarafından bozularak yeniden bir davanın görülmesi için karar verilmiştir.”Şampiy10
Reklam
TT Arena'yı Kediler Bastı
TT Arena'da en son maç 4 ay önce oynanmış olmasına rağmen, zeminin hali endişe veriyor. Bunun sebebi ise stada girerek zemine idrarını yapan çok sayıda kediSüper Kupa'da Manisa 19 Mayıs Stadı'nın, ligin ilk haftasında ise Mersin Arena'nın zemini başta olmak üzere çim kalitesinin futbola olumsuz etkisi net bir şekilde gözler önüne serildi. TT Arena'da en son 17 Mayıs 2014'te Erciyes'le karşılaşan G.Saray, geçen 4 aylık süreye rağmen zemin sorununu yüzde yüz çözemedi. Ama geçen sezonların aksine Arena'nın zemininde yaşanan sorun bu kez çok şaşırtıcı... TT Arena'daki zeminin bazı bölümlerinin 'kel' kalmasının sebebinin iklim koşulları değil kedi olduğu ortaya çıktı. Seyrantepe civarında bulunan çok sayıda kedinin, özellikle gece saatlerinde stadın içine girerek çimlere idrarını yaptığı tespit edildi. Sabah
Sabri'ye Florya'da Büyük Şok!
Galatasaray’da kadro dışı bırakılan, kaptanlığı elinden alınan, başka takıma gitmesi için zorlanan Sabri Sarıoğlu, A2 takımına gönderildiği yetmezmiş gibi, sarı-kırmızılı takımdan da iyice dışlandı. Florya’da “İkinci sınıf” muamele gören Sabri, diğer futbolcuların yemek yediği yemekhaneyi bile kullanamıyor.15 yıl hizmet ettiği Galatasaray’da şu an A takım binasına girmesi bile yasak olan Sabri’ye yemek de çıkmadığı belirlendi. Sarı-kırmızılılarda yemekleri sadece A takım futbolcularının yiyebileceği ve bu yüzden kadro dışı kalan sporcuların yemeklerini evde yiyip gelmelerinin istendiği vurgulandı. 2003’ten beri Galatasaray forması giyen Sabri’nin antrenmanlarda kullanacağı malzemelerde de değişikliğe gidildi.Buna göre A takım malzemecisinin kesinlikle Sabri ile ilgilenmeyeceği, tecrübeli futbolcunun antrenman malzemelerinin gerekirse A2 takımı malzemecisi tarafından karşılanmasının istendiği vurgulandı. Sabri’den istenen bir diğer şey ise A takım tesislerde iken kesinlikle tesislerde bulunmaması. Böylece ömrünün yarısı tesislerde geçen Sabri Sarıoğlu için Florya çekilmez bir yer haline geldi.Galatasaray ile 1 yıl daha sözleşmesi bulunan ve lisansı çıktığı için bu sezon A2’de forma giyebilecek olan Sabri Sarıoğlu ise, sahipsiz bırakıldığını düşünüyor. Yakınları ile dertleşen tecrübeli ismin, “Bu karar bana baştan iletilse daha farklı bir yol izleyebilirdim. En iyi sezonumu geçen yıl geçirdim. Hoca görmeden kadro dışı bıraktı. Sonra Mancini’nin kararı dendi. Ama Prandelli de onun kararı olmadığını söyledi. Demek ki bu kararı hocalar almadı. Hoca beni görüp yetersiz bulsa yine kararına saygı gösterirdim” dediği öğrenildi.Tecrübeli futbolcu sezon sonuna kadar takımda kalmayı ve sözleşmesinin bitimiyle beraber kendisiyle ilgili kararda bir değişiklik olmazsa Galatasaraylı Sabri olarak sahalara veda etmeyi planlıyor.
İzlanda Maçı İptal Edilebilir
A Milli Futbol Takımımız’ın 9 Eylül Salı günü İzlanda ile oynayacağı 2016 Avrupa Şampiyonası eleme maçı öncesi bu ülkedeki yanardağ tehlikesi sürüyor.Fatih Terim, İzlanda’daki yanardağ patlaması ve maçın oynanıp oynanmayacağı ile alakalı soruya ” Yanardağın aktif olduğunu biliyoruz. Hepimiz bekliyoruz. UEFA bu konuda karar verecek” dedi.Terim: yanardağın aktif olduğunu biliyoruzFatih Terim, antrenman sonrasında Semih Kaya’nın sakatlığı nedeniyle kadrodan çıkarıldığını ve yerine herhangi bir futbolcuyu çağırmayacağını belirtti. Daha sonra Terim ‘Maç başka bir yerde oynanabilir mi’ sorusuna esprili bir dille ” Zaten hep biz dışarıda oynuyoruz diye yanıt verdi. Uefa’nın bu konuda İzlandalı yetkililerden bilgi alıp 7 Eylül’de karar vereceği belirtiliyor.Türkiye A Milli takımının akşam yapılan antrenmanını Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören küçük oğlu Cemal ile birlikte izledi. Ayrıca yöneticiler Arif Koşar ve Cengiz Zülfikaroğlu da antrenmanı takip etti.Ay Yıldızılıların antrenmanını down sendromlu minik Melek Tolar’da izledi. Minik kızı idman sonunda Fatih Terim Benim minik meleğim” diye severken futbol topunu küçük kıza hediye etti.İZLANDA HAVA SAHASI UÇUŞ TRAFİĞİNE AÇIKBardarbunga volkanı patlaması sonrasında şu anda İzlanda hava sahası uçuş trafiğine açık durumda…Türkiye Futbol Federasyonu yetkilileri ise maçın normal programa göre mevcut koşullarda oynanacak şekilde hareket ettiklerini belirtirken, maçın güvenlik nedeni ile ertelenmesi halinde boş takvimi nedeni ile Mart ayına alınma ihtimali bulunuyor.AMK Spor
Krasic Neden Ayrılamadığını Anlattı
Fenerbahçe'de A2 takımı ile çalışmalarına devam eden Milos Krasic, yaz aylarında takımdan neden ayrılamadığını anlattı.Yaz aylarında sakin bir transfer dönemi geçiren Fenerbahçe'de yaz aylarında elden çıkarılamayan ve A2 takımı ile çalışmalarına devam eden Milos Krasic, Sırp basınına sitem etti.La Liga ekiplerinden Elche'ye transferinin gerçekleşemediğini kaydeden Sırp oyuncu, 'Elche'ye transferim gerçekleşmediyse, benim yapabileceğim bir şey yok. Kulüp son 20 günde transfer yapamadı. Sebebi de, o fair-play mi ne diye çağırdıkları şey. Benim bir pişmanlığım yok. La Liga'da gerçekten oynamak istiyordum' ifadelerini kullandı.ŞAŞIRTAN 'PARA' SÖZLERİ...Kayda değer başka kiralık teklifi almadığını belirten tecrübeli oyuncu, ücretinde indirim yapmaya da yanaşmadığını söylerken, 'Geçen sezon bir miktar paradan vazgeçtim ve ayrıldım. Bu sezon aynı hatayı yapmadım. Artık başka bir takıma gitmek benim için ödül gibi. Şu anda profesyonelim ve ne deniyorsa onu yapıyorum. İdmana gitmek bana ağır gelmiyor, olması gereken o' diye konuştu.'SÖZLEŞMEMİN FESHEDİLMESİNİ TALEP EDECEĞİM'Sarı-lacivertlilerden ara transfer döneminde ayrılmayı umduğunu belirten orta saha, 'Kış aylarında kesin olarak ayrılacağım. 30 yaşına geldim. Menajer ile konuşacağım ve sözleşmemin feshedilmesini talep edeceğim. Eğer kabul edilmezse de, futbolda kiralama diye bir şey de var, değil mi?' diyerek sözlerini noktaladı.Fenerbahçe'nin 2012/13 sezonu başında 7 milyon euro bonservis ile Juventus'tan kadorya kattığı, geçen sezon Fransız ekibi Bastia'ya kiraladığı ve 2016'ya kadar sözleşmesi bulunan oyuncusu, sarı-lacivertli takımdan yıllık 2,3 milyon euro ücret alıyor.Sporx
Reklam